Gülnur Sözmen : Işık


Gülnur Sözmen’i, 1972 yılında, Tatbiki Güzel Sanatlardaki öğrencilerimden biri olarak tanıdım. Gerek özel, gerekse meslek yaşamında her zaman, yapmak istediğine önceden karar verip, inandığı şeyi sonuna kadar götüren bir kişiliğe sahiptir. İşte bu kararlılığı onu, bütün zorluklara rağmen bugünkü yerine getirmiştir. TGSYO da aldığı Bauhaus kökenine dayanan eğitimini bugüne kadar titizlikle devam ettirerek kendine özgü, uslup sahibi işler üretmiştir.



Çektiği bütün karelerde kurgusal anlamda düzenlemeler olmadan, sadece fotograf ve görsel sanatların kendi estetik değerleri ile, etkileyici ve vurucu bir anlatım dili kullanır.



Fotograflarına diğer bir açıdan baktığımızda ise; toplumsal gerçekçi tavırların yanı sıra, çevrenin dinamiğine, doku bütünlüğüne dikkat ederek, yalınlığı amaçlayan ve insanın iç dünyasına yönelik duygusal çalışmalar ortaya koyar. Fotografın oluşumunda en önemli etken olan ışığı ve etkilerini de bilinçli bir şekilde kullanarak, hem konuyu hem de biçimi masalsı ve şiirsel öğelerle zeginleştirir. Sonuçta renk, biçim ve leke dengeleri ile yeni bir görüntü meydana getirir. Aldığı grafik tasarımı eğitimi bu kompozisyonlarda hemen ortaya çıkar.




1980 yılları sonrası Türkiye’de fotografın sanatsal boyutu sorgulanmaya başlanarak yeni arayışlar içine girildi. Bu arada klasik fotograf anlayışı dışına çıkılarak kural tanımayan fotograflar “yapılmaya” başlandı.



Öte yanda sanatı, toplumsal yaşamın bir parçası olarak görenler ise, fotografa; tarih bilinci ışığında gerçekçi bir anlayışla yaklaştılar.




Bunlar, fotograflarındaki doğru ve yalın anlatım dilleri ile, o döneme bir karşıtlık oluşturmuşlardı. Örneğin Gülnur Sözmen’in çalışmaları gibi.



Ülkemizde fotograf; sanat olarak, “ne yapabilirim?”i düşünen ve mükemmeli arayan fotografçılarımız ile daha iyiye gidecektir




Prof. Güler ERTAN










Işık, Zaman ve Mekan Üzerine



Işık (vikipedi) : 380-780 nm. dalga boyları arası gözle görülebilir elektromanyetik radyasyon.




Bildiğimiz gibi “foton” dediğimiz parçacıklardan meydana gelmiş olan ışık, görebildiğimiz boyutu ile “foton”un hareketi veya bu hareketten doğan enerjidir. Bu durum anlaşıldıktan sonra da quantum fiziğinin yapı taşlarından biri olmuştur. Işığı inceleyen bilim dalı fiziğin, Einstein’den 100 yıl önce formule ettiği ışık, onunla başka bir boyut kazanıp, zaman ve mekanla birlikte anılır olmuştu.




Yüzyılımızın en önemli kuramına bahane olsa da; bakınız ışık, bizler yani bilim adamı olmayanlar arasında nasıl anılıyor,yani ondan neler anlıyoruz?




Sema Uncuoğlu (Ev hanımı) 52 yaş :



Aydınlatan, enerji veren, huzur veren.. karanlığı hiç sevmem..insan ışık olmadan yaşayamaz.



Deniz Yumak (öğrenci 15 yaş) :



ışık enerjidir. Umutlandırır, mutlu eder.




Ahmet Uyar (inşaat işçisi 65 yaş):



Lambalar demektir aynı zamanda gökyüzünün aydınlanması.




“Işık üzerine notlar”ı yazarken , o anda yakınımda olan 3 ayrı kişiye “ışık nedir?”diye sordum. 35 yıllık fotograf hayatımda insanların ışıktan anladıkları şeyler konusunda çok çeşitli tarifler duydum, bunları çoğaltmaya gerek duymadan, hepsinin ortak yanı; onun aydınlatıcı bir enerji olduğudur .




Elbette benim de; üstelik bir fotografçı ve neredeyse hayatını ışığa adayan biri olarak yıllar içinde pek çok tarifim oldu, “pek çok” diyorum çünkü, ben değiştikçe; ışıktan anladıklarım, üstelik öğrendiklerim bile değişti.(herşey gibi) basit düşünmeye çalışıyorum çünkü en yalın, en anlamlı tarifi yapabilmek için çok basit düşünmenin doğru olduğunu biliyorum. Tabii bana “niye zahmet ediyorsun?” diyenleriniz çıkacaktır.




