Aylık arşivler: Kasım 2011

Tem Sanat’ta Gökşin Sipahioğlu Sergisi



Gökşin Sipahioğlu’nun kardeşi Besi Cecan, Galerisi Tem Sanat’ta bir ilki gerçeklestiriyor.



Resim ve heykel dalında söz sahibi olan galerisinde ilk olarak bir fotografçıyı sergiliyor.



1 – 31 Aralık 2011 arası Tem Sanat Galerisi’nde düzenlenen sergide, 5 Ekim 2011′de kaybettigimiz Gökşin Sipahioğlu’nun 32 fotografı yer alıyor.



Tem Sanat'ta Gökşin Sipahioğlu Sergisi

Foto Galatasaray Sergisi, Salt Galata’da




AÇIK ARŞİV 1


FOTO GALATASARAY


ARAŞTIRMACI / SANATÇI


TAYFUN SERTTAŞ



Foto Galatasaray sergisi, 22 Kasım 2011-22 Ocak 2012 tarihleri arasında SALT Galata’da izlenebilir





Fotograf: Maryam Sahinyan


Foto Galatasaray / Istanbul – Beyoglu, 05.1961


Siyah & Beyaz Negatif, 9.5×14.8cm



Foto Galatasaray projesi, 1935’ten 1985’e kadar Beyoğlu Galatasaray’daki mütevazı stüdyosunda kesintisiz olarak fotoğrafçılık yapan Maryam Şahinyan’ın (1911, Sivas-1996, İstanbul) tüm mesleki arşivinin yeniden görselleştirilmesi üzerine kuruludur. Arşiv, Cumhuriyet sonrası İstanbul’un sosyo-kültürel haritasında gerçekleşen demografik dönüşümler ve tanıklık ettiği tarihsel dönem açısından benzersiz bir envanter olduğu kadar İstanbullu bir kadın stüdyo fotoğrafçısının yarım asırlık mesleki kariyerinin kronolojik bir iz düşümü niteliğindedir. Babasının, Birinci Dünya Savaşı sonrasında Balkanlardan göç eden bir aileden devraldığı körüklü ahşap fotoğraf makinesi ve 1985’e dek kullanmaya devam ettiği siyah-beyaz tabaka filmlerle Şahinyan, fotoğrafın geçirdiği tüm teknolojik dönüşümlere ve popüler gereksinimlere karşın âdeta zamanı askıya almış, teknik ve estetik prensiplerinde en küçük bir değişikliğe gitmeksizin emsalsiz bir görsel bütünlük yaratmıştır.



http://www.saltonline.org/tr/info



Maryam Şahinyan, 1911 yılında Sivas’ın en görkemli sivil yapılarından Şahinyan Konağı’nda (Camlı Köşk) doğdu. Dedesi Agop Şahinyan Paşa, 1877’de kurulan ilk Osmanlı Parlamentosu Meclis-i Mebusan’da Sivas kentini temsil ediyordu. Milletvekili torunu olmanın sınıfsal ayrıcalıklarıyla dünyaya gelen Şahinyan’ın yaşamı, henüz küçük bir çocukken tanıklık ettiği 1915’in akabinde aniden değişti. Sivas’ın en köklü ve güçlü ailelerinden Şahinyanlar, bölgede sahip oldukları 30’a yakın köy, beş büyük un fabrikası, sayısız gayrimenkul ve kent merkezindeki Şahinyan Konağı’nı geride bırakarak Samsun üzerinden İstanbul’a sığındılar. Harbiye’de mütevazı bir apartman dairesine taşınan Şahinyanlar için, Cumhuriyet döneminin getirdiği yeni koşullar altında bambaşka bir süreç başladı.



Maryam Sahinyan (1911, Sivas – 1996, Istanbul)



Gençlik yıllarında amatör olarak fotoğrafla ilgilenen baba Mihran Şahinyan, ailenin geçimini sağlayabilmek için 1933 senesinde, Beyoğlu’nda Yugoslav iki kardeş tarafından işletilen Foto Galatasaray’a ortak oldu. Mihran Şahinyan’ın, imparatorluk yıllarında dönemin burjuva gençlerine özgü bir hobi olarak heves ettiği fotoğraf, bu büyük şehirde onun ve ailesinin geleceğini tayin edecekti. İlkokulu Esayan Ermeni Okulu’nda tamamlayan Maryam Şahinyan, orta öğrenimine devam ettiği Sainte Pulchérie Fransız Lisesi’nden maddi imkânsızlıklar nedeniyle ayrılarak babasına işlerinde yardım etmeye başladı. 1936’da annesi Dikranuhi Hanım’ın ani ölümünün ardından aile içerisinde yapılan iş bölümüne göre, eğitim için ayrılan kısıtlı imkânlar erkek çocuklar için kullanılacak, kız çocuklar ise babalarına ya da ev işlerine yardımcı olacaklardı. Kardeşlerinden farklı olarak erken yaşta babasından stüdyo fotoğrafçılığının tüm inceliklerini öğrenen Maryam Şahinyan, 1937 itibariyle tüm ailenin ekonomik yükünü omuzlayarak stüdyoyu tek başına işletmeye karar verdi. Bu durum, dönemin muhafazakar koşulları altında İstanbullu birçok kadın açısından tercih nedeni sayılarak stüdyoya çeşitli avantajlar sağlayacaktı. Yaşamı boyunca hiç evlenmeyen ve çocuk sahibi olmayan Maryam Şahinyan, yarım asırlık meslek hayatında, Galatasaray’da üç ayrı mekânda işlettiği stüdyosunda kesintisiz olarak üretmeye devam etti.






Foto Galatasaray Sergisi, Salt Galata'daFoto Galatasaray Sergisi, Salt Galata'da

Oğuz Nusret Bilik Fotoğraf Sergisi “Söylence” Selçuk Efes Müzesi’nde



SÖYLENCE



“Doğrultup belimizi kalktığımızdan beri iki ayak üstüne..” diye başlangıç yapar sevgili Nazım bir şiirine ve “ve taşı yonttuğumuzdan beri.. “ diye sürdürür şiir yolculuğunu..



İnsanoğlunun tarihi, ona eşlik eden, onu değiştirdikçe kendisini değiştiren taşla yolculuğudur da..



Önce taşı kavradı binlerce yıl öncesindeki ellerimiz, yaşamın ve soyun sürdürücüsü, kurtarıcısı oldu; avlandı yontarak onları; onlarla avcılarından korundu..


Taşla, başka taşları çizerek yazdı ilk öykülerini.



Çaktı bir birine taşları, dünyayı ısıttı elleriyle lavlardan ve güneşten sonra; demiri ısıttı, çeliği keşfetti..



Ve yine taşa döndü yüzünü insanoğlu; ilk kabartmalarını, dinsel ritüellere bağlı olarak, taşların üzerine işlendiğinde tarih bundan 13.000 yıl öncesindeydi.



Mermer ocaklarına inildi sonra bin tanrılı Hititlilerle beraber.



Çekiç sesleri inletiyordu yeryüzünü; gökyüzü alevler içindeydi, savrulan mermer parçalarının her biri kendi ışığını yaratarak yıldızlara dönüşüyor, sonra yine yeryüzüne geri dönüyordu masal, masal, söylence söylence..



Taş yontuya dönüşmüyordu sadece; ona sonsuzluğu, ölümsüzlüğü üfleyen insanoğlu Bergamalı, Afrodisyaslı, Sağalasoslu, Efesli ustaların elleriyle yerlerin, göklerin, denizlerin, aşkın ve güzelliğin tanrılarını, tanrıçalarını, kahramanlarını yaratıyorlardı.



Poseidon ; denizler, depremler ve atlar tanrısı, yeri sarsıyordu..


Pegasus; tanrıların diyarına uçmuş, yıldırımları getiriyordu Zeus’tan..


