Zsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite Serileri




Herkese merhaba,



Aslında bu röportajın benim için çok farklı bir deneyim olacağını daha Zsar Chankian fotoğraflarına bakarken anlamıştım. Bu röportaj, klasik soru-cevap röportajları beklentisi içinde olmamanızı gerektiriyor, gelin biraz Freud’dan, Jung’dan, psikolojiden, psikanalizden, felsefeden, iç karartıcı yalnızlığımızdan, derinlerde sakladıklarımız coşku, öfke, mutluluk ve üzüntülerimizden, hepsinin önemlisi ucu bucağı olmayan hayalperestliğimizden bahsedelim J



Çünkü Zsar Chankian tam da böyle bir adam, hepsinden biraz almış, asla “tek” ya da “bir” olmak üzerinde yoğunlaşmamış, fotoğrafın ve yaptığı dijital manipülasyon ile yarattığı sanatsal çalışmaların yerini kendi hayatında dengeli ölçülere yaymış ve açıkçası bunlardan beslenerek yaptığı çalışmaları ve kendi yaptığı internet sitesi ile sanal dünyanın en iyileri arasına girmiş, işte bu yüzden ben de kim bu Zsar Chankian? Sorusundan çok neler yapar? Nasıl yapar? Sorularına cevaplar aradım. Keyifle okumanızı dilerim”¦




Başlamadan biraz ısınmak için muhabbet ettik, Zsar Bey benim kim olduğumu, ne iş yaptığımı, Fotoritim ile bağımı ve daha birçok şeyi sordu J Ben de tam o sırada başladım kayda;



Zsar Chankian: Hımm, başladık mı? Merhaba, ne diyordum? Çok üstüne gitsem de sorular ve cevaplardan, sebep sonuç ilişkisinin çok hoşlanan biri değilim aslında, hep bir etkileşim halinde olduğumuz için anlam kendisini durmadan değiştiriyor ve geliştiriyor.



Tuba Döner: Evet ben şöyle düşünüyorum, aslında bir cümleye başlıyoruz ve daha konuşma sırasında kendi cümlemiz bize anlamsız gelmeye başlıyor ve sonunda kendi söylediğimize çok tezat düşebiliyoruz.



Z.C.: Gerçi o da bir yolculuk, anlamın akışındaki durumun ta kendisi! Herşey algı ile sınırlı.




T.D.: Karşılıklı bireysel algıyla alakalı mı diyorsunuz yani?



Z.C.: Çok da taraflar oluşturmayı gerektirmiyor bu durum; siz bir şey aktarıyorsanız, aktardığınız zaman ile geçmiş zaman arasında algı değişebiliyor. Karşınızdakinin algısı da o yönde değişebiliyor. Aslında bu da keyifli ve değerli. Deconstructivism, Derrida, severek incelediğim filozof, ilgilenmenizi tavsiye ederim.



T.D.: Dikkat ettim felsefe ile çok ilgilisiniz. Ben felsefe ile ilgilenmeye başladığımda çok küçük yaştaydım, algılarımın çok ötesindeydi. 11 yaşımda felsefe kitapları okumaya başladım.



Z.C.: (Gülüyor) Zordur.



T.D.: Babamın etkileri çok büyük aslında buna, Sofi’nin Dünyası’nı almıştı bana, o biraz daha çocuklar için felsefe tadındadır ya. 11 yaşında onu okumaya başladım, sonra Sokrates çok ilgimi çekmişti. Ama şimdilerde Jung okuyorum, daha analitik psikolojiye yöneliyorum.



Z.C.: Jung Freud’un öğrencisidir!




T.D.: Evet biliyorum, ama bir yerde fikir ayrılığına düşüyorlar.



Z.C.: Nedir o fikir ayrılığı? (Soruları ben sormuyor muydum burada? J)



T.D.: Bildiğim kadarıyla analitik psikolojide Freud insanın bir yerden sonra iyileştirilemez olduğunu düşünüyor ama Jung’a göre her insanın beynine, bilinçaltına girmenin bir yolu vardır.



