Kategori arşivi: TEMMUZ 2007 SAYISI

Robert Knoth : Nükleer Tahrip



Belge No: 000358/


Belarus, Kazakistan, Ukrayna, Urallar ve Sibirya ‘daki Nükleer tahripler.



Certificate No. 000358/


Nuclear devastation in Belarus, Kazakhstan, Ukraine, the Urals and Siberia





Çalışma hakkında:



Belge No: 000358/ Nisan 2006’da dört farklı dilde basılmıştır. Çalışma , en büyük nükleer kazaların olduğu eski Sovyetler Birliği’ndeki 4 bölgeyi tasvir eder. Radyasyondan etkilenmiş olan milyonlarca insanın akıbetleri üstünde odaklanır. Rusya dünya çapındaki nükleer endüstride çok önemli rol oynar. İran, Hindistan ve Pakistan gibi gelişmekte olan ülkelere teknoloji ihraç eder ve Tayvan, Japonya, Macaristan, İran, Fransa gibi ülkelerden depolama ve yeniden işleme için gittikçe artan nükleer atık ithal eder.




Başkan Putin’in Rus nükleer endüstrisine kadar uzanan tutkulu planları vardır. Gelecek birkaç 10 yıl içinde farklı hizmetler sunan, uluslararası merkezler kadar gelişmiş ve nükleer atık işleme ve depolamada önem taşıyan 40 yeni fabrika kurulacağına dair nükleer stratejisinin taslağını çıkarmıştır .



Bu planlar, Rusya’nın korkunç, radyoaktif maddeleri elinde bulundurma (kullanma) rekoruna rağmen Amerikan Hükümeti ve IAEA (Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu) tarafından desteklenmektedir. Rus nükleer tarihindeki kazalardan biri radyoaktif maddeleri doğrudan doğaya kasıtlı dökme olayıdır. Nükleer fabrikaların çoğu kullanımda, güvensiz ve hala geniş alanları zehirlemektedir.



About the work:

Certificate no. 000358/ was published in April 2006 in four different language editions. The work portrays four locations in the former Soviet Union where major nuclear accidents have taken place. It focuses on the consequences for millions of people affected by radiation.

Russia plays a vital role in the global nuclear industry. It exports technology to developing countries such as Iran, India and Pakistan and increasingly imports nuclear waste for storage or reprocessing from countries like Taiwan, Japan, Hungary, Iran and France.



President Putin has ambitious plans to even further expand the Russian nuclear industry. He has outlined his nuclear strategy with 40 new plants to be built in the next few decades as well as the development of international centers offering different services, most importantly processing and storage of nuclear waste.



These plans are backed by the US Government and the IAEA despite Russia’s terrible record of handling radioactive materials. The Russian nuclear history is one of accidents and deliberate dumping of radioactive substances straight into the environment. Many of the nuclear plants in use are unsafe and are still contaminating large areas.




Üzerinde durduğumuz bölgeler :



Mayak, Urallar’ın güneydoğusu plütonyum silahlar üretimi için anahtar tesisti. Kazayla ve kasıtlı salıverilen nükleer atıklar 272.000 kişiyi yüksek radyasyona maruz bıraktı. Dünyadaki en güvensiz ve en kirletici nükleer fabrikalar olarak görülmektedir. Yine de yabancı nükleer maddeleri depolamada ve yeniden işlemede, önemli bir rol oynamaktadır.




Doğu Kazakistan’daki Semipalatinsk, Sovyetler Birliği’ndeki nükleer silahlar için başlıca deney tesisidir. 1945 ve 1989 yılları arasında , 475 civarında atmosferik ve yeraltı nükleer deney yönetildi. 1986’daki nükleer reaktör patlaması Batı Rusya, Belarus ve Ukrayna’da yaşayan milyonları etkiledi fakat Avrupa’ya enerji ihraç etmek için yeni reaktör kurma planları var.




