Aylık arşivler: Kasım 2010

Vehbi Koca Fotoğraf Atölyesi Öğrenciler Karma Fotoğraf Sergisi : Londra Günlüğü III




Vehbi Koca Fotoğraf Atölyesi Öğrencileri Karma Sergisi


“LONDRA GÜNLÜĞÜ III”


Vehbi Koca Fotoğraf Atölyesi öğrencilerinin çalışmalarından oluşan karma fotoğraf sergisi açılışı RenkArt Sanat Merkezi’nde gerçekleştiriliyor.


Vehbi Koca Fotoğraf Atölyesi’nin 4 Aralık’ta 3.sünü düzenleyeceği “Londra Günlüğü” adlı sergide, 9. ve 10. dönem öğrencileri Arzu Sheridan, Ayşe Çatal, Barkın Ürün, Benan Tümkaya, Cengiz Çağlar, Gülsüm Tacir, Jasmine Ayduğmuş Fox, Mesut Karacan, Mihrican Yürükoğlu, Nuran Uyar, Ömer Aksoy, Volkan Çeliker ve Zehra Can’ın çalışmaları yer alacak. Açılış gecesinde, atölye öğrencilerine sertifikalarının da verileceği sergi iki hafta boyunca ziyarete açık olacak. Gecede satışı gerçekleştirilecek çalışmalardan elde edilecek gelir, Türkiye’de faaliyetlerini sürdürmekte olan “Baba Beni Okula Gönder” kampanyasına bağışlanacak.


Fotoğraf sanatçısı Vehbi Koca tarafından 2006 yılında kurulan fotoğraf atölyesi bugüne kadar birçok mezun verdi. Katılımcılarını Türkçe konuşan toplum üyelerinin oluşturduğu atölyeye, farklı yaş ve sosyal gruplardan ve iş alanlarından bireyler katıldı. Fotoğrafa dair tüm temel ve pratik bilgilerin öğretildiği atölye aynı zamanda katılımcıların sosyalleştiği bir buluşma noktasına dönüştü. 13 Eylül 2008 yılında, “Londra Günlüğü”, 4 Eylül 2009 yılında “Buluşma Noktası” ve ardından 24 Nisan 2010 yılında “Londra Günlüğü II” adlarıyla ilk üç sergisini gerçekleştiren Vehbi Koca Fotoğraf Atölyesi faaliyetlerini sürdürmeye devam etmektedir.


Tarih: 4 Aralık 2010- Cumartesi


Saat: 18:00-20:00


Yer: RenkArt Sanat Merkezi


Adres: 86 Stoke Newington High Street, Stoke Newington N16 7PA


Bilgi için: www.turkishphotography.co.uk ltpcourse@gmail.com


Vehbi Koca Fotoğraf Atölyesi Öğrenciler Karma Fotoğraf Sergisi : Londra Günlüğü III

22. Şinasi Barutçu Kupası Fotoğraf Sergisi


22. ŞİNASİ BARUTÇU KUPASI FOTOĞRAF SERGİSİ



FOTOGEN Fotoğraf Sanatı Derneği tarafından bu yıl 22.si gerçekleştirilen “22. ŞİNASİ BARUTÇU KUPASI FOTOĞRAF SERGİSİ“ 8 Ocak 2011 Cumartesi saat 18.00′de FOTOĞRAFEVİ’nde bir kokteyl ile açılacak ve sonuçlar aynı gün duyurulacaktır.



Sergi, Türk Fotoğraf Sanatı’na pek çok emeği geçmiş olan Şinasi BARUTÇU’nun anısına düzenlenmektedir. Bu sergi ile fotoğraf çalışanlarını tek fotoğrafın rastlantısallığından uzaklaştırarak, bütünü düşünmeye yöneltmek ve yüksek düzeyde bir sergi oluşturulması amaçlanmaktadır.




Banu Kaplancalı



Sergiye daha önceki çalışmaları göz önünde bulundurularak, tüm yurt genelinde geniş bir tarama ile FOTOGEN Yönetim Kurulu’nca belirlenen 12 katılımcı davet edilmekte ve 6 şar fotoğraf baskısı ile katılmaları istenmektedir. Çalışmaları seçici kurul tarafından 3 yıl üst üste başarılı bulunan katılımcılar “ŞİNASİ BARUTÇU KUPASINI“ almaya hak kazanmaktadırlar.




Birol Üzmez



Bu yıl seçici kurul, Nadir EDE, İbrahim GÖKSUNGUR, Cengiz KARLIOVA, Halim KULAKSIZ, ve İbrahim ZAMAN’dan oluşmaktadır.



3. turda bulun Birol ÜZMEZ “ 22. ŞİNASİ BARUTÇU KUPASI “ adayı olarak katılmaktadır.



2. turda Uğurhan BETİN bulunmaktadır.




Özlem Kadakaloğlu



2010 yılında da ilk çağrılan katılımcılar ise Ali Fuat ALTIN, Özlem KADAKALOĞLU, Banu KAPLANCALI, Birol KIRAÇ, Vedat KONYALI, Arif Tanju KORKMAZ, A.Beyhan ÖZDEMİR, İsmail TÜTÜN, Nevzat YILDIRIM ve Okan YILMAZ’dır.





Uğurhan Betin



FOTOGRAFEVİ Allianz Fotoğraf Galerisi’ndeki sergi, 28 Ocak 2011 tarihine kadar açık kalacaktır.




Adres: FOTOGRAFEVİ Tütüncü Çıkmazı No:4 Galatasaray/ İSTANBUL 0212 2490202



www.fotogen.org.tr

22. Şinasi Barutçu Kupası Fotoğraf Sergisi22. Şinasi Barutçu Kupası Fotoğraf Sergisi22. Şinasi Barutçu Kupası Fotoğraf Sergisi22. Şinasi Barutçu Kupası Fotoğraf Sergisi22. Şinasi Barutçu Kupası Fotoğraf Sergisi

Impermenance Fotoğraf Sergisi, Daire Cihangir’de






Daire Cihangir Galerisi eski teknikleri kullanarak fotoğraf çeken dört sanatçıyı karma bir fotoğraf sergisiyle ağırlıyor.



Sisli, puslu ve paslı teması ile şekillenen sergide Bulgaristanlı Veneta Zaharieva, Arslan Ahmedov’un yanı sıra Fransa’dan Jean Christophe Sartoris ve Haner Pamukçu süreksizliğin ve aynı kalamayışın kaçınılmazlığıyla yüzleşiyorlar. Tozlu raflardaki geleneksel fotoğraf tekniklerini kullanarak tutunamayışı öykülendiriyorlar.



La Galerie Daire Cihangir propose une exposition photographique réunissant quatre artistes qui font revivre les techniques anciennes.



Les ş“uvres de deux artistes français, Jean-Christophe Sartoris et Haner Pamukçu seront exposées aux cotés de celles de deux photographes bulgares, Veneta Zaharieva et Arslan Ahmedov.



Chaque artiste, à travers son style, traduit sa notion du temps qui passe, qui efface ou qui laisse en suspension les petits riens de l’existence : une traduction poétique de l’éphémère entre nostalgie et rêverie.



www.dairesanat.com

Impermenance Fotoğraf Sergisi, Daire Cihangir'de

Düşler Evi Fotoğraf Sergisi Açılıyor




Düşler Evi Fotoğraf Sergisi Açılıyor



Fatih Kaçmaz’ın 2008-2009 yıllarında Darülaceze’de çekmiş olduğu fotoğraflardan oluşan fotoğraf sergisi, 27 Kasım 2010 Cumartesi günü saat 17:00’da açılıyor. Sergide fotoğraflarla beraber, Volkan Adıgüzel’in bu fotoğraflar için yazdığı şiirler de yer alacaktır.



Fatih Kaçmaz ve Volkan Adıgüzel; sağlıklı oldukları yıllarda ailelerine ve ülkelerine çeşitli hizmetlerde bulunmuş insanların, yaşlandıklarında ihtiyaçlarını giderme konusunda yanlarında kimseyi bulamamasının kabul edilebilir olmadığına dikkat çekmek istiyorlar. Bu nedenle bakıma muhtaç olanlara devletin sağladığı bakım hizmeti, bu foto-belgesel’e konu olmuştur.




