Atatürk : Bir İnsandan Daha Fazla… Fotoğraf Sergisi




İstanbul Araştırmaları Enstitüsü


10 Kasım’da Atatürk’ü, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Atatürk Fotoğrafları Koleksiyonu’ndan


fotoğraflarla anıyor;



ATATÜRK:


BİR İNSANDAN DAHA FAZLA



10 – 30 Kasım 2012




Suna ve İnan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, her yıl olduğu gibi bu yıl da, 10 Kasım’da Atatürk’ü anıyor ve Cumhuriyet’in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün yaşamının farklı yönlerini anlatan anlamlı bir fotoğraf sergisine ev sahipliği yapıyor.



Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün vefatının 74. yılına denk gelen 10 Kasım 2012’de açılacak “ATATÜRK: Bir İnsandan Daha Fazla…” fotoğraf sergisinde, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Koleksiyonu’ndan seçilen 30’ı aşkın fotoğraf yer alıyor.



Tepebaşı’ndaki Suna ve İnan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsü galerisinde gerçekleşen ve küratörlüğünü Ekrem Işın’ın yaptığı “ATATÜRK: Bir İnsandan Daha Fazla…” fotoğraf sergisi 30 Kasım akşamına kadar ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.




www.iae.org.tr


www.plan-pr.com





İstanbul Araştırmaları Enstitüsü


Meşrutiyet Caddesi, No: 47,


Tepebaşı – Beyoğlu / İstanbul


(212) 334 09 00



Mart 2007’de araştırmacıların hizmetine giren Suna ve İnan Kıraç Vakfı İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, şehrin Bizans ve Osmanlı dönemlerinin yanında, bünyesinde Cumhuriyet dönemi İstanbul’u ve Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’le ilgili geniş bir araştırma kütüphanesi ve arşivi de bulunan, kısa sürede nitelikli çalışmalara imza atmış bir kültür ve bilim kurumu.



İstanbul Araştırmaları Enstitüsü; yayımladığı kitap ve kataloglarla, düzenlediği akademik toplantılarla, açtığı sergilerle, İstanbul’la ilgili bilimsel çalışma ve araştırma yapanlara, bilim kurumlarına ve projelerine önemli bir destek veriyor.



O, saati sordu.


Paşalar: ‘Üç’, dediler.


Sarışın bir kurda benziyordu.


Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.


Yürüdü uçurumun başına kadar,


eğildi, durdu.


Bıraksalar


İnce, uzun bacakları üstünde yaylanarak


ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak


Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı.



Nâzım Hikmet

Atatürk : Bir İnsandan Daha Fazla... Fotoğraf SergisiAtatürk : Bir İnsandan Daha Fazla... Fotoğraf Sergisi

Amer Kapetanovic : Türkiye’den Portreler


For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



TÜRKİYE’DEN PORTRELER


PORTRAITS of TURKEY


Amer Kapetanovic




“Türkiye’ den Portreler”, 2009 yılında Türkiye’ ye doğru batıda İstanbul’dan, doğuda Doğubeyazıt ve oradan da güneyde Nevşehir’e yapmış olduğum bir aylık seyahatin sonunda oluşturulmuş bir kolleksiyondan ibarettir. Sıradan insanları kendi doğal yaşantıları içinde gösterir; işçiler, emekliler, okul-çocukları ve günümüz Türk toplumunu oluşturan diğer bireyler. Hayatı, çeşitli küresel trendlerin ikazlarından ve alışkanlıklarından hala bağımsız ama gerçek insan duygusuyla dolu ve insanlar arası iletişimin olduğu bir hayatı anlatır. Benzer iletişim uzun zaman önce “modern” batı toplumlarında vardı.



Şimdiye kadar Türkiye’ yi tam sekiz kez ziyaret ettim. İlki on yıl önceydi. Gözle görülür değişimler var ama Türkiye’nin büyüsü hiç bir zaman kaybolmadı ve hala orada, keşfedilmeyi bekliyor. Yinede beni İstanbul’ a bağlayan şey bundan daha kişisel bir şeydir. 2003’ deki ziyaretim sırasında ilk sayısal kameramı aldım ve sadece gece çekimlerini de içeren şehir fotoğrafları çektim. Maksimum pozlaması iki saniyeydi ve bu bana çok sınırlı geldi. Sarejevo’ya döndüğümde kameramı sattım ve fotoğrafçılığın teknik kurallarını öğrenmek üzere tüm manuel kontrollerin yapılabildiği daha profesyonel bir kamera aldım. Boş zamanımın her dakikasını keşfetmeye ve öğrenmeye harcadığım fotoğrafçılığa karşı çok ilgim vardı. Ona tutkuyla bağlanacağım ve onun bir gün mesleğim olabileceği hiç aklıma gelmemişti.



Türkiye’de Bosnalı olmak bir ödül. İnsanlar basitçe nereli olduğunuzdan hoşlanıyor. Şaşırtıcı! En azından fotoğraflarını çektiğim insanlarla iletişim kurabilmek için bazı Türkçe sözcükler öğrendim. Uygun bir diyalog kuramasaydık daha fazla sözcüğe ihtiyacımız olmazdı. Bu insanlar bana yaşamlarının çok küçük bir anını verdi ve ben o anı çok samimi bir şekilde yakalamaya çalıştım. Bu seride ağırlıklı olan çevresel portreleri tercih etmeme rağmen bazı çok ilgi çekici insanların yakın-çekim görüntülerini aldım.



İki kez FSK ve AFSAD üyesi arkadaşlarımın daveti üzerine Ankara’da bulundum ve beşinci Ankara Fotoğraf Günleri’ nde yer aldım.



“Türkiye’den Portreler” serisine ek olarak Türkiye’ de gerçekleştirdiğim üç proje daha var: «İstanbul: Zamansız Şehir», «Yitik Komşular» ve «İstanbul 2012». Tümü kişisel web sitemden izlenebilir. – www.amerka.ba



Türkiye’ ye gelecekte birçok kez daha geleceğime inanıyorum çünkü onun yüzeyine sadece bir çizik atmış gibi hissediyorum. Her zaman – güzel insanlar, şaşırtıcı ve coşku dolu yaşam ve bilhassa Bosnalı bir fotoğrafçının tutkusu – gibi sunacağı birçok şeye sahip”¦




“Portraits of Turkey” is a collection which is a result of one-month travel through Turkey in 2009, from Istanbul on the west, Dogubeyazit on the east to Nevsehir on the south. It shows ordinary people in their environments; workers, pensioners, schoolchildren and all others that make today’s Turkish society. It shows life, still free of habits and caveats of various globalization trends, but life full of true human emotions and contact between people. The same contact that has been lost long time ago was in “modern” west societies.



