Özgür Çakır : Hünkar Çayırı



HAYDA BRE!


Günlerden Pazar, Haziran’ın 15’i ve biz üç kafadar aldığımız istihbaratı değerlendirmek üzere yollara düşüyoruz. İstihbarat Gebze’de bir yağlı güreş festivali olacağı yönünde. Ve tabi ülke sınırları içinde fotoğrafla ilgilenen herkesin olduğu üzere yağlı güreş fotoğrafı çekmeye niyetli olan, Kırkpınar fotoğraflarını görerek iç geçiren, ancak bir türlü bu fırsatı yaratamamış olan bizleri pazar sabahı yollara düşüren de bu. İstikamet Gebze, Hünkar Çayırı mevkii.



Bostancı tren istasyonu buluşma noktamız. Önce buluşuyoruz, sonra karnımızı doyurmak için bir şeyler almaya dağılınca önce birbirimizi sonra da çok değerli vaktimizin bir kısmını kaybederek yola çıkıyoruz.



İstihbarat şefimiz Ağça öncelikle güzel bir pazar geçirmek niyetinde.






Fotojournalist dostum Engin ise etkinlikten umutlu fotoğraf adına.






Yol boyunca sürekli vagon değiştiriyor, koca koca adamlar ve bir adet madam çocuk neşemizle daha o koşuşturmada güzel bir gün geçireceğimizi anlıyoruz adeta. Ankara’nın İstanbul’a dönüşünü seven büyük şair ne güzel demiş: “çocuklar gibi şendik, bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik”. Biz de tam fetih havasındayız doğrusu. Yolda sürekli vagon değiştirirken Haydarpaşa-Gebze Hattında fetihle de bizim neşemizle de ilgisi olmayan onlarca yaşama kısa anlarda tanıklık ediyor, fotoğraflar çekiyoruz elbette!





Gebze’de trenden indiğimizde ise tam da ruh halimize yakışır şekilde, yaramaz çocuklar misali makinistten fırçayı yiyoruz kalkışları geciktirdiğimiz için.



Öyküsü biraz acıklı olsa da ismini fetheden hünkardan alan çayıra gidiyoruz. Hünkar Çayırı (bakmayın siz Tekfur Çayırı diyenlere) ismini Fatih Sultan Mehmet’ten alıyor. Fatih’in Anadolu’ya sefere giderken otağını kurduğu ve 1481 Mayıs’ında zehirlenerek öldürüldüğü yer Hünkar Çayırı.





Mekana vardığımızda seyirciler de seyyar satıcılar da çoktan yerini almış durumda.






Saatler12’ye doğru yaklaşınca hava da yavaş yavaş ısınıyor. O gün güreşçilerle birlikte bayağı terleyeceğimizi anlıyoruz.






Yapılan anonslardan sırayı takip ediyorum: minikler, teşvik, deste, küçük orta, büyük orta, başaltı ve en son olarak da tabi başpehlivanlık müsabakaları olacak anlaşılan. Sponsorların isimleri, dağıtılacak cumhuriyet altınları vs. cazgırlarca anons edildikçe basbayağı ciddi bir güreş festivalinin göbeğinde olduğumu yavaş yavaş kavrıyorum. Nitekim 14.sü düzenlenen Hünkar Çayırı Yağlı Güreşleri büyük şampiyona Kırkpınar öncesi son büyük prova kabul edilirmiş ve bu yüzden de her sene artan bir katılım ve coşkuyla sürmekteymiş. Sporcu katılımı kadar –bir kısmının dağıtılacak pilav döner ikilisi için gelmiş ihtimali de olsa – halkın da sahiplenmiş olduğunu düşündüren binlerce kişilik kalabalık da bunu ispatlayacak ve herhangi bir derbi maç kalabalığını aratmayacak türden.



Organizasyonu Gebze Belediyesi düzenliyor. Hemen belediye logolu şapkalarımız kafalarımıza geçiriliyor ve alana davet ediliyoruz.





Şanslıyız çünkü belediyenin fotoğrafçısı ve birkaç tane daha amatörün dışında fotoğrafçı yok. Bu yoklukta biz de Abdurrahman Çelebi muamelesi görüyoruz. Böylece hiç bilmediğimiz ama kendine özgü gelenekleri şaşırtıcı hoşgörü ortamıyla “Er Meydanı”nda yerimizi alıyoruz. Önce fazla ayakaltında dolaşmamak adına sıralarını bekleyen güreşçilerle birlikte takılıyor, tanışıyor, sohbetlerine müdahil oluyoruz.