Bu belgesel fotoğraf çalışması ile günümüzde Darülaceze ve benzeri kurumlarda yaşayan insanların hikayeleri anlatılıyor ve bakıma muhtaç olan insanların yaşamlarına dikkat çekmek amaçlanıyor.



Temelde insan yaşamını ve insanın başına gelenleri belgeleme ihtiyacından ortaya çıkan fotoğraf ve bütünüyle insan yaşamı ve insanın iç dünyasından beslenen şiir; bu sergide bir arada sunuluyor. Birbirinden farklı gibi görünen bu iki sanat dalı, benzerine az rastlanan biçimde, anlatmak istediklerini aynı sergi içinde beraber anlatıyorlar. Bu anlatım, fotoğraf ve şiirin uyumlu enstalasyonu ile daha da güçleniyor.



Sergi, İstiklal Caddesi Mephisto Kitabevinin üst katında bulunan galeride 27 Kasım 2010 saat 17:00’daki açılışından itibaren izlenebilir. Açılışa tüm fotoğraf, şiir ve sanat severler davetlidir.



Bilgi için :


Fatih Kaçmaz mbufatih@gmail.com


Volkan Adıgüzel volkieee_kou@yahoo.com.tr

Düşler Evi Fotoğraf Sergisi Açılıyor

Kanadalı Belgesel Fotoğrafçısı Alex Pilchin ile Amerikan Yerlileri Konulu Söyleşi


For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



Kanadalı Belgesel Fotoğrafçısı Alex PİLCHİN ile Amerikan yerlileri (Kızılderililer) Konulu Söyleşi


“Amazon’un Kalbinde Bir Kizilderili Günü’




“Amerikan yerlileri tehlikeli ve güvenilmez olduğunu düşünür birçok insan. Tanıştığım birçok insan bu nedenlerden ötürü onları ziyaret etmekten korkar. Gerçek ise bundan aslında çok uzak, ziyaret ettiğim göçmenler oldukça sıcak kanlı ve misafirperverdi ve paylaşmaktan ötürü oldukça huzurlu ve mutlulardı.”



Söyleşi: İmren DOĞAN

Çeviri & sözlük & redaksiyon: Pınar DAĞ





İmren DOĞAN: Merhaba! Öncelikle bu işleri yapmaya nasıl karar verdiğinizle başlamak istiyorum”¦



Alex PİLCHİN: Güney Amerika’ya yolculuk etmeye karar verdiğimde hedeflerimden birisi Amerikan yerlileri (Kızılderililer)* ile karşılaşmak ve onların kültürlerini öğrenmekti. Bu kültüre ilişkin bazı şeyleri Kolombiya’da öğrendim ama Kolombiya’da karşılaştığım Amerikan yerlilerinin çoğunluğu, çoktan modernize olmuşlardı. Ama iki ay sonra, Amazon ormanlarının derinliklerinde yaşayan Yerli Amerikan göçmenlerinin olduğunu öğrendim ve rüyamı gerçekleştirmeye, onlarla tanışmaya karar verdim. Benim öncelikli hedefim onların kültürlerini öğrenmek ve onların yaşam tarzlarına yönelik tecrübe edinmekti.



‘”¦İngilizce çeviri yapan birinin yardımı ile onlardan bir aileyi, çiftliklerine gidip kültürlerini öğrenmek için ikna etmiştim. Aynı günün öğlen saatlerinde, bir botla uzaktaki kasabaya doğru yol almıştık. Yolculuk iki gün sürmüştü”¦’



İmren DOĞAN: Anlıyorum”¦ Peki sizi kabul etmeleri zor oldu mu?



Alex PİLCHİN: Her şey çok çabuk gelişti ve mucize gibiydi tam olarak nasıl geliştiğini ve bunu nasıl açıklayabileceğimi bilemiyorum. Amazon’da, Yerli Amerikalıların yaşadığını öğrendiğim kasabaya varmıştım. Benim planım FUNAI devleti* ile konuşmaktı Brezilya’da ve bölgedeki yaşayan Yerli Amerikan halklarından birini ziyaret etmekti. Bir şekilde birkaç Yerli Amerikalı ile buluşmuş İngilizce çeviri yapan birinin yardımı ile onlardan bir aileyi, çiftliklerine gidip kültürlerini öğrenmek için ikna etmiştim. Aynı günün öğlen saatlerinde, bir botla uzaktaki kasabaya doğru yol almıştık. Yolculuk iki gün sürdü. Vardıktan sonra, meskenlerinde bir süre konaklamak için izin istedim. Kasabanın merkezine toplanan yaşlı bir grubun önünde konuşmam ve onlara açıklama yapmam gerekiyordu; kimdim ve ne istiyordum. Sonunda beni kabul ettiler. Ayrıldığımda ise ironik bir şekilde tekrar ne zaman geleceğimi sormuşlardı.





İmren DOĞAN:
Gözlemlediklerinizle , bildikleriniz arasında farklar var mıydı?



Alex PİLCHİN: Xikrin Kayapo göçmenleri* ile kalmaya gittiğimde onlar hakkında pek fazla şey bilmediğimi kabul edebilirim. Kültürleri, yaşamları ve tarihleri ile ilgili bir sürü şeyi aslında direk öğrenmiştim. Amerikan yerlilerin tehlikeli ve güvenilmez olduğunu düşünür birçok insan. Tanıştığım birçok insan bu nedenlerden ötürü onları ziyaret etmekten korkar. Gerçek ise bundan aslında çok uzak, ziyaret ettiğim göçmenler oldukça sıcakkanlı ve misafirperverdi ve paylaşmaktan ötürü oldukça huzurlu ve mutlulardı. İnançlarını kapsayan ve kültürlerine özgü öğrendiğim birkaç şey ise; kafalarının ortasını tıraş ederek gelecekte daha güzel olacaklarına olan inançları. Bir başka inanca göre ise; savaşçılar bedenlerini hayvan motifleri ile boyayarak, ( Yılan şekli mesela) o hayvanın özelliğini/niteliklerini almakta.



‘”¦Kasabanın merkezine toplanan yaşlı bir grubun önünde konuşmam gerekiyordu ve onlara açıklama yapmam gerekiyordu; kimdim ve ne istiyordum. Sonunda beni kabul ettiler.’





İmren DOĞAN: Birçok modern Amerikan yerlisi kabile/köy olduğundan ve sayılarının 70’e yakın olduğundan bahsetmişsiniz ve bunların Amerika & Kanada’da yerleşik olarak yaşadıklarına/tanındıklarına değinmişsiniz. Sizce, kültürünü sürdürmeyi başaramayan ve özgünlüğünü koruyamayan, modernleşmeye karşı koyamayıp, bu dönüşümü tam olarak nasıl yaşadığını fark edemeyen Yerli Amerikalılar da var mıdır?



Alex PİLCHİN: Amazonda da binlerce Amerikan yerlisi olduğundan eminim ve gözlemlediklerimden anlatabileceğim ise Güney Amerika’nın, Kızılderili gelenek ve göreneklerini, -Kuzey Amerika’ya kıyasla daha iyi korumayı başardıklarını belirtebilirim. 70 tane köyden bahsettiğimde, 70 köyün iki ya da üç kuşak bağını işaret etmiştim. Kayapo kabilesi* Brezilya’da ki en başarılı göçmenlerdir. Tarih boyunca birçok zafer kazanmışlardır.





‘”¦Genç Xikrin yerlilerinin hemen hemen hepsi mantar saç kesim yaparlar, kısadır ama birçok Kayapo yerlisinin saçları ise uzundur.’




İmren DOĞAN:
Bu kabilelerin arasında var olduğunu düşündüğünüz benzerlikler ve ayrılıklarla ilgili tartıştınız mı hiç?



