Aylık arşivler: Ağustos 2009

Baki Kalan Kubbede Hoş Bir Seda İmiş, Fotoğraf Sergisi Fotografevi’nde



“Baki Kalan Kubbede Hoş Bir Seda İmiş”


Günümüzdeki “Osmanlı” algısının peşine düşen fotograflar”¦



12 / 24 Eylül 2009


Fotografevi Allianz Galerisi



Fotografevi projesi olarak 15 fotografçının katılımı ile 1 yılı aşkın sürede üretilen ve günümüzdeki “Osmanlı” algısının peşine düşen projenin fotografları 12 / 24 Eylül 2009 tarihleri arasında Fotografevi Allianz Galerisi’nde görülebilir.



Sergi ile eş zamanlı olarak ayrıca Fotografevi Yayınları’ndan bir kitap olarak da izleyici ile buluşacak proje günümüzde politik, felsefi ve kültürel olarak tartışmalı bir olgunun görsel olarak peşine düşüyor.



Projenin editörlüğü fotografçı Haluk Çobanoğlu sunuş yazısı da editor Emre Yalçın tarafından gerçekleştiriyor.



Sergi katılımcıları; Nuran Akkaya, Yaşar Şahin, Melodi Çorumlu, Mehmet Ali Civelek, Melike Bakıcı, Serpil Eği, Hasan Bilgehan, Filiz Seyhan, Gülçin Özbek, Gökmen Coşar, Şafak Tülümen, Selçuk Akbulut.



Sergi Açılış: 12 Eylül 2009 saat: 19:00


Fotografevi Allianz Galerisi


İstiklal Cad. Tütüncü Çık. No:4


Galatasaray- Beyoğlu-İstanbul


Tel: 0212 2490202


Mail: fotografevi@fotografevi.com


Yaşar Şahin

Nuran Akkaya


Mehmet Ali Civelek
Baki Kalan Kubbede Hoş Bir Seda İmiş, Fotoğraf Sergisi Fotografevi'ndeBaki Kalan Kubbede Hoş Bir Seda İmiş, Fotoğraf Sergisi Fotografevi'ndeBaki Kalan Kubbede Hoş Bir Seda İmiş, Fotoğraf Sergisi Fotografevi'nde

Süreyya Martin Fotoğraf Sergisi : Sen Beni Görmedin



12 Eylül…


“Dehşetti yaşadığım,


ölümüm dehşetti.


Gördüğüm kendimdi oncasının arasında


ve oncasının sonsuzluk anı içinde


sessizliğin ve çığlıkların


ezgileridir şarkımın noktalandığı…”


Unutmayanlara ve de hiç görmeyenlere davetimizdir..



Süreyya Martin’in 1 Eylül’de İzmir’in tarihi mekanı Havagazı Fabrikası’nda saat 18.30′da açılacak ‘SEN BENİ GÖRMEDİN’ adlı sergisinin davetiyesinde bu sözler var. Fotoğraflardan hazırlanan albümün geliri ise, sanatçı tarafından 12 Eylül sürecinde mağdur olup ayakta duramayan devrimcilerin çocuklarının eğitimi için bağışlandı.



“Bir alay çocuktular


Bir alay hasret yürektiler


Uzak memleketlerine


Sokağı kendi kendine bırakıp


Çekip gittiler…”



(Albüm kapağından)



“12 Eylül 1980 darbesi sürecinde üzerinde yaşadığımız bu topraklarda olanları biliyor musunuz? Yaşanılanlar o kadar açık, o kadar ortadaydı ki her şey herkesin gözlerinin önünde olup bitti. Üzerinden 29 yıl geçmesine rağmen tüm yaşanılanları ben unutmadım.



Gözaltına alınan 650.000 kişiyi, idam edilen 50 kişiyi, kuşkulu bir şekilde öldürülen 300 kişiyi, fişlenen 1.680.000 kişiyi hatırlıyorum”¦Vurularak öldürülen 95 kişiyi, gazetelerin 300 gün yasaklandığını, 171 kişinin işkencelerde öldüğünü hatırlıyorum”¦



Nefretin büyüklüğünden, korkunun karanlığından, kuruyan topraktan nefes alamayıp, analarını – sevdalarını – yüreklerini burada bırakıp özgürlüklerini başka ülkelerde arayan 30.000 kişiyi hatırlıyorum”¦



Bu sürecin bize, insanın ne kadar “harikulade” ve ne kadar “alçak” olabileceğinin binlerce kanıtını gösterdiğini hiç unutmadım”¦



Nasıl insan olunacağının yüzlerce örneğini gösteren o güzelim çocukları da unutmadım”¦



Ve istedim ki, yok edilmeye çalışılan bir kuşağın acılarının sadece bir kesitine değinen fotoğraflarım, bu döneme tanık olan ve olamayan herkesin, ötekinin acısını fark edip hissedebilmesi ve benzer acıların yeryüzünün hiçbir coğrafyasında yaşanmaması adına, okyanusa akan bir damla olsun.



Ve en önemlisi bu fotoğraflar acılardan güzellikler yaratan, yaşanılabilir bir dünya için yaşamlarını yitiren o harikulade çocuklara selam olsun”¦”




SÜREYYA MARTİN FOTOGRAF SERGİSİ:


‘SEN BENİ GÖRMEDİN’


Tarih : 01 – 14 EYLÜL 2009


Açılış: 01 EYLÜL 2009 – Saat: 18:30


Yer: TARİHİ HAVA GAZI FABRİKASI RESİM SERGİ SALONU


Adres: Alsancak Liman’ı karşısı



12 Eylül 1980”² de insanlığın dondurulduğu bir süreçten geçti Türkiye. Eşitlik ,demokratik haklar ve özgürlükten söz eden herkes ve herşey tutuklandı, işkence tezgahlarından geçirildi ve mahkum edildi. Büyük bir gözaltı dönemi yaşandı,darbeciler ve işbirlikçileri masum insanları, öğrencileri, öğretmenleri, sendikal ve ekonomik haklar için mücadele veren işçileri öldürdüler.



Bu süreç ile ilgili çok şey yazılmadı, söylenmedi. Benim de söyleyecek sözüm olduğundan susmaya dilim ,görmemeye gözüm razı gelmedi. Ve istedim ki yok edilmeye çalışılan bir kuşağın acılarının sadece bir kesitine değinen fotoğraflarım, bu döneme tanık olan ve olamayan herkesin, ötekinin acısını fark edip hissedebilmesi ve benzer acıların yeryüzünün hiçbir coğrafyasında yaşanmaması adına, okyanusa akan bir damla olsun.



Henüz çok da uzak olmayan bir geçmişte yaşananları hatırlamaya bir davet olan fotoğraf sergim 1 Eylül 2009 salı günü saat 18.30”²da Tarihi Havagazı Fabrikası sergi salonunda açılacaktır.