Z.C.: Biz bu konuda çok iyi anlaşacağız. (Gülüyor) Algıladığım Freud ile başlayan psikanaliz süreçte, bir şeyin arkasındakini aramak sancılı olabiliyor, insanı geçmişe gönderiyor ki hiçbir zaman gidemediğin bu yeri bulunduğun yaşınızla kabul etmek durumunda kalıyorsunuz ve aslında insanı bir yere sıkıştırıyorsunuz. Freud’u ben de kendime pek yakın göremiyorum. Fakat Jung üzerine ekliyor, daha nefes aldırıyor. Fotoğraflarımda bu compozit durumu görebilirsiniz. Deconstructivizm dediğimiz durumda bütün sıkışmış anlamların aslında metafizik olduğunu söylemeye çalışıyor. Anlamları patlatmak, parçalamak üzerine. Bir enerjiyi ne kadar düşük boyuta indirgerseniz o kadar iyi, çünkü her enerji sonsuz ve rastgele ihtimalle değerini düşürmek üzerine planlı. Deneyim.



T.D.: Yani bir şeyi patlatmamaya odaklı mı?



Z.C.: “Patlatmak” çok doğru kelime olmayacak , kelimeler sıkıştırmak istedikçe diğerinin hareket alanı isteyeceği bir süreci başlatıyor. Burada anlam akışı önemli olan, fotoğraflarımda tek bir konuyu anlatsam da beni sınırlayan tek şey fotoğraf aslında.





T.D.: Gruplama var, bütün fotoğraflarınızda var mesela? Her biri için özellikle isimler bulmuşsunuz. Bu obsesif bir yanınız olduğunu düşündürüyor.



Z.C.: Öyle algılıyorsanız öyle olsun.



T.D.: Ben öyle olduğum için, benim bakışım beni o algıya götürüyor aslında. Benim obsesif yanımla alakalı, düzen takıntım var, mimari ya da geometrik şekillerle ilgili de takıntılarım var.



Z.C.: İşte o anlamı sıkıştırmaya çalışmanızdan geliyor. Bilgisayar dünyasında 0’lar ve 1’ler vardır biliyorsunuz. Orada ne yaparsanız yapın bir yere sıkışıyorsunuz, “obsesyon” isteseniz de istemesiniz de var. Benim yaptığım her bir fotoğrafa bir isim verip o isme fotoğrafı sıkıştırmamaya çalışmak.



T.D.: Normalde fotoğraf çekerek para kazanmıyorsunuz.



Z.C.: Evet




T.D.: Bu durumda fotoğraf hayatınızın neresinde? Ne kadar önemli? Ne zamandan beri sizinle?



Z.C.: Aslında fotoğraf her an var, Elinizde makine olsa -olmasa da var çünkü gözünüz algılarınızla fotoğraflar çekiyor. Fotoğraf’ı çok da ulvi bir yere koymuyorum. Fotoğraf insanoğlunun anlam akışındaki durumu belgeleyen bir element, bir parametre.



T.D.: Aslında anlamları dondurabilen de bir parametre.



Z.C.: Onu da söylemek istemiyorum, fotoğraflarda zamansız olmayı seviyorum..



T.D.: Uzak, sonsuzluk ifadesi de var fotoğraflarınızda.



Z.C.: Öyle algılıyorsanız öyle olsun tabi, sizdeki yorumlarını da almak isterim. Anlatıyorum ama o anlam ivme olsun istiyorum, o anlam devam ettiğinde bambaşka şekillerde geri dönebiliyor, dönüşebiliyor. Şunu seziyorum; veriyi aktaranlar var, anlamlandıranlar var, bir de anlatanlar var. Fotoğrafa çok sadık olunması gerekliliği fanatikliğinde değilim ama hiçbir değişiklik yapılmamış fotoğrafları çok canlı ve samimi de bulabiliyorum. Siz fotoğraf çeker misiniz bu arada? Ne tarz fotoğraflar çekiyorsunuz?




T.D.: Benim analog bir makinem var, siyah&beyaz çekmeyi, karanlık odada çalışmayı seviyorum ama dijital fotoğraf ile ilgili de yeni şeyler öğreniyorum, portre ve stüdyo fotoğrafçılığı üzerine eğitim alıyorum. Portre fotoğrafları çok seviyorum. İçinde insan olmayan ya da insan duygularından herhangi birini bana hissettirmeyen fotoğrafları sevmiyorum. Mesela safi manzara fotoğraflarını sevemiyorum. Bu benim eksim de olabilir elbette.



