Aylık arşivler: Ekim 2007

Sergi : Corpus Ergo Sum Fotograf Atolyesi – Benim Istanbul` um

Dergimizin de destegi ile Metin Sabanci Spastik Cocuklar Rehabilitasyon Merkezinde actigimiz atolyede cocuklarin cektigi fotograflar ile olusturdugumuz bir sergimiz var… 2-4 Kasim tarihleri arasinda The Marmara Otelinde yapilacak 2.nci Ulusal (Uluslararasi Katilimli) Cerebral Palsy ve Gelisimsel Bozukluklar“ Kongresi cercevesinde ve surecinde izleyebilirsiniz. Sergi : Corpus Ergo Sum Fotograf Atolyesi - Benim Istanbul` um

Sergi: Turk Fotografinda Genc Soluklar-IV



Sergi: Turk Fotografinda Genc Soluklar-IV


24 Ekim-6 Kasim 2007


Izmir Cetin Emec Sanat Galerisi


Acilis: 24 Ekim Carsamba Saat 18:00



2001 yilindan beri duzenlenmekte olan ‘Turk Fotografinda Genc Soluklar’ kesif projesinin 2007 yilinda gerceklesen donduncu ayaginda secilen isimler, Izmir Buyuksehir Belediyesi Cetin Emec Sanat Galerisi’nde acilacak sergiyle fotografseverlerle bulusuyor. Genis Aci Proje Ofisi tarafindan duzenlenen ve kendini fotografla ifade etmek isteyen genc isimlerin islerini sunabilmeleri icin bir platform olusturmak amaciyla yola cikan ‘Genc Soluklar’, hem Turkiye’deki cesitli merkezleri ziyaret eden gezici bir sergi hem de Genis Aci Dergisi’nin ozel bir sayisiyla sanatseverlere tanitiliyor.




Bu yilki ‘Genc Soluklar’ temel olarak 5 kisiden olusuyor: Turkiye sanayisinin can damarlarindan biri olan ama endustrinin kontrolsuz bir sekilde gelistigi Dilovasi’ndaki durumu kendine ozgun yalin ve sakin bakis acisiyla fotograflarina yansitmayi basaran ve bu bakis acisini halen uzerinde calismakta oldugu Kuzey Irak projesinde de devam ettiren Batur Gokceer; aslinda bir muzisyen olmasina ragmen uzun yillardir gorsel sanatlarla da ilgilenen ve kendi muzik yasantisinin ana ogesi viyolonseliyle yasadigi gelgitli iliskiyi siyah beyaz, soyuta yaklasan karelere yansitan Anil Eraslan; objektifini tereddut etmeden kendine, arkadaslarina ve yasadiklarina ceviren ve kisisel olanin ayni zamanda evrensel olabileceginin guncel orneklerinden birine imza atan Ozlem Şimsek; fotografi zamanin geciciligini kaydeden bir arac olarak kullanan ve ust uste cekimlerle gozun dogal olarak goremeyecegi sahneler yaratarak gunumuz sehirlerindeki hareketi ve akiciligi fotograflarina yansitan Seza Bali ve otoportre teknigini kullanarak gunumuz imaj dunyasina ve olusan kimlik sorunlarina elestirel bir bakis getirmeyi amaclayan Yasin Keskin. Ayrica bir onceki ‘Genc Soluklar’da oldugu gibi bu ‘Genc Soluklar’da da calismalariyla dikkat ceken ama kimi eksiklikleri ve aksayan yonleri nedeniyle ‘Dikkat Cekenler’ grubuna dahil edilen 10 isim bulunuyor.



24 Ekim-6 Kasim 2007 tarihleri arasinda Izmir Buyuksehir Belediyesi’ne bagli Cetin Emec Sanat Galerisi’nde izlenime sunulacak olan ve produksiyonunu Diagonal, lojistigini UPS’nin ustlendigi ‘Genc Soluklar-IV’ sergisi, onumuzdeki aylarda Ankara, Istanbul, Bursa, Canakkale gibi kentleri kapsayan bir tura cikacak. Genis Aci Fotograf Sanati Dergisi’nin ‘Genc Soluklar-IV’e ozel sayisi ise Kasim ayi basinda bayiler ve kitabevlerindeki yerini alacak.