I have visited Turkey eight times so far, first time a decade ago. The changes are visible but I believe that Turkey’s charm has never changed and it is still there, waiting to be explored. Yet, what connects me to Istanbul is way more personal than that. In 2003 while visiting it, I have bought my first digital camera and just photographed the city, including some night shots. Maximum exposure was two seconds so I found it very limited. Upon my return to Sarajevo I sold the camera and bought a prosumer grade camera which had all the manual controls I needed to learn technical aspects of photography. I was so interested in photography that I spent every minute of my free time exploring and learning. I had no idea that I will fall in love with it so much and that one day it will be my profession.



Being Bosnian in Turkey is always a reward. People simply like you for where you come from. Amazing! I have learned some expressions in Turkish so I could have at least very basic communication with people I photograph. Even we couldn’t get into a proper conversation we didn’t need much words. Those people have given me a tiny moment of their lives and I tried to capture it in the most honest way. Although I prefer environmental portraits which make majority of this series, I have photographed close-ups of some most interesting people.



Twice I was in Ankara, invited by my friends from FSK and AFSAD and took part in joint photographic exhibition during 5th of Ankara Photography Days.



Besides “Portraits of Turkey” series, I have another three projects I did in Turkey: «Istanbul: The Timeless City», «Forgotten Neighborhoods» and «Istanbul 2012». All of them can be seen at my web site – www.amerka.ba



I believe I would keep returning to Turkey many times in future because I feel like just scratching the surface of it. It has always a lot to offer – great people, amazing and vibrant life and most of all – love for Bosnian photographer”¦

Sunum ve Çeviri (presentation and translation) : Hasan SÖNMEZ



































Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Amer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den PortrelerAmer Kapetanovic : Türkiye'den Portreler

Hülya Yeltepe Ercan : Toplumsal Belgeci Fotoğraf ve Fikret Otyam Örneği




Toplumsal Belgeci Fotoğraf ve Fikret Otyam Örneği



Dr. Merter Oral




2005 yılında ani bir kalp krizi sonucu hayatını kaybeden Dr. Merter Oral usta fotoğrafçımız Fikret Otyam’ın hayatından yola çıkarak yazdığı “Toplumsal Belgeci Fotoğraf ve Fikret Otyam Örneği” adlı yüksek lisans tezi, öğrencisi Uğur Günay’ın vesilesi ile Espas Yayınları tarafından herkesin ulaşabilmesi için kitap haline getirilmiş.



Yüksek lisans tezi olma özelliği taşıyan kitap, amacına uygun olarak belgeci fotoğraf, toplumsal belgeci fotoğraf, fotoğraf ve gerçeklik gibi temel kavramları tanımlamakla işe başlıyor.



“Amacı önemli bir şeyi iletmek olan bir fotoğrafçının, izleyici tarafından anlaşılacak şekilde, gerçek dünyayı belgelemesi (s.24)” olarak tanımlanan belgeci fotoğraf ve kısa tarihi ile başlayan ilk bölümde asıl mesleği avukatlık olan dört asistanla 1855 yılında Kırım Savaşını belgelemek için yola çıkan Roger Fenton’un savaşı belgeleyen ilk fotoğrafçı olduğunu öğreniyoruz. Fenton’un dikkatlice sansürlenmiş Kırım Savaşı fotoğraflarının aksine 1861’de yirmi asistanla çalışan ve Amerikan İç Savaşı’nı belgeleyen Mathew Brady’nin fotoğraflarının savaşın tüm dehşetini taşıdığını görüyoruz. Fotoğrafın tarih sahnesini belgelemek için kullanıldığı ilginç örneklerden bir diğeri de 1871 Paris Komün örneği olarak çıkıyor karşımıza. Barikatlarda yüzlerce fotoğrafın çekilmesine izin veren komüncüler ne yazık ki komün düştükten sonra bu fotoğrafların polis tarafından kendilerinin tespit edilmesine engel olamıyorlar.



Bu kısa tarihçeden sonra mimari fotoğrafçılık, aile fotoğrafçılığı, fotojurnalizm, doğa belgeselleri ve toplumsal belgeci fotoğraf gibi geniş bir yelpazede ele alınabilecek olan belgesel fotoğrafçılık yaklaşımları arasından toplumsal belgeci fotoğrafın tanımlanmasıyla devam ediyor kitap.



Toplumsal belgeci fotoğraf, toplumsal belgeci fotoğrafın ne olmadığından ve belgeci fotoğrafla aralarındaki farklılıklardan yola çıkılarak tanımlanmaya çalışılıyor. Ana konusu insan olan toplumsal belgeci fotoğraf, sadece ele aldığı konular itibari ile değil ayrıca bu konuları ele alış yöntemleriyle de belgeci fotoğraftan ayrılıyor.



“Kimi zaman haber fotoğrafı niteliği taşımakla birlikte toplumsal belgeci fotoğraf, haber fotoğrafı değildir. (s.32)” ifadesi haber fotoğrafı ve toplumsal belgeci fotoğraf arasındaki ince ayrıma vurgu yapıyor. Eugene Smith’in, onları anlamak ve tanımak için uzun süre köylülerle birlikte yaşarak ortaya çıkardığı “İspanyol Köyü” çalışması, sanırım bu ayrımı anlatmak için verilebilecek en güzel bir örnek. Çalışmayı oluşturan fotoğrafların bir iletiye sahip olmaları sebebiyle haber fotoğrafı olma niteliği taşımalarına rağmen hem teknik hem de içerik ve amacı sebebiyle haber fotoğraflarından farklı değerler taşıyor olması bu ince ayrımı çok güzel açıklıyor.



Toplumsal belgeci fotoğraf, çoğu kez herhangi bir alt yazıya ihtiyaç duymadan işlevini yerine getiren şok fotoğraflarından ayrılıyor. Her şok fotoğrafı da toplumsal belgeci fotoğraf olarak görülmüyor çünkü konusu trafik kazasında parçalanmış bir insan bedeni olan fotoğraflar toplumsal belgeci fotoğraf anlayışından farklı mesajlar taşımaktadır.