Z.C.: Benim fotoğraflarımda da insanın kendinden çok izleri olur genelde.



T.D.: Anlam olarak hep insan duygularından yola çıkmışsınız ama, isimlerinden bile belli bu.



Z.C.: Evet, elbette. Ama insanlardan izin almadan, hissettirmeden, dikizlemek pek hoşuma gitmiyor.




T.D.: Fotoğraf sanat mı burada yoksa amaç mı?



Z.C.: Durum, Fotoğrafın şöyle bir hoşluğu var diyelim, sizi bir yere odaklandırıyor. Baktığınız yönde anlamlı bakmak üzere gidiyor gözlerimiz, o anı yakalayayım diyoruz mesela. Ki “o an” bir belgeyse bence çok çok değerli olabiliyor.





T.D.: İztanbul serisinde çok çarpıcı “o an” fotoğraflarınız var mesela? Bazen rast gele çektiğiniz fotoğraflar en çok anlam yükleyebildikleriniz olabiliyor.



Z.C.: Evet , fotoğrafı çekerken o anı sadece ben yaşayabiliyorum.



T.D.: Peki ne kadar zamandır “Zsar Chankian” olarak internet aleminde varsınız? Ben bir arama motorunda isminizi aradığımda 3000’den fazla sonuç çıkıyor.



Z.C.: Zsar Chankian iki buçuk yaşında J




www.zsarchankian.com


T.D.: İnternet sitesi ve font için de ayrıca tebrik etmek isterim çok güzeller gerçekten.



Z.C.: Evet el yazısı da site tasarımı da bana ait. 5 sene evvel fontu yaptım ve orada durakladım.. Ağabeyim profesyonel fotoğrafçıdır, kendisinin web sitesini yaparken bazı şeyler oluşmaya başladı. www.zsarchankian.com sonradan oluştu. Başkasının ifadesinden destek almayayım, kendi el yazım olsun ve tek aldığım ifade fotoğrafların kendisi olsun istedim. Çünkü fotoğraf benim yarattığım bir şey değil, kameranın yarattığı bir şey ve görsel size fotoğraf makinesi tarafından veriliyor. Anlayacağınız Zsar Chankian dijital verileri kullanarak doğmuş bir canlı türü ama bir marka değil.




T.D.: O zaman bunu siz ticari anlamda hiçbir amaca dökmek istemiyorsunuz ve sadece keyfiniz mi bu?



Z.S.: Yani aslında keyfim olarak başladı ve devam ediyor ama doğru platformu bulursam bir sergi açmayı planlıyorum.



T.D.: Peki o zaman ne olacak? “Gerçek kimliğiniz ortaya çıkacak, herkes kim olduğunuzu bilecek. Çatışacaklar mı peki? (Gülüyorum)



Z.S.: Bilecek tabi, bilsinler sorun yok. Bazen kendisini (Zsar Chankian’dan bahsediyor) kıskanabilirim de sonuçta çatışma da bir iletişim hali… (gülüyoruz)




T.D.: Siz çok pozitif bir ayrışım yaratmışsınız karakterinizde aslında. Bir tarafta normal hayatını yaşamaya devam eden gerçek kimlik var, sosyal bir yaşantısı var, belki günde bir kez internete giriyor ve o zaman da Zsar Chankian oluyor.



Z.S.: Evet kesinlikle, bunları duymak güzel oldu. Sonuçta internette insanların kendini güvende hissetmesi için her şey var sizi fişlemeye, adlandırmaya çok müsait. Zsar Chankian da kıvamsız, ucu ya da sonu yok, sonuçta kendiliğinden oluşmadı ama nereye gittiğini de bilmiyorum, sınırları ya da bir şekli bir kalıbı yok, ben de kendisini ilgi ve merakla izliyorum. J



T.D.: Zaten Zsar Chankian’ı herkesin beğenmesini bekleyemeyiz değil mi?



