Kategori arşivi: TEMMUZ 2008 SAYISI – JULY 2008 ISSUE

Bizim Hikayemiz : Euro 2008




Mustafa YALÇIN, Rıza ÖZEL, Salih Zeki FAZLIOĞLU
(Anadolu Ajansı)



Milli Takımımız, 7 Haziran’da Portekiz ile yaptığı maçta sahaya (Üst Soldan Sağa) Kazım Kazım, Gökhan Zan, Hakan Balta, Servet Çetin, Volkan Demirel, (Alt Soldan Sağa) Hamit Altıntop, Mehmet Aurelio, Nihat Kahveci, Emre Belözoğlu, Tuncay Şanlı ve Mevlüt Erdinç ilk onbiriyle çıktı. (Fotoğraf: Rıza Özel)


Şampiyonadaki ilk maçında 7 Haziran’da Portekiz ile karşılaşan Milli Takımımızdan Hakan Balta, Cristiano Ronaldo ile mücadelede. (Fotoğraf: Mustafa Yalçın)

Portekiz’den Pepe’nin attığı bu gol, turnuvada ağlarımıza giden ilk gol oldu. (Fotoğraf: Mustafa Yalçın)


Portekiz ile oynadığımız maçta Gökhan Zan ve Mehmet Aurelio, hava toplarında etkiliydi. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)


Milli Takımımızın 7 Haziran’da Portekiz ile oynadığı maçta bazı taraftarlar yüzlerini boyatarak takımımızı destekledi. (Fotoğraf: Rıza Özel)


Milli Takımımızın 7 Haziran’da Portekiz ile oynadığı maçta Sabri Sarıoğlu, hakem Herbert Fandel’den sarı kart gördü. (Fotoğraf: Rıza Özel)



Portekiz’e 2-0 kaybettiğimiz maç sonunda Emre Aşık ve Tuncay Şanlı, yenilginin üzüntüsünü yaşadı. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)



Milli Takımımızın 7 Haziran’da Portekiz ile oynadığı maçta bazı taraftarlar yüzlerini boyatarak takımımızı destekledi. (Fotoğraf: Rıza Özel)



Türk taraftarlar, 7 Haziran’da Portekiz ile oynadığı maçta, coşkuyla takımımızı destekledi. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)



Milli Takımımız, 11 Haziran’da İsviçre ile yaptığı maçta sahaya (Üst Soldan Sağa) Emre Aşık, Mehmet Aurelio, Hakan Balta, Servet Çetin, Volkan Demirel, (Alt Soldan Sağa) Hamit Altıntop, Arda Turan, Nihat Kahveci, Tuncay Şanlı, Tümer Metin ve Gökdeniz Karadeniz ilk onbiriyle çıktı. (Fotoğraf: Rıza Özel)



Milli Takımımızın 11 Haziran’da İsviçre ile yaptığı maçın yıldızlarından biri de Arda Turan idi. (Fotoğraf: Rıza Özel)


Millilerimizin adeta tufanı andıran yoğun yağış altında, 11 Haziran’da İsviçre ile oynadığı maçta Volkan Demirel ve Mehmet Topal beğeni topladı. (Fotoğraf: Rıza Özel)


Milli Takımımızın 11 Haziran’da İsviçre ile yaptığı ve yoğun yağış altında oynanan maçta Hamit Altıntop, Türk asıllı İsviçreli futbolcu Hakan Yakın ile sık sık mücadele etti. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)


Arda Turan, bu galibiyet sevincini yaşadığı İsviçre maçındaki futboluyla göz kamaştırdı. (Fotoğraf: Mustafa Yalçın)



Arda Turan, İsviçre’ye attığı muhteşem galibiyet golü sonrası doğruca hocası Fatih Terim’e koştu. (Fotoğraf: Mustafa Yalçın)


Avrupa Futbol Şampiyonası boyunca ilginç kostüm ve makyajları ile Milli takımımızı destekleyen taraftarlarımız, turnuvaya renk kattı. (Fotoğraf: Rıza Özel)




Milli Takımımızın 11 Haziran’da İsviçre karşısında aldığı 2-1′lik galibiyet, İsviçre gazetelerinde manşetlerde yer buldu. (Fotoğraf: Rıza Özel)




Milli Takımımız, 15 Haziran’da Çek Cumhuriyeti ile yaptığı maçta sahaya (Üst Soldan Sağa) Volkan Demirel, Mehmet Aurelio, Mehmet Topal, Servet Çetin, Hakan Balta, (Alt Soldan Sağa) Hamit Altıntop, Arda Turan, Semih Şentürk, Nihat Kahveci, Tuncay Şanlı ve Emre Güngör ilk onbiriyle çıktı. (Fotoğraf: Rıza Özel)




Yağış altında oynanan Türkiye-Çek Cumhuriyeti karşılaşmasında Servet Çetin ile Jan Koller sık sık karşı karşıya geldiler. Sakat olmasına rağmen fedakarca mücadele eden Servet Çetin, futbol kamuoyunun takdir ve saygısını kazandı. (Fotoğraf: Mustafa Yalçın)




Taraftarlarımız ilginç makyajlarıyla Euro-2008′e renk kattı. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)




Milli Takımımızın 15 Haziran’da Çek Cumhuriyeti ile yaptığı maçın son dakikalarında oldukça heyecanlanarak saha içine giren teknik direktör Fatih Terim’i, maçın dördüncü hakemi uyardı. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)




Çek Cumhuriyeti karşılaşmasını, kaşındaki ciddi kanama nedeniyle bandajla oynayan Emre Aşık, rakibiyle kıyasıya mücadele etti. (Fotoğraf: Rıza Özel)




Milli Takımımızın 15 Haziran’da Çek Cumhuriyeti ile yaptığı maçta Tuncay Şanlı, yedek hakemin bayrağını sahanın bir ucundan diğer ucuna koşarak götürdü. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)




Milli Takımımızın, 15 Haziran’da Çek Cumhuriyeti ile yaptığı maçta Nihat Kahveci, son dakikalarda attığı iki golle maçın yıldızı oldu. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)




Milli Takımımızın, 15 Haziran’da Çek Cumhuriyeti ile yaptığı maçta Nihat Kahveci, son dakikalarda attığı iki golle maçın yıldızı oldu. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)




Çek Cumhuriyeti’ni son 15 dakikada deviren Milli Takımımızdan Tuncay Şanlı, Hakan Balta ve Arda Turan galibiyetimize sevindi. (Fotoğraf: Mustafa Yalçın)




Milli Takımımızın 15 Haziran’da Çek Cumhuriyeti ile yaptığı maçın uzatma dakikalarında kaleci Volkan Demirel, maçın orta hakemi Peter Frojdfeldt’den kırmızı kart görerek oyun dışı kaldı. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)




Milli Takımımızın 15 Haziran’da Çek Cumhuriyeti ile yaptığı maçın uzatma dakikalarında kırmızı kart gören kaleci Volkan’ın yerine Tuncay Şanlı kaleye geçti. (Fotoğraf: Rıza Özel)




Tarihi Çek Cumhuriyeti maçının son anlarında kaleci Volkan Demirel kırmızı kart görünce kaleye Tuncay Şanlı geçti.(Fotoğraf: Mustafa Yalçın)




Milli Takım oyuncularımız 15 Haziran’da Çek Cumhuriyeti’ni yenerek çeyrek finale yükseldi. (Fotoğraf: Rıza Özel)




Milli Takımımızın, 15 Haziran’da Çek Cumhuriyeti ile yaptığı maçı kazanması sonrası Fatih Terim, Levent Kızıl’a sarılarak sevinç yaşadı. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)




Fatih Terim, Çek Cumhuriyetine karşı alınan galibiyetin sevincini, Hakan Balta’ya sarılarak yaşadı. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)




Milli Takımımızın 15 Haziran’da Çek Cumhuriyeti ile yaptığı maçta Türk taraftarlar yaptıkları tribün şovuyla beğeni topladı. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)




Milli Takımımız, 20 Haziran’da Hırvatistan ile yaptığı maçta sahaya (Üst Soldan Sağa) Rüştü Reçber, Gökhan Zan, Emre Aşık, Hakan Balta, Kazım Kazım, (Alt Soldan Sağa) Hamit Altıntop, Mehmet Topal, Nihat Kahveci, Sabri Sarıoğlu, Tuncay Şanlı ve Arda Turan ilk onbiriyle çıktı. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)




Hırvatistan ile oynadığımız çeyrek final maçını,UEFA Başkanı Michel Platini, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , TFF Başkanı Hasan Doğan, eşi Aysel Doğan, Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu, Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek de izledi. (Fotoğraf: Rıza Özel)




20 Haziran’da Hırvatistan’la yaptığımız maçın yıldızlarından biri de Arda Turan idi. (Fotoğraf: Rıza Özel)




Kıran kırana geçen Hırvatistan maçında Josip Simunic ile Kazım Kazım mücadele etti. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)




Semih Şentürk, çeyrek final karşılaşmasında Hırvatları yıkan isim oldu. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)




Semih Şentürk, Hırvatistan maçının uzatma dakikalarında attığı gol ile hem kendisi sevindi hem de Milli Takımımızı destekleyen milyonları sevindirdi. (Fotoğraf: Mustafa Yalçın)




Çeyrek final karşılaşmasında Hırvatların üçüncü penaltısı Rüştü Reçber’in kontrolünde dışarıya gitti. (Fotoğraf: Mustafa Yalçın)




Turnuva boyunca başarılı bir futbol sergileyen Semih Şentürk, Hırvatistan’a attığı penaltı golü sonrası tribünlerde sayısal çoğunluğu bulunan Hırvat taraftarlara susmalarını işaret etti. (Fotoğraf: Mustafa Yalçın)




Hırvatistan’ı penaltı atışları sonucu elememizde büyük katkısı olan Rüştü Reçber, galibiyet sevincini arkadaşlarıyla paylaşmaya koştu. (Fotoğraf: Mustafa Yalçın)



Milli Takımımızın 20 Haziran’da Hırvatistan’ı penaltı atışları ile elemesi, futbolcularımızı sevince boğdu. (Fotoğraf: Rıza Özel)

Teknik Direktör Fatih Terim, Antrenör Müfit Erkasap ve Sabri Sarıoğlu Hırvatistan’ı elemenin mutluluğunu yaşadı. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)


abri Sarıoğlu, Semih Şentürk ve Arda Turan, Hırvatistan’ın kaçırdığı son penaltı atışı sonrası kaleci Rüştü Reçber’e doğru koştu. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)




Çeyrek final karşılaşmasının yıldızı Semih Şentürk, Hırvatistan karşısında alınan tarihi galibiyete böyle sevindi. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)




Hırvatistan’ı penaltı atışları ile eleyerek yarı finale yükselmemiz, futbolcularımızı sevince boğdu. (Fotoğraf: Rıza Özel)


Hırvatistan, üçüncü penaltısını da gole çeviremeyince, yarı finale adını yazdıran Millilerimiz büyük coşku yaşadı. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)



Milli Takımımızın 20 Haziran’da Hırvatistan’ı penaltı atışları ile elemesini, Sabri Sarıoğlu, Semih Şentürk ve Arda Turan coşkuyla kutladı. (Fotoğraf: Rıza Özel)


Milli Takımımızın 20 Haziran’da Hırvatistan ile oynadığı maçta Türk taraftarlar coşkuyla takımımızı destekledi. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)



Milli takımımız 25 Haziran’daki yarı final karşılaşmasına bu kadro ile çıktı. (Ayaktakiler soldan sağa) Rüştü Reçber, Mehmet Topal, Gökhan Zan, Hakan Balta, Mehmet Aurelio, (Oturanlar soldan sağa) Hamit Altıntop, Sabri Sarıoğlu, Ayhan Akman, Uğur Boral, Semih Şentürk, Kazım Kazım. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)


Teknik Direktör Fatih Terim, son antrenmanda Almanya maçının taktiğini düşünüyor. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)




Milli Takımlar Teknik Direktörü Fatih Terim, Almanya ile yapılacak yarı final karşılaşması öncesi hayli neşeliydi. (Fotoğraf: Rıza Özel)




Almanya ile yaptığımız yarı final mücadelesinde Miroslav Klose’nin bu golüne engel olamadık. (Fotoğraf: Mustafa Yalçın)




Almanya ile yaptığımız yarı final mücadelesinde Miroslav Klose’nin bu golü Rüştü’yü kahretti. (Fotoğraf: Mustafa Yalçın)



Yarı final karşılaşmasında harika bir ilk yarı oynayan Millilerimiz, Uğur Boral’ın 22. dakikadaki bu golü ile 1-0 öne geçti. (Fotoğraf: Mustafa Yalçın)


Milli futbolcu Semih Şentürk’ün Almanya karşısında skoru 2-2′ye getiren golünü, Alman futbolcular Jens Lehmann, Per Mertesacker ve Christoph Metzelder böyle izledi. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)




Almanya ile oynadığımız maçta ilk gölümüzü atan Uğur Boral, büyük sevinç yaşadı. (Fotoğraf: Rıza Özel)



Yarı final karşılaşmasında harika bir ilk yarı oynayan Millilerimiz, Uğur Boral’ın 22. dakikadaki bu golü ile 1-0 öne geçti. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)

Uğur Boral’ın Almanya’ya attığı golün sevincini Ayhan Akman, Mehmet Topal, Hamit Altıntop ve Hakan Balta da paylaştı. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)


Yarı finalde Almanya ile oynadığımız karşılaşmanın dördüncü hakemi Peter Frojdfeldt, kenarda adeta maçı yaşayan Teknik Direktör Fatih Terim’i ilgiyle izledi. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)




Teknik Direktör Fatih Terim, Almanya karşılaşmasının dördüncü hakemi Peter Frojdfeldt ile zaman zaman tartıştı. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)




Yarı final karşılaşmasını Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, UEFA Başkanı Michael Platini ve Almanya Başbakanı Angela Merkel de izledi. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)




Philipp Lahm’ın bu golü, turnuvaya veda etmemize neden oldu. (Fotoğraf: Mustafa Yalçın)



İyi oynadıkları Almanya karşılaşmasını kaybeden Millilerimizden Gökhan Zan’ı, Gökdeniz Karadeniz tarafından teselli etti. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)


Almanya’ya şanssız bir şekilde yenilerek final şansını yitiren Millilerimizi Alman futbolcular teselli etti. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)




Almanya’ya 3-2 yenilerek turnuvaya veda eden Millilerimizden Semih Şentürk ve Tümer Metin, İsviçre’nin Basel kentindeki St. Jakob Park Stadı’nı dolduran onbinlerce kişinin alkışlarına alkışlarla karşılık verdi. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)




Yarı finalde yenildiğimiz Almanya’nın teknik ekibi, ortaya koyduğumuz futboldan dolayı Fatih Terim’i alkışlayarak kutladı. (Fotoğraf: Mustafa Yalçın)




Almanya’ya 3-2 yenilerek turnuvaya veda eden Millilerimiz, İsviçre’nin Basel kentindeki St. Jakob Park Stadı’nı dolduran onbinlerce kişinin alkışlarına alkışlarla karşılık verdi. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)




Taraftarlarımız ilginç makyajlarıyla Euro-2008′e renk kattı. (Fotoğraf: Salih Zeki Fazlıoğlu)




A milllilerimizin turnuva boyunca aldığı başarılı sonuçlar, dünya medyasının manşetlerinde yer aldı.







