Aylık arşivler: Şubat 2012

Kadın Başarır III Fotoğraf Gösterisi





Tabiat ananın kendine has özelliklerini ruhunda barındıran kadınlar yeryüzünü şekillendirirken, canlı cansız bütün her şeyi bir bütün kabul edip bu bütünün parçası olarak değişirler, değiştirirler, gelişirler. Ve bu sürede birbirinden güzel imrenerek dinlediğimiz öyküler çıkar ortaya. Bizim projemizin öyküsünü oluşturan kahramanlarımız doğaya, insana, çevreye duyarlı, kendini geliştiren çevresini değiştiren güçlü kişilikleriyle sağlam irade ve inatçılıklarıyla ve sevgi dolu kalpleriyle güzel şeyler yapabilen kadınlar.



Atatürk’ün kurduğu cumhuriyetin aydın kadınlarından, kalıplarına sığmayan böylesi duyarlı güçlü kadınların beşinden bahsedeceğim sizlere.



Hikmet Karabucak, zorlu yaşamına birçok başarı sığdırmış büyük bir naif ressam ve şair. Didem Sürenler, engelli çocuk sahibi olununca neler yapılması gerektiğini bize gösteren şefkatli ve sevgi dolu bir anne. Şendağ Durmaz azmin ve hırsın nasıl başarılara imza attırabileceğinin en güzel örneği. Fazilet Aksu, hepimizin varlığından haberdar olduğu ama görmezden geldiği bir konunun “sokak çocuklarının” zorluklarına eğilen bir profesör. İkbal Kalın benim tanıdığım en enerji dolu, çılgın ve başarılı okul idarecisi…

Hepsinin ortak noktası kadın olmaktan öte, hayatı ve çevreyi iyi gözlemleyen, olayları ve insanları özümseyen, sorumluluk alarak düşünerek üreterek dünyayı değiştirmeye ve geliştirmeye çalışan insanlar olması.

Kadınların hikayeleri hep devam edecek ama bizim “Kadın Başarır III” hikayemizin sonu geldi bugün. Öyküleri ile fotoğraf hayatımıza katkı sağlayan bu kadın kahramanları tanımak, onlarla beraber olmak, hayat tecrübelerinden yararlanmak bizi çok mutlu etti. Bu güzel insanlara ve ayrıca projede emeği geçen, başta projenin fikir babası S.Haluk Uygur olmak üzere tüm dostlarımıza teşekkür ederiz.



Gelecek yılki beş başarılı kadın ve beş profesyonel fotoğrafçının hikayelerinde görüşmek üzere…



Sanat Danışmanı


Nazan GÖKKAYA

Kadın Başarır III Fotoğraf Gösterisi

yan kapak deneme

width=550 bgColor=#111111 align=center height=550>





















href="http://www.fotoritim.com/yazi/kenter-tiyatrosu--olumune"> border=0 alt=Fotoritim
src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1330371689cover2-ince.jpg"
width=550 height=479 Moon>











Bu Sayıdan Secmeler src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/12256277731225177558secmeler.jpg"
width=193 height=33>
onclick=ShowArticleByNumber(1)> src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/122562779812251796163920069532.jpg"
width=33 height=33>
onclick=ShowArticleByNumber(2)> src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/122562785112251798153920069645.jpg"
width=33 height=33>
onclick=ShowArticleByNumber(3)> src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/12256278291225179595392006979.jpg"
width=33 height=33>
onclick=ShowArticleByNumber(4)> src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/12256278351225179600392006981.jpg"
width=33 height=33>
onclick=DoPlay(-1);> src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/122562789012251796043920069243.jpg"
width=28 height=33>
onmouseover="style.cursor='pointer'" onclick=DoStop(); value="Pause"> border=0 name=idPause
src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/12256279161225188064392006943.gif"
width=24 height=33>
onclick=DoPlay(1);> src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/122562793112251880713920069322.gif"
width=23 height=33>

yan kapak denemeyan kapak deneme

Mehmet Yılmaz’ın Yeni Kitabı: Sanatın Günceli Güncelin Sanatı



SANATIN GÜNCELİ, GÜNCELİN SANATI

Mehmet Yılmaz








Sanatın Günceli Güncelin Sanatı, 1980’deki askeri darbeden günümüze, Türkiye ve dünya sanatındaki değişimleri ve başlıca kavramlı tartışan metinlerden oluşuyor.

Yeni liberalizm, sanat ortamını nasıl etkileştirmiştir? Güncel, çağdaş ve postmodern sanat kavramları içerik olarak ayrı mı, benzer mi, yoksa aynı mıdır? Türkiye’deki güncel sanatçılar ne kadar günceldir? Başlıca sanatsal oluşumlar, gruplar nelerdir? Piyasa Öldürür mü, Güldürür mü? Sanat ve siyaset ilişkide özde nasıldır? Tarafsızlık mümkün müdür? Sanatta ulusal, etnik, sınıfsal ya da demokratik bakış kendini nasıl göstermektedir? Burjuvazi manevra ve değimle yeteneğini nasıl korumuştur? Kültürün oluşmasında, müzeler nasıl bir rol üstlenmiştir?

Özgün, kopya, taklit ve sahiplenme arasında kesin sınırlar var mıdır? Medya sanatı bir ortam mı yoksa yeni sanat türlerini kapsayan bir üst başlık mıdır? Araçlar devrimci mi yoksa yalnızca sorun çözücü müdür? Sanatta şiddetin sınırı nereye kadardır? Sanatçıların felsefeyle ilişkileri hangi boyuttadır? Çağdaş soytarılar mıdır?

1980 öncesine kadar burjuvazi modernizme sahip çıkarken, Marksistlerin çoğu saldırıyordu; şimdiki tam tersi yaklaşımın gerekçesi nedir? Gerçekçi eğilimlerin, modern ve postmodern sanattaki yeri nedir? Gerçekçilik neden yeniden yükseltilmiştir?

Bu kitap, tarihsel saptama ya da güncel yanıtları bir araya getirmekle yetinmiyor; aynı zamanda, okuru tartışmanın içine çekmeye, soru sormaya ve kendi yanıtlarını bulmaya çağırıyor.





Sanat Dizisi
Ebadı: 15×21
Kağıt/Cilt Türü: Enzo Creamy, 60 gr.
Sayfa Sayısı: 428 sayfa
ISBN: 978-605-5580-28-5
Barkot: 9786055580285
Fiyatı: 25 TL

http://www.utopyayayinevi.com.tr

20 Işık ve Gölge’leri Fotoğraf Sergisi




“20 IŞIK ve GÖLGE’leri”



IŞIK VE GÖLGE FOTOĞRAF PROJE GRUBU SERGİ DUYURUSU



Çekiciliğini ışığına mı gölgesine mi borçlu fotoğraf?



Cevabını 20 fotoğrafçının objektifinde bulmaya çalışacağınız ışık ve gölgeye dair görsel bir şölen.




Siyahın ne kadar aydınlık, beyazın da ne kadar karanlık olduğunu anlattık gölgeden ışığa… Hayatları “an”ladık en siyah beyazda! Sonra anladık ki aslında “an” güneş kadar karanlık, gece kadar aydınlık! Anlatmalıydık ve zannedersek başardık…



Proje, farklı şehir ve mekânlarda çekilmiş, tamamı siyah-beyaz fotoğraflardan oluşuyor.



20 fotoğrafçı, ışık, gölge, insan, zaman ve mekân gibi olguları yeniden ele alıp, estetik bakış açıları ve kendilerine has yorumlarıyla kadrajlarına aktarırken, projenin danışmanlığını ve kreatörlüğünü de 30 yıldır zamansız insan hikâyelerinin peşinden koşan Timurtaş Onan yapmaktadır.




Işık ve Gölge Proje Grubu tarafından organize edilen “20 Işık ve Gölge’leri” fotoğraf sergisi 10 Mart 2012 Cumartesi günü saat 16.00’da İFSAK Alt Kat Sergi Salonunda açılıyor. Sergi açılışına tüm fotoğraf ve sanatseverler davetlidir.



Sergi 10 Mart 2012 – 10 Nisan 2012 tarihleri arasında İFSAK’ta gezilebilir.




Adres : İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (İFSAK)




İstiklal Cad. Ayhan Işık Sok. No:32/2 34433 Beyoğlu / İstanbul


Tel : +90 (212) 292 42 01 / +90 (212) 292 18 07


Faks : +90 (212) 252 44 61


E-Mail : iletisim@ifsak.org.tr


Ayrıntılı bilgi : http://www.isikvegolge.com/



PROJE GRUBU



Proje Danışmanı ve Kreatörü : Timurtaş Onan


Proje Ekibi:



Ahmet Binici, Banu Ertok, Belkıs Esentürk, Dilek Torun, Esra Tunçel Akalın, Hakan Morsallı, Hakan Yaşar, İsmi Durmuş, Mehmet Baltalı, Mehmet Kaya, Nergis Güler, Onur Serin, Özkan Samioğlu, Renata Kireyeva Akbaş, Sevim Baltalı, Sultan Aslan, Sultan Güner, Yasin Akgül, Yıldız Türkyılmaz








20 Işık ve Gölge'leri Fotoğraf Sergisi20 Işık ve Gölge'leri Fotoğraf Sergisi20 Işık ve Gölge'leri Fotoğraf Sergisi20 Işık ve Gölge'leri Fotoğraf Sergisi20 Işık ve Gölge'leri Fotoğraf Sergisi20 Işık ve Gölge'leri Fotoğraf Sergisi20 Işık ve Gölge'leri Fotoğraf Sergisi

Oğuz Nusret Bilik Fotoğraf Sergisi : Söylence



SÖYLENCE



Doğrultup belimizi kalktığımızdan beri iki ayak üstüne..” diye başlangıç yapar sevgili Nazım bir şiirine ve “ve taşı yonttuğumuzdan beri.. “ diye sürdürür şiir yolculuğunu..