Tanrıların tanrısı Zeus haykırıyordu, şimşek ve gök gürültüsüyle sağır ediyordu kulaklarını kullarının..


Ak köpükten doğmuştu Afrodit; yürüdükçe zarafet, güzellik fışkırıyordu narin ayaklarının bastığı yerden”¦


”¦


Sonra..


Sonra; en yüce tanrı toprak ananın koynunda, uykuya daldılar hep beraber.


Uyudular; toprak yorganı aralayan bir el onların kutsal tenini okşayıncaya kadar.


Çırılçıplak kaldılar; bakakaldılar”¦


Ve”¦


Ve tanrılar halklarını esir oldukları müzelerden çıkarak


yaşama dahil olmaya çağırdılar


ve


taşlar anlatmaya başladılar masallarını;


duyana ses, alana nefes oldular.


Yaratılsın, yaşansın diye


yeni “söylence”ler..




Oğuz Nüsret BİLİK



Fotografa toplumsal duyarlılık ve sorumluluk perspektifinden bakar.


Belgeselci yanı ve farklı bakış açıları ile öne çıkmış bir fotografçıdır.


Bu anlayış belirler projelerini ve bu projeleri büyük bir sabır ve emekle işler.


Kaybolan mesleklerle ilgili projesinin bir bölümü Fotoritim Dergisi’nde“Anadolu’nun Kaybolan Emeği” başlığı ile foto röportaj olarak yayınlanmıştır.


http://www.fotoritim.com/yazi/oguz-nusret-bilik–anadolunun-kaybolan-emegi


Birçok karma sergide yer almış


ve


fotograf gösterilerinde bulunmuştur.


Ulusal ve uluslar arası yarışmalarda çeşitli ödülleri ve başarıları bulunmaktadır.


Ulusal yayın yapan fotograf dergilerinde fotografları ve portfolyosu yayınlanmıştır.


7’den 70’ e yüzler adı altında ilk kişisel sergisini


Kuşadası’nda İBRAMAKİ SANAT GALERİSİ’nde,


İzmir’de Üyesi bulunduğu İFOD Olcayto Güneri Sergi Salonunda


Urla Belediyesi Fotograf ve Sanatevi Sergi salonunda


1.Uluslararası Tekirdağ Fotograf Günleri Kapsamında


Namık Kemal Üniverstesi Dekanlık Binası Sergi Salonu’nda açmıştır.


Ayrıca bu etkinlik kapsamında


SÖYLENCE adlı projesinin gösterisi ve Fotograf söyleşisi ile katılım göstermiş


ve


TEFSAD Onursal Üyeliğine layık görülmüştür.


Sille Sanat Sarayı tarafından düzenlenen


2011 yılı Ulusal Çağrılı Fotograf yarışmasında seçilen


On fotografçı arasında yer almış


Ve


UPI madalyası ile onurlandırılmıştır.


Sille Sanat Derneği Üyesidir.


‘Işığın sesi’ ‘Dikkat Köpek var’ ve ‘ Derdim Dünya’ adlı fotoğraf projeleri üzerinde


yoğun bir çalışma temposu içindedir.


Modern Sanatlar Müzesi Derneği tarafından düzenlenen geleneksel


EKİM GEÇİDİ 10 / Kocaeli


Disiplinler arası Çağdaş Sanat Sergisinde ve albümünde çalışması ile yer almıştır


Kufsad Yönetim kurulu üyeliğini sürdürmektedir.


Birinci ve ikinci Kuşadası Fotograf Günleri ve Fotomaraton’un gerçekleşmesinde büyük katkıları olmuştur.


Kufsad ve İfod üyesidir.

Oğuz Nusret Bilik Fotoğraf Sergisi

Sinem Dişli Fotoğraf Sergisi : İntiba



Sergi, 3 Aralık 2011 Cuma gününe kadar uzatılmıştır.



Sinem Dişli


İNTİBA


15 Kasım – 30 Kasım 2011




Sinem Dişli, ilk fotoğraflarından itibaren kimlik ve ait olma kavramı çerçevesinde terk edilmişlik duygularına odaklanıyor. Yolculuğuna en yakın ve ulaşılabilir olan aile albümü incelemeleri ile başlayan Dişli’nin boş ve bırakılmış mekanlardaki duyguların derinden hissedildiği “Resistance (Özdirenç)” serisi kendinden yola çıkarak ait olma-kopma, birliktelik-terkedilmişlik gibi ikilemler ve hatıralar ile olan ilişkisini incelediği ilk çalışmalarından biri olarak karşımıza çıkmıştı. Ardından, x-ist’in ev sahipliği yaptığı “Tahattür” (2009) serisi dahilinde varolan ikilemleri bir sonraki aşamaya taşıdı ve geride bırakılanı farklı yönlerden ele alarak, hatıralara bir şans daha verdi. Yeniden kurgulanmış sahneler, ötekine ait gibi görünseler de, hafızaya yapılan bir kazının tezahürüydü.



15 Kasım’da, x-ist’in işbirliği ile Han 38′de açılacak olan “İntiba” adlı yeni sergisinde ise sanatçı hatırayı kaybedilen bir an değil, değişerek başkalaşan bir süreç, terk edilmeyi ise son değil bir başlangıç olarak ele alıyor. Her anın, nesnenin, kişinin içinde barındırdığı sonsuz hikaye zamanın ötesinde bir etkileşime işaret ediyor. Yer değiştirirken var olana değil geride bırakılana, hayatın içinde elde ettiklerimize değil “artık”larımıza, evrende yokolduğunu sandığımızın ne şekilde yeniden varolduğuna, değişimle gelen adaptasyona odaklanıyor.



Bakmayı bitirdiğimizde yeniden gözlemlememizi tavsiye edercesine sergi adında hissedebileceğimiz bir ironiye de işaret ediyor. “İntiba” aslında yapıtları okurken bize verilmiş en büyük ipucu. Anlık ve önbilgi ile baktığımızın üzerimizde bıraktığı ilk izlenimin aksine aslen olup bitene, gizliyi görmeye bizi itiyor. Bu süreçte, fotoğraflarda önce bize mesafe kuran irite edici duygular zamanla sindirilebilir bir hale geliyor.



Bu sergi x-ist galeri mekanı dışına taşıyor ve alternatif bir mekana yayılıyor. Algılarımızın değişkenliği üzerine yoğunlaşan fikirleri dev boyutlardaki fotoğraf ve enstalasyon işleri ile pekiştirerek kendine olduğu kadar izleyiciye de kendi hikayesini yeniden kurgulama alanı sunuyor. “İntiba” 30 Kasım’a kadar Han 38 (Karaköy)’de görülebilir.



http://www.artxist.com






Sinem Dişli, Space Traveler, Photography, 40 x 60 cm, 5 ed + 1 AP, 2011


SİNEM DİŞLİ Şanlıurfa, 1982



Marmara Üniversitesi Fotoğraf Bölümü’ndeki yüksek lisansını 2007 yılında tamamlayan Dişli, 2005-2008 yılları arasında İstanbul Modern Müzesi’nde küratör asistanlığı yaptı. 2008 yazında OCTET: New York School of Visual Arts‘da (New York, ABD) atölye programına kabul edildi. x-ist’de Kesişme (2010) isimli grup sergisinde yer aldı. Dişli, Amerika, Kıbrıs ile Bursa ve İzmir dahil Türkiye’nin birçok ilinde grup sergilerine katıldı. Sanatçı, ayrıca İstanbul’da düzenlenen 1. Uluslarlarası ULIS fotoFEST Fotoğraf Festivali’nde, 1. Uluslararası IFSAK Fotoğraf Bienali’nde ve Viyana Sanat Fuarı 2011’de yer aldı.