Federasyon Başkanı, Sayın Hasan Doğan’ın ani vefatından duyduğumuz üzüntüyle; ailesine, yakınlarına ve futbol camiasına başsağlığı ve sabır dileklerimizi iletiriz…

Fotoritim





Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008Bizim Hikayemiz : Euro 2008

Yeoondo Jung : Harikalar Diyarı





“Harikalar Diyarı”

Çocuğun Hayal Gücü ve Ergenin Rüyası

Jung’un fotoğrafları, bir ergenin rüyası ya da kendini bir ergenmiş gibi düşünen kişinin tasvirlerindeki gerçek ve kurgunun her iki tarafında da bulunuşuyla eşsizdir. Bir insanın yaşamında ne çocukluk ne de yetişkinlik; özellikle ergenlik belirsiz bir dönemdir. Julia Kristeva, ergenlikte cinsellik ve kimlik, gerçek ve hayal, eylem ve söylev arasındaki sınırların kolaylıkla birbirine geçebileceğine dikkat çekiyor. Ona göre ergenlik, gelişmeye yönelik bir evreden daha çok, açık bir ruhsal yapıdır. Jung, özgür ve daima değişen dünya bakış açısıyla ergenin hayalgücünü yakalamak için bu açıklıktan faydalanır.



Jung’un yeni fotoğraf serisi olan “Harikalar Diyarı” (2004), ergenleri, çocukların çizimlerine mümkün olduğu kadar yakın bir şekilde poz verdirerek ve giydirerek sunmaktadır. Çizimlerdeki sınırsız hayalgücünü hayata geçirebilmek için pek çok insanla çalışmıştır. Dört ay Seul’da anaokullarındaki sanat sınıflarını izledi ve 5 ile 7 yaş arası çocuktan 1200 çizim topladı. Daha sonra dikkatle 17 tanesini seçti ve onların anlamlarını yorumladı. Okullarda el ilanı dağıtarak 60 lise öğrencisini çocukların çizimlerindeki sahneleri canlandırmaları için çalıştırdı. Çizimlerin detaylarını (tek kollu ya da değişik ölçülerdeki düğmeli elbiseler gibi) tam olarak canlandırmak için 5 adet moda tasarımcısını foto çekimlerindeki giysileri yapmaya ikna etti. Çizimlerdekine uygun ama gerçekte bulunmayan ölçülerde sahne malzemeleri de yaptı.



“Harikalar Diyarı” bilgisayar yapısı grafiklerin yardımı olmadan fantaziyi fotografik gerçeğe dönüştürür. Tamamen el ile yapılmış olan çalışmalar, oyuncuların biçimlerindeki ani değişiklikleri yakalayan bir sahne çekimi gibi muazzam bir grup çalışmasıdır.



Bir çocuğun hayallerinin gücü nasıl da anıları ve gerçek görüntüleri incelikle mantıksız ve umulmadık anlatım ve izlenimlere yeniden dönüştürür. Çocukların fantazileri, erişkinlerin kurallarının esnek yorumlarından kaynaklanır. Bu fantazilerin fotografik olarak yeniden oluşturulması meselesi belki de Jung’un gerçek yaşamda bir baba oluşundan ötürüdür. Onun oyun oynayan bir çocuğun sınırsız hayal gücünden etkilendiğini düşünmek zor değil. Kristeva’nın, “çocuk, hayalgücünün efsanevi figürüdür” yorumunun ışığında bu daha fazla anlam ifade eder. Jung’un çekimlerinde ergenler, çizilmiş figürlerin erişkin hallerini canlandırmakta ama ergen aklına sahiptirler ve bu gerçekle fantazinin görsel olarak kaynaşmasını sağlar. Bunlar, bir çocuğun saf ve masum gözleriyle erişkinler dünyasına gözünü dikmiş çalışmalardır. Gerçekle hayalin dengelendiği “Harikalar ülkesi”ndeki şekli bozulmuş çizgi dünyası, değerlerimizi ve inançlarımızı etkiler.



Harikalar Diyarı için Jung, neredeyse tamamen siyah mum boya ile çizilmiş bir resmi seçti.Ellerinde birşeyler taşıyan iki figür. Sağdaki elinde bir buket siyah çiçek taşıyor. Onların önünde küçük bir figür yerde uzanıyor. Jung bu sahneyi eşcinsel bir çiftin düğünü olarak yorumluyor. Sahnede, yeni evli olan çifte ait olması muhtemel bir bebek, sunağa yayılmış beyaz bir halı üzerinde otururken siyah resmi giysiler içindeki dişi figürler neşeyle kutlama yapıyorlar.



Çocukların çizimlerindeki özgürlük ve ergenlerle ilgili anlatımlar , bizi toplumu ve gündelik yaşama yeni açışlardan bakmaya davet eder. Özgürlük, hayal ile gerçek arasındaki sınırı hem birbirine karıştırır hem de kesiştirir ve gerçek; yeni, esnek değerleri üretir. 1990’larda Asya’da yaşayan ilk küresellşeme değerlerine bağlı olan sanatçılar, onları geçmiş sistemler ve geleneksel kimliklerinden ötürü şüpheli duruma sokan ani sosyal ve ekonomik değişikliklerle karşılaştılar. Dünya anlayışlarında kişisel deneyim ve etkileşimlerini temel almaya ve topluma bir dizi yeni değerler önermeye son verdiler.Jung çağdaş yaşamın çeşitliliklerinden zevk alan bir kişidir. Batılı fikirler ve hareketler küreselleşme ile yayıldı ve dünyanın geri kalanı ile gelişmekte olan dostluğumuz bizi kendi sınırlarımızı, toplumsal geleneklerimizi ve tarihleri yeniden düşünmemize neden olur. Onlar aynı zamanda bizi, cinsiyet ve ırklarla ilgili önyargı ve gelenekleri bırakmaya davet eder. Jung’un çalışması bu değişimleri net bir biçimde yansıtmaktadır.



Jung karşılaştığı insanları kahraman rolü oynamaları için çok çekici bir yolla davet eder ve onların gizli kalmış güzelliklerini bireysel varlıklarına bir sahne ışığı ile parıldatarak ortaya çıkarır. Onun, büyük şehirlerde kaybolmuş insanların rüyalarını keşfetme ve yorumlamaya ait duyarlı yöntemi ile anlamanın heyecanını hissederiz. –Bunlar belki de bizim kendi yaşamlarımızdaki rüyalar olabilir- Yeondoo Jungs’un çalışması için teşekkürler. Fotoğraf, rüyalarımızı dünya ile paylaşmamızı sağlayan bir araç haline gelmiştir.



Yukie Kamiya (Şef Küratör, Hiroşima Çağdaş Sanatlar Müzesi, Japonya)





“Wonderland”:


The Power of the Child’s Imagination and the Adolescent’s Dream



Jung’s photos are unique in how they straddle reality and fiction in their portrayal of an adolescent’s dream or a person dreaming as though she were an adolescent. Neither childhood nor adulthood, adolescence is a particularly vague period in one’s life. Julia Kristeva notes that in adolescence the boundaries between sex and identity, reality and fantasy, act and discourse, are easily crossed. To her, adolescence is “less a developmental stage than an open psychic structure.” Jung exploits this opening by capturing the imaginative power of the adolescent in a free and ever-changing view of the world.



Jung’s new series of photos, “Wonderland” (2004), presents costumed adolescents posing in sets based as closely as possible on children’s drawings. He collaborates with many people to bring to life the boundless imagination in the drawings. For four months, Jung oversaw art classes in four kindergartens in Seoul and collected 1,200 drawings by children between the ages of five and seven. After pouring through them, he carefully selected 17 drawings and interpreted their meanings. Then he recruited 60 high school students by passing out handbills at their schools in which he invited them to act out the scenarios in the children’s drawings. In order to recreate faithfully drawing details such as dresses with uneven sleeves or buttons of different sizes, he convinced five fashion designers to custom make the clothing for the photo shoot. He also made props unlike any scale found in reality but similar to those in the drawings.



“Wonderland” changes fantasy into photographic reality without the aid of computer-generated graphics. The works, entirely made by hand, are a tremendous group effort similar to a stage production that captures the sudden changes in the actors’ forms, in the midst of people going about their lives against the backdrop of the city.



The power of a child’s imagination is how it delicately refigures memory and real imagery into unreasonable and unexpected expressions and impressions. Children’s fantasies spring from flexible interpretations of adult conventions. The challenge of photographically reconstructing these fantasies may reflect Jung’s challenge of becoming a father in real life. It is not hard to imagine that he is inspired by the limitless imaginative power of the child playing before his eyes. This makes even more sense in light of Kristeva’s comment that the child is the “mythical figure” of the imaginary. The adolescents who play-act for Jung take on the adult forms of their drawn figures, but with adolescent minds, and thus visually realize the fusion of fantasy and reality. These are works that gaze upon the world of adult reason with the pure, unsullied eyes of a child. Balanced between reality and fantasy, the deformed cartoonish world in “Wonderland” sways our values and beliefs.




Toward an Interpretation of the Everyday as It Appears in the Imagination



For “Wonderland,” Jung chose a child’s drawing done almost enitrely in black crayon. Two figures hold hands. The figure on the right holds a bouquet of black flowers. A tiny figure lies on the floor in front of them. Jung interpreted this scene as the wedding ceremony of gay couple. In the scene, female figures in black formal wear joyously celebrate while a baby, who may belong to the newlyweds, sits on a white carpet spread on the altar.



The freedom of expression in the drawings of children and adolescents invites us to view society and everyday life in new ways. The freedom both to confuse and cross the border between fantasy and reality produces new, flexible values. Artists who lived in Asia in the 1990s and who adhered to the values of early globalism were faced with sudden social and economic changes that made them suspicious of past systems and traditional identities. They ended up basing their understanding of the world on personal experience and interaction, and proposing a number of new values to society. Jung is someone who savors the diversity of contemporary life. Western ideas and movements spread by globalism and our growing intimacy with the rest of the world make us reconsider our own borders, social customs, and histories. They also invite us to break from traditions and prejudices about gender and race. Jung’s work clearly reflects these changes.



Jung invites the people he encounters to play the role of heroes and heroines and, in a very charming way, draws out their secret beauty by shining a spotlight on their individual existences. His sensitive way of discovering and rendering the dreams of people lost in big cities makes us feel a thrill of recognition — these may be the dreams in our own lives. Thanks to Yeondoo Jung’s work, photography becomes a tool with which we can share our dreams with the world.



Yukie Kamiya [Chief Curator, Hiroshima City Museum of Contemporary Art, Japan]




Çeviri (translated by) : Berna AKCAN



Afternoon Nap


Cinderella

Fox’s Magic Trick

Giant Flowers

He didn’t sleep for three days

I am coloring, my mom and sister are taking a picture

I want to be a singer

Little Red riding hood

The Magician turned the Wale into a flower

Miss Sparkle sprinkles the magic

Modern wedding

Princes Twins

Rabbit Family hopping around

Rainy Children’s Day

Sleeping Beauty

Snow White

Television was so funny

The Brothers riding the Rainbow Waves






Yeondoo JUNG hakkında



1969’da Jinju Kore’de doğdu


Seul ‘de yaşamakta ve çalışmakta



Eğitim


1997 Londra Üniversitesi, Goldsmiths Koleji, yüksek lisans


1995 Londra enstitüsü, Central Saint Martin Sanat Koleji, Heykelcilik diploması


1994 Seul Ulusal Üniversitesi, Güzel Sanatlar Koleji, Heykel Bölümü mezuniyeti



Ödüller ve ihtisaslar


2007 Yılın sanatçısı, Seul Ulusal Çağdaş Sanatlar Müzesi


2006 Uluslararası Stüdyo ve Müze Müdürlüğü Programı, New York


2003 Art Omi Sanat Evi, New york


2004 Villa arson Sanat Evi, Nice, İtalya


2002 2. Şangay Bienali Asya Avrupa Kültür Vakfı Ödülleri


Fukuoka Asya Sanat Müzesi Sanat Evi, Seul , Kore


1A Space Sanat Evi, Hong Kong


2001 Ssamize Sanat Evi ,Seul,Kore



www.yeondoojung.com




About Yeondoo JUNG


Born 1969, Jinju, Korea.


Lives and works in Seoul, Korea.



Education


1997 University of London, Goldsmiths College, MFA


1995 London Institute, Central Saint Martin College of Art, Diploma in Sculpture


1994 Seoul National University, College of Fine Arts, BFA- sculpture




Awards and Residencies


2007 Artist of the Year, National Museum of Contemporary Art, Seoul


2006 International Studio and Curatorial Program Artist Residency, New York


2003 Art Omi Artist Residency, New York


2004 Villa Arson Artist Residency, Nice, Italy


2002 2nd Shanghai Biennale Asia Europe Culture Foundation Awards


Fukuoka Asian Art Museum Artist Residency, Fukuoka, Japan


1A Space Artist Residency, Hong Kong


2001 Ssamzie Art Space Artist Residency, Seoul, Korea




Public Collections


ArtSonje Center, Seoul, Korea


The Calder Foundation, New York


Estee Lauder Corporation, New York


Fukuoka Asian Art Museum, Fukuoka, Japan


Gyeonggido Museum of Art, Ansan, Korea


Joddes Collection, Pharmascience, Montreal, Canada


Joy of Giving Something Foundation, New York


National Museum of Contemporary Art, Seoul, Korea


New Line Cinema, New York


Savannah College of Art and Design, Savannah, Georgia, USA


Seoul Museum of Art, Seoul, Korea


Ssamzie Space, Seoul, Korea


Fondazione Cassa di Risparmio de Modena, Italy



www.yeondoojung.com







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Yeoondo Jung : Harikalar DiyarıYeoondo Jung : Harikalar DiyarıYeoondo Jung : Harikalar DiyarıYeoondo Jung : Harikalar DiyarıYeoondo Jung : Harikalar DiyarıYeoondo Jung : Harikalar DiyarıYeoondo Jung : Harikalar DiyarıYeoondo Jung : Harikalar DiyarıYeoondo Jung : Harikalar DiyarıYeoondo Jung : Harikalar DiyarıYeoondo Jung : Harikalar DiyarıYeoondo Jung : Harikalar DiyarıYeoondo Jung : Harikalar DiyarıYeoondo Jung : Harikalar DiyarıYeoondo Jung : Harikalar DiyarıYeoondo Jung : Harikalar DiyarıYeoondo Jung : Harikalar DiyarıYeoondo Jung : Harikalar Diyarı

Don Dudenbostel : X-Işını



Fotoğrafçılık, 5 yaşımdan beri ilgimi çeken ve beni büyüleyen bir konu. Babam ve büyük babam ikisi de başarılı birer amatör fotoğrafçıydılar. Banyo ve siyah baskı yapan babamı izlerken fotoğraflar bana birer sihir gibi geliyordu. Beş yaşımdayken annemin 620 Ansco kutu kamerasını elime aldım ve ilk siyah beyaz fotoğraflarımı çektim. Yedinci yaşgünümde bir Brownie alışımdan itibaren ilgim hızla arttı. Pek çok film çektim ve babam beni karanlık odaya götürüp siyah beyaz baskı sanatını öğretmeye başladı.



Genç bir öğrenci olarak bilimle çok ilgiliydim. Oak Ridge ve Knoxville’de büyüdüğümden çevremde bir bilim öğrencisi için çok bol miktarda kaynak vardı. Bilimsel ve fotografik ilgilerimi nasıl bir araya getirebileceğimi araştırmaya başladım. 40 yıl sonra hala fotoğraf ve bilime tutku duyuyorum. Röntgen vasıtasıyla bir bitkinin, bir istiridyenin, hatta insan yapımı bir nesnenin içinde saklı kalan güzellikleri çekebiliyorum.



