Aylık arşivler: Aralık 2011

EFOD Binası Bağış Kampanyası





Türkiye’de ilk defa bir Fotoğraf Sanatı derneği (EFOD) kendi binasını yapıyor.


Belediyenin tahsis ettiği bir arsa üzerinde kendi imkanlarıyla böylesine bir yükün altına giren EFOD, bu işin altından kalkabilmek için Türkiye çapında bir bağış kampanyası başlattı.


Bu kampanyanın başarısı aynı zamanda Türk fotoğraf dünyasının da niteliğini ve gücünü ortaya koyacaktır.
Yardım ve desteklerinizi bekliyoruz…


EFOD Binası Bağış Kampanyası

Maleonn ile Söyleşi : Hayal ve Köpük



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



MALEONN İLE SÖYLEŞİ


Bu dünyadaki her şey hayal ve köpükten ibarettir.”






Baybars Saglamtimur: Maleonn biraz kendinden söz eder misin?



Maleonn: 39 yaşındayım. Şangay, Çin’de doğdum. Tiyatrocu bir aileden geliyorum. Babam bir tiyatro yönetmeni ve annem de bir aktrist idi. 12 yaşıma dek ailem, aile geleneğini sürdürmemi istedi ve bana bu yönde eğitim verdiler. Ancak ben çok utangaçtım. Sahnede olmaktan hoşlanmıyordum. Ailemle ciddi bir konuşma yapıp, resimden hoşlandığımı ve büyüyünce bir ressam olmayı istediğimi anlattım. Benim hayalim konusunda oldukça destekleyici oldular ve sonrasında beni güzel sanatlar okuluna gönderdiler. 12 yaşında, daha sonra mezun olana dek sürecek profesyonel güzel sanatlar eğitimime başladım. Mezuniyet sonrası, tesadüfen reklam filmi yönetmeni oldum ve 9 yıl boyunca bu işi yaptım ve sonrasında, nihayet kendi sanat dünyama dönüp, gençlik hayallerimin peşinden gidip, boya yerine fotoğraf makinması kullanan bir ressam oldum.




Book of Taboo © www.maleonn.com



BS: Hazır sanatından bahsediyorken, seni hayatta en fazla etkileyen ve motive eden şeyler nelerdir?



Maleonn: Düşününce, böyle bir aileye doğmanın kişinin kaderini belirlediğini düşünüyorum. Başka bir mesleğe yönelemezdim, çünkü en doğal olanı buydu. Hiç bir zaman sanatın olağandışı bir şey olduğunu düşünmedim. Ben küçükken, Çin oldukça yoksuldu. Tiyatro eğitimi almak oldukça zordu. Alınabilecek yarım zamanlı başka bir eğitim imkanı da yoktu. Eğer genç insanlar tiyatro eğitimi almaya devam etmek istiyorlarsa, becerilerini geliştirmeyi ancak profesyonel aktörlerden öğrenebilirlerdi.




Book of Taboo © www.maleonn.com




Çocukluğumda her sınav dönemi öncesi, evimizde çok sayıda genç öğrenci olduğunu hatırlıyorum. Bunlar ailemin arkadaşlarının çocuklarıydı. Ailemden onlara temel performans dersleri ve basit tiyatro skeçleri öğretmelerini isterlerdi.



Her gece yemek sonrası, oturma odasında oyunlar sergilenir, şarkılar söylenir ve şiir ezberleri yapılırken ben bir köşede ödevlerimi yapardım. Bu benim ailemin günlük hayatıydı. O zamnalar bu bana hiç olağandışı gelmezdi, şimdi dönüp baktığımda ne kadar büyüleyici olduğunu düşünüyorum. Çocukluğum hiç bitmeyen bir parti gösterisi gibiydi.




Book of Taboo © www.maleonn.com




BS: Çin’de fotoğraf sanatından para kazanmak zor mu? Müşterilerin çoğunlukla hangi ülkeden? Fotoğraf dışında gelir getiren başka bir işin var mı? Sanatsal çalışmaların başka hangi kaynaklardan gelir getiriyor?



Maleonn: Evet, hiç kolay değil. Koleksiyonerlerimin çoğu Batı Avrupa’dan. Başka bir iş yapmıyorum. Çalışmalarım galerilerde izlenebilmekte. Bazen beğenenler çalışmalarımı alıyorlar. Bazen de öyle hissediyorum ki insanlar işlerimi bana destek olmak, beni yüreklendirmek ve çalışmalarıma devam edebilmem için alıyorlar.




Book of Taboo © www.maleonn.com




BS: En çok hangi tür müzik dinlersin? Bana en sevdiğin müzik grubu , film, kitap ve şiir ile ilgili örnek verebilir misin?



Maleonn: Şu sıralar en çok klasik müzik dinlemeyi seviyorum. Önceden daha çok rock hayranıydım. Fakat yavaş yavaş daha sakin, daha hafif şeyleri; enstrümantal müzikleri dinlemekten hoşlanır oldum. Şimdilerde çello ve farklı orkestral müziklere düşkünüm. Şiir okumay ve şiirin her türünü seviyorum. Özel bir tercihim yok. Ayrıca birşeyler yazmayı da seviyorum. Şiir hayata biraz mesafeli duruyor. Bir yazarın acı ve duyarlılığı ifade edebimesi için bir terapi. Yunanlı yönetmen Theo Angelopoulos’un filmlerini de beğeniyorum.




Book of Taboo © www.maleonn.com




BS: Fotoğraflarınla ilgili fikirler aklına nasıl geliyor? Bazı kitaplar ve filmler gibi özel ilham kaynakların var mı?



Maleonn: Genellikle okumalar, şiirler ve filmlerden geliyor. Ayrıca hayatın kendisi de esinlendiriyor. Sanırım hayatta olduğum sürece ilham almaya ve tecrübe etmeye devam edeceğim.




Book of Taboo © www.maleonn.com




BS: Fotoğraf oluşturmak için özel bir sürecin var mı? Photoshop’u çok kullanır mısın? Fotoğraf çekme sürecin nasıl ilerler?



Maleonn: Aklımda hep bir görüntü vardır. Eğer bu görüntü bir zaman sonra biraz daha netleşirse, beni çok heyecanlandırırsa, hemen eskiz çizerim. Eskizi çizme aşaması zaten, görüntüyü düşünmenin tam kendisidir. Bu akışı çok seviyorum. Sonrasında bu eskize dayanarak, tüm ön hazırlıkları ve ksostümleri hazırlıyorum ve aktörlerle iletişime geçiyorum. Bu hazırlığı yapmak epey uzun sürüyor, bir kaç hafta veya daha fazlası. Bundan sonrası ise çekim yapmak. Çoğunlukla çekim aşaması kısa sürüyor, 2 gün kadar. Ve photoshop ile post-prodüksiyonu yapıyorum, ki bu da temelde renk düzenlemeleri oluyor.