“Toplumsal belgeci fotoğrafın temel işlevi, mevcut toplumsal sorunların aktarılması, bu sorunlar konusunda bilinç yaratılması ve en nihayet bu sorunların ortadan kaldırılması yolunda toplumun harekete geçirilmesi olduğuna göre, bu fotoğrafların harekete geçirilmesi amaçlanan geniş yığınlara aktarılması yani çok sayıda üretilmesi gerekir. (s38)” Bu üretim ve dağıtım işlevinin support olarak, önemli mesajları büyük kitlelere taşıma özelliğine sahip gazete ve dergiler olarak görülüyor. Ayrıca bunlara ek olarak sergiler ve saydam gösterileri de sayılabilir. Toplumsal belgeci fotoğraf, yayınlanış tarzı ve yayınlandığı support sayesinde istenen etkinliğe kavuşur.



Toplumsal belgeci fotoğrafta support’un önemi ve gelişimini anlatan bu bölümde oldukça enteresan bir dipnot çarpıyor göze: “Yüzyılın başında fotoğrafçı olabilmek için güçlü bir vücut yeterliydi. Fotoğrafçılardan tek istenen net bir görüntü olduğundan hiçbir entelektüel birikime sahip olmayan, anca hantal ve ağır kameraları taşıyabilecek kişiler arasından seçilirdi fotoğrafçılar. Bu yüzden de gazete fotoğrafçıları saygın bir meslek grubu olarak görülmezdi.(s.41)”



Belgesel fotoğrafın tarihi gelişimin örneklerle verildiği ikinci bölüm, ilk toplumsal belgeci Jacobs A. Riis ile başlıyor. Pittsburg kentinde işçilerin yaşamlarının, konut, çalışma koşulları, eğitim ve sağlık gibi boyutlarının portresini çıkardığı “Pittsburg Araştırması” olarak bilinen üç aylık araştırması ile tanınan Lewis W. Hine toplumsal belgeci fotoğrafçılığın önemli örnek figürlerinden birisi. Hine, bu çalışmadan üç yıl sonra çektiği, ABD’de çok kötü şartlar altında yaşları 14-15’i geçmeyen okulda olması gerekirken bir kömür madeninde çalışan çocuk işçi fotoğrafları, belli yaşlardaki çocuk işçileri korumaya yönelik bir çocuk-emeği kanunu çıkarılmasında etkili olur.



17 yaşında Hine’nin götürdüğü bir fotoğraf sergisinden etkilenerek, fotoğraf çalışmaya karar veren yüzyılın tartışmasız en büyük toplumsal belgeci fotoğrafçılardan Paul Strand, sanatçı olarak salt dünyayı yansıtmanın yetersiz olduğunu düşünerek, dünyayı daha iyi bir dünya yapma anlayışına sahip çıkanlardandır. Bir diğer ünlü toplumsal belgeci olan Eugene Smith, fotoğrafı olayları saptamak için kullanırken, saptadığı olayların özünü de kavramaya çalışmıştır. Ünlü “İspanyol Köyü” adlı çalışması Life dergisinin 9 Nisan 1951 tarihli sayısında 17 fotoğrafla yayınlanan Smith, ünlü bir dergi için İkinci Dünya Savaşı’nı da görüntülemiştir. Smith, savaş fotoğraflarına ilişkin olarak şöyle der: “Fotoğraflarım salt bir olgunun saptanması değil, fakat bir savaş suçlamasıdır. Ve fotoğraflarım bu kötü ve caniyane aptallığın yeniden başlamasını önleyecek sağduyuya güçlü bir duygusal ayraç olabilir. (s.81)”



Üçüncü ve son bölümde fotoğrafın toplumsal amaçlar doğrultusunda kullanımı konusunda en yetkin örnekleri veren fotoğrafçılarımızdan olan Fikret Otyam’ın hayat hikayesi, gazetecilik, öyküsü, fotoğrafa bakışı ve toplumsal ortam konularını ele alıyor.



Dünya, Ulus ve Cumhuriyet gibi gazetelerde foto muhabirliği yapan Fikret Otyam, yaptığı röportajlarla ve açtığı sergilerle 50’li yıllara damgasını vurmuş toplumsal belgeci fotoğrafçılarımızdan birisidir. Kendisi gibi sanatçı olan eşi Filiz Otyam’la birlikte yurtiçi ve yurtdışında birçok sergiye imza atan Otyam 1953 yılında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Yüksek Resim bölümü, Bedri Rahmi Eyüpoğlu Atölyesi’nden mezun olur.



1950 yılında aldığı Ferrania marka bir fotoğraf makinesi ile foto muhabirliğe başlayan Otyam, mezun olduktan sonra Dünya gazetesine girer ve Anadolu’ya gider. Anadolu’da çektiği fotoğraflar ve hazırladığı röportajlar gazetede yayınlandığında büyük ses getirir. 1956 yılında Ulus, sekiz yıl sonrada Cumhuriyet gazetesine girer.



Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki yaşam koşulları ve insanların içinde bulunduğu ortamı belgeleyen fotoğrafları çığır açar. 1966’da Gide Gide adlı foto röportajları yayınlanır ve sergileri açılır. Daha sonra bu röportaj serileri Topraksızlar, Gide Gide, Ha Bu Diyar, Harran ve Irıp, Ey Samandağ Samandağ adlı kitaplar olarak yayınlanır, Anadolu insanının yaşamını belgelediği fotoğrafları da “Gide Gide” başlığı altında, “Memleketimden İnsan Manzaraları” ve “Anadolu 63” adlı sergilemelerle tanıtılır.



Fotoğrafı toplumsal sorunları belgeleme ve bu sorunlara dikkat çekme amaçlı kullanan Otyam, fotoğrafın faydalı olması ve işe yaraması gerektiğini savunmuş, kendi çalışmalarıyla da bunu en iyi şekilde başarmıştır. Beritan Aşireti’nin göçebelikten kurtulup yerleşik yaşama geçmesi onun yazıları ve fotoğrafları ile bıkıp usanmadan bu konuyu gündemde tutma çabası sonucunda olmuştur. Onu tanıklığıyla belgelenmiş pek çok konu çözüme kavuşmuştur. Güneydoğu Anadolu Projesi’nin temelinde de yine Otyam’ın yıllarca bölgeye yaptığı ziyaretlerinde belgelediği sorunları, fotoğraf ve röportajlarında anlatmasının etkisi çok büyüktür.