İnsanoğlunun tarihi, ona eşlik eden, onu değiştirdikçe kendisini değiştiren taşla yolculuğudur da bir başka deyişle.



Önce taşı kavradı binlerce yıl öncesindeki ellerimiz; yaşamın ve soyun sürdürücüsü, kurtarıcısı oldu, avlandı yontarak onları, onlarla avcılarından korundu.



Taşla, başka taşları çizerek yazdı ilk öykülerini.



Çaktı bir birine taşları, dünyayı ısıttı elleriyle lavlardan ve güneşten sonra; demiri ısıttı, çeliği keşfetti..



Ve yine taşa döndü yüzünü insanoğlu; ilk kabartmalarını, dinsel ritüellere bağlı olarak, taşların üzerine işlendiğinde tarih bundan 13.000 yıl öncesindeydi.



Mermer ocaklarına inildi sonra Bin Tanrılı Hititlilerle beraber.



Çekiç sesleri inletiyordu yeryüzünü; gökyüzü alevler içindeydi, savrulan mermer parçalarının her biri kendi ışığını yaratarak yıldızlara dönüşüyor, sonra yine yeryüzüne geri dönüyordu masal, masal, söylence söylence..



Taş yontuya dönüşmüyordu sadece; ona sonsuzluğu, ölümsüzlüğü üfleyen insanoğlu Bergamalı, Afrodisyaslı, Sagalasoslu, Efesli ustaların elleriyle yerlerin, göklerin, denizlerin, aşkın ve güzelliğin tanrılarını, tanrıçalarını, kahramanlarını yaratıyorlardı.



Poseidon ; denizler, depremler ve atlar tanrısı, yeri sarsıyordu..



Pegasus; tanrıların diyarına uçmuş, yıldırımları getiriyordu Zeus’tan..



Tanrıların tanrısı Zeus haykırıyordu, şimşek ve gök gürültüsüyle sağır ediyordu kulaklarını kullarının..



Ak köpükten doğmuş, ak mermere ruhunu vermişti Afrodit; yürüdükçe zarafet, güzellik fışkırıyordu narin ayaklarının bastığı yerden”¦


”¦


Sonra”¦



Sonra; en yüce tanrı toprak ananın koynunda, uykuya daldılar hep beraber.



Uyudular; toprak yorganı aralayan bir el onların kutsal tenini okşayıncaya kadar.



Çırılçıplak kaldılar; bakakaldılar”¦



Ve”¦



Ve tanrılar halklarını esir oldukları müzelerden çıkarak



yaşama dahil olmaya çağırdılar



ve..



taşlar anlatmaya başladılar masallarını;



duyana ses, alana nefes oldular.



Yaratılsın, yaşansın diye



yeni “söylence”ler..


Oğuz Nusret Bilik Fotoğraf Sergisi : Söylence

21 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanser Günü




Siz hiç LÖSEMİ oldunuz mu?



- Ben bir kere oldum,


“Hele bir iyileşeyim”¦ “ diye başlayan çokça cümle kurdum her zaman.



Siz hiç sabahladınız mı?



- Ben çok sabahladım..


Çoğu gece benim için bitmeyecekmiş gibi süren ağrılar ve acılar ile beraber



Siz hiç ağladınız mı?



- Ben de hiç ağladım mı hatırlamıyorum bile, ama annemin gözyaşlarını yüreğine akıttığını unutamadım.



Siz hiç mutlu oldunuz mu?



- Ben bir kere oldum”¦



Hem de çok mutlu oldum, sonun da o iğnelerin acısından kurtuldum ben çok ama çok mutlu oldum LÖSEMİ’den kurtarıldım.



Peki sizin hiç Kader Kardeşiniz oldu mu?



- Benim çok oldu hem de



KOCAMAN BİR LÖSEV AİLEM oldu



O. K.






Çocuklardan”¦









Siz ve Gönüllü Büyüklerimin Bana Verdiği Güçle Başardım



Değerli LÖSEV çalışanları, ablalarım ve ağabeylerim, “ben hasta değilim” bu öngörüyle rahatsızlık dönemimi atlattım. Siz ve yardımsever büyüklerim sayesinde beni yalnız bırakmayan LÖSEV ailesine çok teşekkür ederim. Rahatsızlığım döneminde derslerime evde çalışarak sbs 6.sınıfta 450, 7.sınıfta 429 ve 8.sınıfta 465 puan alarak Aydınlıkevler Anadolu Lisesine kaydımı yaptırdım. Çok sevdiğim ve iki yıldır ayrı kaldığım okul ve derslerime sonunda kavuşacağım. Çok mutluyum. Bu siz ve gönüllü büyüklerimin bana verdiği güçle başardım”¦





Bu Mesajı Bana Sizin Verdiğiniz Bilgisayar Sayesinde Yazıyorum…



Ben Aysu K. ben de Lösemi hastasıyım LÖSEV bana çok yardımda bulundu. LÖSEV’e çok teşekkür ederim. Gerek yiyecek, koli, para, kan bağışında bulundular. En kötü günümüzde bile LÖSEV yanımızdaydı. Şu anda bu mesajı bana sizin verdiğiniz bilgisayar sayesinde yazıyorum ve sizinle görüşüyorum. Dün duydum, LÖSEV sadece hemotoloji hastalarına değil artık tüm kanser hastalarına yardım ediyormuş. Tüm hastalara Allah acil şifalar versin.



İyi ki varsınız”¦



Aysu K.



Ailelerden”¦





Ailelerden gelen diğer mektuplar için: >>>
















Kanserden Korkmuyorum, Çünkü Bilinçleniyorum!



21 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanser Günü





Dünya Kanser Oluyor!




Türkiye’de ve Dünya’da her yıl binlerce çocuk kansere yakalanıyor. Çocukluk çağındaki kanser vakalarını %35′le, ilk sırada olan lösemiler oluşturuyor. Türkiye’de lösemi, çocukluk çağı kanserleri arasında en yaygın olan kanser türüdür ve her yıl yaklaşık 2000 çocuk, lösemi hastaları arasına katılmaktadır. 2020’de bu sayının yılda 3000’e ulaşacağı tahmin edilmektedir.




Kanser Önlenebilir!



Çocukluk çağı kanserleri tedavi edilebilen hastalıklardır.



Uyarılar ve bilinçlendirme çalışmalarına rağmen hızla artmaya devam eden kanser, çabaların yeterli olmadığını ortaya koymaktadır. Bu nedenle bilinçlendirme faaliyetlerinin kesintisiz sürdürülmesi, koruyucu önlemlerin artırılması ve çevremizdeki kanserojenlerle mücadele edilmesi gerekmektedir.




LÖSEV



LÖSEV, tüm dünyada faaliyet gösteren ICCCPO (Uluslararası Çocukluk Çağı Kanseri Ebeveyn Örgütleri Konfederasyonu) üyesi ve World Child Cancer (Dünya Çocukluk Çağı Kanseri Vakfı)’nın destekçisidir.



Dünya kamuoyunun dikkatini çocuklarda kanser olgusuna çekmek, hızla artan çocukluk çağı lösemisi ve diğer kanser vakaları hakkında bilinçlendirmek, deneyimleri paylaşmak, ortak çözüm yolları üretmek ve kansere yol açan olası tehlikelere karşı uyarmak amacıyla tüm dünyada Uluslararası Çocukluk Çağı Kanser Günü etkinlikleri düzenlenmektedir.



LÖSEV bu yıl Kanserden Korkmuyorum, Çünkü Bilinçleniyorum! diyen okullarla seminerler, sağlıklı beslenme günleri, “Kanserojenlere Karşıyız” uygulamaları, Sağlıklı Kantin ve “Spor Sağlıktır” etkinlikleri düzenleyecek. Aktif yer almak isteyen okullar LÖSEV’e losev@losev.org.tr adresinden ulaşabilirler.





