Aylık arşivler: Haziran 2008

Dask Anadolu Dağ Maratonu



DASK ANADOLU DAĞ MARATONU


(DASK ADAM 2008)



4-6 Temmuz’da Kastamonu’nun Araç ilçesinde düzenleniyor




DASK ANADOLU DAĞ MARATONU NEDİR?


Ülkemizde sadece derneğimiz tarafından düzenlenen, Uluslararası Dağ Maratonları standartlarında,


yürüyüş, dağcılık, dayanıklılık ve yön bulmayı içeren bir yarışmadır.


2000’den bu yana her yıl farklı rotalarda düzenlenmektedir.




Kamp alanımız herkese açıktır.



*İsteyenler kamp yapar, mangalını yakar, doğanın keyfini çıkarır.



*Doğayı ve kendi performanslarını daha yakından tanımak isteyenler ise yarışmaya katılır.



*Yarışmamızda yürüyüşü ve doğayı seven herkese uygun parkurlar bulunmaktadır.




İzleyici olarak katılım ücretsizdir”¦



Yarışmacı olarak katılım ücretlidir”¦



12-18 yaş kayıt ücreti kişi başına 40 YTL’dir. (12-18 yaş için önceden veya yarışma alanında kayıt ücreti aynıdır.)



18 yaş üstü için


Önceden kayıt : kişi başına 60 YTL (en geç 30 Haziran 2008 Pazartesi’ye kadar)


Yarışma alanında kayıt : kişi başına 75 YTL (1 Temmuz 2008 Salı’dan itibaren)



*Üç parkurda düzenlenen yarışmaya ikişer kişilik ekipler yarışmacı olarak katılabilirler. Yarışma iki gün sürecektir. Yarışmaya katılım Uzun parkurda 25, Orta Parkurda 40, Kısa Parkurda ise 25 ekiple sınırlıdır.



*Her düzeyde performansa sahip ekipler için parkurlar bulunmaktadır. Yarışmadan önce (4 Temmuz Cuma) isteyenlere harita ve pusula kullanımı ile ilgili bilgiler verilmektedir.



Parkur Bilgileri



Tüm parkurlar 2 (iki) gün sürmektedir.
























PARKURLAR


UZUNLUK (kuş uçuşu)


PARKUR ÖZELLİKLERİ


YAŞ SINIRI


Uzun Parkur


~45-60 km


Zor ve uzun parkur, doğada iyi performansa sahip kişilere uygun bir rota


18 yaş ve üstü


Orta Parkur


~25-40 km


Orta düzey performans yeterli, uzun parkura göre daha kolay bir rota


18 yaş ve üstü


Kısa Parkur


~10-20 km


Yürümeyi ve kampı seven herkesin katılabileceği, doğada kendini sınayabileceği bir rota


12 yaş ve üstü



*Yarışmacı kayıtlarıyla ve yarışma kurallarıyla ilgili detaylı bilgiye dask ağ sayfasındaki ( www.dask.org.tr ) yarışma şartnamesinden ulaşabilirsiniz.




*Katılmak ve detaylı bilgi edinmek isteyenlerin, DASK ağ sayfasından www.dask.org.tr DASK HABER GRUBUNA dask-subscribe@yahoogroups.com üye olmaları önerilir.







PROGRAM


04 Temmuz 2008 Cuma


12:00 – 15:00 Harita ve Pusula Kullanma Eğitimi (DASK Kampı)


18:00 – 22:00 Yarışmacı kayıtları (DASK Kampı)


22:00 – 24:00 Bilgilendirme Toplantısı (DASK Kampı)



05 Temmuz 2008 Cumartesi


05:00 – 06:30 1. gün çıkışlarının verilmesi (DASK Kampı)


19:30 1. gün varış (Ara Kamp)



06 Temmuz 2008 Pazar


05:00 – 06:30 2. gün çıkışlarının verilmesi (Ara Kamp)
17:00 2. gün varış (Dask Kampı)


17:00 – 21:00 Ödül Töreni (DASK Kampı)




ULAŞIM



DASK Anadolu Dağ Maratonu’nda katılımcılar kendi olanaklarıyla yarışma alanına ulaşırlar.


Aşağıdaki bilgiler ulaşım seçeneklerini katılımcılara sunmak için hazırlanmıştır.


Kamp alanına ulaşım: Araç ilçesinde vardıktan sonra Belediye Çay Bahçesinde kurulacak irtibat masasından kamp alanı krokilerini alarak kamp alanına ulaşabilirler


Araç Gerede’ye 144 km uzaklıktadır. Binek araçlarıyla kampa rahatlıkla ulaşmanız olanaklıdır.




KONAKLAMA SEÇENEKLERİ


Yarışma sırasında katılımcılar kendi olanaklarıyla konaklarlar.


Aşağıdaki bilgiler katılımcılara konaklama seçeneklerini sunmak için hazırlanmıştır.



DASK KAMPI: DASK Kampında çadırla konaklamak olanaklıdır, Çam ormanının içinde olan kamp alanı 1500 metre rakımdadır. Araç’a yaklaşık 20 km uzaklıktadır. Su, wc bulunmaktadır. Cep telefonu çekmemektedir. Elektrik yoktur (katılımcıların kendi aydınlatma araçlarını getirmeleri önerilir). Katılımcıların kamp alanına gelirken kendi temel gereksinimlerini (konaklama, giyecek, yiyecek) getirmeleri önerilir.


DASK Kampı iki bölümden oluşmaktadır.


1-GÖREVLİ KAMPI ve YARIŞMA ÇIKIŞ-VARIŞ-TÖREN ALANI


2-KATILIMCI KAMPI


Katılımcılar, “KATILIMCI KAMPI” için belirlenmiş alanları kullanacaklardır.


Her çadırın dışına, kalan kişilerin isimlerini belirten yazılar asılacaktır.(DASK Kayıt Masasından edinebilirsiniz)


(DASK Görevli Kampı ve çevresinde 24 saat boyunca çalışılacağı için, gürültüden sakınanların çadırlarını kuracakları yeri bu unsuru da düşünerek belirlemeleri önerilir)



OTEL-MİSAFİRHANE: Yarışma alanına 20 km uzaklıktaki Araç’ta ELİK OTEL’ de (0366 362 21 48) konaklama olanağı bulunmaktadır.




YARIŞMA İLETİŞİMİ



DASK Kampı ve yarışma alanında genelde cep telefonu çekmemektedir. Yarışmacı olarak katılacak ekiplere PMR telsiz getirmeleri önerilir. Yarışma sırasında PMR telsizlerle iletişim 2.0 kanalından sağlanacaktır.



Yarışma öncesinde iletişim:


505 432 05 56 (Burçin Ak)


532 287 34 35 (Malik Bakır)


532 782 69 49 (Yüksel Coşkun)


533 394 89 67 (Hakan Gönendik)


535 626 50 01 (Ahmet Kılıç)


532 233 03 49 (Pelin Külahçı)


532 267 69 63 (Haldun Orhun)


532 254 22 96 (Muhteşem Pullu)



Yarışma süresince iletişim için Amatör Telsiz, Halk bandı ve PMR telsizleri kullanılacaktır.


LOJİSTİK


İlçe ekonomisine katkı bağlamında, katılımcıların yiyecek ve içecek alışverişlerini Araç’tan yapmaları önerilir.




KATILIMCILARA ÖNERİLER – BİLGİLER



*Yarışmanın yapılacağı alan 1300 metre ile 1700 metre arasında değişen rakımlara sahiptir. Yağış ve soğuğa karşı tüm katılımcıların tedbirli olması önerilir. Yaz olmasına karşın mont, yağmurluk vb. giysilerinizi getirmeyi unutmayınız.



*Yarışmanın yapıldığı tarihlerde Araç’ta güneş sabah 05:10’de doğacak ve 20:30’da batacaktır.



*Yarışma sırasında kamp alanında, önceden ateş yakılmış alanlar dışında kamp ateşi yakılmasına izin verilmeyecektir. Bu konuda tüm katılımcıların özen göstermesini bekliyoruz.



*Kamp alanı yarışma öncesi DASK görevlileri tarafından temizlenecektir. Katılımcıların çöplerini kamp alanındaki çöp kutularına ağızları bağlanmış torbalarla atması konusunda özen göstermesini bekliyoruz.



*Diğer güncel bilgiler, yarışma öncesinde 4 Temmuz Cuma akşamı yapılacak “Bilgilendirme Toplantısı”nda verilecektir.



KATKIDA BULUNANLAR”¦



Kastamonu Valiliği


Araç Kaymakamlığı


Araç Belediyesi


Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü


Türkiye Dağcılık Federasyonu


Çankaya Belediyesi


Kastamonu Ticaret Borsası


Alpinist


Sporland


Dragoman


Trac


Okka


Dağ Başı Otel


Konak Otel


Çınar Otel


Pınaroba otel


Katso Tatil Köyü


Günbatımı Tatil Köyü


Çömlekçiler Atlı Turizm


Yakamoz Tatil Köyü


Berrunil Hotel


Külahçı Fotoğrafçılık Tanıtım Reklam Ltd. Şti.


Yüksel Coşkun Sigorta ve Aracılık Hizmetleri



DASK ADAM 2008 ile ilgili bilgi almak isteyenler”¦



Tel-Fax : 0312 430 46 55 (Pazar ve Pazartesi hariç her gün 13.30-18.00 arası)


GSM : 0. 538. 732 69 62 (DASK) – 0. 533. 394 89 67 (Düzenleme Kurulu)



DASK ADAM 2008 yarışma şartnamesini DASK ağ sayfasından ( www.dask.org.tr ) edinebilirsiniz.


veya


aşağıdaki e-posta adreslerinden isteyebilirsiniz.


dask@dask.org.tr


daskinfo@gmail.com


daskbilgi@gmail.com

Kumbaracı Yokuşu Çocukları (fotoğraf-drama projesi) SAKLAMBAÇ: Sergi



SERGİ/ Kumbaracı Yokuşu Çocukları (fotoğraf-drama projesi) SAKLAMBAÇ:



“Anları Kovalayan Çocuklar” Fotoğraf saklambaç oyunu gibidir. Fotoğrafçı (ebe), görüntüleri kovalar. Onları saklandıkları yerde, yakalamaya çalışır. Deklanşöre bastığında ise sobe der ve anları kaydeder. Kumbaracı Yokuşu’nda oturan çocuklarla birlikte saklambaç oyunu oynamaya karar verdik. Yaşadığımız yeri tanımak ve anlamak için Kumbaracı Yokuşu’nda fotoğraf- drama çalışmasına başladık.