Book of Taboo © www.maleonn.com




BS: Bana göre fotoğrafların çoğu bir tiyatro sahnesinden kesitler gibi. Ve oldukça çok dekorasyon ve kostüm kullanıyorsun. Bunları belli bir konsept altında mı, yoksa daha sonra işine yarayacağını düşünüp denk geldikçe mi topluyorsun? Son olarak da bunca şeyi nerede saklıyorsun?



Maleonn: Benim bir şeyler biriktirme alışkanlığım vardır. Gerçekten de çok fazla dekor ve kostümüm var. Alırken aklımda özel bir şey için kullanırım fikri yoktu. Yavaş yavaş oldukça fazla birikti. Arkadaşlarımın çoğu bu özelliğimi bildiği için, bana bir sürü şey verdiler ; kapanan bir tiyatro kumpanyasının kıyafetleri, kapanmış bir fotoğraf stüdyosunun farklı aksesuarları gibi. Depomu sık sık organize eder, düzenlerim. Size anlatmayı unuttum, stüdyomda, birinde dekorlar ile dolu, diğerinde ise kostümlerimi depoladığım iki küçük odam var.Bunları düznelediğimde, aklımda bir liste oluşuyor. Kreasyon öncesi ilk olarak elimde olanları listeliyorum, neye ihtiyacım olduğunu belirliyor sonra çekim yapmaya başlıyorum.





BS: İnternet sayfanızda ‘Fotoğraf ve hayat arasında hüzünlü ve gizli bir ilişki var. Fotoğrafı çekilen insanlar o an’a çok fazla şey yüklüyorlar’ demişsin. Söylemek istediğin şey, yaşadığımız hayatta mutlu olmadığımız anlamına mı geliyor?


Maleonn: Bunlar benim kendi hissettiklerim. Her zaman fotoğrafın hayatın bir anına tutunmuş bir parçası olduğuna inanırım ama hayatın kendisi bizimle kalmaz. Zaman geçtikçe, o fotoğraf geçmiş günlerin tanığı haline gelir. Geçmiş zamanı ve yaşadığımız günü yanyana koyarsak, hayatımız yavaş yavaş değişmişken, geçmiş günler hala renkli ve olduğu gibi duruyor. Sonuç olarak fotoğrafın acımasız olduğu fikrindeyim. Bu felsefi bir görüş. Sanıyorum ki, insanların büyük bir kısmı böyle düşünmüyordur veya hayatın hüznü ile yüzleşmek istemezler. Hiç kimse öylesine, bu meseleyi derinlemesine anlayamaz. Hayatın doğası, ilerlemesi ve kaybolmasıdır.




Fantasy of Improbable © www.maleonn.com




BS: “Fantasy of Improbable – Mümkün Görünmeyenin Hayali” serinde gerçeklikten fazlasını hissedebilen kişileri sergiliyorsu. Biz mi onları seyrediyoruz yoksa onlar mı bizi seyrediyorlar? Biz neredeyiz? Keşfetmeye çalıştığımız, önümüzde duran dünya mı, yoksa gerçek diye bir şey yok mu? Kırık bir aynadan gelen gölgeler ve bulanık görüntüler mi bize gerçekliği gösteriyor. Bu kırık ayna ve içindeki görüntüler sunduğundan daha fazla şey mi barındıyorlar?



Maleonn: Analiziniz o kadar iyi ki ben de tam olarak bunu anlatmak istemiştim. Budist Kutsal Kitabı Diamond Sutra’da bir deyiş var; “bu dünyadaki her şey hayal ve köpükten ibarettir, aynadaki çiçek, suyun altındaki ay, çok hızlı hareket eder ve sonunda sabah çiği gibi kaybolur. Hayata karşı da böyle bir yaklaşımımız olmalı, böylece yaşamın arkasındaki anlamın farkına daha çok varırız.” Benim bu seriye başlama noktam bu olmuştu. Bu çalışmada yer alan illüzyon dünyadaki güzelliklere ve bu erişilemez mutlulukların hüznüne olan tutkumu anlatmayı istedim.




Fantasy of Improbable © www.maleonn.com




BS: Sence sanat becerisi doğuştan gelen bir armağan mıdır? Sanat eğitiminin yaratıcılığı öldürdüğüne inananlardan mısınız?



Maleonn: Bence yarısı armağan, yarısı da karakter ve kaderden gelen bir şey. Sanat eğitimi bazen çok kötüdür ve hayal gücümüzü gerçekten de öldürebilir. Ama şöyle de bir şey var, aynı zamanda ,sıradan hayata biraz mesafe bıraktıran, başka bir düşünme biçimi ve hayatın getirdiği noktada ferhalatan iyi bir şeydir de.




Fantasy of Improbable © www.maleonn.com




BS: Hiç kitabın veya herhangi bir basılı eserin var mı?



Maleonn: Ne yazık ki sadece Çin’de birkaç basılı kitabım var, uluslararası basılı bir şey yok. Benim çalışmalarımdan hoşlanan kişi sayısı çok fazla değil. Ancak basılı çalışmalarım Çin’de oldukça popüler. Baskıların çoğu satıldı, çünkü çok sayıda kopya zaten yoktu. Bunlar yurtdışından alınamadı, ne yazık ki. Lütfen dua edin, sizin röportajınız sonrası uluslararası bazı yayıncılar benim çalışmalarımı görüp, onları yayınlamak istesinler.




Maleonn’s Photo Studio © www.maleonn.com




BS: Çin fotoğrafçılığı ve Çinli fotoğrafçılar hakkında bize neler söyleyebilirsiniz?



Maleonn: Ben bu konularda çok bilgili değilim. Ben oldukça özel bağımsız bir kreatörüm. Hiçbir zaman fotoğraf ve sanat topluluklarına veya kulüplerine dahil olmadım. Bu nedenle çok iyi bilmiyorum. Elbette çok sayıda fotoğrafçı olduğunu biliyorum, şu sıralar popüler bir meslek. Ve çok sayıda genç insan bu işle uğraşıyor.




Maleonn’s Photo Studio © www.maleonn.com




BS: Türk fotoğrafçılardan veya sanatçılardan bildikleriniz var mı? Hiç Türkiye’ye geldiniz mi?



Maleonn: Türk fotoğrafçıların bazı işlerini biliyorum. Ancak hiç isim hatırlamıyorum. Aslında benim için bir hayal olan, ülkenize gelmeye çok istekliyim. Ülkeniz hakkında bir kaç kitap okudum. Bu konuda çok hevesliyim. Bir keresinde İstanbul Üniversitesi beni bir konferans vermem için davet etmişti. Çok heyecanlanmış ve bir sürü hazırlık yapmıştım. Ama gerçekleşmedi, ne yazık ki. Bir gün ülkenize gelmeyi ve fotoğraf çekmeyi umuyorum.