Z.C.: Tabi ki, çok ilginçtir, aldığım veriler doğrultusunda şunu hissediyorum, Benim yaptığım işlere baktıklarında insanlar çok da fotoğraf görmüyorlar, duyguyu ve anlamı hissediyorlar..Benim bile görmediğim başka insanların görüp bana anlattığı veriler olabiliyor ki verinin aynı yönde gördüğümüzü sandığımız fotoğraf ile belgelenmiş gerçeklik olması bundan çok önemli, müthiş mutluluk veriyor.




T.D.: Web sitenizdeki “hakkında” bölümünde yazan felsefe benimsediğiniz bir felsefe mi?



Z.C.: Elbette fakat yazı metni konusunda destek aldım. Dijital kimlik, adımın olmaması, anlamlandırma yolculuğu… Kaldı ki bunun tamamı bir oyundur diyorum. Zaten bir bilgisayar başında imgelerle oynayarak değiştiriyorum. Bazen hiç ellemediğim, çektikten sonra değiştirmediğim fotoğraflar da oluyor elbette, olduğu gibi bırakıyorum, öyle var oluyorlar.




T.D.: Bu felsefe kafanızda nasıl oluştu? Ne zaman oluştu diyeyim?



Z.C.: Varoluşçuluk, duygular, hayat şartları, acılar, gerilimler, coşku, mutluluk ,aşk yöneltebiliyor. Fotoğraflarımda da her zaman gizli ya da öznel aşklar vardır. Ki felsefenin başlaması ile aşkın başlaması paraleldir bence.



T.D.: Fotoğrafı bir düşüncenin üzerine mi çekiyorsunuz yoksa fotoğrafı çektikten sonra mı fikirler beliriyor?



Z.C.: Hayır, o anı dominant olarak ben yaşıyorum. Kurgu yapmadım o zaman yapılan iş bir grafik çalışmaya döner. Çoğunlukla fotoğraf verisinin anlamını incelemeye başlayınca hissediyorsunuz, keşfediyorsunuz. Hayatı bir çerçeveye sıkıştırmaktansa odaklandırmak üzerine kullanmayı tercih ediyorum.




T.D.: Dijital dünyayı çok konuştuk, çok etrafında dönüyoruz ki zaten yapmayı sevdiğiniz de bu, peki dijital dünyanın iyi-kötü yanlarıyla ilgili söyleyecekleriniz var mı?



Z.C.: Yok açıkçası, aslında iyi ve kötüyü hayatımızdan çıkardığımızda çok daha rahat edeceğiz. Dijital dünyada şu olsun, bu olmasın demek biraz daha teknik bir yorum ben bunu diyemem. Ama insanların ifadelerinin nasıl sağlıklı ya da sağlıksız olduğunu söyleyebilirim, söyleyebilirler. Nihayetinde yine de insanın elinde birçok şey. Dijital dünya teknik olarak gidebildiği kadar gelişsin harika olur. (gülüyoruz)



Bu arada ne kadar cevaplar versem de, soruların her zaman çok daha yaratıcı olduğuna inanırım. Bunu yazın J yani soru sorulması benim için daha önemli. Teşekkürler…




T.D.: Elbette, çalışmalarınızı röportaj olmadan da yayınlayabilirdik ama ben özellikle sorularımı sizden karşılıklı iletişim halinde olarak cevaplamanızı istedim.



Z.C.: Açıkçası bazı teklifler yapıldı, televizyon programları, “Structure” serim için yurtdışından sergi daveti de oldu. Ama orada hep bir çelişki içinde oldum. Zsar Chankian reel dünyada olsun mu olmasın mı? Sonuçta Fotoritim farklı ve dijital bir platform, benim kendi dünyamda var, devamlı yolum kesişiyor, girip okuyorum, inceliyorum ve takip ediyorum. Bu yüzden sizlerle tanışmak istedim…



T.D.: Fotoğrafları çekerken yaşadığınız duygu yoğunluğuyla onları bilgisayar başında işlerken yaşadığınız aynı mı oluyor?



Z.C.: Aynı da olabiliyor, farklı da olabiliyor. Yaptığım şey çoğunlukla dijital manipülasyon ve composite çalışmalar. Fakat “if” diye bir fotoğrafım vardır, o manipülasyon değil, çok sevdiğim fotoğraflarımdan biridir. Teknikle cebelleşmek yerine duygulara ve fotoğrafın yarattığı algıya kapılmayı daha samimi ve anlamlı buluyorum.