Projemizin adı : “K u m b a r a c ı Y o k u ş u Ç o c u k l a r ı”



Kumbaracı Yokuşu; İstiklal Caddesi’ni Tophane’ye bağlar. Bir yanı Galata, bir yanı Boğazkesen’dir. Her iki yerin arasında çok kültürlü bir yapıya sahip olan bu yer çocukların sokağıdır. Yoğun göç almış bu sokakta, gelenekleri, kültürleri ile herkes kendini ifade eder.



“Kumbaracı Yokuşu, Lüleci Hendek, Serdar-ı Ekrem, Kapıkulu, Camcı Fevzi, Lüleciler Arastası ve Tercüman sokaklarında “ araştırma yaparak fotoğraf çektik. Bizden önce yaşayanlar ile aramızda bağlantılar kurarak, sokağımızdaki yaşamı, fotoğrafın diliyle anlatmaya çalıştık. 1 Temmuz 2008’ de Kumbaracı Yokuşu’nda fotoğraf sergisi düzenleyeceğiz. Sergimiz sokakta, oynadığımız yerde olacak”¦



Fotoğraflarımız evlerin üzerinde asılı olacak, ayrıca deneyimlerimizi aktardığımız “Kumbaracı Yokuşu Çocukları” adlı bir kitapta çıkardık. Kitabımızda 1900’lerin başından bu güne sakağımızın geçirdiği değişimi inceliyoruz. Fotoğraf ve yazılarımızla yaşadığımız bu yeri sizlere tanıtmaya çalıştık.



Sergimize herkesi bekliyoruz”¦



Kumbaracı Yokuşu Çocukları Proje/ Eğitimci / Sergi Düzenleme: Filiz Işık



Öğrenciler: Şevval Aladağ, Tuba Geyik, Nazlı Dayar, Şilan Oğurlu, Rabia Kafadar, Meltem Dayar, Denise Alâra Öztürk, Alâra Saatçiler, Afranur Aladağ, Meltem Gökçe, Melisa Arslan, Furkan Akçetin, Emre Âlim, Beyza Geyik, Eylül Uncu, Harun Yılmaz, Gizem Gedik, Aslı Akın, Duygu İnan, Salih Aras



Bu proje CAMERAMUSEUM (Fotoğraf Makineleri Müzesi) ve BEYOĞLU BELEDİYESİ Desteği ile Yapılmaktadır.



Kitap : “Kumbaracı Yokuşu Çocukları” , NEKSAV Vakfı Yayınları



Şevval Aladağ (12 yaş) : Kumbaracı Yokuşu’nda yaşayan çocukların çektiği” Kumbaracı Yokuşu Çocukları” adlı fotoğraf sergimizde sizi de aramızda görmekten mutluluk duyarız.




Fotoğraf Makineleri Müzesi Beyoğlu Belediyesi (Camera Museum)


Yer: Kumbaracı Yokuşu / Beyoğlu (İstiklal Caddesi’ndeki sokak girişinden, Tophane’ye inen yokuş boyunca evlerin üzerine fotoğraflar asılıdır)


Tarih: 1 TEMMUZ 2008


Saat: 17.00’de


Program: Müzik Dinletisi (Kırım Kilisesi ve Tercüman Çıkmazı köşesinde)


Sergi Süresi: 1- 20 TEMMUZ 2008

Fotoritim Fotoğraf Gezisi – Boğaz Hattı



KONTENJANIMIZ DOLMUŞTUR. TEŞEKKÜR EDERİZ…
FOTORİTİM



Fotoritim e-Fotoğraf Dergisi olarak, 3. fotoğraf gezimizi Boğaz Hattı vapuru ile 6 Temmuz 2008 Pazar günü gerçekleştireceğiz. Hem yolculuk esnasında hem de gideceğimiz yerlerde eğitmen olarak gezimize katılacak Sn. Serdar Akyay yönetiminde fotoğraf çekimleri yapacağız.



Etkinliğimize katılmak isteyen okurlarımızın frdergi@gmail.com mail adresimize;



- Ad / Soyad



- GSM numaralarını,



yazarak başvuruda bulunmalarını rica ederiz.



Kontenjanımıza bağlı olarak gelen başvuruları, başvuru sırasına göre değerlendirecek ve yine e-posta ile bilgi vereceğiz.




Katılım ücretsiz olup, buluşma-program bilgileri, katılım başvurusu onaylanan okurlarımıza ayrıca bildirilecektir.



Sevgilerimizle,



FOTORİTİM


Serdar Akyay Hakkında :
http://www.fotoritim.com/yazi/fotograf-sohbetleri–serdar-akyay

Fotoritim Fotoğraf Gezisi – Boğaz Hattı

EİF En İyi Fotoğrafım – Fotoğraf Öyküleri : Haziran 2008






En İyi Fotoğrafım (EİF) Etkinliği Şartnamesi




EİF “En İyi Fotoğrafım – Fotoğraf Öyküleri”


Yapmanız gerekenler :



-Portfolyonuzdan “size göre en iyi olan” fotoğrafınızı seçmeniz,



-Fotoğrafınızı uzun kenarı minumum 600 ila maksimum 900 piksel aralığında, 72 dpi çözünürlükte ve jpeg olarak boyutlandırmanız,



-Bu fotoğrafın, neden şimdiye dek çektiğiniz en iyi fotoğraf olduğuna dair bir yazı yazmanız. Bu yazı fotoğrafın hikayesini (size ne ifade ettiği, neyi anlatmak istediğiniz veya var ise fotoğrafa özgü bir öyküyü) içermeli, 100 kelimeden az olmamalı, (yaklaşık yarım A4) ve “Word” formatında (.doc) hazırlanmalı,



-Fotoğrafınızı ve yazınızı dergimizin e-posta adresine aşağıdaki bilgileri içerecek şekilde göndermeniz.



e-posta: frdergi@gmail.com








E-postada belirtilecek bilgiler :

-Adınız/Soyadınız

-Yaşadığınız İl



-Fotoğraf veya Yazınızın Adı (başlığı)







Kurallar :

-Fotoğraflarınız çerçevesiz ve üzerine imza vs. yazılmamış olmalıdır.


-E-postanız bize ulaştıktan sonra size bilgi iletilecektir.

-Her katılımcı, sadece bir fotoğraf ve bu fotoğrafa ait bir yazı ile etkinliğimize katılabilecektir.

-Yazısı olmayan veya yazısı yukarıda belirttiğimiz kriterleri içermeyen fotoğraflar kabul edilmeyecektir.

-Fotoğrafa ait yazı, fotoğrafçı tarafından yazılmamış ise yazarının ismi ayrıca belirtilmelidir.

-Bu etkinliğimize katılan kişi, fotoğrafın kendisi tarafından çekildiğini, tüm haklarının kendisine ait olduğunu ve www.fotoritim.com adresinde kullanılmasına izin verdiğini kabul eder.





Tarihler :

-En son fotoğraf ve yazı gönderme tarihi : 20 Temmuz 2008

-Çalışmaların yayınlanması ve ödül kazananların duyurulması : Fotoritim Ağustos 2008 sayısı





Ödüller :

-En iyi 3 fotoğraf ve hikayesi aşağıdaki ödüllerden birini kazanacaklardır.

-Yıl içinde en iyi üçe giren foto-öyküler, Fotoritim yıl sonu Özel sayısında tekrar yayınlanacaktır.

-Özel sayıya girmeye hak kazanan çalışmalar arasından seçilecek olan bir fotoğraf ve öyküsü ise Fotoritim EİF Başarı Plaketi almaya hak kazanacaktır.





Ödüller :

- Sigma 70-300mm F4-5.6 DG MACRO Lens

- Manfrotto 680B Compact Monopod

- 1 Yıllık “İz Dergisi” Aboneliği

Yılsonu Özel Ödülü :

-Fotoritim EİF Başarı Plaketi



* Fotoğraflar temsili fotoğraflardır.







FOTORİTİM

frdergi@gmail.com
EİF En İyi Fotoğrafım - Fotoğraf Öyküleri : Haziran 2008EİF En İyi Fotoğrafım - Fotoğraf Öyküleri : Haziran 2008

Nevzat Yıldıran “Tonlar” Okay Temiz Fotoğraf Sergisi





NEVZAT YILDIRAN’DAN


“T O N L A R”

OKAY TEMİZ

Fotoğrafları Sergisi



Fotoğraf sanatçısı Nevzat Yıldıran’ın, ünlü müzisyenimiz Okay Temiz ile 6 yıllık bir çalışmanın sonucunda oluşturduğu ilk kişisel fotoğraf sergisi “Tonlar”ı, Fotografevi’nde izleyicilerle buluşturuyor.



Yalnızca Türk Müziği’ne değil, dünya müziğine de özellikle ritim konusunda yaptığı katkılarla adından sıkça söz ettiren Okay Temiz, ilk kez böyle kapsamlı bir sergide kendi dünyasını hem müzik, hem de fotoğraf izleyicileriyle paylaşıyor.



Farklı boyutlarda 35 adet fotoğraftan oluşan bu siyah beyaz sergi, 14 Haziran – 4 Temmuz 2008 tarihleri arasında, Fotografevi’nin iki katında da sergilenecek.



Serginin açılışında “Okay Temiz Ritim” Atölyesi üyeleri canlı performans gerçekleştirecekler.



Açılış Kokteyli: 14 Haziran 2008 Cumartesi


Saat: 18.00-20.00


Yer: Fotografevi


Adres: İstiklal Caddesi, Tütüncü Çıkmazı No:4 Beyoğlu


Tel: 0212 249 02 02






Nevzat Yıldıran’ın Tonlar sergisi ile ilgili açıklamaları:




“TONLAR”


OKAY TEMİZ FOTOĞRAFLARI SERGİSİ




Uzun zamandan beri bir konu beni çok düşündüren bir konu var. O da sosyal, kültürel, sanatsal veya bilimsel alanda önemli işler yapmış ve kendini kanıtlayarak topluma örnek olmuş kişilerin, neden hak ettikleri değeri hayata gözlerini yumduktan sonra kazandıkları. Acaba toplumlar bu önemli insanlara bir çeşit ceza mı veriyor… Oysa kendileri için yapılan etkinlikleri, yazılan yazıları, saygı gecelerini bu dünyada yaşarken görseler fena mı olur!