“GAP Projesi’nin mimarı Süleyman Demirel ile 1950’li yıllarda karşılaştıklarında Demirel, Otyam’ın bu sorunlara dikkat çektiği kitaplarının başucu kitapları olduğunu kaydeder. (s.128)”



Kitabın sonunda Dr. Merter Oral’ın usta fotoğrafçı ile 1996 yılında Gazipaşa’da gerçekleştirdiği bir söyleşi yer almaktadır. Usta fotoğrafçımızın kendi ağzından hayat hikayesini merak eden okurların, çok önemli bir kaynak olma özelliği taşıyan bu söyleşiyi keyifle okuyacağına eminim. İtiraf edeyim ben kitaba önce bu söyleşiyi okuyarak başladım.



Hülya Yeltepe ERCAN






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Hülya Yeltepe Ercan : Toplumsal Belgeci Fotoğraf ve Fikret Otyam ÖrneğiHülya Yeltepe Ercan : Toplumsal Belgeci Fotoğraf ve Fikret Otyam Örneği

Frank Gaudlitz Fotoğraf Sergisi Casa Mare



Fotoğraf sanatçısı Frank Gaudlitz’in 2006-2008 yılları arasında çeşitli Balkan ülkelerini gezerek insanları yaşadıkları mekanlarında bayramlık kıyafetleriyle çektiği fotoğraflardan oluşan ‘Casa Mare’ sergisi 2 Kasım Cuma günü Caddebostan Kültür Merkezi’nde açıldı, sergiyi 16 Kasım Cuma gününe kadar ziyaret edebilirsiniz.



Caddebostan Kültür Merkezi (CKM)


Bağdat Caddesi, Haldun Taner Sokak No: 11


Caddebostan-Kadıköy/İstanbul



Casa Mare sergisi Berlin Devlet Müzeleri bünyesindeki Avrupa Kültürleri Müzesi’nin bir projesidir. Bu sergi kardeş Berlin Friedrichshain-Kreuzberg ilçesi Kadıköy Derneği’nin katkılarıyla sunulmaktadır.

Frank Gaudlitz Fotoğraf Sergisi Casa Mare

4 Mevsim Kocaeli 8.Ulusal Fotoğraf Yarışması Sonuçları



































































































































































































































































































































































Düzenleyen Kurum


Kocaeli Büyükşehir Belediyesi
Yarışmanın Adı 4 Mevsim Kocaeli 8.Ulusal Fotoğraf Yarışması
TFSF Onay No 2012/58
Yarışma Bölümleri Renkli Baskı
Son Katılım Tarihi 12.10.2012
Jüri Toplanma Tarihi 03.11.2012
Ödül Bedelleri Birinci 5.000 TL
İkinci 3.000 TL
Üçüncü 2.000 TL
B.Ş.B.Ö.Ö. 1.000 TL
Jüri Ö.Ö. 750 TL
Mansiyon (3 ad) 500 TL
Albüm Yayını Var
Jüri Üyeleri Servet SEZGİN
Oktay ÇOLAK
Cengiz AKDUMAN
Cengizhan GÜNESEN
Ömer POLAT
TFSF Temsilcisi Serdar AKYAY
SONUÇ BİLGİLERİ
Katılan kişi sayısı 295
Katılan fotoğraf sayısı 1819
Ödüller:
1.lik Ödülü İsa CIDA Sakarya
2.lik Ödülü Devrim Özgün ÜNLÜ İstanbul
3.lük Ödülü Hasan ZER Kocaeli
B.Ş.B.Özel ödülü Arzu İBRANOĞLU Kocaeli
Jüri özel ödülü Erkan ÜSKAN Kocaeli
Mansiyon Murat İBRANOĞLU Kocaeli
Mansiyon İlyas AKBULUT Kocaeli
Mansiyon Sare KURAL Kocaeli
Sergilemeler/Satınalmalar
Doğan ŞAHİN 8 İstanbul
Zeki Okan ÖZAL 7,8 Kocaeli
İsmail İKİZ 3,8 Kocaeli
Gül CEYLAN 2 Kocaeli
Hasan BAŞARAN 4,8 Kocaeli
İsmail ARZU AÇIKEL 2 Sakarya
Nuri ÇOBAN 6,1 Kocaeli
Faruk CANSEVDİ 6 Kocaeli
Ayla BAĞ 7 Eskişehir
Berker DALMIŞ 2,6 Kocaeli
Tuna ÖZATA 1 Sakarya
Ahmet Turan KURAL 5,6,8,10 Kocaeli
Sare KURAL 2 Kocaeli
Fikrİ KAYA 4 Kocaeli
Erol YILMAZ 1 Kocaeli
Tacettin YÜKSEL 3 İstanbul
Arzu İBRANOĞLU 3,9 Kocaeli
Murat İBRANOĞLU 9 Kocaeli
Hadi ARSLAN 5,8,10 Kocaeli
Sebahattin ÖZVEREN 3 İstanbul
Güngör ALTINTAŞ 4 Kocaeli
Bilal KARAL 1 Kocaeli
Sabri ALTIN 1 Trabzon
Mustafa GEZER 3,5,6 Kocaeli
Erhan KIRCA 10 Kocaeli
Hasan ZER 7,9 Kocaeli
Nilüfer DEMİR 2 Kocaeli
Ömer TURHAN 7 Kocaeli



1. İsa CIDA



2. Devrim Özgün ÜNLÜ



3. Hasan ZER



B.Ş.B.Özel Ödülü. Arzu İBRANOĞLU



Jüri Özel Ödülü. Erkan ÜSKAN



Mansiyon. Murat İBRANOĞLU



Mansiyon. İlyas AKBULUT



Mansiyon. Sare KURAL

4 Mevsim Kocaeli 8.Ulusal Fotoğraf Yarışması Sonuçları4 Mevsim Kocaeli 8.Ulusal Fotoğraf Yarışması Sonuçları4 Mevsim Kocaeli 8.Ulusal Fotoğraf Yarışması Sonuçları4 Mevsim Kocaeli 8.Ulusal Fotoğraf Yarışması Sonuçları4 Mevsim Kocaeli 8.Ulusal Fotoğraf Yarışması Sonuçları4 Mevsim Kocaeli 8.Ulusal Fotoğraf Yarışması Sonuçları4 Mevsim Kocaeli 8.Ulusal Fotoğraf Yarışması Sonuçları4 Mevsim Kocaeli 8.Ulusal Fotoğraf Yarışması Sonuçları

Michel Lagarde : Dramagrafiler




DRAMAGRAFİLER


Michel Lagarde





İlk fotoğraf makinem bir Ricoh idi. Yirmi yaşıma basmak üzereydim. Her ne kadar basit bir fotoğraf makinesiyse de hiç de öyle değildi, ufak bir karanlık odam, Durst marka agrandizörün, kaplarım vs”¦ vardı. 2-3 sene fotoğraf çektim ve sonra bıraktım. Bilgisayar ile tanıştıktan sonra yeniden başladım. O arada bir sürü şey yaptım; resim, heykel, mobilya”¦ Bugün yaptığım iş o gün yaptıklarımın devamıdır. Dramografi resim, çizim, komedi, dekor gibi tüm yaptıklarımın bileşkesidir.