Ayrintili bilgi icin: Genis Aci Proje Ofisi


Sadri Alisik Sok. No:25/5 Beyoglu-Istanbul


Tel: (212) 251 7003


www.gencsoluklar.com

Sergi: Turk Fotografinda Genc Soluklar-IV

Ytong Fotoğraf Yarışması’nın Ödül Töreni Yapıldı



Ytong Fotoğraf Yarışması’nın ödül töreni ve sergi açılışı, 17 Ekim 2007 tarihinde İTÜ Taşkışla’da yapıldı. 48 eserin yer aldığı sergi, 22 Ekim tarihine kadar İTÜ Taşkışla’da, 01-04 Kasım 2007 tarihlerinde Uluslararası Yapı İzmir Fuarı’nda fotoğraf severler ile buluşacak.

350’den fazla eserin yarıştığı, “ÜLKEMİZ, İNSANIMIZ ve YTONG” konulu yarışmada dereceye giren sanatçılar plaket ve para ödülleri ile onurlandırıldı. Düzenlenen törende, İzzet Keribar (EFIAP), Nadir EDE, Bülent ÖZGÖREN, Feyza BERKER gibi önemli isimlerden oluşan Seçici Kurul Üyelerine de teşekkür plaketleri sunuldu.





Törende bir konuşma yapan Fotoğraf Sanatçısı İzzet Keribar (EFIAP), yarışmanın değerlendirilmesi hakkında bilgi vererek, fotoğraf sanatı ve sevgisinin bu tür organizasyonlarla gelişme kaydettiğini söyledi. Keribar konuşmasında “Bir fotoğraf yarışmasının başarılı olmasının bir çok nedeni vardır. Maddi olanaklar bir yana, yarışmanın çok iyi duyurulması, yüksek katılım sağlanması ve sonuçlanmasının ardından bir sergi yapılması gereklidir. Yarışmayı düzenleyen Ytong yönetimine ve katılan yarışmacılara yürekten teşekkür ediyorum.”dedi.



Ytong Fotoğraf Yarışmaları geleneksel hale gelecek



Törende konuşma yapan Ytong Reklam ve Tanıtma Müdürü Lebriz Akdeniz “Hızlı bir yapılaşma sürecinin yaşandığı günümüzde, inşaatlar günlük yaşantımızın bir parçası haline geldi. Kentlerimizin silüetlerinin hızla değiştiği bu dönemde Ytong’un her yıl ürettiği 1 milyon 200 bin m³ malzeme ile ülke genelinde yılda yaklaşık 125 bin adet çağdaş konut inşa ediliyor. Yüksek ısı yalıtımı, enerji tasarrufu, deprem ve yangın emniyeti, çevre dostu olma gibi üstün özellikleri ile kullanıldığı yapılara ve bu yapılarda yaşayanlara önemli katkılar sağlayan YTONG, diğer taraftan beyaz görüntüsü ve sarı ambalajları ile de inşa süresince zengin bir görsellik sağlıyor. Tüm bunların ışığında, Ytong’un ülkeye ve insana yansımasını sanatçı gözüyle görmek, bu zenginliği fotoğraf sanatı ile belgelemek üzere yola çıktık.” diyerek yarışma hakkında bilgi verdi. Ayrıca, yarışmanın geleneksel hale geleceğini bildirdi.




Ödül töreninin ardından düzenlenen kokteyl ile sergi açılışı yapıldı. Eserler, 22 Ekim tarihine kadar, İTÜ Taşkışla’da, 01-04 Kasım 2007 tarihlerinde Uluslararası Yapı İzmir Fuarı’nda fotoğrafseverlerle buluşacak.



