Aylık arşivler: Mart 2011

Fimlerdeki Fotoğraflar, Söyleşi, 22 Nisan 2011 Akbank Sanat



“Filmlerdeki Fotoğraflar”


Park Chan Wook Filmleri



Söyleşi 22 Nisan 2011


CumaSaat: 19.00


Akbank Sanat



Hazırlayanlar: Yalçın Savuran – Neşet Kutluğ



Filmlerdeki akan görüntülerden kopartılmış durağan kareler, dondurulmuş anlar… Bu anların konuklarla tekrar okuma girişimleri, fotografik görüntülerin belleğimizdeki izleri…Görüntüdeki gizlenmişleri açığa çıkarma çabaları… Metinler arası yolculuk…Ünlü Yönetmen Park Chan Wook filmlerinin fotoğraf kareleri üzerinden okumaların yapılacağı etkinlikte, fotoğrafçı Yalçın Savuran ve çevirmen-fotoğrafçı Neşet Kutluğ fotoğraf-sinema ilişkisi üzerine bir söylem oluşturmak üzere bir araya geliyor.



İfsak’ın katkılarıyla.



Etkinlik Ücretsizdir.

Fimlerdeki Fotoğraflar, Söyleşi, 22 Nisan 2011 Akbank Sanat

AFSAD Sanat Tarihi Seminerleri Başlıyor



AFSAD SANAT TARİHİ SEMİNERLERİ BAŞLIYOR




AFSAD – Sanat Tarihi ileri Eğitim Seminerleri



Sanat tarihi disiplini, gorsel sanatlarin ana kaynagi oldugu gibi, bir cok farkli sanat dalini da icerisinde barindirmaktadir. Sadece resim, mimari ve heykel degil, fotograf da bu disiplinin icerisinde yer almaktadir.



Sanat Tarihi seminerlerinde, temel fotograf egitiminin yani sira, buna destek olarak sanat tarihinin verecegi estetik ve sanatsal bakis acisi ile katilimcilarin fotografik gorusune katki yapacak ve genel sanat tarihi hakkinda fikir sahibi olunmasini saglayacaktir.



Sanat tarihi seminerleri; ilkel Donem, Magara Sanati, Misir, Yunan, Roma Uygarligi, Hiristiyan ve Islam Sanati, Gotik Sanat, Ronesans Donemi ve Sanati, Barok Sanat, Neo-Klasisizm, Romantizm, izlenimcilik, Post-izlenimcilik, Disavurumculuk, Kubizm, Futurizm, Konstruktivizm ve Soyut Sanat, Dada ve Surrealizm, Soyut-Disavurumculuk ve 1950lerin Modern Sanat Akimlarini ( Pop-Art, Land Art vs…) kapsamaktadir…



NOT:


*Seminerlere kayit olmak isteyenler, AFSAD sekreterliğine ( 0-312-417 21 15) isimlerini yazdırabilirler.


* *Sanat tarihine ilgi duyan herkes (AFSAD uyesi olanlar veya olmayanlar) seminerlere katilabilir.


***Gokhan Bulut Soyut Fotograf Atolyesine katilacak olanlarin sanat tarihi seminerlerine katilmasi mecburidir.


****Seminerler hakkinda detayli bilgi almak isteyenler elifvargi @ gmail. com adresine mail atabilirler.



Seminer Programi



1.AY


1.DERS = Ilkel Donemde Sanat, Misir, Yunan Uygarligi ve Sanati – 10 NiSAN 2011 Pazar


2.DERS= Roma Uygarligi ve Sanati, Hristiyan ve Islam Sanati, Gotik Sanat – 17 Nisan 2011 Pazar


23 Nisan 2011 Ulusal Egemenlik ve Cocuk Bayrami AFSAD KAPALI


01 Mayis 2011 AFSAD KAPALI


3.DERS = Ronesans Donemi ve Sanati – 08 MAYIS 2011 PAZAR


4.DERS = Barok Sanat- 15 MAYIS 2011 PAZAR




2.AY


5.DERS = Neo-Klasisizm, Romantizm, Izlenimcilik – 22 MAYIS 2011 PAZAR


6.DERS = Post-Izlenimcilik, Disavurumculuk – 29 MAYIS 2011 PAZAR


7.DERS = Kubizm, Futurizm, Konstruktivizm ve Soyut Sanat- 05 HAZİRAN 2011 PAZAR


8.DERS = Dada ve Surrealizm, Soyut- Disavurumculuk ve 1950’lerin Sanat Akimlari (Pop-Art, Land Art vs…) – 12 HAZİRAN 2011 PAZAR



Onerilen yayinlar


E.GOMBRICH. “Sanatin oykusu”, Remzi Kitabevi, 1999.


LYNTON, Norbert. “Modern Sanatin oykusu”, Remzi Kitabevi, 2004.



Egitmen: Elif VARGI



Hacettepe Universitesi Sanat Tarihi Bolumunden 2007 yilinda mezun oldu. AFSAD Temel fotograf egitimi seminerlerini bitirdikten sonra yine AFSAD Soyut Fotograf Atolyesi’nde sanat tarihi derslerini verdi. Bilkent Universitesi, Iletisim-Tasarim Bolumunde Medya ve Gorsel calismalar uzerine yuksek lisansini tamamladi. Su an Hacettepe Universitesi Sanat Tarihi bolumunde doktora ogrencisidir.



Baslangıç Tarihi : 10 NİSAN 2011 PAZAR



Bitis Tarihi : 12 HAZİRAN 2011 PAZAR



Toplanti Gunu-Saati : 14:30 – 16:30 *



Toplanti Periyodu : Haftada Bir



Ucret : 150,00 TL ( AFSAD üyelerine 112.50 TL)



Seminerlere kayit olmak icin:


AFSAD (Ankara Fotograf Sanatcilari Dernegi) iletisim:


Adres : Bestekar Sokak No: 28/21 Kavaklıdere-ANKARA


Tel: (0.312) 417 21 15


Mobil Tel: (0.533) 738 82 08


Faks: (0.312) 417 21 16




40 Renk Fotoğraf Projesi Kapsamında Kenya ve Tanzanya Turu



40 Renk Fotoğraf Projesi Kapsamında Kenya ve Tanzanya Turu




40 Renk Fotoğraf Projesi kapsamında Koptur firması ile düzenlenecek olan dünyanın en büyük otçul göçünün gerçekleştiği Doğu Afrika’da; safarinin adresi Kenya ve Tanzanya’ya eşsiz bir seyahat programı, fotoğraf turu. Büyük Rift Vadisi’nin ortasında bir kuş cenneti olan Nakuru Gölü Ulusal Parkı’nı; Ağustos-Ekim aylarında dünyanın en büyük otçul hayvan göçünün gerçekleştiği Masai Mara ve Serengeti Ulusal Parkları’nı ve ardından doğa harikası Ngorongoro Krateri’ni görüp Masai halkı ile tanışma imkanı bulabilirsiniz…



40 Renk Fotoğraf Projesi Fikret Atalay, Muammer Yanmaz ve Teoman Cimit tarafından yürütülen bir projedir. Amacı; hızla değişen dünyayı, gezilere katılan fotoğrafçılar aracılığıyla bir nebze olsun belgeleyip gelecek kuşaklara aktarabilmektir. Adı gibi 40 geziden oluşacak bu proje ile dünyanın çok farklı ve renkli kültürleri, fotoğraflar aracılığı ile izleyicileri ile buluşacak.



