Emre İkizler ile Röportaj








Atakan Dürüst: Merhaba. Öncelikle bize Emre İkizler’i anlatır mısınız? Biz sizi fotoğraf dünyasında ve akademik açıdan tanıyoruz. Bunun dışında Emre İkizler neler yapar? Zevkleri nelerdir? Nerelere gider? İşi dışında hayatı nasıldır?



Emre İkizler: İşim dışında hem amatör bir fotoğrafçıyım, hem tanıtım (reklam) fotoğrafçılığı yapıyorum. Yine fotoğraf benim zamanımın çoğunu alıyor. Geçmişimde de fotoğraf dergilerinde yönetmenlik gibi işler yapmıştım. Şimdi yeni olarak Photoline dergisinin yayın yönetmenliğini yapmaktayım. Bu tür şeyler de benim zamanımı dolduruyor. Çok okumam gerekiyor. Fotoğraf dünyasında neler oluyor ve olmuşları okumam gerekiyor. Yani anlayacağınız keyif için kitap okumak, müzik dinlemek gibi zevkler belirli dönemlerde olamıyor maalesef. Mesela eşimin gitmek istediği bir film var iki haftadır. Beraber gitmemizin hoş olacağı bir film ama başaramıyoruz bunu yoğunluktan ötürü. Şöyle örnek vereyim. Son iki ayda neredeyse her haftasonu amatör bir fotoğraf topluluğunun davetlisi olarak farklı şehirlerdeyim. Bütün bunlara da vakit ayırmak gerekince birçok şeyi yapmaya fırsatınız ve zamanınız olmuyor.




A.D.: Marmara Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesinde öğretim görevlisi olarak çalışmaktasınız? Bir de Mimar Sinan Üniversitesi’nde sayısal fotoğraf dersi vermektesiniz. Bize biraz üniversitedeki öğrencilerden, fotoğraf sanatına bakışlarından kısacası okul hayatından bahseder misiniz? Üniversitedeki öğrencilerin yaş grubunun fotoğrafla olan ilişkisini de merak ediyorum. Bir de “sayısal fotoğraf” derslerini ve bu terimin anlamını biraz açabilir miyiz? Daha çok neler yapılıyor bu derslerde?



E.İ.: Öncelikle şunu belirtmeliyim, üniversitedeki öğrencilerimin yaşlarının genel bir ortalaması yok. Yani akıllara geldiği gibi liseden mezun olmuş ve üniversiteyi kazanmış yaşlar gibi bir genelleme yok bizim öğrenci gurubumuzda. 19 yaşında gençler de var, yaşı 35-40 olan, daha önceden başka işlerle uğraşmış, sonrasında hayatı için fotoğrafa karar vermiş öğrencilerimiz de var. İlginç bir şekilde yaş ortalaması öğrencilerimizin, yıldan yıla değişiyor. Bir yıl bakıyorsunuz 18-20 yaşındaki öğrencilerimiz çok oluyor. Başka bir yıl bakıyoruz ki yaş ortalaması 38 falan olabiliyor. Şunu belirtmeliyim ki, genel olarak genç yaştaki arkadaşların okumadıklarını ve zora gelemediklerini gözlemliyoruz. Öte yandan benim dersimi, sayısal fotoğraf dersini düşünecek olursak bu genç yaştaki arkadaşların kolay adapte olduklarını görüyoruz. Hani neredeyse doğarken bile PlayStation ile beraber doğmuş olduğu için sayısal terimlere, sayısal görüntülere çok aşina, bilgisayarı zaten kullanmayı bilerek gelmiş oluyorlar. Belki biraz İngilizceleri de daha iyi olabiliyor. O anlamda daha rahat iletişim kurabiliyorum ben yaşı genç olan arkadaşlarla. Yaşı büyük arkadaşlarımızda bu konularda biraz sıkıntı olabiliyor. Çünkü onlar daha çok analog fotoğraftan gelmiş oluyorlar ve sayısal fotoğrafa çok sıcak bakmayabiliyorlar. Onlarla bu yüzden arada çatışabiliyoruz ama o çatışmalardan da çok güzel değişik bakışlar çıkabiliyor. Zaten illa aynı fikirde olmak da gerekmiyor. Sayısal fotoğraf terimine gelecek olursak, Amerika’da falan digital photograpy diye geçiyor. Onun Fransızcadaki karşılığı nümerik fotoğraf, Türkçedeki karşılığı ise sayısal fotoğraf oluyor. Yani gerçekten oluşan görüntü sayılarla ifade edildiği için ve ona müdahalelerimizin rengine vs. yine sayılarla olduğu için buna sayısal fotoğraf denmesinin gayet doğal olduğunu düşünüyorum. Ben de zaman zaman dijital zaman zamanda sayısal ifadelerini kullanıyorum. Film kullanılmayan ve görüntülerin bir şekilde bilgisayar ortamına aktarıldığı, orada birtakım değiştirmeler ya da dönüştürmeler yapılabilen ve bu anlamda resimsel ya da resime benzeyen müdahalelerin de yapıldığı, yani manipülasyon kısmının da yapılabildiği bir şey bu. O anlamda çok geniş bir ufuk olduğunu düşünüyorum. Hani herkes bunu yapmak zorunda değil tabii ki ama yapabilecek insanlar içinde çok engin olanakların olduğu, o yüzden beni de çok heyecanlandıran bir bölümü fotoğrafın.




