Aylık arşivler: Ağustos 2011

M.Uğur Umay Fotoğraf Sergisi : Panoterapi


Antalya’da yaşayan ve fotoğraf sanatının genç kuşak temsilcilerinden olan M.Uğur Umay, PANOTERAPİ isimli fotoğraf sergisi ile 11 – 30 Eylül 2011 tarihleri arasında, Gelişim Sanat Merkezi Sergi Salonunda sanatseverlerle buluşuyor.



Türkiye’nin farklı yerlerinde uzun süredir gerçekleştirdiği çekimler sonucu geniş bir panorama yelpazesi oluşturan Umay, fotoğraflarında rastlanan çarpıcı renk armonisi ve sıra dışı dinamizm ile karşımıza çıkıyor.



Aynı zamanda bir sosyal sorumluluk projesi olan PANOTERAPİ sergisindeki eserlerin satışından elde edilecek tüm gelir, Türk Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV) kuruluşuna bağışlanacaktır.



Açılış Kokteyli 11 Eylül Pazar günü saat 15:30 da yapılacaktır.



Adres:


Gelişim Sanat Merkezi Sergi Salonu / ANTALYA


Tek Kapılı Han, 2.Kat


(Dönerciler Çarşısının karşısındaki İş Bankasının arkası, Hamam Çarşısı yanı)



M.Uğur Umay Fotoğraf Sergisi : Panoterapi

Ekim Geçidi – 10, Kocaeli’de



‘EKİM GEÇİDİ–10’ KOCAELİ’DE



29 Ekim 2002 yılında 54 sanatçının katılımı ile Glari X de İstanbul’da gerçekleştirdi. 2002 yılından bu güne Gülsün Erbil’ in de çabalarıyla geleneksel hale gelen İstanbul’da ki ”EKİM GEÇİDİ” sergilerine paralel birçok ilde eş zamanlı sergiler gerçekleştirildi.



2011 yılında varlığımızın asıl nedeni olan Cumhuriyet’i ve onun coşkusunu Çağdaş Türk Sanatının tüm renkleri ile kutlamak amacıyla İstanbul ile eş zamanlı olarak Kocaeli’ de de yeniden bir araya geliyor.



Disiplinler arası sanat sergisi olan “Ekim Geçidi 10” sanat projesi Türkiye’ deki sanatçılarımıza, Cumhuriyetin 88. yıldönümünde Cumhuriyet’e olan şükranlarını tekrar dile getirme imkanı vererek farklı disiplinlerden 88 eserin bir araya gelmesi ile sanat şölenine dönüşecek. Cumhuriyet ve Çağdaş Sanat bilincini bu sergiyle bir kez daha hatırlatan sanatçılarımız, yaratımları ve fikirleriyle, üzerlerine düşen bu misyonu yerine getirmede ne kadar kararlı olduklarını göstereceklerdir.



”EKİM GEÇİDİ” 10.uncu yaşını da, Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyet’e adım atarken söylediği sözleri bir kez daha hatırlayarak kutluyor:



“Olanaksızlıklardan bu noktaya gelen bu toplum, bunun bilincinde olsa da unutmaya başladığında bunun anımsatılması yine sanatçılara düşecektir”¦ Sanatçılarımız, biz sizlerle gurur ve onur duyuyoruz. Çünkü sizler bu toplumun sesisiniz, kendinizle yarışın, kendinizi aşın, öyküneceğiniz tek ülkü kendi topraklarınızdaki uygarlığınızdır”¦’



SANAT DANIŞMANI VE ORGANİZATOR :


SEMA ÖZEVİN & NALAN KUMLALI



E-Posta: ekinmgecidi10@gmail.com


web: http://ekimgecidi10kocaeli.blogspot.com/

GFİ – Genç Fotoğraf İnisiyatifi



GFİ – Genç Fotoğraf İnisiyatifi



Temel amacı, bilgi paylaşımını benimseyen fotoğraf sanatçıları, profesyoneller ve akademisyenlerin desteğiyle, genç fotoğrafçıların sosyal ve sanatsal olarak sürdürülebilir bir yapıya ulaşmalarına yardımcı olmayı ve bunun sonucu olarak da “Türkiye Fotoğraf Kültürü”nün gelişimine katkıda bulunmak için, inisiyatif almayı amaç edinen bir sivil harekettir. Bunu; üyeleri, kütüphanesi ve medya araçlarıyla bilgi havuzu oluşturarak yapmayı hedeflemektedir. Kendi kuşağımız sanatçı ve fotoğrafçı arkadaşlarımızla aynı sorunları yaşamanın getirdiği farkındalıkla, bir ortak platform kurarak, gelişimimize katkıda bulunacak imkanları kendimiz sağlayarak, daha özgür ve demokratik ortamlarda kendimizi ifade etme imkanıyla gelişimimizi sağlamak için çalışacağız. Bu platform bağımsız bir fotoğraf galerisi ve internet sitesi aracılığıyla genç sanatçılara, eserlerini sergileme şansını sağlayacaktır. Eserlerini izleyicilerine ulaştırarak duygu ve düşüncelerini aktarabilecek, eser satışından elde edilen gelirle de bağımsız sanat üretimlerine devam edebileceklerdir. Bu sayede ülkemizde yeni, genç, alternatif bir fotoğraf anlayışının gelişmesini sağlayarak hem sanatsal hem de sosyal bir gelişime katkıda bulunabileceğiz. Ulusal ve Uluslararası düzeyde sanatçılar arası iletişim ve paylaşım ortamının kurulmasıyla, kültürler arası bilgi paylaşımı, ortak değerler oluşması ve önyargıların kaldırılmasında sonsuz bir değer yaratılabilecektir.



GFİ Galeri, amacı Türkiye’de fotoğraf üretiminde olan tüm genç sanatçılara açıktır. Amacı genç sanatçıların projelerini sergilemek ve duyurmaktır. Bu sergilerin ilki Burçin Esin’in “Singing Birds and Wandering Ghosts” adlı projesidir.





GFI Portfolyolarınızı Bekliyor



Genç Fotoğraf İnisiyatifi, temel hedefi olan genç fotoğrafçılara destek amacıyla oluşturduğu fotoğraf galerisinde sergilemek üzere portfolyolarınızı bekliyor. Toplanan portfolyolar ülkemizin önde gelen ve GFİ’nin misyonunu destekleyen fotoğrafçılar, akademisyenler ve diğer branşlardan fotoğraf severlerden oluşan bir seçici kurul tarafından değerlendirildikten sonra GFİ galeride sergilenecektir. Ayrıca GFİ, sergilenen portfolyoların daha fazla insana ulaşmasını sağlamak için yurt içinde ve yurt dışında alternatif galerilerle bağlar kurarak serginin dolaşmasını sağlayacaktır. Buna bağlı olarak seçilen portfolyolar önümüzdeki yıl düzenlenecek olan ARLES Photofest kapsamında barkovizyon gösterimi olarak sunulacaktır. Siz de aşağıdaki kriterlere uygun olarak portfolyonuzu yolayarak GFİ’ye destek olabilirsiniz böylece GFİ de size destek olma imkanına sahip olacaktır. Sergi basımları için GFİ size maddi destek sağlayacak, ayrıca satıştan elde edilen tüm geliri de koşulsuz olarak size iletecektir.



Katılım için gereklilikler:



- GFİ, öncelikli olarak genç fotoğrafçıları desteklediği için 35 yaşını geçmemiş olmanızı tercih ediyoruz.



- Değerlendirmenin daha sağlıklı olabilmesi için sadece 1 portfolyonuzla katılabilirsiniz.



- Daha önce herhangi bir galeride sergilenmemiş olması gerekmektedir.



- Portfolyonuzu fotoğraflar ve projenizi anlatan bir yazı, kısa özgeçmişinizle beraber yollarsanız seviniriz. Metin olmayan fotoğraf projelerini değerlendirmeye alamıyoruz. Fotoğraflarınızı da tek bir maile sığacak kadar küçültmenizi ve Jpeg formatında göndermenizi tercih ederiz. GFİ ekolojik sebeplerden ötürü kargo vb. gönderim şekilleriyle gelen portfolyoları değerlendirmeye alamayacaktır.