Batı Sibirya’daki Seversk-7, 1993 yılında yakın tarihlerdeki en büyük felaketti. Patlama yeniden işleme tesisini yıktı, atmosfere kusulan uranyum ve plutonyum 200 kilometrekarelik bir alana yayıldı. Birkaç köy boşaltıldı. Seversk-7 halen, Sibirya’daki yakındaki kalabalık nüfuslu yerlere ve Tom Nehri’ne radyoaktif nükleer atık dökmektedir. Bir ikinci yeniden işleme tesisi, pek çok ülkeden giderek artan nükleer atık ithali ile ilgili göz önünde tutuluyor. Burada, farklı Avrupa ülkelerinden gelen büyük miktarda radyoaktif atık mevcut.



The locations we focused on are:



Mayak, South East of the Urals has been the key facility for the production of weapons plutonium. Accidental and deliberate releases of nuclear waste exposed 272.000 people to high levels of radiation. It is regarded as one of the most unsafe and most polluting nuclear plants in the world. It will play an important future role in storage and reprocessing of foreign nuclear material nonetheless.



Semipalatinsk in Eastern Kazakhstan was the main test facility for nuclear weapons in the Soviet Union. Around 475 atmospheric and underground nuclear tests were conducted between 1945 and 1989. UNDP estimates that more than 1.2 millions people have been severely contaminated.



Chernobyl in the Ukraine became the site of the most infamous nuclear disaster accident of all. In 1986 the explosion of the nuclear reactor affected the lives of millions in Western Russia, Belarus and the Ukraine, but there are plans to build new reactors to export energy to Europe.



Seversk-7 in Western Siberia had a major accident as recent as 1993. An explosion destroyed part of a reprocessing facility spewing uranium and plutonium into the atmosphere and contaminating 200 square kilometers. Several villages were evacuated. Seversk-7 is still dumping radioactive nuclear waste near populated areas and in the Siberian Tom River. A second reprocessing facility is under consideration to deal with increasing imports of nuclear waste from many countries. There are already large amounts of radioactive waste processed from different European countries.





Photos Kazakhstan





Aina Gul, (6). 3 yaşından itibaren gelişmesi durmuş. Semipalatinsk, Kazakhstan
She stopped growing from the age of three. Semipalatinsk, Kazakhstan





Sirozja Moekamela beyin felçli bir çocuk. Kendi başına hiç bir şey yapamıyor ve 24 saat bakıma ihtiyacı var. Babası, annesi Irina’dan ayrıldıktan sonra gitmiş ve büyükannesi Raina ondan sorumlu. Hemen hemen hiç gelirleri yok, sadece kanserli büyük anneden ufak bir tıbbi emekli maaşı.
Sirozja Moekamela is a boy with a paralyzed brain. He cannot do anything by himself and needs care 24 hours a day. His father has left which leaves mother Irina and grandmother Raina responsible for him. They hardly have an income, only a small medical pension from grandmother who was diagnosed with cancer.





Kazakistan Sıfır Noktası, eski Sovyet nükleer deney alanı. İlk Rus atom bombası burada patlatıldı. 100′den fazlası bunu izledi.
Ground Zero Kazakhstan; the former Soviet nuclear test site. The first Russian atomic bomb was detonated here. More than 100 others followed.




Photos Chernobyl










Irina (19) ve Yelena (24) kardeşler. Pastuchenko.1998’de Irina’da beyin tümörü teşhis edildi. Her iki kardeşte de halen tiroid problemi var. Gomel , Belarus.
Sisters Irina (19) and Yelena (24) Pastuchenko. In 1998 Irina was diagnosed with a brain tumor. Three months later, her sister Yelena had to go into hospital, also with a brain tumor. Both sisters still have thyroid problems. Gomel; Belarus.




Vadim Selighanov (14), prostat kanseri.. Orozj, Belarus.
Vadim Selighanov (14), prostate cancer.
Orozj, Belarus.