A.D.: Fotoğraf ile ve sonrasında dijital fotoğraf ile tanışmanız çok eski yıllara dayanıyor. Bize bu yıllardan bahseder misiniz kısaca?


E.İ.: Dijital fotoğrafa erken başlamış olduğumu sonradan fark ettim. Çünkü ben 1994 yılında Gültekin Çizgen’in yanında, fotoğraf stüdyosunda çalışmaya başladım. Zaten ilk iş görüşmesine gittiğim gün o bilgisayar olanaklarını görünce heyecanlanmıştım. Sonrasında da orada çalışma fırsatı bulduğum için çok şanslı hissettim kendimi. Çünkü hakikaten orası bir okul gibiydi. Herkes birbirine yardımcı olurdu. Herkes herşeyi bilmek durumunda olurdu. Öyle bir ortamdı ve de gerçekten o dönem için 1994 koşullarında Machintoshların olduğu Photoshopların kullanıldığı, film çıkışı yapabildiğimiz, filme sayısal görüntünün basılabildiği çok ender ortamlardan birisiydi. Hakikaten orada çok şey öğrendim. Ondan sonra bu bilgilerle akademik seviyede bir eğitmenlik söz konusu olabiliyordu ve böyle devam etti.




A.D.: Üniversite yıllarınızda da ilk serginizi açtınız. Toplamda da 3 adet kişisel serginiz bulunuyor. Siz ülkemizde açılan sergileri takip edebiliyor musunuz ve açılan sergiler hakkında görüşlerinizi merak ediyorum. Gereklileri var, gereksizleri var. Genel anlamda sergiler hakkında düşünceleriniz neler?



E.İ.: Bazı fotoğrafçı arkadaşlarımız çok üretirler ve bunu da doğal olarak çok göstermek isterler. Bazı insanlar ise çok daha seçicidir. Çok daha fazla zaman harcarlar ve hep daha iyi olsun isterler. Bu insanlar da daha uzun aralıklarla sergi açarlar. Artı bunun bir maddi boyutu da var. O yüzden herkesin başarabileceğinden pahalı bir hale geliyor. Bazıları bunu sponsorluk aracılığı ile yapmayı tercih ediyorlar. Bazıları sponsor bulamadıkları için çok uzuyor sergilerinin arası.