Mutluluğun Adı…



Ağlarken birilerinin gözyaşlarınızı silip size geçti demesinin adıdır mutluluk. İşte o birileri LÖSEV gönüllüleri… Ellerimizi uzattığımız vakit, o dar, soğuk hastane odalarında sessiz çığlıklarımızı duyup sesimize ses veren birileri LÖSEV gönüllüleri… Maskelerin ardından hayata bakarken surat ifadenizi kimse bilmezken gülümsediğimizde dişlerimizi gören ve bize aynı sıcaklıkta tebessüm eden LÖSEV gönüllüleri…



Bizi bilen, acımızı paylaşan, mutluluğu avuçlarımıza getiren lösev. LÖSEV dediğimiz bizim kocaman mutlu ailemiz. Maskelerin gerisinde kalan gözlerimizi gören, gözlerimizin içine gülen LÖSEV ‘bir milyon gönüllü güleryüz’ MUTLULUK için teşekkürler… :) :)



Aysel ÇÖPOĞLU


Saygılarımla Hoşçakalın”¦








21 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanser Günü21 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanser Günü21 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanser Günü21 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanser Günü21 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanser Günü21 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanser Günü21 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanser Günü21 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanser Günü21 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanser Günü21 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanser Günü21 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanser Günü21 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanser Günü21 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanser Günü21 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanser Günü21 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanser Günü21 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanser Günü21 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanser Günü21 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanser Günü21 Şubat Uluslararası Çocukluk Çağı Kanser Günü

Anders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da Yoktur



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



“Aslında gerçekliğe inanmıyorum, bana çok yapmacık geliyor. Ama tüm özlem, düş, gizem, kabus, çoğu arzular yüzünden var olan bir çeşit gerçekliğe inanırım. İçinde özlemin olmadığı resim düşünemiyorum. Bu bir trambolinden atlar gibi korkularınızı yenmenizi sağlar; enerjinizi yaratıcılığınıza harcamanızı sağlar; içeri girin ve keskin bir bıçak gibi yarın, tıpkı bir doktorun operasyon yapması gibi. ”





ANDERS PETERSEN*




Yazı: Şule TÜZÜL




Café Lehmitz fotoğraflarına bakarken, 1960’ların dünyasında İsveç’ten Almanya’ya gelmiş, kendine ve dünyaya ait sorulara cevap arayan gencecik bir fotoğrafçının, neler düşünerek objektifini bu dünyaya çevirdiğini kafamda düşleyerek anlamaya çalışıyorum. Ama çok zor. Çünkü bana oldukça uzak bir dünya. Oysa fotoğraflara baktığımda kendimi yakın hissediyorum. Bu sefer bu fotoğrafların bende nasıl oluyor da bu yakınlık hissini yarattığına takılıp kalıyorum, fotoğraflara tekrar tekrar bakıyorum, bu sorunun cevabını arıyarak. Anders Petersen Café Lehmitz için şunları söylüyor:



“Café Lehmitz’deki insanlarda bende olmayan bir var oluş ve samimiyet vardı. Umutsuz olmak, zayıf ve kolay incinebilir olmak, tamamen yapayalnız oturmak ya da diğerlerine katılmak mümkündü. Bu sefil ortamın içinde müthiş bir içtenlik ve hoşgörü vardı.”



Bu fotoğraflara duyduğum yakınlığın temelinde, Petersen’ın da dediği gibi, anahtar kelimeler içtenlik ve hoşgörü olabilirdi. Ben ayrıca Petersen’ın bütün çalışmalarında beni sarmalayan başka bir duygu buluyordum: şefkat. Fotoğrafa konu olan dünyaya, insanlara, yaşamlara ait değil, fotoğrafçının objektifini bu dünyalara çevirirken belki yine kendinde eksikliğini duyduğu için fotoğrafları çekerken var ettiği ve herbir fotoğrafına kendinden bir parça olarak bıraktığı şefkat”¦



Belki, bizim gibi, her yetişkin gibi, çocukluğunda bırakmıştır o duyguyu, bir daha geri getirmenin imkansızlığını yaşayarak. Ve ardından, onu fotoğraflarda tekrar keşfedebilmenin, var edebilmenin coşkusu ile”¦



“Fotoğrafın ne olduğu hakkında bir fikrim yok. Bunun üzerine de düşünmüyorum. Görsel unsurların entelektüel bir yaklaşımla birleştirilmesiyle fotoğrafın oluştuğuna inanmıyorum. Fotoğraf içinizden, yüreğinizden gelir, en ilkel, en hayvani içgüdü ve duygularınıza dayanır; açlık, susuzluk gibi”¦ Aynı zamanda çocukça bir duygu ve eğlencedir, basittir, çocukça bir merak ve heyecandır. Çocuk olmak, çocuk kalmak kolay bir iş değildir, etrafınıza çocukça gözlerle bakmaya çalışın, çocuk gözlerinizi koruyun, çocuk merakınızı koruyun. Fotoğraf eğlenerek çekilir, eğlence yoksa fotoğraf da yoktur.”



Yaşamı ve insanı yargılamak, yeterince yaşamın içinde olamamışların ve yaşamı derin bir yara gibi hiçbir zaman yaşamamış olanların, sadece onların dünyasına ait bir edinim diye düşünüyorum Bu sayfada gördüğünüz Anders Petersen fotoğraflarına baktığında yüzünü buruşturanlar, irkilenler, rahatsızlık hissedenler, bakamayanlar olacağını tahmin ediyorum. Anders Petersen’ın web sayfasında yer alan çalışmaların bazılarında ben de aynı duyguları yaşadım. Ama inatla geri döndüm ve tekrar baktım beni zorlayan fotoğraflara. Onun “içinden gelenleri, en ilkel, en hayvani içgüdü ve duyguları” okumaya çalıştım o fotoğraflardan. Fotoğraflarda anlattığını söylediği “açlığı ve susuzluğu” anlamaya çalıştım. Çünkü bu fotoğraflardan, dolayısıyla bu yaşamlardan rahatsız olmaya hakkım yok. Onları yargılamaya hakkımız yok. Hem çok uzaklar hem de aslında çok yakın. Fotoğraflara bakıp anlamaya çabalarsak yakınlığı da anlayabiliriz. Ama bu da zordur. Nasıl ki fotoğrafçı yaşamla olan derdini, kendi ile olan kavgasını, yüzleşmesini fotoğraflara koyuyorsa, izleyici için de bu fotoğrafları anlamaya çalışmak kendi ile bir yüzleşmedir. Fotoğraflar aynı zamanda izleyicilerin kendi yaşamlarına ayna tutar”¦ İnsana ayna tutar”¦



“Fotoğrafta cevaplara değil sorulara inanıyorum. Bir fotoğraf ne kadar çok soru barındırıyorsa o kadar ilginçtir. Anlaşılması zor fotoğraflar da bu nedenle ilginçtir. İyi fotoğraf-kötü fotoğraf ayrımı saçmalıktır. Bir fotoğrafı değerlendirirken ‘inanılabilir’ olup olmadığı benim için önemlidir. İnanılabilir fotoğraf, bütün çıplaklığı ile insanı hissedeceğiniz fotoğraftır, ne kadar insani ise o kadar güzeldir. Buna ulaşmak için fotoğrafçının da bütün çıplaklığı ile kendisini ortaya koyması gerekir. Çünkü her fotoğraf aynı zamanda fotoğrafçıyı da yansıtır.”



Anders Petersen fotoğraflarında baktığımda sanki gerçek dünyaya değil de, fotoğrafçı tarafından yaratılmış bir dünyaya bakıyormuş hissine kapılıyorum. Susan Sontag’ın dediği gibi “Tüm fotoğraflar sürrealisttir” ise, bu fotoğraflar da gerçeküstü bir şeyleri anlatıyor gibiydi. Peki gerçek ne, hangi gerçek? Günlük koşturmacalarımız, o koşturmalar için de elimizden geçip giden zaman mı, şu fotoğraflarda gördüklerimiz mi? Kurmak için yıllardır didinip durduğumuz ama şikayet etmekten de asla vazgeçmediğimiz kendi yaşamımız mı, şu kendimize uzak bulduğumuz, bakmaktan rahatsız olduğumuz fotoğraflardaki yaşamlar mı?



“Gerçeği tanımlayamam, en fazla benim gördüğüm biçimi ile geçerli görünen şeyleri yakalamaya çalışabilirim.”



Dostoyevski’nin okuduğum romanlarında kimseyi yargıladığını görmedim. Aksine, bizlerin ‘suçlu’, ‘katil’, ‘kötü’ olarak tanımlayabileceğimiz karakterlerin toplum tarafından göğüslerine asılan bu yaftalar onun romanlarında anlamsız hale gelir, roman bittiğinde ne Raskolnikov’ları, ne de Karamazov Kardeşleri suçlayabiliriz. Nan Goldin, Mapplethorpe, Witkin, Diane Arbus fotoğraflarında da kimsenin yargılandığını, ötekileştirildiğini düşünmedim. Çoğumuzun bilmediği, onların ise birebir içinde oldukları yaşamları anlattılar bize. Anders Petersen’ın fotoğrafları da öyle.



“Café Lehmitz hala duruyor mu? Hayır, onun yerinde şimdi kapıları her inanca açık bir kilise var, inanın çok büyük fark yok.”



Ama ilginçtir; katıldığım bazı edebiyat toplantılarında Dostoyevski kahramanlarının hastalıklı ya da zavallı olarak yargılandığına, hatta benzer yargılamaların Dostoyevski için yapıldığına tanık oldum. Televizyonda Orhan Pamuk’a “yazmak yerine psikiyatriste gitmeyi düşünmediniz mi?” diyen sunucular gördüm. Fotoğraf ortamlarında da yukarıda saydığım fotoğrafçıların işlerine “ama zaten onlar o çevrenin adamları, tabii öyle sıradışı fotoğraflar çekerler” diyenleri gördüm. Sanki o çevrenin adamı olmak ve o fotoğrafları bu nedenle çekebilmek çok kolay bir işmiş gibi. Acaba bu nedenle mi bu tür işleri üreten fotoğrafçıları göremiyoruz bu ülkede? Café Lehmitz’ler yok mu Türkiye’de? Nan Goldin, Mapplethorpe, Witkin ya da Diane Arbus gibi yaşayanlar? O kadar arınmış bir toplum muyuz biz? Bu yüzden mi böyle çalışmaları göremiyoruz galerilerimizde?



“Akıl hastanesine neden mi gittim? Orayı ve insanları görmek için. Asıl önemli olan da buydu. Onları personel ya da hasta olarak tanımlamanız beni ilgilendirmiyor.” **




Şule TÜZÜL


Ocak 2012



* http://www.anderspetersen.se


**İtalik yazılar Anders Petersen ile yapılan söyleşilerden alıntılanmıştır.





Café Lehmitz


Anders Petersen















“I don’t believe in reality really, it’s a bluff. But I believe in a kind of reality that exists because of all the longing, dreams, secrets, nightmares, mostly longings. I think no picture is without longing. This allows you to use what you are afraid of, as a trampoline; to channel your energy into your creativity; go inside and open up like a sharp knife, like a doctor operating.”