Mesela seriler hakkında konuşmak istemiştiniz, İztanbul hakkında konuşmayı çok isterim. Anlatayım değil mi?




T.D.: Tabi lütfen”¦



Z.C.: İstanbul’un alt metinleri kendinden türedi aslında, bir metinle başlamadım. İnternette paylaştıkça da arttı, kartpostal İstanbul fotoğraflarına bir atıf, eleştiri var aslında bu seride, Birden fazla İstanbul’u bir araya getirirsem, iç içe toplasam, çıkarsam bu şehir değerini yitirir mi? Bir ayrılış hikayesi ile bu şehri terk edersem zihnimde neler kalır diye düşündüm. Zamansızlık kavramına değindim. Ama her fotoğrafı yaparken o kavram bir diğerini doğurdu. Bazen aktaran, bazen anlamlandıran.



T.D.: Sanırım İstanbul’u en iyi anlatan “zamansızlık kavramı” öyle değil mi?



Z.C.: Zamansızlık, izler.. Çünkü şunu da sorguluyorum, şehir mi sizde bir iz bırakıyor yoksa siz mi şehirde bir iz yaratıyorsunuz.



T.D.: Bence çok paralel ve denge halinde bu durum.



Z.C.: Ama onu da bir yere sıkıştırıp kendinize bir brief verdiğiniz zaman o akışkanlığınızı bırakıyorsunuz ve bir fotoğrafta tıkanıp kalıyorsunuz”¦ Gerçi bu da olabilir, bir tek fotoğraf çekebilir ve tamam bitti daha fazla yapmıyorum diyebilirsiniz, bu da bir ifade şekli.




T.D.: Sizin kendinizi ifade etmek için bir şekliniz yok, kendinizi bir kalıba koymuyorsunuz.



Z.C.: Koymamaya çalışıyorum ki çok güzel yapabilirim, seçilebilirim. Bir anlama bir “doğru” diyorsunuz ama o doğruyu diyalektikle ekarte etmek bile başlı başına bir savaş konusu oluyor. Felsefe varılan bir nokta değil yolculuğun ta kendisi oluyor. Ama hayatınızın her anında felsefe oluyor mu? Olmuyor elbette! Arada güvenli limanlar da olması güzel.



T.D.: Fotoğraflarınıza yüklenen anlamlara dönersek?



Z.C.: Fotoğraflarıma ad veriyorum, cümleler yazmıyorum ama o ada sıkıştırmak konusunda da çok çekiniyorum.




T.D.: Aslında fotoğraflarınıza ad vermekten çok sıfatlar kullanıyorsunuz. Mesela “merak”, o da kendi içinde birçok farklı anlama çekilebilir ve ucu açık.



Z.C.: Böyle algılamanıza mutlu oldum J Bir fotoğrafıma isim (anahtar) verebilmek için bazen neredeyse bir gün araştırma yapıyorum ama bazen de çok hızlı da çıkabiliyor. Bazen insanlar fotoğraflarımı anlatmamı istiyorlar ama ben anlatmaya başlayınca sanki tamamen içeriği bozuluyor ve tıkanıyor.



T.D.: Şöyle düşündüm, mimar olan gerçek kimliğiniz için de bir web siteniz var, Zsar Chankian var. Ama ikisi de birbirlerine çok paralel gidebiliyorlar öyle değil mi?



Z.C.: Aslında biraz öyle evet hatta bazen arkadaşlarım “kıskanıyorsun galiba Zsar Chankian’ı“ diyebiliyorlar. (Gülüyoruz) Sonuçta Zsar Chankian birazda olsa duyulmuş bir kişilik ama gerçek kimliğimi reel hayatta tanışmadığım insanlar duyurmayı pek istemedim. Ama sonuçta paralellik sevgi gerektirir. Zsar Chankian böyle oluştu ve devam ediyor.




T.D.: Meine Petite’e dönelim mi biraz da?



Z.C.: Bildiğiniz bir yeri gezerken fotoğraf çekmek farklı, bilmediğiniz yerde çektikleriniz çok daha başka. Benim Sydney fotoğraflarım ve İstanbul fotoğraflarımda öyle oldu.