A.D.: Sizin öyle mi?
J



E.İ.: Ben açıkçası daha çok gösteri yapan bir gruptanım. Yani 20-21 tane dia gösterim oldu mesela ama mesela 3 tane sergide kalabildik. Bu biraz başka taraklarda bezimiz olmasından da kaynaklanıyor. Yoksa yalnız eğitimcilik yapsam daha fazla sergi açabilirdim ya da ne bileyim yalnızca amatör fotoğrafçılık yapsam daha fazla sergi açabilirdim ya da reklam fotoğrafçılığı vs. Bunların hepsini yapmak için çalışınca bazı şeylere zaman kalmıyor, sergiler gibi. Şunu şöyle söylemek istiyorum. Çok sergi açan insanlara şu tarz sözlerin haksızlık olduğunu düşünüyorum. Ne kadar çok sergi açıyor, niteliğini düşürüyor gibi bir yaklaşımın yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü bazı arkadaşlarımızın hem sık hem de nitelikli sergiler açtığını görüyoruz. Tabii ki sık ve niteliksiz sergi açan arkadaşlar da var. O yüzden bunu genellememek gerekiyor. Aslında bir fotoğraf izleyicisinin, bir fotoğraf severin gerçekten bütün mekanları dolaşması gerekiyor.




A.D.: Fotoğraf sanatı ile ilgili yayınlar, bırakın ülemizi Dünya genelinde de yeterli değil. Siz ise fotoğraf sanatına biri Faruk Akbaş ile ortak olmak üzere 3 – 4 adet kitap armağan ettiniz. Birçok dergide de gerek makaleleriniz ile gerekse yaptığınız editörlük görevleri ile yazılı anlamda birçok hizmet verdiniz. Sizce ülkemizde ve Dünyada yazılı anlamda fotoğraf sanatına yeterli destek veriliyor mu?



E.İ.: Benim yazdığım kitaplar daha çok temel fotoğraf ile ilgili kitaplar. Yani yazdıklarımı fotoğraf sanatından farklı olarak daha çok teknik kitaplar olarak değerlendirebiliriz. Bu konuda gerçekten haklısınız. Fotoğraf sanatı konusunda gerçekten çok az yayın var. Fakat benim de yaptığım gibi teknik anlamda birçok kitap mevcut. Zaten amatör fotoğrafçının ihtiyaç duyduğu kitaplar da bu tür kitaplar. Bundan sonra başlangıç seviyesindeki arkadaşların daha ileri seviyelerinde fotoğraf sanatı ile ilgili gerçekten daha çok yayına ihtiyaç var. Buna belki zamanı gelince ben de biraz katkıda bulunabileceğim ama bu konu daha bakir gözüküyor.




A.D.: Soruyu biraz şuraya yönlendirmek istiyorum. Fotoğraf sanatını anlamak ve öğrenmek için sadece kitaplar yeterli mi?



E.İ.: Hayır yeterli değil. Çünkü sanat yalnızca okunarak algılanabilen bir şey değil. Bazen öyle bir görsel görüntü görürsünüz ki, bunun fotoğraf olması şart değil resim olur, grafik olur vs. hiçbirşey yazmak yetmez ona. O zaten kendisini çok değişik şekillerde anlatır. O yüzden bana kalırsa çok izlemek gerekiyor. Çok okumak gerekiyor ama bu okuduğumuzun illa da kitap olması şart değil. Dergiler de olabilir, internet kaynaklı yayın ve makaleler de olabilir ama okumak gerekiyor. Biraz da pek çok sanat kuramcısının yapmadığı bir şey, biraz da o işi yapmak gerekiyor. Yani şunu söylemek istiyorum. Türkiye’deki sanatla ilgili yazı yazanların tamamı kuramsal insanlar. Fakat fotoğraftan hiçbir şey anlamıyorlar. Söyledikleri şeyler fotoğrafa da uygulanabilir, resime de uygulanabilir, başka bir şeye de uygulanabilir. Çünkü çok genel şeyler yazıyorlar. Bir fotoğraf sergisini ya da bir fotoğraf yapıtını eleştirirken de o yüzeysellikten çok fazla sıyrılamıyorlar. E bu işin bir de teknik kısmı var. O teknik kısmın hakkını, hiçbir eleştirmen, hiçbir fotoğraf sanatı yazarı veremiyor. Bu tür şeyler beni rahatsız ediyor çünkü sanat da olsa, amatör bir hobide olsa fotoğrafın altyapısı tekniktir. Yani bunun ışığı, pozlandırması, kompozisyonu, baskısı vs. bunların hepsi gerek şarttır. Tabii ki tek başlarına yetmezler, başka birşeyler daha gerekir ama bu gerekşartı yerine getirmeyen işe iyi iş dememek gerekir.