Alex PİLCHİN: İki kuşağın aşiretlerini birçok kez ziyaret ettim ve Brezilya hükümeti tarafından hazırlanan etik eğitim sistemine yönelik bir toplantıya katılmıştım, bu nedenle farkları biraz biliyorum. Örneğin Genç Xikrin* yerlilerinin hemen hemen hepsi mantar saç kesim yaparlar, kısadır ama birçok Kayapo* yerlisinin saçları uzundur. Her iki grupta aynı yerel dili kullanırlar ve birçok benzer kültürel yanları vardır; bedenlerini boyamak, süs festivali düzenlemek ve dans gibi. Bazı farklar da var boyamalar ve giyimlere ilişkin. Mesela liderlerinin giysilerinde. Özellikle büyük toplantılarda; Kayapo lider karga tüyleri giyer. Diğer fark ise sosyal statülerine ilişkin; Kayapo yerlileri genelde tanınırlar, ünlüdürler, daha varlıklıdırlar ancak Xikrinliler daha çok geleneklerini sürdürmüşlerdir, örneğin geleneksel evlerde yaşamaktalar. Kayapo evlerinin bir kısmı çimentodur. Diğer taraftan Kayapo yerlisi hala Şamanizm* kültüründen ve doğal tedavi yöntemleri ile ilaç geleneklerini korumaktalar. Xikrin yerlisi Brezilya hükümetinin sağladığı batı meşgaleli ilaçları tercih etmekte.




İmren DOĞAN: Protestocu/aktivist ruhlu bir topluluk mu? Eğer öğleyse bu yapılarında, Kızılderili asimilasyonunun bir payı var mı sizce?



Alex PİLCHİN: Xingu nehri* boyunca birçok protestocu grup var. Tüm Amerikan yerlileri, belki de Belo Monte Hidroelektrik Barajı’nın* yapımı sürecinden de etkilenmiş olabilirler. Örneğin Matto Grosso şehrinde, bazı Kayapo yerlisi ana yolları kapatmış, setler koymuştu. Para şehrinde oldukça fazla protestolar var özellikle Amerikan yerlileri ve Altamira şehrinin yerleşik halkı tarafından yapılan; ve ayrıca düşünürsek bu durumdan sadece Amerikan yerlileri değil, orada yaşayan diğer halklarda etkilenecektir. Belo Monte barajında* taşmalar olmuş Altamira ve Victoria kasabaları etkilenmişti. Brezilya devleti bu projeye 1989 yılında başladığında, Kayapo lideri tarafından büyük bir protesto başlatılmış, ülkenin her yerinde yaşayan Amerikan yerlileri bir araya getirilmiş, binlerce kişi toplanmıştı ve Britanyalı müzisyen Sting*’de bu protestoya katılmış bu proje engellenmişti.




‘”¦kafalarının ortasını tıraş ederek gelecekte daha güzel olacaklarına olan inançları ve yine onların inançlarına göre; savaşçılar bedenlerini hayvan motifleri ile boyayarak, ( Yılan şekli mesela) o hayvanın özelliğini/niteliklerini alır.’





İmren DOĞAN: Kızılderili kendini doğadan ayrı değil, onun bir parçası olarak görür. “Doğa” diye bir sözcük de yok dağarcıklarında, sanki insanoğlu farklı bir şeyi anlatıyormuş gibi algılanıyor. Doğayı korumak yaşamlarını korumak anlamına mı geliyor?



Alex PİLCHİN: Aslında Kayapo ve Xikrin kabileleri için doğayı korumak, Belo Monte barajına karşı verdikleri yaşam mücadelesidir, doğa savaşı anlamına gelir bu. Hatırlayın, neredeyse tüm yemeklerini ormandan tüm içeceklerini nehirden sağlıyorlar. Nehir ve ormanın kuruması, su ve yiyeceğin tükenmesi anlamına gelir(Balık, vahşi havyalar gibi.). Çocuklarına bakmak zorundalar. Bu çevre şartlarında başka nasıl yaşayabilirler ki?



İmren DOĞAN: Bu olağanüstü ilişkiye tanık olmak nasıl bir duyguydu?



Alex PİLCHİN: Bu tarif edilmez bir durum. Doğa onlara enerji veriyor, onları güçlü kılıyor ve çevre konusunda bilinçli olmalarını sağlıyor. Böyle bir şeyi daha önce ömrümde görmemiştim. Terliklerle, ormanda ki patikalardan benden daha hızlı yürüyebiliyorlar, ben onları takip ediyorum, saatlerce durmaksızın koşabiliyorlar. Önsezileri çok güçlü ve bu olağanüstü. Ormanda seslerin ayrımına varabiliyorlar (örneğin ağaçta bir maymun olduğunu görmeden hissedebiliyorlar), tepede yavaşça sürünen yılanı algılayabiliyorlar ya da nehirdeki gemiyi benden çok önce fark edip duyabiliyorlar. Belirtmedim ancak sakinlik ve şiddetin olmadığı bir yerde büyümüş olmaları her şeyi tebessümle ifade etmelerini sağlıyor. Açıkçası biz 21.yüzyıl insanının onlardan öğreneceği çok şey var.



‘Brezilya devleti bu projeye 1989 yılında başladığında, Kayapo lideri tarafından büyük bir protesto başlatılmış, ülkenin her yerinde yaşayan Amerikan yerlileri bir araya getirilmiş, binlerce kişi toplanmıştı ve Britanyalı müzisyen Sting’de bu protestoya katılarak, – bu projenin engellenmesini sağlamıştı.‘





İmren DOĞAN: Vücutlarını boyama şekilleri oldukça ilginç. Ve genellikle doğadan motifler bunlar. Sanki doğadaki varlıklar kutsal sembollere dönüşmüş ve onları üzerlerinde taşımak istiyorlarmış gibi”¦ Biraz anlamlarından bahseder misin?



Alex PİLCHİN: Kayapo kabilesi, bedenlerini doğadaki motiflere boyuyor; yılan ya da kaplumbağa gibi hayvanlardan esinleniyorlar. Vücutlarına yaptıkları savaş boyası geleneksel olup yerli savaşçının, savaşa gitmeden önce yaptığı boyadır. Boyadıkları desendeki hayvana ait özelliklerle donatılacaklarına inanırlar, örneğin yılan gibi manidar bir cesarete ve sabra sahip olmak veya kaplumbağa’nın dingin beyni, gerilime direnci ve kızgınlığı gibi.




İmren DOĞAN: Ev içi yaşamlarına dışarıdan tanıklık etme konusuna sıcak bakmıyorlar anladığım kadarıyla. Mahrem mi sayıyorlar bunu?


Alex PİLCHİN: Sanırım tüm insanoğlunda olduğu gibi her şey güvene dayalı. Bir kez sizi tanıyıp güvenirlerse, sizinle iç dünyalarını paylaşmaya ve sizi içlerine, yaşadıkları yere almaya, evlerine davet etmeye hazırlar. Örneğin; Xikrin kabilesini Kayapo kabilesinden daha sıcak ve misafirperver buldum başlangıçta. Açıkçası bu kabilelerin yabancılarla önceden yaşadıkları tecrübelere de bağlı.




‘”¦Geleneksel düğünleri var, çift bir hafta boyunca içerde bir evde kilitli kalır ve bunun ardından evlenmeye karar verilir; herhangi bir resmi tören yoktur. Bebek doğduğunda, bebek tüm halka tanınması/kabul edilmesi için gösterilir.’





İmren DOĞAN: Biraz onların günlük yaşamlarından bahseder misiniz? Sosyal yaşamları, mutfakları, kültürleri nasıl? Erkekler avlanmaya gittiklerinde kadınlar ve çocuklar ne yapıyor?


Alex PİLCHİN: Günlük işlerini kendi aralarında bölüyorlar. Sabahları erkekler bir araya gelerek neye ihtiyaçları olduğunu tartışıp yapılacak işleri belirlerler. Erkekler balık tutmak gibi genellikle yemek için ava giderler. Eğer ihtiyaç olursa eski evleri yenilerler ya da tekrar inşa edilmesi için bir araya gelip çalışırlar. İş paylaşılır. Bu sırada da, kadınlar çocuklara bakar. Ormandan ağaç toplar ve yemek pişirirler. Eğer erkeklerin ya da kadınların işlerden geri kalan zamanda vakitleri olursa; eldiven, süs eşyaları gibi şeyler yaparlar festival için. Mutfaklarında odun yakılan taştan ocaklar vardır. Kullanılan tencereler ise şehirlerden getirilmişlerdir ve mataldir.



Sosyal yaşama yönelik ise her şey ortada, kasabada evlerinin yerleşimi halka şeklinde, herkes birbirini görebilir ve birbiri ile iletişime geçmekte özgürdür. Köyün ortasında bir kulübe var, erkekler sabah ve akşamları burada bir araya gelirler, bazen kadınlar da buluşur. Çocuklar okul yoksa zaten sürekli köyün ortasında ya da nehrin kenarında oynarlar, Köyde iki televizyon var ve akşamları sadece iki saat elektrik oluyor; bu nedenle de birçok kişi bir araya gelerek film izliyorlar. Erkekler ayrıca futbol izliyor akşamları.