İngilizce Röportaj Metni: Baybars SAĞLAMTİMUR
Türkçe Çeviri : Şebnem AYKOL





Maleonn’s Photo Studio © www.maleonn.com




Baybars Saglamtimur: Dear Maleonn, can you please give us some information about yourself?



Maleonn: I’m a 39-year-old man. I was born in Shanghai, China. I came from a drama family. My father was a drama director, and my mother was an actress. Before 12, my family wanted me to heritage the family tradition, so they trained me the drama performance. But I was so shy. I don’t like to stand on the stage. So I talked to my parents seriously that I like painting and wanted to become an painter when I grow up. They were quite supportive to my dream, and sent me to the fine art school later. Since twelve, I began my professional fine art education until I graduated from college. After my graduation, I accidently became a director of commercial video film. I was engaged in that for 9 years. Then I came back to my art world finally, followed my young dream and became an painter, but with my camera to paint.




Maleonn’s Photo Studio © www.maleonn.com




BS: Speaking for your art, what are the most influencing and forcing things in your life?



Maleonn: Born in such a family is the fate for someone when I think about that. My life couldn’t be engaged to any other jobs because this is the most natural thing. I never think art is a weird thing. When I was young, China was quite poor then. Learning drama is quite hard. There were no other part-time lessons to have. So if the young people wanted to enter the professional theater college, the only way to improve the skills is to learn from the professional actors. I remembered in my childhood, before every exam season, there were all young students in my home. They were the kids from my parents’ friends, who invited my parents to teach them some basic performance lessons, and play some simple drama skits. Every night after dinner, I did my homework in the corner, while they played in the living room, sang songs or recited poems. That was the ordinary life in my family. I never thought that was weird until nowadays when I remember and feel that was so magic. My childhood was just like a never-ending play.




Maleonn’s Photo Studio © www.maleonn.com




BS: Is it hard to make living from art photography in China? Where are your current customers from (mostly)? Any other sources of income (or professions) other than photography? From which sources do you use your works of art?



Maleonn: Yes, it’s never easy. Most of my collectors are from West Europe. I don’t have any other job. My work is available in the galleries as the artworks. Sometimes, there were some people who like my work bought my work. I sometimes felt that they didn’t buy my work but to encourage me, and support my life, to continue my creation.




Maleonn’s Photo Studio © www.maleonn.com




BS: What kind of music do you listen mostly? Can you give example for your favorite music group, movie, book, and poem?



Maleonn: Now I like to listen to classical music. I was so fond of rock music. But I gradually start to like quiet and blurry things, not the lyrics any more. Recently I’m addicted to the sound of cello, and various orchestral music. I like reading poem, all kinds of them. None in particular. I also like to write some. Poem has the distance towards life. It’s the medicine for the author to maintain the sensitivity and pain. I also like the movies by a Greek director Theo Angelopoulos.




Portrait of Mephisto © www.maleonn.com




BS: How those ideas came to your mind? Do you have any special sources like books or movies?



Maleonn: They mainly came from readings, poems and films. Also the life itself always inspires me. I think I will get the experience and inspiration if only I’m still alive.




Portrait of Mephisto © www.maleonn.com




BS: Do you have a special process for making photography? Do you use Photoshop a lot? Whats the process of a photo shoot?



Maleonn: I often have an image in my mind. If the image became clear after some time, which excited me a lot, I will draw the draft. The process of drawing the sketch itself is the thinking of vision. I like this way very much. Then I’m going to prepare all the pros and costumes for shooting according to the draft, and contact the actors as well. It takes quite long time to do the preparation, several weeks or even longer. Afterwards is the shooting. Usually the shooting is fast, like 2 days. I’ll do the post-production by photoshop, mainly is to adjust the color.




Portrait of Mephisto © www.maleonn.com




BS: Most of the photos for me are like sections from the theater acts. And you use a lot of decoration-costumes. Are you collecting these based on an idea or randomly collect interesting stuff that you will be possibly use in the future? And last, where do you store all these! :)



Maleonn: I have a habit of collecting things. Exactly I have plenty of props and costumes. I didn’t even have any idea about what those for when I bought them. Gradually I’ve collected quite a lot. Many of my friends also knew this hobby, and gave me many things, like all the clothes of a closing drama troupe, various stuffs of a broken photo studio, etc. I often organize my warehouse. I forgot to tell you that there’re two little rooms in my studio, one is my prop warehouse, where is full of my props; the other one is the costume warehouse. When I organize these stuffs in my studio, they are all on my list in my mind. Before my creation, I will first list what I already have, then find out what I need, then I began my shooting.




Portrait of Mephisto © www.maleonn.com




BS: On your web page you write this: “There’s a lost and sad relationship between photography and life. People who are being shot always have too much expectation towards that instant.” Is this the case for not being happy from the life that we live?



Maleonn: That’s just my own feeling. I always think the photograph is a clip of life, which just hold one moment, but life itself won’t stay for us. As time goes by, the photograph becomes the witness of past memories. Compare to the past time and our lives themselves, it’s still colorful and constant, while our life has already been changed quietly. So I think photography is very cruel. This is the philosophical thinking. I believe the majority of people won’t think so, or being unwilling to face the sadness of life. Nobody could thoroughly understand this matter, with joy. The nature of life is passing and lost. Although wisdom could let us not being sorrow, nothing could be joyful.




Fantasy of Improbable © www.maleonn.com




BS: In your Fantasy of Improbable series you are showing for someone who are able to sense something more than reality. Are these the images we are looking at or the images looking at us? Where are we? Is the world we try to observe in front of us, or the reality that we call is non existent? May shadows and blur images, from the reflection of a broken mirror able to show us the reality? Is this broken mirror and the image inside more than that?



Maleonn: Your analysis is so good, that’s exactly what I want to say. There’s one saying in Buddhist scripture ‘Diamond Sutra’: everything in the world is the fantasy and foam, is the flower in mirror and the moon under water; it moves as quickly as flashlight, and will finally disappear like the morning dew. We should have such attitude towards life, so we could see more meaning behind life. That is my start point of this series. I wish to describe my addiction to the beauty in this illusion world by this work, and the sadness of those unattainable happiness.




Fantasy of Improbable © www.maleonn.com




BS: Is artistry a given gift from the date of birth? Are you a believer that the art education kills the imagination?



Maleonn: I think half is the gift, half is the character and destiny. The art education sometimes is really bad, which kills our imagination. But it could at least bring us the relief, and another way of thinking and life, which is a little bit distant from our common life. If think so, that’s still good.




What Love is © www.maleonn.com




BS: Do you publish any books or other printed materials (other than photos)?



Maleonn: Unfotunately I only have several publications in China, no international publication. The population of people who like my work isn’t that big. But my publications are quite popular in China. Most of them have been sold out already because the number of the copies isn’t that big. These books cannot being bought abroad. What a pity. So pray for me by your interview. I wish some international pubishing house would like to publish my work.