Katılımınızı bekliyorum.



Süreyya Martin






Süreyya Martin kimdir?



1958 de İzmir’de doğan Süreyya Martin, ilk, orta ve liseyi Mardin’in tarih kokan taş yapıları arasında bitirdi. 1975-80 yılları arasında Ege Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu’nda okudu. 90’lı yılların başından beri fotografla sıcak temas halinde”¦



Süreyya Martin, “İpeğin kozasından özün özden ayrıldığı, ışığın kaybolmaya toplumun kimliksizleştirilmeye çalışıldığı bu süreçte” çektiği fotograflarla hayata dokunmaya çalışan bir sanatçı.



Katıldığı karma sergiler



2009 – Kadınların 12 Eylül Mektupları Sergisi – Uçan Süpürge Film Festivali / Ankara


2009 – Ebruli Gezginleri Fotoğraf Sergisi II / İzmir Konak Belediyesi Alsancak Kültür Merkezi


2008 -‘Bir Kardelen İçin İki Kare’ Fotoğraf Sergisi / Halk Eğitim Merkezi Sergi Salonu / İskenderun


2007 – ‘O Kim ?’ – Kimlik ve İktidar Projesi Fotoğraf Sergisi (İzmir-İstanbul-Bodrum-Gökova-İskenderun)


2007 -‘Kadınlar İçin Kadınlar Tarafından’ Fotoğraf Sergisi – The Hall / İstanbul


2007 – ‘İzmirli Kadın Fotoğrafçılar 8 Mart Sergisi’ – İzmir Konak Meydanı


2007 – ‘Kadın Koruma Evleri Bağış Sergisi’ / İzmir Hilton Oteli


2006 – Ebruli Gezginleri Karma Fotoğraf Sergisi –İletişim Kitabevi Sergi Salonu / İzmir


2005 – İnsan Hakları Fotoğraf Sergisi / İletişim Kitabevi Sergi Salonu / İzmir


Süreyya Martin Fotoğraf Sergisi : Sen Beni Görmedin

Ali Öz Fotoğraf Sergisi : Fotoğraflarla Türkiye 1982-2009



Karşı Sanat Çalışmaları 2009-2010 sonbahar-kış sezonunu Haber fotografçısı Ali Öz’ün fotoğraf sergisi ile açıyor.



1953 Silifke doğumlu sanatçı, sırası ile Nokta, Güneş Milliyet, Cumhuriyet, Aktüel, Tempo, NTV MAG ve Birgün’de çalıştı.



Ankara Siyasal bilgiler Basın Yayın Yüksekokulu Radyo Televizyon Bölümü mezunu olup halen serbest foto muhabirliği yapmaktadır.



“Fotoğraflı Türkiye Sosyal Tarihi” olarak adlandırılabilecek sergi, son 30 yılın en önemli karelerinden oluşuyor.



Siyasetin, toplumsal aktörlerin, sosyal değişimin kırılma noktalarının sinir uçlarında gezinen objektifi ile, yaşam riski altında bile insana dair en yalın sözü, acı bir tebessüm tadında donduran enstantenelerinden 130’a yakın seçkiyi bu sergide bir arada görmek mümkün.



1 Eylül-20 Eylül 2009 tarihleri arasında gezilebilecek sergi yorumunu Yıldırım Türker yapıyor.



Ali Öz Fotoğraf Sergisi : Fotoğraflarla Türkiye 1982-2009

Greenpeace Türkiye, Aytunç Akad Fotoğraf Sergisi : Denizin Tanıkları



Denizin Tanıkları




Greenpeace, yerel balıkçıların sorunlarını Aytunç Akad’ın fotoğraflarıyla sergi salonlarına taşıyor. Akdeniz’de korunaklı deniz rezervleri yaratılması için kampanya yürüten Greenpeace, bu sergiyle, Türkiye’deki kirlenme, aşırı ve yasadışı avlanma gibi nedenlerden dolayı yok olan deniz zenginliklerine ve bu durumdan en fazla etkilenen yerel balıkçıların sorunlarına dikkat çekmeyi hedefliyor. Sergide, Ege, Akdeniz ve Karadeniz’deki yerel balıkçıların denizdeki hayatları ve hikayeleri yer alıyor.




Denizin Tanıkları fotoğraf sergisi, 4 – 15 Eylül tarihleri arasında Yeminli Mali Müşavirler Odası Sergi Salonu‘nda yer alacak.




Adres: İstiklal Cad. Asmalı Mescit Mah. No:146 Beyoğlu


Telefon: 0212 251 60 90




Denizler artık bereketini kaybediyor.



Suları kirleniyor, içinde yaşayan canlılar giderek yok oluyor, soyları tükeniyor.



Her tarafı ticari tekneler sarmış, trolcüler, gırgırcılar suların altında hayat bırakmamış.



Denizler hakkında anlatılan hikayelerin tadı yok artık. Ağlar boş, avdan dönen balıkçıların yüzü asık.



Onlar ki yüzyıllardır kaderlerini denizle ortak etmiş, ailelerinin yüzünü denizin bereketi ile güldürmüşler.



Dedeleri, babalarından deniz efsaneleri dinlemiş, suyun altında yaşayan her türlü canlının sırrını öğrenmişler.



Doğaya saygıyı, almanın kararını, gözü tokluğun anlamını yine her şeyin üstünde bilmişler.



Değişen bu zamanlarda,



İnsanın doyurulmaz hırsının, doğaya saygısızlığının nelere yol açtığını,



Kirlenen suları, ölen balıkları, yok olan canlıları en yakından bilen, acısını çeken yine onlar.



Geçmişin özlemini yüreklerinde taşıyan”¦



DENİZİN TANIKLARI






Greenpeace Türkiye, Aytunç Akad Fotoğraf Sergisi : Denizin TanıklarıGreenpeace Türkiye, Aytunç Akad Fotoğraf Sergisi : Denizin Tanıkları

Ara Güler’in Hayatını Anlatan “Foto Muhabiri” Kitabı Fotografevi’nde Tanıtıldı



Nezih Tavlaş’ın kaleme aldığı ve Ara Güler’in hayatını anlatan “Foto Muhabiri” kitabı çıktı. Kitap, Ara Güler’in katılımı ile gerçekleştirilen ve ustanın 81.yaş gününde imza töreni ile tanıtıldı. 15 Ağustos 2009 Cumartesi günü Fotografevi’nde yapılan etkinliğe pek çok fotoğraf sever katıldı. Katılımcılar, usta ile sohbet etme ve kitaplarını imzalatma fırsatı yakaladılar.