T.D.: Ama İstanbul fotoğraflarınızda duygular daha yoğun ama Sydney fotoğraflarınızda daha çok merak ya da bir yabancılık ağırlıklı öyle değil mi?



Z.C.: Burada size veriler diretilmiş halde veriliyor, İstanbul’da duygular üzerine yoğunlaşabilirsiniz ama Sydney’de o akışkan durum ve merak halinde çektiğim fotoğraflar daha farklıydı elbette. Ama Meine Petite serisi İztanbul’un oluşmasında etkili olmuştur.




T.D.: Güzel bir soruya geldim, fotoğraflarınıza baktığımda hayal gücünün sınırı olmayan bir adam görüyorum. Siz buna ne dersiniz?



Z.C.: Öncelikle teşekkür ederim derim sanırım (gülüyoruz) Onları fotoğraflandırıp adlandırıp dijital bir platformda sunmak bile bir sınır aslında.



T.D.: Hayır ben daha çok çocuksu bir hayal gücünden bahsediyorum.



Z.C.: Anlaşılmak güzel, O çocuksu hayal gücü yani daha doğrusu içimdeki çocuk biraz baskındır. Zsar Chankian’da çok da güvende hissetmeniz gerekmiyor. Hayal gücünün nereden çıktığını söylemek daha doğru olacak; meraktan, deneyimlere açık olmaktan, tüm duygusal geri dönüşümlerden-öfke, mutluluk, acı, haz- çünkü her şey güzel olmak durumunda değil. Mesela en çok yeni bir duyguyu hissetme halinden mutlu oluyorum, var hissediyorum. Bazen yaşadığım duygunun ne olduğunu bilmeyip onu keşfetmek biraz da hayal gücümü besliyor. Hayal gücümün tam olarak nereden çıktığını daha fazla tarif edersem hayal gücüme haksızlık etmiş olacağım. J



T.D.: Peki daha derine inmeyeceğim, fotoğraf sanatçılarını takip eder misiniz? Etkilendiğiniz fotoğraf sanatçıları var mı?



Z.C.: Açıkçası olduğunu söyleyemem, çok fazla fotoğraf sanatçılarını bilmiyorum. Arkadaşlarımın fotoğraflarını görüyorum, gündelik sitelerde yayınlanan fotoğraflara bakıyorum.




T.D.: Bu işin geçmişine hiç gitmediniz yani? Daha eski ya da profesyonel fotoğrafçıları bilmiyorsunuz? Bu açıdan pek bakmıyorsunuz fotoğrafa?



Z.C.: Hayır pek bakmıyorum aslında. Abim de 20 senelilk profesyonel fotoğrafçıdır, photojournalist yaklaşımları vardır. Bildiğim ve çok sevdiğim fotoğrafçılar var ya da fotoğraf dünyasında belki çok yer bulmayan bambaşka fotoğrafları da sevebiliyorum. Ama çok da birilerinden etkileniyorum diyemiyorum.



T.D.: Peki şöyle bir yere geleceğim, Zsar Chankian, gerçek kimliğin ego tatmini için mi var oldu?



Z.C.: Ego olmaz olur mu her zaman var. fakat Zsar Chankian o egoyu oluşturmaya çalışmıyor, yarattığıyla kendi besleniyor. Ego tatmini herkesin istediği ihtiyaç duyduğu bir şey .




T.D.: Az önce etkilendiğiniz fotoğrafçıları sorduğumda siz cevabını verirken işin içinde başka bir sanat dalı olmalı demiştim. Nedir ilham kaynağınız desem? Çünkü bir şeyden besleniyor olmanız gerekir.



Z.C.: Beslendiğim kaynak doğa, ilham aldığım müzik diyebilirim. Müzik nefis bir şey onu anlatamıyorum. J Mesela web sitemdeki müziğin sahibi ile de irtibat kurdum, kendisi ile iletişim kurmak çok keyifli idi..



T.D.: Şunu da merak ediyorum, çok dikkatli olmanızın yanı sıra çok hızlı dikkatinizin dağılması da mümkün gibi görünüyor. Yani bu fotoğrafları yaratım aşamasında müzik dinlerken kendinizi kaybedip, ona kaptırıp işi bıraktığınız oluyor mu?