Sinem Dişli Fotoğraf Sergisi : İntiba

Murat Germen’in Kişisel Sergisi : Muta-morfoz, C.A.M. Galeri’de




Murat Germen Kişisel Sergisi


Muta-morfoz


17 Kasım – 17 Aralık 2011



C.A.M Galeri / Akaretler 17 Kasım- 17 Aralık 2011 tarihleri arasında Murat Germen’ in Muta-morfoz başlıklı sergisine ev sahipliği yapacak.



Mutasyon ve metamorfoz mefhumlarından türeyen “muta-morfoz” kavramı ve ona bağlı olarak üretilen işler kapsamlı kent tasvirlerinin yatay düzlemde sıkıştırılması ile elde edildi. Bu sıkıştırma eylemi, kentlerin tarihi yapı stoku; konut ve iş merkezlerini barındıran bölgelerinde, sermaye destekli ve ranta dayanan kentsel gelişmeye karşı durabilen ve duramayan bileşenlerin arasındaki dinamiğe dikkat çekiyor. Bu daralma sonunda elde edilen görsel kent tefsiri, daha güçlü olanın yaşamaya devam ettiği ve hayatın akışını değiştirdiği bir süreç olan evrim kavramına gönderme yapıyor.



Panoramik görselleştirmenin getirdiği çok perspektifli çatkı ve egemen tek perspektifin olmaması hali, Osmanlı minyatürlerindeki görsel yapıyı hatırlatıyor olması dolayısı ile zamanımız küresel görsel temsilini yerel muadiline bağlıyor.



http://www.camgaleri.net/



Murat Germen'in Kişisel Sergisi : Muta-morfoz, C.A.M. Galeri'de

Andreas Weinand : Büyük Gençlik



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



BÜYÜK GENÇLİK, Kendini Bulmak


COLOSSAL YOUTH, Finding Oneself


Andreas WEINAND



Fotoritim için Andreas Weinand ile Röportaj





Baybars Sağlamtimur : Sevgili Andreas herşeyden önce çalışmalarını bizimle paylaştığın için teşekkür ederiz. Andreas Weinand kimdir, bize biraz bilgi verebilir misin?



Andreas Weinand : Fotoğraflarımla ilgilendiğiniz için çok teşekkür ederim. Benim için büyük bir zevk.



Ben bağımsız bir fotoğrafçıyım. 1958 Rheine / Westfalen, Almanya’da doğdum. 1978’de Düsseldorf’ta liseyi bitirdim. Sonrasında kişisel ilgi alanlarıma yönelmeye karar verdim ve 1980’de GHS (Folkwang), Essen’de fotoğraf okumaya başladım. On yıllık yoğun fotoğraf eğitimi boyunca fotoğrafın olabilirliklerini araştırdım ve üzerinde çalıştım. 1986’dan beri Essen’de yaşamaktaydım. Şimdilerde, eşimle birlikte Berlin’e taşınıyoruz. Medya ve sanat ortamları arasında, sözleşmeli ve bağımsız çalışmalarımla sanatsal belgesel fotoğraf çalışmalarımı geliştirdim.




Baybars Sağlamtimur : Web sitenizde, fotoğrafınızın temelde kişisel kimliklerin incelenmesi ile ilintili olduğunu belitmişsiniz ve bunları tekil ve panaromik seriler olarak yayınlamışsınız. Neden böyle bir sunum yöntemi seçtiniz?



Andreas Weinand : Ben fotoğraf çekmeyi bir süreç olarak görüyorum. Bir fotoğraf diğerini takip eder. Gözlerimi kapıyor ve sezgilerimi takip ediyorum.



Her bir fotoğraf bir insana, manzaraya veya bir duruma yönelik olası tek yaklaşımdır. Sunum biçimi, ister bir sergide, isterse bir kitapta; tekil fotoğraflar arasında birleştirici bir bağ yaratarak, çok sayıda fotoğrafı düzenleme imkanı sunabilir.




Baybars Sağlamtimur : Fotoğraf stiliniz ‘şipşak’ tarzını anımsatıyor. Bu stilde başarılı fotoğraflara rastlamak çok da kolay değil ve ben sizin bu konuda çok başarılı olduğunuzu düşünüyorum. Fotoğraflarınızda, ister insanları isterse bir demet çiçeği çekmiş olun aynı etkiyi alıyorum. Hepsinin özel ve eşsiz bir ruhu var. Serilerinize bakarken bu kolayca hissediliyor.


Fotoğrafik stilinizi ve serilerin konularını neye göre seçtiğinizi anlatır mısınız?



Andreas Weinand : Evet, size “çekim yapmak” kelimesi dışında tümüyle katılıyorum. Bana göre “bu” fotoğraf çekmek. Bu insanlara ve objelere çok duyarlı bir yaklaşım. Duruma göre ve çok net hareket etmeme rağmen, bir insana baktığımın ve bu insanın çok özelini izlediğimin farkındayım. Konunun içine çok fazla dahil olmak ya da çok kritik bir görüntüyü kaçırmak gibi bir risk ve gerilim her zaman var. Bir dengeyi yakalamak zorundayım.




Belli bir görüntüyü anımsatan fotoğraflar çekmeyi hedefliyorum. Bu göründüğü kadar kolay bir şey değil. Karşımda gördüğüm şeyi fotoğraf makinemin içine almaya çalışıyorum. Sonuç, kişisel bir algı gibi görünmesi gereken bir imge. Bu hem teknik ve psikolojik bir birikim, hem de ne yaptığını biliyor olmayı gerektiriyor.



Ben fotoğraf stilimi “kişisel bakışı olan düz fotoğraf” olarak tanımlıyorum. Konularım zamanla gelişiyor. Bazılarının özünde otobiyografik kökler, bazılarında ise ortak çalışmalar veya ticari işler var. Benim süregelen “hayatta neyin önemi olduğu” na dair fikirlerim sonucu, belli konular, başlıklar ortaya çıkıyor. En çok ilgimi ne çekiyorsa ve ne için enerjimi ve zamanımı kullanmaya istekliysem ona odaklanıyorum.




Baybars Sağlamtimur : İnternet sitenizde en çok Clossal Youth – Büyük Gençlik ve Reflecting Oneself – Kendini Yansıtmak serilerini beğendim. Bu ikisi benim en beğendiklerim. Sizin favorileriniz hangi seriler?



Andreas Weinand : Her ikisi de benim için çok önemli. Yakın bir ilişki var. “Clossal Youth” serisini fotoğraflarken, sanatsal fotoğraflar için diğer insanların özelini istismar eden kendimi, bir fotoğrafçı olarak durduğum yeri düşünmemi sağladı. İçimde ahlaki bir çatışmaya neden oldu. Ve böylece ben de gözlemci kamerayı, kendi mahremiyetimi açmak için -yani ne ölçüde istekli olduğumu keşfetmek için- kendime çevirdim. Kendi kimliğimi araştırmak istedim. Artk hayatımdaki bu dönem bittiği ve değiştiği için çok mutluyum.




Acker Arable Land” gerçekten de önemli bir proje. Çok kişisel olduğu gibi, aynı zamanda küresel bir önemi de var. Doğaya karşı insan ilişkilerini yansıtıyor. “Portreler”i de çok seviyorum.




Baybars Sağlamtimur : Fotoğraflarınızı ilk gördüğümde, fotoğraf makinenizin formatını merak etmiştim. 35mm veya 6X6 değil. Hangi tip makine kullanıyorsunuz ve neden?



Andreas Weinand : Çoğunlukla Makina 6×7 marka fotoğraf makinesi ve negatif film kullandım. Tüm baskıları karanlık odada kendim hazırladım.



Makina’yı indirekt flaş ile kullanmak çok eğlenceli. Fotoğraf çektiğinizi gizlemenin yolu yok. O zaman bu şekilde fotoğraf çekmekten hoşlanıyordum. Artık, uygun ışıkta çekiyorum ve zaman zaman üçayak kullanıyorum.