Benim Okay Temiz’e gerek hayranı bir müziksever olarak, gerekse onun “Ritim Atölyesi”nde öğrencisi olarak beslediğim sevgi, hayatımın en önemli tutkusu fotoğraf üzerinden bu sergiyi hazırlamamı kaçınılmaz kıldı. 6 yıl önce bu düşüncelerle yola çıkarak Okay Temiz’in fotoğraflarını çekmeye başladım. Günlük yaşamı, turneleri ve elbette sahnede sanatını icra ederken müziğiyle yaydığı enerjiyi, fotoğrafçı kimliğimle elimden geldiğince saptamaya çalıştım. Kendine özgü müzik anlayışıyla geniş kitleleri etkileyen ve 35 yıldır çalışmalarını yakından izlediğim Okay Temiz’in müzik adamı kişiliğine, “Tonlar” adını verdiğim fotoğraf sergimdeki görüntülerin de eşlik edecek olması bana büyük bir heyecan veriyor. Kısacası, fotoğrafın siyah beyaz tonları ile Okay Temiz’in sanatçı kişiliği üzerinden müziğin ve enstrümanların ses tonları benim “Tonlar” projemde bir kez daha buluştu.



Kendisinin bu noktaya gelme sürecindeki son altı yılını bu görüntülerle sunmak ve bunu da fotoğrafsever ve müziksever kitleyle paylaşmak bana kısmet oldu. “Tonlar” sergimi gezen izleyicilerin, bu büyük ustanın müzik yaşamına tanık olmaları ve keyif almaları benim en büyük mutluluğum olacak.



Nevzat Yıldıran






ÖZGEÇMİŞ



Nevzat Yıldıran, İstanbul’da doğdu.



İ.Ü İşletme Fakültesi’nden mezun oldu. Özel bir şirkette üst düzey yönetici olarak görev yapmaktadır.



Önceden beri ilgi duyduğu fotoğrafa, üniversite yıllarında daha da yoğunlaştı.



Fotoğrafın geniş kitlelere ulaşmada büyük bir kolaylık sağlaması, duygu ve düşünceleri, hayalleri, idealleri aktarabilmenin en güzel yollarından biri olabilmesi ve anlaşılabilir olması düşüncesiyle fotoğrafa yöneldi.



İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği İFSAK’a üye olarak ilgisini arttırdı.



İFSAK’ta denetim ve yönetim kurulu üyeliklerinden sonra 1992-95 dönemlerinde yönetim kurulu başkanlığı yaptı.



Birçok fotoğraf yarışmasında seçici kurul üyeliğinde bulundu.



Fotoğrafları çeşitli karma sergilerde ve yarışma sergilerinde yer aldı, çeşitli dergilerde ve kataloglarda yayınlandı.



Nevzat Yıldıran’a göre fotoğraf sanatı bir tür esperantodur. İstediğini duyan herkes anlayabilme olanağına sahiptir.



Gerçekte fotoğraf, mutlak bir “gerçeklik”, mutlak bir “var olan” değildir. Fotoğraf; bir sanatçının eserini; gördüğünü ve bize gösterdiğini sunar. Bu gösterileni iç dünyasına göre yorumlamak ve bu gösterilenden haz almak fotoğrafsevere kalmıştır. Halbuki asıl gerçeklik ne fotoğrafçıda nede fotoğrafa bakandadır. Asıl gerçeklik çoktan uçup gitmiştir. Bu yönden bakıldığında da fotoğraf, tek boyutu çalınmış iki boyuta indirgenmiş bir gerçekliktir.

Nevzat Yıldıran

Fotoritim Fotoğraf Gezisi – Kadırga, Kumkapı, Sultanahmet




KONTENJANIMIZ DOLMUŞTUR ! OKURLARIMIZA TEŞEKKÜR EDERİZ…
FOTORİTİM


Fotoritim e-Fotoğraf Dergisi olarak, geçen ay ilkini düzenlediğimiz İstanbul fotoğraf gezilerinin ikincisini 14 Haziran Cumartesi günü, Kadırga ve civarında düzenliyoruz.



Etkinliğimize katılmak isteyen okurlarımızın frdergi@gmail.com mail adresimize;



- Ad / Soyad



- GSM numaralarını,



yazarak başvuruda bulunmalarını rica ederiz.



Kontenjanımıza bağlı olarak gelen başvuruları, başvuru sırasına göre değerlendirecek ve yine e-posta ile bilgi vereceğiz.



Çekim gezisi saat 11:00’de başlayacak ve Kadırga – Kumkapı – S.Ahmet istikametinde sürecektir. Gündüz sokak çekimleri ile sürecek gezimiz akşam molasından sonra dileyen katılımcılarımız ile S.Ahmet gece çekimleri ile devam edecektir.



Katılım ücretsiz olup, buluşma-program bilgileri, katılım başvurusu onaylanan okurlarımıza ayrıca bildirilecektir.



Sevgilerimizle,



FOTORİTİM






Kadırga, İstanbul ilinin Eminönü ilçesinde bulunan eskiden kadırgaların barındığı büyük bir liman olan Kadırga Meydanı’nı da içinde bulunduran bir semt. Günümüzde asırlık ağaçların bulunduğu sakin bir semt olan Kadırga’da, Bizans’ın en eski limanı olan Kadırga Limanı, tarih boyunca Portus Novuz (Yeni Liman), İustinus Limanı ve Sophia Limanı adları ile de anılmıştır.



Fotoritim Fotoğraf Gezisi – Kadırga, Kumkapı, Sultanahmet

Kerim Bora : Rüzgara Fısıldanan Sözler




Kanoo Plains’deki tüm varlığı üç sıra, dört sandalye, bir masa ve eski bir dolap olan AIDS danışma merkezine ilk girdiğimde gördüğüm şey yaklaşık on beş kadar ilaç almayı bekleyen hastaydı. Onca hasta arasından uzaktaki sıranın en köşesine tünemiş bir çocuk dikkatimi çekti. Çok hasta görünen çocuk neredeyse oturduğu sıradan yere düşecek gibiydi. Merkezdekilerin söylediğine göre ismi Antony Okkoth olan on bir yaşındaki bu AIDS hastası iltihaptan yanaklarına kadar şişmiş boğazı, devamlı çektiği üst solunum yolu rahatsızlıkları ve yüksek ateş yüzünden çok bitkindi. Antony Okkoth o gün yaklaşık üç saat kadar bekledikten sonra ilaç kalmadığı için evine yollandı.



Antony’yi ikinci defa güzel bir ekim günü yol kenarındaki büyükçe bir arazide futbol oynayan çocukları seyrederken gördüm. Beraberimdekilerle çocuğa doğru gidip yanına oturduk. Çocuk benden ürkmüştü ama bunu belli etmemeye çalışırcasına suratıma dahi bakmıyordu. Gözünü paçavra parçalarından yapılmış topun peşinden iştahla koşan yaşıtlarından hiç ayırmayan çocuk konuşmaya başladığında ilk dikkatimi çeken şey anlaşılmaz bir tonda fısıltıyla konuşması olmuştu. Antony ciğerlerinde ve üst solunum yollarındaki kronikleşmiş iltihap yüzünden acı çekmemek için fısıldayarak konuşuyor, fısıldamaları arada sırada mırıltılara dönüştüğündeyse onu hiç anlayamadığımızı görerek sesini yükseltmeye çalışıyor ve yükselen sesiyle tetiklenen kuru bir öksürüğe esir düşüyordu. Artık ev işlerini dahi yapamayacak kadar yaşlı olan büyükannesi ile yaşayan çocuk daha bir bebekken anne babasını kaybetmişti ve doğuştan HIV pozitifdi. Hiç okula gidememiş olan Antony’nin taşıdığı virüs hakkında hiçbir fikri yoktu. Zaten bu küçük yaşında AIDS gibi karmaşık bir hastalığın ne olduğunu anlaması da mümkün değildi. Biraz konuştuktan sonra farklı bir çocuk olduğu gözden kaçmıyordu. Hayatı boyunca diğerleri tarafından dışlanmaktan içine kapanmış, sert, aşırı gururlu ve yaşıtlarından çok daha olgun bir yapıya bürünmüştü. Antony’ye oradan ayrılırken “iyileşince en fazla ne yapmak istersin” diye sorduk. Çocuk başıyla futbol oynayan çocukları gösterip mırıldandı, “futbol oynayacağım”.



O hafta AIDS danışma merkezinde Antony’ye bir kez daha rastladım. Çok daha bitkindi. Yine ilaç bulmaya çalışıyordu ama ne yazık ki yokluklarla boğuşan bu yerde en “yok” olan şey ilaçtı. Benimle ilgilenen görevli Hezekiah’ın yardımıyla onunla konuşmaya çalıştım ama konuşacak hali dahi yoktu. Aç olup olmadığını sorduk. Cevap vermedi. Onu bir savunma kalkanı gibi sarmalayan aşırı gurur açlığını dahi itiraf etmesine izin vermiyordu. Çocuğun aç olduğunu gören Hezekiah ona bir bardak bol şekerli sütlü çay verdi. Antony bardağı masanın üstünden aldı ama zorlukla kaldırabildi. Küçük elleri öylesine titriyordu ki bir türlü bardağı ağzına götürmeyi başaramadı. Titreyen ellerine kilitlenmiş bakışlarımı farkedince utandı ve hiç içemeden bardağı yavaşça masaya geri bıraktı. Utanması gerekenin kendim olduğunu farkederek odadan çıktım. Nedendir bilmiyorum ama dışarı çıkar çıkmaz arkama dönüp aralık kapıdan çocuğa bir kez daha bakmak ihtiyacı hissettim. Odada yalnız kalan Antony bir kedi yavrusu gibi masanın üstünde duran bardağın üstüne çökmüş sütlü çayı içmeye çalışıyordu.