Z.C.: O zaman işim müzik olmuş oluyor, elimdeki fotoğraf makinesini bırakayım yada bilgisayar başından kalkayım ne olur ki? (gülüyoruz). Mesele fotoğraf değil orada, yaratma ve odaklanma süreci benim bir oyunum gibi diyelim; ondan sonraki anlamlandırma durumu başlıyor. Bazen de anlamsızlaştırma olabiliyor, irrasyonel serimde öyle mesela. Seriyi web siteme yüklerken fotoğraflara isimler vermek yerine sadece numaralandırma yaptım ama sonra şöyle düşündüm, bunu ben anlıyorum ve kimse de anlamasın ketumluğu yapmaktansa insanlara birazcık anahtar vermek ve hafifi ivme kazandırmak iyi olabilir. Bazen insanların fotoğraflara yorumları, algıları seni aşıyor. Mesela İztanbul serimde “crowd” fotoğrafımda birbirini sonsuza kadar takip eden bir kalabalık, bir internet sitesine yüklediğimde biri çıkıp “yahu arka arkaya klonlamışsın bunları” diyerek tekniğe takılarak bakabiliyor ama bir başkası da o kalabalığın aslında “bir ve aynı” olduğu sonucuna varabiliyor.




T.D.: Buradan da şu soruyu çıkarıyorum o zaman; internetten aldığınız en iyi ya da en ilginç tepkileri öğrenmek istiyorum?



Z.C.: En keyif aldığım tepkiyi anlatmak isterim, Bir bilmece serisi yarattım, sadece internete özel, bu fotoğraflar sadece internet içindi. Bir fotoğraf yüklüyorum ve altına bir bilmece yazıyorum. Şimdi size de sorayım bunu, bakın içimdeki çocuk böyle çıkıyor işte şimdi bile eğleniyorum. (gülüyoruz)



T.D.: Peki dinliyorum sizi.



Z.C.: Bilmece serisi başlatayım dedim çünkü bazen anlamlar, anlamlandırmalar dünyasında yolculuklardan sonra haydi biraz da teneffüse çıkalım, eğlenelim, dinlenelim diyorum.Avustralya’da yılın en iyi vahşi doğa fotoğrafı seçilmiş, sergide gördüğüm bir fotoğraf, kocaman bir balina var, onu çekmeye çalışan minicik bir dalgıç görünüyor, sergi salonunda da bu fotoğrafa bakan minicik bir kız çocuğu var ve fotoğrafa bakıyor. Velhasıl, bu küçük kızı da fotoğrafa bakarken ben çektim bu arada, bilmece de şöyle;


“Görünen ya da görünmeyen kaç göz var görebilen”




T.D.: Balinanın gözleri var, dalgıca bakıyor, dalgıç var, dalgıcın fotoğrafını çeken kişi var, küçük kız ve siz varsınız. Toplamda 5 oldu.



Z.C.: Herkesin 2 gözü var yani? Ee bir de fotoğrafa bakan siz varsınız J



T.D.: Ah evet 10 ve benimle 12 oldu.



Z.C.: Ben de 12 diyerek hesap etmiştim ama orada cevap verenler arasında biri 3 adet de kameraları saydı ve 15 dedi. Herkes bir fikir söyledi, çok keyif almıştım. Tanımadığım insanlardan serine devam et, bilmecelere devam yorumları alıyordum. Çok eğlenerek yapmıştım, çok özeldi onlar benim için.




T.D.: Doğma, büyüme İstanbullu musunuz? Onun için mi o kadar çok seviyorsunuz?



Z.C.: Evet öyleyim. Sevmek mi bilemiyorum aslında bazı fotoğraflarda İstanbul değişsin, yenilensin istediğimi de algılayabilirsiniz. İnsanlar İstanbul’a yaşlı bir kadın gözüyle bakarlar. Normalde yaşlılara saygılı ve mesafeli olmak uygundur ama arada bir bu kadını belki mıncıklayıp sevmek istersin belki şakalaşıp onunla beraber dalga geçmek istersin. Niye bu kadın da eğlenmek istemesin? Yani saygısını yitirmeden onunla birazcık iletişimime izin verdi diyelim. (gülüyoruz)



T.D.: Diğer seriniz Meine Petite’in anlamı nedir?