Yanı başımızda birkaç metrekareye bir düşen miniklerin müsabakalarının başladığını görüyoruz.





Bu esnada tabi piknik alanı muamelesi ile oturduğumuz çimlerde fotoğraf çekmeye daldığımızdan olsa gerek farketmeden yağa bulanıyor ve artık kendimizi biraz da bu sayede mekana ait hissetmeye başlıyoruz.






Artık yağlandığımıza ve yavaş yavaş sikletler de büyüdüğüne göre biz de yavaş yavaş güreş alanına girebiliriz.



Geleceğin başpehlivan adayları – özellikle çimde henüz sırtı yere gelmemiş olanlar – gururla poz veriyorlar objektiflerimize.






Kıspetler henüz deri değil minikler, teşvik, deste gibi tüy sıkletlerde. Bu sizi yanıltmasın sakın. Küçüklerde de hiç de öyle fasulyeden bir müsabaka havası yok.






Kalabalığın ve ailelerin yanında okul arkadaşlarına da kendini ispatın telaşı da var elbette.






Ve tabi kaybetmenin karşılığı tüm çocuklarda olduğu gibi gözyaşı”¦






“Pehlivan ensesi gibi maşallah” lafı aklıma geliyor bazı enseleri gördükçe ve söyleyenlere de hak veriyorum doğrusu.





Bu tabiri biliyordum evet ama belki bildiğim, duymuş olduğum ama üzerinde hiç durmamış olduğum bir şey fark ediyorum: yamulmuş ve normal formunu yitirmiş kulakları!







Biraz çekinerek soracak oluyorum ve aslında hiç de çekinerek sorulması gerekmeyen bir şey olmadığını kavrıyorum hemen. Burada “güreşçi kulağı” sahibi olmak – ecnebiler karnıbahar kulak diyor – bir ayrıcalık, bir tür nişane vazifesi görüyor anlaşılan. Sık ve ağır idman yapanlarda kaçınılmaz olduğunu özellikle el-ense çekilirken ya da kündeye gelirken kulakların hasar gördüğünü öğreniyorum. Ve fotoğrafını çekmek için izin istediklerimin hepsi kulaklarıyla çok mutlu görünüyor. Ya da en azından er meydanında keyfini sürüyor “güreşçi kulağı”nın.






Yavaş yavaş aslında çok yakınımızda ve bir o kadar da uzağımızda olduğunu fark ettiğim, köklü gelenekleri olan bir kültürün içine çekiliyoruz adeta. Zurnacı ve davulcular ile sırasını çok güzel ayarlayarak anonslarını yapan cazgırların en muhtereminin ve Cem Yılmaz’a kafa tutabilecek kadar nüktedanının paraya kıyılarak Kırkpınar öncesi son provanın marka değerini arttırmak üzere özellikle getirilmiş olduğunu öğreniyorum.






Maniler birbirini kovalıyor ve tam bu sırada eski bir pehlivan olduğunu kulaklarından kolayca anlayabileceğiniz Ömer amca bastonunu fırlatıp meydana çıkıyor ve kendinden hiç beklenmeyecek bir çeviklikle günün en coşkulu, en güzel peşrevini çekiyor.






Isınma hareketi olarak da tanımlanabilecek olan peşrev, veteran pehlivan Ömer amcaya olan tezahürattan da anlaşılacağı üzere zamanla bir tür selamlama ve folklorik bir dans özelliği de kazanmış olan bir tür yağlı güreş ritüeli.



Zaman geçiyor ve beklemekten sıkılmış olan büyük orta ve baş altı kategorileri yavaş yavaş meydana çıkıyor.





Paçabentler sıkılıyor,






İbriklerden yağ su gibi akıyor.






Sikletler büyüdükçe heyecan da orantılı olarak artıyor güreş alanında.



Karşılıklı sıralara dizilen pehlivanlar hem yeri hem de rakiplerini selamlıyorlar.






Yüzyıllardır süregelen geleneksel yapının olduğu gibi korunduğu çok açık. Zamandan bağımsız bir haldeyiz elimizdeki dijital makineleri saymazsak. Güreşleri izlerken müthiş bir temkinlilik, rakibe saygı ve fair play olduğunu anlamamak imkansız.