Projenin ayrıntıları için: www.40renk.net



Gezinin ayrıntıları için:
http://www.dunyaninrenkleri.com/koptr/DR-fotograf.asp





TURUN ÖZELLİKLERİ



Turun bu mevsimde yapılmasının sebebi her yıl Serengeti ovalarından başlayıp Masai Mara’ya ulaşan dünyanın en büyük otçul hayvan göçünün izlenmesidir. Seyahat konforlu 4 çeker arazi aracıyla gerçekleşecek. Araçların tente ile kapatılan tavanları sayesinde ayağa kalkarak çevreyi daha rahat görebilir ve daha kolay fotoğraf çekebilirsiniz.



İki ülke arası geçişler kara sınırında gerçekleştirilecek. Bu turumuz, fotoğraf eğitmeni Muammer Yanmaz’ın eşliğinde ve danışmanlığında, fotoğrafçı Teoman Cimit’in profesyonel rehberliğinde organize edilecek bir 40 Renk seyahatidir.

Kelebekler Sayısı Önsöz




ÖNSÖZ




Değerli okuyucular, Fotoritim daha önce TRAKUŞ ile bir “kuşlar özel sayısı” yapmıştı. Bu kez de TRAKEL ile “kelebekler özel sayısı” yaptı ve sizlerle buluşturuyor. Trakelin kuruluş amacı, misyonu, sadece fotoğraf biriktiren bir site olmanın sınırlarından çıkıp, en azından popüler düzeyde bilimsel verilerin oluşturulduğu, konuşulan, tartışılan, yaşayan, kısacası dinamik bir sanal ortamın sağlanmasıdır.





P. Ossmar / Çokgözlü Anadolu çillisi




Fotoritim’in bu sayısında amacımız doğaseverlere kelebekleri tanıtmak, onların nasıl fotoğraflanacağı konusunda biraz bilgi vermek. Kelebekleri tanıdıkça onların dünyasına ulaşmak, davranışlarını keyifle izlemek ve onları sevmek mümkün olacaktır. Kelebeklerin büyülü dünyasına girdikten sonra onları fotoğraflamanın ne kadar zevkli bir uğraş olduğunu ve zamanı nasıl doldurduğunu fark etmek mümkün olmuyor. Üstelik tam yıllık bir hobi diyeceğim geliyor. Yazın çektiğiniz binlerce karenin kışın sezon bittiğinde elden geçirilmesi, fotoğrafların işlenmesi müthiş keyifli bir uğraş. Üstelik yediden yetmiş yediye herkesin peşinden koşabileceği bir hobi. Sizlere sunmak amacıyla arkadaşlarımız değişik türlerin fotoğraflarını bir araya getirdi.






T. nogelii / Anadolu gelinciği




Burada kelebek gözlemleyen her arkadaşımıza bir yazı için fırsat verme olasılığımız yoktu. Büyük ölçüde trakel ekibi (www.trakel.org) kalemi eline aldı. Umarım bir dahaki sefere daha farklı arkadaşların yazmalarını sağlarız. Bu sayının oluşmasını sağlayan başta Dr. Baybars Sağlamtimur olmak üzere tüm Fotoritim mensuplarına ve yazılarıyla katkıda bulunan arkadaşlarımıza ve siz okuyucularımıza teşekkürlerimizi sunarız.



Serhat TİGREL ve Fatih KÖLELİ






Kelebekler Sayısı ÖnsözKelebekler Sayısı Önsöz

Adem Yağız : Kelebekler




Fotoğraflarla uzun zamandır ilgili olsam da sadece üç yıldır fotoğraf çekiyorum. Önceleri dergilerde, internette gördüğüm fotoğraflara bakmakla yetinirdim ve bu hala severek yaptığım bir şeydir. Bir gün benim de fotoğraf çekebileceğim hiç aklıma gelmezdi.



İlk makinemi aldığımda, zaman içinde daha çok doğa fotoğraflarına yöneldiğimi fark ettim. Güzel manzaralar, şarkı söyleyen kuşlar ve etrafta uçuşan narin kelebekler beni cezbediyordu. Daha sonra ekipman tercihlerimi bu yönde yaptım, makro, tele ve geniş açı objektifler v.s.




Beyaz benekli zıpzıp




Fransız everesi




Çokgözlü maviler




Kırlangıçkuyruk





Kocaeli’nden Hakan Yıldırım beni İzmit’e kelebek fotoğrafı çekmek için davet edinceye kadar bu güzel canlıların üzerinde fazla durmamıştım. Güzel poz veren bir kelebek denk gelirse çekiyordum fakat özellikle kelebek üzerinde yoğunlaşmak aklıma gelmemişti. O günden sonra kelebeklere de kuşlara olduğu kadar ilgi göstermeye başladım, Hakan Yıldırım’la Kocaeli’nin türlerini çıkarma konusunda beraber arazi çalışmalarımız oldu ve 100′ü aşkın tür tespit ettik.



Gebze gibi yoğun sanayi bölgesi olan bir yerde bu kadar kelebek türü olabileceğini hayal bile edemezdim. Denizli Göleti, Ballıkaya Tabiat Parkı ve Eskihisar sık sık ziyaret ettiğim yerler arasında.




Sarıayaklı nimfalis




Karağaç sevbenisi




Cengaver




Güneyli fisto




Ballıkaya Tabiat Parkı, vadi içerisinden akan deresi ve barındırdığı bitkiler sayesinde çeşitli türlere ev sahipliği yapıyor. Buranın en önemli sıkıntısı çok kalabalık olması. Özellikle hafta sonu kalabalık nedeni ile kelebek fotoğrafı çekmek neredeyse imkansız oluyor. Bu nedenle sabah erken saatte gidip öğlen insanlar gelmeye başlayıncaya kadar olan zamanı değerlendirmeye çalışıyorum. Derenin ıslattığı kayalıklar kaygan olduğundan böyle zeminlere uygun ayakkabı giymek ve yürürken çok dikkatli olmak gerekiyor.