Aydan Çınar – Hülya Yeltepe


Ara Güler'in Hayatını Anlatan Ara Güler'in Hayatını Anlatan Ara Güler'in Hayatını Anlatan

Galeri Selvin, Claudio Orlandi Fotoğraf Sergisi



GALERİ SELVİN


CLAUDIO ORLANDI FOTOĞRAF SERGİSİ


30 EYLÜL – 19 EKİM 2009




1960 Roma doğumlu olan fotoğraf sanatçısı Orlandi, halen orada yaşamakta ve kariyerini sürdürmektedir.



1990’dan bu yana profesyonel olarak fotoğraf sanatı ile uğraşan sanatçımız 2000 yılında “The hat in the world” uluslar arası karma sergi fotoğraf yarışmasını kazanmış, 2006 yılında Vittorio Bachelet ödülünü almıştır.



Türkiyedeki ilk kişisel sergisini açacak olan fotoğraf sanatçımızın eserleri 30 Eylül – 19 Ekim tarihleri arasında Galeri Selvin’de izleyicilerini bekliyor.




Galeri Selvin


Arnavutköy Dere Sok. No:3


Arnavutköy,Beşiktaş/İstanbul



Tel: 212.263 74 81


www.galeriselvin.com



Galeri Selvin, Claudio Orlandi Fotoğraf SergisiGaleri Selvin, Claudio Orlandi Fotoğraf Sergisi

Kadıköy Fotoğraf Günleri



Kadıköy Fotoğraf Günleri



Işığın Ressamları ikinci kez Kadıköy’de buluşuyor”¦



Kadıköy Belediyesi, Bostancı Halk Eğitim Merkezi, Kadıköy Kent Konseyi Kültür Sanat Komitesi ve Fotoamele Fotoğraf Grubu tarafından organize edilen KADIKÖY FOTOĞRAF GÜNLERİ 17-20 AĞUSTOS tarihleri arasında UĞUR KARAKADI Küratörlüğünde Selamiçeşme Özgürlük Parkı’nda ikinci kez düzenleniyor.



Işığın ressamlarını yıldızlı gecelerde buluşturan Kadıköy Fotoğraf Günleri’ne bu yılda ülkemizi yurt içi ve dışında başarı ile temsil eden fotoğraf sanatının usta isimleri katılıyor.



Saat: 20.30 da başlayacak olan Kadıköy Fotoğraf Günleri’nde İSA ÇELİK, İZZET KERİBAR, GÜLER ERTAN, İBRAHİM ZAMAN, ARAMİS KALAY, HAKAN KUMUK, ÇERKES KARADAĞ, ALPTEKİN BALOĞLU, MUAMMER YANMAZ gibi usta fotoğraf sanatçılarının yanı sıra amatörler de saydam gösteri yapacak. Amatör ve profesyonel fotoğrafçılar bir kez daha Kadıköy’de buluşacak”¦



Tarih: 17-20 Ağustos 2009 Yer: Selamiçeşme Özgürlük Parkı Amfitiyatro


Açılış Kokteyli: 17 Ağustos 2009 Saat: 19.30

Kadıköy Fotoğraf Günleri

FR Posta Kutusu








Sevgili Fotoritim okurlarımız,



Bu bölümümüzde dergimiz hakkında her türlü soru, eleştiri, öneri vs. istediğiniz düşüncelerinizi yorum ekleyerek bizlerle ve diğer okurlarla paylaşabilirsiniz. Dergi editörlerimizce soru, öneri ve eleştirilerinizin takibi yapılarak, yanıtları ve sonuçları yine buradan size iletilecektir.



Bize ışık tutacak ve yön gösterecek paylaşımlarınız için şimdiden teşekkürlerimizi sunarız…



Sevgilerimizle,


FOTORİTİM

Not: Bu bölüme eklenecek yorumların, yayına alınmasında FR Kullanım Şartnamesi’nde yer alan yorum kuralları geçerlidir.







We Fotoritim, as an e-photography magazine would like our readers to share with us any questions, criticism and suggestions about the magazine.



Your questions, suggestions and criticism shall be followed up and responded to by our magazine’s editors, however whilst every effort will be made to answer all feedback, in some instances it may not be possible.



Your sharing and direction will shed light and help us improve the magazine.



Thanking you in advance for this.



Kind regards,


Fotoritim



Ps: It is valid only in conformity with the specifications of FR, to publish these comments which will be placed in this part.




FR Posta Kutusu

Alptekin Baloğlu : Denizden Boğaziçi



1966 Bursa doğumlu Alptekin Baloğlu, mimarlık eğitimi almış. Uzun yıllardır basım sektöründe çalışan Baloğlu,1994 yılından beri sualtında fotoğraf çekiyor.




Alptekin Baloğlu

Uluslararası ve ulusal yarışmalarda 47 ödülü bulunan fotoğrafçı, 2005 yılında İspanya’da yapılan ve Türkiye’nin ilk kez katıldığı 10. Dünya Sualtı Fotoğraf Şampiyonası’nda 25 ülkeden 50 fotoğrafçının arasından, balık kategorisinde Altın madalya alarak Dünya Şampiyonu olmuş.




Baloğlu’nun 1999 yılında yayınladığı “Sualtından Yansımalar” adındaki ilk kitabı, sualtı yaşamının fotoğraflarla tanıtıldığı ilk Türkçe kitaptır. Bunu takiben 2003 yılında yayınladığı “Sualtının Yıldızları” adındaki kitabı ile Fransa’da yapılan 30. Dünya Sualtı Görüntüleme Festivali’nde “Dünyanın En İyi Sualtı Kitabı” ödülünü kazanan Baloğlu, aynı yıl, Malezya’da yapılan “Celebrate the Sea” Festivali’nde de “Denizlerin En İyi Kitabı” ödülünü de almıştır.




2006 yılında, yıllardır üzerinde çalıştığı “İstanbul’un Sualtı Yaşamı” adındaki projesini hayata geçirdi. İki kıtayı birleştiren İstanbul’un gizemli sualtı yaşamını ilk kez belgeledi ve milyonlarca kişi ile paylaştı. İstanbul’un Sualtı Yaşamı projesi, Taksim Meydanında bir ay açık kalan bir açık hava sergisi, 224 sayfalık bir kitap ve 80 dakikalık bir belgesel filmden oluşan çok kapsamlı bir çalışma olarak, çevre koruma bilincini arttıran bir proje olarak büyük ilgi gördü.




2006 yılında “Deniz’de 24 Saat” adındaki proje ile Bodrum Küçük Resif’inin 24 saatini sualtında belgelemiş ve bu fotoğraflardan oluşan farklı bir sergi ile izleyicilerin dikkatini sualtına çekmiştir. Gece dalışında çekilen fotoğrafları sergi alanında kurulan karanlık bir çadır içinde sergilemiş ve izleyicilere verdiği fenerler ile gece dalışında kendi gördüğü gibi izlemelerini sağlamıştır. Açtığı tüm sergilerde ve kitaplarda özel gözlüğü ile bakıldığında üç boyutlu görülen 3-D fotoğraflar kullanmış ve bu konuda da dünyada bir ilki gerçekleştirdi.