Çocuklar zamanlarının büyük bölümünü okulda, geri kalanını sokakta oynayarak geçirirler. Ergenler küçük kardeşlerine bakar; 10 yaşındaki bir kız ya da bir erkek çocuğunun küçük kardeşini kucağında taşırken görmeniz alışılmışın dışında bir durum değildir. Kültürlerine dair belirttiğim gibi, eldiven yaparlar. Savaş dansı yanında* ,festival sırasında yaptıkları yürüyüşler, şarkı performansları ve beden boyama da kültürlerinin bir kısmını teşkil eder. Geleneksel düğünleri var, çift bir hafta boyunca içerde bir evde kitli kalır ve bunun ardından evlenmeye karar verilir; herhangi bir resmi tören yoktur. Bebek doğduğunda, bebek tüm halka tanınması/kabul edilmesi için gösterilir. Kabileler hala evlerini topraktan ve palmiye yapraklarından yapıyorlar ve hasırlar da palmiye yapraklarından.



İmren DOĞAN: Ayaklarına taktıkları terlikler ilgimi çekti. Zorunluluktan mı yoksa kültürleri ile bağlantılı mı?



Alex PİLCHİN: 60 yıl önce, Xikrin kabilesi ormanda kıyafetsiz yaşarlarmış, modern hayata ilişkin hiçbir obje yokmuş hayatlarında. Geçen 60 yılda bir şekilde yabancı kültüre karışarak, kıyafet giyinmeye başlamışlar ve şehirleşme ile gelen diğer objeler girmiş hayatlarına. Ancak Brezilya’da da neredeyse herkes aynı tarz terlik kullanır, yani diğer halkında bu kültürden etkilendiği yanlar var. Hatta ava giderken bile terlik giymekteler.




‘Bizler bir şekilde dünya genelinde meydana gelen haksızlıklara ışık tutma görevi görüyoruz. Geçmişe yönelik birçok şey gizli kalabilirdi ama şimdi her şey ortada, videolar Youtube’da ya da telefon fotoğrafları online bloglarda.’






İmren DOĞAN: Çocuklarını nasıl eğitiyorlar?



Alex PİLCHİN: Brezilya devleti Amerikan yerlilerinin kasabalarında ücretsiz okul, eczane ve ilaç sağlıyor. Bunun yanında çocuklar çok çabuk sorumluluk almayı öğreniyorlar, küçük kardeşlerine sahip çıkabiliyor, avcılık yapabiliyorlar, geleneksel şarkıları söyleyebiliyor, dans edip, vücutları boyayabiliyorlar.




İmren DOĞAN: Fotoğrafçılığa yönelik bakış açınız nedir?



Alex PİLCHİN: Sanat fotoğrafçılığına yönelik pek bir şey diyemem ama belgesel fotoğrafçısı olarak fotoğrafın; gerçek kesitleri, o anı görmeyenler için müthiş bir şekilde yakalayıp sunduğunu düşünüyorum. Fotoğraf makinesi, günümüz dünyasında herkesin cebinde mevcut (en kötü ihtimal cep telefonu formunda var) yani dünyayı değiştiriyoruz. Bizler bir şekilde dünya genelinde meydana gelen haksızlıklara ışık tutma görevi görüyoruz. Geçmişe yönelik birçok şey gizli kalabilirdi ama şimdi her şey ortada, videolar Youtube’da ya da telefon fotoğrafları online bloglarda.




İmren DOĞAN: Fotoğrafçılığa yönelik hedefiniz nedir? Neyi planlıyorsunuz?



Alex PİLCHİN: Fotoğrafla hedeflediğim kültür ve hayatın çeşitliliğini; sanat ve güzel olan yanları ile göstermek. Birçok insanın cesaret edemediği yerlere gitmek, az bilinen kültürleri ortaya çıkarmak ve onların hikayelerini fotoğraf aracılığı ile paylaşmak. İnsanlara ulaşarak hayatın gerçeğini yığınlar halindeki medya dışında onlara sunmak.



Geleceğime yönelik bir planım yok ancak şu anda Güney Amerika’da daha fazla proje üretmeye odaklanıyor; kıtanın zengin kültürel çeşitlilikle biyo-çeşitliliğini ortaya çıkarmak istiyorum. Şu anda üzerinde çalıştığım projem, And dağlarında* Şamanizm kültürünü kapsıyor. Bu projenin ardından, daha fazla dünyayı gezmeyi yeni kültürleri ve geleneklerini ortaya çıkarıp; özellikle yok olmaya yüz tutmuş sınırdaki kültürler üzerinde çalışmak istiyorum.



Sözlük:





Amerikan yerlisi (Kızılderili): Kuzey Amerika yerlilerine verilen genel isimdir.İlk Amerikalılardır. Kuzey Amerika’ya ilk erişen insanlar, yeni bir kıtaya ayak bastıklarını muhtemelen tahmin bile edemezlerdi. Atalarının binlerce yıldır yaptığı gibi Sibirya kıyılarında av peşinde koşmaya devam etmişlerdir. http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C4%B1z%C4%B1lderili



Xikrin yerlisi: Amazonlarda yaşayan Kızılderili yerlisi olup Xingú nehrinin kıyısında yaşarlar ve geçimlerini taşımacılık , avlayıcılık ile sağlarlar. Kayapo dilini konuşurlar.



Kayapó yerlileri: (Portekizce: Caiapó), 2003 itibari ile nüfusları 7,096 olan, Brezilya’nın Mato Grosso ve Para arzilerinde yaşayan, Gê dilini konuşan yerlilerdir. http://en.wikipedia.org/wiki/Kayapo_people



FUNAI Devleti: Brezilya hükümetinin bir organı olan, Milli Hint Vakfı, yerli halklara ilişkin politikalarını yürütmektedir. http://www.survivalfrance.org/about/funai


Şamanizm: Şamanizm ya da Kamcılık (şamanlar tarafından “deneyim” olarak ifade edilir), varlığı tüm insanların tarihinde erken taş devrine ve daha da geriye kadar kanıtlanabilen, inisiyasyon içeren bir vecd ve trans tekniği. Günümüzde bazı batılıların ilgi duyup tekrar uygulamaya başladıkları şekline ise Neo-Şamanizm denir. http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eamanizm



Xingu Nehri: Xingu Nehri (telaffuzu shing GOO) , Brezilya’nın kuzeydoğusunda, 1230 mil uzunluğundadır (1979 km), Amazon Nehri’nin güneydoğu koludur. http://en.wikipedia.org/wiki/Xingu_River



Belo Monte Hidroelektrik Barajı: Brezilya hükümetinin, dünyanın en büyük üçüncü hidroelektrik barajının Amazon nehrinin bir kolu üzerinde inşa edilmesi için resmi izin verdiği proje. http://www.yakindunya.com/bilim-ve-teknoloji/vahsi-doga/amazonda-baraj-yapimina-brezilyadan-onay-cikti.html


Sting: Gordon Matthew Thomas Sumner, (d. 2 Ekim 1951) İngiliz müzisyendir. Genellikle sahne ismi olan, Sting ile tanınır. Sting ismi Phoenix Jazzmen ile beraberken takılmıştır. Bir performansta siyah ve sarı çizgili bir süveter ile çıktığı için grubun lideri Gordon Solomon kendisine bal arısı gibi göründüğünü söylemiştir. Bundan sonra da lakabı Sting (Arı İğnesi) olarak kalmıştır. http://tr.wikipedia.org/wiki/Sting



Savaş dansı: Kızılderililerin danslarının oluşturulduğu, ilk kayıtlı dans videosu.Vahşi Batıda yapılan dans gösterisi.Buffalo dansı, 1894



http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/a/a4/Sioux_buffalo_dance,_1894.ogg



And dağları: Dünya’nın en uzun sıradağlar zinciridir. Güney Amerika’nın bütün batı kıyısı boyunca uzanır. Venezuela’dan başlayıp Kolombiya, Ekvator, Peru, Bolivya üzerinden devam ederek Arjantin ve Şili’nin Patagonya topraklarında sona erer. Bu yedi devlet aynı zamanda And Ülkeleri olarak ta bilinirler.