Narinorman beyazı




İspanyol kraliçesi




Turuncu süslü kelebek




Sarıantenli zıpzıp




Benekli iparhan





Eskihisar şirin bir sahil köyüdür. Yalova ve Bursa’ya giden feribotların buradan kalması nedeni ile İstanbul, Kocaeli’nde yaşayan herkesin bildiği bir yer. Sahilden yukarılara doğru çıkıldığında zeytin ağaçlarının arasındaki çimenliklerde kelebeklere rastlamak mümkün. Fakat burası da Ballıkaya gibi insan bakımından oldukça yoğun, özellikle piknik yapan insanların geride bıraktıkları çöpler çok rahatsız edici bir görüntüye neden oluyor. Geçtiğimiz yıl jandarma ekiplerinin bölgeyi araçlara kapatması ile bu yoğunluk biraz olsun azaldı.




Bir kelebeğin gözü




Kelebekle salyangoz




Yırtık pırtık




Bahadır




Böğürtlen brentisi




Denizli Göleti, Gebze’nin Denizli köyü yakınında bulunan yapay bir gölettir. Çevresi çimenlik ve ormanlarla çevrilmiştir, göleti besleyen iki dere bulunmaktadır. Yerleşim alanlarına biraz uzak olması nedeni ile Ballıkaya ve Eskihisar kadar kalabalık olmaması arazi çalışmalarının daha rahat yapılmasına elveriyor. Özellikle dere boylarındaki çimenliklerde ender görülen türlerle birlikte çeşitli kelebeklere rastlamak mümkün. Beyaz benekli zıpzıp, Amannisa, Cüce zıpzıp, Böğürtlen brentisi, Karaağaç Sevbenisi gibi türler aklıma gelenlerden bazıları.




Hafta içi geçen yoğun iş temposunun stresini atmak, rahatlamak için hafta sonu kuş ve kelebeklerin peşinde olmak iyi geliyor. Fotoğraf sayesinde insan, daha önce fark edemediği güzelliklerin farkına varabiliyor.




Saygılarımı sunar, tüm fotoğraf severlere bol fotoğraflı günler dilerim.



Adem YAĞIZ






Adem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : Kelebekler

Fatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye Kısmet




DAMONEYE NİYET, CALLİDİCEYE KISMET




2007 Mart ayında rastladığım Osmanlı Ateşi’yle Kelebekler dikkatimi çekmişti, ancak Sevgili Dostum Biyolog Mehmet ÇAKIR ile tanıştıktan sonra Alanya’nın Doğası ile ilgili bazı çalışmalar yapmak ve görsel birikim oluşturma konusunda fikir birliğine vardık. Araziye çıkıp, canlıları, türleri ve çevreyi tanımayı, canlıları kendi doğası içinde korumak ve yaşatmak için bölge bazında kamuoyu yaratmayı kendimize amaç edindik. Her ne kadar fotoğraf bir hobimiz, amatör bir uğraşımız olsa da bu uğraşımızın hissettiğimiz sosyal sorumluluğumuza katkı yapacağına inanıyoruz. Bu çabayla işimizin ve gücümüzün elverdiği ölçüde çevremizdeki Kelebek türlerini tanımak, fotografik kayıt elde edip, bunu kitlelere ulaştırmaya çalışıyoruz.



Alanya’da varlığını bildiğimiz ve peşine düştüğümüz türlerden birisi de şimdilerde Süslü Damone diye anılan Turuncu Süslü Doğu Kelebeği (Antiocharis damone) idi. Bu türün Kargıçayı Vadisi’nde bulunduğunu ve fotoğrafının çekildiğini bildiğimiz için; 2008 yılında iki kez, 2009 yılında 2 kez sefer düzenledik. Ancak garip bir şekilde– o da sadece bir kez- sadece uçarken görme fırsatımız oldu. Neticede 2007 yılından 2010 yılına kadar A. Damone’ yi bir türlü çekemedik.



Kelebek fotoğrafçılarında bir kertik hastalığı vardır. Biz de Süslü Damone denilen bu türün fotoğrafını üç yıldır çekemememin verdiği eziklik ve gerginlikle, 2010 baharında çekme azim ve hevesimizle baharı iple çektik. Nisan başında bölgeye yaptığımız bir iki gezide, yine bu türe rastlamayınca “Tamam, demek ki küresel ısınma nedeniyle bu tür erkenden yükseklere doğru göçüyor, yükseklere bakmak lazım” diye kendimizi kandırıp, daha yükseklerde aramaya karar verdik.



Alanya’nın Doğası Ekibi adına Geyikdağına 23-25 Nisan 2010 tarihinde yapacağımız gezide, Alanya’da çekemediğim A. Damone fotoğrafını 2000-2300 metre yükseklikte çekeceğim konusunda safça bir inanca sahiptim. Nitekim Mehmet Çakır Dostum “Bak eğer, Turuncu Doğu Süslüsü çekersen, sakın Alanya’ ya ayak basma. Kendimi çok kötü hissederim” diye hafif gözdağı da vermeyi ihmal etmemişti.



23 Nisan Sabah erken saatlerde yola çıkarak, Alanya – Kuşyuvası – Gevne Vadisi -Taşkent, Hadim – Dedemköy istikametinden giderek Geyik dağına ulaşabileceğimiz dik ve virajlı toprak yola girdik. Son 400-500 metrede çamur, kar, buz ile mücadele ederek ve umutsuzca denemelerden sonra yüksek yaylaların bulunduğu tepelere ulaştık.



Çamurdan tamamen kurtulduğumuzda yörenin en yüksek tepelerinden birisine çıktığımızı fark ettik. Her yer ayağımızın altında idi. Etrafımızda başı karlı dağlar uzanıp gidiyor, batı ve karşımızda ise tamamen karla kaplı iki büyük dağ kütlesi görüşümüzü kapatıyordu. Batıya doğru yol alıp, karların erimesiyle tamamen bataklık olmuş bir alana ulaştığımızda aracımızı bırakıp, yürüdük. (Aslında çok doğru bir karar verdiğimizi iki gün sonraki dönüşümüzde aynı yerde çamura saplanıp, 7 saate yakın mahsur kaldığımızda anlayacaktık) Uzun bir yürüyüşten sonra, bir tepeyi aşar aşmaz da tüm haşmeti ve karlı zirvesiyle Eğrigöl’ün batısında yükselen Geyik dağı’ nı (2900 metre civarı) karşımızda bulduk. Gölün doğu tarafındaki tepenin üzerine çıkıp, Ters Lalelerin açtığı, tavşanların zıplayarak uzaklaştığı, göl çevresinin kısmen karının eriyip, karların erdiği alanların tamamen yeşil çimenlerle kaplandığı, küçük suyolları ve dereciklerin oluştuğu, ovayı boydan boya S yaparak geçip göle döküldüğü enfes manzarayı izledik. Masmavi bir gökyüzü, yeşil çimenler, yine mavi bir göl, bembeyaz karlarla kaplı kocaman bir dağın verdiği rahatlama; hem beni hem de Yoldaşım olan Cemil’i, deyim yerindeyse tüm dertlerinden arındırıp, sıfır kilometre yaptı. Bir nevi sarhoşluk yaşadık o yüksek dağ başında. Bu arada birçok güzel çiçek türünü fotoğrafladım, Gelengilerin peşinden koştum. Yırtıcı kuşların süzülüp, avlanmasını izledim.