Alptekin Baloğlu, İstanbul, Berlin, Moskova, Barselona, Brüksel, Antibes ve Paris olmak üzere 11 kişisel sergi açarak sualtı dünyasını tanıtma çalışmalarına devam etmiştir.



Avustralya, Papua Yeni Gine, Malezya, Tayland, Burma, Sudan, Mısır, Maldivler, Belize, Galapagos Adaları, Endonezya, Filipinler, Fransa, İspanya ve Türkiye’de 80.000 in üzerinde sualtı fotoğrafı çeken Alptekin Baloğlu ile son olarak gerçekleştirdiği ve büyük ilgi gören ‘‘Denizden Boğaziçi’’ projesi üzerine konuştuk.





Birçok fotoğraf sanatçısı, İstanbul ve Boğaziçi’nin güzelliklerini fotoğrafları ile ölümsüzleştirdiler. Bir sualtı fotoğrafçısı olarak siz Boğaziçi’ne farklı bir gözle baktınız. Daha önce kimsenin yapmadığı bir şeyi yaptınız. Sarayları, camileri, yalıları, balıkçıları, vapurları Boğaziçi’nin tüm güzelliklerini su üstünden yansıtan fotoğraflar çektiniz. ‘‘Denizden Boğaziçi’’ projenizin ortaya çıkışından bahseder misiniz?



Bu projeden önce ‘‘İstanbul’un Sualtı Yaşamı’’ konulu projeyi 2006 yılında yaptık ve dalışın yasak olduğu boğazda dalış yapma şansı bulduk. Bu dalışlar sırasında suyun yüzeyine çıktığım anlarda boğaza bu açıdan bakma şansım oldu. Boğaza suyun üstünden bakan çok azdır. Dalmadığınız sürece vapurdan ya da kayıktan bakarsınız. Farklı bir bakış açısı ile baktığın vakit, masaya bile yere yatıp baktığında nasıl farklı görüyorsan denizin altından ilk çıkış anında boğazın görüntüsüyle karşılaşmak çok etkileyiciydi. Dünyada ‘‘Yarım-yarım’’ dediğimiz fotoğraf tekniğini kullandım. Daha çok tropik denizlerde altta balıklar suyun üstte kara manzarasının görüldüğü bir teknik. Bir şehri, o şehrin kültürünü, mimarisini, sosyolojik yapısını bu şekilde görüntüleyen hiç olmadı, benim gördüğüm takip ettiğim kadarıyla. Dolayısıyla ben de dedim ki; evet ben böyle fotoğraflar çekeceğim; ama durağanlığını da yok etmem gerek. Bunun içinde bir şeyler daha yapamam gerekiyor. Bu yüzden de suyun içerisindeyken bu fotoğraflardaki etkiyi verebilmek mümkün değildi.




Bir yıl boyunca düşünerek teknik alt yapısını hazırladım. Yeni bir ekipman çıktı ortaya.



Su geçirmez kılıf kullandım. Bu kılıfın arka kısmına bir kamera yerleştirdim. Çekimler esnasında vizörün ne gördüğünü yukarıdan LCD ekrandan izledim. Çok farklı bir teknik geliştirerek bunları yapabiliyorsunuz. Bu çekimleri tekne üzerinden dalmadan yaptım. Çok deneme yanılma yöntemini kullanarak yaptım. Hayal edip bunları birleştirerek farklı yöntemleri uyguladım. 120 bin kare fotoğraf çektim. Yağmur yağarken, yaz, kış çekim yaptım.




‘‘Denizden Boğaziçi’’ projenizin fotoğraflarından oluşan bir de kitap yayınladınız, bize bu kitaptan bahsedebilir misiniz?



Bu çektiğim fotoğraflarda sanki bir balığın gözünden bakış hissi var. Aslında bu benim kendi hayal ettiğimi görmek istediğimi tecrübelerimi sentezleyerek çektiğim fotoğraflar. Kitap piyasaya çıktı. Proje ‘’Denizden Boğaziçi’’ kitabı hem web sitemde ve hem kitapçılarda bulunabilir.


Kitabın metinlerinde; Boğaziçi’nin mitolojisi, tarihi yapısı, ne tür canlıların yaşadığından bahsettiğimiz ana giriş bölümü var. Ondan sonra da tamamen fotoğraflar ve o fotoğrafların nerde çekildiğinin belirtildiği bölümler var.




Sualtında iyi bir dalıcı olmak, iyi bir fotoğrafçı olmak dışında verimlerinizin değerlendirilmesi aşamasında ciddi bir ekip desteğine ihtiyaç duyulacağı kanısındayım. Bu çalışmaları tek başınıza mı yaptınız? Yoksa bir ekip mi kuruldu?



Tek başıma hazırladım. Yani tabi çekimler sırasında tekne vardı ve teknenin kaptanı vardı.



Denizden Boğaziçi projesi tamamen bireysel bir çalışmaydı. Sualtı dalış fotoğrafçılığında ise muhakkak en az iki kişiden oluşan bir ekip olmalı.




Bu çalışmalar sergilendi mi?



Neo Marina alışveriş merkezinde sergilendi. Şu anda hala orada sergilenmeye de devam ediyor. Ben bu çalışmayı en çok İstanbul 2010 Kültür Başkenti yapısında görmek istiyorum. Bu fotoğrafların İstanbul’a gelen yerli ve yabancılarla doğru bir şekilde buluşmasını sağlamak istiyorum. Bu fotoğrafların kullanılmasını hayal ediyorum. Bunun içinde bazı temaslara başladım. Hakikaten İstanbul’un tanıtımında bu fotoğrafların kullanılmasını hayal ediyorum, istiyorum.




Bu projeyi devam ettirecek misiniz?



Bu proje sadece Boğaziçi’ni gösteren bir proje, ancak, İstanbul bir deniz şehri. Dolayısıyla Topkapı, Haliç, Kadıköy, Moda gibi birçok bölge var. Ben bütün İstanbul’u fotoğraflamaya zaten başladım bile. Bütün İstanbul’u tamamlamak üzere halen devam ediyor çalışmalar.




Bu proje için dışarıdan destek aldınız mı?



Ben bir firma için ya da bir sipariş üzerine bu projeyi yapmadım. Bu projeyi Alptekin Baloğlu’nun bir projesi olarak oturdum, hayal ettim. Hiç destek olmadan bütün bu çekimleri gerçekleştirdim. Daha sonrasında ise hayalim olan bu projeyi kitap ve sergi yapmaktı amacım. Bunun için sponsor aramaya başladım. Bu fotoğrafları bir reklam ajansına götürdüm ve onlarda çok beğendi. Bir alkollü içecek firmasının yeni ürününün lansmanında kullanıldı. Firma görür görmez altı tanesini kiraladılar. Tam doğru zamana denk gelmiş. Ben bu kadar büyük bir reklam kampanyası olacağını düşünmemiştim.