Kah hal hatır sormalar, kah gözlere kaçan yağı silmek için verilen molalar derken müsabakalar hiç bitmeyecek gibi aheste, sakin ve heyecansız gibi geliyor ilk başta ama birden yanıldığınızı anlıyorsunuz. Ard arda gelen oyunlarla rakibinin yorulduğunu ya da konsantrasyonunu yitirdiğini anlayan pehlivan hamlesini yapıyor ve rakibinin sırtını yere getiriveriyor kısa sürede.






Ve baş-altının galibi her kazanan gibi mağrur ve gururla ayrılıyor çimden.



Fark ediyorum ki bir süredir tüm kıspetler deriden. Üzerlerine işli yazılar ise pehlivan yetiştirmenin ve formunu korumanın oldukça maliyetli bir iş olduğunu kanıtlar şekilde sponsorların isimleri.




Yavaş yavaş başpehlivanlar toplanıyor alanda ve sırayla anons ediliyorlar. Toplu fotoğrafı selamlama ve müsabakalar takip ediyor.







Müsabakaların tümü çok dengeli güçler arasında başlıyor.






Boyunduruk, künde, paça kasnak gibi oyunlara artık daha aşina kulaklarımız da gözlerimiz de






Yenilen pehlivanlardan biriyle sohbete koyuluyorum. Zaten artık yaşı gereği iddiası olmadığını ama olayın sadece kazanıp kazanmamak değil güreşe bağlılık ve bu kültürü yaşamak olduğunu anlatıyor. Dinlenmek, kazanmak ya da kazanmamak için yapılan türlü oyun olduğunu da: Çift sarma, tek sarma, iç kazık, dış kazık, çoban bağı, paça kasnak, ters kepçe, oturak kündesi, diz kündesi, şak kündesi, ters sarma iç kazın ters paça dış kazıkta gerdanlama, paça kasnak, sarmada dolu paça kasnak, sarmadan dönme, yan kılçık, şakta bilek kapma şakta bilek kapıp kol bastı, yerde kol bastıya karşılık sarmayı bozmak…







Bu sıklette işler daha ciddi ve saha kenarındaki antrenöründen taktik alan pehlivan manzarası da olağan, sakatlıklar da.







Kıyasıya geçen ve gerçekten heyecan dolu müsabakalarla güreşlerin sonu da yaklaşıyor. Artık meydandaki süregelen maç sayısı da azalıyor yavaş yavaş. İlgi artık yarı finalistlerin üzerinde ve onlar da bunun farkında. Zaten artık varlığımız da benimsenmiş olacak ki deyim yerindeyse sadece bizler, hakemler ve güreşçiler kalmış durumda arenada. Tüm heyecanına ve zorluğuna rağmen güreşçiler de bunun farkında olacak ki sıklıkla karelerde göz göze gelmiş olduğumuzu görüyorum sonrasında dosyayı incelerken.






En nihayetinde final müsabakası da sonlanıyor. Her yarışmada olduğu gibi bir kazanan var Hünkar Çayırı’nda da.






Ama bizim aklımızda kalan kimlerin kazandığından çok daha fazlası oluyor güreşlerin ardından. Yağa bulanmış olan meydan boşaldıktan sonra sıcak çaylarımızı yudumlayıp birer hatıra fotoğrafı çektirmeyi de ihmal etmiyoruz.






Dönüş yolculuğunda tüm gün biz de güreşmişiz gibi yorulduğumuzu fark etsek de buna değdiği aşikar.



Özgür ÇAKIR





Özgür ÇAKIR Hakkında


Rizeli bir ailenin 1976 Ankara doğumlu ortanca çocuğu… Hayatının ilk beş senesini öğretmen bir annenin çocuğu olarak başkentin anaokullarında geçirdi. İlkokul hayatı, babasının mesleği gereği Mardin ve Tunceli’de geçti. Ortaöğrenimini Bursa’da tamamladı. Tıp eğitimi için Ankara’ya, çocukluğunun artık sadece fotoğraflarda kaldığı şehre geri döndü. Üniversitede öğrenci kulüplerinde tiyatro, klasik dans ve fotoğrafla ilgilendi. Radyoloji ihtisasını yaptığı Bursa’da dört yıl geçirip soluğu İstanbul’da aldı.