A.D.: Sanki biraz hakkının yendiğini düşünüyorsunuz fotoğrafın?



E.İ.: Evet evet, zaten fotoğrafın genel olarak küçümsenen bir yapısı var. Bunun nedenini anlamak zor değil. Çünkü ne bileyim resimdi, grafikti ya da el becerisi ile yapılan pek çok sanata göre işte kolay kopyalanabilir, kolay çoğaltılabilir yapısı fotoğrafın her zaman daha ucuz olarak görülmesine neden olmuştur. Hani tabii ki biz çok uğraştığımız ve sevdiğimiz için bunu kabul etmekte güçlük çekiyoruz ama dışarıdan bakan insanlar bunu böyle algılıyorlar, bu yüzden de fiyatları ve her şeyleri de daha düşük oluyor maalesef.




A.D.: Genellikle doğa ve mimari fotoğraflar çekiyorsunuz. Doğa fotoğraflarınıza kartpostal tadında hayranlıkla baktığımı da ekleyeyim. Bu sıralar çekimlerle aranız nasıl? Vakit bulup çekimlere devam edebiliyor musunuz? Yoksa çekenleri eğitme işi tüm vaktinizi alıyor mu?



E.İ.: Geçmişte daha çok yapabiliyordum bunu. Son 4-5 yılda o anlamda üretimim biraz azaldı. Yine de her fırsatta yapıyorum ve yapmak zorundayım. Sevgili Gültekin Çizgen’in çok güzel bir lafı vardır. Ona sorarlarmış, niye fotoğraf çekiyorsun diye. “Çekmeden duramıyorum” dermiş o da J Benim için de böyle bir şey geçerli ve gerçekten sürekli çekmemiz gerekiyor. İş için de olsa, dergi için de olsa, çalıştığım kurum için de olsa çekimler yapıyorum ve ayrı zamanlarda da kendim için bunu yapıyorum.




A.D.: Son zamanlarda çok sorulan bir soruyu sormak istiyorum size de. Dijital manipulasyona bakışınız nasıl? Web sitenizde İstanbul sergileri kısmında manipülasyona rastladım ve bu konuda sizin görüşleriniz çok önemli bizler için.