Böylece ilk defa bir sualtı fotoğrafçısının projesi reklam kampanyasında kullanıldı. Çok ciddi ve büyük bir kampanya oldu. Çok da olumlu tepkiler aldık. Bu sualtı fotoğrafçılığı açısından bir ilk. Bunun bir süreci açmasını umuyorum. Yine bu projenin yayınlanan kitabından 200 adedini bu firma satın aldı.




Ben öncelikle kendim için fotoğraf çekiyorum. Benim için tatmin edici olduğu sürece paylaşıyorum ve paylaştıkça, tepkiler de olumlu olduğu zaman -işte o anda- diyorsun ki: “Bu dünyada iz bırakma adına doğru bir şeyler yapıyorum.”




Bu projeyi gerçekleştirirken, dalış ve fotoğraf ekseninde başınızdan geçen ilginç olayları anlatır mısınız?



Çok ilginç bir olay yaşamadım. Ekipman bazen suya düşüyordu, dalıp alıyordum. Ama inanın bu fotoğrafları çekebilmek o kadar ciddi bir yorgunluk, o kadar ciddi bir efor ki anlatamam. Kollarım 30 dalış yapmış kadar yoruluyor bu fotoğrafları çekerken.




Sizin bir de matbaacılık yönünüz var. Sappi kağıt firmasının 13 yıldır düzenlediği “Sappi Dünyada Yılın Matbaası” ödülünü, sahibi olduğunuz A4 Ofset kazandı. Bu başarının öyküsünü kısaca anlatır mısınız?



Baskı konusunda başarılı bir özgeçmişim var. 15 yıldır fotoğraf çekiyorum, 25 yıldır matbaacılık yapıyorum. Avrupa’nın en iyi matbaası ödülünü geçen yıl kazandık. Sonrasında da ‘‘Dünyanın En İyi Matbaası’’ ödülünü kazandık. Bu da yine Türkiye’de ilk defa bir matbaanın kazandığı bir ödül oldu. Zaten fotoğraf kitabı gibi konularda da özellikle de siyah beyaz fotoğraf baskısı konusunda birçok ilk baskıyı biz yaptık. Örnek vermek gerekirse: Ara Güler’in “Ara’ dan 70 Yıl Geçti” kitabının ilk baskısını biz yaptık. Renk rötuşlarını biz yaptık. Bu yayın A4 Ofset’in öncü olduğu noktalardan biri. Başka fotoğrafçılarımızın da yine siyah-beyaz fotoğraf baskılarını yaptık. Ayrıca A4 Ofset olarak sınırlı sayıda sanatçı baskıları yapıyoruz.


Sevdiğimiz bir fotoğrafçıyı belirliyoruz, onun bir portfolyosunu seçiyoruz ya da kendisinden istiyoruz. Siyah-beyaz veya renkli. O portfolyoyu 50-70 gibi boyutlarda çok özel baskı teknikleri ile basıyoruz. Bunların 150 adet baskısını yapıyoruz. Sonra bütün bu basılan işlerin kalıpları Noter huzurunda imha ediliyor. 151. bir daha basılamasın diye. Koleksiyon amaçlı kullanılıyor.100 tanesi toplu bir şekilde bir firmaya veriliyor. Firmada belki bunu bir yılbaşı hediyesi olarak özel müşterilerine dağıtıyor. Şimdiye kadar, yalnızca fotoğraf sanatçısı olarak Mehmet Kısmet, Arif Aşçı gibi isimlerin portfolyosunu yaptık. Matbaa sektöründe de fotoğrafçıyı destekleyen, geri besleyen ekonomik bir geri dönüş olması gerekiyor.




Çevreye olan duyarlılığı artırmak ve çevre koruma bilincinin gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla yaptığınız çalışmalarla sualtı fotoğrafçıları arasında az sayıda isimden birisiniz. Ayrıca bu tür sosyal projelerin zorluğunu biliyoruz. Bu anlamda hem önemli bir iş yapmış; hem de kendinizi rakiplerinizden farklı bir yere koymuşsunuz. Bu alanda yapmayı istediğiniz yeni projeler nelerdir?



2010 İstanbul’a sunulması benim için çok önemli. Bu projeyi yurtdışında Venedik, İsviçre’nin gölleri gibi başka yerlerde yapmayı planlıyorum. Ve elbette ben bir sualtı fotoğrafçısıyım. Denizleri tanıtabilmek içinde birçok proje yaptım. Ve yapmaya da devam ediyorum. Denizleri tanıtabilmek içinde birçok proje”¦


‘‘100 Soruda Denizin Sırları’’ Çocuklara denizi daha iyi tanıtabilmek için soru, o sorunun cevabı ve onun fotoğraflarından oluşan bir yapıda oluştu kitap. ‘‘Deniz neden mavi?’’, ‘‘Yengeç neden yan yürür?’’, ‘‘Balıklar konuşur mu?’’, ‘‘Balıklar su içer mi?’’ Bir kitap ve sergi”¦ İnteraktif bir sergi hedefim, Anadolu’daki denizi görmemiş çocuklara ulaşmayı hedefliyorum. Tırla bir gezi düzenlemeyi ve o sergiyi dolaşanlara sergi sonunda kitabın hediye edilmesi gibi bir projeyi hayata geçirmek istiyorum. Sponsor bulabilmek adına çalışıyoruz. Bu projenin bu sene hayata geçmesini umuyorum, maalesef denizleri çok tanımıyoruz ve birilerinin de denizlerimizi tanıtması gerekiyor.




Size göre iyi fotoğrafın tanımı nedir? Sualtı fotoğrafçılığı ciddi bir disiplinle teknik ve estetik arayışları ile kurulan bir yapı ve temelinde sanat fotoğrafında olması gereken unsurların da aranması gereken bir alan bize göre. Siz artık bu konuda otorite bir isim olarak, yarışmalarda jüri olduğunuz da düşünülürse bu konudaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?



Öncelikle her zaman için iyi bir fotoğraf kendisini diğerlerinden hemen ayırır. Çok fazla tartışmaya ve düşünmeye gerek yoktur. Eğer birçok fotoğrafa bakıyorsanız onların içinden bir tanesi sizin kalbinizde cız eder. İşte bu iyi fotoğraftır; ancak kimin için iyidir? Kimin kalbinde o hissi yaratıyorsa onun için iyidir. O yüzden matematiği yoktur fotoğrafın. Fotoğraf, görsel bir iletişim şeklidir. Görsel iletişimde de karşıdan bakan kişi kültürü, hayata bakışıyla o fotoğrafa bakar. O yüzden yarışmalarda jüride olduğum vakit, önce bütün fotoğrafları seyrederim. Daha puanlamalar, tartışmalar olmadan benim için 1., 2. ve 3. o zaman ortaya çıkar. Ve her zaman tahminlerime yakın sonuçlar olur.