Kötü günlerde Annya çok fazla bitkinlik hissedip, acı çekiyor. Arkadaşları ve ailesi tarafından Annya olarak tanınan Anna Pesenko eve döndü. Geçen ay Annya acilen hastaneye götürüldü, suni solunum ve 17 gün yoğun bakım ünitesinde kaldı. Bu beyin tümörünün yeniden ortaya çıktığı 2000 yılından beri hemen hemen rutin bir hale geldi. İlk kanser tanısı 1994’te konmuştu.
On bad days Annya exhaustion and pain are too much for her. Anna Pesenko, known as Annya by her friends and family, is back home. Last month Annya was rushed into hospital and kept on artificial breathing at the intensive care unit for seventeen days. This has become almost a routine since a brain tumour reappeared in 2000. In 1994 she was first diagnosed with cancer.





Natasha Popova (12) ve Vladim Kuleshov (8) , Natasha mikrosefali (Kafanın, normal beyin gelişimine elverişli olmayacak kadar küçük olmasıyla tanımlanan ve zekâ geriliğiyle sonuçlanan doğuştan bir kafa anormalitesi) ile doğdu. Vadim’in kemik hastalığı ve zihinsel rahatsızlığı var. Çernobil’den beri özellikle yüksek oranda zehirlenmeye maruz kalan Belarus’ta cocuklarda bedensel ve zihinsel engellerde artış görülmekte. Sosyal ve ekonomik olarak tecrit edildi , Belarus’ta pek çok anne-baba çocuklarına bakamayacak durumda.
Natasha Popova (12) and Vadim Kuleshov ((8), Natasha was born with microcephaly, Vadim has a bone disease and a mental disorder.
Since Chernobyl there is an increase of children with physical or mental handicaps, especially in Belarus which was more heavily contaminated. Socially and economically isolated, in Belarus many parents are unable to take care of their children.





Photos Mayak






Wafir Gusmanov kemiklerini eğen ve onu kötürüm bırakan ışınsal bir hastalığa yakalandı. Bu hastalıktan öldü. Muslumova, Rusya.
Wafir Gusmanov got radial disease that bent his bones and crippled him. He died of his diseases. Muslumovo, Russia





Muslomova’da Karl Marx Caddesi halen yüksek oranda radyasyon nedeni ile terkedilmiş halde.
Karl Marx Street in Muslumovo is almost abandoned due to high levels of radiation.







Cumartesi gecesi Muslomova’da diskotek. Çoğu çocuk yüksek oranda zehirlenmiş kasabadan ayrılmak istedi.
Saturday night disco in Muslumovo. Most children want to leave the highly contaminated village.





Photos Tomsk




Naumovka’da yeni okul dönemi açılışı. Kasaba 1993 Seversk-7 kazasından sonra tahliye edildi.
Opening of the new school year in Naumovka. The village was contaminated in the 1993 accident at Seversk-7.






Katya Makrushina (22), tiroid ve böbrek problemleri. Nauomovka, Russia.
Katya Makrushina (22), Thyroid and kidney problems. Nauomovka, Russia.









Ksenia (1990) ve Yevgeni (1981) Kolomoytsev, Tomsk, Ksenia’nın tiroid ve bağışıklık sisteminde problem var. Yevgeni böbrek sorunu yaşıyor. Naumovka’da her yazlarını ve her haftasonlarını 40 yıl içinde 35 ten fazla kaza olan kapalı şehir Tomsk-7 ‘de bulunan Sibirya Kimyasal Birliği’nde geçiriyorlar.
Ksenia (1990) and Yevgeni (1981) Kolomoytsev. Tomsk. Ksenia has thyroid and immune system deficiency. Yevgeni has kidney problems. They spend every summer and every weekend in Naumovka The Siberian Chemical Combine in the closed city Tomsk-7 had over 35 accidents in four decades.




Samus yakınlarında Tom Nehri, 40 yıldan fazla bir süredir ve halen devam eden radyoaktif atık kaçakları nedeniyle defalarca zehirlendi.
The Tom River near Samus has been severely contaminated because of -still ongoing- releases of radioactive waste for more than 4 decades.