Yarışmada ödül alan eser sahipleri: 1. Ödül – İbrahim Ayşıl, 2. Ödül – Hasan Bedir, 3. Ödül – Eyüp Karakuş, Mansiyonlar İsmail Tütün, Zeka Sağlam, Ömer Yağlıdere, Abdurrahman Yaşıt

Ytong Fotoğraf Yarışması’nın Ödül Töreni YapıldıYtong Fotoğraf Yarışması’nın Ödül Töreni Yapıldı

Kadın Emekçiler Fotoğraf Sergisi

Sevgili Fotoğraf Dostları !
Mayıs ayı içinde binlerce km yol yaparak TÜRK-IŞ Konfederasyonu Arşivi icin pek çok şehirde, çeşitli sektörlere bağlı sendikalı kadın işçiler ve sektör fotoğrafları çekerek tamamladığımız çalışmamız sonucu, yine Türk-İş’in seçimini yaparak sergilemeye aldığı fotoğraflarımızdan oluşan “Kadın Emekçiler Fotoğraf Sergisi” ve aynı anda sergilenecek olan “Emek Karikatürleri Sergisi” 19 Ekim 2007 Cuma saat;18.00 de Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi D-E Galerilerinde açılacak olan BİR GÜNLÜK Sergiye davetlisiniz.