Kuşkusuz, kıtayı yeniden keşfetme çabası içinde, dahası fiziksel bir tarif peşinde değilim. Felsefi bir tarif içinde ise hiç değilim. sadece ışığın bir fotografçı için ne demek olduğundan yola çıkarak “ ne demek” olması gerektiğinin peşindeyim..



Görülüyor ki ışığın bir enerji olduğundan herkes emin, ben de eminim.




Aydınlatıcı olduğu konusunda diğer fikir sahiplerine de katılıyorum ama sadece bu kadar değil benim için…..Örneğin vikipedi ışığı “görülebildiği kadarıyla” tariflemiş, görüimeyeni tarife gerek görmemiş. Gerçekten de 380-780 nm arası ışığın insanlarca görülebilen dalga boyudur, bu da elektromanyetik spektrum içinde küçücük ama pek küçücük bir yer kaplar, ışığın insan gözünün göremediği, yani titreşimini algılayamadığı o kadar büyük bir boyutu varki… Eğer bizler de ışığın diğer boyutlarında titreşebilseydik, görebilecektik.





Hatırlayalım ki; renkler de ışıkla var olduğuna göre; ne kadar çok göremediğimiz renk var kimbilir? Biz fotografçılar, iyi ki sadece ansiklopedik ya da fiziksel tanımlarla yetinmiyoruz; ve biliyoruz ki herşeyi görerek çekseydik renkli bir fotokopi makinasından farkımız kalmayacaktı. Işığın diğer frekaslarını göremiyor ancak o müthiş titreşimin enerjisini hissediyoruz..çektiğimiz kareler bu enerjiyle beraber titreşirse, o zaman başımızın üstündeki gözlerle değil kalbimizdeki göz devreye giriyor ve fotograflarımız fotokopi makinasının sonuçları olmaktan çıkıyor (şükürler olsun !)



Sadece bakan bir göz; ışığın fiziksel olarak aydınlatıcı yanıyla ilgilidir..



O göze göre ; ışığın ondan başka bir görevi yoktur yani doğal yoldan gökyüzünün aydınlanması yapay yoldan lambalarla aydınlanmak gibi, üstelik, bunun bir önemi olmadığı gibi düşünerek vakit kaybedilecek bir durum da değildir. Ancak bu görüş, görsel sanatlarla uğraşan hiç bir disiplinin benimseyemeyeceği bir tutumdur.




Ne yazık ki; bu anlayışla da yıllardır pek çok iş ve sanat adı altında bazı çalışmalar yapıldığına tanık oluyorum. Unutulmaması şart ki görsel sanatlarla uğraşan her göz, “bakan gözüne” ek olarak “gören gözünü “ de devreye koyabilmelidir. Hatta onu birbiriyle değiştirmelidir.



Hayat; ışık ve onun sonuçlarından biri olan renklerle örülüdür. Her dalın sanat çalışmasında da bu vardır. Görsel sanatlar ve ışık ise birbiriyle bir bütündür. Görsel sanatlar aslında ışıkla anlatımdır, ışığın anlatımıdır. Resmin tarih içindeki evreleri; ışığın zaman içindeki değişik algılanabilen titreşimlerinin birer izdüşümüdürler.. Mesela empresyonistler ışığın daha farklı bir titreşimini algılayabilerek, ”hissedileni” görünür kılmayı ışığı “resmederek” başarmışlardı. Rembrant usta da öyle…





İyi ki 1800′lü yılların ortalarına doğru fotograf bulundu ve görsel sanatlara “bir yıldız” eklendi. Eğer fotograf olmasaydı resim kendisine yeni kapılarını açamayacak, tam da kendisi gibi olma sürecine giremeyecek ve o dönemler için büyük bir tuzak olarak kapısında bekleyen “aynını yapma” işine muhtemelen, fotokopi bulunana kadar devam edecekti. Bu nedenle resim, başlarda çok korktuğu fotografın hakkını daha sonraları teslim etmiştir.



Gelelim fotografın durumuna ; “her olgunun kendi zamanı” yasası ile fotograf da bu 170 yıl içinde çok merdiven çıktı, fiziksel ve elektronik gelişimlerinin at başı olarak tabii ki anlayışları, diğer bir deyişle; ışıktan anladığı da değişti. Bu süreç içinde fotograf ve sanatçıları birbirlerini etkileyip, öğretip değiştirmeye devam ettiler.