- Son katılım tarihi 3 Eylül 2011



- Başvurular için mail adresi gencfotografinisiyatifi@gmail.com



Katılımınız ve desteğiniz için şimdiden teşekkürler.



İlk sergimizde portfolyo değerlendirmede bize destek olan Attila Durak, Ahmet Polat, Ahmet Elhan, Murat Germen, Serra Akcan ve Nezaket Tekin’e tekrar teşekkür ederiz.




http://www.gencfotografinisiyatifi.com/

GFİ - Genç Fotoğraf İnisiyatifi

Mehmet Günyeli : Kader Denizi




KADER DENİZİ


Mehmet Günyeli




Mehmet Günyeli ve Bejan Matur’un “Kader Denizi” başlığı altında sunduğu sergi İstanbul 2010 Avrupa Kültür başkenti Sanat Limanı’nda 2010 Temmuz ayında, Ankara Cer Modern’de 2011 Ocak ayında izleyicinin beğenisine sunuldu.



Günümüz dünyasının en ağır dramlarından olan Mültecilik konusunu işleyen sergi, Mehmet Günyeli’nin soyut fotoğrafları ve Bejan Matur’un bir tragedya gibi kurguladığı şiirlerinden oluşuyor. Kaçak göçmenleri taşıyan tekneleri soyut bir anlatım diliyle belgeleyen fotoğraflara, Matur’un şiiri eşlik ediyor.



Mehmet Günyeli’nin, minimal fotoğraf diliyle oluşan kareler, kaçak göçmenlerin terk ettikleri teknelerin üstündeki renkli boya izlerini içeriyor. Bu renkli ve soyut izler kaçak göçmenlerin çok farklı kültürleri ve adsızlığı ile örtüşüyor. Görsel malzemenin sağladığı dolaylı ve şiirsel anlatım izleyicinin zihninde bu kadersizliğe ilişkin kalıcı izler bırakmayı amaçlıyor.



Günyeli ve Matur’un işbirliği, günümüzün siyasal ve ekonomik krizlerinin bir sonucu olan “insan ticareti” denilen bu suça ortak eleştirel bir bakış öneriyor.



Sergi 54. Venedik Bienali sırasında, Venedik’te Beral Madra ve Vittorio Urbani’nin küratörlüğünde sanata tahsis edilmiş kutsal bir mekan olan Oratorio di San Ludovico’da, uluslararası izleyicinin dikkatine sunuluyor.





Kader denizi


Hiçliğin


Ölümün.





Çünkü bu deniz,


Taşıyacak bizi.



Çünkü melek,


Gelecektir.





İnsan, karşılaşma içinde olandır


Sınırdır çünkü


Ve ölüm.





Çünkü merhamet,


Kıyıdan alınmıştır


Dalganın soluğundadır


Merhamet.


Yaklaşmadıkça


İncelen,


Yeryüzüdür.





Bütün sabahların


Ruh içre olduğu.


Bütün meleklerin


Kanatlandığı


Ve tüketmediği


Oluşu.


Bu deniz


Kanat seslerinden sağır


Çeker insanı.


Derinlere çekerek


Ruhu başlatır.


Ve ilk olana bağlar.


İlk olanın sebebine.


Taşların yüzünde


Buğdaylar gülümsüyor.


Taşların yüzünde


El olan arzu



Durmadan varılan yer,


Bir kıyı değildir artık!





Kıyıya yüzün


Diyor kaptan!


Bu bir emir


Değildir!


Bir vaat bu


Duyun.


Size verilmiş


Tek şey.


Dünya kıyıda olandır çünkü.


Size gösterilen değil.


Kaptan gidin diyor


Geleceğiniz orada


Burada değil”¦





Kaderin diziminde başlayan


Ve hedefe ilerleyen


Büyük hata bu.





Çünkü kaymakta olan yer


Ayaklarımızdan çok önce


Ruhlarımızdan kaymıştır.





Ve kaptan


Yüzün kıyıya diyor


Gidin”¦


Çünkü kollar


Yönelir hayata.


Nefesin kanatlarıdır kollar.


Kudret tükendiğinde


Artık derinlere çağıran


Soluğun


Duasıdır.


Kabarcıklar arasında


Büyüyen


Uzak kıtaların aç soluğudur.


Gözdür kabarcıklar arasında


Bize eşlik eden.





Şimdi melek


Kanatlarını çekiyor


Varlığımdan.


Beni ölüme taşıyacak


Gelmiş!







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Mehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader Denizi

Asena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür Yaşa



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



ÖZGÜR YAŞA!




Hapşırdı bir kadın. İrkildik… Hapşırana “Özgür yaşa” diyenin sesi ile… Cezaevinde ‘Çok Yaşa’manın değil ‘Özgür Yaşa’manın daha değerli olduğunu anlayan bir grup kadının arasında, ne kadar şanslı üç kadın olduğumuzu anladık o an”¦



Cezaevi idaresinin onlara meslek kazandırmak yaşamlarını anlamlı kılmak için yapmış olduğu faaliyetleri görüntülemeye çalıştık elbet. Ama idare ne kadar çaba sarfederse sarfetsin onlar için kafes, altından da olsa kafesti işte!



Her ne kadar bedenen yer almasalar da her bir fotoğraf karesinin ardında, annelerine verilen cezayı çeken ve dünyayı cezaevinden ibaret zannederek büyüyen onlarca çocuğun ürkek bakışlarını ise hafızalarımızdan silmek kolay olmayacak”¦



O kadınları belki kendileri, belki de kader mahkum etmişti, kim bilir? Sormadık hi甦 Önyargısız çektik ve hak eden herkes için “Özgürlük” diledik bu karelerde”¦



Çalışmada yer alan fotoğrafçılar ”Altınoran düşünce ve sanat platformu” üyesidir.




LIVE FREE!*




A woman sneezed. And we got startled”¦ by sound of the one saying “Live free!” That moment, amongst a group of women who realized that “Living free” is more vital than “Living long” in prison; we realized how lucky three women we were”¦



Of course, we tried to view the activities organised by the prison’s administration to provide them with occupation, and make their lives meaningful. However, no matter what the administration does, the prison was still a cage even if it was made of gold!


Although they won’t exist physically, it won’t be easy to erase from our memories, behind each frame the timid looks of tens of children, who served their mothers’ sentence, and grew up thinking that the world consisted of the prison”¦



Who knows, themselves or perhaps their fates imprisoned those women? We didn’t ask it anymore”¦ We shot without prejudice, and wished “Freedom” for everyone, in these frames”¦



*In Turkey people used to say “Çok yaşa (Live long – or Long live)” meaning “God bless you”, to one who sneezes.





























Nazan GÖKKAYA



Küçük bir Anadolu şehrinde doğdum. Sinemaların tiyatroların olmadığı, sergilerin açılmadığı bir dönemde büyüdüm. Fikirlerinden ve dünya görüşünden çok etkilendiğim, hayatımın en değerli insanı yeğenim Arda ile on yıldır yaşadığım Adana’da fotoğraf ile tanıştım. Değerli hocam Haluk Uygur’un ileri fotoğraf teknikleri ve felsefesi atölyesini bitirdim.Altınşehir Adana dergisinde yazılarım yayınlanmakta.



Fotoğrafı; Farklılıkları ve farkındalıkları sağladığı, sıradanlığı ortadan kaldırdığı, bazen bir fotoğraf projesi ile “özgürlüğü” bazen ücra bir köyde yaşlı bir teyzenin hayat hikayesi ile “yaşamı” öğrettiği için çok önemsiyorum.




I was born in a small Anatolian city. Grew up in a period devoid of Cinemas, Theatres and Galleries. I was introduced to photography by my most valued nephew Arda who’s ideas and world perspective I admire greatly. I then attended the studio of my esteemed teacher Haluk Uygur who has a very refined photograph technique and philosophy.



I have high regard for photography, because sometimes with a photoghraphy project it has taught me “to be free” and somtimes with the lifestory of an old lady in a remote village it has taught me about “life”.