Özgür Çakır



Çocukluğunun ve ilk gençliğinin Anadolu’yu harmanlayarak geçmesinin fotoğraf anlamında da şimdilerde bilinçaltında olmak üzere kendisine çok şey kattığına inanıyor. İstanbul’da yaşıyor ve manyetik rezonans ile insanları görüntülüyor. Fotoğrafa ilgisi kendini bildiğinden beri var ama 1994 yılında HÜFK (Hacettepe Üniversitesi Fotoğraf Kulübü) ve eğitmen Mehmet Gökağaç ile tanıştığından beri ne yaptığını bilerek fotoğraf çekiyor. Üniversiteden sonra bir süre ara verdiği fotoğrafla, dijitale direncinin kırıldığı ve internette fotoğraf paylaşım siteleriyle tanıştığı 2004 yılından itibaren daha yoğun ilgileniyor. Özellikle yoğunlaştığı bir konu olmamakla birlikte İstanbul’da şehir ve insan manzaralarını fotoğraflamayı çok seviyor. İşi ve hobisi gereği hayatı ve insanları görüntülemeye devam edecek…






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Özgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar ÇayırıÖzgür Çakır : Hünkar Çayırı

Özgür Çakır : Hünkar Çayırı” üzerine bir düşünce

  1. Erdem Kütükoğlu

    Geleneksel bir sporu sadece tüm yönleriyle göstermek değil, adeta fotoroman gibi yaşatmışsınız. :-)

    Samimi ve detaylı açıklamalarla s&b fotoğrafların cazibesi daha da artmış.

    Elinize sağlık Özgür Bey !

    Selam ve sevgiler,

    EK

    Reply
  2. bekir Tuğcu

    sevgili Özgür baştan sona gerçek bir fotoğraf şöleni…
    tebriklerimi sunuyorum…

    Reply
  3. Alphan YILMAZMADEN

    Özgür Bey;
    Fotoğrafçının sadece izleyici değil katılımcı olduğunu da gösteren etkili bir çalışma;
    Tebrik ederim.

    Reply
  4. Ceyhun Gökalp

    İlgi ile takip ettiğimiz seri nin keyfini bir kez daha yaşadık anlatımların ile ziyadesi ile..
    Teşekkürler Özgür.

    Reply
  5. Berin Esen

    Özgür Çakır'a olan hayranlığım bir kat daha arttı bu muhteşem fotoröportajı izleyince..
    Fotoğrafların kadar anlatımının da ne kadar güçlü olduğunu gördüm..
    Zevkle izledim, sıcak, samimi yazını keyifle okudum.
    Seni tanıdığım için çok mutluyum..
    Başarıların hiç eksilmesin..
    Selamlar, sevgiler..

    Reply
  6. Selçuk Yılmazer

    Harika fotoğraflar, nefis bir anlatım. Tüm övgüleri hakeden bir çalışma.
    Tebrikler Özgür Çakır…

    Reply
  7. brunner

    i wish i could understand a single word turkish.
    the pictures tell a great story, though!

    best regards – ralf

    Reply
  8. ekrem mat

    baştaki ilk 3 ve sonraki 1 fotoğrafları hangi amaçla koyduğunuzu anlayamadım konu bütünlüğünü bozmuş izleme seyrini sekteye uğratmış
    güzel çalışmanız için tebrik ederim

    Reply
  9. Zafer Ercan

    çok güzel bir anlatım olmuş… fotoğraf altı anlatım bu kadar uyumlu olabilirdi… tebrikler… bir şeyi merak ettim; bu çalışmayı bizzat fotoğrafı çeken kişi mi hazırlıyor derginiz için? Yoksa sizler hazırlıyorsunuz ama isminizi yazmayarak tevazu mu yapıyorsunuz? Merak işte…

    Reply
  10. İrem İlyas

    Özgür Bey, fotoğraflarınızdaki anlatım gücünü zaten ilgiyle seyrediyorduk da fotoğraflara yazdığınız öykülerle oluşan bu etkileyici kısa film karşısında işin doğrusu hayretler ve hayranlıklar içinde kaldım. Yazım dilinizin en az fotoğraf diliniz kadar üst seviyede olduğunu ben maalesef yeni görüyorum. Etkilendim…çok da beğendim…
    Ayrıca Gökşin Sipahioğlu ile aynı sayfada yer alıyor olmak güzel şey herhalde diye düşünüyorum, geçen aylarda Notre Dame de Sion ' da " Mayıs 68" sergisi vardı, izlemediyseniz bence bir gün mutlaka görmelisiniz.
    Umarım önümüzdeki tatil günlerinizde bizlere yeni ve bol hikayeli seriler hazırlarsınız.
    Seyir için teşekkürler ve tebrikler…

    Reply
  11. gülce gökmen

    yağlı güreşler ilgimi hiç çekmemiştir.
    fotoğrafın gücü bu olsa gerek.
    yolculuğunuza bizi de dahil ettiğiniz için teşekkürler,
    çok keyifli ve farklı bir dünyaya tanık oldum,
    sevgiler

    Reply
  12. Tuğba Kırallı

    Tebrikler Özgür Çakır..