Baybars Sağlamtimur : Atölyeler hazırlıyor ve kimi zaman konferanslar veriyorsunuz. Bu bana bilgiyi paylaşmaktan hoşlandığınız fikrini veriyor. Bunun altında yatan sebep nedir?



Andreas Weinand : İnsanlarla iletişim içinde olmayı seviyorum. Paylaşacak önemli tecrübeler biriktirdim ve ilgili öğrenci grupları ile fotoğraf üzerine konuşarak stratejiler geliştirmek çok keyifli.




Baybars Sağlamtimur : Pepperoni Yayınları tarafından basılmış “Büyük Gençlik” isimli kitabınız var. Bize bu kitaptaki fotoğraflar ve kitaba dair biraz bilgi verebilir misiniz?



Andreas Weinand : Otobiyografik köklerimi takip ederek “gençlik” teması üzerine yoğunlaştım ve 1988-1990 yılları arasında “Clossal Youth – Büyük Gençlik”i gerçekleştirdim.



Fotoğrafladığım insanların hayat felsefeleri bana, bir şekilde genç bir bireyken kendi felsefemi hatırlattı. Bu gençliğin gücünün manifestosu. Bu güç içinde gençliğin çığlığı.



COLOSSAL YOUTH 25book’dan sipariş edilebilir: >>>




Baybars Sağlamtimur : En çok beğendiğiniz sanatçılar kimler? İlgi alanlarınız neler ve en çok hangi tür müzik dinlersiniz?



Andreas Weinand : Sanatın tümünü seviyorum. Bana ilham veren çok fazla sanatçı var, sadece birkaç tanesinin ismini söylemeyi haksızlık olarak görüyorum. Ama, Jan van Eyk’ın “Man in a Red Turban – Kırmızı Türbanlı Adam”I en beğendiğim portrelerden biri. Fotoğrafçı olarak Diane Arbus bana çok ilham veriyor. 1982’de Garry Winogrand’ın Folkwangschool’da bir konferansını dinlemiştim, bu gözlerimi çatı. 80’lerin başında hafta 4 kez sinemaya giderdim. Bunun da çok önemi var. Son oniki yıldır modern dans ve performnas sanatlarına odaklandım. Her çeşit müzği dinlerim”¦




Baybars Sağlamtimur : Halihazırda devam ettiğiniz veya gelecek projeler söz konusu mu?



Andreas Weinand : Şu anki projem Berlin’e taşınmamız. Son 21 yıla ait her şeyi kutulara doldurmak. Hayatı yeniden kurmak ve gelecek için hazırlıklar yapmak. En önemli projem ise annem. Yedi yıldır yoğun bir şekilde fotoğraflarını çekiyorum. Annem bana bakıyor. Ve elbette portreler.




Baybars Sağlamtimur : Herhangi bir Türk fotoğrafçı veya sanatçı tanıyor musunuz veya karşılaştınız mı?



Andreas Weinand : Ara Güler’in çalışmalarını biliyorum. Sinema filmleri gördüm ancak yönetmenlerin isimlerini hatırlamıyorum. Yoğun filmlerdi.



“Yol” ismini hala hatırlıyorum. Tabi ki Fatih Akın filmlerini biliyorum. Türkiye’de hiç bulunmadım ancak istek listemin başında geliyor.




Baybars Sağlamtimur : Fotoğraflarınız izlemekten büyük zevk aldım. Bana doğru zamanda, doğru yerde ve ve doğru şekilde çekildiği izlenimini verdiler”¦ Atmosferi sezinledim, hissettim ve hatta kokladım”¦ Çok yakın, çok kişisel -hatta kamera benim elimdeymiş gibi- çünkü fotoğrafladığınız insanların çoğu sanki siz orada yokmuşsunuz gibi doğal, sıcak ve samimiler”¦



Bu söyleşi için çok teşekkür ederim ve başarılar dilerim.




Andreas Weinand : Fotoğraflarımla ilgili bu güzel sözleriniz için ben teşekkür ederim. Onlar ne yapmak istediğimi çok güzel anlatıyorlar. Ben de size başarılar diliyorum.




İngilizce Röportaj Metni: Baybars SAĞLAMTİMUR


Türkçe Çeviri : Şebnem AYKOL






Interview with Andreas Weinand for Fotoritim



Baybars Saglamtimur: Dear Andreas first of all thank you for sharing your works with us. Can you please give us some information, who is Andreas Weinand?



Andreas Weinand: Thank you very much for your interest in my photography. It is a pleasure for me.



I am an independent photographer. Born in 1958 in Rheine / Westfalen, Germany. In 1978 I finished gymnasium in Düsseldorf. After that I decided to follow my personal interests and started to study photography at the GHS ( Folkwang ) Essen in 1980. Over the course of ten years I intensively explored the possibilities of photography and examined in 1990. Since 1986 I was living in Essen. Just now my wife and I are moving to Berlin. I have developed my artistic documentary photography in tension between commissioned and independent productions in the contexts of media and art.




Baybars Sağlamtimur : You state that (at your web site) your photography is primarily engaged in the research of personal identities.



And you publish them as singular or panoramic series. Why do you choose this presentation method?



Andreas Weinand: I understand taking photographs as a process. One image follows the other. I open my mind and follow my intuition.



Each image is one possible approach towards a person, a landscape or a situation. The presentation, may it be an exhibition or book, offers the possibility to arrange several images in order to create an associative tension between these single images. The sequenced presentation conveys a more complex understanding of reality.




Baybars Sağlamtimur : Your photographic style reminded me “snapshots”. It is not easy to come across successful images for this “style” and I believe that you are very successful in this area. Your images carries the nearly the same resonance -even if you shoot people or just a bunch of flowers- this resonance (or feeling) is the same (in my opinion). Each of them have a special, unique soul. While looking at your series one can easily sense this…



How do you describe your photographic style and the way of choosing the series topics?



Andreas Weinand: Yes, I absolutely agree with you, except your use of the word “shoot”. For me it is “taking photographs”. This is a very sensitive approach towards people and objects. Although I have to act very straight and situational I am aware that I look at a person and I watch this person in a very intimate way. There is always this tension and the risk of either going too far or missing an intensive image. I have to find my balance.



I aim to take photographs that resemble a certain VIEW. That probably sounds easy but it is not. I have to put “into the camera” what I see in front of me. The result is supposed to be an image that acts as a personal view. This requires some practice in both, technical and psychological experience and an understanding about what I am doing.




I call my photography “straight photography with a personal view”. My topics develop by time. Some of them have an autobiographic origin others are the result of a cooperation or commission. Based on my ongoing reflections on “what is important in life”, certain topics emerge. I focus on what really interests me and for what I am willing to invest time and energy.




Baybars Sağlamtimur : At your web site I like the Colossal Youth and Reflecting Oneself series the most. They are my top 2. Which series are your favorites?



Andreas Weinand: Both are very important for me. There is a close correspondence. Photographing COLOSSAL YOUTH made me think about my position as a photographer utilizing the privacy of other people in order to formulate artistic images. That caused a moral conflict for me. So I turned the observing camera on myself to find out how far I was willing to show my own intimacy. I wanted to explore my own identity. By now I am happy that this period of life has passed and changed.



ACKER ARABLE LAND is a real core project. Very personal and at the same time of global impact. It reflects on the human relationship to nature. The PORTRAITS I also like very much.




Baybars Sağlamtimur : When I first came across your photos I was curious about your camera format. It is not a 35mm or 6×6. What type of camera do you use and why?



Andreas Weinand: I mostly photographed with the Makina 6×7 using negative film. I did all my prints in the darkroom by myself.



Using the Makina with a bounce flash is quite fun. You cannot hide that you are taking photographs. At that time I enjoyed photographing that way. Nowadays I prefer to photograph with available light and using the tripod from time to time.