Asena AVLUK



1977 Kadirli/Osmaniye doğumlu.



Adana barosuna kayıtlı olarak avukatlık yapmaktadır. Ünlü fotoğrafçı Dorothea Lange’in “Bir kişi, yarın sanki kör olacakmışçasına fotoğraf makinesini kullanmalıdır.”sözünü okuduğu anda, hayattaki bazı anlara kendi bakış açısını ekleyerek, ölümsüz kılmak istediğini fark edip, fotoğraf sanatına merak sardı… Adana Barosu Fotoğraf Kulübünde aldığı temel eğitimin ardından, 2008 yılında AFAD 90. Dönem temel eğitim kursunu tamamladı. Sn. Harun Topal’ın BAKAÇ-2 fotoğraf atölyesini ve ardından Sn.Haluk Uygur’un İRİS Temel Fotoğraf ve Sanat Felsefesi atölyelerini tamamlayarak çeşitli karma sergiler için fotoğraf üretti. Halen Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu bünyesinde fotoğraf çalışmalarına devam etmektedir.




Born in 1977 in Kadirli, Osmaniye.



She practices Law in Adana. Became interested in photography the minute she read the quote by famous photographer Dorothea Lange that “A person needs to use a camera as if they will become blind the next day”, and felt by adding her perspective to certain moments in life can make a lasting impression. After receiving a course with the Adana Bar Association Photography Club, she further completed the 2008 AFAD 90.Donem basic photography course. She then attended Harun Topal’s BAKAC-2 Photography Studio followed by Haluk Uygur’s IRIS Photography and Art Philosophy Studio and upon completion created numerous photos for combination gallery displays. She continues her photography work at Altin Oran Creativity and Art Platform.




Zülal ELMALI



1969 yılında K.Maraş Andırın’da doğdu. 1996 yılında Adana Barosuna kayıt olarak başladığı avukatlık mesleğini halen sürdürmektedir. Fotoğrafa 2008 yılında AFAD 90.Dönem Temel Fotoğraf Eğitimi ile başladı, ardından Harun Topal’ın Bakaç-2 atölyesine katıldı.




Born in 1969 at K.Maras Andırın. Was accepted in to the Bar at Adana 1996 and still continues to practice law to the present day. Took up photography in 2008 with AFAD 90. Donem Basic Photography Course, and followed on at Harun Topal’s Bakac-2 Studio.






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Asena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür Yaşa

Avukat Özlem Bora ile Fotografta Telif ve Etik Konulu Söyleşi



AVUKAT ÖZLEM BORA İLE FOTOGRAFTA “TELİF” VE “ETİK” KONULU SÖYLEŞİ




Fotografla tanışıklığınızın nerede ve nasıl başladığını, nasıl bir seyir izlediğini ayrıntılı olarak öğrenebilir miyiz?



1991 yılından beri Ankara’da avukatlık yapıyorum. Avukatlık mesleği, belli bir disiplini gerektiren ve duygusallığı kaldırmayan bir meslek. Türkiye’nin önde gelen şirketlerinin avukatlık işlerini ve danışmanlığını yapıyorum. Bir taraftan da icra avukatıyım. Zor ve hata affetmeyen bir işiniz olunca, nefes alma ihtiyacı hissediyorsunuz. İşimin zorluklarından bir an olsun uzaklaşmak için, hobi olarak fotoğrafçılığa başladım.



Önce, AFSAD’da Temel Fotoğraf Eğitimi ve Karanlık Oda eğitimi aldım. Ardından Gökhan BULUT Soyut Fotoğraf Atölyesi’ne katıldım. Dijital fotoğraf konusunda Melih ÖZBEK’den, fotoğrafda kompozisyon konusunda da Hüseyin TÜRK’den ders aldım. Yurtiçi ve yurtdışında birçok karma sergi ve fotoğraf gösterisine katıldım. Eşimin de fotoğrafla ilgilenmesi ve mühendis yönüyle fotoğrafın teknik konularına hakimiyeti benim işimi çok kolaylaştırdı. Zamanla tatillerimiz fotosafarilere dönüştü. Fotoğraf benim için hem işimin bir parçası, hem de vazgeçilmez bir tutku olarak hayatıma renk katıyor.



Bir hukukçu olarak “Telif” konusuna eğilmenizde şaşılacak bir şey yok elbette. Ne var ki, telif konusuna ilginiz; bu konuda seminerler verip, söyleşiler gerçekleştirerek, fotografçılara son derece hayati önemi olan çok yararlı bilgileri taşıma gayretine dönüşünce, hiç şüphe yok ki herkes nezdinde ve elbette ki bizim görüşümüzce, samimi bir övgüyü ve teşekkürü fazlasıyla hak etmiştir. Hal böyle iken, fotograf merakına ilişkin serüveniniz yanında, “telif” konusunu bu derece ciddi ele almanız konusunda güdüleyici, itici faktörler neler oldu, bu araştırma ve hazırlıklara ilişkin gelişmeler nasıl gerçekleşti?



Öncelikle, güzel sözlerinizden dolayı teşekkür ediyorum. Günümüzde yazıdan çok görsel malzeme tüketilmektedir. Bir gazete ortalama 90 adet fotoğraf ile çıkmaktadır. Okuyucu gazetenin her makalesini okumasa dahi, her fotoğrafına muhakkak göz gezdirmektedir. Sosyal paylaşım ağlarında her salisede çok sayıda görsel malzeme el değiştirmektedir. O fotoğrafın kim tarafından üretildiği konusu üzerinde hiç durulmamaktadır. Ne yazık ki fotoğraf ihlalleri çoktur ve fotoğrafların izinsiz ve isimsiz kullanılması konusuna yeteri kadar önem verilmemektedir. Bu duruma dijital fotoğrafçılığın henüz çok yeni olması da etkendir. Dijital fotoğrafçılık, fotoğrafın kopyalanmasını inanılmaz boyutta hızlandırmıştır. İnsanımız henüz dijital fotoğrafçılık ile meşguldür, ancak dijital fotoğrafçılığın sıkıntıları ile er ya da geç karşılaşacaklardır. Bu bağlamda hem fotoğrafçı, hem de avukat kimliğimle, tarafıma danışanların haklarını öğrenince çok şaşırdıklarını itiraf etmeliyim. Profesyonel fotoğrafçılarda dahi haklarını bilmeyen ve aramayanların sayısı o kadar çok ki. Fotoğrafların ne büyük zorluklarla üretildiğini bildiğim için, hakkaniyet duygum beni bu konularda çalışmaya ve araştırma yapmaya sevk etti.




Özlem Bora


Şu ana dek, telif-etik konularına ilişkin nerelerde seminer verdiniz, Seminerlerinize ilgi nasıl? Düşündüğünüz, arzu ettiğiniz yahut olması icap eden bir kalabalığa ulaşabiliyor musunuz? Seminerleri izleyici bakımından değerlendirebilir misiniz? İlgi az ise, neden? İlgi yoğun ve kalabalık ise, neden? İlgiyi yahut ilgisizliği neye bağlıyorsunuz?



Günümüzde bilginin paylaşılması çok önemli. Benim avukat ve fotoğrafçı olarak iki ayrı kimliğimle yıllardır edindiğim bilgi ve tecrübeyi paylaşmak gibi bir misyonum var. Bu misyon aynı zamanda bir mutluluk kaynağı. AFSAD, FSK, Dijital Akademi ve AFSAK’da seminerler düzenledik. Seminerlere ilgi, iyi bir boyutta. Ben bir nevi koruyucu hekimlik yapıyorum. Yani, fotoğraf çekerken nelere dikkat edilmesi gerekli ve çekmiş olduğumuz fotoğrafdan para kazanma amacı güdüyorsak, hangi konuların üzerinde durulmalı gibi konular üzerinde duruyorum.



Özellikle fotoğraflanan kişilerin hakları konusunda çok soru alıyorum ve her seminerde şaşırtıcı birçok sorunla da karşılıyorum. Bu bağlamda bilgi düzeyime katkı verdiği için ve karşılıklı bilgi paylaşımı olduğu için bu tür seminerleri çok önemsiyorum. Bu konuda ciddi bir boşluk olması, hukuki konuların fotoğraftan da anlayan bir kişi tarafından gündeme getirilmesi ilgiyi artırıyor. Fotoğrafın izinsiz ve isimsiz kullanımı çok yaygın olduğu için ve amatör ya da profesyonel birçok fotoğrafçı haklarından haberdar olmadıkları için ilginin giderek artacağını düşünüyorum.