Don Dudenbostel




Photography has been a long-term interest and fascination since I was a child of five. My father and grandfather were both accomplished amateur photographers. Watching my father develop and print black and photographs seemed like magic. At the age of five, I took my mother’s 620 Ansco box camera in hand and made my first black and white photos. My interest grew rapidly from that moment until I received a Brownie for my seventh birthday. I shot so much film that my father took me by the hand and led me to the darkroom and started teaching me the art of black and white printing.



As a young student I became very interested in science. Growing up in Oak Ridge and Knoxville, there were abundant resources for a student of science. I became interested in how I might be able to blend my photographic and science interests. After 40 years, I still have a passion for photography and science. Through x-ray I am able to capture the hidden inner beauty of a plant or shell or even a man-made object.



Don Dudenbostel





RÖNTGEN FİLMLERİ OLUŞTURMA TEKNİĞİ



Bu, röntgen filmlerini üretme aşaması ilgi çekicidir. İstiridyeler ve teneke oyuncaklar için geleneksel tıbbi ekipman kullanırken; çiçeklerle ilgili şekillerde kullandığım ve atık malzemelerden elde edilen çeşitli unsurlardan oluşmuş ekipman, geleneksel tıbbi röntgen ekipmanından çok farklıdır. Yüksek hızda fotografik filmler ve tıbbi mamografi filmleri kullanılmıştır. Örnek, görülmesi istendiği biçimde direkt olarak filmin tepesine yerleştiriliyor. Bir röntgen tüpü, örneğin yukarısına konuluyor. 4 KV’den 150 KV’ye kadar uygun enerji (KV 1000 volttur)yarım saniyeden 15 dakikaya kadar pozlama ile tüpe uygulanıyor. Bu röntgen negatifleri, yüksek kontrast kullanılarak geleneksel fotoğraf metodları ile banyo ediliyor. Sonuçta ortaya çıkan negatifler çok uzun bir ses ölçeğine sahip ve geleneksel fotografik baskı işlemlerine pek uygun değiller.Bu nedenle ben daha sonra negatifi alıp çok yüksek çözünürlüklü bir dijital tarama yapıyorum ve bilgisayarımda rötüşlüyorum. Elde edilen dosya, dijital arşivsel karbon baskı sistemi kullanılarak basılıyor. Şekiller yüksek kaliteli asit içermeyen suluboya kağıdına basılmış %100 karbon pigmenttir. Pigmentler boya içermez ve böylece mükemmel tonlama ve renkle gerçek bir arşivsel baskı sonucu elde edilir. Bu baskılar modern güne ait gravür belgesi olarak adlandırılıyor. Geleneksel gümüş jelatin baskıdan daha uzun ömürlüdürler. Testler 100 yıldan daha uzun bir süre dayanabileceklerini gösteriyor.



Don Dudenbostel




THE TECHNIQUE OF CREATING RADIOGRAPHS



The process of producing these radiographs is challenging. The equipment used for floral images is very different from traditional medical x-ray equipment in that it is comprised of various components obtained from discarded equipment, whereas, for the shells and tin toys, I am using traditional medical equipment. High speed photographic films and medical mammography film is used. The specimen is placed directly on top of the film in the position required to see the image. An x-ray tube is placed directly above the specimen. An appropriate energy ranging from 4KV to 150KV (KV is 1,000 volts) is applied to the tube resulting in exposures ranging from half a second to 15 minutes. These radiographic negatives are developed in the traditional photographic method using a higher contrast developer. The resulting negatives have a very long tonal scale and are not well suited to the traditional photographic print process. Because of this, I will then take the negative, make a very high resolution digital scan, and make refinements on my computer. The resulting file is then printed using a digital archival carbon printing system. The images produced are 100% carbon pigment based printed on the highest quality acid-free rag watercolor paper. The pigments contain no dyes which results in a truly archival print with exquisite tonality and color. These prints have been referred to as a modern-day gravure process. They have a greater longevity than traditional silver gelatin prints. Tests have indicated a life span of greater than 100 years.



Don Dudenbostel


























Don DUDENBOSTEL Hakkında



1969’da Tenessee Beacon Üniversitesi gazetesi için bir görevdeyken Don , polis ayaklanması sırasında çalılıklar arkasına gizlenmiş bir öğrenciyi fotoğraflamıştı. Bu fotoğraf, sonunda Esquire Dergisi’nin 1970 baskısında yayınlandı ve Esquire’ın yılın fotoğraflarından biri haline geldi. Don, diğer ulusal yayınlarda olduğu gibi Newsweek’te de yayınlandı. Kolejdeyken Tennessy Üniversitesindeki fotoğraflarından oluşan iki kişisel sergi ile ön plana çıktı.



Kolej yıllarından sonra Don , Fotoğrafla sanat olarak ilgilenen Tangent Fotoğrafçılık Grubu olarak adlandırılan küçük bir fotoğrafçı grubuna katıldı. Amaçları, vizyonlarını sanat fotoğrafçısı olarak genişletmekti. Çabaları sonucunda Birleşik Devletler’in güneydoğusunda çeşitli büyük şehirlerde pek çok grup sergileri açtılar.



1975’te çok şanslı bir şekilde, Ansel Adams ile onun Yosemite Ulusal Park’taki evinde şahsen çalışma imkanı buldu.



Don şimdi profesyonel kariyerinde gayet iyi bir yerde ve yerel ve ulusal yarışmalara katılıp Kodak Galeri Ödülleri gibi pek çok ödül almıştır. Ödül kazanmış bu fotoğrafların bir kısmı uluslararası gezici sergilerde yer almaktadır. Tenessee Profesyonel Sertifikasını 1981’de, Amerikalı Profesyonel Fotoğrafçılar Fotoğraf Master’ı derecesini de 1985 yılında almıştır.



Don’un fotoğraflarına The Martin Gallery Charleston SC, Thomas Dean Gallery Atlanta GA, River Gallery Chattanooga TN, Bennett Galleries Nashville TN, Hanson Gallery Knoxville TN, Winter Works on Paper Brooklyn NY and Kate Hendrickson Works of Art on Paper Chicago IL.’ de ulaşmak mümkündür.





About Don DUDENBOSTEL


While on assignment for the University of Tennessee Beacon newspaper in 1969, Don photographed a student hidden in the bushes behind a row of riot police. That photograph eventually made its way into a 1970 issue of Esquire magazine which also became one of Esquire’s top photos of the year. Don was also published in Newsweek as well as other national publications. While in college, he was featured in two solo exhibitions of his photography at the University of Tennessee.



After his college years, Don was involved with a small group of photographers interested in photography as an art form. They were known as the Tangent Photography Group. Their goal was to broaden their vision as art photographers. As a result of their efforts, they procured numerous group exhibitions in various major cities throughout the Southeastern United States.




In 1975 he was extremely fortunate to study directly with Ansel Adams at his home in Yosemite National Park.



Don was now well into his professional career and had entered regional and national competitions and received numerous awards includuing three Kodak Gallery Awards. A number of these award winning images were included in international touring exhibitions.




He received his Tennessee Professional Certification in 1981 as well as his Master of Photography degree through the Professional Photographers of America in 1985.



Don’s work is available at The Martin Gallery Charleston SC, Thomas Dean Gallery Atlanta GA, River Gallery Chattanooga TN, Bennett Galleries Nashville TN, Hanson Gallery Knoxville TN, Winter Works on Paper Brooklyn NY and Kate Hendrickson Works of Art on Paper Chicago IL.




www.x-rayarts.com




Çeviri (translated by) : Berna AKCAN





Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Don Dudenbostel : X-IşınıDon Dudenbostel : X-IşınıDon Dudenbostel : X-IşınıDon Dudenbostel : X-IşınıDon Dudenbostel : X-IşınıDon Dudenbostel : X-IşınıDon Dudenbostel : X-IşınıDon Dudenbostel : X-IşınıDon Dudenbostel : X-IşınıDon Dudenbostel : X-IşınıDon Dudenbostel : X-IşınıDon Dudenbostel : X-IşınıDon Dudenbostel : X-IşınıDon Dudenbostel : X-IşınıDon Dudenbostel : X-IşınıDon Dudenbostel : X-IşınıDon Dudenbostel : X-IşınıDon Dudenbostel : X-Işını

Devrim K Fenomen : Elveda Rumeli



Merhaba.



2007 sonbaharında özel bir kanalda bomba gibi patlayan bir diziydi. Masal tadında sımsıcak”¦ İnsanı tarihin derinliklerine çeken, büyülü ve manyetizması güçlü. 1900’lerde, Osmanlı’nın yönetiminde olan Makedonya’da geçen; fakir bir baba ve kızlarının hikayesidir. Sütçü Ramiz ve ailesi; onlar Osmanlı’nın son demlerinde örnek yürekleri gıdıklayan; güldürürken de dağlayan acıyı ve sevinci aynı potada eriten güclü senarist kalemlerinden dökülen ve azimli ciddi çalışma içerinde olan ekibin; ödüllere doymayan yapımı oldu ELVEDA RUMELI.. Balkan topraklarında iç karışıklıklar başlamış; ve bu dönemde gelişen olaylar içerinde bir babanın tüm zorluk ve dönemin imkansız şartlarında fakirliğine rağmen yüreğindeki zengin sevgisinin gücüyle sevdiklerini koruma güdüsüyle direnen Ramiz Efendi’nin ve kızlarının hüzünlü hikayesi.




Oyuncuların kaldığı Epinal hotele girdiğimde, ilk gördüğüm manzara, gecenin o saatinde ellerinde senaryosu Diyalog Koçu olan Zekir Sipahi eşliğinde, sabahın geç vakitlerine kadar çalışan oyunculardı.




Çekimler sırasında dikkatimi çeken en önemli ayrıntı kendilerinden kattıkları doğaçlama ve ezberledikleri metinle profesyonelce suflörsüz oynayışlarıydı.




Caner Özyurtlu (Namık) ve Filiz Ahmet (Zarife)


Makedonya’da bulunduğum haftanın sonrasında, Balkanlar turunda olan sevgili Can Dündar’ın izlenimleriyle aynıydı düşüncelerim. Şiirsel bir tatla dökmüş kaleminden Elveda Rumeli’yi onun deyişiyle:




Şebnem Sönmez (Fatma)


Kış esaretinden kurtulmanın coşkusuyla topraktan fışkırmıştı bahar… Karlı dağların eteğini çiçeklendiren uçsuz bucaksız gelincik tarlaları arasından Batı Trakya’yı geçip Makedonya’ya girdik.




Cıvıl cıvıl sokaklarında 70’li yılların kıyafetleriyle defile yaparmışçasına dolanan Makedonların canlı şehri Manastır’a geldik.




Mustafa Kemal’in İdadi’si bakımsız bir müzeydi şimdi… Alt kattan “fitness center”ın müzik sesi yükseliyor, üst kat bir defileye hazırlanıyordu.




Manastır’ı geçince 30 kilometre ötede bir dağın yamacında Makovo köyü göründü. Daha doğrusu köyden önce, köye bir Hollywood seti manzarası veren TIR’lar, set ışıkları göründü.



Az sonra tamamı Türkiye’nin sınırları dışında çekilen ilk Türk televizyon dizisi Elveda Rumeli’nin setindeydik.




Zirvedeki dizi



Dizinin yapımcısı Muharrem Gülmez, gurbette memleketten bolca yatıya misafir ağırlamaya alışmış bir ev sahibi gibi karşıladı bizi.



Bir yıldır buradalar. Dört mevsimi bu Makedon köyünde yaşadılar.



Çektikleri dizi, gösterildiği akşamlar en çok izlenenler sıralamasında zirveye çıktı.




Muharrem Gülmez (Genel Koordinatör)



Biz gittiğimizde 34’üncü bölüm çekiliyordu. Tepeye kurulan sahra hastanesinde savaş yaralıları tedavi ediliyordu. Diziye konuk oyuncu olarak gelen Ahu Türkpençe, fedakar bir Türk hemşireyi oynuyordu. Ve ekip iki bölüm daha çekip tatile girmeye hazırlanıyordu.




Yerinde çekim



Peki neden Türkiye’de değil, Makedonya’da?



Yönetmen Serdar Akar, “Türkiye’de set kurmak için bir sürü köy gezdik” diyor. Çoğunun çirkin binalar, elektrik direkleri, telleriyle doğal güzelliğini yitirdiğini ve set olma özelliğini yitirdiğini söylüyor. “Nerede çekeriz?” diye düşünürken yapımcılardan birinin abisi “Makedonya’ya bakın” demiş. Bir Balkan hikayesini Rumeli ’de çekmenin çok daha güzel olacağını düşünmüşler.




Erdal Özyağcılar (Ramiz)


Keşfe gelip köyleri gezince “Bulduk” diye sevinmişler.



Göç nedeniyle sekiz hanede 24 nüfusa düşmüş bu yaşlılar köyünde Rumeli’nin 100 yıl önceki dokusu yaşıyor hâlâ.




Doğa muhteşem görüntüler veriyor.



Türkiye yakın… THY’nin beş gün Üsküp’e uçuşu var. 1 saat 10 dakika…




Üsküp’teki Türk halk tiyatrosu eşsiz bir oyuncu potansiyeline sahip. Ülkenin ciddi sinema altyapısından beslenmiş, tecrübeli bir ekip var. Çevrenin sessiz olması, sesli çekim imkanı yaratıyor; bölgeden ekibe katılan figüranların yerel ağızla konuşması da dizinin inandırıcılığını artırıyor.




Filiz Ahmet (Zarife)


Makedon Türk Tiyatrosu’ndan bir hoca gelip oyunculara yerel ağızları öğretiyor. Bu arada “Ufunet (sıkıntı) bastı”, “Tükürüğüm kuruyana kadar dön gel” gibi yerel söz ve deyimler senaryoya sızıyor.




“Define peşindeler”



Set kurulunca köyün ahalisi şaşırmış önce; hatta ekip, çekim için Sütçü Ramiz’in evinin temelini birkaç metre kazmak zorunda kalınca bu, çevrede bir dedikoduya yol açmış; ekibin aslında Osmanlı’dan kalma bir defineyi bulmak için geldiği, TV çekimi bahanesiyle elde harita köyü kazdığı söylentisi yayılmış.




Dizinin çocuk oyuncuları (Kızancıklar)


Zamanla diziyle bölgeye canlılık gelince ve birçok genç sette iş bulunca herkes ekibi benimsemiş.



Halen dizinin 100 kişilik set ekibinin yarısından fazlası Manastır çevresinden gelenlerden oluşuyor.




Berrak Tüzünataç (Vahide)


Manastır’daki büroda tercümanlar çalışıyor. Kostüm atölyesinde terziler harıl harıl kıyafet dikiyor. Prodüksiyon ekibi gelip giden oyuncuların, heyetlerin uçak-yatak operasyonu için seferber… Diziye oyuncu veren çevre köylerden Budaklar ve Kanatlar köylüleri ciddi ciddi rekabet ediyor.



“Makyözlerimiz Sırp… Oyuncularımızın çoğu Makedon” diyor Serdar Akar, “Film çekilirken Yugoslavya’yı yeniden birleştirmiş gibi oluyoruz.”




Şebnem Sönmez (Fatma) ve Berrak Tüzünataç (Vahide)


Ziyaretçi akını



Türk oyunculara gelince… Onlar burayı ev bellemişler son bir yıldır. Bir kısmı otel hayatından sıkılıp ev tutmuş. Boş zamanı değerlendirmek için dil kursuna yazılanlar olmuş.



Başroldeki Erdal Özyağcılar’ın Manastır’daki evinde kurduğu turşular, pişirdiği arnavutciğerleri nam salmış.




Tarkan Karlıdağ (Proje Tasarım)


Yörenin etli yemeklerini ağır bulunca Türkiye’den seyyar mutfak getirmişler.