Baybars Sağlamtimur : You are making workshops and giving lectures time to time… It reminds me that you like to share your knowledge. What is the force behind this?



Andreas Weinand: I enjoy to communicate with people. I have accumulated a profound experience to share and it is great to develop strategies to speak about images in a group of engaged students.




Baybars Sağlamtimur : You have a book “Colossal Youth” published from Peperoni Books. Can you please give us some information about the idea of the images and book?



Andreas Weinand: Following autobiographical roots I focused on the theme of “youth” and realized COLOSSAL YOUTH from 1988 – 1990.



The philosophy of life held by the people I photographed reminded me in a way of my own philosophy as a young person. It is a manifestation of the power of youth. This juvenile claim for omnipotence.



COLOSSAL YOUTH can be ordered at 25books : >>>




Baybars Sağlamtimur : Who are your favorite artists? What are your personal interests and what type of music do you listen the most?



Andreas Weinand: I love art in general. There are so many artists that inspire me that I consider it quite unfair to mention only a few. But, Jan van Eyk’s “Man in a Red Turban” is one of my favorite portraits. In photography Diane Arbus inspired me a lot. I witnessed Garry Winogrand’s lecture at the Folkwangschool in 1982. That opened my eyes. In the early 80′s I attended movies four times a week. That was a magnificent impact. The last twelve years I focused on contemporary dance and performing arts. I listen to all kinds of music. ”¦




Baybars Sağlamtimur : Do you have any currently involving or future projects?



Andreas Weinand: My current project is our move to Berlin. Packing all the stuff from the last 21 years in boxes. Restructure life and plant seeds for the future. One core project is my mother. I have photographed her intensively for 7 years. My mother looking at me. And, of course, the portraits.




Baybars Sağlamtimur : Do you know/meet with any Turkish photographers and/or artists?



Andreas Weinand: I know the work of Ara Güler. I have seen films but I do not remember the names of the directors. Heavy films.



I still remember the name “Yol”. And, of course, I know the films of Fatih Akin. I have not been to Turkey yet, but Istanbul is on top of my wish list.




Baybars Sağlamtimur : I really enjoy watching your photographs. They give me the feeling of being there, right in that situation and in that time… I can sense the atmosphere, I can feel them, even smell them… They are very close, personal and seems that I am there with the camera -because most of the people you photograph seems that they are nor aware of (or care for) you, all natural, warm and intimate…



Thank you very much for this interview and wishing you success!



Andreas Weinand: Thank you very much for your touching words about my photographs. They very well describe what I aim to express. I also wish you lots of success!





www.andreasweinand.de







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Andreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük Gençlik

Ali Alışır : Sanal Mekanlar



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



SANAL MEKANLAR


VIRTUAL PLACES


Ali Alışır




Yeni bir aydınlanmanın teknolojik olarak henüz eşiğinde olmamıza rağmen teknolojik gelişmeler bugün düşünce kalıplarımızı kökten değiştirmektedir. Çağımızın teknolojisi geçtiğimiz birkaç bin yılın katmanını adeta sıyırıp altından bambaşka bir evren çıkartıyor; bu sınırsız özgürlüğün adı Sanal Gerçeklik. Sanal Gerçeklik her gün biraz daha büyüyor. Tıpkı bir dönemler telgrafın telefon olması, radyonun da televizyon olması gibi her yere bir virüs gibi yayılıyor.



Bu değişim, bugün bizlere 18.yy “Sanal” terimindeki nesnenin yansımış (optik) görüntüsünün tanımında büyük değişimlerin olduğunu söylemektedir. Artık imgeler yalnızca (optikte olduğu gibi) dünyayı bize yansıtmak için kullanılmamaktadırlar. Tam tersine hayatlarımızı, sosyal ortamımızı, ilişkilerimizi ve bizi şekillendiren bir konuma taşınmışlardır. Sanal Gerçeklik kavramıyla beraber düşüncelerimiz zaman içinde algılarımız ve deneyimlerimizle beraber saydam bir konuma taşınmıştır. Bizler artık bugün hem izleyici kitlesi, hem de iletim ağının kendisi haline gelmeye başladığımızı söyleyebiliriz.



Fotoğraf sanatı da bu noktada teknolojinin hızıyla beraber sanal gerçekliğe benzemiştir. Gerçekliği adeta bu sanal ağların içinde emilip yutulmuştur. Fotoğrafçının çektiği görüntülerin dijital olarak kodlanıyor olması ve hepsinin bir işlemciden ötekine hareket etmesi (bilgisayardan televizyona ve cep telefonuna) fotoğrafın imgesini de etkilemiştir. Artık “gerçek” sanıldığı kadar açık seçik bir şey değildir. İmgesi ise dijital kodlanan ve üst üste yazılan kodlamalar ile tamamen sentetik bir hale gelmiştir.



Haber içerikleri ve yayılımı da bu kodlamalar üzerinden değişikliğe tabi tutulmaktadır. Televizyondaki olaylar, olay tasviri ile aynı şeylermiş gibi ele alınmaktadırlar. (Dijital kodlamaları; yani 1 ve 0 lar yer değiştirmiştir) Ve kitle iletişim araçlarının etkisiyle gerçeklik yapay olarak tekrar üretilir hale gelmiştir. Ekonomi, politika, siyaset bütün bu çözülmenin bir parçası haline gelmiştir. Reel ekonominin yerini sanal ekonomi, politika ve siyasetin yerine ise yeni medya düzenin hakim olduğu bir dönem almıştır.



Günümüzde politikayı kamuoyu araştırmaları, reklamı testler, radyoda çalınan parçaları tüketici panelleri, sinemada oynatılan filmlerin sonunu ve afişlerini anketler, televizyon programlarını reytingler belirlemektedir. Belki de geçmişten günümüze yaşadığımız en büyük değişim, bugün imgelerinin kontrolünün, üretiminin ve dağıtımının dijital işlemcilere, yapay belleklere ve teknolojik iletişim araçlarına geçmiş olmasıdır.



İmgelerin ve bilgilerin bu hızlı değişimi gazeteler, dergiler ve kitaplardan dijital platforma doğru kaymaya başlamıştır. Bu mekan değişikliği matbaanın icadından sonraki en büyük değişim hareketidir. Bilgi bu uzun yolculuk serüveninde –gerçek- mekandan uzaklaşıp -olası- bir mekana, -olay- mekanından –düşünce- mekanına geçmiştir.-Sınırlı- bir alandan –sınırsız- bir alana yayılan bilgi artık Sanal bir mekandadır.



Sanal olma durumu bir şeyin başka bir şey olma durumudur. Yani bir anlamda gerçeğin tüm özelliklerini taşıma potansiyelidir. Dolaşım ağındaki her bilgide bu dolaşım ağında başka bir bilgiyle değişime uğramaktadır. Günümüzde ise bilgisayar temelli “üretilmiş sanal görüntüler” gerçeği kendisiyle tanımlayan bir konuma yerleşmek üzeredirler.



Sanal Mekanlar Projesi Ortaçağ’ın tersten perspektifi ile Rönesans’ın merkezi perspektifi arasındaki kırılmanın sanatsal bir yorumudur. Sosyal hayatlarımızı paylaşıp yaşadığımız ve ticaret yaptığımız bu mekanlarda artık algılanabilecek bir derinlik ve kaçış noktası kalmamıştır. Bizleri bir dönem çevreleyen bu kasvetli ve ağır mimari yapıların yerini günümüzde ara yüz ve ağ temsillerinin çalışma şekilleri almıştır. Elektronik devreler (cep telefonları, internet) yoluyla birbirimize bağlandığımız ve sınırsız bilgi ağını kullanarak seyahat ettiğimiz bu mekanlar artık yerçekimsiz ve ölçü kurallarına bağlı kalmayan etkileşimli alanlara dönüşmüşlerdir. Sanal Mekanlar projesi sürekli yer değiştiren bu bilgi ve imgelerin, fiziki mekanından zihnen uzaklaşan bireylerin üzerindeki sonsuz sayıdaki çoğaltmaya ve müdahaleye imkan veren teknolojik etkisinin, sanatsal bir eleştirisidir.