Ülkemizde pek çok insan kendi hakları konusunda yeteri kadar ilgili ve bilgili değil maalesef, ancak başımızdan kötü bir tecrübe geçtiği zaman bilgilenmek ve profesyonel yardım almak zorunda kalınıyor, sanatın bir dalı olan fotografla uğraşan bizlere Telif ve Telif Hakları ile ilgili olarak neler söylemek istersiniz, bu konudaki hukuki düzenlemeler ilk ne zaman yapılmış, ülkemizde durum nedir?



1910 tarihli Hakkı Telif Kanununda fotoğrafla ilgili bir düzenleme bulunmamakta idi. Sadece fotoğrafla ilgili değil, resim, heykel gibi güzel sanat eserleri ile ilgili de bir düzenleme bulunmamakta idi. Fotoğraf eserleri ile ilgili asıl düzenleme 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ile başlamıştır. Ayrıca, haksız rekabet hükümlerine göre Türk Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanunu’na göre fotoğraf korunmaktadır. Ülkemizde hukuki boyutta fotoğrafın sanat olduğu bir gerçektir. Fotoğraf eseri, yaratıcısının hayatta olduğu sürece korunduğu gibi, ölümünden itibaren de 70 yıl boyunca koruma altındadır.



Ayrıca, telif tazminatı hakkında da bilgi vermek isterim. Şöyle ki, fotoğraf eseri sahibinin yazılı izni olmadan kullanılırsa FSEK 68. maddeye göre rayiç bedelin üç katı tutarında tazminat talep edilebilir. Burada rayiç bedel takdir edilirken varsayımsal sözleşme bedeli dikkate alınır. Yani, fotoğrafı çeken kişi kendi rızası ile fotoğrafı o çalışmada mesela bir kitap kapağında kullanılmasına izin vermiş olsa ve bu konuda bir sözleşme yapmış olsa idi, sözleşme bedeli ne olurdu? İşte bu rayiç bedelin 3 katına kadar tazminat talep edebiliyorsunuz. Ayrıca manevi tazminat talep edebiliyorsunuz. Talep edilen maddi ve manevi tazminata faiz işletilmesini talep etmek de yasalarımıza göre mümkün. Tabii ki, fotoğrafınız izinsiz olarak kullanıldığı için eylemin durdurulmasını ve mahkeme kararının da gazetede yayınlanmasını isteme hakkı vardır.



Fikir ve Sanat Eserleri kanununda tanımlanan eser ve eser çeşitleri ile ilgili bilgi verebilir misiniz, fotoğraf hangi tür eser olarak kabul edilmiştir?



5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 1.maddesinde eser kavramı tanımlanmış olup, ilim ve edebiyat eserleri, musiki eserleri, güzel sanat eserleri ve sinema eserleri; eser olarak kabul edilmiştir. Kanunumuza göre, fotoğraf, sahibinin hususiyetini taşıyorsa ve estetik unsurlar içeriyorsa, güzel sanat eseri olarak kabul edilmektedir. Eğer fotoğrafta estetik yoksa, ancak teknik ve ilmi mahiyet taşıyorsa ilim ve edebiyat eseri olarak kabul edilmektedir. Ayrıca belirtmek isterim ki, eser mahiyetinde olmasa dahi FSEK 84. maddeye göre fotoğraf koruma altındadır. Görüldüğü gibi Türk Hukukunda fotoğrafta ciddi bir koruma sözkonusudur, diyebiliriz.



Fotoğraf eseri tescili nereden ve nasıl yaptırılabilir?



Deklanşöre bastığımız andan itibaren, fotoğraf üzerindeki haklarımız başlar. Fotoğrafın tescil zorunluluğu yoktur. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu tescil makamı olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı göstermiştir. Fotoğraf tescil ettirmek istenirse ilgili Bakanlıkta bir taahhütname imzalanıp, bir bedel (2011 yılı için TL.77,44 dır) ödenerek fotoğrafın tescili mümkündür.Tescil edilmekle copyright (c) işaretini de fotoğraflarınızda kullanabilirsiniz. Fotoğrafın noter kanalı ile de tescili mümkündür. Bir fotoğrafın tescili, hak doğurucu değildir. Başka bir ifade ile ispat açısından hüküm ifade eder.



Ülkemizdeki meslek birlikleri hakkında bilgi verebilir misiniz?



Ülkemizde meslek birliği olarak GESAM’ı örnek verebiliriz. Fotoğraf hakkında çok ihlaller ve ihtilaflar olduğu halde, çok az sayıda durumun yargıya taşındığını görüyoruz. Bu tespit; fotoğrafçının bilgi eksikliği ile daha organize çalışmak gerektiğine ve güçlerin birleştirilmesinin gerekliliğine işaret ediyor bence.



Bildiğiniz gibi pek çoğumuz internetteki paylaşım sitelerinde, kendi web sayfamızda vs. fotograflarımızı paylaşıyoruz ve paylaştıktan bir süre sonra da başkalarınca kopyalanıp, kullanılıp kullanılmadığını takip etmiyoruz veya edemiyoruz, bu konuyla ilgili neler söylemek istersiniz, fotografçılar olarak nelere dikkat etmeliyiz?



Bu konuda bir kısım bilgisayar programları var, ancak henüz çok pahalı. Zamanla internette her şeyin takibinin çok kolaylaşacağını düşünüyorum. Halen de elektronikte her şey bir iz bırakmakta ve teknik takibi mümkün kılmaktadır. Sosyal paylaşım ağları olsun, kişisel yazışmalarda olsun, fotoğraflarınızı paylaşırken özellikle düşük çözünürlükte hazırlayın ve isimlerin silinmesi çok kolay olsa da isimsiz fotoğraf yüklemesi yapmayın. Bir de çok önemli bir konu, fotoğraflarınızı paylaşmak konusunda cömert olmayın. Bırakın biraz arşivinizde fotoğraflarınız biriksin ve değerlensin. Tabii ki bu konu gündem ile ilgili fotoğraflar için geçerli değil. Zira o tür fotoğraflarda eskime söz konusu olur. Bir de fotoğrafın alenileşmesi dediğimiz bir konu var. Yani, fotoğrafı paylaştığınız andan itibaren fotoğraf alenileşir ve hukuken koruma başlar. Fotoğrafı paylaştığınızda özellikle takip etmek ve iz sürmek gerekiyor.



Fotografçının ilgi alanına giren konulara ilişkin, kamu veya özel hakların yeterince bilinmediği aşikâr. Örneğin, gezdiğimiz gördüğümüz yerlerde üzerinde fazlaca düşünmeden, hiç tereddüt göstermeden rastgele insanların fotograflarını çekiyoruz. Onların da hakları olduğu, olabileceği pek akla gelmedi bu güne dek. Konu olarak aynı zamanda insan eliyle yapılmış bir zenaat ürünü, bir mimari yapıt, bir yontu, bir tablo da seçilmiş olabilir. Fotografçının konu olarak seçtiği insan, sanat-mimari eser, zenaat ürünü, yahut kamuya dair başka bir şeyin hakları konusunda bilgi aktarabilir misiniz? Her iki durumda da, fotografçıyı kısıtlayan, yahut kısıtlaması gereken şeyler nelerdir? Fotografçı nelere özen göstermelidir?



Fotoğraf çekerken dikkat edilmesi gereken kurallar olarak çekim tekniği, doğru pozlama, netlik, kadraj gibi teknik konular ile kompozisyon, renk gibi estetik konular ilk akla gelen konulardır. Oysa ki, çekim sırasında sorgulanması gereken bir önemli konu da; tespit edilmiş olan fotoğrafın yasal olup, olmadığıdır.