Faika Berat Pehlivan / Suderin Murat

Kadın Emekçiler Fotoğraf SergisiKadın Emekçiler Fotoğraf Sergisi

Murat Şahin Öcal – Saruhan’ın

Saruhan’ın aziz hatırasına… Murat Şahin “Nikon” Öcal Behlül “Babylon” Baydar Sabit “Mr. Fix” Külekçi Ülgen “Wings” Cezayirlioğlu Atlas dergisinin Ekim 2006 sayısında Tortum Vadisi ve Tortum Şelalesi tanıtılıyordu. 2006 sezonunun kapanmaya yüz tuttuğu günlerde gelecek sene için şöyle eli ayağı düzgün bir projemiz olsa diye içimden geçti”¦ Sonra bu proje lafını pek sevmedim. Fazla şehirli ve önü sonu fazla belirli geldi. 2007 için şöyle esaslı bir maceramız olsa diye düzelttim zihnimde. Motora ilk başladığımda chopperla başlamıştım; ama heveslerim hep enduro çekmecesinden çıkmaydı. Zamanında enduroya geçmenin verdiği güvenle günde 10 saat sel üzerinde kalabileceğim hayallere daldım”¦ Sonra Atlasın bu sayısını Sabit’e ve Behlül’e gösterdim”¦ “gider miyiz” dedim. “Gideriz hocam !” dediler. “Yapmayın ya” dedim; “yaparız ya !” dediler. E o zaman Ülgen de yapar dedim”¦ Soralım dediler; sorduk o da tamam dedi. Tortum Vadisi Artvin’den Erzurum’a inen yolda uzunca bir vadi. Tabi THY ile uçacak halimiz yok; yol yapacağız. Gidiş – dönüş yolunu hesapladık yaklaşık 2500 km. Ama ana yoldan sapmalarla 3000 km. tutacağa benziyor. Aylarca çeşitli dergi internet sitesi vb. kaynaktan Karadeniz ve Doğu ile ilgili bir sürü bilgi topladık. Sonra evde unutulan valiz gibi bu bilgilerin yüzde yetmişi kağıt üzerinde malumat olarak kaldı”¦ Yol kendi bilgisini bize öğretti. Ne kadar kaynak araştırması yapılırsa yapılsın, oralarda yaşayan insanların güncel bilgisi en önemli kılavuzlardan biri oluyor. Bu ikisi birleşince daha sağlam yol alınıyor. Gezi öncesi hazırlıklar, bilgi toplama, yanımızda ne götüreceğiz, top case takalım mı takmayalım mı, motorların bakımı derken son haftaya geldik. Son hafta günler 24 saat olmaktan çıktı.. her gün sanki 45-50 saat”¦ zaman geçmek bilmiyor. Ne kadar uzun yol yapmış olursanız olun her seyahat öncesi günler uzamaya başlıyor. Giyinip yola çıkacağınız ana kadar, zaman kıvamlı bir reçel gibi ağar ağar akıyor. Şimdiye dek güzel bir uyku uyuyarak yola çıktığım hiç olmadı. Seyahat öncesi ellerim yastığın altında gidon tutum yine”¦ 22 Haziran ”¦ Saat 16′da Behlül’ün hastanede buluşup toplanıp teker döndürmeyi planladık ama şehirden çıkışımız 17:30u buldu. Motorların başında son hazırlıkları yaparken bu geziyi Saruhan’ın anısına yaptığımıza dair kamera çekimini yaptık. Hemen her motorcunun hayalidir Karadeniz turu ve Saruhan’la birlikte 5 motor olursak yol daha güzel geçecek diyerek onu da kattık maceramıza. 22 Haziran olduğundan en uzun gündüze sahibiz ve havanın kararmasına çok var. Bu hevesle Amasya’ya kadar sürmeyi ve geceyi orada geçirmeyi planlıyoruz. Planımızı tutturduk. Behlül Çorum’da bizi Katipler Konağı diye bir yere götürdü, yemekler nefisti ama akşam yemeği yedikten sonra sürüşün eziyet olduğunu söylemeye gerek yok. Yöreye özgü çatal aşı adında bir yemek/çorba yedik mercimek ve yarma buğdaydan yapılan değişik bir lezzet, çorba kıvamında ama bol taneli üzerine tereyağı kızdırıp döküyorlar. Bu arada “Çorum”lu şoför arkadaşlara burada en içten selamlarımızı yollayıp, durmak için kırmızının hangi tonunu tercih ettiklerini merak ettiğimizi bildirelim. Zira şehirdeki trafik ışıklarını söküp yerine Noel ağacı koysanız şehrin trafiğinde hiçbir şey aksamaz. Her koşulda herkes bildiğini okuyor. Çorumdan Amasya’ya gece sürüşünden sonra kalacak yer arama maceramızı evlere şenlikti. Amasya’da