Interview with Canadian based documentary photographer Alex PİLCHİN

“One Indigenous day in the Heart of the Amazon”



‘ I think many people out there think that Native Americans are dangerous and unpredictable; I met many people who were affraid to go visit them for these exact reasons.


The truth is far from this; the tribes I visited were very open hearted and wellcoming; they were very relaxed and happy to share.’




Interview by
İmren DOGAN


Translation & Glossary & redaction by Pinar DAG




İmren DOĞAN: How did you decide to do this work?



Alex PİLCHİN: When I came to travel to South America, one of my main goals was to meet Native American tribes and learn about their culture for myself. I got exposed to some of that culture in Colombia, but for the most part the Native Americans I came accross in Colombia have already became modernised. So, it was not until I was already two months in the Amazon jungle that I heard of various Native American tribes living in reservations deep in the jungle and decided to persue my dream and meet them. My main goal was to learn about their culture and experience their way of life. The rest took some curage.




‘”¦I somehow ended up meeting a few Native Americans and with the help of an English speaking translator, I convinced them to let me visit one of their villages to learn about their culture. The same afternoon I was on a boat heading to a far away village.
The journey took two days.’






İmren DOĞAN: Was it difficult for them to accept you?



Alex PİLCHİN: I cannot explain exactly how it all happened; it was all so quick, it was like magic. I arrived to a town in the Amazon where I knew there were some Native American living. My plan was to talk to the FUNAI government officials in Brazil and to apply for a visit to one of the tribes in the area. However, I somehow ended up meeting a few Native Americans and with the help of an English speaking translator, I convinced them to let me visit one of their villages to learn about their culture. The same afternoon I was on a boat heading to a far away village. The journey took two days. When I arrived, I asked for the permission to stay in their village for some time. A group of elders gathered in the center of the village and I had to speak in front of them and explain who I was and what I wanted to do. Finally they accepted me. Ironically when I was leaving, they were already inquiring about when I will return.



İmren DOĞAN: Was there any differencies between your knowledge and your observations about them?



Alex PİLCHİN: When I went to stay with the Xikrin Kayapo* tribes I admit that I did not know very much about them. I ended up learning a lot about their history, and their culture directly from them. I think many people out there think that Native Americans are dangerous and unpredictable; I met many people who were affraid to go visit them for these exact reasons. The truth is far from this; the tribes I visited were very open hearted and wellcoming; they were very relaxed and happy to share. Some of the things I learned about their culture include their belief that by shaving the middle of their head they will become more beautiful in the future; their belief that the warrior body paintings with patterns of animals (eg. Snake) will give them the qualities of these animals in battle, etc.



İmren DOĞAN: You are mentioning the number of modern clans is seventy whereas there are more then thousands of registered clans which US and Canada recognise survive in the land of America. Were there other clans which could not maintain culture and authentic conformations, and fail to stand against the modern life thus might have changed their life behaviour without notice?



Alex PİLCHİN: I am sure there are thousands of Native American clans in the Amazon as well, and from what I can tell it looks like the Native Americans of South America have managed to keep a lot more of their traditions and culture compared to those in North America. When I mentioned 70 villages, I was refering to 70 villages belonging to two or three sister clans. The Kayapo tribe is one of the most successful tribes in Brazil. Over the history they have survived many conquests and reconquered a lot of their land.




‘ A group of elders gathered in the center of the village and I had to speak in front of them and explain who I was and what I wanted to do. Finally they accepted me.
Ironically when I was leaving, they were already inquiring about when I will return.’







İmren DOĞAN: Did you have a chance to discuss with them about the issue regarding similarities and separations among them?



Alex PİLCHİN: I visited several villages of two sister clans and I happened to attend a big meeting relating to a new ethnic education system proposed by the Brazilian government, so I know a bit about the differences. For example the youngsters of Xikrin tribe all have short mushroom haircuts, whereas most of the people in Kayapo tribes have long hair. They both share the same native language, and have many cultural simularities like body painting, festival ornaments and dances. There are some differences in how the chiefs dress up for the big meetings; the Kayapo like to wear feather crowns. Other differences are in their social status; the Kayapo tribe in general are more known and more wealthy, whereas the Xikrin maintain more of their traditions like traditional houses vs. Cement houses of some of the Kayapo villages. On the other hand the Kayapo tribe have managed to maintain a lot of their knowledge of natural medicine and for the most part, they are still a shamanic culture, whereas the Xikrin tribes now mostly rely on western medicine provided by the Brazilian government.




İmren DOĞAN: Are there protest groups? İf so is there any share of an Indian assimilation in their nature?



Alex PİLCHİN :There are many protest along the Xingu river. All the Native American clans that may be effected by the construction of the Belo Monte Hydro-electric dam participate. For example in the state of Matto Grosso, some Kayapo tribes have blocked a key road. In Para state, there are a lot of protests both by Native Americans and local residents of Altamira city; remember it is not only Native Americans that will be effected: the Belo Monte dam will flood parts of Altamira and Victoria towns as well. When the Brazilian government tried to start this project in 1989, there was a huge rally that brought Native Americans from the entire country; thousands of people led by Kayapo chiefs and with participation of rock musician Sting. Together, they stopped the project at that time.




‘ ”¦youngsters of Xikrin tribe all have short mushroom haircuts, whereas most of the people in Kayapo tribes have long hair.
They both share the same native language, and have many cultural simularities like body painting, festival ornaments and dances. ‘




İmren DOĞAN: An indian does not see apart itself from the nature but as a part of it. As though there is not also a word such as “nature” in their languagge since it was being reminiscent of meaning telling a different thing from human beings according to me. Do saving it come to mean saving life?



Alex PİLCHİN: Basically for the Kayapo and Xikrin tribes saving nature by fighting against the Belo Monte dam means to fight for their survival. Remember, they rely almost entirely on food from the forest and water from the river. If the river is dry, there is no water and not much food (eg. Fish, wild animals) in the forest. They are concerned about their children; how will they survive in an environment like that?



İmren DOĞAN: What kind of a feeling was it being a witness to this preternatural relation?



Alex PİLCHİN: It was undescribable. Nature gives them energy, makes them strong and aware of their envrionment. I have not seen anything like it before. They can walk with slippers along jungle paths faster than I can follow, they can run nonstop for hours, and their senses are extraordinary: they can differentiate between sounds in the forest (e.g detecting a monkey on the tree), spot a slow moving snake on a trail or hear an incoming boat a long time before I would hear anything. Not to mention the relaxed and non violent state of being that they have grown accustomed to; everything is taken with a smile. Our society has much to learn from them.



‘ Some of the things I learned about their culture include their belief that by shaving the middle of their head they will become more beautiful in the future; their belief that the warrior body paintings with patterns of animals (eg. Snake) will give them the qualities of these animals in battle, etc.’





İmren DOĞAN:
What an interesting thing is their fashion of painting bodies, and usually the patterns come from the nature. As if existance in nature came to symbolize celestial symbols and it’s like like they want to carry them on themselves. Would you tell us something about their meanings?



Alex PİLCHİN: Indeed, the Kayapo tribes paint their bodies with patterns from nature; mostly animals like snakes and turtles. These are warrior body paintings that traditionally the tribe warriors used to paint with before going to battle. They believe that the patterns of the paint give the person some qualities of these animals, for example: snake signifies courage, patience, whereas a turtle signifies clarity of mind, resistance to tension and anger.



İmren DOĞAN: From what I know, they do not like a foreigner witnessing their home life. Do they consider it as private?



Alex PİLCHİN: I think just like with all human beings it is about trust. Once they get to know you and trust you, they are happy to share and to invite you to be in their village, home, eat with them, etc. I found the Xikrin tribe for example to be very open and wellcoming from the beginning; more so than the Kayapo tribe. Everything depends on the tribes past experiences with foreigners.



İmren DOĞAN: Would you tell something about their daily life? What about their culture, kitchen and the social lifes? When men went for hunting what was women and children doing?