Misal olarak, askeri bölgelerde güvenlik sebebiyle fotoğraf çekimi yasaktır. Toplantılarda ve yürüyüşlerde genel olarak fotoğraf çekilebilir. Ancak kişilik haklarına saldırı mahiyeti taşıyan bir fotoğraf ya da fotoğraf altı yazısı hukuken korunamaz. İzinsiz fotoğraf çekmek, sınavda fotoğraf çekmeye benzer. Özellikle, FSEK 86.maddeye dikkat çekmek isterim. FSEK 86.maddesine göre eser mahiyetinde olmasa dahi bir kişinin izni olmadan fotoğrafının çekilemeyeceğini düzenlemiştir. Aksi halde BK 49 ve TCK 197 ve 199. maddeleri uygulanacaktır. Ayrıca özel hayatın gizliliği gibi önemli konularda TCK’da birçok hüküm bulunmaktadır.



Teleobjektif ile çekilen portre çekimlerinde net alan derinliğinin düşük olması ve kişinin haberi olmadığından, en doğal halinin yakalanması sözkonusu olduğundan, etkileyici fotoğraflardır. Ancak, sıradan bir vatandaşı dahi fotoğraflarken izin alınması gerekliliği vardır. Gizli kamera, teleobjektif ve elektronik müdahalelerde, yasa hükümleri ve etik kurallar asla unutulmamalıdır. Misal olarak, fotoğrafın esaslı bir unsuru ile ilgili değilse, kadraj düzenlemesi, başka bir ifade ile crop hoş görülebilir. Ancak fotoğraf birleştirilmesi ile kişilik haklarına ve özel hayata müdahalede bulunursanız kendinizi yargı karşısında bulabilirsiniz.



Fotoğrafçının konu olarak bir mimari eseri ya da sanat eserini seçmiş olmasında da, o eserlerin de FSEK kapsamında korunduğunu unutmamak gerekir. Her somut olayda fotoğraflanan kişi ya da nesnenin hukuki boyutu değerlendirilmelidir.



Eser sahibi telif hakkı olarak belirleyeceği bedel ile ilgili olarak hangi hususları dikkate almalı, bu bedel için belirlenmiş bir alt veya üst limit var mıdır?



Pozlama, netlik, kadraj gibi teknik konular ile kompozisyon, renk gibi estetik konular incelenerek kompozisyon ve konu değerlendirilmesi de yapılarak serbest piyasada taraflar fotoğraflarının mali boyutunu tespit ederler. Burada bir sınırlama yoktur ve konuyu arz – talep dengesi olarak düşünmek gerekir.



1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 27. maddesi uyarınca herkes vücuda getirdiği her türlü bilim, edebiyat ve sanat eserlerinden doğan manevi ve parayla ölçülebilir menfaatlerinin korunmasını isteme hakkına sahiptir.



Fotoğraf eseri sahibinin yazılı izni olmadan kullanılırsa FSEK 68.maddeye göre rayiç bedelin üç katı tutarında tazminat talep edilebilir. Burada rayiç bedel takdir edilirken varsayımsal sözleşme bedeli dikkate alınır. Yani, fotoğrafı çeken kişi kendi rızası ile fotoğrafı o çalışmada mesela bir takvimde kullanılmasına izin vermiş olsa ve bu konuda bir sözleşme yapmış olsa idi, sözleşme bedeli ne olurdu? İşte bu kıstasa göre telif tazminatı hesabı yapılmaktadır.



Son dönemlerde yaşanan bazı hukuki problemler fotografçıların insan fotografı çekerken iki kez düşünmelerine veya geri adım atmalarına yol açtı. İnternette de çeşitli sözleşmeler dolaşmakta. Bu sözleşmelerden kimini siz de incelemişsinizdir muhakkak. Sözünü ettiğimiz türden sözleşmelerin sağlam temelleri olduğu söylenebilir mi? Eksikleri varsa nelerdir? Sakıncalı yönleri varsa nelerdir? Nasıl bir model sözleşmesi yapılmalı. Önereceğiniz bir model sözleşmesi varsa, bizimle ve fotograf kamuoyuyla paylaşır mısınız?



Özellikle sözleşmelerin internetten indirilip, kullanılmasına karşıyım. Çünkü çoğu tercüme sözleşmeler ve Türk Hukuku’na uymadığı için ileride ciddi sıkıntılar yaratabilir. Arşivimde lisans ya da model sözleşmeleri de dahil fotoğrafla ilgili birçok sözleşme bulunmakta, ancak her somut olayda olayın özelliliğine uygun sözleşme yapılması gerekir. Bu durum, bir doktorun hastayı görmeden ilaç yazmasına benzer. Uzmanlardan görüş alınması çok önemli.



Avrupa’yı, Amerika’yı, Japonya’yı yahut Dünyanın başka yerlerini dikkate aldığımızda sanatta veya özel olarak fotografta “telif” – “etik” konularında hangi noktadayız? Başkaları (bizden daha çağdaş veya daha geride olanlar bakımından) nerede, biz neredeyiz? Bulunmamız gereken yere olan mesafemiz dikkate alındığında, neredeyiz? Daha ne kadar yol almamız gerek? Ne gibi hukuki düzenlemelere ihtiyacımız var? Mentalite olarak durumumuz nedir? Aşılması gereken merhaleler nelerdir? Lütfen hem hukuki bağlamda, hem de fotografçı olarak yaklaşımlarımız bağlamında bir durum değerlendirmesi yapıp, eksiklerimiz nasıl tamamlayabileceğimize ve hatalarımızı nasıl düzeltebileceğimize ilişkin görüşlerinizi paylaşır mısınız?



Kanadalı Portre fotoğrafçısı Napoleon Sarony fotoğrafçılığın telif hakkı gerektiren yaratıcı bir eylem olarak kabul edilmesi için ilk yasal savaşı başlatan kişidir. Çekmiş olduğu fotoğraf için 1884 yılında 12.000 ABD Doları tazminat alarak emsal teşkil etmiştir. Fikir ve sanat eserlerinin korunması ile ilgili ilk uluslararası metin 1886 yılında İsviçre’nin Bern kentinde imzalanmıştır.



Fotoğraf sanatı yönünden dünyaya baktığımızda, misal olarak Fransa’da sanat daha ön planda iken, Almanya’da daha çok fotoğrafın telif hakkı ön plandadır. Yani, her ülkenin kültür ve sanatsal yönü ile şekillenen bir tarihi vardır. Ülkemizde fikri hukukun gelişimi batıdaki gelişmeye benzer bir seyir izlemiş, ancak zaman itibariyle geç kalınmıştır. Bunun nedeni ise basım sanatı icrasının batıdan yaklaşık 300 yıllık bir gecikme ile kabul edilmesidir. Ülkemizde ilk matbaayı 1727 yılında İbrahim Müteferrika kurmuştur. İbrahim Müteferrika aslen Macar asıllı olup, sonradan müslüman olmuş, Osmanlı Devletinde çeşitli kademelerde önemli hizmetlerde bulunmuştur.



Günümüze dönecek olursak; özellikle son zamanlarda dijital fotoğrafçılığın gelişmesi, her eve bir fotoğraf makinesinin girmesi ve fotoğrafa ilginin artması ile fotoğraf bir ivme kazanmıştır. Bu konuda fotoğraf sanatı ile ilgili çalışan dernek ve kurumların da hakkını vermek lazım. Ülkemizdeki mevzuata baktığımızda ise fotoğrafın sanat olarak kabul edildiğini ve korunduğunu görüyoruz. Yasalarımıza göre, fotoğrafdan fotoğraf sanatçısının hayatı boyunca ve ölümünden sonra da 70 yıl boyunca mali yönden kazanç elde etmesi mümkündür. Bir hukukçu ve fotoğrafçı gözü ile yasalarımızda fotoğrafın ciddi anlamda korunduğunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim. Peki, sorun nerede? Sorun henüz fotoğrafçıların haklarını bilmemelerinde ve haklarını aramamalarında. Fotoğraf konusunda ihtilaflar ve ihlaller çok fazla, ancak mahkemelere baktığımızda çok azının mahkemelere yansıdığını, genelde sineye çekildiğini görüyoruz. Bu durum tabir-i caizse fotoğraf hırsızlığını teşvik ettiği için kabul edilemez. Dükkânını bir yangında kaybedene kadar çalışmış 40 yıllık esnaf babamın bizlere zaman zaman hatırlattığı bir söz var; “Gezen çakal, yatan kurttan daha iyidir”. Toplum olarak daha fazla çalışmaya, üretmeye, eğitime ihtiyacımız var. Gerçek bir fotoğraf sanatçısı, siyaseti de takip edecek, ekonomiyi de. Ayrıca, yasaları da özümsemiş olacak. İlla ki üniversite mezunu olunması şart değil. Ancak çok okuyan, çok düşünen ve çok gözlemleyen bir kişi iyi bir fotoğraf üretebilir.