What Love is © www.maleonn.com




BS: What can you tell about Chinese photography and photographers?



Maleonn: I’m not familliar with that. I’m a quite special independent creator. I never went to any societies or clubs of photographers/artists. So i don’t know that clearly. Of course I know the population of the photographers are big, which is quite a trendy job, countless young people are engaged in photography.




What Love is © www.maleonn.com




BS: Do you know any Turkish photographers/artists? Did you ever visit Turkey?



Maleonn: I knew a few work by Turkish photographers. Unfotunately i didn’t remember the names. Actually I’m eager to travel to your country, which was a dream for me. I’ve read some books aobut your country. I’m so curious about that. Istanbul University once invited me to give a lecture there. I was so excited about that, and did a lot of preparations. But fianlly i didn’t make it. So pityful. I hope to visit your country one day, and take some pictures there.


What Love is © www.maleonn.com







Maleon Hakkında


1972 Şangay doğumlu


1984-1995 Shanghai Huashan Sanat Okulu


Lise sonrası Fine Art College of Shanghai University


Fine Art College of Shanghai University mezuniyeti sonrası Grafik Tasarım Sertifikası


1995-2003 Reklam filmi alanında Sanat Yönetmeni ve Yönetmen


2004- Bağımsız Sanat Kreatörü


Çin’de çalışıyor ve yaşıyor.


Maleonn




About Maleonn


1972 Born in Shanghai


1984-1995 Shanghai Huashan Art School


Attached High School to Fine Art College of Shanghai University


Graduated from Fine Art College of Shanghai University, Major in Graphic Design


1995-2003 Engaged in commercial film as Art director and Director


2004- Engaged in independent Creation of Art


Lives and works in Shanghai, China





Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Maleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve KöpükMaleonn ile Söyleşi : Hayal ve Köpük

Larry Louie : Dhaka’da Bir İş Günü, Bangladeş



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓





Bangladeş dünyadaki en fakir milletlerden biridir. Oradaki yaşam kalitesi, uluslararası yardımlara rağmen komşuları Hindistan, Pakistan veya Sri Lanka’dan önemli ölçüde düşüktür. Bangladeş aşırı yoksulluk ve açlığı ortadan kaldırmada başarılı olamamıştır. Pek çok insanın elektrik, gaz ve temiz su imkanlarıyla daha iyi yaşam kalitesine sahip olan Dakka gibi kentsel alanda yaşamalarına rağmen şehirlerdeki bu insanların önemli bir kısmı muson sezonunda konutlarda sefalet içinde yaşıyor. Düzenli elektrik, temiz su ve sağlık hizmetleri yok denilecek kadar az. Dakka nüfusunun tahminen %80’inin yoksulluk sınırının altında yaşadığı tahmin ediliyor.


Bu, devam eden bir seriyi oluşturan fotoğraflar Dakka, Bangladeş’te yaşayan insanların gündelik yaşamlarından oluşmuştur.


Larry Louie




Çeviri (translated by) : Berna AKCAN


Bangladesh belongs to the poorest group of nations in the world. The quality of life there remains significantly lower than in the neighboring India, Pakistan or Sri Lanka despite considerable international assistance. Bangladesh has been unable to eliminate extreme poverty and hunger. Although most people living the urban areas such as Dhaka, enjoy a better quality of living with access to electricity, gas and clean water supplies, a significant portion of these people in the cities still live in squalor in dwellings that fall apart during the monsoon season. Their access to regular electricity, clean water and healthcare is severely limited. It is estimated that over 80% of the population in Dhaka is living below poverty levels.


This ongoing series compose of photos of the daily lives of regular people living in Dhaka, Bangladesh


Larry Louie











































Larry LOUIE Hakkında


Uluslarası ödüllü belgesel fotoğrafçı Larry Louie iki kariyere sahiptir. O, bir Kuzey Amerika şehrinin merkezindeki optometri kliniğinde toplumun her kesiminden insanın görme kuvvetini geliştirmek için çalışan doktor Larry Louie’dir. Seyahatlerindeyse, uzaklardaki yerli halkın yaşamlarını keşfederek ve dünyadaki sosyal konuları belgeleyen insani bir belgesel fotoğrafçıdır. Larry bir optimetrist olarak insanların görsel algılarını düzeltiyor. Bir fotoğrafçı olarak insanların dünya görüşlerini düzeltmeye çalışıyor.Her ikisinde de düzenli görüş alanı dışında var olan şeylerle ilgileniyor.


Larry’nin fotoğrafları genellikle en iyi gerçekçilik olarak tanımlanmıştır. Her görselde anlatılmayı bekleyen bir hikaye vardır. IPA/Lucie ödülleri yarışma direktörü Sarah Cho Larry’nin fotoğraflarını “ büyüleyici, samimi ve ortama olan tutkusunun yansıması” olarak tanımlıyor ve “ Larry Louie’nin çok farklı bir tarzı olduğunu, bir fotomuhabiri ve belgeselci arasındaki ince çizgide tarafsız olduğunu” ekliyor. Odaklandığı konular kadar görselleri de çok zengin ve çağrışımlarla dolu.” Fotoğrafları, bazen karanlık yerlerde bulunan ışığı ortaya çıkararak tüm dünyadaki insanların gücünü ve azmini gösteriyor.


Larry’nin dünyanın dört bir yanındaki insanların yaşamlarını belgelediği çalışma büyük bir arşiv oluşturdu. Çalışması; IPA Lucie Ödülü, National Geographic Fotoğraf Hikayesi Ödülü ve İnsanlık Belgeseli Büyük Ödülü ve Dünya Fotoğrafçılık gibi uluslararası tanıma ve ödülleri elde etmiştir.


Larry bir optometrist ve fotoğrafçı olarak, dünyada 2020 yılına kadar önlenebilir körlüğün ortadan kaldırılması için küresel bir girişim olan Vision 2020’nin bir parçasını oluşturan ve uluslararası kar amacı gütmeyen bir organizasyon olan Seva Canada’nın hevesli bir destekleyicisidir.



www.larrylouie.com



About Larry LOUIE


International award winning documentary photographer Larry Louie leads a dual career. In his optometry clinic, he is Dr. Larry Louie, working to enhance the vision of people from all walks of life in the urban core of a North American city. On his travels, he is a humanitarian documentary photographer, exploring the lives of remote indigenous people, and documenting social issues around the world. As an optometrist, Larry adjusts people’s visual perception. As a photographer, he seeks to adjust people’s view of the world. Either way, he is interested in things that exist outside the regular field of vision.


Larry’s photographs have often been described as realism at its best. There is a story waiting to be told in every image. Sarah Cho, competition director of the IPA/Lucie Awards describes Larry’s photographs as “captivating and sincere and reflect his passion for the medium,” adding, “Larry Louie has a very distinctive style, straddling the fine line of a photo journalist and documentarian. His images are as rich and evocative as the subjects (on) which he focuses.” His photographs show the strength and perseverance that mark people the world over, revealing the light sometimes found in dark places.