ANDERS PETERSEN*




Text by Şule TÜZÜL




While overlooking Café Lehmitz photographs I am trying to find out by dreaming a very young photographer came from Sweden to Germany during the 1960’s world, was looking for the answers to the world and himself turned his camera over surroundings with what he thought was but it is so hard. Because it is a world quite a distance from me. Whereas when I looked at the photographs I am feeling myself so close. This time I am sticking how these photographs become that create this intimacy inside me, so I am looking at photographs again and again searching for the answer. Anders Petersen says for Café Lehmitz:



“The people at the Café Lehmitz had a presence and a sincerity that I myself lacked. It was okay to be desperate, to be tender, to sit all alone or share the company of others. There was a great warmth and tolerance in this destitute setting.”



In the base of my feeling to these photographs the key words would be intimacy and tolerance as he said. Besides I was finding another emotion wrapped me by his entire works: “clemency”. A clemency that was not belong to world presented by photography, people or lives but the photographer created, and left in each images as a piece from himself since he felt their lack while he was turning his camera over these worlds”¦



He might left that emotion in his childhood like us or every adults living impossibility to bring back. And afterwards with the enthusiasm to rediscover, and recreate it”¦



“I do not have any idea about what is photography. I do not think also about this. I do not believe that a photograph consists of visual elements connected with an intellectual approach. It comes from your inside, heart, is based on most crude, most animal instinct and emotins; such as hungriness, thirstiness”¦ It is an also childish emotion and amusement, simple, a childish interest and excitement. Being a child and remaing so is not easy, lets try to look araund with childish eyes, save your childish looks, save your childish interest, If there is no entertainment neither photograph.”



Judging the life and human, I am considering as an act of someones who could not exist enough in the life and never lived like a deep wound. I estimate there might someones startled, irritated, grimaced when looked at his photographs. I felt same emotions by some of his works presented web site. However I turned back obstinately and again looked at photographs forced me. I tried to read his “things come inside him, most primitive, most animal instinct and emotions” from those images. I tried to capture “hungriness and thirstiness” he said that he told through his photography. Because I do not deserve being disturbed from these photographs, therby lifes. We can not have right to judge them. They are both too far and indeed too close. If we look at photos and try to understand then we find out that intimacy. However this is also not easy. Just as photographer put his trouble with life, fight with himself, confrontation into the photographs for the viewer trying to find out them is a confrontation with him or herself as well. At the same time photograps mirror to viewer’s life”¦Mirror to human”¦



“I believe the questions but not the answers in photography. The more a photograph includes questions the more interesting it is. That is why the impalpable images are interesting. A seperation among photographs as good or bad is a nonsense for me. It is vital for me that a photograph is ‘believable’. A believable photo is a photograph you can feel the human in his or her whole true light, the more humanistic the more beautiful it is. To achieve this the photographer needs to introduce himself with his whole true color. Because every photograph reflects the photographer as well.”



When I looked at Anders Petersen photography I seized by a feeling of looking a world created by photographer but not real. If “All photographs are surrealistic” As Susan Sontag said, these images are seem like telling something surrealistic. Well then what is the real, which reality? Our daily routines, times passing by hands during the daily run, or our looks in photographs? Our own life that we have worked hard to build up for years but never gave up making complaints, those lifes in the photographs that we found distant from us, disturbed by looking?



“I can’t describe reality; at the most, I can try to capture things that seem to be valid, the way I see them.”



I did not see that Fyodor Dostoyevski judged any one in his novels. Conversely labels hung on his characters by comunity that we can describe such as ‘criminal’, ‘killer’, ‘evil’ are nonsensible in his novels, after finished his book we can neither accuse Raskolnikovs nor Karamazof Brothers. I did not consider any one judged, being other in the photographs of Nan Goldin, Mapplethorpe, Witkin, Diane Arbus. They told us the lifes unknown for most of us, whereas they were in one for one. Anders Petersen’s photography is also like that.



“Does the Lehmitz still exist? No, it´s a non-denominational church there now; no big difference, really.”



But it is interesting; I was witness the Dostoyevski’s characters judged as disased or misarable even same descriptions made for him. I saw anchor persons asking Orhan Pamuk “did not you think instead of writing going to psychiatrist?” I saw someones saying about photographers I mentioned above “but they are already persons of that framework, offcourse they do as such extraordinary works” in photography medias. As though just because of being a person of that framework and taking photos is easy work. I wonder is that reason why we could not see photographers produce like this in our country? Is there no Café Lehmitzs in Turkiye? Someones who live like Nan Goldin, Mapplethorpe, Witkin ya da Diane Arbus? Are we the society purified insomuch? Is that reason why we could not see such works in our galleries?



“Why did I go into a psychiatric division? Well, it´s there to see, and so are the humans. That´s the main thing. I don´t care whether you call them staff or patients.”**



Şule TÜZÜL


January 2012



* http://www.anderspetersen.se


**Italics cited from the interview made with Anders Petersen.




Çeviri (translated by): Hasan SÖNMEZ





Mental Hospital


Anders Petersen






















Anders Petersen 1944’te Stockholm, İsveç’te doğdu.



14 yaşındayken ailesi, sanatçı Karin Bodland ve Lars Sjörgen ile tanışacağı Värmland’da Karlstad’a taşındı.



1961’de Almanca öğrenmek, yazmaya ve resim yapmaya çalışmak için bir süre Hamburg’da kaldı. Hiç fotoğraf çekmedi.



Beş sene sonra Christer Strömholm ile tanıştı ve onun Stockholm’deki Fotoğraf Okulu’nun bir öğrencisi oldu. Strömholm onun yalnızca öğretmeni değil aynı zamanda da yakın arkadaşıydı. Arkadaşlıkları yaşamını etkiledi.



1967’de Hamburg’da Zeughausmarkt yakınında Café Lehmitz adlı bir barı fotoğraflamaya başladı. Yaklaşık üç yıllık bir dönem orayı fotoğrafladı ve 1970’de Café Lehmitz’de barın üzerinde duvara çivilenmiş 350 fotoğraf ile ilk kişisel sergisini açtı.



1973’de Stockholm’deki bir lunaparktaki insanlarla ilgili ilk kitabı “Yeşil Koruluk”’u yayınladı. 1974’te Stockholm’de Drama Enstitüsü İsveç Film Okulu’ndan mezun oldu. 1978’de Almanya’da “Cafe Lehmitz”i yayınladı.



1984’te bir üçleme olan ve kilitli kuruluşlar hakkındaki ilk kitabı yayınlandı. Üç kitap; bir hapishane, bir bakımevi ve bir akıl hastanesindeki insanlarla ilgiliydi. Akıl hastanesini fotoğrafladıktan üç yıl sonra kendini daha serbest bir tür olan “günlük benzeri” fotoğrafçılık tarzına yönlendirdi.



Anders Petersen, 2003 ve 2004 yılları süresince İsveç Göteborg Üniversitesi Fotoğrafçılık ve Film Okulu Fotoğrafçılık Profesörü olarak atandı. Avrupa, Asya ve ABD’de düzenli olarak atölyeler ve sergiler düzenledi. 70’lerden itibaren pek çok bağış ve ödül kazandı.



Anders Petersen 2003’te Arles’deki Uluslararası Foto Festivali” tarafından “Yılın Fotoğrafçısı” seçildi.



2006’da, dört “Alman Börse Fotoğraf Ödülü” adayından biri olarak seçildi.



2007’de ilk sergisi “İnsanlığın Yüceliği” için Lianzhou, Çin’deki Üçüncü Uluslararası Fotoğraf Festivali” tarafından “Jüri Özel Ödülü’nü aldı.



2008’de Almanya’da Alman Fotoğraf Derneği’nden “Dr. Erich Salomon Ödülü”nü aldı.



“2009 Arles Çağdaş Kitap Ödülü” JH Engström ve Anders Petersen’in birlikte çalıştıkları Max Ström’ün kitabı “ Eve Dönüşten”e verildi. Kitap “İsveç’in En İyi Fotografik Kitabı, 2009” ‘a aday gösterildi ve Cannes’da Bronz Aslan Tasarım Ödülü’nü kazandı.



2010’da BMW için Paris Fotoğraf Ödülü’nde jürilik yaptı.



Anders Petersen’in Stockholm, İsveç’te kendi karanlık odası vardır.




Çeviri (translated by) : Berna AKCAN



Anders Petersen


Anders Petersen was born 1944 in Stockholm, Sweden.



14 years old his family moved to Karlstad in Värmland, where he met the artists ”¨Karin Bodland and Lars Sjögren.



In 1961 he stayed for some time in Hamburg in order to learn German and trying to write and paint. He didn’t take any pictures.



Five years later he met Christer Strömholm and became a student at his School of Photography in Stockholm. Strömholm was not just his teacher but also a close friend. Their friendship influenced him for life.



In 1967 he starts photographing a bar called Café Lehmitz in Hamburg, close to Zeughausmarkt. He was photographing there for a period of almost three years and in 1970 he had his first soloexhibition over the bar in Café Lehmitz with 350 photographs nailed to the wall.



In 1973 he published his first book “Gröna Lund”, about people in an amusementpark in Stockholm. In 1974 he graduated from the Swedish Filmschool,Dramatiska Institutet, in Stockholm. In 1978 he published “Café Lehmitz ” in Germany.