Alex PİLCHİN: Their daily life is divided into collective work. In the morning the men gather to discuss what needs to be done for that day. The men usually go hunting or fishing to get food. When needed they get together to build a traditional house or make repairs to old ones. The work is shared. In the meantime, the women take care of children, collect wood from the forest and cook food. Women tend to have many children. When the women or men have some free time they work on making some hand crafts or ornaments for the festival. The kitchen is fire wood based with stones surrounding the fire. Nowdays they tend to use some metal pots from the cities to cook.



Regarding the social life everything is open as the village is built in a circular formation, everyone can see everyone else and is free to come socialize. There is a shack in the middle of the village where the men meet in mornings and evenings, and the women meet as well sometimes. Kids are always playing in the middle of the village or in the river when they are not in school. Nowdays there are two televisions in the village and two hours of electricity at night: so many people gather in the evenings to watch a movie. The men also play football in the afternoons.



The children spend their days in school and the rest of the time playing. Older kids take care of their young ones; it is not uncommon to see a girl of 10 years old carrying around her younger brother or sister.



About their culture; aside from the handcraft making, warrior dances, marches and songs which they perform during their festival days and body painting. They have a marriage tradition that the couple will spend one week locked inside a house and afterwards they are considered married; there is no formal ceremony. When a baby is born, it is presented to everyone in the village for recognition.



They still build their houses from earth and palm leaves; they also make mats from palm leaves as well.



İmren DOĞAN: The slippers that they wear is attracting my interest. Do they accept them due to necessity or is it related with their culture?



Alex PİLCHİN: About sixty years ago, the Xikrin tribe used to live in the jungle without any clothes, and any contact modern objects. In the past 60 years however, they have been introduced to foreign culture and now have clothes, and some other objects from the city. In Brazil nearly everyone walks around in slippers, so they have adopted this custom as well. They even wear them when they go hunting.




‘One way we are doing that is by shining spot lights over injustices going on around the world. Many things that in the past would have been easily hidden away are now poping up as videos on youtube or cellphone photographs in online blogs.’






İmren DOĞAN: How do they educate their children?



Alex PİLCHİN: Yes. The government of Brazil now has a practice to have a shool and a pharmacy in every Native American village to provide free education and medicine. Additionally the children learn quickly to do other tasks like take care of small kids, hunt, and traditional songs, dances and body painting.



İmren DOĞAN: Would you tell something about your view point of photography?



Alex PİLCHİN: I cannot say much about art photography, but as a documentary photographer for me photography is a great way to capture reality and present it to those who are not able to be there themselves. With a camera nearly in everybodies pocket today (at least in the form of a cell phone), we are changing the world. One way we are doing that is by shining spot lights over injustices going on around the world. Many things that in the past would have been easily hidden away are now poping up as videos on youtube or cellphone photographs in online blogs.




İmren DOĞAN: What is your point in photography? What do you plan for future?



Alex PİLCHİN: My point in photography is to show the art and beauty in the diversity of life and culture through photography. To go to places where most people don’t venture, to explore little known cultures, and share their stories through photography; to connect people to reality outside that presented by the mass media.



I don’t tend to plan my future too far in advance, but for the moment I will concentrate on doing more projects in South America: exploring the rich cultural diversity and biodiversity of that continent. One ongoing project I have is to explore the shamanistic culture in the Andes mountains. After that I see myself moving more around the world to explore other frindge cultures and traditions: especially those that are on the verge of disappearing.




Glossary:


Native American: The indigenous peoples of the Americas are the pre-Columbian inhabitants of North and South America, their descendants, and manyethnic groups who identify with those peoples. They are often also referred to as Native Americans,[15] Aboriginals,[16] First Nations [16], and (by Christopher Columbus‘ geographical and historical mistake) Indians,[15] now disambiguated as the American Indian race,American Indians, Amerindians, Amerinds, or Red Indians.
http://en.wikipedia.org/wiki/Indigenous_peoples_of_the_Americas


Xikrin tribes: In the oldest literature, these Indians are referred to as “Diore,” “Chicri,” or “Purukarôt.” Their self-denomination, however, is “Putkarôt.” “Xikrin” was a name given them by Whites, but nowadays they rarely identify themselves as such. The Xikrin are a subgroup of the Kayapó, the westernmost representatives of the Northern Gê. The name “Kayapó” comes from the Tupí kaia (monkey) and po (similar to), but the Gê to whom it is applied never called themselves by this name. All Kayapó call themselves “Mebengnôkre,” that is, “people of the big water.” Modern Kayapó give no explanation for this name, but originally it may have referred to the Rio Araguaia, whose course was apparently an important geographical boundary separating the ancestral Kayapó from the ancestors of the present-day Apinayé. Today, however, each of the fifteen Kayapó groups is autonomous and has its own name. http://www.everyculture.com/South-America/Xikrin-Orientation.html
Kayapo tribes: The Kayapo (Portuguese: Caiapó) people are the Gê-speaking native peoples of the plain lands of the Mato Grosso and Pará inBrazil, south of the Amazon Basin and along Rio Xingu and its tributaries. In 2003, their population was 7,096.[1] Subgroups of the Kayapo include the Xikrin, Gorotire, Menkragnoti and Metyktire.[2] Their villages typically consist of a dozen huts. A centrally located hut serves as a meeting place for village men to dicuss community issues.[3] They speak the Kayapo language. http://en.wikipedia.org/wiki/Kayapo_people


FUNAI Government : The National Indian Foundation, is the Brazilian government body that establishes and carries out policies relating to indigenous peoples. http://www.survivalfrance.org/about/funai


Shamanism: Shamanism is an anthropological term referencing a range of beliefs and practices regarding communication with the spiritual world. A practitioner of shamanism is known as a shaman (pronounced /ˈʃɑːmÉ™n/ “SHAH-men”or /ˈʃeɪmÉ™n/ “SHAY-men”). http://en.wikipedia.org/wiki/Shamanism


Xingu River: : (pronounced shing GOO) is a 1,230-mile long, (1979 km) river in northeast Brazil; it is a southeast tributary of the Amazon River. http://en.wikipedia.org/wiki/Xingu_River


Belo Monte Dam: The Belo Monte Dam is a proposed hydroelectric dam complex on the Xingu River in the state of Pará, Brazil. The planned installed capacity of the dam would be 11,233 Megawatts (MW), which would make it the second-largest hydroelectric dam complex in Brazil, and the world’s third-largest, behind Three Gorges Dam (China) and Itaipu Dam (Brazil-Paraguay). Electricity from the dam would presumably power the extraction and refinery of large mineral deposits in Pará, such as bauxite, the raw material for aluminum. However, there is some opposition to the dam’s construction regarding its impacts to the region.


http://en.wikipedia.org/wiki/Belo_Monte_Dam


Sting: Gordon Matthew Thomas Sumner, CBE (born 2 October 1951), better known by his professional name Sting, is an English musician, singer-songwriter, activist, actor and philanthropist. Prior to starting his solo career, he was the principal songwriter, lead singer and bassistof the rock band The Police. http://en.wikipedia.org/wiki/Sting_(musician)


Buffalo dance: Video clip of a dance performed by a Sioux tribe from Buffalo Bill’s Wild West show. This is part of a group of films constituting the first appearance of Native Americans in motion pictures http://en.wikipedia.org/wiki/Sting_(musician)
Andes mountain: The Andes are the world’s longest continental mountain range. It is a continual range of highlands along the western coast of South America. This range is about 7,000 km (4,300 mi) long, about 200 km (120 mi) to 700 km (430 mi) wide (widest between 18 degrees South and 20 degrees South latitude), and of an average height of about 4,000 m (13,000 ft).http://en.wikipedia.org/wiki/Andes





.Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Kanadalı Belgesel Fotoğrafçısı Alex Pilchin ile Amerikan Yerlileri Konulu SöyleşiKanadalı Belgesel Fotoğrafçısı Alex Pilchin ile Amerikan Yerlileri Konulu SöyleşiKanadalı Belgesel Fotoğrafçısı Alex Pilchin ile Amerikan Yerlileri Konulu SöyleşiKanadalı Belgesel Fotoğrafçısı Alex Pilchin ile Amerikan Yerlileri Konulu SöyleşiKanadalı Belgesel Fotoğrafçısı Alex Pilchin ile Amerikan Yerlileri Konulu SöyleşiKanadalı Belgesel Fotoğrafçısı Alex Pilchin ile Amerikan Yerlileri Konulu SöyleşiKanadalı Belgesel Fotoğrafçısı Alex Pilchin ile Amerikan Yerlileri Konulu SöyleşiKanadalı Belgesel Fotoğrafçısı Alex Pilchin ile Amerikan Yerlileri Konulu SöyleşiKanadalı Belgesel Fotoğrafçısı Alex Pilchin ile Amerikan Yerlileri Konulu SöyleşiKanadalı Belgesel Fotoğrafçısı Alex Pilchin ile Amerikan Yerlileri Konulu SöyleşiKanadalı Belgesel Fotoğrafçısı Alex Pilchin ile Amerikan Yerlileri Konulu SöyleşiKanadalı Belgesel Fotoğrafçısı Alex Pilchin ile Amerikan Yerlileri Konulu SöyleşiKanadalı Belgesel Fotoğrafçısı Alex Pilchin ile Amerikan Yerlileri Konulu SöyleşiKanadalı Belgesel Fotoğrafçısı Alex Pilchin ile Amerikan Yerlileri Konulu SöyleşiKanadalı Belgesel Fotoğrafçısı Alex Pilchin ile Amerikan Yerlileri Konulu SöyleşiKanadalı Belgesel Fotoğrafçısı Alex Pilchin ile Amerikan Yerlileri Konulu SöyleşiKanadalı Belgesel Fotoğrafçısı Alex Pilchin ile Amerikan Yerlileri Konulu SöyleşiKanadalı Belgesel Fotoğrafçısı Alex Pilchin ile Amerikan Yerlileri Konulu Söyleşi

Murat Pulat : İnşaat




“Fotoğrafın kendi keyfine göre bedenimi yarattığını yada öldürdüğünü hissediyorum…”


Roland Barthes




Fotoğrafçı için en zoru bir konuya başlamak, hayır belki de konuya ait olmak. Fotoğrafın konu ettiği insanların fotoğraflarına bakarken hissettiğim fotoğraflanan insanların mı fotoğrafçının mı asıl konu olduğu. Tek bildiğim bu ikisinin birbirine mobius 1 şeridinin öncesizliğine ve sonrasızlığına benzer şekilde dolandığı zaman çok etkili oldukları.



Bu proje, sizlere bina olarak teslim edilmeden önce inşaat alanında yaşanan uyumlu kaosun, binaların sadece demir, kum ve çimentodan oluşmadığının hikayesi.



Fotoğraf hikaye anlatır, bazen tek bir kare ile bazen de belgesel fotoğrafta olduğu gibi birden fazla karenin yan yana gelmesiyle. Ama her ikisinde de bilinenin aksine “gerçeklik” fotoğrafçının hikayeyi nasıl anlatmak istediğiyle şekillenir. Fotoğrafçı, herhangi bir işe ait olan sarf malzemeleri, onların uzaydaki üç boyutlu bildik varlığını dahi, kendi kurduğu düzlemde -tıpkı inşaat sahasında çalışanların demiri, kumu, çimentoyu belirli bir düzen içinde kullanarak yeni bir form oluşturması gibi- sıraya sokar, dönüştürür, estetize eder ve bakan göze yeniden sunar. Oluşan bu yeni iki boyutlu düzlem gerçeğe ait bir şeyleri içinde barındırsa da orijinal yitirilmiştir ve yerini fotoğrafçının yarattığına bırakmıştır. Bu projedeki fotoğraflar, inşaat sahasının ve çalışanlarının, fotoğraf makinesi yardımıyla, mekanik süreç ile klonlanması olarak değil, Jean Baudrillard’ın alttaki söylemine denk bir “ikizliği” olarak görülmelidir.



“İkizlerde iki kişi olmanın sağladığı bir özgünlük, daha ilk andan itibaren bir değil iki kişi olmaktan kaynaklanan özel ve kutsal bir büyüleme gücü vardır.Oysa klonlaşmada aynının yinelenmesi yani: 1+1+1+1+1, vs. den başka bir şey yoktur. Ne çocuk ne ikiz ne de narsistik bir yansımaya benzeyebilen klon genetik yoldan nesneleştirilen bir ikiz, başka bir deyişle her türlü başkalaşma ve hayal gücünü ortadan kaldıran bir şeydir.” 2



Yaşadığımız, alışveriş yaptığımız, çalıştığımız bina duvarlarında, boya ve sıva katmanlarının altında kalan, çalışanlara ölçü almalarında kılavuz olması için çizilen ve bu sergiye ismini veren +1.00 kotu işareti ise klonlaşmaya inat, inşaat sahasına uzak kişiler için hayal gücünü tetikleyen bir isim olarak düşünüldü.



Bu proje, sadece bir fotoğraf projesi değil, hayatımın inşaat sahalarında geçen büyük parçasının hikayesi.



Murat PULAT


Temmuz 2010




1 Uzun bir dikdörtgensel kağıt parçasının AB ve CD kenarları A ile C, B ile D noktaları çakışacak biçimde yapıştırılmasıyla elde edilen yüzey. Normal bir şeridin iki yüzü vardır ancak möbius şeridinin bir yüzü vardır. Yani möbius şeridininin üzerindeki bir noktadan hareket etmeye başladığınızda tekrar aynı noktaya geri dönersiniz. Türk Dil Kurumu Sözlüğü



2 Jean Baudrillard, Simülakrlar ve Simülasyon, Doğu Batı Yayınları, Eylül 2008, s.140



















































Murat PULAT Hakkında



1969 yılında Ankara’da doğdu. Eğitimini sırasıyla Çizmecioğlu İlköğretim Okulu, TED Ankara Koleji, İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Elektronik Mühendisliği Fakültesi Elekrik Bölümü’nde tamamladı. Halen Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Sinema Televizyon Bölümü’nde Yüksek Lisans yapmakta ve Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde Mimari Fotoğraf dersi vermektedir. 1992 yılında fotoğrafa başladı; katıldığı karma sergiler, kişisel sergileri ve fotoğraf konusunda verdiği eğitimlerle bu alandaki çalışmalarını sürdürmektedir. Ayrıca İstanbul Hatırası Fotoğraf Merkezi ve FotoRöportaj.org kurucu üyelerindendir.



SERGİLER



2005 Dünya Ticaret Örgütü, Cenevre İsviçre


2005 Engelsiz Yaşam – Engelsiz Yaşam Derneği, Ankara (Karma Sergi)


2006 Nefes – Nazım Hikmet Kültür Merkezi, İstanbul


2006 İstanbul 1. Fotoğraf Bienali Kapsamında; O (Bu, şu, öteki, beriki, şimdiki, önceki, sonraki) Ana Adanmış (Karma sergi), Darphane-i Amire, İstanbul



ÖDÜLLER



2008 Black & White Spider Awards Honorable Mention – People


2008 Black & White Spider Awards Honorable Mention – Photojournalism


2010 IPA International Photography Awards Honorable Mention – People


2010 IPA International Photography Awards Honorable Mention – Industry









Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Murat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaatMurat Pulat : İnşaat