Çoğunlukla aklımıza telif konusu gelir de, etik konusu daha fazla entelektüel bir alanmış gibi düşünülür. Oysa telif adıyla hukuki bir alt yapının oluşmasına neden olan da önemli ölçüde etik tartışmalarıdır. Bize bu konudaki görüşlerinizi açıklayabilir misiniz?



Fotoğrafın her alanında etik kurallar vardır ve tartışılmalıdır. Ben sunumlarımda özellikle bu kuralları tartışmaya açıyorum. Çektiği mantar fotoğrafının başkası tarafından çekilmemesi için üzerine basan kişiye doğa fotoğrafçısı denemez. Kuşların göç yollarını tehdit eden ya da yuva fotoğrafları çeken kişiye de kuş fotoğrafçısı denmesi zordur. Teleobjektifle ya da gizli kamera ile çalışan kişiye portre fotoğrafçısı denebilir mi? Amerika’da gökdelen tepelerine yuva yapan ve hayatını orada geçiren yırtıcı kuşların fotoğrafları hakkında dahi haklı olarak etik tartışmalar yapılmaktadır. Yarı evcilleşmiş aslanların fotoğraflarında gönül rahatlığı ile yaban hayatı fotoğrafıdır diyebilir miyiz? Sadece fotoğraf çekiminin değil, dijital manipülasyonların da kanunlara ve etik kurallara uygun olması gerektiği unutulmamalıdır. Misal olarak karısını öldürmekten yargılanan sporcu O. J. Simpson’un fotoğrafını mevcut ten renginden daha koyu bastığı için Time Dergisi ırkçılıkla suçlanmıştır.



Gazeteci Kevin CARTER’a 1994 yılında Pulitzer ödülü kazandırmış olan aç Sudanlı çocuğun içler acısı hali ve arka planda bekleyen akbabadan oluşan fotoğraf karesi, etik kuralların sorgulanması için iyi bir örnektir. Kevin CARTER bir gazeteci sorumluluğu ile bu fotoğrafı tüm dünyaya duyurmuştur. Ancak, gazetecinin o çocuğu neden kurtarmadığı konusundaki vicdan azabı, onu aynı yıl intiharla ölümüne kadar götürmüştür. Her şeyde olduğu gibi fotoğrafta da, etik kuralların sorgulanması gerektiğine inanıyorum.



Themis, Yunan mitolojisinde adalet tanrıçasıdır. Themis’in elindeki “Kılı甝 adaletin verdiği cezaların caydırıcılığını ve gücünü, “Terazi” adaleti ve bunun dengeli bir şekilde dağıtılmasını simgeler. “Kadın” olması bağımsızlığı ifade eder. Ayrıca tanrıçanın gözü bağlıdır, bu da tarafsızlığı ifade eder.



Amatör ya da profesyonel tüm fotoğraf tutkunlarının Themis’i ürkütmeden fotoğraf çekmesi asıl gaye olmalıdır.



Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ediyor, çalışmalarınızda başarılar diliyoruz. Son olarak ne söylemek istersiniz?



Ben teşekkür ediyorum. Dorothea Lange’in çok sevdiğim bir sözü ile sonlandırmak isterim; “Bir kişi yarın sanki kör olacakmışçasına fotoğraf makinesini kullanmalıdır.”




Söyleşi: Ebru TEKEREK ERTUĞ






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Avukat Özlem Bora ile Fotografta Telif ve Etik Konulu SöyleşiAvukat Özlem Bora ile Fotografta Telif ve Etik Konulu SöyleşiAvukat Özlem Bora ile Fotografta Telif ve Etik Konulu SöyleşiAvukat Özlem Bora ile Fotografta Telif ve Etik Konulu Söyleşi

Nehir Ağırseven : Emeğin Silüeti




EMEĞİN SİLÜETİ


Nehir Ağırseven




Artık tek fotoğrafın başarısı tarihe karıştı. Günümüzün çağdaş fotoğrafçıları artık uzun soluklu projeler peşinde koşuyorlar.



Doğru olan da bu değil mi? Fotoğrafçılığın kendisi de uzun soluklu ve disiplinli bir çalışmayı gerektirmiyor mu?



Günümüzün gelişen dijital teknolojisinin sağladığı imkânlara güvenip “iyi fotoğrafçı” olma sevdasına kapılanlar, hasbelkader çektikleri birkaç iyi fotoğrafın havasına ve yine şans eseri kazandıkları bir iki ödülün başarısının arkasına ahkâm kesme dönemi geride kalıyor.


Fotoğrafçılık, disiplinli bir çalışma ve üretim anlayışı ve kalıcı projeler gerektiriyor artık. Projesi olan, güzel bir konseptle bu çalışmasını sunabilenler ön plana çıkıyor.



İşte Nehir Ağırseven böyle bir çalışması ile dikkatleri çekiyor.“Emeğin Silüeti” hoş ve etkili bir seri olarak karşımızda”¦



Nehir Ağırseven, aylardır inşaat inşaat dolaşıyor. Işığı ve çalışma anlarını takip ediyor. Bu iş kolunda çalışan emekçileri diğer yönleriyle değil sadece silüetleriyle fotoğraflıyor. Çektiği fotoğraflar içinden titiz bir seçim ve işleme ile oluşturduğu çalışmaları benzer bir kurgu içindeve insanın gözünü okşayan bir anlayışla bizlerle buluşturuyor.



Bir emekçinin iş anındaki silüetlerinin nasıl da şematik bir etkiyle estetik ve şık görüntülere dönüşebileceğinin ders niteliğindeki örneklerini de veriyor bu arada bizlere.



İnşaatların onlarca kargaşasının içinde yakaladığı silüetleri titiz bir ayıklama ile gökyüzü ile bütünleştirip olağanüstü sadeleştirme örnekleri ile seyri keyif veren asılası fotoğraflara dönüştürüyor.



Hem hayatın içinden emeğin önemini vurgulayan ve hem de bunları fotografik bilgi ve anlayışla olağanüstü biçimsel ve renksel bütünlük içinde bize aktaran Nehir Ağırseven, işte seri çalışmaların insanı bıktırmadan daha da keyifli izlemelere dönüştürmesinin başarılı örneğini de gözlerimizin önüne sermeyi başarıyor.



Son dönem fotoğrafçılardan olmasına rağmen sabırla öğrenmeye ve kendini aşmaya çalışan Nehir Ağırseven, titiz kompozisyonları ve güçlü tekniği ile uzun soluklu başarının da müjdesini de veriyor.



Nehir Ağırseven’in burada sadece bir kısmını verdiğimiz “Emeğin Silüeti” projesinin önemli sergilere dönüşerek ses getirici bir çalışma olarak fotoğraf arenası içindeki yerini sağlamlaştıracağına inanıyorum.



Enver ŞENGÜL





















Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Nehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin Silüeti

Mustafa Karakaya : Göçkuşağı




Merhaba,


Montajı üzerinde çalışırken görüştüğümüz Nevin’in “Aşka Boyandım” klibini tamamlamışsınız. Çekimler nasıl geçti?



Kapadokya, her mevsim fotoğraf ve sinema ile ilgilenenlere güzel pozlar verir aslında. Fakat hala gereken özenin gösterilmemesinden şikayetçiyim desem yalan olmaz. Eğer bu eşsiz doğal film platosu kendi haline terk edilirse, buralarda belki de yapay platolar kurulması kaçınılmaz olacak. Çok iç karartıcı bir giriş oldu herhalde ama maalesef birilerinin dikkatini çekmek gerekiyor. Yakın zamanda Türkiye’de dört ilde sinema ve film komisyonları kurulacak. Artık bu sektör de kurumsallaşma yoluna girdi diyebiliriz.