Larry’ s work to document the lives of people around the world has resulted in a vast archive of images. His work has received international recognition and awards including the IPA Lucie Award; National Geographic Photo Essay Award; and Humanitarian Documentary Grant with the World Photography.


As an optometrist and photographer, Larry is avid supporter of Seva Canada, an international non-profit organization who is a part of VISION 2020, the global initiative for the elimination of preventable and avoidable blindness in the world by year 2020.





Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Larry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, BangladeşLarry Louie : Dhaka'da Bir İş Günü, Bangladeş

Gözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki Proje




Gözde Türkkan ile Röportaj




Şebnem Aykol: Merhaba Gözde Hanım, öncelikle fuar döneminin yoğunluğu içinde vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. Bize dergimizde de yayınladığımız çalışmalarınızdan biraz söz edebilir misiniz?



Gözde Türkkan: Merhaba. 2008’de İstanbul Bilgi Üniversitesi Fotoğraf ve Video bölümü mezuniyet projem “Baktım sana dönüp baktığımda baktın mı bana” serisiydi. O proje esnasında, aslında daha uzunca bir zamandır, cinsiyet kimlikleri ile bir derdim vardı, tamamıyla kendi deneyimim üzerinden böyle bir derdim vardı. Ve bir şekilde fotoğraf bunu dışa vurmamı ve çözümlememi sağladı. Bu tema üzerine gerçekleştirdiğim ilk projemdi. Ama tamamen kendi kendimi inceleyerek, egosantrik bir çalışmaydı. Belki de biraz çocukça, belki de biraz ergence ya da daha doğrusu ergenliğin kalan kırıntılarının etkisi ile yapılmış bir çalışmaydı.





Baktım sana dönüp baktığımda baktın mı bana (I was looking to see if you were looking back at me to see me looking back at you)










Ş. A. : Belki de bir dönemi kapamak, bir defteri kapamak gibi mi gelmişti size.



G.T. : Aynen öyle. Proje daha bitmeden bile ben müthiş bir rahatlama hissetmiştim. O zaman anladım fotoğrafın benim için nasıl “terapi” görevi görebileceğini. Daha sonra da 2010’da İngiltere’de masterimi yaparken, master projem “Buraya Ödeyiniz-Pay Here” de yine aynı konuyu devam ettirdim ama daha başka bir açıdan, daha doğrusu başka bir yaklaşımla.



Ş. A. : Ama galiba egosantrik değildi?



G.T. : Evet hem egosantrik değildi, hem de başka kaynaklar araştırmış, başka şeyler okumuştum. Hem de hemen gideyim fotoğraf çekeyim, şöyle bir kare eksik onu da ekleyeyim şeklinde değildi. Bir takım ilgili metinler okuyup, incelemeye karar verdiğim konular üzerinde ilgili şeyler izleyip ondan sonra fotoğraflama sürecini başlatıyordum. Fotoğraf çekme sürecinin araştırma kısmıyla arada örtüştüğü noktalar da oluyordu ama mutlaka başka birşeylerle beslenmem gerekiyor.



Ş. A. : Peki şöyle bir şey diyebilir miyiz, ilk projeniz tümüyle o yaşa dek kendi biriktirmiş olduklarınızın, duygusal birikiminizin, onun devamı olan bu çalışma ise daha rasyonel, daha gerçeklerin üzerine hazırlanmış projelerdir.



G.T. : Bir nebze öyle. İlk kısmı konusunda tamamen haklısınız, birikmiş olan şeylerin biraz da kontrolsüzce vücuttan atılması gibi (bana çok iyi gelmişti, öyle bir süreçten geçmiş olmaktan son derece memnunum, o sayede şu an yapmakta olduğum şeyleri yapabiliyorum), diğerinde ise yine tamamen kendimden yola çıkıyorum, kendimi bir kadın olarak sorguladığım noktadan yola çıkıyorum ki bu ilkine göre daha olgun olduğum bir noktadır ki bu sefer farklı şeylere bakabildim. Kendi imajıyla kendini tatmin etmeye çalışmaktan ziyade, kadın rolüne baktım. Artık yetişkin bir kadın olarak, hem toplum içinde hem kendi içimde, kendi rahat edeceğim şekilde nasıl bulacağımı anlamaya çalıştığım bir süreçti. Burada başka taraflara, başka insanlara, topluma, kadın erkek ilişkisi üzerine yani hiyerarşisi üzerine bir takım okumalar yapıp, bu dışarıda nasıl işliyor sorusuna cevap aradığım bir sürece girmiştim. Bu anlamda çok daha dışarı, başkalarına, topluma bakan bir seridir.



Ş. A. : Biraz provakatif yansıması var fotoğraflarınızın, size nasıl geliyor? Birikmiş enerjinin patlaması mı?



G.T. : Sert eleştirisini daha önce de duydum. Galiba o da benim bir noktadaki kendi sertliğimden. Bu ara çok duyuyorum :)



Ş. A. : Çok da öyle görünmüyorsunuz :)



G.T. : Galiba o benim gerçeklikle başa çıkma yöntemim, galiba bir sertlik benimsedim o da fotoğraflara yansıyor. Çok sertim çünkü derinde bir yerde çok kırılganım, bir noktada çok hassasım. Bu realitede sürdürebilmem için yaşantımı, bu sertliğe ihtiyacım var.



Ş. A. : Peki bu tercih ettiğiniz, tam da benim dediğiniz bir şey mi?



G.T. : Bu çok da zor bir soru. Çünkü “ben” sürekli değişiyor zaten, bunun dışında proje yaparken bir noktada ah şunu da yapamadım, ya da biraz daha şöyle yapsaydım mutlaka diyorum. O şartlar altında evet bu böyle olmalıydı ve oldu diyebiliyorum yine de. Ama çok iddialı bir şekilde evet bu benim demem çok zor. Şu anki benim, evet ama ilerde değişim olacağını umuyorum.




Buraya Ödeyiniz (Pay Here)





















Ş. A. : Yaşınız oldukça genç ve sergileriniz İstanbul’un önemli galerilerinde sergileniyor. Bu nasıl gelişti, okulun önünüzü açtığı bir durum muydu?



G.T. : Aslında okul ile çok alakalı değil. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde burslu okudum ve çok mutlu, besleyici, geliştirici bir öğrencilik geçirdim. Ama sergileme, sanat camiasında yer edinmeye dair pek katkısı olmuyordu. Eğitim buna yönelik değildi. Daha ziyade tasarım ve reklam alanlarına yönelik bir yetiştirilme durumu vardı. Bu daha çok Londra Central Saint Martins College of Art and Design’da master yapmam sayesinde edinebildiğim bir tecrübe oldu.



İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde fotoğrafları çeker, yazısını yazar, dizilimini yapardım ve bu, bilgisayardan veya projeksiyondan bakılmak üzere bir dosya olurdu. İzleyici buna nasıl bakacak, basılacak mı, yere mi döşenecek, tavandan mı sarkacak, bunları çok az düşünmüştüm. Londra’da ise gittiğim okulda eğitim tamamıyla bunun üzerine kuruluydu. Orada bir hocam bir projeme bakmış ve “bitmemiş bu” demişti; eğer amacın bilgisayardan izlemek ise tamam ama nasıl göstereceğinin kararını vermen lazım, asacak mısın, masaların üzerine mi dağıtacaksın, video gösterimi mi yapacaksın, bu kararları verip uyguladığında biter proje demişti. İşte o zaman açığımı kapatmak için doğru yere gelmiş olduğumu teyid etmiş oldum. Çünkü o anlamda hiç pratiğim yoktu.



Örneğin beni heyecanlandıran bir seri üretiyorum, bunu yaptığım için çok mutluyum, ama ya sonra nasıl sergileyeceğim? Aslında masterdan döndükten sonra burada X-ist ile çalışmaya başladığımdan beri bu pratiğimi geliştirme imkanı buldum, diyebilirim. İlk sergide nasıl kağıt seçeceğim, boyutu ne olacak, nasıl çerçeve seçeceğim gibi detaylar ilk başta çok zor gelmişti ama şimdi her sergide deneyim kazanıyorum. Okulun üstüne master, masterin üstüne de galeri ile çalışarak tecrübe edinmiş oldum. Masterin, seçkisi bitmiş bir projeyle neyi, nasıl yapmam gerektiğine dair eksiklerimi anlamama yardımı oldu.



Ş. A. : Eğitim deyince şunu da öğrenmek istiyorum Türkiye’de hangi fotoğrafçıları izliyorsunuz ve neden bu isimler?



G.T. : Bu tür sorularda çok zorlanıyorum. Bir anda aklıma isimler gelmiyor, birçok var. İlk aklıma gelen Ali Taptık olabilir. Onun her yeni işinde, bazen fazlaca da risk alarak yeni bir şeyler denemesini, kendini hem içerik, hem estetik açıdan geliştirmesini özellikle çok takdir ediyorum. Çok önemli. Çünkü bir noktada öyle bir tehlike var galiba hepimiz için. Bir tarz, bir dil oluşturuyoruz, o dil insanlarla belli bir iletişim kuruyor ve bizi bir yere getiriyor ama ona kapılıp devam edersek bir tekrara düşme ihtimalimiz var gibi geliyor.



Ş. A. : Bu aslında bir anlamda da günümüzde kabul gören bir şey değil mi? Tanınan bir dilinizin olması, herkesin sizin fotoğrafınızı gördüğünde “A! Bu Gözde Türkkan fotoğrafı” demesi, birçok fotoğrafçının da tercih ettiği bir şey. Siz ne dersiniz?



G.T. : Aslında biraz öyle de olmalı. Ama kendi içinde kendini yenilemeyi de barındırmalı. Farklı stiller denenmeli ama özünde baktığınızda bu “O” kişinin fotoğrafı da denebilmeli. Belki böyle bir şeyi hedeflemek lazım. Kişinin geçirdiği evrimler de fotoğrafa yansıyabilmeli. İlk işi ile 10 yıl sonra yaptığı işi, anlatım anlamında, görsel anlamda çok farklı olmalı mesela, ama özünde de bir tutarlılık mutlaka olmalı.



Ş. A. : Buradan fotoğraftaki hedefinizin bu olduğu söylenebilir değil mi? Bir de yakın gelecekte üzerinde çalışmayı düşündüğünüz konuları öğrenmek istiyorum, cinsellik, kadın konularına devam mı edeceksiniz? Yoksa aklınızda olan başka projeler var mı?



G. T. : İlk sorunuzun cevabı evet :) Sanırım bundan sonra bir süre daha devam edeceğim bu konuya, aynı konuya farklı noktalardan bakıp, incelemeye çalışacağım. Ama aynı zamanda kafamda buna paralel olarak götürebileceğim bir takım şeyler de var, onları da yapabilmeyi istiyorum. Şu ana kadar çok fırsatım olmadı üzerlerine eğilmeye çünkü cinsiyet kimlikleri ve politikaları üzerine daha okunması, izlenmesi gereken çok kaynak var, dolayısıyla söylenecek bir o kadar çok şey var. Yine bu konuya ağırlık vererek paralelinde başka şeyleri de ilerletmeye çalışacağım.



Ş. A. : Teşekkür ederiz. Size keyifli çalışmalar diliyoruz.







Gözde TÜRKKAN Hakkında



Ankara, 1984.



2008 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Fotoğraf ve Video Bölümü’nden mezun olan Türkkan, bir süre aynı üniversitenin Görsel İletişim Tasarım Bölümü’nde Öğretim Görevlisi olarak çalıştı. Eğitimine, 2010 yılında mezun olduğu Central Saint Martins Sanat ve Tasarım Okulu, Güzel Sanatlar Master Bölümü (Londra, İngiltere)’nde yüksek lisans yaparak devam etti. Sanatçı, santralistanbul (2008) ve Tershane (2008)’deki grup sergilerinde ve !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde (2007) yer aldı.



Eğitim



2009/2010 University of the Arts London, Central Saint Martins College of Art and Design, Güzel Sanatlar Yüksek Lisans derecesi (MA)



2004/2008 İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Fotoğraf & Video Bölümü, Lisans derecesi (BA)



2002/2003 Pierre et Marie Curie Üniversitesi, Paris, Madde Bilimleri Bölümü



1999/2002 Fransız Pierre Loti Lisesi, İstanbul, Baccalauréat Diploması




Seçilmiş Sergiler



Contemporary Istanbul 11, Kasım 2011



Baktım Sana, Operation Room, Mayıs 2011



Art HK’11, Hong Kong Sanat Fuarı, Mayıs 2011



Viyana Sanat Fuarı 2011, Viyana, Avusturya, Nisan 2011



Volde Nuits, Marsilya/FR, Mayıs 2011



Contemporary Istanbul 10, Kasım 2010



Kesişme IV Gözde Türkkan / Sinem Dişli Sergisi, Galeri x-ist, Istanbul, Ekim 2010



x-plore Vol. I, Galeri x-ist, Istanbul, Eylül 2010



Central Saint Martins College of Art and Design Degree Show, Londra/UK, Ağustos 2010



6. Ufat Fotoğraf Festivali, Bursa, Nisan 2009



“Untitled” Sergisi, santralistanbul, Istanbul, Aralık 2008



Tershane “Taze Beyinlere Ihtiyacımız var” Sergisi, Istanbul, Ekim 2008



İstanbul Bilgi Üniversitesi Fotoğraf & Video ve Görsel İletişim Tasarımı Bölümleri “Multigrade’den Multitouch’a” Sergisi, Photokina Fuarı, Köln/GER, Eylül 2008