Z.C.: Aslında bu sorunun geleceğini de biliyordum ama bunun net bir anlamı yok. Birkaç dilden karmaşık bir isim çıktı diyebilirim, çoğunlukla insanı abartarak yorumladığım bir seri oluştu.




T.D.: Son olarak, Türk toplumunun gelenekleri etkiler mi sizi? Misal düğün dernekler, asker uğurlamalar ya da kavuşma anları gibi.



Z.C.: Duygumu etkiler elbette ama fotoğraflarımı pek etkilemiyor.



T.D.: Sanırım sonuna geldim, çok teşekkür ederim bu güzel sohbet için.



Z.C: Ben de çok teşekkür ederim, Mutlu oldum”¦




Röportaj: Tuba DÖNER



www.zsarchankian.com






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Zsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite Serileri

Zsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite Serileri” üzerine bir düşünce

  1. faika berat taşkıran

    Keyifli bir söyleşi, ince ince düşünülmüş hoş paylaşımlar…
    Teşekkürler.

    öneri : okuma sürecinde ille de fonda Clockwise Operetta (inanılmaz bir tını ve uyum…)

    Reply
  2. ender efe acar

    harika bir röportaj olmuş zevkle okudum iyi bildiğim fotoğrafları burada göemek çok güzel oldu gene :)
    bu arada operatta için tekrar tekrar çok teşekkürler

    Reply
  3. Sinan Vargı

    Röportaj çok iyi ustaca sorular var ve bu bilgece bir sohbete dönüşmüş..
    fotoğraflar ise bana göre değil… izlerken başım dönüyo..
    Not. Tuba hanım gerçek fotoğraf analog makine ile çekilendir ve hep öyle kalacak.siz analog makinenize iyi bakın..

    Reply
  4. Reha ÜLKÜ

    İnanılmaz bir moment: Çözüme noktalar düzeyinde limit yaklaşıp, kendini çözümsüzlüğe boğan ve bir de çözümsüzlüğü reddettiğini vurgulayan biri. Yukarıdan aşağıya doğru 4. fotoğraf, aslında gerçekte yakalanabilecek bir enstantanedir ve İstanbul'u bu denli katmanlı algılayabilen ve algılatabilen başka örnek görmedim desem yeridir. Ancak sanatçı bu çözüm yerine, Freud'cu anlamda feçesiyle oynayan çocuk gibi, yalnızca görüntüyle oynuyor. Röportajı yapanın da, yapılanın da, hem felsefe, hem de İstanbul konusunda, 1/20 / 1/30 gibi, henüz ilk adımlarda emekliyor olmaları, söyleşiye çocuk agu buguları havası katmış. Bilinmeden yapılmış ama bu da bir başarıdır.

    Reply
  5. Ebru Yaşıt

    Ne kadar da basma kalıp şeyler dayatılmış hepimize. Röportaj dediğin ezberlediğimiz, birbirinden kopyalanmış sorulardan oluşur mesela. Soruyu soran konuya vakıf mıdır değil midir anlamayız bile. Cevaplar, herkesi mutlu edecek cinsten, genellikle "en iyi" görünmek üzere verilir. Bunların dışına çıkanlara da oturulup ahkam kesilir "Şişşşt bu iş böyle yapılmaz" diye :) İşte bu basma kalıpların dışında bir röportaj okuduğum için çok keyiflendim, mutlu oldum. Çünkü bu kadar özel ve izlerken çok haz aldığım manipülasyonlara Tuba Döner'in akıllı, ustalıkla ama samimiyetle sorulmuş soruları eşlik etmiş. Zsar Chankian'ın, kendisi hakkında fikir edinebileceğim aynı akıllı ve samimi cevapları da cabası.
    Manipülasyonlar gerçekten çok etkileyici. Zira onlar da asla basma kalıp değil :) Ernst Haas'ın sözünü anımsattı; "Sadece kameranız ve siz varsınız. Fotoğrafınızdaki kısıtlamalar size bağlıdır. Çünkü ne gördüğümüz, kim olduğumuzdur."
    İçinizdeki akıllı, meraklı, yaratıcı ve özgür çocuğun hiç kaybolmamasını dilerim.
    Sevgilerimle…

    Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


− iki = 0

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>