E.İ.: Öncelikle bu konuda herkesin görüşüne saygı duyuyorum ben. Sayısal fotoğrafın ilk dönemlerinde sayısal fotoğrafa karşı ciddi bir direnç vardı. Günümüzde o direncin olmadığını görüyoruz artık. Şimdilerde de manipülasyona karşı bir direnç mevcut. Şunu unutmamak lazım, fotoğraf her zaman teknolojik bir uğraştı. Yani ilk icat edildiği yıllarda da 1800’lerin başlarında da böyleydi, sonlarında da böyleydi, 1900 lerin başlarında da böyleydi, ilk renkli film çıktığında da böyleydi, ilk sayısal fotoğraf çıktığında da böyle oldu. Şimdilerde 3 boyutlu fotoğraflar gündemde, gelecekte teknolojik başka bir şeyler de gelecek. Yani fotoğrafın doğasında böyle bir şey var. Yani fotoğraf sanatında teknolojik gelişim kaçınılmaz ama tabii ki her fotoğrafçı bu gelişimi ve değişimi izlemeli midir? Hayır kesinlikle izlemek zorunda değildir. Herkes sevdiği fotoğraf türünü yapar ama tutup da ortada böyle bir gerçek varken, birilerinin çıkıp da sayısal fotoğraf ya da manipüle edilmiş fotoğraf, fotoğraf değildir deme hakkı yoktur bence. Tamam, sevmiyorsan sevmiyorum diyebilirsin ama bu fotoğraf değil, bu sanat değil demek pek mümkün değildir. Günümüzde de fotoğraf o kadar popüler bir mecra haline geldi ki, hani bilen de bilmeyen de kullanıyor artık. Adam seramik yapıyor üstünde fotoğraf kaplı ya da ne bileyim heykeltraş ama fotoğraf kullanıyor ya da ressam ama fotoğraf kullanıyor. Dolayısıyla fotoğraf en çok kullanılan malzeme haline geldi. Böyle bir durumda da, hayır onu öyle kullanma, bu doğru değil, falan demek de pek mümkün olmuyor tabii ki. Zaten sanatın doğasında da böyle bir şey var. Çok üretilir ama içinden çıkan azı önemlidir. Önemli olan nitelikli fotoğraf elde edebilmektir. Bu doğrudan fotoğrafla da elde edilebilinir, deneysel fotoğraflada elde edilebilinir, bilgisayar ortamında da elde edilebilinir.




A.D.: Çeşitli fotoğraf yarışmalarında ödüller aldığınızı ve yarışma jüriliği de yaptığınızı biliyoruz. Ülkemizdeki fotoğraf yarışmalarınıza bakışınız nedir? Amatör ve profesyonel fotoğrafçılara getirileri ve götürüleri nelerdir sizce?



E.İ.: Bu da bence Türk fotoğrafının çıkmazlarından biri haline geldi. Çünkü bazı insanlar, fotoğraf yarışmaları için fotoğraf üretir hale geldiler. Yarışmaların amacı fotoğrafçıyı motive etmektir ve bu anlamda ben yarışmaları destekliyorum. Ama bir 5 yıl var farklı görüşlerin ortaya çıkabilmesi için. Farklı görüşlerdeki juriler de bence çok önemli. Sürekli aynı görüşteki jürileri toplayarak yarışmalar düzenlenince ortaya çıkan işler de birbirine benzer hale geliyor. Jürinin tavrı ve fotoğrafa yaklaşımı ortaya çıkan sonucu da etkiliyor. Bu işin bir boyutu tabii ki. Bir de şöyle düşünüyorum. Benim de içinde bulunduğum bazı jürilerde rastladığım şöyle hayal kırıklıkları da oluyor. Gerçekten niteliği düşük işler gönderilmiş oluyor ve birinciyi seçmekte güçlük çekiyoruz. Bazen de elenen fotoğrafların içinde çok niteliklileri de çıkabiliyor. Bu da o jurinin katı tavrı yüzünden olabiliyor. Bu anlamda farklı sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Şunu da unutmamak lazım; jüridekiler de insanlar. Jurinin örnek olarak Çarşamba akşamı seçtiği fotolarla, Cumartesi akşamı seçtiği fotolar farklılık gösterebiliyor.




A.D.: Fotoğrafı akademik yollardan takip etmenin fotoğrafçı için yararlarını yani artılarını ve açmaya imkan sağladığı kapıları anlatır mısınız?