In 1984 the first book in a trilogy about locked instituations was published. The three books were about people in a prison, a nursing house, and a mental hospital. After photographing the mental hospital for three years he oriented himself towards a more free approach in a kind of diarylike photography.



During 2003 and 2004 Anders Petersen was appointed Professor of Photography in the School of Photography and Film at the University of Göteborg, Sweden. He regularly has workshops and exhibitions throughout Europe, Asia and in the USA. He has received numerous grants and rewards since the seventies.



In 2003 Anders Petersen was elected the “Photographer of the Year” by the International Photofestival in Arles.



In 2006 he was shortlisted as one of four for the “Deutsche Börse Photography Prize”.



In 2007 he received the “Special Prize of the Jury” for his exhibition “Exaltation of Humanity” by the third International Photofestival in Lianzhou, China.



In 2008 he received the “Dr. Erich Salomon Award” by Deutsche Gesellschaft für Photographie, Germany.



“The Arles Contemporary Book Award for 2009″ went to JH Engström and ”¨Anders Petersen’s collaborative book “From Back Home” by Max Ström.”¨The book was nominated to “The Best Photographic Book in Sweden, ”¨year 2009″ and also Winner of Design Bronze Lion in Cannes.



In 2010, he was in the jury for the BMW Prize at Paris Photo.



Anders Petersen has his darkroom in Stockholm, Sweden.






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Anders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da Yoktur

Su Altından Halfeti



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓








DASK “Su Altından Halfeti Fotoğraf Projesi”




Doğa Araştırmaları Sporları ve Kurtarma Derneği (DASK) “Su Altından Halfeti” fotoğraf projesi, 2000 yılında Birecik Barajı inşası sonucunda yaklaşık %80’i sular altında kalan, Şanlıurfa ili, Halfeti ilçesinin, kısmen ve/veya tamamen sular altında kalan bölümlerine odaklanan, bir belgesel fotoğraf çalışmasıdır. Bu çalışmada ayrıca suyla çocukların ve yerel halkın etkileşimi, suyla turizmin etkileşimi, Halfeti
de gelişmekte olan su sporları da konu alınarak güncel durum da aktarılmıştır. Bu çalışma sonucunda 13 dakikalık bir multivizyon gösterisi, 88 adet 50x75cm ölçülerinde basılı fotoğraftan oluşan iki adet sergi ve 1 adet fotoğraf albümü meydana getirilmiştir.



Projenin su altı çekimleri 2010 yılının Mayıs ve Ağustos aylarında gerçekleştirilmiştir. Su altı fotoğrafları Baybars SAĞLAMTİMUR tarafından çekilmiştir. Şanlıurfa Valiliği ve Halfeti Kaymakamlığı tarafından desteklenen projenin Yerebatan Sarnıcı’ndaki sergisinin baskı sponsoru Fujifilm Türkiye’dir. Proje ekibinde yer alan isimler şu şekildedir: Funda GÖNENDİK (DASK), Baybars SAĞLAMTİMUR (DASK), Hakan GÖNENDİK (DASK), Bülent ALKAN (DASK), Gökhan GÖKÇE (Çukurova Üniv. Öğretim Üyesi), Oğuzhan DEMİR (Mersin Üniv. YL Öğr.), Turan ÇETİN (DOĞA Derneği DASK).



Funda GÖNENDİK




Nature Research, Out-Door Sports and Resque Society – Halfeti Underwater Photograph Project



The photograph project of Nature Research, Out-Door Sports and Resque Society “Halfeti Underwater” is a documentary photography project. The project was conducted in Şanlıurfa-Halfeti/Turkey where 80% of a county disappeared due to the construction of Birecik Dam. In this project, the current situation of Halfeti is also dealt with considering the relationship among water, children, local people, tourism and water sports. As a result of this study, 13 minutes lasting multivision display, two exhibitions consisting of 88 printed photographs in 50x75cms, and one photography album were prepared.



The underwater photos were taken by Baybars SAĞLAMTİMUR in May and August 2010. The project supported by Şanlıurfa Governorship and Halfeti Halfeti District Governorship had an exhibition in Basilica Cistern of which printing sponsor was Fujifilm Turkey. The project members are as follows: Funda GÖNENDİK (DASK), Baybars SAĞLAMTİMUR (DASK), Hakan GÖNENDİK (DASK), Bülent ALKAN (DASK), Gökhan GÖKÇE (Çukurova University-Lecturer), Oğuzhan DEMİR (Mersin University MA student), Turan ÇETİN (DOĞA Derneği DASK).



Funda GÖNENDİK




Su Altından Halfeti

Halfeti Underwater



Fotoğraflar ve Türkçe Metinler (Photographs and Original Text)


Baybars SAĞLAMTİMUR



Bir şeylerin farklılaştığı ve dönüştüğü Halfeti’de, suyun altına indiğiniz anda, dünyaya bakış açınız değişebilir…



Your aspect to life may change as soon as you are underwater In Halfeti, where some things have undergone a change and transformation”¦





Bu dönüşümü farklı biçimlerde hisseden yeni kuşaklar, başka hiçbir yerde rastlanmayacak bir deneyime de sahip olmaktadırlar. Yarı yarıya Fırat’ın serin sularına gömülmüş olan Halfeti Merkez Camii içerisinde ve çevresinde yüzen ve oynayan çocuklar bunun en belirgin göstergeleridirler.



The rising generation who feel this transformation in different ways have the experience that is never to be witnessed in any other place. The children, who are swimming and playing around and within the Halfeti Center Mosque which has been sank to the cold waters of Euphrates River half and half, are the clearest indicators of this situation.













Su altında her şey bir dönüşüm yaşıyor.



Mezarlığa ait bir ağaç, su altında yaşama imkânı bulamadığından, tüm yapraklarını ve dallarını yitirmiş. Güneş yine aynı güneş; ancak bu sefer bitkilere hayat veren su, karada yaşayabilen ağacın yaşamasına izin vermemiş… Art alanda yükselen yosunlar ise, bu dönüşümün yeni galipleri… Kökü derinde ve sabit olanlar sulara gömülüp ölüyor; tıpkı eski Halfeti’nin yaşam biçimleri gibi…



Everything experience a kind of transformation underwater.



A tree that belongs to the cemetery, as it does not have the chance to survive under the water, has lost all of its leaves and branches. The sun maintains its same condition; however, the water, which enables the plants to survive, has not let the tree survive”¦. On the other hand, the seaweeds, which are ascending in the background of the photo, are the new victors of this transformation. While the ones, whose roots are in the deep and stabile, are dying as they sink to the water; just like the life styles of old Halfeti”¦





Bir zamanlar Halfeti’de tekne kaptanlığı yapan rahmetli Ahmet amcanın mezar taşı, eşi Fatma teyzenin mezarına yaslanmış, art alanda uzanansa Eski Halfeti…



The gravestone of the departed Uncle Ahmet who was a salior in Halfeti has leaned against the gravestone of his wife Fatma, and the lying background scene is Old Halfeti”¦





Sular altına gömülen evlerin üzerine bile ağlar döşenebilmekte; söz konusu ekmek arayışı olunca…



When the problem is monetary, even the fish nets can be spreaded above the houses which has sank underwater…





Maziye düşen bir silüet, yıkılmış bir evin tavanından geçmişini izliyor…



It looks like as if a silhouette from the past were watching its old days from the ceiling of the collapsed house”¦





Atlar zaman zaman aşırı sıcaklardan bunalmamaları ve yıkanmaları için serin göl suyuna sokulmakta.



From time to time, horses are taken to the lake by their owners to bathe and so as not to suffocate due to the high temperatures.





Halfeti’de, Birecik Baraj Gölü’nün serin sularına dalındığında yer yer elektrik direklerine rastlanır.



When you dive to the cold waters of Birecik Dam Lake, you can come across with the electric poles.






Su altında kalarak yıkılmış bir eve ait elektrik sayacından akan, elektrik değil, suyla dolu zamandır artık…



The flow in the electric meter of a sunken and collapsed house was no more electricty, but time filled with water”¦





Suların yükseldiği dönemde kimi evlerin tavanında o döneme ait hava hapsolmuştur. Bir evin salonundaki, dönemin nefes ve hava karışımı…



During the period, when the waters rise, the ceilings of some houses may have the trapped air belonging to that period. The breath and air mixture of the period in the saloon of the house”¦





Bir evin eşiğine ait bir ayrıntı yaşananları sessizce anlatmakta…



A detail belonging to the doorstep of a home is telling what went around, quietly”¦





Çekem Köyü İlkokulu’nda gönderde dalgalanan artık sadece yosunlardır.



The only thing, which are streaming in the flagstick of the Çekem Village Primary School are the seaweeds.





Çekem Köyü İlkokulu holünün ve bir sınıfın içeriden görünümü.



The view from the hall and a classroom of the Çekem Village Primary School.







Çekem Köyü Camii bulanık Fırat sularında ebedi istirahatte.



The Çekem Village Mosque is resting for eternity in the blurry waters of Euphrates River.





Çekem Köyü Camii’nin yıkılmış kubbesi gök ve su yüzünü görmemize olanak tanır. Kubbe içerisinden göğe bakarken farklı bir manzara ile karşılaşmak olasıdır.



The collapsed dome of the Çekem Village Mosque allow us to see both the sky and the water above it. While looking at the sky from the inside of the dome, it is possible to see a different landcape.





Çekem Köyü Camii kalıntıları.



The ruins of the Çekem Village Mosque.





Çekem Köyü’nde bir zamanlar tahılların ve baharatların dövüldüğü bir taş dibek, şimdi sükunet içerisinde, Fırat sularında yatıyor.