O yemeğe buyur edildik biz de… Ve öğrendik ki seti ziyaret için herkes sıradaymış. Dizi başladığından beri bölgeye gelen turist sayısı yüzde 70 artmış. Son ziyaretçileri arasında diziyi kaçırmadan izlediğini söyleyen ve “600 yıl bir arada yaşayan milliyetleriz. Siz bunu yaşatıyorsunuz” diyen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, Çevik Bir gibi isimler var.




Mahir İpek (Ahmet Ekrem)


Ekipte Rumelili yok



Turizm şirketleri kendilerine danışmadan gazete ilanlarındaki tur programlarına “ Elveda Rumeli setini ziyaret” diye yazıyormuş. Her gün tur şirketleri arayıp randevu istiyormuş. Ama işler aksamasın diye turist kabul edemiyorlarmış. Bu yasağı delen bir Giresunlu teyze geçenlerde çekimin tam ortasında sete dalıp başroldeki Berrak Tüzünataç’a “Aynı derenin paliğiyuz senle” diye sarılıvermiş.




Suzan Akbelge (Meryem)


Türkiye’de ne çok Rumelili olduğunu ve onlarda ata toprağına nasıl bir özlem bulunduğunu bu diziyle daha iyi anlamışlar.



İşin ilginç yanı dizinin as kadrosunda Rumelili olmaması… Yönetmen Trabzonlu… Yapımcı Yörük… Senarist Sivaslı…



Bir hissiyatı koklamak için o hissiyatın toprağında doğmak gerekmiyor illa”¦




Senarist Alican YARAŞ



Osmanlı’nın damındaki kemancı



Dizinin senaristi Alican Yaraş da sette… Yılmaz Karakoyunlu’nun danışmanlığında ve iki asistanla birlikte yazdığı senaryoyu “Damdaki Kemancı”dan esinlenerek tasarlamış. Olaylara insancıl yaklaşan, kızlarına düşkün bir baba figürünü Osmanlı’ya taşımak istemiş. Orijinal eserde Rusya’da bir Yahudi olan kahraman, 19’uncu yüzyıl sonunda Türklerin azınlıkta kaldığı bir Rumeli kasabasında yeniden doğmuş.



Kaymakam Dilaver tiplemesi de dönemin İttihatçı, idealist bir kaymakamının, Tahsin Uzer’in anılarından doğmuş.



Dizi halen 1899 yılında… Balkanlar’ın -her zamanki gibi- kaynadığı bir dönem…



Dizinin önümüzdeki sene de devam edip Balkan Harbi’ne dek uzanması öngörülüyor. Gidişata göre üçüncü sezon, Sütçü Ramiz’in göçü ile başlayabilir. Rumeli Türklerinin çoluk çocuk Anadolu’ya göçtüğü sahne bile Yaraş’ın aklında





Tuna Orhan (Terzi Hasan)


Tuna ORHAN



Elveda Rumeli dizisine en çok renk veren Sütçi Ramiz’in büyük damadı Hasan’dır.



Oyunculuğun devamlılığını neye bağlı olduğunu düşünüyorsunuz?



Oyuncunun algılarının açık olması gerekiyor. Kendi içinde gelişen ve kendi içinde olması gereken bir disiplini vardır. Tüm bunları bir dengede tuttuğunuz takdirde işinizi doğru yaparsınız.



Son yıllarda dizi patlamasıyla beraber bir cok yeni yüz görmeye başladık. İyi bir oyuncunun farkı nasıl olmalı?



Oyuncunun çizgisi ve farkı öncelikle oyuncu olmak. O kadar çok dizi var ki, öncesinde bu işi hiç yapmamış birçok insan görebiliyoruz fakat onların oyuncu olmadığı anlamına gelmez tabi. Her işin bir başlangıç noktası var o açıdan. Eğitimi olmadan çok iyi işini yapan oyuncular da görüyoruz. Yaratıcılık ve kabiliyet onun farkını çıkarır bir şekilde.



Türk-Makedon ortak çalışmasında reytinglerin yüksek olduğunu düşüyor musunuz?



İzlenme oranın yüksek olması sadece bu kollektif çalışmaya bağlı değildir. Bir işin iyi olması önce projenin iyi olmasıdır. Doğru cast seçimi ve doğru mekan seçimiyle alakalıdır diye düşünüyorum. Sadece Türkler ve Makedonlar bu dizide olduğu için izlenme rekoru kırdığını sanmıyorum. Yani bugün gidelim başka bir ülkeye başka bir yerde ortak iş yapalım, zira proje iyi değilse istediğiniz kadar başka ülkelerle ortak yapım çalışın olmaz.




Gülçin Santırcıoğlu (Hatice) ve Tuna Orhan (Terzi Hasan)


Sokakta insanların tepkisi nasıl size karşı?



Sokaktaki insanlar bizi seviyorlar. Dizide oynadığım karakter hayatımda bir değişiklik yapmıyor. Sonuçta ben bir oyuncuyum ve her rolü oynarım.



Çok donanımlı bir sanatçısınız, Tuna Orhan’ın daha bilmediğimiz yönleri var mı?



Öğrenci pilotluk yapıyorum. Evde similatör kullanıyorum sürekli bilgisayarda. Onun dışında asıl meslek anlamında oyunculuğumun yanı sıra bir de müzisyenlik yapıyorum. Bugüne kadar yaklaşık 40 tane oyun müziği yaptım. Bir ara da dizi müziği, reklam cıngılı yaptım. Besteciyim, aynı zamanda şarkı söylüyorum, gitar çalıyorum. Çok keyif veriyor bana.



Diziyle ilgili söylemek istediniz birşey var mı?



Diziyle ilgili her sözü seyirciye bırakıyorum.




Rolünüze nasıl hazırlanıyorsnuz?



Siz buranın en cazip günlerine dek geldiniz. Hava güzel, çekimler yapılıyor, atmosfer iyi. Fakat kışın 4 ayı -20 derecede buz ve kardan ibaretti. Film işi yapan herkes bu zorlukları yaşıyor. Seyircinin gördüğü atmosferin dışında burada bizi hakikaten zorlayan çok etken oldu. Dil bilmiyoruz her şeyden önce. Buradaki insanlar çok iyiler, bize hiçbir zorluk çektirmediler, özellikle Bitola (manastır)’da. Bakın mesela bakkala girip bir şişe su aldığınızda bile zorluğunu yaşadığınız zaman ve bunlar arka arkaya geldiği zaman insanı hakikaten bunaltıyor. Şimdi biraz çözdük iyi kötü.



Bu dizide var olmak sizin için ne ifade ediyor?



Benim için böyle bir projede olmak onurdur. Seyircinin tepkisinden, reytinglerden, sokaktaki insanların bire bir bizi gördüklerindeki bakışlarında ve olumlu eleştirilerinde hakikaten doğru bir iş yapıyoruz diyorum. Her bölümünde ilk bölümündeki kadar heyecan duyuyorum.



Dizinin başka bir mekanda çekilmesi avantaj mı?



Mekan her zaman avantajdır oyuncu için. Doğru mekan, güzel hazırlanmış mekandır. Konuya değinmişken bu arada sanat gurubuna teşekkür etmek istiyorum. Öyle güzel bir mekan hazırladılar ki burada. İnanın buraya geldiğimizde elektrik yok bu köyde. Kuyudan su çekiliyor. 1800’lerde geçen bir dönem dizisi çekiyoruz. Dönem dizisi çekmek hakikaten çok zordur. Kostümü, dekoru, bir sürü zorluğu var. Bugün kullanılan dilin hiçbir tanesini kullanmıyoruz, o döneminki farklı ve biz o formata uygun çalışmak durumundayız.




Oyuna adapte olmak için bazı sekanslarda düzeltmeler yaptığınızı gördüm çalışırken, biraz bahsedebilir misiniz?



Tabii rolü kendinize sindirdiyseniz olası her türlü değişiklik sizi zorlamamalı. Eğer hazırsanız bu işe konsantre olmak budur demek zaten laflar değişebilir, mizansen değişebilir.



Rolü nasıl çıkarıyorsunuz? Hasan rolü nasıl çıktı?



Çok rol oynadım bugüne kadar ve her birinde kendime özgü bir çalışma yöntemim var. Bu da benim sırrım olarak kalsın. Her oyuncunun farklı çalısma yöntemi vardır. Kimisi hareketleri çalışır. Ben senaryoyu okuyorum, sözlerine bakıyorum, repliklerimi Zekir Sipahi eşliğinde çalışıyorum. Ondan sonra ezberimi yapıyorum. O sahnede ne yapabileceğimi düşüyorum ama o sahneyi düşünüp sete geldiğim zaman, rejisörün verdiği mizansen çok farklı birşey olabiliyor, o yüzden her duruma hazırlıklı olmak gerekiyor.




Cumhurbaşkanı’nın ziyaretinden


Türkiye’de ilk kez bir cumhurbaşkanı bir film setini ziyaret etti. Neler düşünüyorsunuz?



Kendileri bizi onurlandırdılar. Bir devlet büyüğünün böyle ilgi duyması çok hoş birşey. Mutlu olduk tabii. Bugüne kadar ben hiç hatırlamıyorum bir cumhurbaşkanın set ziyaretini. Yanılıyorsam eski cumhurbaşkanlarından özür diliyorum, benim hatırladığım kadar böyle bir ziyaret olmadı.




Cumhurbaşkanı’nın ziyaretinden


Sanatçının istediği şey, sadece halka birşey vermek değil ki. Sonuçta onlar da halkı temsil ediyor, yani devlet büyükleri. Onların tiyatroya, sinemaya gitmeleri bu sektörde çalışan herkesi çok mutlu ediyor. Bazen görüyorum, resim sergilerine gittikleri zaman sanatçıları ne kadar onure ediyorlar. Bu şunu gösteriyor; devletin başında bizi idare eden insanların sanatla ilgili olması, onların hassas ve daha ince düşündüklerini gösterir. Sanatla ilgilenen kişi hakikaten nazik insandır, kibar insandır, insanı kırmamaya özen gösteren kişidir. Bunları düşünerek Sayın Cumhurbaşkanı’mızın ziyaretinden mutlu olduk.





Gülçin Santırcıoğlu (Hatice)



Gülçin SANTIRCIOĞLU


Sütçü Ramiz’in en büyük kızıdır, Hasan’ın karısı rolündeki dünyalar güzeli Hatice’dir.



İzmirli olan Gülçin Santırcıoğlu’yla genel bir söyleşi yaptık”¦



Bir yıldır buradayız. Çok zorlukla karşılaştık haliyle; farklı bir kültür, farklı bir dil. Ülkenden sevdiklerinden uzaksın.



Ruhi Su Kültür Sanat Vakfı’nda şan hocalığı yaptım. Konservatuara öğrenci hazırladım. Opera mezunuyum. Yıllarca dizilerde oynamadım. Bekledim ve şu anda yaptığım işten ve ekipten çok mutluyum.



Normalde caz söylüyorum, klasik alt yapıya sahibim. Bu dizide bir türkü söyledım fakat film formatına uygun olması için kültürü yansıtması için türkü söyledim.



Gişe kaygısı olmayan festival filmlerinde oynayan Santırcıoğlu oynadığı iki sınema filmi olan”š “İki Çizgi” ve “Yumurta”’da ödül aldı. En büyük hayalini sorduğumdaysa cevabı zekice bir filmde oynamak ve bir gün iyi bir operada yer almak dedi.



Sanatçıyı sanatçı yapan husus; anlatmaya çalıştığı, hayata dair yaratıcı bir ruha sahip olmak. Başka hayatlara kendi hayatıymışcasına ruh vermektir.





Gökhan Mete (Kasap Cabbar)



Gökhan METE



Elveda Rumeli dizisinin sevilen karakteri Kasap Cabbar



Bu dizide olmaktan dolayı neler hissediyorsunuz?



Şimdiye kadar oynadığım en iyi ve ayağı yere en sağlam basan projeydi. Ekipte bir bütünlük var. Herkes kendi fikirlerini, düşündüklerini söylüyor. Spontane sözlerde ilave ediliyor, bu da senaristlerin esnekliğinde.



Önceki oyunculuğunuzla bu dizideki oyunculuğunuz arasındaki fark nedir?



Tarihi bir gerçeğe dayanması. En sağlam oluşu da bir tarih danışmanımız var. Yılmaz Karakoyunlu’nun danışmanlığında yazılıyor.




Sayın Cumhurbaşkanımızın gelmesinden dolayı neler hissettiniz?



Gelmesi çok hoş bir davranıştı. Bugüne kadar devlet büyükleri; benim köylüm, benim çiftçim, benim memurum dedi ama hiç bir zaman benim sanatçım demedi. Bu davranışla sanatçı olarak onur duyduk.




Çok iyi bir oyuncusunuz sizi bu dizide görmek keyif verici. Zorlukları oldu mu pekı?



Türkiye’den buraya gelmem bazı çevreler tarafından yadırgandı. Ukalalık olarak görüldü. Yurtdışında bir filmde rol almamı garipsediler. Şu an bunları düşündüğümde; onca zorluğa rağmen en alttan başladık ve şu an herşey ortada, zirvedeyiz. Yani şunu diyeceğim, inandığım işin başarılı olması da söz söyleyen çevreyi susturdu. İnanmak var


olmaktır.



Sete Türkiye’den ve başka ülkelerden insanlarımız ziyarete geliyor Hangi görüş ve ideolojide olsalar da başarının sırrını çözmeye geliyorlar. Masalımsı tadı olan bu dizi öyle bir büyü ki herkesi etkisi altına alıyor.




Ertan Saban (Aleksi)







Tolgahan Sayışman (Mustafa)


Yavuz Fazlıoğlu (Genel Sanat Yönetmeni)


Şebnem Sönmez (Fatma)




” Başta, Sayın Tarkan Karlıdağ ve Sayın Muharrem Gülmez’e ve tüm Elveda Rumeli ekibine yardım ve destekleri için sonsuz teşekkürlerimi iletirim… “

Yazı, Röportaj ve Fotoğraflar : Devrim K FENOMEN





Devrim K FENOMEN Hakkında


1975 Ankara dogumlu. Batı Avrupa Anadolu Üniversitesi Halkla İliskiler ve Gazetecilik mezunu. Fotografçılıkla da yakından ilgili. Görsel sanatla edebiyatın birbirini tamamlayan bir fenomen olduğunu düşünen şair, şu an yurt dışında yaşıyor.


E-posta :
fenomenimden@googlemail.com







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahipleine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Devrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda RumeliDevrim K Fenomen : Elveda Rumeli

Selim Güneş : İstanbul Lodoslar Kenti



İSTANBUL LODOSLAR KENTİ



Lodoslar kentinde


üç yanı tarih denizleriyle çevrili bu toprağın,


üstündeyim.


Sabah yıldızları solarken mor gökyüzünde


bir başıma,


yürüyorum.


Ortalıkta


kağıttan burgaçlar uçuşuyor.



Füruzan “Lodoslar Kenti” isimli şiirinden”¦





Çamlıca’dan, 2000

Kadıköy, 2000

Üsküdar, 2002

Beşiktaş, 2004

Eminönü, 2003

Şehir Hatları Vapuru, 2003

Kumkapı, 2003

Yedikule, 2004


Güneşini Arayan Gölge



Dostlarla paylaşılan hoş bir yemeğin hazzını, ne leziz yiyecekler ne sunulan içkiler, ne yudumlanan kahveler ne gönülden gönüle akan sohbetler ne de kucaklaşan bakışlar tek başına simgeleyebilir. Unutulmaz bir yemek bunların hepsinden artakalandır”¦ Selim’in İstanbul’la sürdürdüğü uzun yolculuğunda, sohbet duraklarının tüm tazeliğini yansıtan fotoğraflarına sinmiş mistik atmosfer, ne Boğaz’ı ne Beyoğlu’nu ne de bildik mekanları anlatır. Selim bize, saniyenin yüzde biri gibi bir zaman aralığına sıkışmış kritik bir anın ifadesi olabilecek “o an”ın dışında kalan, geniş zamanların fotoğrafça izlenimlerini sunmaktadır.