Nevin’in klip çalışmasına az da olsa değinecek olursak; herkesin bildiği peribacaları ile iç içe bir çekimden kaçındım doğrusu. Kapadokya bölgesinin sinema, dizi sektöründe ve medyada sık sık yer bulduğu peribacaları dışında en az onlar kadar değerli bulduğum taş evleri var. Klibin ana sahneleri de işte böyle bir evde geçiyor. Daha çok görselliğin ön plana çıktığı klibin ana temasını, ilahi aşkı arayan bir kişinin feryatları oluşturuyor. Bu arada klibin Power Turk müzik kanalında yayınlandığını da belirtmek istiyorum




“Herkes sinema yapabilsin, bu iş sinemacıların elinden alınsın” diyorsunuz. Nasıl olacak bu?



Öncelikle sinema ve telif hakları genel müdürlüğü, zaten piyasada tanınmış ve ilk filmlerini çekebilmiş yönetmenlere değil de bir şeyleri başarmış fakat ilk filmlerini bir türlü çekemeyen yönetmen adaylarının elinden tutarak olabilir. Yani bu iş birilerinin tekelinden artık çıkmalı. Ben ‘herkesin söyleyeceği bir söz vardır’ diye düşünüyorum. Kimi bunu bale yaparak dile getirir, kimisi de heykel. Fakat söyleyeceği sözü olanların elinden mutlaka tutulmalı…



Yerinde duramayan ve mevcut hal ile yetinmeyen bir kişiliğiniz var. Bundan sonraki hedefiniz nedir; uzun metraj bir çalışma mı?



Sınırlarımı aşmak istiyorum. Devamlı düşünce halindeyim. Üretmek, artık yaşam felsefem haline geldi. Bağımsız çalıştığım için projelerimin tüm aşamalarında ister istemez yer alıyorum. Bir yönetmen sadece oyunla ilgilenir. Eğer oyuncunu o gün sete gelip gelemeyeceğini düşünürse konsantrasyonu bozulabilir. Buraya nereden geldim? 24 nisanda ilk uzun metraj sinema filminin ilk iki sahnesini çektim. O gün sabah saatlerinde filmde kullanacağım otobüsün çalışıp çalışmadığını kontrol ettim. Otobüsün konaklayacağı benzin istasyonunun sahibi ile görüşmeye gittim. Kafam kazan gibi, patlamak üzereydi. Bir yandan çekim senaryosunu yetiştirmem gerekiyordu. Çabuk yaşlanacağım galiba…




Fotoğraf bir yönetmen olarak size neler kattı?



1999 yılında Marmara Üniversitesinde sinema eğitimime başlarken, hocalarımız bir slr fotoğraf makinesi almamızı istediler. Belli sayıda fotoğraf karelerinden bir olay örgüsü anlatmak sinema ve fotoğrafı buluşturmamı sağladı. O zamanlar dia çekiyorduk. Filmli fotoğraf makinelerinin bitişine ve dijitalin her şeye bir anda hakim oluşuna tanık oldum. O geçiş döneminde okul sürecimi tamamladım. Bir saniyelik film görüntüsünün oluşması için 24 kare fotoğraf çekmemiz gerektiğini söylemek biraz klişe olacak ama fotoğrafın her şeyin temeli olduğunu anlamak için bunu söylemeden geçmemem gerekiyor heralde. Fotoğraf, bana videonun o sınırsız imkanlarını ‘har vurup harman savurmamam’ gerektiğinin öğretti. Beni gereksiz uzayan planlardan korudu diyebilirim. Anlatmam gereken olayı ya da olguyu fotoğraf sadeliğinde anlattırdı bana.




Belgesel daha çok ilginizi çekiyor diyebilir miyiz? Canlandırma belgesel ne demek? Seyircinin daha çok merakını ve alakasını çeken bir tür diyebilir miyiz?



Türkiye’de bu ayrımı genel anlamda maddi imkansızlıklar belirliyor. Fakat Avrupa ve özellikle Amerika’da kısa film ve belgesel için Türkiye şartlarında bir uzun metraj sinema filmi kadar bütçe ayrıldığına şahit oluyorum bazen. Bu da can sıkıcı bir durum. Mübadele ile ilgili bir dönem filmi yapamadığım için belgesele 1920’lerde geçen bir sahne serpiştirdim. Bu da filmi, belgesel ve kurmacanın birleştiği ‘doküdrama’ denilen bir alt türe oturttu. Tabi belgesel sinema bir yerden sonra tekdüzeliğe düşebiliyor ve seyirciyi kaybetme ve anlatmak istediğinizi aktaramama gibi sorunlarla karşılaşıyorsunuz. Bu olumsuzluğu farklı yöntemler kullanarak giderebilirsiniz. Ben canlandırma belgeseli seçtim; festival ve yarışmalarda, filmden sonra jüri üyeleri ve seyircilerle yaptığım sohbetlerde de bu yöntemin belgesel sinemada daha çok kullanılması gerektiği sonucuna vardım.




Göçkuşağı’nı çekmek zihninizde nasıl oluştu ve nasıl hayata geçirdiniz?



2008 yılında, doğduğum şehirden, 1924 yılında zorunlu göç nedeni ile Yunanistan’a giden rumların torunlarının yaşadığı, Selanik’in ilçe belediyesi olan Neapoli Belediye Başkanının daveti ile başladı her şey. Balkan festivaline gittik. Dört kişilik Türk kafile, otobüsün geri kalanı ise atalarının topraklarını ziyarete gelmiş Yunanlılar. Meriçi geçerken çok heyecanlıydım. Detaylara girmek istemiyorum anlatacak çok şey var aslında. 1924 yılında Konya Sille’den göç etmiş (o zamanlar yedi yaşında) Anastasi Leptidu ile evinde sohbetimiz projenin başlama noktasıdır diyebilirim. O günleri ve yaşananları onun ağzından dinledikten sonra mübadelenin öteki yüzünü oluşturan Türkler hakkında bir araştırma yapmaya karar verdim. Türkiye’ye döndükten hemen sonra birinci kuşak Türk mübadilleri bulmak üzere, neredeyse Nevşehir ve Niğde’de gitmediğim köy ve kasaba kalmadı. İnsanlardan genelde duyduklarım ‘keşke beş sene önce gelebilseydin’ oldu. Artık birinci kuşak mübadil bulmak neredeyse imkansız gibiydi. Bulduklarımdan bazılarının kulağı işitmiyordu, bazıları ise hafızasını tamamen yitirmişti. Röportaj yapabileceğim beş kişiyi belirledim ve sonra çekim aşaması. Burada bize sonsuz yardımlarda bulunan rehberimiz ve dostumuz Dimitri’nin adını anmadan geçmek istemiyorum.



Çekimleri nerelerde yaptınız?



Röportajları Nevşehir ve Niğde’nin kasaba ve köylerinde yaptık. Canlandırma çekimlerini ise Nevşehir Ürgüp’e bağlı Mustafapaşa kasabasında gerçekleştirdik.




Belgeseldeki küçük oyuncu kimdir? Nasıl çalıştınız birlikte?



Sezen, oyunculuk konusunda hiç bir deneyimi olmayan, fakat ne istediysek harfiyen yerine getirebilen bir çocuk. Adeta büyümüş de küçülmüş bir havası var. Çok fazla gülmüyor diğer çocuklar gibi çocuksu bir duruşu yok. Yüzündeki ifadeden çok etkilendim. Beni çok fazla yormadı ayrıca. Bir kaç deneme çekiminden sonra sette hiç yabancılık çekmedi. Tabi burada ailesi ve abisi Ahmet’in destekleri yadsınamaz.




Filmler için müzik biraz sıkıntılı olabiliyor. Bu konuyu nasıl seçiyor ve çözüyorsunuz? Amatör müzik yapan gruplara bu konuda iletmek istedikleriniz olabilir mi?



Kısa film ve belgesel yapmaya çalışanların karşısına çıkan en büyük problemlerden birisi müziktir. Eğer filme özgün bir müzik yapmak isterseniz, hele bunun içerisinde bir de akustik kayıtlar varsa işler giderek zorlaşacak demektir. Kısa film ve belgesel alanında çalışan arkadaşların genelde maddi sıkıntıları vardır. Bu yüzden profesyonel bir stüdyoya girip kayıt yapmak da öyle her babayiğidin harcı değildir.