For the time being, a large stone mortar, in which cereals and spices are crashed once upon a time, is lying in Euphrates waters in silence.






Çoğu yapıların tavan kısmı çökmüştür. Kimi evlerde tavan yerine yüzeyde gezinen yosunlara rastlanır.



The ceiling parts of the most of the buildings have collapsed. You can come across with seaweeds which are in the surface instead of the ceiling.





Enkaz haline gelmiş yapıların çevresi zamanla yosunlar tarafından kuşatılmıştır.



The buildings like wreckages are surrounded with seaweeds in time.





Kim bilir en son hangi el araladı önündeki perdeyi ve açtı kanadını”¦ İçeriye, o sırada hangi bahar rüzgarı doluyor ve Fırat kıyısına dikili hangi meyve ağaçlarının kokusunu taşıyordu…



Who knows”¦ Whose hand drew the curtain and opened the shutter of the window for the last time”¦ Which spring wind was filling the house with the scent of the fruit trees planted near the Euphrates river”¦









En son kim çıktı bu merdivenlerden ya da kim indi? Yoksa çocuklar mı oynamıştı basamaklarında? Kim bilir belki de bir kedi kıvrılıp dinlenmişti o en son basamakta, sular yükselmeden önce…



Who was the last person that went upstairs or downstairs? Were the children playing in its steps? Who knows”¦ Maybe it was the cat who was having a rest in that step, just before the waters rose”¦





Dalları, kozalak yerine tamamen midyelerle kaplanmış bu çam ağacı, kim bilir hangi kuşlara barınak olmuştu…



The pine tree, of which branches are covered with mussels instead of cones, has been a nest for which birds”¦. Who knows”¦





Suların yükselmesi ile kimi ağaçlar son defa değerlendirilmek üzere kesilmek durumundaydı… Zemine hiç ayrılmayacakmışçasına bağlı olan ağaçlar, yükselişin en hazin tanıklarıdırlar. Yalnızca toprağa sadık kökleri kalsa bile…



As the waters were rising, some trees had to be cut in order to use them for the last time”¦ The trees which are connected, with the ground as if they were never going to seperate, are the most sorrowful witnesses of the rising waters”¦ Even though their only part to be observed is their roots today”¦







Sular altında kalan Savaşan Köyü Camii’nin yalnızca minaresi suyun dışına uzanmaktadır. Bu minareden en son ezan, hangi tarihte ve saatte okunmuştur acaba?



Savaşan Village Mosque, which sank underwater, has the only thing left on the water surface; its minaret. When was the last date and the hour for a prayer to call the last azan from this minaret?







Baraj Gölünde, zaman zaman, geleneksel sallarla açılan balıkçılara rastlamak mümkündür.



You can come across fisherman sailing with the traditional rafts in the Lake Dam.





Şabut balığı (Tor grypus) yöreye has, ekonomik değeri olan ve avcılığı yapılan önemli bir türdür.



Şabut fish (Tor grypus), which is particular to the region, is an important specie that is both valueable economically and appropriate for fishing.





Baraj Gölünde ağ ile balık avcılığı geçim kaynaklarından biridir.



Fishing with nets is one of the sources of livelihood.





Halfeti’de sular altındaki yapılar, Dicle ve Fırat Havzası’nın yerli (endemik) dikenli yılan balığı (Mastacembelus mastacembelus) türüne yeni barınaklar sunmakta…



The buildings, which are underwater in Halfeti, prepare new shelters for a kind of endemic eel specie (Mastacembelus mastacembelus)…





Kano ve diğer su sporları Halfeti’nin değişen yüzünün göstergeleridir.



Canoeing and the other water sports are the symbols of the changing face of Halfeti.





Güneydoğu’nun Bodrum’u sayılan Halfeti ve limanı, gün batımından hemen sonra eşsiz bir seyir sunar.



Just after the sunset, Halfeti and its port offers an unmatched landscape.




Fotoğraf: Necmettin Külahçı



Bölgede şnorkelle gezinti için eşsiz alanlar mevcuttur. Halfeti Merkez Camii avlusunda dalıcılar için ilginç bir gezinme mekanı oluşmuştur.



The region includes unique areas for sightseeing with snorkel. The courtyard of Halfeti Center Mosque creates an interesting place to be wandered for the divers.






Bölgenin önemli tarihi mekanlarından Rumkale’nin suyla kaplı bir mağara içerisinden genel görünümü.



A general landscape of Rumkale from inside of a partly flooded cave which is one of the most important historical places of the region.





Rumkale içerisinde yaklaşık 75m derinliğinde bir su sarnıcı bulunur. Rumkale su sarnıcında, helezonik bir biçimde, kaya duvarına oyulmuş basamaklardan yukarı tırmanış”¦



Within Rumkale, there is a cistern approximately 75 meters deep. Climbing upwards from the steps, which were carved spirally into the stone walls of the Rumkale Cistern”¦






Halfetili yeni kuşak, Birecik Barajı tamamlanıp, sular tutulmaya başlandığında belki çok küçük yaşlardaydı, belki de henüz dünyaya gelmemişlerdi. Ancak, eski ve yeni nesil bu dönüşümü farklı biçimlerde algılamakta ve değerlendirmekte. Yeni nesil için, sular altına gömülen bir tarih ve yaşam artık yerini, yeni umutlara ve olanaklara bırakıyor…



The rising generation of Halfeti were too young or were not born when Birecik Dam was completed. However, the rising generation and old generation comprehend and evaluate this transformation differently. As for the rising generation, the history and life, which sank underwater, have already started to replace with the new hopes and oppurtunities”¦







İngilizce Çeviri (English Translation): Özge Kutlu





Su Altından Halfeti albüm kapağı


Not 1: Su Altından Halfeti Albümü temin koşulları için DASK (www.dask.org.tr) ile iletişime geçebilirsiniz.



Albümün Teknik Özellikleri: Toplam 96 sayfa, 24×27.5 cm ölçülerinde, Türkçe ve İngilizce metinli, 1. kalite 135g’lık kuşe kağıda renkli basılı, mat selefon ve kısmi laklı kuşe karton kapak ve iplik dikiş ciltli.



DASK e-Posta: dask@dask.org.tr

Not 2:
Çekimlerin kamera arkası görüntüleri, anılar ve sergi oluşum süreçleri, Fotoritim’in bir sonraki sayısında sunulacaktır.



Fotoğrafçı Dip Notları (Halfeti’de Su Altının Düşündürdükleri)



Halfeti’de dalış yapmak, suyun altında, farklı bir zaman-mekanda yolculuk yapmak gibidir.



Sürrealist bir tabloya bakmaya benzer su altından Halfeti’ye bakmak”¦




Bir kuşun kanadından kopan ve suya düşen,
Özgürlüğünü yitiren ve sulara gömülen bir tüy gibi,


Suda kırılmış Halfeti, suya düşmüş sureti,


Bir tür kadar güzel, bir tüy kadar kırılgan…



Mekan ve suyun etkileşimi, zamanın ve suyun mekan üzerindeki etkileri, zaman içerisinde değişen yaşam biçimleri, değişen tabiat, sucul canlıların mekana uyumu, vb. bir çok alt başlıkta incelenebilir bu bakış.



Ancak, en önemlisi, hidroelektrik santrali yapımı sonucunda, insan yerleşimlerinin bulunduğu sahaların suyla kuşatmasıyla ortaya çıkan farklı ve üzücü tablodur.




Halfeti’deki su altı çekimlerinde konuya 4 ana bakış şekli ve konu çevresinde istenilen yönlerde gezinme olanağı mevcuttu. Karada çekim yapan fotoğrafçıların çoğunun bildiği, ancak fiziksel olanaksızlıklar nedeni ile birçok zaman yapamadığı şeyi, su altında gerçekleştirmek çok da zor değildir: konunun çevresinde neredeyse 360° dolanmak ve hemen hemen tüm açılardan konuya bakmak. Su ortamında dalış, birçok çekim alanında, buna fiziksel olarak olanak tanır. Bu nedenle, su seviyesinden bakış (kameranın suya yarı yarıya veya kısmen batık olduğu çekimler), yukarıdan aşağıya bakış, konuyla aynı seviyeden bakış ve aşağıdan yukarıya bakış, dalış sahası izin verdiği sürece, rahatlıkla gerçekleştirilebilir. Bunların da ötesinde, dışarıdan bakılan yapıların içerisinde istenilen herhangi bir konumda ilerlemek mümkündür. Mesela, bir evin salonunun tavanında hapsolmuş hava fotoğrafında, tavandan uçarcasına bir bakış açısı ile çekim yapmak mümkün olmuştur. Fırat’ın suyundaki yeşil renk hakimiyeti, bulanıklık, derinlere inildikçe ve yapıların içerisine girdiğimizde azalan ışık şiddeti, su altında çekimin sıkıntılarına ilave sorunlardı. Su altında flaş kullanımı ise neredeyse olanaksız bu alanda (tekniğine uygun kullanılsa dahi). Balıkların en bol bulunduğu yerlerden birisine, Halfeti mezarlığına, balık fotoğrafı çekimi için daldığımızda sudaki partikül yoğunluğu nedeni ile flaş ışığının geri saçılımı (backscatter) o kadar fazlaydı ki çekimi yarıda bırakmak zorunda kaldım…