Matteo Bastianelli : Bosnalı Kimliği


For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



Bosnalı Kimliği


The Bosnian Identity


Matteo Bastianelli




Evlerin ve apartmanların dış cepheleri çok sayıda açık yarayı gözler önüne sermekte. Makinelilerce açılmış delikler ve bombaların açtığı oyukları doldurmak için kullanılan beyaz beton lekeler tüm Bosna’ya yayılmış hayali bir takımyıldızı gibi görünüyor. Acımasızca geçen zamana rağmen bellekler geçmişin izleriyle dolu. Ama bu, ne bize savaşın şiddetini hatırlatan bir yıkım ne de tamamıyla kayıpların acısı değil, herşeyden daha çok, binlerce gizli kimliği yeniden sağlığına kavuşturmak için gündelik bir çabadır.Eski Yugoslavya’daki çatışmadan 15 sene sonra ortadan kaybolan 30.000 insan hala kayıp. Saraybosna’daki Kayıp Şahıslar Uluslararası Komitesi 1996’dan beri silahlı çatışmalar sırasında kaybolan kişilerin belirlenmesi amacıyla aralıksız çalışıyor. Böylece onlara soykırım anısına isimlerini geri vererek ve ailelerine ölüleri için saygın bir mezarlıkta yas tutmalarını sağlayarak kurbanlar için münasip bir anma törenine katkıları olmaktadır. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’daki en büyük katliama sahne olan, bir grup köylünün Sırp havan ve füzelerine karşı kendilerini sadece tüfek ve palalarla savunmak zorunda kaldığı , Srebrenica’daki “korunmuş” yerleşim bölgesi Cerska’dan Drina Vadisi’ne kadar Müslüman din vatandaşlarına karşı Sırp-Boşnak güçlerince gerçekleştirilen katliam hala Müslümanların anılarında çok canlı.Solmuş fotoğraflar, kimlik kartları, buruşmuş kağıt paralar, hepsi zamana gömülen insanlığın parçaları.Şu anda, istem dışı yeniden gündeme gelmeleriyle varlıklarının kanıtı olan bu izler , kayıp kişilerin en yakınlarının çoğunun yaşamında kalan boşlukların altını çiziyor gibi görünüyor.Geçen yıl 775 insan cesedi tespit edilmiş ve Srebrenica’nın düşüşünden 15 sene sonra , 11 Temmuz 2010’da tüm bu cesetler yakınlarına geri verilmiştir. Hem sivil hem de profesyonel teslim etmeler sırasında bir grup insanla doğrudan temasım oldu ve benimki; çalmadan, anılar ve görüntülerin, gerçekten yaşanmış ve başkalarının yalnızca hayal edebileceği anların birlikte paylaşılmasından başka bir şey değildir. Donmuş duyguların, bir kucaklayışın zihnin anlaşılmaz kıvrımları ve arka planında yer alan umudu yeniden canlandırdığı, geçmiş ve gelecek arasında hala varolan değişimin siyah-beyaz fotoğraflandığı 2 yıldan bu yana devam eden uzun dönemli bir projedir.



The exteriors of the houses and apartment blocks display a multitude of open wounds. The holes made by machine-gun fire and the white blotches of concrete, used to fill up the gaping cavities created by the bombs, look like imaginary constellations scattered across the whole of Bosnia. Recollection, notwithstanding the implacable passing of time, is swathed with scars, but it is not the destruction that causes us to remember the horrors of war, neither is it purely the pain for those lost; more than anything it is the daily endeavor to recuperate thousands of hidden identities. Fifteen years after the end of the conflict in ex-Yugoslavia thirty thousand humans, who simply vanished into mid-air, are still missing. The International Commission on Missing Persons (ICMP) in Sarajevo has been working non-stop, ever since 1996, with the intent of identifying the missing persons who disappeared during the armed conflicts, thus contributing to the development of an appropriate commemoration of the victims: by giving them back their names in remembrance of the genocide and allowing their families to mourn their own dead at a decent graveside. From the “protected” enclave in Srebrenica, scene of the largest-ever massacre in Europe since the Second World War, at Cerska, where a populace of peasants was forced to defend itself with only rifles and machetes against Serbian mortars and missiles, down as far as the Drina Valley the carnage carried out by the Serb-Bosnian forces against citizens of Muslim religion, is still very vivid in collective Muslim memories. The discolored photos, identity cards, crumpled bank notes are all fragments of humanity buried in time. At present, these traces of proof of existence with their own involuntary resurfacing, seem to underline the gaps left in many other lives: those of the people closest to these missing persons. In the last year 775 human remains were identified and on july the 11th 2010, 15 years after the fall of Srebrenica, all these bodies were given back to their relatives. I came into direct contact with a number of people while conciliating both civilian and professional commitment and, without stealing images, mine was more than anything else a co-division of memories and visions, of moments truly experienced and others only imagined. A long term project by now ongoing from 2 years where I photographed black and white frozen emotions, a transition still present between past and future: where a hug rekindles hope, amid the obscure meanderings and backdrops of the mind.



Çeviri (translation by) : Berna AKCAN





















Matteo BASTIANELLI Hakkında


1985 doğumlu Matteo Bastianelli Roma’da yaşayan serbest bir fotoğrafçı ve gazetecidir. 2009’da “Roma Fotoğraf Okulu”ndan mezun olmuştur. 2007’de; Hırvatistan’daki sağlık sistemi, Avrupa Birliği’nce paraca desteklenen ve varoşlarda yaşayan Hırvat ve Bosnalı çingenelerin yaşam şartları gibi Roma’da izinsiz yaşayan evsizlerle ilgili uzun dönemli projeler üzerinde çalışmaya başladı. Şu sıralar, eski Yugoslavya’da Sırplar tarafından Bosnalı Müslümanlara uygulanan soykırımın sonuçlarını belgeliyor, savaştan 15 sene sonra hala 30.000 kişi resmi olarak kayıp. Proje, genç Bosnalıların gündelik yaşamlarından, savaş sonrası zehirli atıklarla kirletilmiş Bosna’nın bazı göllerine kadar bir hikayeler dizisinden oluşmakta. Yeni projeler İtalya ve Fransa’daki kadınların dünyasıyla ve şu anda Bronx’ta bir çiftlikte yaşayan ve çalışan bir grup eski evsizin New York’ta günlük yaşama geri dönüşleriyle ilgilidir ve Manhattan’nın Yukarı Batı Yakasındaki resim ve sanat terapisi kurslarında yer almaktadır.Matteo Bastianelli çalışmalarında kişisel deneyimleri ve bireysel sorumluluklarını gönüllü çalışmayla birleştiriyor. Bu ona, konularının içine girebilmesini ve insani ilişkiler kurmaktan hoşlandığı kişilerle basit bir fotografik hikayenin ötesinde yakınlaşmasını sağlamaktadır. Fotoğrafları Burn, Blur, Corriere della Sera, Drome, Foto8, Liberazione, Left, L’Espresso, Messaggero, Miro, Photo District News and Private gibi bazı önemli İtalyan dergileri ve uluslararası gazete ve dergilerde yayınlanmıştır.



Awards-Ödüller


2010 Emerging Photographer Grant Finalist (Magnum)


2010 International Photo contest JFF – Blur magazine winner


2010 PDN’s Photo Annual contest in photo-journalism winner


2009 Festival Internazionale Foiano Fotografia: 1st prize for best portfolio


2009 Festival Internazionale della Fotografia di Roma: 2nd prize for best portfolio


2009 Festival Fotoleggendo: 3rd prize for best portfolio



About Matteo BASTIANELLI



Born in 1985, Matteo Bastianelli is a free-lance photographer and journalist based in Rome. He graduated at the “Scuola Romana di Fotografia”, 2009. In 2007 he started working on long-term projects about the homeless: squats in Rome, health system in Croatia, living-conditions of the Croatian and Bosnian Romany (Rom) population who live in ghettos financed by the European Community. He is currently documenting consequences of the genocide carried out by Serbs on the Bosnian Muslims in former Yugoslavia where, 15 years after the end of the war, 30.000 people are still officially missing. The project is articulated in a series of stories that go from the everyday life of young Bosnians to the contamination of some Bosnian lakes where toxic waste-matter was dumped after the war. New projects are under and away in Italy and in France regarding the female world and, in New York, about the return to daily life of a group of ex-homeless who now live and work on an urban farm in the Bronx and follow courses in art-therapy and painting on Upper West Side, Manhattan. In his work Matteo Bastianelli merges his personal experiences and civil commitment, through voluntary work, that allow him to come within close proximity of his subjects and with whom he loves to establish human relationships that go far beyond a simple photographic tale. His pictures have been published in some of the most important Italian and international newspapers and magazines, such as Burn, Blur, Corriere della Sera, Drome, Foto8, Liberazione, Left, L’Espresso, Messaggero, Miro, Photo District News and Private.








Matteo Bastianelli : Bosnalı KimliğiMatteo Bastianelli : Bosnalı KimliğiMatteo Bastianelli : Bosnalı KimliğiMatteo Bastianelli : Bosnalı KimliğiMatteo Bastianelli : Bosnalı KimliğiMatteo Bastianelli : Bosnalı KimliğiMatteo Bastianelli : Bosnalı KimliğiMatteo Bastianelli : Bosnalı KimliğiMatteo Bastianelli : Bosnalı KimliğiMatteo Bastianelli : Bosnalı KimliğiMatteo Bastianelli : Bosnalı KimliğiMatteo Bastianelli : Bosnalı KimliğiMatteo Bastianelli : Bosnalı KimliğiMatteo Bastianelli : Bosnalı KimliğiMatteo Bastianelli : Bosnalı Kimliği