O pazar günü Kanoo Plains’de köhne bir kilisedeki sabah ayinine davet edilmiştim. Davetin sebebi ayinden sonra vaizin beni cemaate tanıtıp onlardan araştırmama yardım etmelerini istemesiydi. Kiliseye girdiğimizde yaklaşık elli kişilik bir kalabalık bizi meraklı gözlerle süzdü. İkinci sırada boş bir yer bulup oturduk. İster istemez ben de kilisede toplanmış bu insanları süzerken Antony’nin uzak bir köşede tek başına oturuyor olduğunu farkettim. Çocuk bizi görmesine rağmen hiç de oralı olmamıştı. Sıkıcı geçen ayin boyunca zaman zaman arkama dönüp ona baktım. Zaten herkesten uzakta oturan Antony gözleri kapalı kendi kendine mırıldanıyor, gülümsüyor ve hatta bazen birisiyle hararetle tartışıyormuş gibi garip vücut hareketleri yapıyordu. Bu garip hareketleri zaten içimde bu çocuğa karşı oluşan ilgiyi daha da canlandırmıştı. Ayinden sonra vaizle konuşurken laf arasında ona Antony’yi sordum. Çocuk her pazar sabahı kilisenin açılışından günün son ayini sona erip kapılar kapanana dek herkesten uzak bir köşede kendi kendine bir şeyler konuşarak oturururmuş. O gün Antony’yi rahatsız etmemek için yanına gitmedim.




Antony Okkoth, Kenya

Yoğun geçen bir hafta sonrası otelde dinlenirken birden aklıma Antony takıldı. Çocuğu bir daha görmemiştim ve doğrusu merak ediyordum. Ertesi sabah kaldığım otelin bulunduğu Kisumu şehrinde küçük bir dükkândan Antony için bir futbol topu satın aldım. Şehirde bir iki işimi gördükten sonra öğlene doğru Hezekiah ile buluşup çocuğun yaşadığı kırsaldaki eve gittik. Ev topraktan yapılmış çatısı sazlarla örtülü tek oda bir kulübeydi. Bu kara kıtada her yerde görülebilecek dozu yüksek sefalet bu eve de hakimdi. Çocuğun yaşlı büyükannesi bizi dışarıda karşıladı. Hezekiah kadına beni tanıttı ve Antony’yi görmeye geldiğimizi söyledi. Belli ki evinde misafir görmeye alışık olmayan yaşlı kadın buna bayağı şaşırmıştı. Ama kısa sürede ilk anki şaşkınlığı telaşlı bir mutluluğa dönüştü ve bizi içeriye buyur etti. Hemen tahta bir tabure bulup üstünü elbisesinin eteği ile hızlıca sildi ve beni kibarca oturttu. Kadının söylediğine göre Antony su getirmeye gitmişti ve neredeyse dönecekti. Gerçekten çok yaşlı olan büyükanne Hezekiah’a çocuk için çok üzüldüğünü ama elinden hiçbir şey gelmediğini hararetle anlatıyordu. Evin içi o kadar havasız ve sıcaktı ki çocuğun gelmesini, dışarıda kavurucu güneşin altında beklemeyi yeğledik. Az bir süre daha bekledikten sonra Antony uzaktan elinde bir bidonla göründü. Biraz daha yaklaşınca Hezekiah yanına gidip bidonu elinden aldı. Çocuk ağır gelmeye başlayan bidondaki suyu yolda boşalta boşalta gelmiş ve ancak yarıya yakınını oraya kadar taşıyabilmişti. Böylece zaten devamlı halsiz olan Antony nefes nefese kalmış ve iyice yorulmuştu. Hep beraber kulübenin önünde serili hasırın üstüne oturduk. Çocuk elimizdeki topu görmüş ve meraklanmıştı. İkide bir kaçamak kaçamak topa bakıyor ama hiçbir şey sormuyordu. Biz ise bir süre daha hiç istifimizi bozmadan büyükanne ile konuşmaya devam ettik. Ve Antony’ye yaptığımız bu kısa süreli işkencenin nihayetinde topu ona verdik. Çok heyecanlanmıştı ama her zamanki gururlu haliyle bunu belli etmemeye çabalıyordu. Diğer çocuklar çalmasın diye topun üzerine ismini yazdık. Hezekiah onunla oynamayan diğer çocukları kastederek, “gördün mü bak, belki onlardan önce Tanrı ile buluşacaksın ama hepsi de bu top için O’nunla senden önce buluşmaya can atar” diyerek kaba bir kahkaha attı. Büyükanne ise bana sarıldı ve yaklaşık yarım dakika hiç bırakmadı. Belli ki evlerine pek kimsenin uğramadığı bu iki insanın arada sırada da olsa tutunacak birilerine ihtiyacı vardı. Kadın torununun ne kadar yalnız ve mutsuz olduğunu görüyor ve onu biraz olsun hayata bağlayacak her şeye minnettar kalıyordu. Ve artık bu ucuz topun hatırına da olsa diğer çocuklar Antony’nin yanına gelip onunla konuşacaktı. Oysa hayatı boyunca doğru dürüst koşamamış dahi olan bu çocuk ne kadar istese de onlarla oynayacak güce sahip değildi…



Aslında Antony o gün geçen seferkinden daha iyi görünüyordu. Ama yine de fısıldayarak konuşuyor ve biz ise yine onu anlamakta güçlük çekiyorduk. Laf arasında Hezekiah çocuğa pazar günü bizi kilisede görüp görmediğini sordu. Gördüm anlamında başını salladı. Ardından Hezekiah ona onca saat kilisede ne yaptığını sordu. Cevap vermedi. Hezekiah buna sinirlenmiş gözüküp buraya onunla konuşmaya geldiğimizi ve eğer bizimle konuşmak istemiyorsa gidebileceğimizi söyledi. Çocuk her zamanki gibi duygularını göstermemeye çalışsa da oraya geldiğimiz için çok mutluydu. Yüzüme baktı ve gülümsedi. Antony’nin daha evvel yüzüme bu kadar direkt baktığını hiç görmemiştim. Daha sonra teslim olmuş bir şekilde Hezekiah’a döndü ve o fısıldayan sesi ile “Annemi ve babamı soruyorum..” ve bir süre durakladıktan sonra ekledi “Bir de artık ne zaman iyileşeceğimi”. Hezekiah “Kime?”diye sordu. Çocuk “Kilisedeki o adama” diye cevap verdi. Antony her kilisede resmi veya heykeli olan İsa’yı kastediyordu. “Ne kadar yavaş konuşsam da o beni duyuyor ve öksürmeden sadece onunla konuşabiliyorum..” diye devam ederken – ne kadar ironik ki – sesini duyarken dahi acı çektiğimiz o çirkin kuru öksürük küçük çocuğu susturdu ve yine dakikalarca durmak bilmedi.



O günden sonra Antony’yi iki veya üç defa daha gördüm ve beraberimdekilerle bölgeden ayrıldık. Yaklaşık bir ay kadar sonra Uganda’dan dönerken Kenya’nın bu bölgesinden tekrar geçtik. Geçerken tekrar uğradığımız o küçük AIDS danışma merkezindekilere Antony’yi sorduğumuzda çocuğun Kisumu’dan bayağı uzaktaki Homa Bay’de bir hastaneye kaldırıldığını öğrendik. Ve Antony’yi yolumuzun üstünde olmamasına rağmen ziyaret etmeye karar verdik. Homa Bay’deki o fakir hastaneye vardığımızda neredeyse akşam olmuş ve hastaların çoğu yataklarına çekilmişti. Antony’yi kısa bir aramadan sonra yaklaşık otuz hastanın yattığı bir koğuşta bulduk. Bizi gördüğüne sevinmişti. Ama artık çok hastaydı ve belli ki çok acı çekiyordu. Gözlerinden yaşlar gelene dek kusuyordu. Galiba en önemlisi de Antony artık konuşmuyor veya konuşamıyordu. Kisumu’da Antony’nin hastaneye kaldırıldığını öğrendiğim an onun hiç fotoğrafını çekmediğimi hatırlamış ve yüzünü belgeleyememekten korkmuştum. Garipti çünkü bu kadar vakit geçirdiğim diğer AIDS’lilerin onlarca fotoğrafını çekmiştim. Ve günün son ışıklarının da çekiliyor olduğu o an hayattan kayıp giden bu küçük çocuğu bir an önce belgelemeliyim diye bir paniğe kapıldım. Böylece çok acı çeken çocuğu bencilce yattığı yataktan kaldırdım. Onu ölümü beklediği o pis hastane yatağında hatırlamak istemiyordum. “Keşke o güzelim saçlarını da traş etmemiş olsalardı” diye düşündüğümü de hatırlıyorum. Antony’yi ayağa kaldırdığımda artık yürüyemediğini farkettim. Onu kucaklayıp dışarıya taşıdım ve arkadaşım oturabilmesi için bir tabure buldu. Onu oturttuk ama zavallı Antony taburenin üzerinde dengede duramıyordu. Çok çaba sarfeden çocuk bu çabanın sonucu yaklaşık on saniye kadar dayandı ve neredeyse düşecekken onu kaldırdık. Bu süre zarfında çocuğun iki kare fotoğrafını çektim ve kendimden bir kez daha utanarak Antony’yi yatağına geri taşıdım. Daha sonra çocuğa bakan ve onun uzaktan akrabası olduğunu öğrendiğimiz şişman bir hemşire içeri girdi. Kadın bizi görünce çok sevindi ve Antony’ye dönüp, “Hani hiç arkadaşın yoktu, bak onca yolu seni görmek için gelmişler” diye takıldı. Hayatı boyunca bir kurtarıcı beklemiş ama artık öyle bir kurtarıcının varolmadığını anlamış olan küçük çocuk belli belirsiz gülümsedi ve gözlerinden dökülen bir çift yaş gülümsemeye çalışan dudaklarının üzerinde parıldayarak kayboldu. Ağlamamak için kendimi zor tuttum ve bir kere daha bencilce çocukla bir çırpıda vedalaşıp kaçarcasına kendimi dışarı attım.



Kadın bizi hastanenin dış kapısına kadar uğurlarken geçen hafta hastanede Antony’nin geceleri birlikte uyuduğu topunun çalındığını söyledi. Çocuk bunun için çok ağlamış ve neredeyse hastanedeki herkese topunu görüp görmediklerini sormuş. Daha sonra umudunu kaybeden Antony günlerce kimseyle konuşmamış. Ve beş gün önce garip bir başka şey olmuş. Dışarıda şiddetli bir rüzgar çıkmış. O bitkin Antony rüzgarın sesini duyar duymaz bir ok gibi yatağından fırlayıp bahçeye çıkmaya çalışmış. Ama kadın daha fazla üşütür endişesiyle ona izin vermemiş. Buna rağmen çocuk yaklaşık yarım saat boyunca hıçkıra hıçkıra ağlayarak dışarı çıkmak için ona yalvarmış. Kadın onu çok zor zaptedebilmiş. Ve sonunda dışarı çıkamayacağını anlayan Antony pencerenin kenarına çökmüş, rüzgar dinene dek dışarıya bakıp kendi kendine birşeyler mırıldanmış. Sanki dışarıdaki rüzgarla konuşuyormuş gibi… Ve ertesi sabah durumu ağırlaşmış. Artık ne yürüyor ne de konuşabiliyormuş. Şişman kadın bunları anlattıktan sonra kendini önemseyen bir tavırla o rüzgarlı günü kastederek, “Galiba o gün bana kızdığından öyle söyleniyordu” diyerek güldü. Biz ise bastıran gece ile beraber Homa Bay’deki o fakir hastaneden ayrıldık.