Eğrigöl ve Geyikdağı




Eğrigöl Yaylası ve Geyikdağı




Eğrigöl Yaylası




Eğrigöl ve Çoban Lalesi




Güzel zamanlar çabuk geçermiş, güneş yavaşça batıya doğru eğilmeye başlayınca aklımız başımıza geldi. Gün batmadan toparlanıp, aracımıza ulaşmamız gerekirdi. Çünkü araçtan çıkarken havanın güneşli ve sıcak olmasına aldanıp, kalın giysilerimizi yanımıza almamıştık.



Dönüşe geçtikten sonra Yol Arkadaşım Cemil aniden “ Bak Fatih, Bir Kelebek uçuyor. Sen seversin Kelebekleri” diye yerden 70-80 cm yüksekten uçan beyazımsı bir kelebeği işaret etti. Aslında sabahtan beri ummama rağmen, hiçbir kelebeğe rastlamamıştım. Uçan bireyi görünce, rengine aldanıp “ Sanırım beyaz meleklerden biri. Sahilde fazlasıyla var” dedim. Ancak gerek Kelebeğin uçuş şekli, gerek yükselti ve gerekse bitki örtüsünün zayıflığı Beni şüpheye düşürdü. Biraz daha bakınca bunu bir dişi Yeni Benekli Melek olduğuna kanaat getirip, izlemeye devam ettim. Yaklaşık 10 metre ileri gidip asfalt zemine konuyor, biz yaklaşınca kalkıp, yine 10-15 metre ileride yeniden asfalt zemine konuyordu. Yaklaşık 100 metre boyunca böyle devam edince, tipik bir davranış olarak asfaltın sıcaklığından dolayı asfalt zemine konduğunu, vücudunu ısıttığını ve kanatlarını açıp güneşlendiğini tahmin ettim. Birkaç denemeden sonra sürünerek yaklaşmayı ve birkaç tane kanat üstü fotoğrafı çekmeyi başardım. Biraz daha yakından ve dik açıdan kanat üstünü çekmeye çalıştığımda uçup, yolun altındaki küçük vadiye doğru indi.




Dorukların Benekli Meleği




İstediğim gibi bir fotoğraf çekmemiş olmanın kaygısıyla peşine düştüm. Önce bir kayaya kondu, yaklaşınca uçtu. Sonra bir küçük bir kaya kovuğuna girdi. Oradan uzaklaşıp Vadinin daha aşağısına doğru uçtu. Peşinden ben koştum. Yaklaşık yarım saat boyunca o kayadan bu kayaya, o çalıdan bu çalıya, o önde, Ben arkada; o uçtu, Ben koştum. Bu arada Yol Arkadaşım Cemil’in yukarıdan Bizi izleyip, kahkahalarla gülmesi olayı biraz daha garipleştiriyordu. Sonunda yorulup, bir kayaya oturdum. Kendi kendime söylenirken bir metre kadar öteye, bir kayanın güneye bakan yüzüne konduğunu gördüm. İçimden “Ya Benimle dalga geçiyor ya da Beni ödüllendirecek” diye geçirip, bu fırsatı değerlendirmem gerektiğini düşünüyorum. Kelebeklerin ani hareketten ve titreşim yayan kaynaklardan rahatsız olduğu bilinir. Bu nedenle askeri usullere başvurup, yere yatarak, iyice zemine yapışıp, hedef küçülterek konduğu kayaya yaklaşmayı planladım. Mümkün olabilecek en sessiz sürünüşle yaklaşmaya çalışırken, daha 30 cm hareket etmeden yerinden havalandı ve daha alçaktaki bir dal parçasına kondu. Pozisyonum biraz daha kolaylaşmıştı. Güçbelâ 20-25 cm daha sürünüp, kanat altı detaylarını görüntüleyebilecek mesafeye erişince deklanşöre bastım. 5-6 kareden sonra kaçmayınca, sürünüp biraz daha yaklaştım. Böylelikle 8-10 kare daha çekip, tekrar yaklaşmayı denedim.




Dorukların Benekli Meleği




Ancak bu kez kalkıp, bir metre kadar daha uzağa bir kayanın üzerine kondu. Askeri taktiğin işe yaradığının farkındaydım ama göğsüm, karnım ve bacaklarım sürtünmenin etkisiyle yanmaya başlamıştı. Yine de sessizce sürünerek, en uygun konuma yerleştim. Bu şekilde 8-10 kare daha kanat altı fotoğrafı çektim. Daha iyi fotoğraf elde etmeyi umarak makinanın ayarlarını değiştirmeye çalışırken, umulmadık bir hızla havalanıp, karşı yamaçlara doğru gözden kayboldu.




Dorukların Benekli Meleğinin Uçtuğu Vadi




Aracımızın Çamura Saplandığı An




Eğrigöl’ de kamp yaptığım diğer iki gün boyunca ne Süslü Damone’ ye ne de başka bir kelebeğe rastlamadım. Henüz çektiğim türün ne olduğunu bilmediğim için (En azından Yeni Benekli Melek olduğu fikrindeydim) de elim boş dönecek olmaktan dolayı hayal kırıklığına uğramıştım. S. Damone yükseklerde de yoktu. Özgün bir tür çekmiş olabileceğimi de pek düşünmemiştim




Dorukların Benekli Meleği Güneşlenirken




Dorukların Benekli Meleği Beslenirken




Dönüşte, çektiğim türün Pontia callidice olabileceğini fark ettiğimde oldukça heyecanlanmıştım. Tür tanımı Özgür KOÇAK Dostuma gönderdiğim fotoğraflarla türün P. callidice olduğu kesinleşti. Şüphesiz Alanya’nın Doğası Ekibi için bu kaydını aldığımız 120’ye yakın Kelebek arasında önemli bir kayıt idi. Literatürdeki bilgilere rağmen bu tür ilk kez buralarda belgeleniyordu ve Karamandan sonraki kaydının alınması dağılım açısından önemli bir bilgiydi.



Nitekim Temmuz ayı ortalarında Gündoğmuş-Akdağ yamaçlarında 2 birey, Ağustos başlarında Hadim ilçe sınırları içinde, Gevne Çayının kuzey tarafında 2 bireyi uçarken gözlemledik. En güzeli de Ağustos ortasında Alanya Akdağ’ında 3 bireyin uçarken, bir bireyinde beslenirken görülmesiydi. Beslenme anında çok kaliteli olmasa da görsel kayıt alma imkânımız oldu. Genel olarak oldukça hızlı uçabilen, ani manevra yapabilen bir tür. Tahminimize göre sabah erken vakitlerde ve aksam gün batmaya yakın fotoğraflamak olası. Temmuz-Ağustos gözlemlerimden iki nesil ürediğini tahmin ediyorum.