Selim’in yolculuğu Boğaz’da başlar. İstanbul’un birbirine bakan yüzleri arasında süren kısa yolculuklar aslında, eve, iş yerine, okula veya herhangi bir mekana doğru süren koşuşturmacanın duraklama anlarıdır. Ne yana bakılsa İstanbul, doğu-batı ve denizlerle karşı karşıya kalınır. Burası İstanbul’un hem içi hem de dışıdır; burası dünyanın sıfır noktası, mola yeri olmalıdır”¦ Bu seride yer alan, bir başyapıt sayılacak fotoğrafta, silüetleri birbiriyle kenetlenmiş birtakım adamlar saçlarında, omuzlarında bozkırın tozu-toprağı, başlarının üstünde Anadolu’nun rüzgarı, yüzyıllardır süregelen Batıya yönelişin bir çeşit sembolü sayılabilecek boğaz geçişindedirler”¦



Yolculuk şehrin ana caddelerinde sürer; sonra ara yollar, geçitler, pazar yerleri, gölgeli çıkmaz sokaklar”¦ Eskiden bilâd-ı selâse (üç şehir) diye anılan bu olağanüstü coğrafyada, Tarihi Yarımada, Galata, Pera, Kadıköy, kıtalar, denizlerle kaplı derin vadiler ve milyonlarca yaşam arasında çılgına dönmüş İstanbul ışığı, soluklanacak yerler aramaktadır; klişeleşmiş İstanbul imgesinin, maddesel ve tarihsel olanın dışında varolan gizemli ışığın soluklanabileceğı yerler”¦ Buraları, geniş zaman yolcusunun yorgun İstanbul ışığını kıstırdığı yerlerdir. Böylesine bir sessiz sokakta, ışık serin, durağan gölgelerle kucaklaşmaktadır. Gölgeler eski zamanların soluğunu, seslerini taşır; hüzünle karışık”¦ Camsız, çerçevesiz, kenar süsleri yıpranmış pencerenin ardındaki odanın karanlığı, bu gizemi inadına güçleştirmektedir. Pencere kenarındaki yıpranmış duvarda, bahçedeki ağacın aynı koyuluktaki gölgesi sessizce gezinmektedir; bir bilinmezliği haykırarak”¦



Her yolculuk, her bakış, İstanbul imgesine yeni bir şey katar; her İstanbul aşığı yavaş yavaş inşa eder kendi İstanbul’unu. Her gölge güneşini arar”¦




Yusuf Darıyerli


Şubat 2008





Üsküdar, 2002

Üsküdar, 2006

İdealtepe, 2006

Galata Köprüsü, 2004

Eminönü, 2004

Beyoğlu, 2003

Beşiktaş, 2004

İdealtepe, 2004

Şehir Hatları Vapuru, 2004

Galata Köprüsü, 2004

Beyoğlu, 2004


YAŞADIĞIM, BİLDİĞİM VE SEVDİĞİM İSTANBUL



Büyük ağabeyim üniversiteyi kazanmıştı. Diğer bir ağabeyim Kuleli Askeri Lisesi’nde okuyordu. Ben ilkokulu, benden bir büyük ağabeyim de ortaokulu yeni bitirmiştik. Daha iki yaşımdayken bir kaza sonucu babamızı kaybettiğimizden, annem öğrencilik yaşamları başarılarla dolu dört erkek evladını okutup, onlara iyi bir gelecek sağlamak için İstanbul’a taşınmamıza karar vermişti. O zaman amcamın bir kamyonu vardı. Bir gün amcam ve onun oğlu da bizimle beraber olmak üzere, kamyonu ev eşyalarıyla doldurup İstanbul’a geldik. 1972 yılıydı. Lodos rüzgarının Boğaziçi’ni çalkaladığı bir havada yine ilk kez bindiğim arabalı vapurla bata çıka Harem’den Sirkeci’ye geçerken, ilk defa gördüğüm bu şehrin karşı konulamayan esrarengiz cazibesi görsel hafızamı daha o anda esir almıştı.



Ortaokul ve lise yıllarım oturduğumuz Kocamustafapaşa semtinde geçti. Davutpaşa genç takımının oyuncusu olarak o zamanlar henüz futbol sahası olan Çukurbostan’da top peşinde koşardım. Şehremini’ye sinemaya giderdik. Başka yerlere girmeye yaşımız tutmadığından, aynı zamanda surlarına da tırmandığımız Samatya semtindeki eski bir kıraathane, yırtık çuhalı bilardo masasıyla ilk ıstaka vuruşlarını kaçamak öğrendiğimiz yegane mekan olmuştu. Liseli gençlik yıllarında okulu kırdığımızda banliyö trenine atlar hem top oynamak, hem de sandal sefası yapmak için Menekşe sahiline uzanırdık.



Yıllar geçtikçe İstanbul’un farklı semtleri, farklı sokakları, farklı yüzleriyle de tanışıyordum. Lise son sınıftayken Levent’e taşındık. Üniversite yıllarımda hayatıma giren briç dolayısıyla Beşiktaş çevresine sıkça uğrar olmuştum. Satranç merakım başlayınca da Beyoğlu’nu mesken tuttum.



Askerliğimi yedek subay olarak yaptığım Ankara’dayken, bir gecede sabahlayarak okuyup bitirdiğim Yaşar Kemal’in “Deniz Küstü” isimli romanıyla İstanbul’u ne kadar çok sevdiğimi ve artık İstanbul’suz yapamayacağımı anlamıştım. Hala daha da İstanbul’un dışında yaşayabileceğim ikinci bir şehrim olmadı.



Kendi İstanbul’umun peşinde şehir içi yolculuklarım da sürüp gitti. 1986 yılında Levent’ten ayrılarak Anadolu yakasındaki Bostancı’ya ve 1999’da da İdealtepe’ye taşındık.



1995 yılında eşimle birlikte bir haftalığına Paris’e gitmiştik. Yola çıkmadan önce gezilip görülmesi gereken yerleri, müzeleri ve fotoğraf çekebileceğim mekanları araştırırken Robert Doisneau’nun albümünü aldığımda, Paris’in kendine özgü havasını ve ruhunu benim asla yakalayamayacağımı hissetmiş ve gidince de Paris’te sadece anı fotoğrafları çekmiştim. İşte o anı fotoğraflarıyla dönmüştük seyahatimizden. Bir de benim için önemli bir kararla: Artık yaşadığım, bildiğim ve sevdiğim şehir olan İstanbul dışında fotoğraf çekmeyecektim.



1998 yılında Yusuf Darıyerli’yle birlikte gerçekleştirdiğimiz İstanbul-İstanbul isimli sergi, bu kararıma dayalı yaklaşımımın ardından çok verimli geçen üç yılın sonunda ortaya çıkan bir çalışma olmuştu.



İstanbul hep o ilk karşılaştığımız andaki gibi Harem’den Sirkeci’ye, Asya’dan Avrupa’ya, doğudan batıya doğru zaman zaman sert esen lodosa bağrını vermiş bir andan diğerine koşar adım gidiyordu. 1995’de fotoğraf çekeceğim mekanı sınırlamayı tercih ettim. 2000 yılından itibaren O’nda akıp giden zamanı ancak yatay kadrajlı fotoğraflarla yakalayabileceğimi anladım. 2003’e geldiğimizde benim için İstanbul bundan böyle sadece 24 mm objektife sığabiliyordu.



1991 yılında gerçekleştirdiğim dia gösterimin adı “Benim İstanbul’um”du. Ne varoşlar, ne yeni yeni inşa edilen siteler, ne de gökdelenlerin boy gösterdiği semtler benim İstanbul’um olmadı.



Bu albüm çocukluğumdan itibaren yaşadığım, bildiğim ve sevdiğim benim İstanbul’umda, 2000 ile 2006 yılları arasında, 24 mm objektif kullanarak yatay kadrajda çektiğim fotoğraflarımdan oluşuyor.




Selim GÜNEŞ








Selim GÜNEŞ Hakkında



1961 Borçka doğumlu.


Elektrik mühendisi.


Reklam sektöründe çalışıyor.


1989 yılından itibaren fotoğrafla ilgileniyor.


Fotoğraf ve yazıları pek çok dergi ve yayınlarda yer aldı.


İstanbul’da yaşıyor. İstanbul fotoğrafı çekiyor.


İFSAK üyesi.



www.selimgunes.com


YAYIN


“İSTANBUL – Lodoslar Kenti”, 2008, Fotoğraf Albümü



KİŞİSEL SERGİ


“İstanbul – İstanbul”, 1998, Kişisel Sergi, Taksim Sanat Galerisi, İstanbul


Kıtaların, farklı kültürlerin kesişme noktası İstanbul; eşsiz coğrafi yapısı ve görkemli tarihiyle yüzyıllardır ona yönelmiş olan insanlara esin kaynağı olagelmiştir. Biz de günümüz İstanbul’unun geçmişin izlerini taşıyan klasik yönünü anlatmak için şehrin çok kültürlü, renkli yapısına uygun olarak siyah/beyaz ve renkli fotoğrafları bir arada kullandık.


Yusuf Darıyerli – Selim Güneş



KARMA SERGİLER


“Berlinİstanbul”, 2005, Karma Sergi, Karl-Marx-Allee-103, Berlin


Bu iki şehri karakterize eden unsurlar iki parça ve ülkenin geri kalan kısmına hiç benzemiyor olması. Üç Berlinli, üç İstanbullu fotoğrafçı kendi şehirlerini yorumladı…





“Bu şehir İstanbul”, 2003, Karma Sergi, Decatur House, Washington
Tarihin en büyük imparatorluklarının başkenti, farklı kültürler ve inançların kesişim noktası; “Bu şehir İstanbul”dasınız…


“El Carneval El Va”, 2002, Karma Sergi, Salonnico Marzo, Selanik İtalyan,Yunan ve Türk fotoğrafçılardan Venedik fotoğrafları…


“Enine Boyuna İstanbul”, 2000, Karma Sergi, İDGS Galerisi, İstanbul


Bu sergi ile amaçlanan İstanbul’a ait insanları, insanların yaşam biçimlerini; mimariyi, geçmişle bugün arasında sıkışıp kalan sokakları, caddeleri; detayları, detaylardaki yaşam izlerini enine boyuna yorumlamak, panoramik ya da değil ince ve uzun şekillendirmektir.



“İstanbul, Farklı Bakışlar”, 1999, Karma Sergi, Parc De Bagatelle, Paris


Farklı bakışlar, zira şimdiye değin farklı ufuklardan gelen sayısız fotoğrafçının görüntülediği bir kent. Bu sergide yer alan her görüntü bir küçük öykü anlatıyor, bazen de bize kenti teneffüs ettiriyor.






Selim Güneş, portre (fotoğraf : Yusuf Darıyerli)

GÖSTERİLER


“John Lennon”, 2003


John Lennon’ın besteleri eşliğinde, onun yaşamından ve dünya tarihinden fotoğraflar ile onun düşlerini paylaşmayı amaçlayan bir gösteri”¦



“Güvercinler – Çocuklar”, 2000


İçgüdü ve dürtü kavramlarının ele alındığı bir (iki kısa) gösteri.



“Uçmak”, 1998


“Uçurumları sevenin kanatları olmalıdır…” F. Nietzsche



“Yolculuk”, 1995


Herkesin “kendi yolculuğu”na çıktığı bir gösteri.



“Sevgi Üzerine Bir Gösteri”, 1993


1992 yılında bir trafik kazasında kaybettiğim annemin anısına…



“Benim İstanbul’um”, 1991


Martı çığlıklarının klakson seslerine baskın olduğu bir İstanbul özlemiyle çekilen fotoğraflardan oluşan bir gösteri.









Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Selim Güneş : İstanbul Lodoslar KentiSelim Güneş : İstanbul Lodoslar KentiSelim Güneş : İstanbul Lodoslar KentiSelim Güneş : İstanbul Lodoslar KentiSelim Güneş : İstanbul Lodoslar KentiSelim Güneş : İstanbul Lodoslar KentiSelim Güneş : İstanbul Lodoslar KentiSelim Güneş : İstanbul Lodoslar KentiSelim Güneş : İstanbul Lodoslar KentiSelim Güneş : İstanbul Lodoslar KentiSelim Güneş : İstanbul Lodoslar KentiSelim Güneş : İstanbul Lodoslar KentiSelim Güneş : İstanbul Lodoslar KentiSelim Güneş : İstanbul Lodoslar KentiSelim Güneş : İstanbul Lodoslar KentiSelim Güneş : İstanbul Lodoslar KentiSelim Güneş : İstanbul Lodoslar KentiSelim Güneş : İstanbul Lodoslar KentiSelim Güneş : İstanbul Lodoslar KentiSelim Güneş : İstanbul Lodoslar KentiSelim Güneş : İstanbul Lodoslar Kenti

Erdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk Dünyam



Binlerce çocuk dünyası: Hüzünlü, sevgi dolu bakışlar; insanın içini ısıtan, güç veren”¦ Sokakta, okulda, köyde, yaylada, işyerlerinde”¦ Doğal, kırılgan, saf ve ak; kocaman renkli dünyaları olan çocuklar”¦ Film karelerinden çıkıp bizleri süzüyorlar”¦



Onlarla yüzleşiyoruz; kitap sayfalarında, sergilerde”¦



Korunan, sevilen, baskı uygulanan, yönlendirilen çocuklar. Yeri geldiğinde “başımızın tacı” yeri geldiğinde sokağa atılan; “iyi huylu, ahlaklı, hırçın, yaramaz, başarılı-başarısız, tinerci, geleceği parlak, dahi”¦” çocuklar. Çocukluğunu yaşayamadan, eğitim çağında ağır koşullarda oyuncaksız büyüyen, cinsel tacize uğrayan, çocuk yaşta anne olan çocuklar. Bir çok ülkede toplumun neredeyse üçte birini ya da yarısını oluşturan çocuklar”¦ Dev dalgaların, sellerin yuttuğu; savaşların ve depremlerin kırdığı çocuklar”¦




Sahilde babasının sırtında dondurma yiyen çocuk ne de mutlu; Ya, çadırın önünde hüzünle bizi süzen çocuk?… Anneannesinin sıcaklığında gülümseyen, bakır işçiliğinde alnından soğuk terler döken; yaylada oyuncakları ve kedisiyle masallar diyarında yaşayan çocuk”¦ “Ya sokağa kaçarsa”¦” kaygısıyla iple bağlanmış, okulda hayallerini resme aktaran çocuk; dünyasını çiziyor olmalı. Çarşıda, pazarda, sepetli motosikletin içinde sıkışmış, yazın sıcağında hayvanları gölette yıkarken kaçırıp dakikalarca peşinde koşan çocuklar”¦



Fotoğraf çekimlerim sırasında Türkiye’nin büyük kentlerinin yanı sıra birçok küçük şehir, kasaba köy ve kırsal alanlarda çocuklarla unutulmaz an’lar yaşadım; onlardan birisi oldum; çocukluğumu yaşadım adeta. Fotoğraflarını çeken değil de arkadaşları oldum. Ortaya çıkan bu kareler yaşadıklarımızın “resmidir”. Fotoğrafçı olarak ben de varım bu karelerde. Yalın, çıkarsız sevgiyle bakıştık onlarla. Saatler boyu söyleştik, dertleştik ve “haberi çocuktan al”dım. Mutlu-mutsuz yaşamlarını, başarı ve başarısızlıklarını, becerilerini, havada uçan kuşu, dağdaki kurdu, ağacı, çiçeği, arıyı, kelebeği onlardan öğrendim. Geçmişte yaşanan olayları destansı bir dille onlardan dinledim. Küçücük bedenlerine kocaman dünyaları sığdırmışlardı. Bu karelerle, araladıkları pencereden dünyaları ‘kara kutu’ içinde ölümsüzleşti.