Antony Okkoth onu ziyaretimizden iki gün sonra komaya girdi ve o hafta daha on bir yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Açıkçası ölüm haberini aldığımda çok üzülmedim. Bir çocuğun çekmemesi gereken acıları çekmişti ve bu acıları artık çekmesi gerekmiyordu. Bugün düşünüyorum da acaba Antony o gün rüzgara neler söylüyordu? Bunun cevabını hiç bilemeyeceğim. Ama belki de rüzgarın kulağına fısıldanan o sözler onun gücüyle uzak bir yerlere uçuşmuş ve artık birileri tarafından duyulup cevaplanmayı bekliyordur.





Abraham Kusa (14) Kisumu, KENYA


Abraham daha bir bebekken annesi taşıdığı HIV virüsü sonucu gelen hastalıklar yüzünden öldü. Annesi gibi AIDS hastası olan babası ise bir başka kadınla evlendi. Abraham 2000 yılında babasını da kaybettikten sonra iyice içine kapandı.



Bu durumu anlayamayan üvey anne bir gün Abraham evdeki işleri aksatıyor gerekçesiyle çocuğun ellerini içi “kerosene” dolu bidona daldırıp ateşe verdi. Abraham tamamen yanan ellerini hemen hemen kaybetti.



Üvey anne hapsedildi ve çocuk bir yetimhaneye verildi. Abraham Kusa geç yaşta başlayabildiği okulunda bu yıl üçüncü sınıfa geçti ve yazı yazmakta zorlanmasına rağmen sınıfının en iyi öğrencisi.




Agnes Najjumba (32), Masaka, UGANDA


Eşi Agnes’ı yedi yıl önce başka bir kadın için terketti. Üç çocuğuyla yapayalnız kalan genç kadın yaşam savaşı verirken başka biriyle tanışıp aşık oldu.



Virüsü bu adamdan kapan kadın üç yıl evvel hasta olduğunu öğrendi. HIV virüsü taşıdığı ortaya çıkınca çalıştığı lokantadan çıkarılan Agnes sokakta işportacılık yapıyor.




Anna Oremo (40), Kisumu, KENYA


Kocası bir trafik kazasında ölen Anna Afrika’da çok görüldüğü üzere kocasının kardeşine miras olarak kaldı. İkinci kocası ise AIDS’den ölen Anna onun ölümünün ardından 2001′de test oldu.



Testin sonucunda kendisinin de virüsü taşıdığını öğrenen kadının ilk tepkisi intiharı denemekti ama başaralı olamadı.




Anna Wangari(20), Nakuru, KENYA


1996’da üvey babası annesini feci şekilde dövdü. Sabaha kadar baş ağrısı çeken kadın ertesi gün öğleden sonra hayata gözlerini yumdu. Alkolik üvey baba kadının ölümünden sonra evi terketti. Bu süre zarfında sefalet içine terkedilen çocuklara ise kilise baktı.



O yaşta kardeşlerinin sorumluluğunu alan Anna hiç okula gidemedi. Kız geçimlerini yaşadıkları Hilton Hill’in yamacındaki çöplükten artıklar toplayarak sağladı. Anna on dördündeyken üvey babası geri döndü. Devamlı içen adam çocuğu dövüp parasını almaya başladı. Ve yine sarhoş geldiği bir gece kıza tecavüz etti. Yaklaşık bir sene süren bu tecavüzler adamın 2001 ortalarında hastalanmasına dek sürdü. Hastanede adamın HIV virüsü taşıdığı ortaya çıktı ve kısa süre hasta yattıktan sonra 2002 yılında öldü.



Bir süre sonra genç kız da hastalandı ve yapılan test sonucu onun da kanında virüse rastlandı. Zaten çok zayıf olan bünyesi hızla çöktü. Ve Anna 2003 yılının başında öldü.




Charles Mugavi (33), Masaka, UGANDA


Masaka’daki bir un fabrikasında çalışan Charles iki sene evvel test oldu ve HIV virüsü taşıdığını öğrendi. Eşcinsel olan Charles bu virüsü kimden kaptığını bilmiyor.




Edward Kiwewa (2), Masaka, UGANDA


Edward’ın annesi bu fotoğraf çekilmeden sadece dakikalar evvel içerideki hasta yatağında öldü. Kadın AIDS hastasıydı ve HIV virüsünün mahvettiği bağışıklık sistemi vereme dayanamadı. Edward daha hiçbir şeyin farkında değil.




Emily Achieng (20), Kisumu, KENYA


Emily on altı yaşında daha öğrenciyken erkek arkadaşından hamile kaldı. Hamile olduğu anlaşılınca okulundan uzaklaştırıldı. Daha sonra kendisi gibi o da çok genç olan ve sorumluluk almaktan korkan erkek arkadaşı kızı terketti.



Emily çocuğunu tek başına doğurmaya hazırlanırken ailesi tarafından kendinden oldukça yaşlı başka biri ile evlendirildi. Genç kız kocasının HIV virüsü taşıdığını çok sonra öğrendi. 2001 yılında ilk önce bu evlilikten olan çocuğu sonra da kocası AIDS’den öldü. Emily kocasının ölümünün ardından test oldu ve kendisinin de HIV virüsü taşıdığını öğrendi.



Emily fotoğrafını çektiğim o gün hıçkıra hıçkıra ağlayarak ölümden çok korktuğunu ve günün birinde mutlaka okuluna döneceğini söylemişti.



Emily okuluna dönemeden Ocak 2003′te öldü.




Israel Selwadda(70), Masaka, UGANDA


Yaşlanan eşi ile yaklaşık on yıldır hiç ilişkiye girmemiş olan Israel bu süre zarfında cinsel ihtiyaçlarını başka kadınlarla karşılamayı tercih etmiş.



Adam HIV pozitif olduğunu bölgeye istatistik bilgi edinmek için gelen bir sağlık örgütünün yaptığı test ile rastlantı sonucu öğrenmiş.



Israel 2003′de AIDS’in getirdiği sağlık sorunları yüzünden öldü.




Joseph Erukudi (15), Turkana, KENYA


Joseph anne ve babasını AIDS’ten kaybetti. Küçük çocuk Turkana çölünde tek başına yaşıyor.




Kareem Oyomo, Kisumu, KENYA


Kareem ikisi de AIDS hastası olan Charles (37) ve Onunda Oyomo (25) ‘nun dördüncü ve son çocuğu. Aileyi ilk ziyaretimde Onunda Kareem’e hamileydi. Onunda virüsün çocuğa geçmesini önlemek için doğumdan önce mutlaka hastaneye yetiştirilip “navirapine” adındaki virüsün anneden çocuğa geçme riskini azaltan ilacı almak zorundaydı.



Ama Kareem’in doğduğu sabahın ilk saatlerinde kırsaldan hastaneye yetişmeleri imkânsızdı. Ve Kareem bu ilaç alınamadan doğdu. 2003 yılında baba Charles ve anne Onunda bağışıklık sistemlerini çökerten HIV virüsünün kapıyı açtığı fırsatçı hastalıklara yenik düşerek öldüler.



Fotoğrafta yerel bir sivil toplum örgütünün görevlisi olan Florence’ın kucağında sağlıklı görünen Kareem o gün daha üç günlüktü. Bugün o kadar sağlıklı olmayan çocuk hala test edilmedi.




Katalina Byamuyaga (69), Agnes(7), Masaka, UGANDA


Katalina eşinin ölümünden sonra birlikte yaşadığı oğlu ve gelinini AIDS yüzünden kaybetti. Katalina bundan sonra öksüz ve yetim kalan torunu Agnes ile oğlundan kalan evde yaşamaya başladı.



Ev 2001 senesinde bir fırtınada yıkıldı. O tarihten beri yaşlı kadın ve küçük Agnes komşularının onlara verdiği küçük bir ahırda yaşıyor.




Nangish Kapbai (40), Bisil, KENYA

Masailand kırsalında çobanlık yapan adam 2000 yılında başka bir sağlık şikayeti yüzünden gittiği kasaba kliniğinde doktorun isteği üzerine kan örneği verdi ve bu örnek test için şehire gönderildi.



Şehirden gelen test sonuçlarıyla adamın HIV virüsü taşıdığı ortaya çıktı. Okuyup yazması olmayan Nangish AIDS hakkında en ufak bir fikre dahi sahip değil.




Narongo Nakanwaki (31), Masaka, UGANDA


1996′da kocası AIDS’ten ölen kadın daha sonra başkası ile evlendirildi. 2002′de ikinci kocası ve bu evlilikten olan ilk iki çocuğu ölen Narongo kocasının ailesi tarafından lanetli olduğu düşünülerek üç aylık kızı Nakamya ile beraber evden kovuldu.



Okur yazar olmayan Narongo plantasyonlarda gündelik işçi olarak çalışıyor. Eğer her gün çalışabilirse eline ayda on ila on beş dolar ve bazen de biraz yiyecek geçiyor. Kazandığının yarısını kulübesinin kirasına harcıyor.



İlk önce kötü şans getirir diye fotoğrafının çekilmesini istemeyen kadın daha sonraki ısrarlarımız sonucu objektife bakmamak şartıyla fotoğrafını çekmeme izin verdi.




Nola Masaka (34) Masaka, UGANDA

Nola Ocak 2002′de kocasını AIDS’ten kaybetti. Kendisi de HIV pozitif olan genç kadının tam on bir çocuğu var. Hiç okula gitmemiş ve işsiz. Aile komşuların yaptığı yiyecek yardımı ve kulübelerinin önünde yetiştirdikleri sebze meyveyi tüketerek yaşıyor.