Bu gün içinde bulunduğumuz durumda ışıkla resim yapan fotograf, belgeci özelliğinin yanı sıra ışıkla yaratılabilen duyguların ve atmosferin tam olarak karşılığını verebiliyor. Yani tam da “ışıkla resim yapıyor” .




Atmosferin ya da fotograf dilinde ambiansın ışıkla yaratılabileceği biraz “sanatsal” gibi gözükmesine rağmen, gerçekte; “fiziksel” bir durumdur . Einstein günümüzden tam 100 yıl önce madde zaman ve mekan birliğinin birbirinden bağımsız olmadığını, bu birliğin ise ancak ışık hızı ile değişebileceğini izafiyet teorisi ile formule etmişti. Yani, mekanın, görünenin, zamanın, hatta görülmeyenin ancak algılanabilenin fotograflanması, mekanın ve zamanın yaratılması da değiştirilmesi de ışıkla mümkündür.



Her maddenin kendi zamanı vardır,dolayısı ile her mekanın da bir zamanı, ya da tersi; her zamanın bir mekanı… Bu sınırlar içinde fotograf çekebildiğimiz gibi bu sınırları aşıp, “şimdi” de başka bir zamanı veya “hiç zamanın olmadığı” bir mekanı algılayıp onu kameramıza da gördürebiliriz.. Işığın görünmeyen yüzünü hissederek…



İşte bir fotografçı için ışık, görülmeyeni gösteren, böylece zaman ve mekan sınırlarını aşan ve aştıran bir titreşimdir,yani sadece size özgü, sizin ışığı anlama yetinizle size ait olan bir titreşim..Bu nedenle de her fotografçının ışığı farklıdır.. Aksi halde aynı konuları çekmiş olsak da nasıl farklı olabilirdik ? Sadece bakış açılarımızın farklılığı ile mi ?



Teşekkürler Işık……



Gülnur SÖZMEN





Gülnur SÖZMEN Hakkında





Gülnur Sözmen 1955 İstanbul doğumlu.



İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da tamamladı ve 1970 yılında fotograf çalışmalarına başladı.



1972-76 yılları arasında (TGSYO) Tatbiki Güzel Sanatlar’da Grafik tasarım ve Fotograf eğitimi aldı ve 1976 da mezuniyeti ile birlikte ilk kişisel sergisini açtı.



Mezuniyet sonrası 2 yıl süreyle grafik tasarımcı ve fotografçı olarak reklam ajanslarında çalıştı.



1978 yılında kendi atölyesini kurarak profesyonel fotograf çalışmalarına devam etti. Aynı yıllar; Türkiye’ de ilk mesleki kadrolaşma olan “FOTOS Fotograf Sanatçıları Derneği”nin kurucu kadrosunda bulunarak, sonrasında; Genel sekreterlik ve Başkanlık görevlerini yürüttü.



1986 da profesyonel fotograf çalışmalarını sanayi alanında yoğunlaştırarak Türkiye ve Dünyanın çeşitli bölgelerinde sayısız sanayi fotografları çekti ve bu belgesellerden “çalışanlar” üzerine büyük bir arşiv oluşturdu.



1987 de PTFD (Profesyonel Tanıtım Fotografçıları Derneği)ye üye oldu, sonraki yılarda genel sekreterlik ve başkanlık görevlerini yürüttü.



Fotograf çalışmaları yanı sıra ; “Fotografın sanat içindeki yeri ve Görsel İletişim” üzerine araştırmalar yaparak 1982-1996 yılları arasında Mimar Sinan Üniversitesi Fotograf ana sanat dalında “Görsel İletişim” dersleri verdi.



1994 de USA/ San Fransisco CCAC’de (California College Arts and Crafts) konuk sanatçı olarak bulundu.



Sözmen; 1995 e kadar Türkiye’de, özellikle Güneydoğu Anadolu’da pek çok fotograf belgeseli çekti, bu tarihten sonra çalışmalarını Orta ve Güneydoğu Asya üzerine yoğunlaştırarak geniş bir arşiv oluşturuyor.



1976 dan başlayarak 7 kişisel sergi açan Gülnur Sözmen, sayısız topluluk sergileri,dia gösterileri,sempozyum ve bilimsel toplantı ve jürilere katıldı.