Dorukların Benekli Meleği Beslenirken




Dorukların Benekli Meleği




Dorukların Benekli Meleği




Bizim “Körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz” hikâyemiz böyle. Süslü Damone çekmeyi umarken hiç ummadığım, özgün bir türle karşılaşmak, ekip arkadaşım Mehmet Çakır’ın yorumuyla “ Amma şanslı adamsın yaa …” hali.



Fatih KISA


www.alanyanindogasi.com




NOT: Turuncu Süslü Doğu Kelebeğinin fotoğrafını –istediğimiz gibi olmasa da- 2010 yılı Mayıs ayında Kargıçay vadisinde çektik. Haziran ayı başında da Vadinin üst kısımlarında uçarken gözlemledik.






Fatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye Kısmet

Fatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve Doğa




Kelebek Fotoğrafçılığı ve Doğa




Fotoğraf ve fotoğrafçılık konusunda ülkemizde büyük ilerlemeler olduğunu görüyorum. Filmli makinelere nazaran dijital araçlarla görüntü almak hem kolaylaştı, hem hızlandı, hem de daha ekonomikleşti doğruyu söylemek gerekirse. Kalite ve performans açısından ekonomik makineler bile kabul edilebilir görüntü verebiliyor. Bu durum elbette fotoğraf severlerin çok işine geliyor ve fotoğraf gibi güzel bir hobi tabana yayılıyor; geniş kitleler fotoğrafçılıkla ilgili kursları ziyaret ediyor ve fotoğraf çekerek değişik ortamlarda seyircisiyle paylaşıyor. Bunlar çevremde gördüğüm olumlu gelişmeler.



Fotoğraf yaygınlaştıkça da değişik alanlara yayılıyor, portre, manzara, doğa derken epey bir yere genişliyor. Bunların arasında doğa fotoğrafçılığının da yeri bir başka. Hem fotoğraf, hem doğa… Kelebek fotoğrafçılığının cazibesi de bambaşka. Birincisi göze hoş görünen narin, güzel, estetik canlılar. İkincisi de yaşam döngüleri itibarıyla ilginçler. Yumurta, tırtıl, pupa ve kelebek silsilesi -metamorfoz- bu canlıları model almak için başlı başına bir neden.




Yumurtadan pupaya; müthiş bir dönüşüm.




Bir de insanın temel içgüdüleri arasında avcılık var. Doğa fotoğrafçısı da bir nevi görüntü avcılığı mı yapıyor acaba diye kendime sorduğum, arkadaşlarımla konuyu konuştuğum oluyor. Gerçekten de içgüdü doğrultusunda bir eylem sanki… Bir kuşun, böceğin veya bir sineğin ya da bir kelebeğin görüntüsünü almanın başka ne amacı olabilir ki… Hepsi hareketli, ancak kısa süre poz verir ve kaçar. Modeli kaçırmadan görüntüyü yakalamanın bir macerası -adrenalin tutkusu- herhalde bu doğa fotoğrafçılığı (kaliteli bir kelebek fotoğrafı “nasıl çekilir’i” Tamer’in yazısında bulacaksınız).





Siperde”¦




Tam siperde”¦




P. eurypilos / Gerhard’ın çokgözlüsü



C. acamas / Şeytancık



C. orientalis / Oryantal zıpzıp





C. minimus / Minik kupid




Görüntüyü yakalamakla yetinmeyince işin bu kez de sanatsal yönü ağırlık kazanıp denge unsurunu etkilemeye başlıyor. Birçoğumuza bu da yetmiyor ve değişik türlerin görsel, etkileyici, kaliteli fotoğraflarının çekimi arzulanıyor. Bu noktaya gelindiğinde de işler karışıyor; “bu çektiğim kelebeğin, kuşun, böceğin –her neyse- türü, adı, habitatı, kaç nesil”¦” diyerek sorular uzuyor, konular derinleşiyor.



Derinleşen bu konular arasından bir patika bulup hedefe gitmek, çok emek isteyen bir iş haline geliyor ve artık bilimsel zemine kayıyor. Orjinal makaleleri bulup, değerlendirip sonuca ulaşmak hem alt yapı, hem de deneyim istiyor. Bir fotoğraf sever olarak hobinin bu derece derinleşmesi, derinleştirilmesi elbette kişisel tercih meselesi”¦





E. tages / Paslı zıpzıp



C. galba / Akdeniz mücevheri



Z. cerisyi / Orman fistosu



G. alexis / Karagözlü mavi



P. mniszechii/Step yalancı cadısı



E. belemia / Akdeniz öyklösü




Doğa konusu biraz daha karmaşık. Hele günümüz Türkiye’sinde zenci saçına dönüşmüş durumda. Herkes doğayı koruyor”¦ Ülkemizdeki biyoçeşitlilik dünyayı kıskandırır dersem çok yanlış olmaz. Bu biyoçeşitliliği ebedi muhafaza mümkün olmasa da (termodinamiğin ikinci yasası) uzun süre ayakta tutmanın değişik yöntemleri olsa gerek, ki bunun başında canlının yaşadığı habitatı korumak geliyor. Dikkat edilirse “canlı” diyor sadece kelebekle sınırlamıyorum. Habitatı zarar görmeyen canlı kendi neslini bir türlü devam ettirir; doğa böyle çalışıyor. Ancak, korunması gereken yerlerin iskana açılması, olur olmaz yerden yol geçirilmesi, orman yangınları/talanı, anız yakılması, uçakla ilaçlama, kuş cennetlerinin kurutulması, doğal afetler veya nehirlerin ağzının bağlanması (barajlar), doğaya, örneğin kuş avlayan bir avcıdan çok daha fazla zarar vermekte. Buradan avcıyı, avcılığı onayladığım gibi bir sonuç kesinlikle çıkarılmasın (tam tersine, onları hiç anlamıyorum) ama eğer bir kuşun nesli bir avcının avlamasıyla son buluyorsa o nesil zaten bitmiş demektir”¦





E. alcides / Alsides zıpzıpı



G. astraea / Anadolu karagözlü mavisi




Aynı durum kelebek için de geçerli elbette. Yukarıda saydığım unsurlarla kelebeğin yaşam alanı ortadan kaldırılmış, yerine iri, çirkin bir 15 katlı dikilmiş, yumurtasını bırakacağı, tırtılını besleyeceği, pupasını asacağı bitkilerin yerinde bir yüzme havuzu varsa kelebek için yapacak bir şey kalmamıştır. Önce bu yüzme havuzuna girip, sonra da ben doğayı korurum demek de, apayrı bir doğa koruma yöntemi olsa gerek.