İstanbul Bilgi Üniversitesi Görsel İletişim Tasarımı ve Fotoğraf ve Video Bölümleri Yıl Sonu Öğrenci İşleri Sergisi, Istanbul, 2005-2008



!f Istanbul Bağımsız Filmler Festivali, Istanbul




www.mimiko.net


www.artxist.com




Gözde Türkkan’ın “Full Contact” isimli sergisi, 26 Ocak – 25 Şubat 2012 tarihlerinde x-İst Galeri’de izlenebilir”¦








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Gözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki ProjeGözde Türkkan ile Bir Söyleşi, İki Proje

Burcu Göknar : Vefa




Yasak Bir Aşkın Hikayesi


“VEFA”


Burcu Göknar




Vâlâ Nurettin, 1946 yılında izlediği bir Fenerbahçe-Vefa maçının ardından, diğer takımın disiplinli oyununa karşın, Vefa takımının “romantikçe” oynadığını söyler.



1953 tarihli İstanbul Haber Gazetesi’nde, yazar Z. Işık Üstün, “Sporu spor için, kulüp aşkı için yapan Vefalı ağabeyleri” anarken; “Uzak bir semtteki maça parası olmadığı için, kulüpten beklemeyerek yayan giden, aç biilaç oyun oynayan, malzeme sandığını omzuna vuran o asil ruhlu insanları hürmetle anmak, vazifemizdir” der.



Altmışlı yıllara gelindiğinde, ne zaman eseceği belli olmayan Türk modernleşmesinin rüzgârları; yine önüne kattığını savurmaya başlar. Aynı yıllar, Vefa futbol takımı için de bir düşüşün başlangıcı olur. Takım, yıllarca Millî Küme ve Millî Lig’de oynadıktan sonra, 1962-63 sezonunda bir alt lige düşer. Bu düşüş bir şekilde, köyden kente yönelen ilk göç dalgasının etkilerini taşır. Çarpık kentleşme, yavaş yavaş önce Vefa semtini, ardından Vefa futbol takımını yutmaktadır. Gurbete gelenlerin destekledikleri bir memleket takımı, bir de şehrin “büyük” takımı varken, Vefa, gitgide yeni göçmenlere kentli oldukları hissini verebilmekte “kifayetsiz” kalır. 1964-65 sezonunda 2. Lig şampiyonu olsalar da; 1973-74 sezonunda takım tekrar küme düşer. 1986-87 sezonunda 3. Lig’e, 1993-94 sezonunda ise Amatör Lig’e düşerler. 1998-2000’de tekrar 3. Lig’de oynasalar da; o tarihten sonra bir daha İstanbul Süper Amatör Lig’den, profesyonel liglere geri dönemezler.



Kuruluşu 1908’e dayanan Vefa Kulübü, 100. yıl dönümleri geldiğinde, yaşıtı olan büyük kulüpler gibi kutlama yapamadı. Artık devir değişmişti ve bir zamanlar “4 büyükler” derken Beşiktaş, Galatasaray ve Fenerbahçe’yle birlikte Vefa’nın da kastedildiği çoktan unutulmuştu.



Endüstriyelleşen futbolun tüm çiğliklerine karşın, Vefa Kulübü’nü bugün hâlâ, eski başarılarına dönebilme umudu ve geçmişin mirası “marazi” bir romantizm birlikte yaşatmakta… Bugün Vefa’da top koşturanlar da, bu mirasla sarmalanmış, ancak ister istemez mevcut düzenin değerleriyle şekillenmiş gençlerdir. Öyle ki, takım bir şekilde, bir sezon bolluk görse, futbolcuların da ruh halleri, tavırları ona göre değişiverir. Zaman zaman Vefa’lı genç futbolculara, geçmiş futbolcular kuşağının efendi ve mücadeleci ruhunu omuzlarında taşıdıkları anlatılır durulur.



Biz ise, eski futbolcular kuşağına, Ozan Öztepe’nin dizeleriyle bir selam yollarız:



“Ahh”¦


derin denizlerdeki


kayıp denizciler


ne kadar hür olduklarını


bir bilebilseler”¦”



Ve mevcut ekonomik sistemi –her şeyi yalayıp yutmak isteyen o koca canavarı– iyi tanıdığımızdan olsa gerek, Vefa hep temiz kalabilsin diye, hani neredeyse “hep yokluk çeksin” diyeceğimiz tutar. Takımın “patronların” eline geçmesini istemeyiz içten içe…



Futbolun yoksul sınıflara ait geçmişini hızla unutması, tüketime yönelerek daha çok orta ve hatta giderek üst tabakaya hitap etmesi, stadyumlarda taraftarın tepesine dikilen locaların çoğalması, onların iktidarlarını “bizim alanlarımızda da” pekiştirme isteklerini vurgular.



Her tür zeminin sürekli ayaklarımızın altından kaydığı, dünün ve bugünün “değerli” addettiklerinin farklılaştığı bir devirde, aşina başarılardan uzak bir takımı sevmek –bilerek ya da bilmeden– bu kara düzene teslim olmamak için yapılan kişisel bir eylem türüdür.



Bir umudun peşinde, her maça koşturarak giden bir avuç taraftar, adeta yasak bir aşkın tarafıdırlar. Onlardan “büyük” takım taraftarlarından farklı olarak, tüm “günahlarının” bedelini ödemeleri, sevinç ve acılarını vakur bir edayla içlerine sindirmeleri beklenir. Herkes şehrin sokaklarında bağırıp çağırırken, onlar bu âlemin dilsizleridir. Onları, ancak gizli aşklarının parıldadığı gözlerinden tanıyabilirsiniz.



2008-2009 yıllarında çekilmiş bu fotoğraflarda, o gözler ve geçmişten bugüne sirayet eden ruh aranmaktadır. Burada esas izi sürülen futbol değil, –ne kadar başarıldıysa– futbol vesilesiyle, akıntıya karşı kürek çekenlerin yılgınlıkları, yasları, aşkları ve dirençleridir.