Akıl almaz bir sefalet içinde yaşayan ailede çocukların çoğunun hiç elbisesi olmamış ve hiçbiri okula başlayamamış. Masaka kırsalında yaşayan kadının son gördüğü para kocası öldüğünde komşuların cenaze için aralarında toplayıp ona verdikleri olmuş..



Çocuklardan hiçbiri test edilmemiş ama özellikle dördü hemen hemen devamlı hasta. Bu korkunç yokluk içinde yaşayan Nola’nın sütü kesiliyor ve artık en küçük çocuğunu yeterince besleyemiyor.




Petronina Paula (26), Gaspar Alphons (8), Dar Es Salaam, TANZANYA

2002′de test olan Petronina’nın HIV virüsü taşıdığı ortaya çıktı. Kadın AIDS sonucu çeşitli fırsatçı hastalıklarla boğuşmaya başlayınca virüsü kaptığı erkek arkadaşı onu terketti.



Petronina bugün yine AIDS’den ölen kızkardeşinin çocuğu Gaspar ile yaşıyor. Ve Gaspar da doğuştan HIV virüsü taşıyıcısı.




Resty Nakyasa (40), Justine Nansamba (27), Noelina Nambazira (23), Masaka, UGANDA

Masaka’daki bir kilise toplantısında tanışan bu üç AIDS’li kadın belki de ortak kaderleri yüzünden yakın birer dostlar. İçlerinden Justine (ortadaki) daha iki ay evvel HIV pozitif olduğunu öğrendi. Ama kadın hala virüsü taşıdığını kabullenemiyor.




Selina Francis (16), Moshi, TANZANYA

Selina’nın annesi 1993′te, babası ise 2001′de AIDS’ten öldü. Doğuştan HIV pozitif olan kız babasının da ölümünden sonra amcasıyla yaşamaya başladı.Amcasının kalabalık evinde yaşayabilmesi için hemen hemen tüm ev işlerini yapmak, hayvanlara bakmak ve tarlada çalışmak zorunda bırakıldı ve de sıkça dövüldü.



Bu sırada gözlerinin etrafında oluşan ve kısa sürede yayılan iltihap genç kızın hayatını daha da zorlaştırdı. Selina’nın bu durumunu gördüğümüzde onu Moshi’deki hastaneye götürdük. Doktor geç kalındığını, müdahale edilirse genç kızın gözlerini kaybedeceğini ama belki antiretroviral AIDS ilaçları ile uzun süreli bir tedavinin genç kızın gözlerinde iyileşme sağlayabileceğini söyledi.



Ama bu ilaçlar son senelerde dünyada ilaç firmalarına karşı oluşan tepkiler sonucu ne kadar ucuzlatılmış olsa da Afrika’da böylesine fakir insanların düşen bu maliyetleri dahi karşılayabilme şansları yok.



Ve Selina da 2003′ün ilk aylarında hayata gözlerini yumdu.



Çoğu Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında çalışan dünyanın belli başlı sağlık örgütlerinin yaptığı istatistiklere göre dünyamızda yaklaşık kırk beş milyon insan HIV virüsünün pençesinde. Ama bu konuyla ilgilenen daha tarafsız bilimadamları ve de örgütler, sağlıklı istatistik değerlere ulaşabilmek için verilen bu rakamların risk haritalarına göre beş, on, on beş ve hatta Subsahara gibi çok daha riskli bölgelerde yirmi ile çarpılması gerektiğini savunuyor. Bu tez de kaba bir hesapla yüz milyonlardan neredeyse yarım milyarı geçebilen sayıda insanın HIV virüsü taşıyor olabileceğini gösteriyor. Bu ise sadece o insanların ait oldukları toplumlar için değil aynı zamanda küreselleşme uçurtmasının peşinden koşan bizler için de çok büyük bir tehlike.








Kerim BORA Hakkında



1970 İstanbul doğumlu. 1992′de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi son sınıftan ayrılıp A.B.D.de fotoğraf eğitimi almaya başladı. 1996′da Santa Monica College fotoğraf bölümünü bitirdi. Bu süre zarfında California’da birçok fotoğrafçıyla çalıştı. 1997 ve 1998 yıllarında Doğu Avrupa, Meksika, Küba ve A.B.D.’nin bir bölümünü kapsayan uzun süreli fotoğraf gezilerine çıktı. 1999 yılında State University of New York’ta ileri düzey fotoğraf eğitimi aldı. 2000 yılında Küba’yı tekrar ziyaret ederek “Don Quixote’nin Çocukları” başlıklı fotoğraf denemesini tamamladı. Bu çalışması ile yurt içinde ve dışında çeşitli kişisel ve karma sergilere katıldı. 2001 senesinde üç farklı dinden aynı yaşta üç Hintli çocuğu konu alan “Güneşin Üç Yüzü” adlı bir diğer fotoğraf çalışmasını tamamladı ve bu çalışması ile ülke dışında çeşitli sergilere katıldı. 2003 yılında ise Afrika’nın Subsahara bölgesinde HIV virüsüne karşı yaşam savaşı veren insanları konu eden “Rüzgara Fısıldanan Sözler” isimli projesini tamamladı ve bu çalışma 2004 sonunda kitap olarak yayınlandı. Kerim Bora’nın 2004’ten bu yana “Devinim” isimli Türkiye’de bin kişi ile gerçekleştirilen röportajlardan oluşan bir video-performans projesi üzerine çalışıyor. Bu proje gelecek yıl eş zamanlı olarak Türkiye ve yurtdışında sergilenecek.





“Çoğu fotoğrafçı sosyal içerikli konulardan etkilenir ve sanırım ben de onlardanım. Bence fotoğrafın içindeki sosyal yapı ona insancıl bir katkıda bulunup o kareyi hepimizin kılar. Ve yine bence ancak hepimizin olan o karelerin toplamı yarın “fotoğraf” adı altında başka nesillerin de tartışacağı hikaye anlatma biçimini insana daha yararlı kılacak. Beni geçmişimde en çok etkileyen ve fotoğraf çekmeye özendiren kareler beni içinde bulunduğum, bulunmadığım, bulunmak isteyeceğim veya bulunmaktan korktuğum sosyal çevreler ve onların insanları hakkında bilgilendirenlerdi. Bu etkileşimle birlikte zamanla ben de konularımı, anlatacak hikayesi olan insanlardan seçmeye başladım. Ve galiba zamanla bu hikayeleri diğer insanlara aktarmak da fotoğrafımın ana temasına dönüştü.”







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Kerim Bora : Rüzgara Fısıldanan SözlerKerim Bora : Rüzgara Fısıldanan SözlerKerim Bora : Rüzgara Fısıldanan SözlerKerim Bora : Rüzgara Fısıldanan SözlerKerim Bora : Rüzgara Fısıldanan SözlerKerim Bora : Rüzgara Fısıldanan SözlerKerim Bora : Rüzgara Fısıldanan SözlerKerim Bora : Rüzgara Fısıldanan SözlerKerim Bora : Rüzgara Fısıldanan SözlerKerim Bora : Rüzgara Fısıldanan SözlerKerim Bora : Rüzgara Fısıldanan SözlerKerim Bora : Rüzgara Fısıldanan SözlerKerim Bora : Rüzgara Fısıldanan SözlerKerim Bora : Rüzgara Fısıldanan SözlerKerim Bora : Rüzgara Fısıldanan SözlerKerim Bora : Rüzgara Fısıldanan SözlerKerim Bora : Rüzgara Fısıldanan SözlerKerim Bora : Rüzgara Fısıldanan SözlerKerim Bora : Rüzgara Fısıldanan Sözler

Waclaw Wantuch : Akt




Bize kendiniz ve fotoğraf yolculuğunuz hakkında biraz bilgi verir misiniz?



Ben sanatçı ruhlu bir fotoğrafçıyım, fotoğraflarım çoğunlukla siyah-beyaz ve güzel sanat konuludur.



Makineniz ve donanımınız nelerdir?



Olympus system 4/3




Bir fotoğrafın dünyayı değiştirebileceğine inanıyor musunuz?



Bir filozof olmaktan çok uzağım.



Açtığınız ya da katıldığınız sergilerle ilgili bilgi verir misiniz?



Her ay en az bir sergi açarım, bunlar kişisel sergilerdir. Her zaman aynı, siyah-beyaz güzel sanat kadın fotoğraflarını sunarım.




Klasik fotoğrafçılıkla modern fotoğrafçılığı kıyasladığınızda ne gibi farklar görüyorsunuz?



Hiç bir fark görmüyorum. Makineler artık analog değil dijital ama fotoğrafınız galeri duvarında yer aldığında o fotoğrafı hangi makinenin çektiğini anlayamazsınız.



Hangi sanatçıları beğenirsiniz? Kimler size ilham verir?



Saudek’i severim. Kadın vücudu bana ilham verir ama diğer sanatçıların çalışmalarından esinlenmem.




Bu proje üstünde ne kadar çalıştınız?



Albüm üzerinde çalışmak aşağı yukarı bir-iki yılımı aldı.



Bu proje nasıl başladı?



Dansçılarla çalışmaya başladım çünkü güzel sanatlar modeli olmak için çok büyük potansiyele sahipler.




Bu çalışma için ne gibi donanım kullandınız?



Siyah bir studyo, bir ışık kullanıyorum (Hensel saniyede 1000 watt), resimleri Olympus’ta saklıyorum, şu an bu bir E-3.



Aklınızda olan sonraki projeniz nedir?



Her zaman aynıdır çünkü burada yapacak çok şey var J




Bize tekniğiniz hakkında biraz bilgi verir misiniz?



Sadece bir tek ışık kaynağı ve perde yerine emici maddeler kullanıyorum.



Yeni fotoğrafçılar için bir proje üzerinde çalışmayla ilgili neler söyleyebilirsiniz?



Konuşmayın. Sadece yapın!




Size göre dijital fotoğrafçılığın avantaj ve dezvantajları nelerdir?



Daha hızlı çalışıyorum ve modelim, fotoğrafları çekildikten saniyeler sonra ne yaptığımızı görebildiği için daha rahat hissediyor.



Bu tekniği nasıl keşfettiniz ve sırrınız nedir?



Modellerimin o süre içinde yaptıkları duruşları göstermek istedim.Sırlarım yok çünkü ben fotoğrafçılığı öğretiyorum.




Ülkenizde bir fotoğrafçı olmak nasıl bir şey?



Bir çiftçi ya da bir tamirci ustası olmakla aynı.



Hiç Türkiye’de bulundunuz mu? Hakkında ne düşünüyorsunuz?