Sualtı fotoğrafçılığına gönül vermiş olanlara neler söylemek istersiniz?



Sualtı fotoğrafçısı suyun içinde olduğu için misafir olduğunu unutmamalı. Misafir derken de kendine ait bir ortamda yaşamadığını oranın bütün o güzelliklerine rağmen su üstüne uygun bir canlı olduğunu anlamalı demek istiyorum. Saygı duyup zarar vermeyen yapıda olması önemlidir. İyi bir sualtı fotoğrafçısı sualtı yaşamını çok çok iyi tanıyor olmalıdır. Su altındayken hangi canlıyı aradığını bilecek. Hangi karides mercanda yaşıyor bilecek. Yoksa 40 dakikalık dalış boşa gider. Dünyada ”Bu dalış da kötü geçti; hiçbir şey göremedim.” demek kadar saçma bir şey yoktur. Nasıl veya neye baktığınızı bilmeniz gerekiyor. Bu da çok fazla bir tecrübeyi, teknik bilgiyi, dalış bilgisini, okumayı, dünyayı ve festivalleri takip etmeyi gerektiriyor.




Günümüzde birçok fotoğrafçı var. Ben ne çekeyim diyenlere tavsiyeniz nedir?



Sanatta hiç bir zaman için son nokta yoktur. Hep bir değişim vardır. Farklı bakış açıları vardır. Mesela resim tarihine baktığınızda niye Mona Lisa farklı ve önemli bir resim olduğunu düşünmek gerekir? Çünkü ondan önce yapılanlardan çok daha farklıdır. Mona Lisa’nın arka planındaki o manzaranın perspektif yaklaşımının ondan önceki dönemlerden çok farklı bir açıyla yapıldığından dolayı o tablo bu kadar önemlidir. Küçücük bir farktır. Ama bu detay sanat tarihinde bir şeyleri değiştirmiştir. İşte fotoğrafta böyledir. Dolayısıyla hiçbir zaman için bunun sonu yok. Mühim olan ona farklı bakışı getirebilmek veya onu yapabilmek. Hep söyleriz ”Ben de yapardım”, ”Ben de gitseydim fotoğrafı çekerdim””¦ v.s. Ama yapılmıyor. O zaman senin bu sözü hiçbir zaman için söylemeye hakkın yok. O işi gerçekleştiren kişi hayalini uygulamak için makineyi taşıyor, zaman harcıyor, uğraşıyor.




Alptekin Baloğlu, İstanbul Boğazı’nda çektiği 120 bin fotoğraf karesinin içinden en güzelleriyle bizi buluşturdu. Boğaza usta bir elden ve gözden çıkmış görüntülerle bambaşka bir açıdan bakmanın keyfini sizlerle paylaşalım istedik. Bu güzel paylaşımı için Alptekin Bey’e teşekkür ederken, ‘‘Denizden Boğaziçi’’ projesinin devamını sabırsızlıkla beklediğimizi ekliyoruz.




Röportaj: Şebnem EVREN







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.

Alptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden Boğaziçi

Michael Kenna : Büyük Sessizlik



Michael Kenna : Büyük Sessizlik




November Clouds, Mont St Michel, France, 2000




Fotoğraf dünyasında huzur ve sadelik açısından iyi tanınan isimlerden birisiniz. Çalışmalarınız sırasında aynı rahatlatıcı ve dinlendirici duyguları hissediyor musunuz?



Çocukken Katolik yatılı papaz okulunda yedi sene geçirdim. Orada pek çok dini tören, eğitim ve Latincede “Magnum Silentium” adı verilen “büyük sessizlik” anlamına gelen bir şey vardı. Her gün kimsenin konuşmadığı uzun zamanlar oluyordu. Geçmişi düşündüğümde bundan büyük huzur duyuyorum. Geçen uzun zamandan sonra şimdi yine tek başıma eğitici, uzun sessizliklerden hoşlanıyorum. Böyle rahatım. Çok geveze biri değilim. Saygı göstermeye inanırım ve herkese saygı duyarım. Her şey, insan ruhunun bir temel karakteristiği olmalı. Diğerleri ile huzur içinde olmak için kendimizle huzur içinde olmamız gerektiğini düşünüyorum. Yalnız olmak bir lüks ve aynı zamanda korkutucu. Yaşamımızı ses, koku, görüntü, dokunuş, insanlar, bilgi, eğlence vb gibi uyarımlarla doldurmak bazen daha kolaydır. Sessiz bir manzara harika bir şeydir – en azından benim zihnimde. Gezegeni gürültü ve kargaşa ile doldurmamız çok üzücü.




Above the Abreuvoir, Marly France, 1996



Hayal; gece, yalnızken, yıldızlı gökyüzü altında sessizliği dinler, dünyanın yavaşça hareket etmesini izlerken, tüm duyular ayaktayken, düşünürken, hayal ederken, rüya görürken ortaya çıkar. Kamera kayıt eder, yaratır. Belgeler, gözün göremediğini görür- biriktirilmiş zaman. Büyük bir arazinin ortasında olduğunuzu düşünün; çok güzel tek bir ağacın üzerine kar yağıyor. Her taraf bembeyaz ve düşen karın yumuşak sesi dışında sessiz. Yahut kızgın dalgaların kırılması, gün doğmadan evvel, beyaz kumlara karşı, gökyüzünde bulutlar, yavaşça yükselen güneşin ufuktaki kızıllığı. Bir şeylerin bir araya geldiği anlar vardır, şartlar, yerler, özne, durum, içsel bağlantılar; tek ve özel anlar. Böyle bir zamanda bulunmak ve bunların o sahnede kaynaşması ihtimaline sahip olmak bir ayrıcalık, hayali bir canlandırma. Tanımlamayı kışkırtan bir deneyim. Rahatlatıcı ve dinlendirici değil mi? Evet, bence yaşamı geçirmek için harika bir yol ve ben bu yolu bulan çok şanslı biriyim.




Desert Clouds, Study 2, Merzouga, Morocco, 1996


Fotoğraflarınızda sıklıkla bulutlar ve gökyüzünü görüyoruz ve gerçekten bu bulutlar bize huzurlu duygular hissettiren ana kaynak. Bulutsuz bir fotoğraf yaptığınızı sorsam bu ilk anda size eksiklik mi hissettirir? Bulutları kaplayan başka şeyler var mı?



Uzun pozlama yaptığımda özellikle bulutları çekiyorum. Arkalarında bıraktıkları motifleri ve izleri görsel olarak büyüleyici buluyorum. Bulutlar, çok hoşlandığım özel bir ruh halini ve atmosferi yaratmaya yardım ediyor. Yine de hiç bulut olmayan pek çok fotoğrafım da var. Bir fotoğrafçı olarak bana verilen ya da verilmemiş olanla çalışmayı önemli buluyorum ve minnettarım. Sınırlamalar yaratıcı meselelere götürür ve yokluk aslında varlığı anımsatır.