Seversk’te, SGCE fabrikası çevresindeki Black Lake yüksek derecede kirlendi. SGCE arazisinde büyük miktarlarda nükleer atık doğrudan toprağa pompalanmış. Toprak kaymasından ötürü de çevreye daha çok yayılmış.
The Black Lake at the perimeter of the SGCE plant in Seversk is highly contaminated. On the terrain of SGCE large amounts of nuclear waste are pumped straight into the ground. Earth migration spreads it further into the environment.








Her bir bölge 50 fotograf ve metinden oluşan tek bir bağımsız hikayeye ayrılabilir.



Daha fazla bilgi için :



Antoinette de Jong + 31 20 6839227 Robert Knoth + 31 6 108 85 758


antoinette.dejong@gmail.com
robertknoth@solcon.nl



Each of the locations can be separated into single independent stories of around 50 photos and text.



For more information:



Antoinette de Jong + 31 20 6839227 Robert Knoth + 31 6 108 85 758


antoinette.dejong@gmail.com
robertknoth@solcon.nl



Antoinette de Jong & Robert Knoth biography



Reportage/Features/Documentaries from:
the former Yugoslavia, Sudan, Somalia, Afghanistan, Angola, Cambodia, Guinea/Sierra Leone, Kazakhstan, Tajikistan, Pakistan, India, Thailand, Russia, Sweden, Canada and the USA.



Publications/Broadcasts:


Sunday Herald, Sunday Times and Daily Telegraph (UK), Suddeutsche Zeitung, Die Zeit and Stern, der Spiegel (Germany,) NRC Magazine, Volkskrant Magazine , National Geographic, (Netherlands), La Repubblica, Io Donna, Marie Claire (Italy), Grande Reportagem (Portugal) and New York Times, Time Magazine and Mother Jones Magazine(USA), El Pais (Spain), VARA, VPRO, NOS, RTL, Radio Netherlands World Service, BBC Radio World Service.



Awards:
Several awards at the World Press Photo. PDN Awards in the USA, Photo Prize Prague, Chipp Award Beijing and Premio Miran Hrovatin Award in Italy.



Exhibitions include:
Kunsthal Rotterdam, Fotofestival Naarden, Moscow House of Photography, the Oxo Gallery in London and Museum of Contemporary Art in Kiev.


Palais des Arts in Montreal.



Books:
“Nederlandse Pophelden”, 50 years, heroes of Dutch pop music. Published by: Luitingh Sijthof in 1994.


“Mayak, Half Life”, about the effects of nuclear contamination for the population of Chelyabinsk, Russia, published by Greenpeace International in 2002.


Certificate no. 000358/, Nuclear devastation in Belarus, Kazakhstan, Ukraine, the Urals and Siberia, published by Mets en Schilt in 2006.









About Robert KOTH



In the last 13 years I have made photo documentaries or features in: The former Yugoslavia, Sudan, Somalia, Afghanistan, Angola, Guinea, Sierra Leone, Kazakhstan, Burkina Faso, Tajikistan, Pakistan, Thailand, Russia, and the USA.



Publications include


Sunday Herald, Sunday Telegraph, Economist and Daily Telegraph (UK).


Suddeutsche Zeitung, Die Zeit, Stern, and Der Spiegel (Germany)


NRC Magazine, Volkskrant Magazine and National Geographic (Netherlands).


Sette, La Repubblica, (Italy), Grande Reportagem (Portugal)


New York Times and Mother Jones Magazine(USA)


Earth Magazine Taiwan, South China Morning Post and Lifeweek (South East Asia)



Awards


Awards at the World Press Photo in 2000 and 2006 with civil war Angola and Chernobyl.


PDN Awards in the USA in 2001 with civil war in Guinea.


Prague Photo Prize in 2000 with civil war in Angola.


Premio Miran Hrovatin Award Italy in 2006 with Chernobyl.


The “Silver Camera” Awards in the Netherlands from 1996 to 2000 with Tour de Faso, civil war in Afghanistan, civil war in Somalia, amputees of Sierra Leone and war in Angola.