Maalesef bulunmadım.




Fotoğraflarınıza bakan insanlara kendiniz ve duygularınızla ilgili neler aktarmak istiyorsunuz? Fotoğraf çekme amacınız nedir?



Bu fotoğrafları güzel kadın vücuduna olan tutkunluğumdan dolayı çekiyorum ve amacım diğer insanları da bu büyülenmeye katmak.



Sanatsal ve entelektüel memnuniyetleriniz nelerdir?



Seri haline getirmek.




Gelecekle ilgili ne düşünüyorsunuz?



Bunun cevabı; “ En iyi fotoğraflar, henüz çekilmemiş olanlardır.”



Gençlere sanata başlamalarını önerir misiniz?



Yapabileceklerse her zaman.




Bu işi yaparken yaşadığınız bir olay ya da deneyim var mı?



Evet, her zaman kadınları gözlerimle soyarım çünkü ben sadece sıradan bir adamım.





Can you give us some brief information about yourself and your journey of photograph?



I’m artistic photographer, mostly my subject of photograps is black&white fine art.



What are your cameras and equipments ?



Olympus system 4/3




Do you think that a photograph can change the world?



I’m far away from being philosopher



Can you give us some information about exhibitions you opened/joined?



I open more or less one exhibition per month, this are individual exhibitiones, I’m always showing the same black&white fine art of women.




What do you think about the difference between contemporary photography and the classical photography?



I don’t see any. Camera is not analog now, it’s digital but when your work is on the wall in gallery, you can’t see what camera made that photo.



What artists do you like? Who inspires you?



I like Saudek. I’m inspired by women body, but I’m not inspired by works of another artist.




How long have you worked on this project?



Work on album last more or less two years.



How did this project begin?



I started to work with dancers because they have a lot of potential as models to fine art




What kind of equipment do you use for this work?



It’s black studio, I’m using one light (Hensel 1000 wats per sec), picture I’m saving on Olympus, at the moment It is E-3



What are your next projects in your mind?



Always the same, because there is lot to do here ;)




Can you give us some information about your technique shortly?



I’m using just one source of light and instead of screens I use absorbents



For new photographers, what do you say about working on a Project?



Don’t speak. Just do!




According to you, are there any advantages and disadvantages with digital photography’s?



I work faster and the model may feel more comfortable because she can see what we do just a seconds after taking a picture.



How did you discover this technique and what’s your secret?



I wanted to show my models position they made on session. I don’t have secrets because I’m teaching photography.




How’s it to be a photographer in your country?



It’s the same as to be farmer, chef or mechanic



Have you ever been to Turkey ? What do you think about it?



Unfortunately not.



What do you want to transfer about yourself and your feelings to people looking at your photographs? What is your purpose taking photograps?



I’m making this photographs because of my fascination of beautiful woman body and my purpose is to involve other people into that fascination




What are your artistic and intellectual satisfactions?



Selfrealization.



What do you think about future?



That ‘The best pictures are this one which are not made yet’




Do you suggest to young people thinking to start art?



Everytime if they can



Is there one story / experience that stands out in the making of this work?



Yes, I was always taking clothes off from women by my eyes, because I’m just casual guy.





Röportaj ve Çeviri : Berna AKCAN
Interview and Translated by Berna AKCAN







Waclaw WANTUCH Hakkında

1965 Tuchow doğumlu,


Cracow Güzel Sanatlar Akademisi mezunu,


Grafik sanatçısı ve fotoğrafçı,


Wawel Taşı adlı kitabın yazarı (Castor, Cracow 1992),


Sahne performansı Yönetmeni (Taş,Işık,Ses),


Julius Stowacki Tiyatrosu , Cracow , 1992.




Basılmış olan fotoğraf albümleri:


Krakow (Sepia Koleksiyon, Cracow 2001)


Akt (Kapsamlı, Bosz, Olszanica 2003)


Krakow (Kapsamlı, Sanat Ortağı, Cracow 2003)


Akt 2 (Kapsamlı, Bosz, Olszanica 2006)



Polonya ve yurtdışında kişisel sergileri olmuş ve sunumlara katılmıştır.





www.waclawwantuch.com






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Waclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : AktWaclaw Wantuch : Akt

Ahmet Öner Gezgin : Fotografi



Öz Portre



EĞİTİM



1970 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Tekstil Bölümünü, 1972′de Devlet bursu alarak gittiği Almanya’nın Kassel Üniversitesi’nde (ehem. Gesamthochschule Kassel) “deneysel fotografi” ve “grafik tasarım” ihtisas eğitimini 1977′de bitirdi.


Gümüş Jelatin Baskı, 1976



1975 yılında Europhot’ un Chalon-Sur-Saon (Fransa)’da düzenlediği, 1981′ de Avusturya Bilim ve Araştırma Federal Bakanlığı’nın davetlisi olarak gittiği Salzburg Yaz Akademisi’nde seminer ve workshop çalışmalarına katıldı. 1978 yılında İDGSA Grafik Bölümü’nde Asistan olarak akademik göreve başladı. 1987′de yardımcı doçent, 1988′de doçent ve 1998′de profesör oldu.


Öz Portre, Gümüş Jelatin Baskı, 1978


SANAT ETKİNLİKLERİ



GRUPA JUNIJ Sanat Topluluğu’nun uluslararası Junij’82 Ljublyana ve Belgrad sergileri (1982), 12. İstanbul Festivali kapsamında ” Öncü Türk Sanatından Bir Kesit” sergisi, AKM-İstanbul (1984), “Art Of Today” uluslararası sanat sergisi, FMK Galeria, Budapeşte (1986), İstanbul Resim ve Heykel Müzeleri Derneği’nin düzenlediği “Günümüz Sanatçıları 12. İstanbul Sergisi”, Dolmabahçe Sarayı Hareket Köşkü, İstanbul (1991), “Bir Bilanço:80′li yıllarda Türkiye’de sanat üretimi”, Karşı Sanat Çalışmaları, İstanbul (2005) olmak üzere ulusal ve uluslararası düzeyde çok sayıda karma-ortak sergiye yapıtlarıyla katıldı. İlk kişisel sergisini “objeler” başlığı altında Kassel’de açtı (1974). Bunu, İstanbul’da “gerçek ve fantazi,1980″, Almanya’da (Osnabrück) “deneysel fotografi,1980″, Uluslararası 2. İstanbul Sanat Bienali kapsamında “kavramsal ve görsel imgeler-1,1989″,


Gümüş Jelatin Baskı, Film Montajı-2 Film, 1979



Ankara’da “kavramsal ve görsel imgeler-2, 1990″, İstanbul’da Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde “11 galeri 11 sergi”, (2004) kapsamında açtığı sergileri izledi. FOTO-SCENE / Magazin für visuelle Kommunikation, Almanya (1980), FILTER / Magazin für Fotografie, Film und Heimlabor, Almanya (1980), PDN PHOTO DISTRICT NEWS, “New Photography In Turkey” by Mark Simon, New York (1996), PHOTOGRAPHERS INTERNATIONAL “Turkish Photography”, Taiwan (1998), İstanbul Fotoğraf Merkezi “Koleksiyon Sergisi 2005″ sergi kataloğunda, yurtiçi ve yurtdışı dergi ve sergi kataloglarında çok sayıda yapıtları yayımlandı; çalışmalarına atıflar yapıldı.


Öz Portre, Gümüş Jelatin Baskı, 1980


BİLİMSEL ETKİNLİKLER



Milliyet Sanat Dergisi 217. sayıda “Türkiye’de Fotografi Eğitimi” (1989), Arredamento Dekorasyon Dergisi 69. sayıda İstanbul’da Ünlü Bir Dünya Fotografçısı: August Sander’in “20. Yüzyıl İnsanları” sergisi üzerine (1995), YEM Yayınları Yapı Dergisi 189. sayıda “Işık-Resim’in Öteki Yüzü ve Sanatsal Çeşitlemeleri: Deneysel Fotografi” (1997), Atatürk Üniversitesi GSF Sanat Dergisi 7. sayıda “2000′li Yıllarda Sanat Bağlamında Fotografinin Yazgısı” (2005), rh+ sanart-Plastik Sanatlar Dergisi 34. sayıda “Öteki Yüz: Fotografinin Bittiği Yer-The Other Face: The Place Where Phography Ends” (2006) konuları üzerine makaleleri; AFSAD Fotograf Dergisi 21. sayı ekinde “fotomontaj-1″ çeviri yazısı (1984); Cumhuriyet Sonrası İletişim Ansiklopedisi 12.cildinde “1980 sonrası Türkiye’de fotografçılık” başlığı altında madde yazısı yayımlandı (1995).


Mavi, Renkli Baskı, Film Montajı-2 Film, 1983



Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin düzenlediği 1.Sanat Sempozyumuna “Deneysel Fotografiye Kuramsal Bir Yaklaşım”(1985), British Council’in düzenlediği “Osmanlı İmparatorluğu’ndan Günümüze Fotografçılık” sempozyumuna “Kabuk Değiştiren Fotografiye Global Bir Yaklaşım” (1991), AFSAD 4.Fotograf Sempozyumuna “Fotografi’nin Sanatsal Boyutunu İncelemede Bir Yöntem Araştırması”(1992), Profesyonel Tanıtım Fotoğrafçıları Derneği (PTFD)’nin düzenlediği “Türkiye’de Genel Fotoğraf Eğitimine Bakış ve Mesleki Uygulamalar” sempozyumuna “Türkiye’de Fotografi Eğitiminin Bugününün İrdelenmesi ve Yarına Yönelik Öneriler” (1993), AFSAD 6.Fotograf Sempozyumuna “2000′li Yılarda Sanat Bağlamında Fotografinin Yazgısı” (2002) başlıklı bildirileriyle katıldı.1983-2006 yılları arasında çok sayıda konferans, panel/açıkoturuma konuşmacı olarak katıldı; fotografi üzerine yazıları yayımlandı.



Adsız, Gümüş Jelatin Baskı, 1984



ÖDÜLLER



Ulusal ve uluslararası yarışmalarda çok sayıda ödül sahibi olan Ahmet Öner Gezgin, Almanya akademiler arası afiş yarışmasında mansiyon (1975), Akbank fotoğraf yarışması İstanbul Bölgesi birincilik ve Bölgelerarası ikincilik ödülüne (1980), Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü 1. Devlet Fotoğraf Yarışması, İkincilik Ödülüne (1983), Kültür Bakanlığı 51. Devlet Resim ve Heykel Sergisi, Mansiyon (1990), İstanbul Resim ve Heykel Müzeleri Derneği, Günümüz Sanatçıları 12. İstanbul Sergisi, Başarı Ödülüne (1991) layık görüldü.