Halfeti’de dalarken, su altındaki çeşitli riskleri de göz ardı edemezsiniz. Bu risklere rağmen sakin kalabilmek, dalış güvenliği açısından çok önemliydi. Tüplü dalıştaki dalış zamanlarına ve diğer kurallara uymak, sınırlı hava, vb. belli başlı risklere ilaveten, su altında yer alan ağaçlar, diğer bitkiler, bol miktarda bulunan jilet gibi keskin midyeler, çeşitli yapılar, elektrik direkleri ve telleri, vb. dalış güvenliği bakımından hiç de uygun olmayan, ciddi risk taşıyan alanlar vardı. Daha da kötüsü, suyun bulanık olması nedeni ile görüş mesafesinin kısalığı ve bu tür tehlikelerle bir anda yüzleşmemizdi. Bunların yanı sıra, ani sıcaklık düşüşü, dalışın tatlı su dalışı olması nedeni ile dikkat edilmesi gereken SCUBA dalışa yönelik teknik bazı ayrıntılar, su altında kimi bölgelerde karşılaştığımız akıntıları da saymalıyım. Ayrıca, her an yıkılma tehlikesi bulunan yapılar, özellikle içlerine girdiğimiz anda riski de göze almamız anlamına geliyordu. Kısmen harap olmuş bu yapıların içerisindeki dalış, riskler bakımından batık dalışından çok da farklı değildi. Halfeti’de, Ağustos ayında yapılan dalışlarda, ciddi sıkıntılardan bir tanesi de su üstü ile su altı arasındaki sıcaklık farkıdır. İlk dalışımızda dışarıda 47°C, suyun altında (3-10 m) ise 10-12°C ölçüm yaptık. Sıcaklık derinlere inildikçe daha da düşüyor…



Halfeti’deki dalışlar esnasında, özellikle Halfetili çocuklarla ve gençlerle sohbet ederken, hep şunu gözlemledik: su altına maskeyle veya gözlükle bakan hemen hemen hiçbir Halfetili yoktu çevremizde (zıpkınla balık avcılığı yapan veya dışarıdan dalış için gelen birkaç insanı hariç tutuyorum). Tüple dalanlar da, genellikle boğulan kişilerin cesetlerini çıkartmak üzere gelen polislermiş. Bu durumda, çekilen fotoğrafların, öncelikle Halfeti’de sergilenecek olması, apayrı bir heyecandı bizler, yani DASK ekibi için. Çünkü, Halfeti’de yaşayan eski kuşağın yaşadığı evleri, sulara gömülen yaşantıları ilk defa belgeleyecek ve onlara sunacak, yeni neslin ise hiç görmediği, ancak büyüklerinden işittikleri bir şeyleri onlara gösterecektik…



Eski Halfeti’de yer alan ve yarı yarıya sulara gömülü olan Merkez Camii sergimizin ilk durağı iken, İstanbul’da Yerebatan Sarnıcı ikinci durağımız oldu…



Çekimlerin kamera arkası görüntüleri, anılar ve sergi oluşum süreçleri, Fotoritim’in bir sonraki sayısında sunulacaktır.



Saygılarımızla,

Baybars SAĞLAMTİMUR


Teşekkür

Başta projeyle ilgili öneriyi getiren ve projenin mimarı olan Funda GÖNENDİK (Funda ablam) olmak üzere, her an yanımızda olan ve desteğini esirgemeyen Hakan GÖNENDİK (Hakan ağabeyim)’e, tüm “DASK Su Altından Halfeti Proje” ekibine, projeye başından beri ciddi anlamda destek olan dönemin Şanlıurfa Valisi sayın Nuri Okutan ve Halfeti Kaymakamı sayın İsmail ÇİÇEK’e, proje ekibinde adı yazılı olmadığı halde gönüllü olarak çalışan DASK üyelerine, dalışa teknik ekipman desteği veren, ilk dalışta bana eşlik eden ve ekibimizde yer alan Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Gökhan GÖKÇE’ye, dalışlarda eşlik eden öğrencim Oğuzhan Demir’e, Halfeti Proje Ofisi yöneticisi Nihat ÖZDAL’a, göl üstünde elimiz-ayağımız olan ve ulaşımımızı sağlayan tekne kaptanımız Bülent GÖRGÜLÜ’ye ve bizi çok iyi bir şekilde ağırlayan Halfeti halkına, kendi adıma, naçizane teşekkürlerimi sunmak isterim.



Notes of the Photographer (thoughts which underwater awakens)


Diving in Halfeti resembles a journey which is in a different time and different place. Looking at Halfeti from underwater is just like looking at a surrealist painting”¦





Like a feather torn from the wing of a bird, and fallen to the water,


Which has lost its freedom and drown into the water,


Halfeti lies under the water, broken, its silhoutte shines on the water,


As beautiful as a feather, as fragile as a feather.




Interaction of place and water, the effects of time on place, the changing life styles, the changing nature, the adaptation of aquatic organisms and many subtitles are available for this aspect. However, the most important is the aspect which we encounter with as a result of the hydroelectric power plant. In this aspect, we face with a mournful situation as a result of water’s spread to surrounding areas where people live.



There was 4 basic different aspects to consider while photographing underwater; however, it was possible to muse on the topic in many ways except these aspects. There are many viewing angles which all photographes study on land already know but cannnot achive mostly due to physical conditions. These things are not impossible in underwater: 360° travelling around the subject and considering the subject from nearly all angles. Diving in water conditions enables these things in many shooting scenarios. These view angles are: over-under type, looking from top-down, looking the subject in the same level, looking from bottom to up are possible things if diving area is suitable.




Except these, it is possible to move forward in buildings looked from outside. For instance, “The breath and air mixture of the period in the saloon of the house” photo was taken thanks to an aspect like a flight in the ceiling. The dominance of green in Eupharetes’ water, turbudity and the decreasing light level in depth and buildings were the problems encountered in underwater shots. It was nearly impossible to use flash in this field (even though you try to apply it in line with the technique). When we dived in Halfeti cemetery (where there is plent of fish), there were so many backscattering problems that I was not able to complete the shoot.



When you dive in Halfeti, you cannot underestimate some risks. It was important for us to be calm in these conditions as for diving security despite the risks. In addition to obeying the rules of SCUBA diving, limited air and many risks like them, there were many dangerous areas like trees, plants, mussels which were sharp like razor, buildings, electric poles. These areas were not safe for diving security. The worst thing was that visibility range was short; that’s why, we faced with these areas suddenly while diving. Except these things; sudden drops in water temperature, the things to be considered in scuba diving as it is fresh water diving, the streams we encountered in some places are needed to be included. Moreover, the buildings we entered in were about to collapse. We had to be aware of this danger as soon as we entered. Diving in these half collapsed buildings was not a different experience from wreck diving. Another important problem while diving in Halfeti in August was the temperature difference between underwater and above water. In our first diving experience, above water was 47°C while underwater (3-10 m) was 10-12°C. Temperature drops as deep as you dive.



We observed that children and young people in Halfeti did not use underwater mask or glass (except some people fishing with harpoon and people who went Halfeti for diving particularly). Also, people who do SCUBA diving are generally the policemen who go there to find people drowned in the dam.



Because nobody have seen underwater in Halfeti, we (as the society team) were excited when the photos were first exhibited there. The reason was that we presented their lives buried underwater for the first time. At the same, we were about to show young people the things they had never seen but they had always heard”¦



Our first exhibition place was partly flooded Central Mosque in Old Halfeti, while Basilica Cistern was our second exhibition place.



With our best regards,



Baybars SAĞLAMTİMUR




Acknowledgements



I would like to express my special thanks to the proposer of this project Mrs. Funda GÖNENDİK; the supporter and contributor of us Mr. Hakan GÖNENDİK; all DASK Halfeti Underwater project team members; the governor of Şanlıurfa of that period Mr. Nuri OKUTAN; head official of district Mr. İsmail ÇİÇEK, the DASK society members who are not in team list but contributed a lot; Assoc. Prof. Dr. Gökhan GÖKÇE (Çukurova University Faculty of Fisheries) who contibuted to our first diving experience; my MA degree student Oğuzhan DEMİR who accompanied me in my diving experiences; Halfeti Project Office director Mr. Nihat ÖZDAL; the captain of our ship Mr. Bülent Görgülü and to all people living in Halfeti.








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Su Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından Halfeti

Mischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar Hakkındadır



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



NATURE – CULTURE / DOĞA – KÜLTÜR


SUBJECTIVITY – ÖZNELLİK


Mischa Keijser






Nature Culture / Doğa – Kültür Serisi “Mischa Keijser”




Fotoğraf sunumlarında serisellik önemli. İzleyicinin beynine görselleri yollarken nasıl bir sıralama takip ediyorsun? Projenin fotoğraf seçimleri ve sıralaması olgusuna nasıl yaklaşıyor ve çalışıyorsun?



Bu bir Darvinizm konusu; sevdiğim fotoğraflarla başlarım. Daha sonra onları belirli bir sıraya koyarım. İkinci fotoğraf, ilk fotoğraftan sonra tepki göstermeli / bir duyguyu kışkırtmalıdır. Falan filan. Biraz film düzenleme gibi. Fotoğraflara tekrar tekrar baktığınızda bazıları diğerlerine göre daha zayıf gelecektir. Bunlar elenecektir.



En sonunda seri beni sıkmamalı ve tüm fotoğraflar az çok eşit derecede kuvvetli olmalı.




Nature Culture / Doğa – Kültür Serisi “Mischa Keijser”




Kameranı zaman zaman “ölüm” e yöneltiyorsun”¦ Ölüm senin için ne anlam ifade ediyor?



Hareketsiz kalma, depresyon, savunmasızlık, korku. Ve iyi işler yapmak için motivasyon.




Nature Culture / Doğa – Kültür Serisi “Mischa Keijser”





En beğendiğin ve en beğenmediğin yanların nelerdir?