Halen İstanbul’da yaşıyor, profesyonel ve belgesel çalışmalarını sürdürüyor.



http://www.gulnursozmen.artroof.com/



Hazırlayan : Feryal ULUDAĞ



Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Gülnur Sözmen : IşıkGülnur Sözmen : IşıkGülnur Sözmen : IşıkGülnur Sözmen : IşıkGülnur Sözmen : IşıkGülnur Sözmen : IşıkGülnur Sözmen : IşıkGülnur Sözmen : IşıkGülnur Sözmen : IşıkGülnur Sözmen : IşıkGülnur Sözmen : Işık

Gülnur Sözmen : Işık” üzerine bir düşünce

  1. Aylin Eser

    Işığın Savaşçısı;
    Sen benim dünyaya açılan kapımsın”¦

    Penceremden dışarısını seyrediyorum..Gözlerimin görebildiği o en son noktaya dalıp gidiyorum.. Aklımda sen, yüreğimde sen, gördüğüm her noktada sadece sen varsın”¦
    Işığın Savaşçısı, sen benim dünyaya açılan kapımsın”¦
    Işık, tozlu kentlerin, dar arka sokaklarında çalışan hünerli ellerde gizli, belki ayak basılmamış topraklarda, belki de hemen orada, yanı başında..Uykulu gözlerin duyduğu demir seslerinin arasına karışırken ışık, sen oradaydın, biliyorum. Zor geçen gecenin sabahında, vurulacak birkaç çekice daha ihtiyacı var demirin, ışığın kaybolup gitmesi için..Bir sonraki güne merhaba diyebilmek için”¦
    Işığın Savaşçısı..Sen benim dünyaya açılan kapımsın..
    Ne olur bana da yolla o ışığı..Odama dolsun önce, yüzümden aksın ellerime, sonra yüreğime”¦
    Seni, dünyanın herhangi bir noktasında hayal edebiliyorum. Diz boyu karların bembeyaz örtüsü üzerinde, tozlu kentlerin fakir semtlerinde, yerin metrelerce dibinde, çıkılması zor tepelerde, geceden ağları hazırlanmış bir balıkçı teknesinde, bayram sabahı, terkedilmişliğin kasvetinin sindiği bir çift yaşlı gözde, yeni doğan bebeğine bakan bir annenin gözbebeklerinde, dev gibi ağaçların dalları arasından süzülen özgürlükte..karanlığın saltanatının sona erdiği her yerde”¦
    Bu aşk en çok sana yakışıyor aslında..Yıllardır, bitmek bilmeyen bir inatla..tarifsizce ve uzaklarda..Biliyorum, yine düşeceksin yollara, bilinmeze belki, belki de bir adım yakına. Işık, orada olacak..Yeni bir sabaha merhaba derken dünya, sen çoktan düşmüş olacaksın yollara; Kameran ve ruhunun derinlerindeki o çığlıkla ..
    Sen Işığın Savaşçısı, benim dünyaya açılan kapımsın..
    Görüp te gidemediği o dağı anlat bana, dağın ardında saklı kalanları, ışığı..Kitaplarda okuduğum fakat kelimelere dökemediğim o ülkeleri anlat bana, hayatı.. Yerin binlerce kat altındaki maden işçisini anlat bana, aydınlığı..Ütopya gibi görülen tapınaklarını anlat bana, yaşamı..Karanlık ormanları anlat bana, dallarından süzülen pınarın renklerle dansını..sırrı..
    Sen, Işığın Savaşçısı, benim dünyaya açılan kapımsın..
    Yüreğimi aydınlatan, hayatıma renk katan ve beni başka dünyalara taşıyan…Biliyorum, bu dans hiçbir zaman bitmeyecek ve ben bu dansı her doğan gün bir kez daha izleyeceğim; tekrar tekrar izleyeceğim”¦

    Gülnur Sözmen’e
    “Işığın Savaşçısı”na
    sevgimle..

    Aylin

    Reply
  2. mesut ADALI

    gülnur hanım sizi çok tebrik ediyorum başarılı işlere imza attmışsınız ve hemşerileriniz olarak sizi tebrik ediyoruz

    Reply
  3. kenan birlesik

    isik senin yüzünde o ciftehavuzlardaki evden beri vardi..yani bence isik senin icin yeni birseydegil..senin dogum gunune 11 ,benimkine ise 10 gün var..
    1964 den beri komsun…
    kenan

    Reply
  4. ebru umuç

    sayfalar arasında geziyordum, güzel fotograflarınızı daha öncede görmüştüm ve isminizide ortak bir arkadaşımdan işitmiştim, kendiside burda, 2 üstümde yorum yapmış zaten. ısıgınız hiç eksilmesin gülnur hanım, yine güzel karelerinizle ve kişiliginizle bizi buluştursun hayat.

    ebru umuc

    Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


üç × = 15

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>