‘Çocuk Dünyam’ onların birer yaşam öyküsü; her gün aramızda gördüğümüz, sevilen, okşanan, horlanan, dışlanan, ‘göklere çıkarılan’ , yeterli-yetersiz beslenen, iyi eğitim alan-alamayan”¦ Yani onlar geleceğimiz, umudumuz”¦



Çocukların dünyası, sevgiyle sulanıp korunması gereken birer çiçek tarlası. ‘Çocuk Dünyam’ bu dokunun, kokunun küçük bir parçası ve küçük bedenlerinde ‘kocaman dünyalar sığdıran arkadaşlarıma’ küçük bir armağan”¦



Erdal YAZICI








































Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Erdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk DünyamErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk Dünyam

Dask Dogay : Mersin, Mut





DASK DOGAY Doğada Görüntü Avcılığı Yarışması


ÜLKEMİZİN ÖZGÜN ve KAPSAMLI FOTOĞRAF YARIŞMASI

“DASK DOGAY” BU YIL ONİKİNCİ KEZ DÜZENLENDİ

Doğada Görüntü Avcılığı Yarışması 23-27 Nisan 2008’de verimli toprakları, derin kapızları, doğal ve tarihi zenginlikleriyle ünlü Mersin’in MUT ilçesinde yapıldı.



Yarışmacıların kayıtları, filmlerin dağıtımı, çekimler, filmlerin banyosu, değerlendirme ve ödül töreni 72 saat içinde tamamlandı.



İlk kez “Dijital” bölümü ekledik yarışmamıza”¦


Önceki yıllarda olduğu gibi “Saydam” ve “Çocuk” bölümlerimizle birlikte…



DASK DOGAY”¦


Gönüllülük temelinde düzenlenen,


herkesin katılabildiği,


fotoğraf çektiği,


kamp yaptığı, çevreyi gezdiği,


Anadolu’nun farklı yörelerini tanıma olanağını bulduğu,


Fotoğraf ve doğa tutkunlarının katılımının sürekli arttığı bir fotoğraf ve doğa şenliği haline geldi ”¦



Anadolu insanının güzelliğiyle, özverisiyle büyüyen bu etkinliği hep birlikte yarattık,


Yarışmacılarımız, fotoğraf dernekleri, katkıda bulunan dostlarımızla


emeğimiz, sevgimiz ve içtenliğimizle”¦



Derneğimizin üyelerinin gönüllü çabalarıyla düzenlenen yarışmamıza


1995’ten bu yana emek veren DASK üyelerine çok teşekkür ediyoruz”¦



DOGAY için birçok kişi ve kuruluş düzenledikleri etkinlikler ve saydam gösterileriyle katkı verdi”¦



Başta Mersin Valiliği, Mut Kaymakamlığı ve Mut belediyesinin katkılarıyla düzenlenen yarışmamızda Mersin Fotoğraf Derneği’ne ve sponsorlarımıza gönülden teşekkürler.



Fotoritim dergisi yarışmamızı başından sonuna izledi. Özel Ödül koyarak yarışmamızı destekledi. Fotoritim dergisine ve tüm katkı veren kuruluşlara da dernek üyeleri olarak çok teşekkür ediyoruz…



Bu yıl Çocuk Dogay’da Mut ve Dağpazarı köyündeki çocuklarımızla birlikte Zicev (Zihinsel Yetersiz Çocukları Yetiştirme ve Koruma Vakfı)’den 4 çocuğumuz da bizimle birlikteydi. Onlarla inanılmaz güzel anlar paylaştık… Çocuklarımıza fotoğraf sevgisi aşılamak üzere düzenlenen etkinlikte yarışmadan çok eğitsel bir fotoğraf etkinliği gerçekleştirdik…



Fotoğraf makinesini ilk kez eline alan çocuklarımız vardı. Onlarda kendi yaşadıkları ortama kameralarını çevirdiler… Bizce DOGAY’ın en anlamlı bölümünü gerçekleştirmenin keyfini ve gururunu yaşadık…



Mut Belediye Başkanımız Sayın Selahattin Arslan’a Dağpazarı halkına ve Zicev’e de Fotoritim Dergisi aracılığı ile sonsuz teşekkürler…



Bizler heryıl Anadolunun bir başka yerini tanımaya, fotoğraflamaya devam edeceğiz… Tüm doğa ve fotoğraf severleri etkinliğimize bekliyoruz…


2009 DOGAY’da görüşmek üzere…



Ayak izinden başka bir şey bırakma !…


Anılardan başka bir şey götürme !…


Zamandan başka bir şey öldürme !…


Görüntüden başka bir şey alma !…




Funda GÖNENDİK


Dask Dogay Düzenleme Kurulu Başkanı







Yarışmadan Görüntüler


Fotoğraf: Baybars Sağlamtimur

Fotoğraf: Burcu Eser

Fotoğraf: Baybars Sağlamtimur

Fotoğraf: Burcu Eser

Fotoğraf: Baybars Sağlamtimur

Fotoğraf: Baybars Sağlamtimur

Fotoğraf: Baybars Sağlamtimur

Fotoğraf: Baybars Sağlamtimur

Fotoğraf: Baybars Sağlamtimur

Fotoğraf: Burcu Eser

Fotoğraf: Burcu Eser


Fotoğraf: Mustafa Eser






Saydam Dogay Genel Doga kategorisi


Hüseyin Sadri

Faruk Nafiz Erdal

Yılmaz Topçu

Önder Turacı

İsmail Hakkı Baliç

İlker Şahin

Erol Bektaş

Celal Semsazaran

Amir Reza Borhani

Altuğ Özpineci







Saydam Dogay Makro Doga Kategorisi



Doğanay Sevindik

Hülya Afacan

Hasan Atabaş

Kemal Shabkhiz

Doğanay Sevindik

İmren Doğan

Kemal Shabkhiz

Önder Turacı

Oya Necla Kurtaran

Taner Kıral

Turan Sezer

Yavuz Yaman






Saydam Dogay Yerel Yasam Kategorisi



Doğanay Sevindik

Serpil Kozludere

Yüksel San

Turan Sezer

Semra Peyker

Önder Turacı

Önder Bakay

Muhsin Divan

Fikret Özkaplan

Celal Semsazaran

Amir Reza Borhani

Ali Rıza Vehid


Turan Sezer






Saydam Dogay Mut Tarihi ve Arkeolojisi Kategorisi




Ayşen Eren

Yavuz Yaman

Yusuf Bilgin Dülgeroğlu

Yüksel Coşkun

Oya Necla Kurtaran

İsmail Hakkı Baliç

Hüseyin Sadri

Hasan Atabaş

Erol Bektaş

Oya Necla Kurtaran







Saydam Dogay Dask Arsivine Secilenler



Yavuz Yaman

Taner Kıral

Önder Bakay

Naren Halitoğlu

Hülya Afacan

Deniz Tokay

Ahsev Baliç







Dijital Dogay Mut Kapızları (Kanyonları) Kategorisi





Muhammad Abbaszadeh

Barış Koca

Gülnur Besçeli

Yılmaz Topçu

S. Tolga Divan

Korkut Alırız

İlker Şahin

Erol Bektaş







Dijital Dogay Detay Doku Kategorisi



Turan Sezer

Zeynep Şişman

Yavuz Yaman

Şafak Tortu

Muhsin Divan

Hamid Reza Hasan Doost

Emre Çulha


Barış Koca






Dijital Dogay Mut Tarihi ve Arkeolojisi Kategorisi





İlker Şahin

Hakan Kısacık

Rahim Yalçıntaş

Ufuk Alırız

Turan Sezer

Fatma Eldeniz

Erol Bektaş








Dijital Dogay Dask Arsivine Secilenler



Necip Evlice

Muhsin Divan

Hakan Kısacık

Hacı Mevlüt Özalp

Fatma Eldeniz

Emre Çulha


Dmitry Loshagin







Çocuk Dogay



Begüm Sezer

Mustafa Berkay

Zeynep Çelik

Melis Gün

Burak Sezer

Tuncay Karabaş

Veli Çınar

Zeynep Baliç

Havva Yıldız







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Dask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, MutDask Dogay : Mersin, Mut

Alex Prager : Büyük Vadi




Prager kadın modellerini, Alfred Hitchock ve Douglas Sirk gibi, 20. Yüzyılın ortalarının büyük film yönetmenlerini anımsatan bir tarzda fotoğraflar. Kompozisyonları ve renk zevki arasındaki tecrübesizlikte belli belirsiz bir hikaye yer almaktadır. Prager’ın fotoğrafları bizi öncesi ve sonrasında ne olduğunu hayal etmeye teşvik eden, açık hava sinemalarında gösterilen eski zaman sessiz filmlerindeki gibi öyküler sunmaktadır. Çoğunlukla beklenmedik bir açıdan ve nadiren aydınlatılmış olan karelerle izleyici, röntgenci pozisyonunda yer alır. Prager daha çok Los Angeles dışında yaşamakta ve çalışmaktadır.


www.alexprager.com



Alex Prager


Prager photographs her female subjects in a style reminiscent of the great mid 20th Century film directors such as Alfred Hitchcock and Douglas Sirk. Amongst the naivety of her compositions and colour palate there is the suggestion of impending narrative. Similar to old style movie stills displayed outside cinemas, Prager’s photographs offer us stories that encourage us to imagine what happens before and after, beyond the edge of the frame. Often shot from an unexpected angle and unusually lit the audience are positioned as voyeurs. Prager lives and works mostly out of Los Angeles.



www.alexprager.com


Çeviri (translated by) : Berna AKCAN




THE BIG VALLEY (BÜYÜK VADİ)






















Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Alex Prager : Büyük VadiAlex Prager : Büyük VadiAlex Prager : Büyük VadiAlex Prager : Büyük VadiAlex Prager : Büyük VadiAlex Prager : Büyük VadiAlex Prager : Büyük VadiAlex Prager : Büyük VadiAlex Prager : Büyük VadiAlex Prager : Büyük VadiAlex Prager : Büyük VadiAlex Prager : Büyük VadiAlex Prager : Büyük VadiAlex Prager : Büyük VadiAlex Prager : Büyük VadiAlex Prager : Büyük Vadi

Murat Germen : Küresellik Çağında Kadına ve Yerele Övgü : Graciela Iturbide



Küresellik çağında kadına ve yerele övgü : Graciela Iturbide



1942’de Meksika’da doğan Graciela Iturbide, ailesindeki 13 çocuğun en büyüğü. Mimar Manuel Rocha Díaz ile 1962’de evlenen sanatçının takip eden 8 sene içinde 3 çocuğu olmuş. 1970’de 6 yaşındaki bir kızını kaybeden Iturbide kendi içine kapanmış ve bu içsel arayış sırasında fotografa olan ilgisini keşfetmiş. Universidad Nacional Autónoma de México (Özerk Meksika Ulusal Üniversitesi) bünyesinde Centro Universitario de Estudios Cinematográficos’da (Sinematografik Çalışmalar Merkezi) eğitim alan fotografçı; Federico Fellini, Pier Paolo Pasolini, Luchino Visconti ve Luis Buñuel gibi yönetmenlerin düşünce biçimleri ve görsel dilleri ile tanışmış. Burada ayrıca, yol göstericisi ve hocası olan sinematograf / fotografçı Manuel Álvarez Bravo ile tanışma fırsatı yakalamış. Başlarda Mexico City’deki gündelik hayatı fotograflayan Iturbide; Josef Koudelka, Henri Cartier-Bresson, Sebastião Salgado ve Álvarez Bravo gibi belgesel fotografın en önemli bazı isimlerinden etkilenmiş.




Graciela Iturbide


Iturbide’nin feyiz aldığı isimler, çalışma biçimi ve içeriğine bakarsak belgesel ifade tarzını seçtiğini söylemek yanlış olmaz. Fotoğraf makinesi sayesinde ülkesini daha iyi tanıdığını söyleyen Meksikalı fotoğrafçının ifade dilinde ise, genelde belgesel çalışmalarda olduğu varsayılan veya iddia edilen bir sosyal sorumluluktan öte hayli güçlü bir öznel yaklaşım algılamak zor değil. Bu varsayımı bir söyleşisinde ifade ettiği “şüphe yok ki aslen estetik özelliği olan bir şeyler üretmeye çalışıyorum”, veya “fotograflarımı kendimin yansımaları olarak görüyorum, tüm fotograflarımda Graciela Iturbide’yi görebilirsiniz” cümleleri ile desteklemek olası. “Fotograf makinemi kullandığım zaman içinde bulunduğum ortamda olup bitenin, diğer bir deyişle sahnenin parçası olan bir aktrise dönüşüyorum. Diğer aktörler, aktrisler hangi rolü oynadığımı gayet iyi biliyorlar ve bana destek çıkıyorlar. Yarattığım imgeleri hiçbir zaman bir proje konusu gibi algılamadım, sadece durumları yaşarım ve onları fotograflarım; ancak imgeler ortaya çıktığında onları keşfederim” derken de şahsi tecrübenin fotografik ifadede ne derece önemli olduğuna parmak basıyor fotografçı.





Yeri gelmişken, Iturbide’den biraz uzaklaşarak, belgesel çalışmalarda sosyal sorumluluk boyutu konusunda birkaç kelam etmek isterim. Sosyal belgeseller genelde politik içerik kapsayarak hayatımızda sorun oluşturan bazı konulara dikkat çekiyorlar. Burada belli bir duyarlılık göz önüne çıkıyor şüphesiz; ama sonuca bakarsak bu tür işler, özellikle de galerilerde sergilendiğinde, fotografçının yanına kâr kalıyor genelde. Fotografçının ele aldığı sorundan muzdarip insanların sıkıntıları devam ederken, kapsanılan konu fotografçının sergi geçmişine bir satır olarak geçiyor en fazlasından. Burada önerim şu: Fotografçı sosyal konularda duyarlılık sahibi ise, aktivist bir tavır sergileyip haksızlıklara karşı durmak istiyorsa (ki iddiası o) bunu iki şekilde yapabilir. Birincisi, fotografı tamamıyla unutup sivil toplum kuruluşlarında çalışmaya başlayabilir ve yardımcı olmak istediği konuda özelleşen bir STK seçip o bünye içinde insanlara faydalı olmaya başlayabilir. İkincisi; fotografa daha yakın bir çözüm olarak, duyarlı fotograf projeleri düşünmeye ve icra etmeye devam eder, ama işini anonim olarak sunar. Yani, toplumdaki yarayı belgeler ve gerekli ortama ismi olmadan sunar, çünkü burada önemli olan fotografçının ismi değil sorunun ta kendisidir, fotografları kimin çektiği ise hiç önem taşımamaktadır.