Ali Alışır, 2011



http://www.alialisir.com


http://www.alialisirblog.com





Even though we are standing only at the threshold of a new enlightenment with respect to technology, today the technological developments are radically changing our thinking patterns. The technology of our era is peeling off the layers left by the last couple of millennia and unearthing a whole new universe from under them. This unlimited independence is called the Virtual Reality. Every single day Virtual Reality is expanding a bit more. Just like what happened in the past, when telegrams were replaced by phones and radio was replaced by the TV. Like a virus, it is spreading to everywhere around us.



This evolvement shows us that too much have changed since the 18th century, when the term “virtual” was first coined to define the optical reflection of an object. Today, -unlike in the optics-, images are not just used to reflect the world to our eyes. On the contrary, they have come to a state, in which they shape our lives, social environments, relations and finally us. With the concept of Virtual Reality, during the course of time, our thoughts along with our perceptions and experiences are carried to a transparent state. Today, we can safety say that we have become both viewers and the communication network itself.



At this point, in parallel with the speed of the technology, the art of photography resembled the virtual reality. It seems as if its realness was absorbed and swallowed inside these virtual networks. The fact that the images shot by the photographer is coded digitally and that all of them are transferred from one processor to another (from the PC to the TV and cell phones etc) had an impact on the image of photograph itself. From this point on, the “reality” is not something as clear and explicit as we thought. Its digitally coded nature and with the overwritten and repetitive coding turned photograph’s image into something completely synthetic.



The contents and spreading of the news have also undergone a change through these coding processes. On TV, the way the events are handled has become depictions of the events. (Only their digital coding, i.e. the 1’s and 0’s are transposed). Plus, with the effect of the mass communication, reality gets reproduced artificially. Economy and politics took their shares in this entire disintegration. In this era, the real economy is replaced by Virtual Economy, whereas the new media order took the place of politics.



In our day, policies are shaped with reference to public surveys. Likewise, commercials are created according to tests. The consumer panels decide which songs are to be played on the radio. The end of the movies and the design of their posters are formulated according to what the opinion surveys say. Ratings are the decision-makers for the TV shows. Maybe, the greatest change we have seen to date is that the control, production and distribution of today’s images are handed over to digital processors, artificial memories and technological communication devices.



This rapid change of the images and information initiated a switch from newspapers, magazines and books, towards the digital platforms. This setting change of setting is actually the greatest evolvement since the invention of the printing press. In this long-lasting journey, information drifted apart from the “real” setting and moved into a “possible” setting; departed from the setting of the “event” and settled in the setting of “thought”. Information spreading from a “limited” field to an unlimited one is –from that moment on- in a Virtual setting.



State of being virtual involves being something else. In other words, in one sense it is the potential of embodying all the qualities of reality. Every information within the circulation goes through a change via other information from inside the web. Today, computer-based “produced virtual images” are about to end up a position where they define the reality through themselves.



The Virtual Places Project is the artistic interpretation of the breaking between the reverse perspective of the Medieval Age and the central perspective of Renaissance. There is no more a perceivable depth and breakpoint for us in these places where share our social lives, lead a life and trade. Today, instead of these gloomy and depressing buildings, which surrounded us once, now we find the operation modes of interfaces and network representations. These places, where we connect to one another via electronic circuits (cell phones, internet) or where we surf using the unlimited information network have now turned into non-gravity interactive areas, which do not abide by any measurement rules. The Virtual Places Project is an artistic critique on the technological effect–enabling infinite reproduction and intervention- of this information and these images, which are trading places all the time, on individuals going mentally alienated from their physical setting.



Ali Alışır, 2011



http://www.alialisir.com


http://www.alialisirblog.com





Fotoğrafları büyük boyutta izlemek için üzerlerini tık’layınız.
For view big size please click on photos.




























Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Ali Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal Mekanlar

Jessica Hilltout : Amin



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



AMİN


AMEN


Jessica Hilltout




Proje Özeti



Bu proje hayatımı değiştirdi.



Hiç hayal edemeyeceğim derecede tuttu.



Babamla birlikte başladığım, kendi kendini finanse eden bir sevgi işiydi.



Ben Afrika’yı, babam futbolu sever. Ben fotoğraflar çektim ve seyahat ettim. Kitap fikrini o hayata geçirdi.



AMEN’in amacı Dünya Kupası gölgesindeki büyük stadyumlardan uzak ve kurumsal karnaval niteligindeli olayları ışığıyla aydınlatmak.



Afrika ve onu eşsiz kılan her şeyi kucaklamak



Çok azla çok fazlayı yapmanın yolunu bulan bir kıtanın gerçekliği ve saf hünerini anlatmak.



Futbolu en saf haliyle ifade etmek



Hiç bir zaman bir futbol hayranı değildim ama Afrika’yı hep sevmişimdir.



Hasselbladım, 80 mm. lenslerim, dijital makinem, yazıcım, kayıt defterim ve sönük futbol topu stoğu ile 10 Afrika ülkesine olan yollarda sekiz ay geçirdim.



Yalnızca midemi izledim ve Afrika’nın büyük futbol tutkusunu anlatan küçük detayları araştırarak köyleri gezdim.



Bana göre, büyük hikayeler küçük detayların içindedir.



İnsanlar inanılmaz yardımseverdi ve hayal edebileceğimden çok daha fazla güvenlerini kazandım.



Eve döndüğümde kafam ve yüreğim dersler ve güzel anılarla doluydu. Bu proje benim içimde yaşıyordu.



AMEN kitabının son sayfasında bir SÖZ verdim.



Yüzleri kitabımın sayfalarını süsleyen kişilerin beni derinden etkilemesinden sonra kendi kendime verdiğim bir sözdü bu.



Eğer mesajım duyulursa ekipman için sponsor bulabileceğime ve bana inanan insanlara geri verebileceğime inandım.



Adidas ve Chris Bean ile Sarah Caplan gibi diğer beklenmedik bağışçılar sayesinde rüya gerçek oldu, teşekkürler.



Dünya Kupası sona ermiş olabilir ama proje hala hayatta.




Sanatçının Çalışma Şekli



Fotoğraflar konusunda en büyük zorluk insanların güvenini kazanmaktır.



Her zaman fotoğraflarını çekmeden evvel onlarla konuşurum. Onları projeme almak ve amacımı açıklamak istiyorum.



Afrika’ya pek çok defa gittim. Yıllar geçtikçe, ne planlarsan onu elde edebileceğini öğrendim.



Duygularımı da kullanmayı öğrendim; bakmayı, dinlemeyi, konuşmayı..Duygular anahtardır.



Bunun gibi bir proje için bir planlama ya da bir araştırma yoktur. Her şey orada olur biter.



Mümkün olduğunca az ekipman ile çalışmayı tercih ederim. Ne kadar az objektif seçeneğim varsa konuya o kadar çok odaklanıyorum.



1977 Hasselblad 500 cm, 80 mm objektif ve bir ışıkölçer ile çalışırım.



Kodak Portra 400 asa film kullanıyorum.



Çok film harcamam, her bir fotoğraf için bir iki kare çekerim.



Bir kayıt defteri tutmak yıllardır yaptığım bir şey. Bunu tamamen kendim için yapıyorum. Dijital makina ve ufak bir yazıcı ile seyahat ederim.