E.İ.: Şimdi tabii fotoğraf eğitimi almak Türkiye’de lüks bir şey haline geliyor. Çünkü gerçekten fotoğraf eğitimi veren, pratikte 10 civarı kurum var. Bunların 3 ya da 4 tanesi Güzel Sanatlar Fakültesi çatısı altında. Diğerleri ise İletişim Fakültesi çatısı altındalar. Dolayısıyla onların da fotoğrafa bakışı birbirlerinden farklı. Biri sanatsal fotoğraflara, diğeri ise haber fotoğraflarına önem veriyorlar. İletişim fakültelerinde genellikle fotoğraf ve video gibi bir başlık altında veriliyor. Dolayısıyla fotoğraf oradaki tek seçenek değil. Şunu da unutmamak lazım; ülkemizde sanat, yaşam tarzı değil.Yani insanlar yemeyi, içmeyi, futbolu, magazini her şeyi sanattan yukarıda tutuyorlar. Durum böyle olunca da Güzel Sanatlar Fakültelerinden mezun olan öğrencilerin yaşamda ciddi kaygıları oluyor. Çünkü sanat fotoğrafı çekerek hayatlarını kazanmak gibi bir şansları olmuyor. Bu yüzden bazıları yurt dışına açılıyorlar. Dünya çapında bir sanatçı olmayı hayal ederek yurt dışında satabiliyorlar işlerini. Çok azı bunu yapabiliyor. Büyük bir kısmı başka işlere ya da şöyle söyleyeyim fotoğrafın başka alanlarına yöneliyorlar. Bunun için tanıtım (reklam) ya da basın fotoğrafı gibi temel iki yol çıkıyor karşılarına.




A.D.: Sizin için fotoğraf mı ağır basıyor hocalık mı? Eğer fotoğraf öğretiyor olmasaydınız da hocalık yapar mıydınız?



E.İ.: J Güzel bir soru. Fotoğraf olmasaydı hocalık yapmazdım. Bu işe nasıl başladım? Lisede öğrenciyken görüntü sanatları kulübü diye bir kulüp kurduk.



O sırada meraklı arkadaşlara bir şeyler anlatmaya, öğretmeye başlayarak başladım. Yani bir derslikte tahtaya falan çizerek anlatıyordum.:) Sonra Fotografevi deneyimim var. Orada uzun yıllar kurslar verdim. Sonra baktım ağzım laf yapıyor, bir şeyler anlatabiliyorum. Ondan sonra bugüne kadar da devam etti ve ediyor zaten. Dediğim gibi fotoğraf dışında başka bir alanda eğitici olmayı düşünmezdim herhalde.




A.D.: Kişisel bir soru sormak istiyorum. Örnek verecek olursak piyanistsinizdir, dünyaca tanınmak istersiniz. Sporcusunuzdur, aynı şekilde en üst düzeyde yapmak istersiniz sporu. Siz kendi adınıza Dünyaca tanınmış bir fotoğrafçı olayım, en prestijli galerilerde sergilensin fotoğraflarım vs. gibi şeyler düşünmediniz mi hiç?



E.İ.: Zaman zaman böyle hayaller kuruyoruz tabii ki ama açıkçası ben egosu o kadar yüksek olan biri değilim. Yani hırsları çok daha yüksek olan arkadaşlarım var. Onlar her gece bu tür hayallerle yatıp kalkıyor olabilirler. Tabii ki ben de zaman zaman böyle şeyler düşünüyorum. Ne bileyim yurt dışında bir yarışmada ödül aldığım zaman, yurt dışında bir sergiye katıldığım zaman ya da davet aldığım zaman tabii ki heyecanlanıyorum. Bunlar çok güzel şeyler ama yurt dışında maalesef Türk fotoğrafı için çok bilinir düşünceler yok. Bu yüzden Türk fotoğrafçıları çok fazla davet almıyorlar ama tabii ki ülkemizde çok değerli fotoğrafçılar var ve bunlar zaman zaman kendi adlarını duyurabiliyorlar ama hiçbir zaman ne bileyim bir Fransız kadar şansımız olmayacak bu konuda.




A.D.: Fotoğraf sanatına gönül vermiş gençlere bir yol haritası çıkartsak fotoğrafçılıkla ilgili., ne yapmalılar, fotoğraf dallarından bir uzmanlık mı seçmeliler? Atölyelere mi gitmeliler? Nasıl ilerlemeliler? Önerileriniz nelerdir?