Değerli okuyucular,



doğayı korumanın esası, Einstein’ın “doğadaki tüm yasaların anasıdır” dediği termodinamiğin ikinci yasasında kendisini bulur. Bu yasaya da hepimiz uyar, hepimiz bununla birlikte yaşar ama belki birçoğumuz adını ve işleyişini bilmeyiz. Buna göre doğada her şey sürekli enerjisini kaybeder; yani aşınır, eskir, kullanıldıkça tükenir ve özellikle de fosil enerjiye bağlı olan kullanımda geriye dönüşüm olmaz. Diğer bir ifadeyle, bir yerden yol geçirilmiş, oradaki doğal yapı bozulmuşsa, orayı eski haline getirmek için çok daha fazla alan, başka yerde talan edilir, bozmak için harcanandan çok daha fazlası, yeniden yapmak için harcanır. Sıralı bir deste iskambil kağıdını saçmak için 2 kalori harcanıyorsa, saçılmış kağıtları yerden toplayıp, sıralamak ve eski haline getirmek için 2 kaloriden çok daha fazla enerji gerekir. Kısacası, bu fizik yasası gereği doğa zaten kendiliğinden eskimekte, aşınmakta, doğanın işleyişine her müdahale de bu eskime, aşınma işini hızlandırmakta. Eğer içinde yaşadığın doğanın eskimesini yavaşlatmak istiyorsan (ki durduramazsın!) onun işleyişine mümkün olduğu kadar az müdahale et ki senden sonra gelen nesiller de ondan biraz faydalanabilsin.



İşin özünün bu olduğunu düşünüyor, hepinize saygılarımı sunuyorum.



Fatih KÖLELİ


Mersin






Fatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve Doğa

Hakan Yıldırım : Kelebek Etkisi





KELEBEK ETKİSİ




Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de fırtına kopmasına neden olabilir’ veya bir başka deyişle; ’Bir kelebeğin kanat çırpışıyla rüzgarın yönü değişebilir’. Matematikte kaos kuramını anlatan ve günümüzde hayli popüler olan sözler bunlar. Ancak bendeki kelebek etkisi hayli farklı. Hatta kaos yerine huzur kuramı da diyebiliriz.



Diş hekimi olarak 11. Yılımı doldurmuş ve bu hizmeti kamuda da vermenin yorgunluğu bedenimde ve ruh halimde kendini göstermeye başlamıştı. Her gün yoğun bir stresle baş etmeye çalışırken bunun etkisi çevremde de kendini gösteriyordu. Değiştiğimi, artık daha sinirli ve tahammülsüz olduğumu ailem de dahil pek çok yakınım dile getiriyordu. Bu gerginlik trafikte de birkaç tehlike atlatmama neden olunca bir çıkış yolu aramaya başladım ve fotoğrafla tanıştım.



Tavus Kelebeği – Inachis io / Kocaeli





İlgi alanım birkaç ay içinde doğaya, makroya ardından da kelebeklere doğru değişti. İşte ne olduysa o zaman oldu ve doğada yürümenin, nefes almanın farkına varmaya başladım. Bazen 5-6 saatimi doğada geçiriyor, oturup koca bir kayanın üzerine kuşları dinleyip, kelebekleri izliyor, kelimenin tam anlamıyla rehabilite oluyordum.





Çokgözlü Güzelmavi – Polyommatus bellis




Tabi fotoğrafla uğraşırken sizlerin de gayet iyi bildiği gibi yaptığınız işlerin değerlendirilmesini ve mümkünse beğenilmesini de istiyorsunuz. Bu amaçla fotoğraflarımı bir paylaşım sitesine yüklemeye başlayınca kelebek sevdalısı arkadaşlarımla da tanışmaya ve kelebek fotoğrafında alacak çok yolum olduğunu fark etmeye başladım. Meğer bir sürü insan daha düne kadar hepsini aynı zannettiğim kelebekleri gözlüyor ve fotoğraflıyormuş.



Bu gelişmelerin peşinden ekipman iyileştirme ve türleri tanımak için kaynak edinme zamanı geldi. 100 mm makro lens, Canon 7D, tripot, monopot derken bu işin tek stres yaratan tarafıyla da tanışmış oldum.




İdas Mavisi – Plebeius idas




Rehabilitasyonun en iyi taraflarından biri de içine sıkıştığım çevreden çıkmam ve hastalardan başka şeyler konuştuğum insanlarla tanışmamdı. Dünyada sağlıkçılar ve hastalar dışında da yaşayanlar vardı. Hastalık teşhisi hakkında değil, kelebeğin tür teşhisi hakkında konuşmak çok ama çok daha eğlenceliydi.




Turuncu süslü – Anthocharis cardamines




Kitaplar edinmeye başladım, ilk kitabım tüm kelebek meraklılarının elinde olan Sn. Ahmet Baytaş’ın ‘Türkiye’ nin Kelebekleri‘ kitabıydı. Ardından Collins Butterfly Guide geldi.



Kocaeli ‘de tespit edilmiş ve listelenmiş 79 türü Adem Yağız ve Murat Gençer ile birlikte iki yılda 108’e çıkarmayı başardık. Bu tür amaçlar edinerek bu işten aldığım hazzı daha da arttırıyor ve kertik peşinde daha yeni yerleri keşfetmenin heyecanını yaşıyordum.




Zümrüt – Callophrys rubi




Kelebekleri tanımaya başladıkça farklı türleri görmek için uzak yerlere gitmek zaruret oldu. Kırklareli ve Artvin e kelebek gezileri yaptık. Özellikle Kırklareli de bu işle uğraşan ve müthiş işler başaran harika arkadaşlarla tanıştım. Artvin’de de dizanteri ve Apollo ile.




Apollo – Parnassius apollo / Artvin




Son ve en güzel olanlardan biride Trakel (
http://www.trakel.org ) in kuruluşu ve burada görev almam oldu. Türkiye’nin kuşları ve memelilerinin ardından artık bu altyapı üzerinde Türkiye’nin kelebeklerinin de herkese açık bir sitesi olmuştu.




Sarıbantlı Zıpzıp – Pyrgus sidae / Kırklareli




Çevremdekilere gelince önce deli olduğumu düşünmeye başladılar, zira mesai arasında beyaz önlükle, paçalarını çorabının içine sokmuş beni (keneye karşı) yeşilliklerin arasında yuvarlanıp dururken görüyorlar ve içten içe acıyorlardı.



- Napıyo bu.?


- Kelebek çekiyomuş..?!


- Genç de daha”¦



Sonra fotoğraflarımı ve bendeki değişimi görmeye başladıkça mutlu oldular sanıyorum. Eşimi sadece kelebek çekmek için Artvin’ e gittiğime ikna etmek hayli zor oldu ama desteğiyle çıktığım yolda o da yeni benle mutlu sanıyorum”¦



Benden bir yazı istendiğinde hayli düşündüm doğrusu, bilgim bu konuda yazılar yazacak seviyede değildi, tecrübe derseniz yıllarını bu işe veren hocalarım, arkadaşlarım var. Bende kendimi anlatayım dedim.