Amen için yaklaşık 8 ay yollardaydım. Kayıt defteri 2 yönden önemlidir:



İnsanlara ya da yerlere ilişkin bilgileri yazabileceğim ve aynı zamanda zorlu zamanlara, harika anlara ait duygularımı ifade edebileceğim bir yerdir.



Kayıt defterim sonunda seyahat haritam olur. Fikirlerimin devamını görebilmeme yardım eder, çok çalışmak için beni cesaretlendirir ve bana güven verir.



İkinci olarak; dilimi konuşmayan ve çok farklı bir geçmişe sahip insanlarla iletişimim için bir anahtardır. Onlar, hikayemin bir parçası, kayıt defterimin bir sayfası olacaklarını görürler.



Ayrıca, bir seyahate bembeyaz boş bir sayfa ile başlamak ve işaretlenmiş, tozlanmış, parmak izi dolu ve tüm seyahate ait hikayelerle dolu bir kitapla dönmek çok güzeldir. Bir projenin sahne arkasına ait çok değerli bir eserdir.



Post prodüksiyon açısından; sadece profesyonel bir yazıcıda büyütücüyle geleneksel yolla lambda renk baskıları kullandım. Dijital çağ başlayıp geleneksel laboratuarlar yok olunca Epson dijital mürekkep püskürtmeli baskılar kullanıyorum. Renkli negatiflerimi Imacon tarayıcı ile tarıyorum. Daha sonra gördüklerimin mümkün olduğunca gerçeğe yakın olması için temel rötüşler yapıyorum. Photoshop’da sadece levels, eğrileri, renk ayarı ve doygunluğu kullanıyorum. Görüntüleri hiç bir zaman manipule etmem ve genellikle tam kare bastırırım.




Afrika’da futbol bir din değildir. Ama bir dinin olması gereken herşeydir.



Afrika’daki her köyde, karşılıklı kaleleri ve ortasında sadık takipçileri ile bir açık hava tapınağı vardır.



Futbol, güneşin yaktığı günler ve yağmurdan ıslanmış akşamlara mutluluk rüzgarı üfler.


Temel bilgilerin bile olmadığı bir kıtada futbol çok değerli.



Ve gerçekten değerli olan her şey gibi, ekmek ve su gibi bir gerekliliktir.



Eyvallah



(kitaptan alıntı) Ian Brower tarafından yazılmış




Çeviri (translated by) : Berna AKCAN





Project Summary



This project changed my life.



It took on proportions that I could never have imagined.



It was a self-funded labour of love that I embarked on with my father.



I love Africa and he loves football. I took the photos and did the travelling. He brought to life the book and its concept.



The aim of AMEN was to shine the light on all those in the shadow of the World Cup, far from the big stadiums and the corporate carnival-nature of the event.



To embrace Africa and everything that makes it unique.



To speak of the authenticity and sheer ingeniousness of a continent that manages to do so much with so little.



To capture people with simple needs and huge hearts.



To express football in its purest form.



I was never much of a football fan, but I’ve always loved Africa.



Eight months were spent on the road in 10 African countries with my Hasselblad, 80mm lens, digital camera, printer, log book and a stock of deflated footballs.



I just followed my gut and felt my way through villages in search of all those little details that speak of Africa’s great football passion.



For me all the big stories are in the small details.



People were incredibly helpful and once I had gained their trust they gave me more than I could ever have imagined.



When I got home my head and heart were full of life lessons and beautiful memories. This project was living inside me.



On the last page of the AMEN book I wrote a PROMISE.



It was essentially a promise I made to myself after being deeply touched by the people whose faces adorn the pages of my book.



I believed if my message was heard that I could received sponsorship in terms of equipment to give back to all those who trusted me.



The dream came true thanks to Adidas and other spontaneous donors such as Chris Bean and Sarah Caplan.



The World Cup may be over but the project is still very alive.




Artist’s Way of Working



For the pictures I take the biggest challenge is getting the peoples trust.



I always talk to people before taking pictures of them. I like to include them in my project and explain my intentions.



I’ve traveled a lot in Africa. Over the years I learnt that what you project as a person is exactly what you get back.



I also learnt that using my senses … looking, listening, talking, feeling is the key.



So there is practically no planning or research for a project like this. It all happens on location.



I choose to work with as little equipment as possible. The less I have choice in lenses the more I am focused on the subject.



I work with a 1977 hasselblad 500cm, an 80mm lens and a light meter.



I use Kodak Portra 400asa film, which I over expose by a stop.



I don’t shoot a lot of film, a couple of frames for each picture.



Keeping a log book is something I done for years. I do it purely for myself. I travel with a digital camera and mini printer.



For amen I was on the road for almost 8 months. The log book is very precious for 2 reasons:



It is a place where I can write all the information relative to people or places, as well as express my emotions during great moments and tougher times. My log book ends up being a map of my trip, it helps me see the progression of my ideas, it encourages me to keep working hard and it gives me confidence.



Secondly, its is the key to my communication with people who sometimes don’t speak my language and come from a very different background. They see that they will become a part of my story, a page in my log book.



Its also wonderful to start a trip with a blank white paged book and to return with a book that is twice as thick, marked with the finger prints, dust and stories from a whole trip. Its a precious trace of the behind the scenes of a project.



In terms of post production I used to simply do color lambda prints the traditional way with an enlarger at a professional printer. However since the digital age arrived and the traditional labs are disappearing I now do Epson digital inkjet prints. My color negative is scanned with an Imacon scanner. I then do basic retouching to try and get as close as possible to what I saw on location. In photoshop I only use levels, curves, color balance and saturation. The images subject are never manipulated and everything is generally printed full frame.




In Africa, football is not a religion. But it is everything a religion should be.



Every village in Africa has one open-air temple with goal posts at opposite ends and devoted followers in the middle.



Football breathes happiness into sun-baked days and rain-soaked evenings.


On a continent where not even the basics are taken for-granted, football is precious.



And like everything that’s truly precious, it’s a necessity, like bread and water.



Amen. So be it



(taken from the book) written by Ian Brower

































Jessica HILLTOUT Hakkında



Hayatım Belçika’da başladı. Doğu, batı, kuzey ve güneyin muhteşem karışımından oluşan dünyam için göçebe aileme teşekkürler. Belki de çocukluğumun sıra dışı görüntüleri beni fotoğrafçılığa itti. Blackpoll İngiltere’deki Sanat koleji zamanlarımda engin görsel dünyanın içine dalmış bir haldeydim. Gözlerimle, sadece görmeyi değil hissetmeyi de öğrendim ve kendi tarzımı geliştirdim.



1999’da kolej sonrasında reklamcılık yapma hatasında bulundum, biraz para kazandım ama hayal kırıklığına uğramış hissettim.



Üç sene sonra bir arkadaşımla eski bir cip alıp Belçika’dan ayrıldım ve doğuya yol aldım. Yolculuk 2 yıl sürdü. Ciple Orta Asya ve Afrika’da 80.000 km gittik. Para (ya da parasızlık) basit bir yaşam sürmemize neden oldu. Rastgele sürüklendiğimiz ve henüz nereye varacağını tam olarak bilmeden Yüzler ve Yerler’in çekimlerini yaptığım zamanlardı.



Geçmişe bakınca bu yolculuğun bugünkü bakış açımın başlangıcı olduğunu anlıyorum. Daha çok batılı ülkeler beni çekmiştir. Ruhaniyetin materyalden daha önemli olduğu yerlerdeki her şeyde belirli bir temel enerji parıldar. Küçük, görünürde önemsiz şeylerdeki şiirsel karakterlerle ilgileniyorum. Gözden kaçan sıradan ve muhteşem güzelliklerin içinde gizli güzellikler vardır.