E.İ.: Bu soruyu başka bir arkadaşıma sorsaydınız o çok kesin bir şekilde , daha net bir yol çizebilirdi ama ben çevremden çok farklı yollardan gelen insanlar görüyorum ve hepsi de bir şekilde ciddi bir noktaya ulaşmışlar. Bu yüzden de mutlaka şöyle olmalıdır diyemiyorum. 13 yaşımda fotoğraf çekmeye ve öğrenmeye başladıktan birkaç yıl sonra ben artık fotoğrafı biliyorum gibi ukalaca bir fikre kapılıp, üniversitede bu yüzden başka bir bölüm okumalıyım fikrine kapıldım. Çevre mühendisliğini bitirdikten sonra yine fotoğrafa döndüm. Bazı arkadaşlar bunu şöyle yapabilirler. Benim izlediğim yola girmeyip fotoğraf okullarına girmeye çalışabilirler. Bu tabii ki daha doğru olur ama okul tek yol ya da tek şans değil. Çok okuyarak, çok çekerek, çok izleyerek, çok doğru ve yanlış örnekler görüp bunun değerlendirmesini yaparak ilerleyebilirler. Kurslar falan da bir yöntemdir, onlardan da faydalanabilirler. Ne yaparlarsa yapsınlar duygularını ve düşüncelerini bu işin içine katmaları gerekir. Fotoğraf dediğimiz şey aslında bir anlatım biçimidir. Atölyeler hakkındaki fikrim ise, şehrin yoğunluğundan ve az zamandan kaynaklanan imkansızlıkların yerini dolduruyor atölyeler ve tabii ki işe yarıyorlar. Bu da tek yol değildir tabii ki ama nitelikli olan atölyelerin dediğimiz yoğunluklardaki insanlara faydalı olduğunu düşünüyorum.




A.D.: Bu keyifli sohbet için çok teşekkür ediyorum.



”¦ Emre Bey ne kadar yoğunluğundan şikayet etse de fotoğraf dünyasını, fotoğrafa dair herşeyi, fotoğraf aletlerini, sergileri hepsini ne kadar çok sevdiğini ve Fotoritim’i de büyük bir takdirle izlediğini anlatarak noktalıyor söyleşiyi…



Röportaj: Atakan DÜRÜST





Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Emre İkizler ile RöportajEmre İkizler ile RöportajEmre İkizler ile RöportajEmre İkizler ile RöportajEmre İkizler ile RöportajEmre İkizler ile RöportajEmre İkizler ile RöportajEmre İkizler ile RöportajEmre İkizler ile RöportajEmre İkizler ile RöportajEmre İkizler ile RöportajEmre İkizler ile RöportajEmre İkizler ile RöportajEmre İkizler ile RöportajEmre İkizler ile RöportajEmre İkizler ile Röportaj

Emre İkizler ile Röportaj” üzerine 3 düşünce

  1. ibrahim YURTSEVER

    çok çarpıcı anlatımlar,düşlerine sağlık,hepside çok trajik aslında,gündelik yaşamda azar azar yaşamımıza giren kötülüklerin sonuçları çok acı gerçekten.tüm kalbimle kutluyorum…

    Reply
  2. Canan YAŞAR

    Örnek olmak ayrıcalıktır diyorum emre bey pekçok yönüyle örnek aldığım insanlardan biri çalışmalrının sağlıkla,huzurla mutlulukla devamını diliyorum :) )

    Reply
  3. vlknks

    Örnek olacak ve gerçik bir eğitimciden duyulacak Türkiye ve fotoğrafçılığın gerçekçiliğini mükemmel bir biçimde aktaran Hocamıza teşekkürler. Cevaplarınızı hayranlıkla okudum. Bence daha fazla seminerler ve konferanslar vererek genç neslimize bilgi ve görüşlerinizi aktarmanızda fayda olacağını düşünüyorum. Sizinle tanışma fırsatına ulaştım, umarım öğrenciniz olarakda sizden çok şey öğrenebilirim. Teşekkürler

    Reply

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


− beş = 3

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>