Bronze at the CHIPP AWARD in Beijing with Chernobyl in 2007



Exhibitions include


Photo Institute Rotterdam.


Photo Festival Naarden.


Moscow House of Photography,


Photo Fusion London and Oxo Gallery in London,


FotoMusee Sundsvall Sweden,


Galerie Opera in Ostrava,


Auditorium della Musica Rome,


Thamova Hala Prague,


Centre of Contemporary Art in Kiev.


Palais des Arts in Montreal


International Photo Festival Ping Yao



Projects about civil war, refugees, human rights or environmental issues


Medecin Sans Frontieres, Stichting Vluchteling, Greenpeace International, UNDP and Amnesty International.



Books:


“Heroes of Dutch Pop Music.” Nominated for the Kees Scheerer Award. Published by Luitingh Sijthof in 1993.



“Mayak, Half Life”, about the effects of nuclear contamination for the population of Chelyabinsk, Russia, published by Greenpeace International in 2002.



Cerftifcate no. 000358/, published in English, Dutch, Russian and French by Mets en Schilt in 2006.



Çeviri : Berna AKCAN




Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Robert Knoth : Nükleer TahripRobert Knoth : Nükleer TahripRobert Knoth : Nükleer TahripRobert Knoth : Nükleer TahripRobert Knoth : Nükleer TahripRobert Knoth : Nükleer TahripRobert Knoth : Nükleer TahripRobert Knoth : Nükleer TahripRobert Knoth : Nükleer TahripRobert Knoth : Nükleer TahripRobert Knoth : Nükleer TahripRobert Knoth : Nükleer TahripRobert Knoth : Nükleer TahripRobert Knoth : Nükleer TahripRobert Knoth : Nükleer TahripRobert Knoth : Nükleer TahripRobert Knoth : Nükleer TahripRobert Knoth : Nükleer TahripRobert Knoth : Nükleer TahripRobert Knoth : Nükleer TahripRobert Knoth : Nükleer TahripRobert Knoth : Nükleer TahripRobert Knoth : Nükleer TahripRobert Knoth : Nükleer Tahrip

Geniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-S



İncelemeyi Gerçekleştiren : Baybars SAĞLAMTİMUR

For English version, please click



Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM
Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX
Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED
Nikon 20mm f/2.8 MF AI-S



Fotoğrafın büyük halini görmek için üzerini tık’layınız


Tüm Objektiflerin Teknik Özellikleri :






































































































Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM



Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX


Nikon 12-24mm f/4 G ED-IF AF-S DX



Nikon 20mm f/2.8 MF AI-S



Filtre Çapı


(Filter Size):



77mm



77mm


77mm


62mm


Diyafram Aralığı


(f/Stop Range):



4-22



4-22


4-22


2.8-22


Minimum Netleme Mesafesi


(Minimum Focus Distance):



24 cm (9.4”)



30 cm (11.8”)


30 cm (11.8”)


25cm (9.8”)


Büyütme Oranı (Magnification):



1:6.7



1:8.3


1:8.3


1:8.3


Görüş Açısı


(Angle of View):



102.4 – 63.8°



99° – 61°


99° – 61°


94°


Grup/Eleman Sayısı


(Groups/Elements):



10/14



11/13


7/11


9/12


Diyafram Bıçağı Sayısı


(Number of Aperture Blades):


6


9


7


7


Boy (Length):


81mm (3.2”)


90mm (3.5”)


90mm (3.5”)


42.5mm (1.7”)


Maksimum Çap (Maximum Diameter):



83.5mm (3.3”)



84mm (3.3”)


82.5mm (3.2”)


65mm (2.6”)


Hareket Etmeyen Ön Eleman


(Non Rotating Front Lens Element):


+


+


+


+


İçten Netleme (Internal Focus):


+


+


+


-


İçten Zum


(Internal Zoom):


-


+


+


N.A.