Artık resim yapmasam da çocukluğumda çok çizdim ve resmettim. Klasik resmi olağanüstü buluyorum; kompozisyonlarına ışık vermek için bir bilgisayar ekranının ışığına ihtiyaçları yoktu. Nasıl yaptıklarını izah edemiyorum ama sonuçlar olağanüstüydü. Flaman ressamların manzara resimlerini, Georges de La Tour ya da Rembrandt’ın o aydınlık – karanlığını gördüğümde yapışıp kalıyorum. Nihayetinde şimdi yaptığım bu fotoğraflar, benim için resim. Aynı ruh hali ve iş aşamaları”¦




Tam net bir fotoğraf elde etmek ve bunu makete yerleştirebilmek için tüm öğelerin farklı alan derinlikleri ile yüzlerce fotoğrafını çekmek zorundayım. Farklı noktalarda mukayese ederek ve birbiri ile karşılaştırarak nihayetinde kusursuz net bir nesne elde ediyorum. Final fotoğraf üstünde kalan kilişe sayısı rahatlıkla yüzden fazla oluyor”¦ Ama bir fotoğraf için kullandığım toplam kilişe sayısı yaklaşık 300-400 adet.




Yoktan bir görüntü yaratıyorum, dekoru hazır ve gözünün önünde olan ve sadece onu fotoğrafladığın klasik fotoğraf ile ilgisi yok. Yaptığım tam anlamıyla tam tersi. Dekoru yeniden türeterek inşa etmek. Haliyle her fotoğrafım yaklaşık 20-30 günlük bir çalışma gerektiriyor.




Yapıyorum, bozuyorum, pek çok kez”¦ Bazen başlangıç projemden saparsam 10-12 günlük çalışmayı çöpe atabiliyorum. Nihayetinde elbette büyük bir kayıp değil ama, bir fikri hissedebilmek için derinlemesine çalışmak, bunu görüntü haline getirmek ve şekillendirmek zorundayım.




Yarım bıraktıklarım da çok”¦ Bu kitabı hazırlarken yarım bıraktıklarımın sayısının neredeyse ürettiklerimin dörtte biri (çeyreği) kadar olduğunu görünce çok şaşırdım.




Aslında benim görüntü çalışmalarım genelde dekor ile başlar. Bir bütün tabii, ama, hala her karakterin bir dekoru var… Karakter tek başına değil. Sonuçta, söylemek istediğim şeye göre sahneyi doğaçlıyorum, benim için, tıpkı tiyatro gibi, dekor sonsuz üssü bir karakter. Bu bir dekorasyon değil, ben bir dekor yaratıyorum, aynı şey değil. Dekor burada “elimizdeki nesnelerle sahnede belli bir zamanın hikayesini anlatıyoruz” demek için burada değil… Yapmaya çalıştığım dekorun anlattığı hikayenin karakteri güçlendirmesi. Fikir budur. Bazen daha fazla veya daha az belirgindir, ancak her zaman aklımda mevcuttur.




Dekoratörlük mesleğini, 35 yaşına kadar -on yıldan fazla- birlikte olduğum bir tiyatro grubunda öğrendim. Tiyatro dekoratörlüğünü ve komedyenliği orada öğrendim… Ben süslemeler yapmak ve bir komedyen olduğunu öğrendiğim yerdir. Grup dağılınca bir daha komedyenlik yapmadım ama hayatımı dekoratörlük yaparak idame ettirdim.




Her hal ve durumda, yaşlanmış, yaşamış nesneleri severim. Yakın çağ nesnelerini de, yeni nesnelere asla tahammülüm yok. Mesela ayağıma yeni bir çift pabuç giymekten nefret ederim. Bu yüzden ben büyük bir eskiciyim. Tüm hafta sonlarım ikinci el eşya satan dükkanlarda geçer, Zaten kullandığım tüm nesneleri de oralardan aldım. Şanslıyım ki mekanım çok büyük.




Çok uysalım, dört gün boyunca fotoğraf çekebilir, yeniden başlamam gerekirse, yine yeniden başlayabilirim. Ama birini fotoğrafıma alıyorsam ve bu yürümezse bundan utanç duyuyorum. Çok da yorucu oluyor. Birçok parça halinde alıyorum ve bu zaman olarak bazen çok uzun sürebiliyor. Neyse ki zamanla pek çok ufak tefek hile öğrendim.


Michel Lagarde



Makinemin önünde, elimde deklanşör kablosu, doğru pozisyonu bir defada yakalamayı başarıyorum, bir kez bunu yakaladığımda, bu fotoğrafı referans olarak saklıyorum. Bu arayış yaklaşık bir günlük bir çalışmayı oluşturuyor. Bazı karakterler için 4-5 güne kadar uzadığı oluyor. Sonunda seçtiğim pozisyona konsantre oluyor, önce bedeni ve sonra da en iyi ifadeyi yakalayabilmek için kafayı çalışıyorum.


Komedyen tarafım burada devreye giriyor, resmen kendime gülümseyebilmek için şiddet uyguluyorum, Gerçekmiş gibi görünmesi için fazlası ile çaba gösteriyorum. Oyunu içselleştirmemek gerekir. Bu tiyatro, sinema –ki çok sevdiğim- bazen sonuçları traji komik bir hale getirebiliyor. Bu yüzden karakterlerle çoğu zaman dalga geçiyorum, onlara şefkatli davranmıyorum. İnsanlar bana, fotoğraf için yardımcı olmak istediklerini ifade ettiklerinde, “yok, yok aman, etmeyin daha iyi” diyorum… Triplerimde yapayalnız olmalıyım ve olabildiğince de




Bana bu görüntüler nereden geliyor bilmiyorum… Bu daha çok çocuklukla bağlantılı. Örneğin sirk ya da karnaval dünyası, tüm bunlar çocukluğuma kadar geri gider. Köy meydanına çok yakın bir yerde otururduk ve ben sirke sırf kuruluşunu görmek için gitmeyi severdim, gösterileri izlemek için değil. Bunu hiç bir zaman canım çekmedi. Ama buna karşın otağın kuruluşunu izlemeye bayılırdım. Bu, daha o zamanlardaki dekoratör ve tasarımcı yanımın göstergesiydi. Kulislere bayılırdım. Direklerin, tuvallerin süslenişini izlemeye bayılırdım, en iyisi kamyonlar gelmeden önce orada olmaktı. Bütün günümü çadır sirkinin kuruluşunu izlemek için kasabanın meydanında geçirirdim.