Belgesel fotografın ille de nesnel olması gerektiği iddiasını yersiz buluyorum. Fotograf; çeken kişinin gerçeğini, diğer bir deyişle ‘gerçeklik kurgusu’nu (Orhan Cem Çetin’in tabiri ile) ve algısını yansıtıyor olmaktan dolayı nesnel olma şansına sahip değil. Fotografın olabildiğince öznel olması daha doğru diye düşünüyorum, çünkü bu şekilde ortaya çıkan sonuç fotografçının anlatmak istediğine daha yakın durur ve belki bu yüzden de daha “gerçek”tir aslında. Bu şekilde yaklaşırsak, hissettiğinize yakın ifadeyi yakalamak için yapılan her türlü manipülasyonu mubah sayabiliriz. Zaten manipülasyon, yüz küsur yıldır karanlık odalarda (analog) ve aydınlık odalarda (dijital) yoğun bir şekilde uygulanmaktadır ve korkulacak bir şey değildir. Iturbide’nin de özellikle “nesnel” bir gerçekliği yansıtmak peşinde olduğunu hiç sanmıyorum.





1979’da Meksikalı ressam ve özgün baskı sanatçısı Francisco Toledo kendisinden köyünü belgelemesini istediğinde, konuyla çok ilgilenen Iturbide ‘Mujer Ángel’ (Melek Kadınlar) adlı ilk serisini Sonora Çölü’nün Meksika’ya ait olan bölümünü belgeleyerek oluşturmuş. 2002’de kendisi ile yapılan bir mülakatta projeye dair heyecanını şöyle aktarmış: “Bu bölge [Juchitán] meğersem Henri Cartier-Bresson, Sergei Eisenstein, Tina Modotti, Frida Kahlo gibi sanatçılar tarafından daha önce ziyaret edilmiş efsanevi bir yermiş; Francisco Toledo beni aradığında bunu bilmiyordum.” Hayata dair bazı fikirlerini şekillendiren bu ilk tecrübesi Iturbide’nin sağlam bir feminizm destekçisi olmasına yol açmış. Bu seçim onun bundan sonraki işlerini de yönlendirmiş: Grek mitolojisindeki yılan saçlı Medusa’yı anımsatan ‘Nuestra Señora de Las Iguanas’ (İguanaların Hanımefendisi) adlı işinde bölgenin mutfağında sıkça yer alan hayvanlardan birisi olan iguanalarla taçlandırılmış muzaffer kadın figürü, “cins-i latif”lerin günlük yaşamda egemen oldukları bir coğrafya olan Juchitán, Oaxaca’da çekilmiş. Bir söyleşisinde “burada ekonomiyi yürüten Juchitán kadınlarıdır, bütçeyi nasıl yöneteceklerini iyi bilirler. Çiftlik veya fabrikalarda çalışan erkekler kazandıkları paraları evin patronuna yani kadınlarına verirler. Sigara almak veya içip sarhoş olmak isteyen erkek parayı kadından alır; Juchitán’da her şeye kadın karar verir,” diyerek gülümseyen sanatçı “Juchitán erkekleri kadınlarından daha zayıf, kısa ve küçüklerdir de zaten”¦” diye eklemektedir. Juchitán’daki çalışma sadece kadınlar hakkında değil aslında: Kadın elbisesi giymiş ve kendine aynada bakan bir adamın fotografı olan ‘Magnolia’ isimli belki de en ünlü eseri, bazı fotograf sanatı eleştirmenlerini Iturbide’nin Meksikalılarda cinselliğin farklı boyutlarını irdelediğini düşünmeye sevk etmiş.




Iturbide, bu coğrafyanın insanlarının yurtdışına seyahate çıktıklarında geleneksel giysilerini giyecek, hatta bazan çıplak ayak yürüyecek kadar kendi kültürleri ile gurur duyduklarını ifade ediyor. “Juchitán halkı çok özgür insanlardır; bu özgürlüğü bedensel, erotik, cinsel ve politik boyutlarda görmemek neredeyse imkansızdır. Bu insanların kültürel açıdan asimile olmayı kabul etmeleri mümkün değildir” diyor kendisi. Çalışmalarını sadece Meksika sınırları içinde tutmayan sanatçı, Doğu Los Angeles’deki White Fence (Beyaz Çit) mahallesindeki Meksikalı Amerikalıların yaşamını “A Day in the Life of America” (Amerikan Yaşamından Bir Gün) adlı 1987 tarihli belgesel kitap için fotograflamış. 1996’da Arjantin’de üretmeye devam ettikten sonra, ‘Perros Perdidos’ (Kayıp Köpekler) adlı çalışmasını Hindistan’da, isimsiz bir seriyi ise Texas, Amerika’da gerçekleştirmiş. Metropolitan Museum of Art, Museum of Modern Art (MoMA), Los Angeles County Museum of Art ve J. Paul Getty Museum gibi çok önemli müze koleksiyonlarında işleri olan Iturbide; 1987’de W. Eugene Smith Fotograf Ödülü, 1988’de Guggenheim Bursu, 2008’de ise Hasselblad Ödülü’nü kazanmış.





Luis Buñuel’in sürrealist tavrından etkilenmiş olan ve bu yüzden şaşırtmayı sevdiğini belirten fotografçı bunun için gereğinde masalsı bir ifade tarzı seçmekten kaçınmamış. “Herkesin zannettiği gibi yerli halkı mitleştirmeye niyetim yok, onlarda sevdiğim şey gündelik ve olağan olanı mitleştirmeleri. Aslına bakarsanız, fotograf da benim için bir ritüel”¦” diyerek bu masalsılığın yola çıkış noktasına ve olağanı fotograflarken oluşturduğu teatral atmosfere gönderme yapmış. Bu atmosferi oluşturan öznelerini çekerken genellikle izin aldığı ve gizli saklı çekmekten çok hoşlanmadığı belirtiliyor. “Fotograf aslen saldırgan mıdır, fotografını çektiğim insanlardan ne öğrenebilirim?” diye sorgulayacak kadar da öznelerine saygılı. Bu sayede, çektiği fotograflara modellik yapanlarla, özellikle de kadınlarla çok samimi bir ilişki kurabilmiş, onların güvenini kazanabilmiş ve onlardan neleri çekebileceği konusunda tavsiyeler bile almış. Benzer bir duyarlılığı, soyundan geldiği İspanyol atalarının Meksika’da yaptıkları konusunda da gösteriyor: “İspanyolların bu coğrafyayı fethetmiş olmasından rahatsızım; çünkü, fetih buradaki çok zengin kültürü yerle bir etmiş.” Ama buna rağmen Iturbide bünyesinde, bölgesel kültürün ritüelleri ile fetih sonrası Katolik baskısı sonucu ortaya bir karışım olarak çıkan ve yerli halkın bile tam olarak bilincinde olamadığı, birbirinden hayli farklı ayrı düşünce, inanış veya öğretileri kaynaştırmaya çalışan “senkretik” sistemin olumlu yönlerini görecek kadar da farkındalık barındırıyor. Fotografçının bu gözlemini, 1990 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmış ünlü Meksikalı yazar Octavio Paz’ın Meksikalı köylü sınıfı üzerine yazdıklarında da bulabiliriz: “Meksikalı köylüler, Meksika Katolisizmi olarak adlandırılabilecek tuhaf ama büyüleyici bir oluşumun mucididirler; bu oluşum 16. yüzyıl Hristiyanlığı ile Kristof Kolomb öncesi şamanik dini ritüellerin yaratıcı bir sentezidir.”





Ünlü ressam Frida Kahlo’nun huipile (geleneksel Meksika gömleği) koleksiyonunu çekmesi istendiğinde, işi stüdyo fotografçılığı tecrübesi olmadığı için reddetmiş. Onun yerine, Kahlo’nun banyosunu çekmeyi önermiş: Meksikalı ressamın hayatı boyunca çektiği acıları çok sarih bir şekilde temsil eden ilaçlar ve tıbbi önlemler koleksiyonu… Odayı sadece olduğu gibi çekmek ona yeterli gelmiş, etkiyi artırıcı herhangi bir önlem almak gerekmemiş. Bu derece açık sözlülük ve samimiyetle önemli bir işi reddedebilen Iturbide’nin işlerini herkes, ya da belki daha doğrusu dünyanın Batı tarafındaki eleştirmenler çok överken, Alquimia adlı Meksika kökenli fotograf dergisinin editörü José Antonio Rodríguez sanatçının işlerinin özgünlüğünün tartışılabilir olduğunu öne sürüyor. Fotografçının, Meksika’daki egzotik yapıya hayli Amerikan ve Avrupalı (yani Batılı) bir bakış açısı ile bakması sayesinde dünya çapında ün kazandığını belirtiyor Rodríguez. “Çalışırken ciddiyetli ve büyük efor sarf ederek işini yürüten birisi, ama sonuçta, Meksika’nın yerli kültürlerini belgelemekten öte bir şey yapmadı” diyerek Iturbide’nin genel geçer çizginin ötesine geçemediğini ileri sürüyor (Doğu kültürleri için geçmişte üretilmiş, zamanımızda ise sayıları katlanarak artan ve sıkıntısını çok çektiğimiz “oryantalist” söylemlerin varlığında editörün söylediği çok da mantıksız gelmiyor insana). Rodríguez’den bu çeşit görece ağır bir yafta yemesine rağmen, ya da belki sadece bu yafta yüzünden, fotografçının Meksika fotografı içinde en önemli yerlerden birisini tuttuğunu da belirtmeden geçmemek lazım.





Iturbide geleneksel fiziki ortamlar içerisinde siyah-beyaz çalıştığı için, hocası Manuel Álvarez Bravo gibi görece klasik bir görsellik üretiyormuş gibi duruyor, ama, ilerici bir grafik ifade dili kullanması ve kendine has özne seçimi dolayısı ile de çağdaş bir duruş sergiliyor. Bu yüzden, zaman, Iturbide’nin fotograflarında önemini kaybediyor ve birçok sanatçının işlerinde varmak istediği “zamansızlık” (timelessness) boyutuna erişiyor sanatçı bir anlamda. Sanatçının bu tavra yönelik diğer bir cümlesi savımı destekleyecektir: “Fotografta saklı olan fotografçıda saklı olanın ifşasıdır.” Küresellik, kır-kent çelişkisi, doğal-modern hayat ikilemi gibi kavramların hararetle tartışıldığı zamanımızda, yerel kültürün onurlu bir şekilde var olmasını gururla kaydeden Iturbide’nin işlerinin mevcut dünya fotografı içinde özel bir yere sahip olduğu şüphesiz.




Murat GERMEN



Kaynaklar:


http://www.wikipedia.org /


http://www.jordanelgrably.com/gracielaiturbide.htm l (“Myth and Matriarchy in Mexico”, Jordan Elgrably, El Paseante dergisi, Madrid, İspanya, Mart 1990.)


http://www.getty.edu/art/exhibitions/iturbide /


http://artscenecal.com/ArticlesFile/Archive/Articles2005/Articles0505/GIturbideA.html (“Graciela Iturbide”, Jody Zellen)


http://www.newangelesmonthly.com/article.php?id=125&IssueNum=9 (“Graciela Iturbide’s Desolate & Tremendous World”, Kate Petre)


Graciela Iturbide: Juchitán” Judith Keller tarafından kaleme alınmış deneme, J. Paul Getty Trust yayını, Los Angeles, ABD, 2007.


FOTOĞRAFLAR : GETTY MÜZESİ’nden izin ile alınmıştır.
MAKALE : Murat Germen’in bu makalesi, Arredamento Mimarlık Dergisi Haziran 2008 sayısında yayımlanmıştır.








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Murat Germen : Küresellik Çağında Kadına ve Yerele Övgü : Graciela IturbideMurat Germen : Küresellik Çağında Kadına ve Yerele Övgü : Graciela IturbideMurat Germen : Küresellik Çağında Kadına ve Yerele Övgü : Graciela IturbideMurat Germen : Küresellik Çağında Kadına ve Yerele Övgü : Graciela IturbideMurat Germen : Küresellik Çağında Kadına ve Yerele Övgü : Graciela IturbideMurat Germen : Küresellik Çağında Kadına ve Yerele Övgü : Graciela IturbideMurat Germen : Küresellik Çağında Kadına ve Yerele Övgü : Graciela IturbideMurat Germen : Küresellik Çağında Kadına ve Yerele Övgü : Graciela IturbideMurat Germen : Küresellik Çağında Kadına ve Yerele Övgü : Graciela IturbideMurat Germen : Küresellik Çağında Kadına ve Yerele Övgü : Graciela IturbideMurat Germen : Küresellik Çağında Kadına ve Yerele Övgü : Graciela IturbideMurat Germen : Küresellik Çağında Kadına ve Yerele Övgü : Graciela IturbideMurat Germen : Küresellik Çağında Kadına ve Yerele Övgü : Graciela IturbideMurat Germen : Küresellik Çağında Kadına ve Yerele Övgü : Graciela IturbideMurat Germen : Küresellik Çağında Kadına ve Yerele Övgü : Graciela IturbideMurat Germen : Küresellik Çağında Kadına ve Yerele Övgü : Graciela IturbideMurat Germen : Küresellik Çağında Kadına ve Yerele Övgü : Graciela IturbideMurat Germen : Küresellik Çağında Kadına ve Yerele Övgü : Graciela IturbideMurat Germen : Küresellik Çağında Kadına ve Yerele Övgü : Graciela IturbideMurat Germen : Küresellik Çağında Kadına ve Yerele Övgü : Graciela IturbideMurat Germen : Küresellik Çağında Kadına ve Yerele Övgü : Graciela Iturbide

Fikret Özkaplan ile Söyleşi




Fotografçılık mesleğiniz mi, yoksa amatör uğraşınız mı?



Hem amatör hem de profesyonel olarak fotoğrafla uğraşmaktayım. İlk zamanlar hobi olarak başladığım fotoğraf uğraşı, zamanla gelişerek profesyonel bir boyuta geçti. Yani bir gün içindeki zamanımın neredeyse tamamını fotoğraf düşünerek geçirmekteyim.



Asıl mesleğiniz nedir?



Asıl mesleğim Mali Müşavirlik. Fakat fotoğraf, asıl mesleğimin önüne geçmiş durumda.



Fotografa ne zaman ve nasıl başladınız?



1988-1989 yılları arasında askerlik yaptığım dönemde, sabit objektifli “DACORA” marka fotoğraf makinesi ile asker fotoğrafları çekerek fotoğraf hayatına girdim. Asıl fotoğraf eğitimini 1993 yılında aldım.



Fotograf dışında başka amatör uğraşılarınız var mı? Varsa nelerdir? Ya da başka hangi amatör uğraşılarınız olsun istiyordunuz?



Fotoğraf amaçlı; amatör olarak dağcılık sporu ile ilgilenmekteyim. Şu aralar uçmak gibi düşüncelerim de var.




Fotograf sizce pahalı bir uğraşı mıdır?



Fotoğraf düşünüldüğünden daha pahalı bir uğraş. 5 yıl öncesinde bir klasik makine ve lensleri ile neredeyse her istediğimizi uzunca bir süre yapabiliyorduk. Şimdi dijital makineler çıktığından beri, her iki yılda bir makine değiştirir olduk. Bu da masrafları bir hayli artırmaktadır. Ayrıca gezerek fotoğraf çekenler için durum daha da pahalı olabilmektedir.



Fotograf kolay bir uğraşı mıdır?



Fotoğraf eğitimi almadan önce fotoğrafın sadece netlik yapmaktan ve düğmeye basmaktan ibaret olduğunu düşünüyordum. Eğitim aldıktan sonra işler bir hayli karışmaya başladı. Makineleri tanıyorsun, kompozisyon öğreniyorsun, teknik bilgiler ediniyorsun, hareketin ve alan derinliğinin ne kadar önemli olduğunu algılıyorsun. Birçok disiplinin fotoğrafta nasıl bir araya geldiğini görüyorsun. Fizik, kimya, geometri, felsefe vb. Fotoğrafın kolay bir uğraş olduğunu söyleyen henüz bir kişiye rastlamadığımı da söylemeliyim.



Fotografı sizin için önemli ve ayrıcalıklı kılan nedir?