Akustik kayıt yapma taraftarıyım. Nitekim ‘Göçkuşağı’nda da bu böyle oldu. Klarinet, ud, mısır darbuka, keman, bağlama kayıtlarını akustik aldık. Tabi zaman zaman elektronik çözümlerden de faydalandık. Bu konuda hemen hemen bütün projelerimde benimle birlikte kafa yoran, filmlerimin müzik direktörlüğünü yapan Fuat kardeşime teşekkür etmeden geçmeyi düşünmüyorum. Müzik ve özellikle alt yapı konusunda doğuştan yetenekli.



Ben kısa film ve sinema yapmaya çalışanların müzikle ilgilenmesinin, onlara çok şey katacağını düşünüyorum. Diğer alanlarda (edebiyat, resim, fotoğraf v.s.) olduğu kadar müzik kulağının olması bir yönetmene elbette çok yardımcı olacaktır. Nitekim Nezih Ünen ‘Anadolu’nun Kayıp Şarkıları’nda’ olduğu gibi.



Eğer filme çok uygun düşen bir müzik keşfi yapılmışsa, kesinlikle müziğin sahibi ile iletişime geçilmeli. Üzerinde çalıştığım İran belgeseli için araştırma yaparken Debhka Fantasia adlı grubun bir parçasının filmin atmosferine çok uygun olduğunu fark ettim. Mail aracılığı ile iletişim kurdum. Müziği kullanmak konusunda izin aldım. Onlarda bana filmin ticari olup olmadığını sordular. Sonunda izni aldım. Bunun gibi alternatifler değerlendirilebilir.




Nevşehir’de olmak ve oradan bu çalışmaları yapmak, dışarıya açılmak zor oluyor mu?



64. Cannes Film Festivali’nde, görüntü yönetmenliğini üstlendiğim 18 dk. lık ‘OYUN’ adlı kısa film diğer beş kısa filmle birlikte yarışacak. Olaya buradan baktığımızda kişinin bulunduğu mekanın bir yere kadar önemli olduğunu bir yerden sonra yaratıcılığın kişinin kendisine kaldığını anlayabiliriz. Açıkçası İstanbul’da kaldığım on seneden sonra projelerime daha çok vakit ayırabildiğimi düşünüyorum. Bunun yanında kısa film, belgesel ve sinema sektörü, TV sektörü gibi (en azından) çabuk tüketilebilen bir sektör değil. Sürümü olmayan bir mecra. Bu yüzden projelerin olgunlaşma aşamasında kafanın dingin olması bence en önemli noktalardan birisi. Kapadokya, bu anlamda benim için çok önemli. Bir diğeri, artık mesafeler çok kısaldı. Nevşehir’den İstanbul’a sabah gidip akşam yemeğine tekrar geri dönebiliyorum.



Göçkuşağı için en çok ses getiren ve başarılar elde eden çalışmanız diyebiliriz belki de? Gösterimlere katıldınız mı? Nasıldı seyirci tepkisi ve size gelen yansımaları?



Film 4. Boston Türk Filmleri Festivali’nde gösterildi. Ardından Türkiye’de çeşitli ödüller aldı ve festivallere katıldı. JCI İstanbul Crossroads 4. Uluslararası kısa film festivalinde 1. oldu. Daha sonra Ankara’da düzenlenen 2. Rofife Kısa film festivalinde 1.lik aldı. Bunlar dışında da çeşitli dereceleri var. 12. Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali belgeselin en çok izleyici ile buluştuğu festivaldi. Çünkü en çok geri dönüşü bu festivalden sonra aldım. Göçkuşağı, bir yandan tüm dünya milletlerini ilgilendiriyor, daha dar kapsamda bakarsanız Rumları ve Türkleri ilgilendiriyor. Görünen öykü, Türklerin ve Rumların öyküsü gibi görünsede alt metinde vatanından koparılan ve zorla göçe tabi tutulan insanların hikayesi bu bir yerde. Hiç adil olmayan bir durum. Gösterimlerden sonra benim gibi düşünen insanlarla tanıştım ve bana belgeselin samimi olduğunu söylediler. Hatta belgeseldeki birinci kuşak mübadillerle birlikte seyircilerden, duygu yoğunluğu yaşayıp ağlayanlar bile olmuş.



http://www.facebook.com/video/video.php?v=1165539495934&comments


http://www.facebook.com/video/video.php?v=1167491544734&comments



http://www.facebook.com/video/video.php?v=1169413912792&comments





www.mustafakarakaya.net




Röportaj: Levent YILDIZ






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Mustafa Karakaya : GöçkuşağıMustafa Karakaya : GöçkuşağıMustafa Karakaya : GöçkuşağıMustafa Karakaya : GöçkuşağıMustafa Karakaya : GöçkuşağıMustafa Karakaya : GöçkuşağıMustafa Karakaya : GöçkuşağıMustafa Karakaya : GöçkuşağıMustafa Karakaya : Göçkuşağı

Damla Yedisan : Samatya




Ψαμάθεια, Psamatya, Samatya


Yazı: Onur Doğan


Fotoğraflar: Damla Yedisan




İstanbul’un Bizans’ı en iyi hatırlayan ve hatırlatan semti Samatya. Bir köşesine kıvrılmış, kaderine boyun eğen dar bir sokak; İçkalpakçı Çıkmazı. Bir tarafta dizilmiş iki-üç katlı eski evler, bir tarafta surlar, bir diğer tarafta da demiryolunu ayıran istinat duvarı.



Buranın tarihi, göçlerin tarihi aslında. Kim bilir kimler gelip kimler gitmiştir yüzyıllardır ama, son 60 yıla bakmak bile yetiyor göç acısını hissetmeye.



Önce 6-7 Eylül olayları vuruyor semti… Hala Rum ve Ermeni izlerini görmek mümkün ya evlerde, kendilerini görmek neredeyse imkânsız. O korkunç geceden sonra sürgün oluyor, evleriyle, dükkânlarıyla, kiliseleriyle beraber hatıralarını da bırakıp gidiyor gayrimüslimler. İstemeye istemeye…



Ama İstanbul bu, neresi boş kalmış ki burası kalsın? Bu sefer de doğudan; Mardin’den, Malatya’dan, Bitlis’ten, Diyarbakır’dan iş bulurum diye düşleyenler, köyü boşaltılanlar, hatıralarını ayrıldıkları yerde bırakıp, dolduruyor sokağı. Ama hemen hepsi memleketinin özlemini duyuyor. Onlar da sürgün ediliyor aslında, hayat koşulları tarafından. İstemeye istemeye yerleşiyorlar Samatya’ya.



Ama yine de, iyi kötü sürüyor burada hayat. İstanbul’un “fazla gelişmiş” karmaşasından uzak, herkesin birbirini tanıdığı, sokaklarda çocukların beraber oynadığı, bisiklete bindiği, kedilerin araba altında kalma korkusu olmadan özgürce gezindiği bir yer Samatya”¦ İşsizlik gırla, gelir seviyesi çok düşük ama çabalıyor insanlar tutunmak için. Pek çoğu İstanbul’da kalmak zorunda olduğundan, burada yaşamaktan memnunlar. Burası onların evi artık. Ama sürgün yine yaklaşıyor…



Kentsel Dönüşüm adı altında gerçekleşen tahribat ve yıkımdan, tarihi doku kadar insanlar da nasibini alıyor. Samatya da “listeye alınmış” durumda, bekliyor”¦ Üstelik bu sefer, o büyük geçmişten ne var ne yoksa süpürülecek gibi görünüyor.
























Damla YEDİSAN Hakkında



1986 yılında İstanbul’da doğdu. 2009’da İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Sinema-Televizyon bölümünden mezun oldu. 2009-2010 arasında Galata Fotoğrafhanesi’nde belgesel fotoğraf eğitimi aldı. Çeşitli işleri karma sergilerde yer buldu. Dizilerde set fotoğrafçılığı yaptı. Şu sıralar ise freelance fotoğrafçılıkla uğraşıyor.



damla.yedisan@gmail.com


Damla Yedisan






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Damla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : Samatya