Küçükken, aslında tüm çocuklar gibi, hikayeler uydurur ve sirk yapardım, annemin verdiği bir çarşaf çadırım, marangoz olan babamın verdiği tahta parçaları da direklerim olurdu. Çadırı avlumuza kurar, sonra da söker kamyonlara eşyaları doldurur, avluda tur attırır yine aynı yere gelir yeniden kurardım. Burası avlunun beton olmayan benim de çadırı kurmak için çivileri batırabileceğim tek toprak alandı… Ben burada günlerimi geçirirdim. Sirk gerçekten tek başına oynanan bir oyundu, arkadaşlarımla sirk oynamazdım. Onlarla futbol oynardım. Sirk sadece benim oyunumdu.





Düşündüğümde trajikomediye olan ilgim de çocukluğuma kadar geri gidiyor… Güçlü karakterleri seviyorum, bu kez Chaplin ve Buster Keaton’ u düşünüyorum. Ben çocukken TV’de çizgi filmler vardı. İlk Walt Disney, ilk Mickey ve Şarlo ile Keaton’ un sessiz filmleri, kısa hikayeler. Bunlarla beslendim. Ben büyüdüm ve onlar kesinlikle, benimle kaldı… Sonra, bazı tercihler yaptık, bir kısmı süngerle silinir gibi gitti. Nedenini bilmiyoruz, tercihlerimiz oldu… Herkesin ayrı bir dünyası var!



Hazırlayan : Berna GÜNERİ


Çeviri : Faika Berat TAŞKIRAN




Not: ANKAMA Yayınevince 2011 yılında yayınlanan « Dramagrafi » kitabı üzerine Laurent Bramardi röportajından alıntılardır.








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Michel Lagarde : DramagrafilerMichel Lagarde : DramagrafilerMichel Lagarde : DramagrafilerMichel Lagarde : DramagrafilerMichel Lagarde : DramagrafilerMichel Lagarde : DramagrafilerMichel Lagarde : DramagrafilerMichel Lagarde : DramagrafilerMichel Lagarde : DramagrafilerMichel Lagarde : DramagrafilerMichel Lagarde : DramagrafilerMichel Lagarde : DramagrafilerMichel Lagarde : DramagrafilerMichel Lagarde : DramagrafilerMichel Lagarde : DramagrafilerMichel Lagarde : DramagrafilerMichel Lagarde : Dramagrafiler

Hasan Yaşar : İçimizdeki Renkler




İÇİMİZDEKİ RENKLER


Hasan Yaşar




Neden ben bu kadar yalnızım? Neden etrafımda kimse yok? Neden herkes üzerime üzerime geliyor? Her gün kendimiz veya etrafımızdaki onlarca kişinin sorduğu bu sorular aslında ruhsal bir problemin habercisi. Bu durumun daha ileri evresi ise derin ruhsal çöküntüler ve her gün yazılı ve görsel medyada çarşaf çarşaf haberi yapılan acı olaylar”¦






Etrafımızdakiler bu tip problemlerle boğuşup gitgide çevresinden uzaklaşırken, kendi başlarına bu girdabın içinde kaybolurken bizler onlar için ne yapıyoruz? Onların kopuşunu görmemezlikten gelip, onlar yokmuş gibi davranmak ne kadar doğru? Başka bir ifade ile bilgisayarımızda karşılaştığımız bir sorunda yaptığımız gibi YOKSAY tuşuna tıklamak kadar basit bir durum mu bu? İşin gerçeği yok saydığımız bu toplumsal problemin asla yok olmadığı, günümüz toplumunda bu problemlerin çığ gibi büyüyerek çözümü daha da zorlaşan bir hal aldığıdır.














İşte bu toplumsal yaraya bir derece deva olması amacıyla Toplum Ruh Sağlığı Merkezlerinde çözüm yolunda önemli adımlar atılıyor.




Ruhsal problemleri nedeniyle toplumdan kopuş yaşayan insanlarımızı yeniden topluma kazandırmak amacıyla, bir yanda tedavileri konusunda uzman kişiler tarafından yapılırken, bir yandan da yeteneklerine uygun uğraşlar edinmelerine yardımcı olmaya çalışılıyor.







Bu merkezlerde hem toplumla kaynaşan, hem de yeni bir şeyler üretmenin verdiği güven ve mutlulukla, başlangıçta ürkek ve kuşkulu bakışlarla çevresini süzen bu insanların gözlerindeki ışığı görmek ve sevinçlerini paylaşmanın hazzını yaşamanızı tavsiye ederim.









Hasan YAŞAR Hakkında



Tıbbi Sekreter,



Kütahya/Domaniç doğumlu, Konya Atatürk Sağlık Meslek Lisesi mezunu, Selçuk Üniversitesi Radyoloji bölümü ve Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimini bitirdi. 3 yıldır fotoğraf çekiyor. Fotoğraf Gösterileri ve Söyleşilerde bulundu, biri şahsi olmak üzere karma sergilerde yer aldı.



Sille Sanat Sarayı (SSS) ve UFSD (Uluslar Arası Fotoğraf Sanatı Derneği) üyesi.