Copacabana Beach, Rio de Janeiro, Brazil, 2006



Sizi uzun pozlamalarınız ve gece çekimlerinizle tanıyoruz. Fotoğraflarınız için herhangi bir özel teknik ya da ekipman kullanıyor musunuz? Çalışmayı en sevdiğiniz ekipmanlarınız ve en çok kullandıklarınız hangileri?



Şu anda eski ve yıpranmış Hasselblad kameralar kullanıyorum. Bunlar tamamen manuel, pil yahut dijital göstergeleri yok. Zorlu şartlarda çalışabiliyorlar ve genellikle sağlamdırlar. Çok yönlüdürler ve çok uzun saatler çalıştığım için bence önemli olan bir özellik, çok ağır değildirler. Tam çerçeve basabileceğim ya da istediğim gibi kesebileceğim uygun ölçüde negatifler alıyorum. Bu kameraları son 25 yıldır kullanıyorum, o nedenle birbirimizi çok iyi tanıyoruz. Bu arkadaşça çalışan atlarla olmaktan çok mutluyum. İyi arkadaşız! Gerçekten başkasına ihtiyacım yok – lensler, sağlam iyi bir üçayak, örtücüyü açık tutmak için deklanşör kablosu, bir ışıkölçer ve belki sıcak giysiler de lazım tabii ki!




Falaise d’ Aval La Nuit, Etretat France, 2000



Kişisel çalışmalarım için dijital ortamı kullanmıyorum bu nedenle en son kamera teknolojilerini yakalayamadım. Bazen ticari işler yaptığım ve bazı müşteriler bitmiş ürün olarak taramaları istediği için dijital rötüşlere orta derecede yakınım. Manzaralarda yaptığım çoğu şeyin bir monitörde çok daha kolayca ve çabuk yapılabileceğinin bilincindeyim. Açıkça abartılmış ve rötüşlenmiş “mükemmel” bilgisayar görüntülerini çok sık görüyorum ama birçoğu açıkça gerçekdışı ya da gerçek üstü. Çok ilgi çekici değiller. Bana göre, aslında gerçek olmayan ve gerçekten inanılmaz derecede uzak bir şeyler var. Ben hala, dijital olmayan dünyanın sınırlamalarını ve eksikliklerini tercih ediyorum ve belki de kendi çalışmalarımı kendim yapmaya devam etmemin son derece önemli sebeplerinden biri de budur. Bir baskı yaparken verilmesi gereken pek çok teknik ve estetik kararlar var – yaratıcılık için uçsuz bucaksız bir potansiyele sahip. Karanlık odada tek başıma olmayı büyüleyici ve ilham verici buluyorum. Baskı süreci sonunda, bakış açımla ilgili bilgi verir ve değer katar, daha sonra fotoğraf. Belki de yapabileceğim kadar uzun süre, artık eskimiş olan gümüş işlemini yapmaya devam edeceğim. Bu da, geleneksel film, kağıt ve kimyasallar üretildiği sürece mümkün demektir. Daha sonra benim için, modern teknolojiyi anlamak ve adapte olabilmek için zorlu bir öğrenme süreci olacak. Ama asıl gerçek, ben yeni numaraları öğrenmeyi veya yeni ekipmanları kullanmayı inatla reddeden yaşlı bir köpek gibiyim.




Bosphorus Bridge, Istanbul, Turkey, 2006



Nitelikli ve iyi fotoğraflar çekmek için pahalı ekipmanlara sahip olmak gerektiğini düşünüyor musunuz?



Tamamen değil. Ucuz, plastik bir kamera ile çektiğim pek çok fotoğrafım var. Bir fotoğrafçının gözü ve aklı özel bir ekipmandan çok daha önemlidir.



2008 yılında Türkiye’de bir serginiz oldu. Türkiye’deki fotoğraf sanatı ve Türk fotoğraf kültürü hakkındaki fikrinizi öğrenmek istiyorum.



Maalesef Türkiye’de Türk fotoğrafçılarının işlerini göremeyecek kadar kısa kaldım. Bu soruyu cevaplayamadığım için özür dilerim.




Four Birds, St[1]. Nazaire, France, 2000



Sizin gibi bir ustayı dergimiz aracılığıyla Türk insanına sunmak bizim için memnuniyet verici. Çalışmalarınızı izlemeye devam edeceğiz. Gelecekteki projeleriniz nelerdir?



Bana ilginç gelen ve izleyicilerimin paylaşmak isteyeceğini umduğum işleri yapmaya çalışıyorum. Fotoğrafladığım yerler arkadaşlar gibidir. Projeler yaşamımda sürekli yer alıyorlar. Onları düşünmeye yahut dert etmeye çok fazla zaman harcamıyorum. Tüm süreç benim için memnun edici. Günün ya da gecenin sıra dışı zamanlarında, dünyayı büyüleyici yerlerde(fotoğraf çekmiyor olsam da orda olmayı isteyeceğim) deneyimleyerek, dışarıda olmayı seviyorum. Seyahat etmeyi seviyorum ve bütün hepsi beraberinde geliyor. Film işlemeyi sevmiyorum ama şansıma etrafta hala bazı mükemmel laboratuvarlar var. İlk denemeleri görmek her zaman heyecan vericidir. Düzeltme, baskı işi yapma, son baskıların yapılması meseleleri, hatta ilk baskıya rötüş bunların hepsi zevkli ve son derece keyif verici. Daha sonra baskılar sergilenir, belki başkalarından tepkiler gelir ve belki bir kitap basılır. Bunların hepsi şaşırtıcı şeyler.




Lake Bridge, Hongkun, Anhui, China, 2008



Bazen iyi yaşanmış bir hayatın tüm yönlerini dengelemeyi ve önceliklendirmeyi zor bulurum. Çünkü bir gün içinde yahut bir yaşam içinde istediğim herşeyi yapmaya yetecek kadar dakikalar ya da yıllar yok ne yazık ki. Geçen bir kaç yıl Brezilya, Çin, Çek Cumhuriyeti, Mısır, İngiltere, Fransa, Georgia, Hong Kong, Hindistan, İtalya, Japonya, Küveyt, Meksika, Norveç, Umman, Panama, Polonya, Rusya, Güney Kore, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, ABD ve Vietnam gibi pek çok ülkede fotoğraflar çektim. Her yer, yoğun odaklanılabilecek potansiyele sahip. Ama zaman kısıtlamaları sebebiyle düzenleme yapmalıyım. Bu ülkelerin bir kısmından, devam edecek olan bir seri hazırlamaya başladım Fotoğrafçılık, içerdiği epeyce işle son derece büyüleyici, harika bir ilgi alanı ve ben bunun bir parçası olmaktan çok heyecan duyuyorum.