Adsız, Gümüş Jelatin Baskı, Film Montajı-3 Film, 1984



1991 yılında Ankara Sanat Kurumu tarafından, Yılın En Başarılı Fotograf Sanatçısı seçildi. Bir dönem Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlık ve Rektör Yardımcılığı görevlerinde bulundu. Halen Işık Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim üyesi ve Grafik Sanatlar ve Grafik Tasarım Bölümü Başkanlığı görevini sürdüren Ahmet Öner Gezgin, Türk Fotografına Deneysel Fotografi yaklaşımını getiren ve felsefesini savunan en önemli öncülerindendir.


Adsız, Gümüş Jelatin Baskı, 1985


DÜŞÜNCELER



“”¦Çağdaş düzene geçişte pek çok kavram ve disiplin alışılmışın dışında ve ötesinde tanımlara, yorumlara ve değerlendirmelere kavuşmuş olmasına karşın, fotografinin bilinen yüzünün önerdiği nesnel gerçekliğe dayalı naturalist betimleme alışkanlığının kırılması 80′li yıllara rastlar. Evrensel kültür kalıtlarından yararlanıldığı, evrensel ortak değerlere bağlı olup, ortak anlatım dilinin kullanıldığı ve batının sanat kategorilerine bağlı kalındığı 1980 sonrası dönem, tam anlamıyla bir başkaldırı, bir isyan dönemidir. Fotografi adına çağdaş sanat ortamını hazırlayan bu dönemde fotografiyi kullanan sanatçılar, algılanan dünyadan kareler yakalayan fotografçılardan oldukça farklı bir zeminde durdular.


Adsız, Gümüş Jelatin Baskı, Film Montajı-2 Film, 1988



Victor Burgin’in “Fotoğraf Pratiği ve Sanat Kuramı” başlıklı makalesinde getirdiği ayrımla, “anlam bulmak” ile “anlam kurmak” arasındaki fark, yine kendi deyimiyle “fotoğrafçı fırsatçılığı”nı kullanan sanatçılarla, fotografiyi bir alt yapı elemanı olarak gören ve bu doğrultuda çalışma üreten sanatçıları birbirinden ayıran en önemli fark olarak açıklanabilir. Bu ayrım içinde fotografi temelli çalışma üreten sanatçılar, “subjektif fotografi” , “gerçeküstü fotografi”, “deneysel fotografi” ya da “kavramsal fotografi” akımlarına bağlanabilir.


Öz Portre, Gümüş Jelatin Baskı, 1988



Türkiye’de 1980′li yıllardan bu yana çağdaş sanat ortamında farklı boyutlarda gündeme gelen çalışmalar, fotografi ile yapılabileceklerin sınırlarını genişletmeye yönelik yaklaşımlardır. Fotografi temelli çalışmaların ülkemiz koşullarında gerek kuram ve gerekse uygulamalı alanda iki farklı düzlemde gerçekleştiği söylenebilir: Birinci düzlemde fotografi, nesnel görüntünün nesnelliğini aşarak, bir yandan aracın, bir yandan da diğer plastik sanatların tüm teknik, estetik semantik ve pragmatik olanaklarını kullanmıştır. Bu doğrultuda nesnel gerçeklik “idealize” edilerek, düşünsel ortamda yeniden biçimlendirilmeye çalışılmıştır. Burada amaç, nesnel gerçekliğin nasıl düşlendiğidir. Günlük yaşamdan çıkartılan sonuçlar, amacın bileşkesini oluştururlar.


Sevdalı Bulut 2, Gümüş Jelatin Baskı, Film Montajı-2 Film, 1988



Bu çerçevede öyle bir öz gözlem vardır ki, insan, kendi eylemlerinin keyfiyetini sorgulamaya başlamıştır; izlenimci bakışın yerine bilinci koymuştur. Bu düzlem soyut dışavurumcudur. İkinci düzlemde ise, nesnel gerçeklikte varsayılan soyut kavramlardan ve biçimlerden yararlanılarak, nesnel gerçekliğin aşıldığı konsepte dayalı kavramsal düzlemden söz edilebilir. Burada amaç, fotografiye ulaşmak değil, onu yaratma eylemi içinde araç olarak kullanarak fotografi temelli çalışmalar üretmektir.


Adsız, 120x85cm, Karışık Teknik, 1989



Fotografinin genel geçer çerçevesi içinde insan, bir görsel imgeye belli bir açıdan bakmaya zorlanmış gibidir. Çağdaş sanat ortamında fotografi temelli çalışmalarda ise, o imgeye bakışımızda başka yollar öne sürülür; hatta onların keşfedilmesi önerilir. Alışılmış okuma kurallarının dışında, her yönden okumaya açılım gösterir. Gösterilen tarafa kendi birikimleri doğrultusunda okuma olanağı sunulur.




Adsız, 128x103cm, Karışık Teknik, 1989


1980 dönemini tetikleyen, dönemin kurama ve uygulamaya dönük alt yapısının oluşmasına katkı sağlayan ve ivme kazandıran birisi olarak; yaşanılan gerçeklik içinde anlam bulmak yönünde “an”ı fotoğraflamak yerine izlemeyi; zaman içinde düşgücünden, bir düş ya da bilinçaltı bir dürtüden kaynaklanan şeylerin imgelerini birleştirerek, öteki gerçeklikle yüzyüze gelmenin akışkan bir yolu olarak; tıpkı tiyatroda olduğu gibi, kendi öznel gerçekliğimi yaratmayı ve çalışmalarıma yansıtmayı denemişimdir her zaman. Bu, önemsiz gibi görünen bir nedene dayalıdır: Önce özgürlük istiyordum; Man Ray’in de dediği gibi yasak olan herşeyin yapıldığı, günlük yaşamın betimlenmesinin ötesinde bir başka iç gerçekliğe açılım gösterecek, geçmişi-bugünü- ve yarını aynı anda yaşatacak bir özgürlük.


Adsız, 128x103cm, Karışık Teknik, 1989




Bu çerçevede, algılanan nesnel gerçekliği soyut dışavurumcu düzenlemelere dönüştürdüğüm 1989 yılına kadarki dönemden sonra oluşturduğum fotoplastik çalışmalarımda, ayrı kök ve mantık sürecinden gelen bildik malzemeleri de kullanarak, kolaj tekniğini yaratıcı, işlevsel ve yeni bir görsel anlatıma ulaşmak için yapılan biçimlendirme süreci olarak değerlendirmeye çalıştım.”
(rh+ sanart, Türkiye’nin Plastik Sanatlar Dergisi, 2006, Sayı: 34, Sf: 20-23)




Sevdalı Bulut 3, Karışık Teknik, 1990


“”¦Bugün gelinen noktada fotografinin öldüğü söyleniyor. İçinde bulunduğumuz yüzyılda yeni bir çağın, fotografi sonrası çağın başladığına tanıklık ettiğimiz düşüncesi yaygınlık kazanmaya başladı. Kevin Robins “ İmaj-Görmenin Kültür ve Politikası ” isimli kitabında vurguladığı fotografi öncesi ve sonrası için diyor ki: “ Eski teknolojiler (kimyasal ve optik) bu perspektife göre kısıtlayıcı ve yetersiz kalmakta, yeni elektronik teknolojiler de imaj yaratımında adeta sınırsız özgürlük ve esneklik çağının başlangıcını müjdelemektedir.”


Gerçeğin İçsel ve Dışsal Yorumu, 103x103cm,


Karışık Teknik, 1990





Fotoğrafın kendi otomatikliği ve gerçekliği ile yani temeldeki edilgen yapısı ile kısıtlanmış olduğu, fotoğrafçıların hayal gücünün de sınırlı olduğu, çünkü gerçekliği olduğu gibi kaydetmekten başka bir beklentilerinin olmadığı düşünülmektedir. Gelecekte imajları üretme ve işleme olanaklarının arttırılmasıyla, fotoğraf sonrası fotoğrafçı da ‘denetim’ alanını genişletecek, bilgisayarlarda (sanal) imajları üretme kapasitesi ve dolayısıyla imajların ‘gerçek dünyadaki’ göstergelerinden bağımsız olması, fotoğraf sonrası hayal gücüne daha geniş ‘özgürlükler’ sunacaktır.”


Ve Birgün Gökyüzü Büsbütün Kararacak, 106x106cm,


Karışık Teknik, 1990




Fotografi, icadından bugüne belirlenmiş sınırlarına sıkı sıkıya bağlı teknolojik bir yoldur. Fotografinin geçmişe dönük geleneksel yapısı günümüzde farklılaşma gösterse de, bu farklılık sadece bir yöntem sorunu olarak algılanmalıdır. Görüntü üretimi ve tüketimi aşamalarında, yeni teknolojilerin sunduğu imaj oluşturma ve fotografik görüntü işleme programlarını kullanmak durumunda olan insan, tıpkı geleneksel yapının karanlık odalarında üstlendiği yaratıcı kişiliğini, aydınlık odada sürdürecektir.”


(Akademist Dergisi “Sanat Eğitimi” Özel Sayısı, 2007 Ağustos, Sayı: 9, Sf. 79-80)




Dünya Hayvanat Bahçesi, 63x168cm, Karışık Teknik, 1995






Prof. Ahmet Öner GEZGİN (Edremit, 1948)


ahmetonergezgin@gmail.com









Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Ahmet Öner Gezgin : FotografiAhmet Öner Gezgin : FotografiAhmet Öner Gezgin : FotografiAhmet Öner Gezgin : FotografiAhmet Öner Gezgin : FotografiAhmet Öner Gezgin : FotografiAhmet Öner Gezgin : FotografiAhmet Öner Gezgin : FotografiAhmet Öner Gezgin : FotografiAhmet Öner Gezgin : FotografiAhmet Öner Gezgin : FotografiAhmet Öner Gezgin : FotografiAhmet Öner Gezgin : FotografiAhmet Öner Gezgin : FotografiAhmet Öner Gezgin : FotografiAhmet Öner Gezgin : FotografiAhmet Öner Gezgin : FotografiAhmet Öner Gezgin : FotografiAhmet Öner Gezgin : FotografiAhmet Öner Gezgin : Fotografi