Sergi ve Gösteriler



“Akşam Üstü Çoban Hikayesi”


KONFAD – 2010


“Kömürün Çocukları”


KONFAD – 2011


“Yıkıldık”


Sille Sanat Sarayı – Aralık 2011


“İçimizdeki Renkler”


Konya İl Halk Kütüphanesi - Mart 2012






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Hasan Yaşar : İçimizdeki RenklerHasan Yaşar : İçimizdeki RenklerHasan Yaşar : İçimizdeki RenklerHasan Yaşar : İçimizdeki RenklerHasan Yaşar : İçimizdeki RenklerHasan Yaşar : İçimizdeki RenklerHasan Yaşar : İçimizdeki RenklerHasan Yaşar : İçimizdeki RenklerHasan Yaşar : İçimizdeki RenklerHasan Yaşar : İçimizdeki RenklerHasan Yaşar : İçimizdeki RenklerHasan Yaşar : İçimizdeki RenklerHasan Yaşar : İçimizdeki RenklerHasan Yaşar : İçimizdeki RenklerHasan Yaşar : İçimizdeki RenklerHasan Yaşar : İçimizdeki RenklerHasan Yaşar : İçimizdeki RenklerHasan Yaşar : İçimizdeki RenklerHasan Yaşar : İçimizdeki RenklerHasan Yaşar : İçimizdeki Renkler

Tunç Tezel : Gece ve Fotoğraf



GECE ve FOTOĞRAF


Tunç Tezel




Astronomi fotoğrafçılığına 1992′de başladım. İlk amacım, çıplak gözle gördüğüm ve hoşuma giden gökyüzü manzaralarını “cebime koyup götürebilmek” idi, yani bunları kalıcı anılar haline getirmek idi sanırım. Zamanla kullanmaya başladığım çeşitli fotoğraf ekipmanı ve kullanıp geliştirdiğim bazı yöntemlerle “cebe koyma” aşamasını çoktan geçti şu anda tabii. Sözlük anlamıyla kesinlikle profesyonel değilim, bundan para kazanmıyorum. Çok ciddi bir hobi diyebilirim.



Havanın açık olduğu her zaman çıkıp gözlem yapmaya ve fotoğraf çekmeye çalışıyorum. Tabii bazen bu şehir içinde kısa sürelik, mesela 10-15 dakikalık bir gözlem de oluyor. Şehir dışına, parlak ışıklardan uzağa kaçışlar daha seyrek oluyor, ayda bir ya da iki kere.



Astronomi fotoğrafı çekmek için öncelikle gökyüzünde neyin gözleneceği ve fotoğrafının çekilebileceğinin, ya da nasıl ve ne şekilde iyi sonuç alınabileceğinin öğrenilmesi gerekiyor. Bu da biraz ön bilgi edinme, okuma ve çoğunlukla deneme yanılma ile birikiyor. Deneme-yanılma döneminin verimli olması için de gökyüzündeki fotoğraf hedeflerinin yeterince bilinmesi önemli. Örneğin Ay’ın evresinin ve geceleyin yaklaşık hangi saatlerde görüneceğinin bilinmesi gibi. Ya da hangi gezegenin gökyüzünde ne zaman nerede olacağı, gökyüzünde hangi mevsimde hangi yıldız gruplarının görülebileceği gibi. İlk bakışta biraz karmaşık görünse de aslında bir şehrin sokaklarını öğrenip orada yolunuzu şaşırmamak kadar kolaydır.




Tunç Tezel

Tabii ki bu denemelerin ve sonuçlarının saklanması, biraz sistematik olunması yardımcı olacaktır. Ama kesinlikle pes etmemeli ve birçok ayarla çekim denemeye devam edilmelidir. Çünkü gökyüzü hareketlidir, gök olayları gelip geçer ama film ya da hafıza kartı buna göre ucuzdur.



Gökyüzü fotoğrafçılığının en önemli sorunu şehirlerdeki ışık kirliği. Parlak şehir ışıklarından uzak ve gökyüzünün karanlık olduğu yerler her zaman en iyisidir. Ayrıca havanın kuru ve temiz olması, nemli ve puslu havaya göre de avantaj sağlar. Türkiye’nin gökyüzü genel olarak birçok Avrupa ülkesi ve ABD’nin gökyüzüne göre daha karanlık olduğundan şanslıyız.



En çok yaptığım çekim türü geniş açı, hatta balıkgözü mercek ile gece manzarası; yer ve gökyüzü resimleri. 2007 yılında, dünyanın sayılı gece ve gök fotoğrafçılarının “Geceleyin Dünya” adıyla kurduğu uluslararası bir gruba davet edildim. “The World At Night” ya da kısaca TWAN olarak anılan bu grup, dünyanın iyi bilinen yerlerinin, önemli tarihi ve kültürel mekânlarının gece görüntülerinin bir araya getirilmesi, yayınlanması, sergilenmesi amacıyla kuruldu. Grubun http://www.twanight.org adresindeki internet sayfasında genel amaç şu şekilde özetleniyor:



“Geceleyin Dünya (TWAN / The World At Night), Ağustos 2007’de kurulan bir grup. Amacı, yeryüzünün doğal güzelliklerini, iyi tanınan yerlerini, tarihi yapılarını ve yerleşimlerini gece saatlerinde göknesneleriyle bir arada görüntülemek ve paylaşmak. Yeryüzünde nerede, hangi ülkede, hangi kıtada, hangi iklim kuşağında olursa olsun, geceleri gökyüzünde parlayan yıldızlar, gezegenler ve Ay aynı sessiz ve huzur verici şekilde ışıldar. Gökyüzü çeşitli kültürel, ulusal ve coğrafi sınırlarla bölünen yeryüzünün tersine bütünleştiricidir.”



Gece manzarası çekiminden başka Ay ve özellikle Güneş tutulmalarını gözleyebilmek için uzun yolculuklar yapmayı göze alıyorum. Türkiye’den izlenebilen 1999 ve 2006′daki iki tam Güneş tutulmasını sırasıyla Kastamonu ve Side’de izlemiştim. Ancak gören bilir ve anlatması pek mümkün değildir sanırım, bir şekilde bağımlılık yarattı diyebilirim. 2008′deki Güneş tutulması için Rusya’daki Novosibirsk’e, 2009′daki tutulma için Çin’de Shanghai’a gittim. 2010′da Cook Adaları’na gittim. Şu aralar 14 Kasım 2012′deki tam Güneş tutulması için Avustralya’ya gitmek için hazırlıklarımı tamamlıyorum.



Ayrıca 2005′teki halkalı Güneş tutulması için İspanya’ya ve en son 20 Mayıs 2012′deki halkalı Güneş tutulması içinde ABD’ye gittim.



İlk olarak 1992′de başladığımda bütünüyle mekanik bir Rus makinesi olan Zenit 12XP ve 58 mm mercek ile başladım. Buna daha sonra çeşitli geniş açı mercekler, birkaç telefoto ekledim. Ve tabii ki kullandığım teleskoplarla da fotoğraf çekimi yaptım. Bu fotoğraf makinesi ile de genelde 400 ya da 800 ISO film kullanıyordum.