Hakan YILDIRIM






Hakan Yıldırım : Kelebek EtkisiHakan Yıldırım : Kelebek EtkisiHakan Yıldırım : Kelebek EtkisiHakan Yıldırım : Kelebek EtkisiHakan Yıldırım : Kelebek EtkisiHakan Yıldırım : Kelebek EtkisiHakan Yıldırım : Kelebek EtkisiHakan Yıldırım : Kelebek Etkisi

Mehmet Çakır : Çift Kuyruklu Paşanın Peşinde




Çift Kuyruklu Paşanın Peşinde




Çift Kuyruklu Paşa, bilimsel adı Charaxes jasius. İlk önce kitaplarda tanıdık. Akdeniz Bölgesi’nde yaygın olduğu yazılan türlerden. Fotoğraf sitelerine yüklenen fotoğraflarını inceledik. Çok net, keskin fotoğrafları var. Birçoğu fotoğrafçıların kendi bahçelerinde çekilmiş ya da Akdeniz’e tatil veya iş için gelen fotoğrafçı dostlarımız elleriyle koymuş gibi bulup çekmişler. 2007 yılında başlayan, Alanya’nın kelebek türlerini fotoğraflama maceramız hala aynı heyecanla devam ediyor. Çift Kuyruklu Paşa’nın peşine düşme geçmişimiz de aynı tarihte başladı. Geçen sürede Alanya’da 115 türün kaydını aldık, bu türlerin bir çoğununda fotoğrafını çekmeyi başardık. Ancak geçen bunca zamana karşın Çift Kuyruklu Paşa gibi ülkemizin büyük kelebeklerinden birini sadece kayıt olarak belgeleyip fotoğrafını çekemememmiş olmamız Alanya Doğası Ekibi olarak bu türle aramızda bir gerginlik doğmasına sebep oldu…



Sevgili dostum Fatih KISA ile Alanya Kalesi Tophane Mahallesinde bulunan Mustafa Abi’nin Marketinde oturup sohbet ederken önümüzden geçen ve kanat sesini duyduğumuz kelebeğin Paşa olduğunu anladıktan sonra Alanya Kalesinde ayak basmadığımız yer, bakmadığımız meyve ağacı kalmamıştı. Bir daha denk gelemedik kendisine. 2007 yılında en azından gördük ve Alanya’ da var olduğunu anlayıp bir sonraki sene kesin çekeriz umuduyla arazi programları yapmaya başladık.



Kayınpederimin şehir hayatından sıkılıp Bademağacı Köyünde ev yapıp orada yaşamaya başlaması ile hafta sonlarımızı mümkün olduğunca bu köyde geçirmeye başladık. Mersin Kızılmeleği, Süslü Damone, Mücevher, Bavius, Zümrüt, Böğürtlen Brentisi, Çokgözlü Gümüşmavi ve daha pek çok türü fotoğrafladık Bademağacı Köyü civarında.



2008 yılının Temmuz ayının son haftasında Fatih KISA ve Ailesi, Ahmet DÖKMECİ ve Eşi ile birlikte Bademağacı Köyünde kahvaltı yapıp biraz kelebek peşinde koşup misafirlerimizi uğurladıktan sonra, Fatih dostumun bir emaneti unuttuğunu fark ettik. Hemen arayıp emanetini çeşme başına getirdiğimi söyleyip beklemelerini istedim. Çeşme başında buluşup emaneti kendisine teslim ederken Çift Kuyruklu Paşa geldi Fatih Üstadın arabasına kondu. İlk kez bu kadar yakından görmenin verdiği heyecanla fotoğraf makinelerimizi çıkarmakta gecikince Paşamız uçup gitti. Paşanın Bademağacı Köyünde bulunabileceğini öğrenmiştik artık ya, elimizden kaçamazdı diye düşünmüştük. Tabi bu düşüncelerimizden Paşanın haberi yoktu. Daha sonraki 2 hafta sonu Paşanın peşinde koşturup durduk. Uçarken gözlemlemek dışında bir şey yapamadık.



24 Ağustos günü gene Paşanın peşinde bir o meyve ağacı senin bu meyve ağacı benim deyip yediğim incirlerden midem ağrımaya başlayınca ve köyden ayrılma vaktinin gelmiş olmasıyla Alanya’ ya doğru yola çıktık. 1 ay önce Paşayı ilk gördüğümüz yer olan çeşme başına gelince Paşanın su içtiğini görür görmez arabayı durdurup makinemi çantadan çıkarıp arabadan fırlayışım karşısında eşim ve oğlumun yüz ifadeleri ni düşündükçe hala gülüyorum. Tabi paşa bu kadar hareketi duyarsız kalmayıp hemen uçtu ve ileride bir kayanın başına kondu. Koşup kaya tırmanarak ilk Paşa ve en iyi fotoğrafımı düşmemeye çalışırken (120 kg lık bir adamı her kaya parçası taşımıyor tabiî ki) çektim. 2008 yılının en iyi fotoğrafıydı benim için. Daha sonraki denemelerde bir sonuca ulaşamadık ve 2008 yılını en azından bir fotoğrafla kapatmış olduk.


2009 yılında Paşa çekme hevesi devam etti. Fatih KISA eşi Ayten KISA ve ben meyve bahçelerinde, incir ağaçlarında Paşanın peşinde bir oraya bir buraya savrulduk. Sonuç elde var yok. Eylül ayında Sayın Adnan ATAÇ ve dostları ile Sultan için Manavgat Sorgun’ da buluştuk. Kaldıkları sürede onları Alanya’ da misafir etme şansım oldu bir gece. Ertesi gün yine Bademağacına Paşa’ nın peşine gittik. Yarım günlük uğraşımızdan sonra yine elde bir şey olmadan misafirlerimizi yolcu ettik. Aradan 2 gün geçtikten sonra Sayın Adnan ATAÇ’ın Paşayı Serik’te uçarken, kaçarken, konarken çektiğini öğrendiğimde duygularımın tarifini yapmakta zorlandığımı hatırlıyorum. 2009 yılını da yine Paşanın fotoğrafını çekemeden kapatmış olduk böylece.