o gün asker yemin töreni olduğu için bütün oteller ve polisevi, öğretmenevi benzeri yerler doluydu. Önce Valiliğin arka bahçesi gözümüze kesitrdik olmaz dediler. Sonra Beyazit Kulliyesi’nin bahçesi ile bize tarif edilen Hakimiyet Parkı arasında seçim yapmak durumunda kaldık. Beyazit Külliyesi son derece güzel bir mekan ama Amasyanın Sultanahmet’i ayarında bir yer. İçimiz rahat etmedi oradan vazgeçtik ve Hakimiyet Parkında karar kıldık. Güvenli bir yere benziyordu, hemen çadırları kurduk ve ilk gecemiz çadırla başladı. Ülgen çadır kurmaya üşendiğinden motorun arkasında getirdiği şezlongda uyumaya karar verdi ve bütün geceyi motorun selesinin altındaki kablolarla boğuşarak geçirdi”¦ İzleyen günlerde de Ülgen’in durumu aynıydı”¦ hep kablolarla boğuştu durdu Shoked Sabah çadırları toplayıp Yeşilırmak kenarında kahvaltımızı yaptık ve gezinin esas güzel kısmı başlamış oldu. Bu günkü hedefimiz Mesudiye üzerinden Ordu’ya ulaşmak ve benim ailemin köklerinin yeraldığı Yaztura (şimdiki adı Yeşilçit) Köyüne uğramak”¦. İnsan neden geçmişi eşeler”¦ Neden “ilk” olanı bulmaya çalışır”¦ Milyarlarca insan içinde aslında o kadar dar olan kişisel tarihine neden bu kadar önem atfeder. Bütün bunların cevabı ne olursa olsun kendi geçmişinin izine tozuna bulanmak beklenmedik şekilde iyi hissettiriyor. Biraz hüzünlü biraz buruk bir serüven. Bir şekilde kendi hayatlarımızı farklı yerde kurmaya savrulmuşuz. Dedemin Kafkas harbinde kaybolmuş, biri kunduracı, dedem bizzat eşkiyanın önünde gideni. Arnavutlukta Enver Zaho ile birlikte silah tutup, Alman ihtilaline karıştığı için hakkında idam fermanı olmasına rağmen İstiklal Harbine yurda kaçak girip katılmış… Yaztura’da kalan kardeşinden gelen kuşaklar karşıladı bizi. Fizyonomi olarak bana inanılmaz derecede benzeyen genç, yaşlı insanlar”¦ onlar da bir tuhaf oldu”¦ Sarıştık koklaştık, dedemin av sonrası uyuduğu kütüklerden yapılma evi gösteriler, on iki yaşımda kaybettim onu, idolümdü”¦ Köye giden yol toprak yoldu, Sabit ve benim için pek sorun olmadı ama Ülgen’in ve Behlül’ün lastikler biraz sıkıntı yaşattı. Ama arkadaş hatırına seve seve katıldılar… Köye vardığımızda köyün bitişiğinde “Ulugöl diye son derece sevimli bir gölle karşılaştık. Burada benimle aynı soyadını taşıyan oğlan çocukları balık tutuyor gülüşüyorlardı. Köy ekmeği ve ayran ikram ettiler hep birlikte yedik. Köyde ana yola çıktıktan sonra Mesudiye’ye doğru sürmeye başladık. Yaptığımız 2800 km içinde en güzel yol bence Mesudiye Ordu arasıydı. Sanki motorcular için yapılmış ne sert ne yumuşak virajlar, tatlı tatlı yatırıyorsunuz motoru, virajın ortasına doğru yine tatlı tatlı gaz veriyorsunuz ve motor kendiliğinden dikiliyor. Sanki Karadeniz dağlarında yeşil ve yumuşak bir el motorcuları kolluyor. “Bak ben seni kolluyorum ama sen de taşkınlık yapma” diyor. Yol azmaya çok müsait. Ama doğa o kadar güzel ki”¦ ağar ağar nehirlerle beraber akıyoruz Ordu’ya doğru”¦. Ordu’da bizi Behlül’ün sınıf arkadaşı ve küçük oğlu karşılıyorlar. Bize son derece güzel bir akşam yemeği yedirdikten sonra kamp yapacağımız deniz kıyısına götürüyorlar. İkinci kampımızda da WC ve su bakımından son derece şanslıyız. Gece şen şakrak çadırlar kuruluyor. Derin sessizlik”¦ çadırlardan tek tük tıkırtılar geliyor. Hepimiz yorgun ama heyecan doluyuz, bu günkü sürüş bizi Karadeniz’le tanıştırdı”¦ İçinde olmakla TV’den izlemek ya da dergilerden okumak arasında çok fark var. Bu farkı yaşamak gerçekten şans. Sabah uyandığımda Ülgen elinde havlu suyun kenarında girsem mi girmesem