    Yağlı güreşleri harikulade fotoğraflarla ve keyifli satırlarla anlattığınız çok başarılı belgesel serisi..

    Büyük bir beğeni ile ve keyifle izledim..

    Reply
  13. Tahir ÖZGÜR

    Dostum olanı farklı anlatmak ve sunmak bu olsa gerek…
    Haaa unutmadan buralarda da böyle öyküler buluruz sana, yolun düşsün artık..

    Reply
  14. Hakan Çınar

    Paylaşım sitelerindeki tüm fotograflarınızı zevkle, gıpta ederek, keşke bende diyerek izleyen bir amatör olarak, ışıkla olan yolculuğunuzun her daim devam etmesi temennisiyle sizi canı gönülden kutlarım.

    Reply
  15. seher başoğul

    gerek tekniği gerek komposizyon oluşturma ve bakış acışı dolayısı hayranı olduğum fotografcı olan Özgür Çakır farkı ile çekilen fotografları keyifle izledim
    tebrik ederim

    Reply
  16. Ali ALAGÖZ

    Tüm icten dileklerimle Tebrik ederim sizleri Cok basarılı ve guzel anlatım icerisinde bir sunum olmus bu gelenegimizi kaybetdirmeyen büyüklerimize selamlar olsun kücüklerimizinde gözlerinden öperim
    Saygılarımla Ali ALAGÖZ

    Reply
  17. sinan vargı

    çok iyi fotoğraflar iyi bir yazı..
    elinize sağlık…
    sizden birde cirit yazısı ve fotoğrafları almak ne güzel olurdu. :)

    Reply
  18. Erdal Kınacı

    Baştan sona "eleştirel bir gözle" tekrar inceledim.
    Kusursuz…
    Yazının dozu, fotoğrafların yeterliliği çok iyi, tekrar-bir kez daha beğendim.
    Eline sağlık :)

    Reply
  19. Engin Güneysu

    Merhaba sevgili özgür halbuki yazdığımı sanıyordum ama tekrar bakınca göremedim adımı ne büyük hata.)
    Dostum o gün beraber çok güzel bir gün geçirmişliğin yanında bu anılarıda kaydedip ortaya iyi bir iş çıkartmış olmanı görmek mutluluk verici seriyi defalarca izledim eline emeğine sağlık sevgilerimle…

    Reply
  20. Fırat GÜRGEN

    Seviyorum Özgür ÇAKIR'ı izlemeyi.

    Sanırım o ve onun gibi izlediğim bir kaç fotoğrafçıdan etkilenmiş olsam gerek; ki bu gün sokak fotoğrafları çekiyorum…

    selamlar.

    Reply
  21. Zeynep Baskurt

    sohbet havasında geçen anlatımı ve detaylarla pekiştirilmiş fotoğrafların mükemmel sunumu, keyifle izledim. tebrik ederim
    selamlar …

    Reply
  22. taha calisir

    Yaklasik 1 senedir Ozgur Cakir i takip ediyorum. Idealimdeki fotografci kendisi. Basarilarindan dolayi kutluyorum.Insaallah bizi fotograflarindan hicbir zaman mahrum birakmaz.Heyecanla takip edilen bir dizi gibisiniz :D

    Reply
  23. Hamza Atılgan

    Emek ve zevkle hazırlanmış mükemmel bir sunum tebrik ederim…Ellerinize sağlık…

    Reply
  24. Birgül ERKEN

    Sevgili Özgür;
    Her zamanki farklı bakışınla güçlü kıldığın fotoğraflarına, nefis bir yazı eşlik etmiş.
    Keyifle izledim, okudum.
    Ellerine sağlık.

    Reply
  25. Emre Gablan

    Bu pazar oraya gidicektim bi araştırayım dedim ve siz bu görsellerle hem anlatıp hemde içimdeki pehlivanı uyandırdınız teşekkür ederim çalışmanız gerçekten güzel ellerinize sağlık.

    Reply

Tuğba Kırallı için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


5 − beş =

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>