2010 yılında Güzelbağ Orman Şefi Sayın İsmail GÜBEŞ ile tanıştık. İsmail’in Paşa fotoğraflarını gördükten sonra arazi alanını değiştirip Güzelbağ’ı hedef olarak belirlemiştik artık. İsmail’in fotoğraflarında Paşaların 3ü–5i aynı dal üzerinde besleniyorlar ve İsmail’ in çok kolay çekilebildiğini söylemesi iştahımızı iyice kabartmıştı. Doğal olarak arazi çalışmalarımızı yoğunlaştırdık. Temmuz ayında Sayın Fatih KÖLELİ’ de bizim serüvenimize katıldı Paşanın peşine. Güzelbağ tarafında İsmail’ in tarifi ile gittiğimiz yerde Paşayı bulduk. Bulmasın bulmuştuk ama bulunduğu yer 45 – 50 derecelik bir yamacın 50 m aşağısında ve benim gibi 120 kg lık bir adam için kabus demek olan bir arazi koşulu. İnmenin zorluğu ayrı bir de geri çıkmak. Off… gene Paşa yapacağını yapmıştı. Fatih KÖLELİ üstat ilk önce 400 mm çıkartıp yukarıdan hem kayıt hem fotoğraflarını çekmişti. Bizde elimizdeki 150 mm macro objektiflerle ne yapacağımızı düşünüyorduk. Sevgili dostum Fatih KISA Yörük çocuğu olmanın verdiği avantajla arazide 10 keçi gücünde olduğundan sekerek Paşanın bulunduğu yere kadar inip fotoğraf çekmeye başlamıştı. Ben ise hala bekliyordum. Sonunda cesaretimi toplayıp aşağıya inmeye karar verdim. Yöntem olarak ta kaykay yönetimini benimsedim. İki Fatih ve Ayten aşağıda seri halde fotoğraf çekerken, bir an önce aşağı inmek dürtüsü ile küçük taşların üstüne sanki kaykaya biniyormuş gibi pozisyon alıp aşağıya kaymaya başladım. Gittikçe hedefe doğru yaklaşıyordum. Ancak kader gene ağlarını örmüş, aşağıya inerken nasıl duracağımı hesap etmemiştim. Durmak için Paşanın bulunduğu dala asılmak zorunda kaldığımdan, Paşa gene uçmuştu. İki Fatih beni teskin etmeye uğraşıyorlardı. Bu yılda Paşayı çekemeden bitecekti. Kabusum olmuştu artık. Kendi kendime söylenirken Paşa geri geldi ve aynı dala kondu. Zorluklar içerisinde fotoğraflarını çekmeyi başardım ama bu seferde ışık koşulları bana oyun oynuyordu. Çektiklerim kayıt olmaktan öte gidemedi.


Daha sonra bir kez daha İsmail, Fatih ve Ayten ile birlikte Paşanın peşine düştük ama bu seferde Paşa 5 m nin altında hiçbir dala konmayınca uzaktan kayıt alabildik.


2010 yılıda böylece kapandı ve umutlarımızı 2011 yılına taşımış olduk. Bu senenin ne getireceğini göreceğiz…



Sevgi ve saygılarımla.



Mehmet ÇAKIR






Mehmet Çakır : Çift Kuyruklu Paşanın PeşindeMehmet Çakır : Çift Kuyruklu Paşanın PeşindeMehmet Çakır : Çift Kuyruklu Paşanın Peşinde

Murat Genç : Kelebekler




Rize gibi yeşil bir yerde doğup büyümek insanı doğa ile iç içe yapıyor. Kuşlara kelebeklere hep bir adım mesafede yaşadım.



Everes kelebeği



Lise yıllarında fotoğraf denemeleri birkaç basit manzara ve portreden öteye gitmedi.




Mormeşe kelebeği



Üniversite yıllarında arkadaşlarla beraberce Zenith SLR Analog fotoğraf makinesi ile çok keyifli fotoğraf denemelerimiz oldu. Filmlerin fotoğrafa dönüşmesini heyecanla beklerdik.



Sarı antenli zıpzıp



Üniversite döneminde edindiğim filmli Yashiga Kyocera kompakt fotoğraf makinesi ile esas ilgimi çeken manzara ve makro fotoğraf çekmeyi denedim. Çevrede malzeme bol olmasına karşın eğitim eksikliği ve ekipman zayıflığı ön plana çıkıyordu.




Apollo Kelebeği



Dergilerde gördüklerimle benzer kareler çekmenin yolunu henüz bilmiyordum.



Orman Bakır Kelebeği



İnternet hizmetinin yaygınlaşması ile web üzerinden beğendiğim fotoğrafları izlemeye devam ettim. Daha sonra 20 X optik zoom lu dijital video kamera alarak dilediğim görüntülere yaklaşmaya çalıştım.



Rus Zıpzıp Perisi



Ardından teknoloji iyice gelişmiş ve artık 5-6 MP dijital kameralar, makro çekim özellikleri ve titreşim önleyici sistemler eşliğinde kompakt makinelerin üretilmesi ilgimi iyice arttırdı.




Kafkasyalı İparhan



Kafkas Fisto Kelebeği



Kardeşimin evimiz civarında çektiği kelebek fotoğraflarını bana göstermesi ve bu güzelliklere bu kadar yakınken çeşitliliklerini fark edemeyişim beni çok etkiledi.



Everes, çokgözlü mavi ve benekli bakır gibi yaygın kelebek türleriyle başlayan ilgim zamanla tırmanmaya başladı. Yaptığım arazi çalışmalarından birinde Tavus Kelebeğine rastlamak aklımın ucundan geçmeyen bir güzellikle karşı karşıya kalmak demekti benim için. Hem de iş arasındaki bir mola mesafesinde.



Amannisa Kelebeği



Dijital SLR makine ve bunu makro lenslerle destekledikten sonra kelebek güzelliğini daha yakından görmeye, yaşam alanlarını ve türlerini öğrenmeye çalıştım. Fotoğraf paylaşım sitelerinde kelebek bilgisi ve fotoğraf tekniği çok iyi olan diğer arkadaşlarla tanıştım. Yaptığımız arazi çalışmalarıyla çok şeyi öğrendim.



Turuncu Süslü Kelebeği



Kızıl zıpzıp



Bu sırada Türkiye’de son yıllarda sadece 1-2 kez görüldüğü söylenen efsane bir tür olan C.palaemon (Sarıbenekli zıpzıp) türünü bulup fotoğraflamam ilgimi artarak devam ettirdi.



Güneyli Fisto Kelebeği



Rize, Trabzon, Artvin, Erzurum gibi yakın illerden başlayarak Samsun, Kayseri, Osmaniye, Hatay, İstanbul ve Kırklareli gibi uzak illere de kelebek gözlemlemeye ve fotoğraflamaya gittim.




Esmergöz



2011 yılında yine maddi ve manevi imkanlarım elverdiğince göremediğim türleri gözlem ve fotoğraflama adına doğayla baş başa geçirecek olduğum zamanların hevesini şimdiden yaşıyorum.



Karagözlü mavi kelebek



Ülkemizde yaşayan yaklaşık 400 tür kelebek Avrupa ülkelerinden birkaçının kelebek türü toplamından bile fazla. Şimdilik 100’leri aşan gördüğüm tür sayısını olabildiğince ileriye götürmek istiyorum. Özellikle ülkemizin Kuzeydoğu yöresinde var olan türlerin kayıtlarını yenilemek en büyük hedefim. Rize listesine ve doğu komşularımızla sınır hattımızda çalışmalarla Ülkemiz listesine yeni türler ekleyebilmek düşüncesi bile çok güzel.



Merhaba çokgözlüsü



Yaşadığım çevrede bu güzellikleri fark etmek artık doğaya farklı bir açıyla bakmamı sağladı. Bu güzelliklerin fark edilmesi ve doğa sevgisinin herkeste daim olması dileğiyle”¦



Murat GENÇ






Murat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : Kelebekler