Röportaj: Atakan DÜRÜST
Çeviri : Berna AKCAN



Michael Kenna : Great Silence





Giza Pyramids, Study 5, Cairo, Egypt, 2009



You are one of the well known names in the photography world, in means of peace and simplicity. Do you feel the same comforting and soothing emotions during your studies?



I spent seven years in a Catholic seminary boarding school when I was a boy. There was a lot of ritual and discipline, and something called “Magnum Silentium,” which is Latin for “great silence”. There were extended periods everyday when nobody talked. In retrospect, I was quite comfortable with that. In long distance running, something I like to do now, there is also discipline and long periods of solitary silence. I am comfortable with that also. I am not a good chatterer. I believe reverence and respect for everybody and everything should be a fundamental characteristic of the human spirit. I think that in order to be comfortable with others, it is necessary to be comfortable with ourselves. It is a luxury be alone, and it also can be frightening. It is sometimes easier to fill our lives with stimulation – sounds, sights, smells, touch, people, information, entertainment, etc. A quiet landscape is a wonderful thing – at least in my mind. It would be sad to fill up the planet with our noise and clutter.




Full Moon Set, Chausey Islands, France, 2008



Imagine being out at night, alone, under starry skies, listening to silence, watching the world slowly move, all senses alive, thinking, imagining, dreaming. The camera is recording, creating, documenting, seeing what the eye cannot see – cumulative time. Imagine the sensation of being in the middle of a large field, as the snow falls on a single, exquisite tree. White all around, silent, except for the soft sound of falling snow. Or, the crashing of angry waves, pre dawn, against white sand, clouds in the sky, a glow on the horizon from the slowly wakening sun. There are moments when things come together; conditions, place, subject matter, inner connections; moments that are singular and special. It is a privilege to be present at such times and to have the possibility to integrate into the scene and subjectively interpret. It is an experience that defies description. Comforting and soothing? Yes. I think it is a wonderful way to go through life and I am a very lucky person to have found this path.




Nine Boats, Andakarnnazi Beach, Kerala, India, 2008



We mainly see sky and clouds in your photographs and in fact these clouds are the main source of the peaceful feeling felt by us. If I ask you a cloudless photo by you, would you feel deficiency at the first moment? Are there any objects covering the clouds?



I am strongly drawn to clouds, particularly when I am making long exposures. I find the patterns and trails they leave behind to be visually fascinating. Clouds can help create a particular mood and atmosphere that I enjoy. However, I have many photographs where there are no clouds. As a photographer I find it is important to work with and appreciate whatever I am given, or not given. Limitations often lead to creative challenges, and absence can actually suggest presence.




Temple of Heaven, Beijing, China, 2008



We know you for your long exposures and night shots. Do you have any special technique or equipment that you use for your photographs? What are your favourite equipments to work within and which ones do you predominantly use?



Right now I use pretty old and battered Hasselblad cameras. They are fully manual, no batteries or digital displays. They can function in extreme conditions and are generally reliable. They are versatile and don’t weigh too much, which is an important consideration for me as I work very long hours. I get a decent sized negative which I can print as a whole frame or crop as required. I have used these cameras for the last 25 years so we know each other quite well. I am very happy with these friendly work horses. We are good friends! I really dont need much else – lenses of course, a good sturdy tripod, cable release to lock the shutter open, a light meter and perhaps warm clothes!




Setting Sun, Beijing, China, 2008



I don’t use the digital medium for my personal work so I am not caught up in the latest camera technology. I am reasonably familiar with what is possible with digital retouching as I am sometimes commissioned to do commercial work, and most clients these days require scans as the finished output. I am fully conscious that a lot of what I do in the landscape can be more easily and quickly done on a monitor. I see “perfect” computer images, obviously enhanced and retouched, more and more frequently, but for the most part they are so obviously unreal, or surreal, they are not so interesting. For me, there is something intrinsically unauthentic and unbelievable in their distance from reality. I still prefer the limitations and imperfections of the non digital world and perhaps that’s one of the reasons I think it is vitally important I continue to print my own work. There are many technical and aesthetic decisions that need to be made when making a print – it has vast potential for creativity. I find it both fascinating and inspirational to be alone in the darkroom. The printing process ultimately informs and enriches the way that I see, and subsequently photograph. I will probably stay with the aging silver process for as long as I can, which means as long as traditional film, paper and chemicals are manufactured. Then it will take a steep learning curve for me to understand and be able to adapt to modern technology. But the underlying truth is that I am like an old dog who stubbornly refuses to learn new tricks, or use new equipment!




Skyline, Study 1, Istanbul, Turkey, 2006



Do you think it is necessary to have expensive equipments to shoot qualified and good photographes?



Not at all. I have many photographs that I have made with a very cheap plastic camera. The eye and mind of an individual photographer is far more important than any particular equipment.



In 2008, you had an exhibition in Turkey. I want to learn your opinions about the vision of the photographic art in Turkey and the culture of Turkish photography?



I was, unfortunately, only in Turkey very briefly so was not able to see the work of Turkish photographers. My apologies for not being able to answer this question.




Ortakoy Mosque, Istanbul, Turkey, 2006



It is our pleasure to present a master like you to Turkish people through our magazine, and we will go on following your studies. What are your projects for the future?



I try to make work that I personally find interesting and hope that my viewers want to share. The places I photograph are like friends. Projects continually appear in my life. I don’t spend a lot of time thinking or worrying about them. The whole process is satisfying for me. I love being out at odd times of the day and night, experiencing the world in fascinating places where I would want to be even if I wasn’t making photographs. I love traveling and all that comes with it. I dislike processing film – but fortunately there are still some excellent labs around. Seeing the first proofs is always exciting. Editing, making work prints, the challenge of making final prints, even retouching the first print, all these stages are enjoyable and immensely satisfying. Then the prints are exhibited, perhaps there are reactions from others, and maybe a book will be published. It is all quite amazing.




Twenty Sticks, Kohoku, Honshu, Japan, 2003



Sometimes I find it difficult to juggle and prioritize all the aspects of a life well lived as there are not enough minutes in a day or years in a lifetime to do everything that I would like to do. Over the past few years I have photographed in many countries, including: Brazil, China, Czech Republic, Egypt, England, France, Georgia, Hong Kong, India, Italy, Japan, Kuwait, Mexico, Norway, Oman, Panama, Poland, Russia, South Korea, Turkey, United Arab Emirates, USA, and Vietnam. Each place has the potential for a concentrated focus. But because of time constraints I must edit. I have started ongoing series from a number of these countries, and I may well explore further in others. Photography is immensely challenging, with a good deal of work involved, but it is a wonderful pursuit and I am absolutely thrilled to be a part of it.




Interview by Atakan DÜRÜST


Translation by Berna AKCAN








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Michael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük Sessizlik