Fotoğraf bir anlatma aracıdır. Her ne kaydedilirse edilsin sonuçta kaydedilen görüntüler bir şey söyler. Kısaca görüp gördüren bir iletişim aracıdır. Bazen bir an durdurulabilir ve o durdurulan an uzun yıllar konuşulan görüntüler olabilir.




En fazla ne tür fotograf ilginizi çekiyor?



İnsan ve doğa fotoğrafları her zaman ilgimi çekmiştir. İki konuyu da vazgeçilmezlerim arasında görüyorum. Son birkaç yıl içinde stok fotoğrafçılığı konusu ilgimi çekmektedir.




Yarışmalardan iyi dereceler ya da bol miktarda sergilemeler elde etmek bir fotografçının kariyerine katkı verir mi? Neden?



Bazı fotoğrafçıların hiçbir yarışmaya girmeden de kariyer yaptığını biliyoruz. Önemli olan ortaya konulan iştir. Yani iyi fotoğraflar üretmektir. Elbette ki yarışmalardan elde edilen iyi dereceler kişiye bazı değerler katabilir. Örneğin Fiap tarafından verilen unvanları elde etmek için, yurtdışındaki yarışmalara beş yıl üst üste katılmak gerekmektedir.




Gördüğünüz enteresan şeylerin fotograflarını çeker misiniz?



Herkes her şeyin fotoğrafını çekebilir de çekmeyebilir de. Bu kişiye göre değişen bir durum. Evet, gördüğüm enteresan şeylerin fotoğrafını çekerim. Çünkü enteresan şeylerde farklı durumlar vardır ve o durumların benim gözümle başka insanlar tarafından da görülmesini isterim.




Fotograf çekmek için sahaya çıkar mısınız? Neden?



Evet, hem de sık sık sahaya çıkarım. Bazen mevsimlere göre de hareket ettiğim olur. Manisa lalesini çekmek için ya da Uludağ’da Apollo Kelebeği’ni aramak için günleri iple çektiğimi ve bu uğurda uzun ve yorucu seyahatlere katlandığımı bilirim.




Deneysel ya da kreatif fotograf diye ortaya konan her fotograf yaratıcı bir çalışma mıdır?



Önemli olan fotoğrafın ne anlattığı ve nasıl anlatıldığıdır. Eğer bir yaratma eylemi varsa, yapılan işin özgün olması gerekmektedir.



Bu güne kadar sizi en çok hoşnut eden projeniz hangisidir? Nasıl bir çalışmadır ve neden hoşnutsunuz o çalışmadan?




“Atatürk Kalbimizde Yaşıyor” adlı fotoğraf projesi, beni en çok hoşnut eden projemdir. Atatürkçülüğü ile bilinen Prof.Dr.Ahmet Taner Kışlalı’nın cenaze töreninde, altı makara siyah beyaz filmle çekim yapmak için gitmiştim. İnsanlar yürüyüş halindeydi ve çoğu insanın Atatürk fotoğraflarını taşıdığını fark ettim. O gün boyunca Atatürk fotoğrafını taşıyan insanları fotoğraflamaya gayret ettim. O tarihten sonra başka günlerde de Atatürk’ün fotoğraflarını taşıyan insanları takip etmeye devam ettim ve devam ediyorum.





En çok feyz aldığınız, sizi bilgilendiren ya da size en fazla şeyi öğrettiğini düşündüğünüz usta kimdir?



Kitaplarım ve onların yaratıcıları”¦



Atölye önemli midir? Neden?



Atölye çalışmalarının önemli olduğunu düşünmekteyim. Çünkü, çalışmalar bir eğitmen tarafından yönlendirilmekte ve paylaşım artmaktadır.



Teknolojik yeniliklere karşı tepkiniz nasıldır? Örneğin, dijital geçiş hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?



Teknolojik gelişmelere karşı, yakından ilgili olduğumu söylemeliyim. Kaçınılmaz olarak bu süreç beni de etkilemiştir. Dijital fotoğraf makinesini ilk çıktığı yıldan itibaren kullanmaktayım.



Her zaman yeter miktarda ekipmanınız oldu mu, ekipman konusunda sıkıntı çektiniz mi hiç?



Ekipman, bir fotoğrafçı için olmazsa olmazlar arasındadır.



S/B ya da Renkli fotograftan hangisi daha fazla ilginizi çeker? Neden?



Konusuna göre ya da fotoğraftaki anlamına göre her ikisi de ilgimi çeker.



Yeter miktarda Türk fotografçılarının fotograf albümü var mıdır sizce? bu konuda bir eksiklik var ise, size göre nedeni nedir?



2000’li yıllara kadar bir elin parmaklarını geçmeyecek düzeyde fotoğraf albümleri görebiliyorduk. Bugün hatırı sayılır sayıda fotoğraf albümleri görülebilmekte. Ayrıca ticari bir kuruluş tarafından, “Türk fotoğrafçıları Kütüphanesi” adı altında albümler basılmıştır. İnternet dünyasının yaygınlaştığı bu günlerde, basılı yayınların artması da ilgi çekici bir durumdur.



Fotograf neden satın alınmaz Türkiye’ de?



Fotoğraf satın alınmamasının birçok nedeni olabilir. Yetişme ortamının, eğitim düzeyinin ve kültür yapısının etkisi bence çok büyüktür. Bir takvim yaprağını yırtıp duvarımıza asarız ancak, aynı fotoğrafı bir sergiden almayı tercih etmeyiz.



Yeter miktarda fotografa kuramsal eser var mıdır Türkiye’ de? Yoksa, neden yoktur?



Bütün fotoğraf işlerini görmüş olmasam da, kuramsal fotoğraf işlerinin çok az olduğunu tahmin etmekteyim. Bunun en büyük sebebi, Türkiye’de fotoğraf eğitiminin henüz yaygınlaşmamasından kaynaklanmaktadır.



Fotograf eğitimi verdiniz mi hiç? Verdiyseniz nerelerde ve hangi eğitimleri verdiniz?



Fotoğraf Sanatı Kurumu’nda, Ankara’da bir meslek lisesinde temel eğitim düzeyinde eğitimler verdim.



Hazırladığınız kitaplar var mı? Varsa içerikleri nedir?



“Ortaköy’den Hacı Bektaş’a” adlı fotoğraf ve öykü kitabım var. Bu kitap Anadolu’nun ortasındaki bir köy kültürünü ve Hacıbektaş’ı anlatmaktadır.




Bir dia gösterisi ya da dijital imaj gösterisine veya fotograf sergisine müzik ya da şiirin eşlik etmesi, ya da dans figürleriyle eşlik edilmesi sizce katkı verir mi?



Her birisinin farklı etkileri olduğunu düşünmekteyim. Birkaç gösteriyi müzik olmadan sundum. Bir sessizlik içinde akıp giden görüntüler izleyici üzerinde nasıl etki bıraktı bilmiyorum. Ama isterim ki müzik olmadan da fotoğraflar aynı etkiyi verebilsin. Müzik mutlaka ki izleyen üzerinde etkiler bırakacaktır. Dramatik ya da eğlenceli görüntüleri müzik eşliğinde sunmak izleyicide bütünleyen bir etki bırakacağı kesindir. O yüzden farklı disiplinlerin aynı anda kullanılması ayrı bir titizlik ve bilgi gerektirmektedir. Ayrıca bir fotoğraf gösterisinde müzik, fotoğrafın önüne geçecek kadar etkisi ön planda olmamalıdır.



Bir şiirde vurgulanmak istenen ana tema için bir fotograf yapılabilir mi?



Şiirden yola çıkarak fotoğraf yapıldı mı hatırlamıyorum. Ama neden olmasın.



Bir fotografa şiir yazılabilir mi?



Eğer bir etkilenme söz konusu ise her şey için şiir yazılabilir.



Bir öyküden veya romandan yola çıkılarak bir fotograf yapılabilir mi?



Bu yazmaktan daha zor. Yani öyle bir fotoğraf üretilmeli ki içinde tüm hikayeyi anlatabilsin.



Fotografın resimselliği nedir? Neden önemlidir fotografta resimsellik? Ya da önemsiz midir?



Fotoğraf var olmadan önce resim sanatı binlerce yıl öncesinde vardı. İnsanlar, duygu ve düşüncelerinin resim yaparak ifade etmeye çalışmışlar. Fotoğrafta resmin bazı kuralları uygulanmaktadır. Renk, kompozisyon, grafik öğeler, atmosfer, soyutluluk vb. Fotoğrafın resimselliği, herhangi bir şeyin gerçeküstü bir ifadeyle anlatılmasıyla ya da atmosferi ile doğrudan ilgilidir.




Fotografta üçüncü boyut arayışları önemli midir, gerekli midir? Neden?



Fotoğrafta üçüncü boyut arayışı her zaman kabul gören bir uygulamadır. Perspektif vererek ya da gölgeyi biçimlendirerek fotoğrafa bir hacim kazandırmaya çalışırız. Bizi etkileyen bazı fotoğrafların okumasını yaptığımızda, o fotoğrafın boyut meselesinin hallettiğini görebiliriz.




Fotograf yapma olanaklarınız olmasaydı, hangi sanat dalı ile ilgilenirdiniz?



Zorlama bir cevap olsa da, yanıtım çizmek.



Yeterli süreli fotograf yayını var mıdır? Birçok yayın neden kısa sürede yayın hayatını bitirmektedir?



İçinde bulunduğumuz zaman diliminde, fotoğrafla ilgili hem internet yayıncılığı, hem de basılı yayınların sayısı hiç de az değil. Yanılmıyorsam bugüne kadar 50 sayıyı bulan iki dergi var. Birincisi 1970’li yılların “Yeni Fotoğraf” dergisi, diğeri de hala devam eden “Fotoğraf” dergisidir. Dergilerin yayın hayatına devam etmesi, derginin satma gücüyle doğrudan ilgili olsa da en büyük payı reklam gelirleri oluşturmaktadır.



e-yayıncılık ilginizi çekiyormu? e-yayının geleceği için neler düşünüyorsunuz?



İnternet yayıncılığı bugün en çok başvurulan yayıncılık örneği. Hem ucuz, hem depolama olanağı var, hem de bilgiye anında ulaşılıyor. Burada sorun bilginin ne kadar güvenilir olduğu ya da kim tarafından verildiğidir.



Her fotograf için sanat eseridir diyebilir miyiz? Neden?



Yabancı bir fotoğrafçının şu sözü zannediyorum bu soruya en iyi cevaptır. “fotoğraf sanatı değil, sanat fotoğrafı”




Boynunda iyi bir fotograf makinesi asılı olan herkes bir sanatçı mıdır? Neden?



Fotoğraf bir sanat uygulamasıdır ancak, her fotoğraf sanat eseri olmadığı gibi, her fotoğrafçı da fotoğraf sanatçısı değildir. Sanatçı kişi, özgün işler üreten ve bu işleri sunan kişidir.



Çok iyi fotograf çekmek yeterli midir? Neden?



Fotoğraf çekmeden önce düşünme eylemi başlar. Sonra teknik koşullar devreye girer. Fotoğrafı çektikten sonra ya da öncesinde, o görüntü hakkında ne biliyoruz ya da o görüntünün ne kadar arkasında durabiliyoruz. Yani ne anlatıyoruz? Bu sorulara cevaplar aramalıyız ya da verebilmeliyiz.



Fotograf karelerinize duygu ve düşüncelerinizi yansıtabiliyor musunuz?



Duygu ve düşünce, iyi fotoğraf üretebilmenin olmazsa olmazlarından. İster bir insan, ister bir çiçek ya da bir taş olsun hiç fark etmez, onu çekmekteki amacımızı ortaya koyarak fotoğrafı çekeriz.




Anı dondurmak size güç katıyor mu?



Fotoğrafın en büyük özelliği bir anı dondurabilmesidir. Özellikle hareket eden şeylerin fotoğraflarının anları, beni en çok etkileyen an fotoğraflarıdır. Çünkü o an, bir daha tekrarlanamayacaktır.




Fotograf size ne ifade ediyor?



Fotoğraf, yaşamın bir yansımasıdır. Görüneni görünür kılan bir araçtır.




Fotograf yaparken en önem verdiğiniz şey nedir?



Kompozisyona ve ışığa çok dikkat ederim. Doğru zamanda doğru yerde olmaya da özen gösteririm.




Türkiye’de bir fotoğrafçının ünlü olabilmesi için hangi faktörler önemlidir: göz, kadraj, ışık bilgisi, teknik, photoshop, dijital maharetler?



Yukarıdakileri ünlü olmanın koşulları olarak görmüyorum. Yapılan iyi fotoğraf işleri, açılan sergiler, yayınlanan kitaplar ve yazılan makaleler, bir gün hak edilen ünü getirecektir diye düşünüyorum.




Fikret ÖZKAPLAN’I iyi tanıyan yakın arkadaşı, dostu Sami TÜRKAY’DAN dinleyelim;



Fikret ÖZKAPLAN’I anlatmak çok kolay bir iş değil. Paylaştıklarım anlatmaya yeter mi bilmiyorum. Doğa, fotoğraf, dostluk ve dürüstlük paylaşımlarım. Arkadaşı olma sansını yaşayan biriyim.



ÖZKAPLAN doğa ve fotoğraf alanında yaşadığı coğrafyayı merak eden, araştıran, okuyan bilge olma yolunda olan ender insanlardandır. Adam gibi adamdır.



Profesyonel mesleği mali müşavirliği bırakıp sevdiği iş olan doğa ve fotoğrafa kendini adamış yaşam şekli olmuş ve bunu tutku haline getiren sayılı insanlardandır.



ÖZKAPLAN bilgi ve donanımın önemini bilen yaşamın ayrıntılarını gören sürekli kendini bilgi anlamında besleyen bir hayat görüşü vardır. Sürekli okur ve okuduklarından oluşan çok zengin bir kütüphanesi vardır. Bunun için servet denilecek harcamalar yapmıştır. Bilgisini herkesle paylaşabilen paylaştıkça büyüdüğünü gören biridir. Doğa ve fotoğraf alanında güvenilir bilgiye sahiptir.



ÖZKAPLAN’ ın dıştan sert görünüşünün altında çok yumuşak kocaman bir yüreği vardır. İnsan sıcaklığı vardır. Anadolu’nun saf ve temiz ve karşılık gözetmeyen insanlığını kent koşullarında yaşayan ve yaşatan biridir. Özgüveni tamdır ve bunu güvenilirlik olarak karşı tarafa yaşatır. Sivil toplum kuruluşlarını önemini bilen her fırsatta içinde yer alan maddi ve manevi katkısını esirgemeyen yurttaşlık görevini yerine getiren vatanın ve milletini seven güzel insandır. Dilerim insanlığını koruyabilir ve sağlıklı huzur içinde yaşar.



Birlikte çok şey başardık, başarmaya da devam edeceğiz.



Sami TÜRKAY




Röportaj : Nur YÜCEL







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Fikret Özkaplan ile SöyleşiFikret Özkaplan ile SöyleşiFikret Özkaplan ile SöyleşiFikret Özkaplan ile SöyleşiFikret Özkaplan ile SöyleşiFikret Özkaplan ile SöyleşiFikret Özkaplan ile SöyleşiFikret Özkaplan ile SöyleşiFikret Özkaplan ile SöyleşiFikret Özkaplan ile SöyleşiFikret Özkaplan ile SöyleşiFikret Özkaplan ile SöyleşiFikret Özkaplan ile SöyleşiFikret Özkaplan ile SöyleşiFikret Özkaplan ile SöyleşiFikret Özkaplan ile SöyleşiFikret Özkaplan ile SöyleşiFikret Özkaplan ile Söyleşi