Vefa Albümü Önsözü – Burcu GÖKNAR
























VEFA


Fotoğrafevi Yayınları, 2010


Sunuş Yazıları: Simon Kuper ve Kıvanç Koçak






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Burcu Göknar : VefaBurcu Göknar : VefaBurcu Göknar : VefaBurcu Göknar : VefaBurcu Göknar : VefaBurcu Göknar : VefaBurcu Göknar : VefaBurcu Göknar : VefaBurcu Göknar : VefaBurcu Göknar : VefaBurcu Göknar : VefaBurcu Göknar : VefaBurcu Göknar : VefaBurcu Göknar : VefaBurcu Göknar : VefaBurcu Göknar : VefaBurcu Göknar : Vefa

Gülcan Acar : Sarı, Sıcak Emek




Demirin İnsanla Buluşma Öyküsü”¦



M.Ö. 4000 yıllarında Sümerler ve eski Mısırlılar döneminde başlar demirin insanla buluşma öyküsü”¦



Milyarlarca yıllık bekleyişin sonu,
yeni bir yolculuğun başlangıcı olur bu kavuşma”¦
Toprakla gelir, kızar kızarır, erir yakar”¦
Saflaştıkça coşar, sarı sıcak şarkılar söyler, konfetiler saçar”¦
Kim bilir, O’na dokunan ellere, gözlere şükranıdır bu bayram havası”¦



Kaç bin yıl beklemiştir karanlıkta, şimdi olmak zamanıdır”¦



Makas olup kağıtla kumaşla meşk etmek ister,


tel olup saz olup şarkılar söylemek ister”¦


Teker olup yollara koşmak, kule olup bulutlara dokunmak ister”¦


Yaşam ile insan ile kucaklaşmak ister”¦


Milyarlarca yıllık hasretini haykırmak ister”¦



Demir ile çeliğin binlerce yıldır süren bu maceralı yolculuğu ülkemizin ilk entegre demir çelik fabrikası KARDEMİR’de aynı heyecanıyla sürüp gider”¦



“Fabrikalar Yapan Fabrika” Karabük Demir Çelik Fabrikasında kah çelik insan olur, kah insan çelik olur”¦



1988-95 yılları arasında bu fabrikada çalışırken, demir ve çeliğin sarı sıcak şarkısını dinledim”¦ Bu kavuşma, kucaklaşma sürecine tanık oldum.



İleri teknolojinin bu gün olduğu kadar etkin kullanılmadığı, insan emeğine dayanan bu süreci yaşarken, emeğin ne zor koşullarda kazanıldığını fotoğrafa değil ama aklıma kazımıştım.



O tarihlerde henüz fotoğraf serüvenime başlamamış olduğuma her zaman üzülmüştüm. Ta ki, 2010 yılı kasım ayına kadar. “Fotogen-Sami Güner Kupası” fotoğraf sunum yarışması son turu için, demir-çelik üretimini projelendirmeye karar vererek gerekli girişimleri yaptım. İlk mühendislik yıllarımı geçirdiğim Demir-Çelik Fabrikasına, yıllar sonra, bu kez fotoğrafçı olarak girdim. Zorlu izin/hazırlık/çekim sürecinin ardından, yıllardır içimde taşıdığım izlenimlerim ‘demirin insanla buluşma öyküsü’ bana Sami Güner Kupasında 2011 yılı kupasını getirdi. Fotoğraflar KARDEMİR A.Ş.’nin katkıları ile sergi ve katalog olarak basılarak, 3 Nisan Karabük’ün kuruşu etkinliklerinde kentlinin izlenimlerine sunuldu.



Projenin hayata geçmesini sağlayan KARDEMİR A.Ş. yönetimine, çalışanlarına ve sizlerle buluşturan Fotoritm’e teşekkürlerimle”¦



Gülcan ACAR


Kasım 2011





























Gülcan ACAR Hakkında



Safranbolu doğumlu, Elektronik ve Haberleşme Mühendisi.



1987-1995 yılları arasında Karabük Demir Çelik Fabrikalarında 8 yıl otomasyon mühendisliği yaptı. 1988 yılında Safranbolu’daki ilk turizm işletmecisi olarak başladığı turizm ile ilişkisini, 1995 yılında Turizm Bakanlığına geçerek Safranbolu Turizm Danışma Müdürü olarak sürdürdü. 2000 yılından itibaren Ankara’da Kültür ve Turizm Bakanlığında çalışıyor.



Fotoğrafa 1998 yılında başladı. Katıldığı ulusal ve uluslararası yarışmalarda derece ve sergileme ödülleri aldı, Jüri üyeliklerinde bulundu. Yurt içinde ve dışında çok sayıda fotoğraf gösterisi yaptı, karma sergilere katıldı.



Kendi fotoğraflarının yer aldığı pek çok kent rehberi, broşür yaptı. 2001 yılında üç dilde yayınladığı “Nemrud” adlı rehber kitabının 2004 yılında ikinci baskısını yaptı. 2011 yılında “Safranbolu’da Zamanın Renkleri” adlı kitabını yayımladı.



2005 yılında Safranbolu’da açtığı “Özüm Sözüm Gözüm Safranbolu” adlı ilk kişisel fotoğraf sergisini, ülkenin pek çok ilinde tekrarladı.



2011 yılı Sami Güner Kupası ödülünü “Sarı Sıcak Emek” adlı Demir-Çelik konulu gösterisi ile kazandı. Aynı konuda Fotoğraf Sergisi ve kataloğunu hazırlayarak Kardemir’in 2011 yılı kuruluş yıldönümünde Karabük’te sergiledi.



Fotoğraf çalışmalarını sürdürdüğü Ankara Fotoğraf Sanatı Kurumunda çeşitli dönemlerde Başkan Yardımcılığı ve Genel Sekreterlik görevlerini yürüttü. 3., 4. ve 5. Ankara Fotoğraf Günleri Düzenleme Komitesinde yer aldı.



Gerçek bir doğa tutkunu olan ve doğa sporlarının her çeşidi ile uğraşan Acar’ın fotoğraflarında bu tutkusunu görmek mümkün. Dünyayı dolaşarak, coğrafyanın, iklimin, geleneklerin insan yaşamını ve kent mimarisini nasıl biçimlendirdiğini belgelemek fotoğraf çalışmalarının temelini oluşturuyor.






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Gülcan Acar : Sarı, Sıcak EmekGülcan Acar : Sarı, Sıcak EmekGülcan Acar : Sarı, Sıcak EmekGülcan Acar : Sarı, Sıcak EmekGülcan Acar : Sarı, Sıcak EmekGülcan Acar : Sarı, Sıcak EmekGülcan Acar : Sarı, Sıcak EmekGülcan Acar : Sarı, Sıcak EmekGülcan Acar : Sarı, Sıcak EmekGülcan Acar : Sarı, Sıcak EmekGülcan Acar : Sarı, Sıcak EmekGülcan Acar : Sarı, Sıcak EmekGülcan Acar : Sarı, Sıcak EmekGülcan Acar : Sarı, Sıcak EmekGülcan Acar : Sarı, Sıcak EmekGülcan Acar : Sarı, Sıcak EmekGülcan Acar : Sarı, Sıcak EmekGülcan Acar : Sarı, Sıcak EmekGülcan Acar : Sarı, Sıcak EmekGülcan Acar : Sarı, Sıcak EmekGülcan Acar : Sarı, Sıcak EmekGülcan Acar : Sarı, Sıcak EmekGülcan Acar : Sarı, Sıcak EmekGülcan Acar : Sarı, Sıcak Emek