Çevremdeki insanlar kendi sağlıkları için sorumluluk almadıkları zaman gerçekten sinirleniyorum. Ama mizah duygum da var.




Nature Culture / Doğa – Kültür Serisi “Mischa Keijser”




Fotoğraf konusunda kendini nasıl eğitip, geliştirdin?



Gece gündüz manyak gibi çalışarak ve kendi işlerime her zaman eleştirel yaklaşarak.




Nature Culture / Doğa – Kültür Serisi “Mischa Keijser”




Günümüz fotoğrafçılarından dili en keskin, net ve yalın bir sertlik taşıyan birisin. Serilerine baktığımız zaman bu hissi ve görselliği yaşamamak mümkün değil. Hem fotoğrafa bakış açını, yaklaşımını hem de üzerinde çalıştığın konuları seçme nedenlerini anlatır mısın?



Ana konularımın çocukluk ve ergenlik sırasında yaşadıklarımın sonucu olduğunu düşünüyorum. Bir yandan şehir yaşantısı, diğer yandan Hollanda’da geriye kalmış olan çok az doğada uzun yürüyüşler yapmanın bir karışımıydı.



2.Dünya Savaşı nedeniyle oldukça güç bir yaşamdan sonra 15 yaşımdayken babamı kaybettim. Yaşamın sona erebileceği gerçeğinin ve bu nedenle de çok çalışmak gerektiğinin farkına vardım. Ve benim ilgimi zıt şekilde etkiledi; yeni bir yaşam yaratmak.



Görsel kelime dağarcığım Tin-Tin gibi resimli romanlar, Dick Bruna çocuk kitapları, Gerhard Richter ve Magritte’nin tabloları gibi, İkinci Dünya Savaşı’ndaki İngiliz savaş gemilerinin renkli modelleri, Bİll Brandt’ın fotoğrafları tarafından oluşturulmuştur.



Sıkıcı olmadan en azami netlik için gayret ediyorum.



İyi bir fotoğraf pek çok içerik katmanından oluşur. Ona biraz daha uzunca bir süre bakabilir ve farklı şeyler hisseder ya da düşünürsünüz. Fotoğraf tamamen demokratik bir araç haline gelince simgesel görüntülere ihtiyaç daha da arttı. Bu biraz okuma yazmanın genelleşmesine benzer bir durum; birden artık o olmadan geçinemez olursunuz.



Şimdi yalnızca roman yazan kişiler hayatta kalabiliyor. (profesyonelce)




Nature Culture / Doğa – Kültür Serisi “Mischa Keijser”




2008 ve 2010 yıllarında yayınladığın iki kitabın var, bunlar hakkında bilgi verir misin?



2008’de yayınlanan kitap manzara ve kişisel fotoğraflar ile hayvan portreleri ve Hollandalı şair David Boelee’nin üç şiirinin bir kombinasyonu.



2010’daki kitap manzara fotoğraflarımdan oluşan kısa bir kitap.




Nature Culture / Doğa – Kültür Serisi “Mischa Keijser”




Doğanın içinde yer alan insan, bitkiler, hayvanlar ve yeryüzü için çoğu zaman yıkıcı, tahrip edici oluyor, bir daha geri gelmemek üzere hem de”¦ Hollanda ise dışarıdan baktığımızda bir doğa güzellikleri ülkesi. Umudun var mı bu konularda?



İnsanoğlu bu konularda daha menfaatçi görünüyor. Hareketten önce davranışlarımızın sonuçlarından zarar görüyoruz.



Bu yüzden uzun vadede iyimserim.




Öznellik / Subjectivity Serisi “Mischa Keijser”




Halen sürdürmekte olduğun Subjectivity çalışman, “Fotoğraf Yalanlar Hakkındadır” cümlen ile başlıyor. Bunu biraz açabilir misin? Görünen ve gösterilen farklı şeyler mi?



Bu cümle, fotoğrafın hala “hakikati” anlatan bir araç olarak düşünülmesiyle ilgilidir. Ben bunun bir şaka olduğunu düşünüyorum. Bir fotoğraf %1 gerçeği ve %99 öznelliği içerir.



Çerçeveleme, çekim anı, film veya dijital, sonradan işleme vs. Fotoğrafa objektif bir araç olarak bakmayı bırakmamız gerekir.



O, ancak bir resim yahut heykel kadar objektif olabilir.



Öznel seriler için küçük (kısa zamanda) veya daha uzun zaman aralığında (birkaç saatte) iki fotoğraf yaptım.



Işığın ve çekim anının büyük etkisini göstermek istedim.



Fotoğrafçı ne göreceğimize karar verir ve birkaç dakika beklediğimizde gerçek tamamen farklı olabilir.




Öznellik / Subjectivity Serisi “Mischa Keijser”




Bir proje kafanda nasıl oluşur, nasıl bir süreç izler? Şu ana dek üzerinde çalışmak istediğin ancak henüz başlamadığın ne gibi fotoğraf serileri var?



Şimdilik sadece fikirler var. Projeler etrafta gezinirken, fotoğraf çekerken yahut barda gelişiyor. Önümüzdeki aylarda bir uygulama şeklinde yeni bir proje üstünde çalışıyor olacağım. Bununla ilgili bilgiler de ileteceğim ilerde”¦



Röportaj (interview by) : Levent YILDIZ


Çeviri (translated by) : Berna AKCAN




Öznellik / Subjectivity Serisi “Mischa Keijser”




It is important to be presented in series for photo presentations. How do you sort images when you are sending to the viewer’s brain? How do you approach and work to the selecting and ranking of photos from the project ?



It’s a matter of Darwinism; I start with a collection of photos that I like. Then I start to put them in an certain order. The second photo has to react / provoke a feeling after the first photo. And so on. It’s a bit like editing a movie. When looking at the photos over and over again, some will occur to be weaker than others. These will be taken out of the selection.



In the end, the serie should not bore me, and all the photos have to be more or less equally strong.




Nature Culture / Doğa – Kültür Serisi “Mischa Keijser”




You turn your camera to death sometimes”¦ What is the meaning of death for you?



Standing still, depression, vulnerability, fear. And a motivation to continue making good work.




Nature Culture / Doğa – Kültür Serisi “Mischa Keijser”




Which sides do you like and dislike of yourself?



I can get really irritated when people around me don’t take responsibility for their own health.



But I do have a sense of humor.




Nature Culture / Doğa – Kültür Serisi “Mischa Keijser”




How did you develop and train yourself on the subject “photography”?



By doing it day and night, working like a maniac. And always staying critical on to my own work.




Öznellik / Subjectivity Serisi “Mischa Keijser”




You have a sharp, clear, simple tongue between today’s photographers. When we look at your series it is not possible to avoid living this sensation and visuality. Could you tell us your point of view and approaching to the photography and also reasons for choosing the subjects you work on?



I think that my main subjects are a result of the thing I’ve experienced during childhood / puberty. It was a mix of life in a city on the one hand, and making long walks in the few remaining bits of nature in Holland on the other hand.



The death of my father, when I was 15, after a pretty troublesome life, which was probably a result of world war 2. This made me very aware of the fact that a life can end, which is a good reason to work hard. And it also sparked my interest for the opposite; creating new life.



My visual vocabulary has been formed by comics like Tin-Tin, the children’s boks of Dick Bruna, the paintings of Gerhard Richter and Magritte, color patterns on british warschip’s during the WW2, the photographs of Bill Brandt. I strive for the utmost visual clarity, without becoming boring.



A good photograph has several layers of content. You can look at it for a longer time, and feel or think different things. As photography has become a completely democratized medium, the need for iconinc images has grown even bigger.



It’s a bit similar to the time when the ability to write and read became general; you suddenly couldn’t make a living out of this anymore.



Only the people who could write a novel where now able to survive (proffesionaly).




Öznellik / Subjectivity Serisi “Mischa Keijser”




Please give us information about your two books which were published in 2008 and 2010?



The book published in 2008 is combination of landscape and personal photographs, mixed with animal portraits and three poems by the dutch poet David Boelee.



The 2010 book is a blurb book, with my landscape pictures.




Öznellik / Subjectivity Serisi “Mischa Keijser”




Human who live in the nature often is destructive for plants, animals and the earth as unrecoverable. Netherland is a country of natural beauty when we look at from outside. Do you have hope on these issues?



Mankind seems to be rather opportunist on these matters. We first have to suffer from the consequences of our behavior, before acting.



So I’m optimistic on the long run.




Öznellik / Subjectivity Serisi “Mischa Keijser”




Your subjectivity work which you are still working on begins with the sentence of “Photography is about lying”. Could you explain it a little? Are the visible and shown things different?



This sentence has to do with the fact that photography is still considered as a medium that tells us ‘truth’. Which I think is a joke.


A photograph exists of 1% truth, and 99% subjectivity.



The framing, the moment of exposure, film or digital, the postprocessing etc.



We should stop looking at photography as an objective medium. It is just as objective as painting or sculpture. For the subjectivity series, I made two photos, with a small (few minutes), or longer (few hours) time interval.



I wanted to show the huge influence of the light and the moment of exposure. That the photographer decides what we see, and that reality may be quite different when we wait for a few minutes.




Öznellik / Subjectivity Serisi “Mischa Keijser”




How is a project being formed and processed in your mind? What kind of photo series you want to work on them and you didn’t start yet?



Ideas for now projects grow when driving around, making photographs, or in the pub. In the coming months I’ll be working on a new project, in the form of an App.



You’ll get informed.




Öznellik / Subjectivity Serisi “Mischa Keijser”





http://www.mischakeijser.com





Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Mischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar Hakkındadır