mi kendini tartıyor. Bir yandan da bana “hadi girsene Murat Abi ya” diye gaz veriyor”¦ ama yemezler o soğukluktaki suyu ben rakının yanında bile içmem”¦ İçimizde en “enduro” karakterli adam olan Behlül yanımdan günaydın diyerek geçti ve aynı hızla suya daldı”¦ arkasından Sabit”¦ Ülgen hala yarı beline kadar suda olduğu halde girsem mi girmesem mi diyor”¦ sonunda o da girdi. Kahvaltıda Abdurrahman’ın getirdiği pideleri götürdükten sonra rotamızı çizdik ve sahilde fazla oyalanmadan yine dağlara bu kez Giresun Dağları’na vurmaya karar verdik. Giresun’dan Doğankent, Kürtün ve Torul’a doğru sürdük. Niyetimiz meşhur Zigana geçidine ulaşmak. Aklımda Zigana ile ilgili kalan son görüntü Alperlerin “Zigana Geçidi” tabelası önünde çektirdikleri fotoğraf”¦. Aynısından çekemezsem gezinin namusu iki paralık olacak.Torul’un içine girmeden etrafı seyretmek üzere durduğumuz yerde “Zigana Köyü” ve “Güneş Sanat Evi” tabelası gözümüze ilişti”¦. “Nasıl yani ?” Zigana Köyünü anladık ama Sanat Evi neyin nesi dağın başında ?. Şu köyü gidip görelim dedik. İyi ki de gitmişiz, zira “taklitlerimizden sakınınız diyen arkadaşların tabelası önünde fotoğraf çektirdikleri” geçit sahte imiş”¦ (ne üzücü bir daha gitmeleri gerekecek neyse artık beraber gider yolu gösteririz). Na! Zigana köyünde Güneş Sanat Galerisini açan ressam Aziz Bey ile tanıştık, biraz asabi, biraz dalgacı, biraz da rakıcı bir ağabeyimiz. Hafiften bir kader kurbanlığı olmuş gençliğinde”¦ bir müddet demir kafes ardından seyretmiş gökyüzünü, şimdi bulutlara resimler çiziyor. Zigana Köyünde içtiğimiz çayları yudumlarken bize Zigana Geçidine nasıl gideceğimizi tarif ediyorlar. Ben daha o anda bu yazıyı yazacağım anı düşlüyorum”¦ he he taklitlerimizden sakınınız”¦ Yanlış yerden geçmişsiniz kardeşim”¦ Zigana geçidine giden yol zor ama inanılmaz güzel bir yol. Taş desen taş değil, toprak desen toprak değil. Bakımsızlıktan neredeyse yok olmaya yüz tutmuş. Zigana’nın zirvesine yol ile ulaşılan en yüksek noktasına geldiğimizde motorları durduruyoruz”¦ yanımıza birileri geliyor Zigana geçidi burası mı diyoruz tam burası diyorlar”¦ Etrafı seyredip taze oksijenle dolduruyoruz ciğerlerimizi”¦ (ben taze oksijeni nikotinle karıştırıyorum o da fena olmuyor)”¦ Sonra çıktığımız dağdan aşağı inmeye başlıyoruz. Yol bu kez daha güzel. Çünkü dağın bu tarafı Trabzon halkının mesire yeri”¦ Dağdan tatlı tatlı süzülüyoruz aşağı”¦ Ana yola çıktığımızda yanayana iki benzinlik ve yiyecek içecek satan bir yer buluyoruz. Akşam için buradan malzeme almaya karar verip hava kararmadan ana yoldan yeniden içeri giriyoruz ve Zigana Dağı eteğinde kampımızı kuruyoruz. Behlül ve Ülgen yiyecek malzeme almak üzere bir önceki yere gidiyorlar. Sabit ve ben çadırlarımızı kurduktan sonra derede ayaklarımızı yıkıyoruz”¦ Gece tam bir cümbüş rakıyı akar suda soğutmuşuz. Piknikçilerden biri soğusun diye nehre koyduğu kavunu almayı unutmuş o da bizim soframıza hediye oldu”¦ Gece geç saatlere kadar sohbet edip şenlendik”¦ Sonra çadırlarımıza çekildik”¦ Bir anda aklıma yolda karşılaştığımız heyelan geliyor”¦ o taşlar oraya devrilirken biz motorlardan inmiş ve “ne güzel ne güzel” diye etrafa bakınıyor olabilirdik”¦ devam edecek… Murat Şahin Öcal - Saruhan'ınMurat Şahin Öcal - Saruhan'ınMurat Şahin Öcal - Saruhan'ınMurat Şahin Öcal - Saruhan'ınMurat Şahin Öcal - Saruhan'ınMurat Şahin Öcal - Saruhan'ınMurat Şahin Öcal - Saruhan'ınMurat Şahin Öcal - Saruhan'ınMurat Şahin Öcal - Saruhan'ınMurat Şahin Öcal - Saruhan'ınMurat Şahin Öcal - Saruhan'ın