2004’te, sonraki projelerimi biriktirmek üzere Brüksel’e geri döndüm. Üç yıl sonra çantam; filmler, Hasselblad’ım, 80 mm objektifim ve gerekli diğer şeylerle dolu olarak hazırdı. İlk kez yalnız olarak, Madagaskar’a doğru yola koyuldum. Zihnim düşüncelerle doluydu. Çalışmam net bir yöne doğru gitmeye başlıyordu. Otobüsle, yürüyerek ve öküz arabaları ile sessizliğin içinde gözlemleyerek seyahat ettim. Pek çok çelişki beni büyüledi. Küçük şeyler büyüktür. Az, fazladır. Kusurlar güzeldir. Üç ay sonra onsuz pek çok şeyin mümkün olmayacağı Fidsoa ile (iğne deliği kameranın kralı) tanıştım. Yapmayı istediğim seyahat ve çalışmanın nüanslarını anlıyordu. O bir dosttu.



İki sene sonra 2008’de AMEN adlı projeme başladım.



En son ve ilginç projem, AMEN adındaki halk futbolu hakkındaki kitabımdır. Güney Afrika ve Batı Afrika’daki 10 ülke boyunca 15.000 km. yol kat ettiğim AMEN, başkalarının sadece mahrumiyeti görebildikleri yerdeki güzelliği ve neşeyi aramaya sadık kalır. AMEN, diğer herşeyden önce insan ruhunun gücünü yakalar.





Jessica Hilltout


About Jessica HILLTOUT



My life started in Belgium. Thanks to my nomadic parents my world has been a wonderful mixture of East, West, North and South. Perhaps the extraordinary sights of my childhood persuaded me to study photography. Art college in Blackpoll, England was a time to immerse myself in the vast world of the image. I learnt not just to see with my eyes, but to feel with them and to develop my own style.



After college in 1999, I stumbled into advertising, earnt some money, yet felt frustrated.


Three years later, along with a friend, I bought an old jeep, left Belgium and headed east. The journey lasted two years. The jeep took us 80,000 km through Central Asia and Africa. The money (or lack of it) forced us to lead a simple life. This was a time to drift and appreciate the countries that nourished our eyes and mind. I took photographs when it felt right, capturing FACES an PLACES, not guite knowing where my work was going.



In retrospect, that trip feels like the start of the way I see things today. Ive often been attracted to western countries. A certain essential energy shines through everything where the sipiritual far outweighs the material. I am interested in the poetic character of things; in the small, seemingly unimportant things. There is hidden beauty in the ordinary and great beauty in the overlooked.



In 2004 I went back to Brussels to save up for my next projects. A short three years later my bag was ready, loaded with film, my hasselblad, an 80 mm lens and a few other essentials. I headed for Madagascar, traveling alone for the first time. My mind was full of thoughts. My work was starting to find a clear direction. I traveled by bus, foot pirogue and ox cart, taking time to observe in silence. Many paradoxes fascinated me. Little things are Big. Less is More. Imperfection is Beautiful. After three months I met Fidsoa (king of the pin hole camera), without whom many things wouldnt have been possible. He understood the nuances of the way I wanted to travel and work. He was a friend. We wondered in search of IMPERFECRION, trying to be open to all of lifes wonderfull little quicks.



In 2008 I started a project called AMEN, two years later.



My most recent and challenging project has been a book on grassroots football entitled AMEN. 15,000 km through ten countries in Southern Africa and West Africa, AMEN remains true to finding beauty and joy where others may only see deprivation. AMEN above all else, captures the strenght of the human spirit.





www.jessicahilltout.com






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Jessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : Amin

Damla Yeğin : Beyin Fırtınası




1986 Antalya doğumluyum ama İstanbul’da büyüdüm. Bütün eğitim hayatım Antalya’da geçti. İlkokul çağlarımda resme ilgim hiç yoktu diyebilirim. Babamın mimar olması bile bu durumda bir değişiklik sağlamamıştı. Başımdan geçen bir olaydan sonra Güzel Sanatlar Lisesi’nin yetenek sınavlarına girmeye karar verdim. Ailem bu konuda en büyük destekçim olmuştur.



Güzel Sanatlar Lisesine girdikten sonra sanata karşı olan ilgimin farkına vardım ve kendimi ait olduğum yerde buldum. Bu farkındalık hayatımın dönüm noktasıydı. Eğitim sürecimde beni yetiştiren öğretmenlerimin bilgileri benim için çok değerlidir. Bugün bulunduğum noktaya gelmemi sağladılar.



Liseyi bitirdikten sonra Süleyman Demirel Üniversitesi Grafik Bölümünü kazandım. Aslında bölüme girdiğimde grafik tasarım hakkında çok bir bilgim yoktu, ama havasını soludukça birşeyler öğrendikçe ne kadar harika bir dünya olduğunu anladım ve içimden gelerek yapacağım bir meslek edindiğimi anladım.




Damla Yeğin


Bunların dışında kendi portfolyom için çalışmalar yapıyorum. Bir tasarım yapmadan düşünce sürecine giriyorum ve ardından şiddetli bir beyin fırtınası geliyor. Daha sonra ne tarz bir arka plan kullanacağıma karar veriyorum. Ardından ise elimde mevcut fotoğrafların uygunluğunu tespit ediyorum, renk uyumu da tüm bunları takip ediyor.



Uygun bir fotoğraf bulamadığım zaman fotoğrafı kendim çekiyorum. Tabiki fotoğraf çekimi için de harcanan bir süreç oluyor. Çizimlerimde ise tablet kullanıyorum. Aslına bakarsanız bütün hepsi emek ve azim isteyen bir yol. Sabırlı ve titiz çalışmayı tercih ediyorum.



Bir kere daha denemekten asla kaçınmıyorum. Böylece mükemmel sonuca bir adım daha yaklaşmak için önümde bir engel kalmıyor. Çalıştığım ortam kesinlikle sessiz olmaz. Çalışmalarımda müziğin etkisi ciddi derecededir. Çalışırken arka fonda çalan soft bir müzik benim için çok değerlidir. Çalıştığım işe göre müziğin tarzı değişkenlik gösterebiliyor. Örneğin bir Night Club afişi tasarlıyorsam House müzik veya daha dramatik bir konu üzerinde çalışıyorsam o ruh halini yansıtan müzikleri dinlerim. Gece ya da gündüz çalışmak çok fazla ayırt ettiğim bir konu değildir.




İlham geldikten sonra saatin kaç olduğunun hiçbir önemi yok. Aklıma bir konu geldiği zaman yatağımdan kalkıp çalışmaya asla üşenmem. Genelde çekmiş olduğum fotoğraflar üzerinden çalışmalar yapmayı tercih ediyorum. Yapmak istediğim tasarıma göre, elle çizip dijital ortama aktarıp tamamladığımda oluyor.



Yanımdan ayıramadığım bir eskiz defterim vardır. Önce defterimde tasarlayıp tablet kullanıyorum, dijital ortama geçirerek yaptığım tasarımlarda vardır. Çalışmalarımda Gramajı düşük olmayan kağıt, eskiz defteri ya da kartonları, 2B çizim kalemi, rapido kalemleri ve yanımdan ayıramadığım renkli kalemlerimi kullanıyorum. Tüm malzemelerimi büyük bir titizlikle muhafaza ediyorum. Sonuçta hepsi sanatınızın bir parçası. Dijital fotoğraf olmazsa olmaz dediğim bir unsur. Günümüz fotoğrafçılığında yüksek oranda tercih edilen bir sistem. Tasarımlarımın %50’si dijital fotoğraflar ile yapılmış diyebilirim. Makine olarak Canon markasını tercih ediyorum. 350D ve 40D modelleri. Objektif seçimlerim ise: 50mm, 75-300mm, 28-200mm ve 19-35mm.



Özellikle tercih ettiğim bir konu yok fotoğraf çekme konusunda, yaratıcılıktan yanayım, farklı açılar ve konseptler uygulamayı seviyorum.






















Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Damla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin Fırtınası