2004′ten beri sayısal makine kullanıyorum. Bunlar Canon EOS 300D ve Canon EOS 5D oldu. Onun dışında çekim yöntemlerimde ve kullandığım merceklerde bir değişiklik olmadı.



En çok kullandığım mercekler 35 ve 24 mm geniş açı ile 17 mm balıkgözü. Tele mercek ve teleskopla çekim de yapıyorum ama daha seyrek oluyor. Özellikle de Ay ve Güneş tutulmaları gibi özel olaylarda ya da derin gökyüzü (yıldız ya da gezegen olmaya diğer her şey de diyebileceğimiz nesneler; örneğin açık ve küresel yıldız kümeleri, bulutsular, galaksiler) çekimlerinde. 20 cm çapında bir Schmidt-Cassegrain teleskop kullanıyorum. Foroğraf makinesini teleskoba bağladığımda 2000 mm f/10′luk bir sistemle fotoğraf çekimi yapabiliyorum.



Tunç TEZEL





6 Haziran 2012 sabahı Azerbaycan’da, Bakü yakınlarında Hazar Denizi’nde Güneş’in doğuşu. Güneş’in üzerindeki küçük nokta, o sırada önünden geçmekte olan Venüs gezegeninden başkası değil. Venüs’ün Güneş’in önünden geçişi her yüzyılda 3 kere gerçekleşir. 2004 ve 2012 yıllarındaki geçişlerden sonra sıradaki geçiş 2117 yılında.




Uludağ’dan Bursa manzarası çekerken dolgu flaşa bir de yarasa yakalandı.




Efes’te Celsus Kütüphanesi ile birlikte Mars (kırmızı), Satürn (sarı) ve Aslan takımyıldızı. Efes gibi bazı ören yerlerine akşam hava karardıktan sonra özel izin almam gerekti.




Kumluca’daki Gelidonya deniz feneri ve Samanyolu; soldaki parlak nesne Jüpiter.




İstanbul’da tarihi yarımada ve hilal ay.




Toroslar’da Samanyolu ve Ay’ın doğuşu. Kasaba yakınları, Antalya.




2001 Aslan Göktaşı Yağmuru sırasında yeri göğü aydınlatan bir göktaşı, Kaş, Antalya.


Güney Pasifik’teki Cook Adaları’nda bulunan Mangaia’da güney gökyüzü ve Samanyolu. Bu karedeki yıldızların çoğu Türkiye’den görülemez. Bu fotoğraf, Kraliyet Greenwich Gözlemevi Müzesi’nin her yıl düzenlediği Yılın Astronomi Fotoğrafı yarışmasının Yeryüzü ve Uzay dalında 2011 yılı birincisi seçilmişti.




Arizona’daki Monument Valley’nin tanıdık yer şekilleri üzerinde Venüs ve yıldızlar.




Nemrut Dağı Milli Parkı’nda sabah hava aydınlanmaya başlarken…




Salda Gölü’nde ancak Akdeniz’de ya da tropik sahillerde rastlanabilecek kadar belirgin bir mavi renk dikkati çeker, öye ki Ay’ın aydınlattığı bu gece manzarasında bile görülebiliyor. Yeşilova, Burdur.




Sandras Dağları’nda 1900 metre yükseklikteki bir buzul vadisinin ucunda bulunan Kartal Gölü, bir doğa koruma sahasıdır. Sabah hava aydınlanmaya başlarken gölün üzerinde parlayan Venüs ve Mars’ın ışıkları gölün durgun sularından da yansıyor. Beyağaç, Denizli.




Yeni Zelanda’daki Tongariro Milli Parkı’nda güney manzarası. Samanyolu’ndan kopmuş gibi görünen iki aydınlık bulut, aslında Samanyolu galaksisinin yakın komşuları olan iki bağımsız galaksi; Büyük Magellan ve Küçük Magellan galaksileri.




12 Ağustos 2010 akşamı Uludağ’ın zirvesinden ve güneydeki kasaba ve köylerle birlikte Samanyolu.






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Tunç Tezel : Gece ve FotoğrafTunç Tezel : Gece ve FotoğrafTunç Tezel : Gece ve FotoğrafTunç Tezel : Gece ve FotoğrafTunç Tezel : Gece ve FotoğrafTunç Tezel : Gece ve FotoğrafTunç Tezel : Gece ve FotoğrafTunç Tezel : Gece ve FotoğrafTunç Tezel : Gece ve FotoğrafTunç Tezel : Gece ve FotoğrafTunç Tezel : Gece ve FotoğrafTunç Tezel : Gece ve FotoğrafTunç Tezel : Gece ve FotoğrafTunç Tezel : Gece ve FotoğrafTunç Tezel : Gece ve FotoğrafTunç Tezel : Gece ve FotoğrafTunç Tezel : Gece ve Fotoğraf

Oğuz Nusret Bilik : Önem-Siz




ÖNEM-SİZ


Oğuz Nusret Bilik




Hayat detaylarda saklıdır, bazen de önem-siz görünende,



Çıplak ve çarpıcı gerçeği fotoğraf ile yeniden yaratabilmek, görünmeyeni görünür, algılanamayanı algılanabilir kılmak gerekir. Toplumsal yaşamın yalın gerçekleri bazen önemsiz olanla buluşur ve gerçek kendine yeni bir yüz bulur. Fotoğrafın diliyle yalın, sarsıcı, yıkıcı bir hal alabilir. Düşünür, düşündürür, sorgular sorgulatır ve hatta sonuç arar. Önemsiz gördüklerimiz bazen toplumun dikte ettiği kültürü ve ideolojisi ile uzlaşmaz, o yüzden değersiz ve hatta tehlikelidir. İnsan bazen kendi gerçeğiyle bile uzlaşamayabilir. Ama sürekli kendini aşmak ilerlemekse amaç, gerçeği önemsemeyip yüzleşmekten korktuğumuz şeylerde aramalıyız.



İnsan yakaladığı ipuçları ile bakmalı hayata, sorgulamalı, irdelemeli sonuç aramalı.



Yaşama değer vermenin, öğrenmenin yoludur ipuçlarına takılmak.



Kısacası başkalarının aldırmadığı ne varsa ilgileniyorum, önem-siz şeyler işte”¦



Oğuz Nusret BİLİK


http://oguznusretbilik.blogspot.com/


http://soylence.blogspot.com/







































Özgeçmiş mi?


Önem-siz


Önemli olan öz gelecektir”¦






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Oğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-SizOğuz Nusret Bilik : Önem-Siz