Yakın Mesafe Düzeltmesi


(Close Range Correction):


-


-


-


+


Ağırlık (Weight):


470g (1.0 lb)


570 g (1.2 lb)


485 g (1.1 lb)


269g (0.6 lb)


Türkiye’de Fiyatı: Amerika’da Fiyatı:


1000 YTL


499 $


1160 YTL


499 $


1850 YTL


909 $


Yok


659 $



Giriş:



Piyasada, küçük algılayıcı yüzeye sahip SLR tipi sayısal fotoğraf makineleri için, süper geniş açıdan geniş açıya kadarki odak uzunluklarını kapsayan zum objektiflere duyulan ihtiyaç bu alandaki objektif modellerinin üretimini doğurmuştur. Bu objektiflerin çoğu DX veya DC formatında olup sadece APS-C büyüklüğündeki algılayıcı yüzeye sahip makinelerde tüm zum aralıkları ile kullanılabilmektedir.



Piyasadaki modeller arasında sayısal Nikon SLR kullanıcısı için seçim 3 ayrı modele indirgenebilir: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM , Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX ve Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED.



Modern zum objektiflerin, klasik bir objektif olan Nikon 20mm f/2.8 Ai-S (üretim tarihi 1984) objektifi dize getirip getiremiyeceklerini merak ettiğimden bu objektifi de teste dahil ettim.



1.5 çarpan faktörüne sahip sayısal bir Nikon fotoğraf makinesine takıldığında bu objektifler sırasıyla; 15-30mm, 18-36mm ve 30mm’ye karşılık gelmektedir.



Her markadan sadece birer tane objektifi test ettiğim için bu testin kesin sonucu belirlediğini düşünmenizi istemem. Daha önceki tecrübelerime dayanarak şunu söyleyebilirim ki aynı üretim bantındaki objektiflerde bile, örnekler arasında optik kalite bakımından farklılık olabilmektedir. Bu nedenle bu testi farklı örneklerle tekrarlamak farklı sonuçlar doğurabilir.




Test Yöntemi:



Tüm çekimlerde Benbo B1 marka sehpa üzerine monteli Nikon D200 sayısal SLR gövdesi ve buna bağlı Nikon MC-30 kablo deklanşör kullanılmıştır. Makine titreşimine engel olmak için tüm önlemler alınmıştır. Çekimler için standart bir görüntü alanı kullanılmıştır.



Fotoğraf makinesinin ayarları şu şekildedir: : ISO: 100, WB: 5000K, JPEG Fine, Single Shot, AF-On, Mode: A, Matrix metering. Her çekim öncesinde AF dikkatli bir biçimde gözden geçirilmiştir. Netlemede normalde olması gereken alandan herhangi bir sapma olduğu görüldüğü taktirde, AF yeniden aktive edilerek objektifin tekrar doğru alana netlemesi sağlanmıştır.




İlk Bakış:



İncelemeye alınan tüm objektifler, Nikon D200 gövde üzerine takıldıklarında elde rahat taşınabiliyordu. Fakat ağırlığı ve boyutları nedeni ile en dengeli uyumu sağlayan objektifin Tokina olduğunu düşünüyorum.



Hem Nikon hem de Sigma zum objektifleri objektif içerisinde otomatik netleme motoruna sahip (AF-S ve HSM). Bu nedenle bu objektiflerdeki otomatik netleme oldukça sessiz. AF/MF halkasının netlik yaparkenki tur mesafesi çok fazla olmadığından, kanımca bu odak uzunluklarında AF-S veya HSM bence bir zorunluluk değildir. Dikkatimi çeken bir şey de Tokina’nın, HSM veya AF-S özelliği taşımamasına rağmen diğer objektifler kadar hızlı netleyebilmesiydi. Diğer objektiflerden biraz daha sesli netlemesine rağmen Tokina yine de netleme esnasında ses seviyesi yüksek bir objektif olarak nitelenemez. Tokina’daki netleme kavrama sistemini de çok beğendim. Elle netleme halkasını geriye doğru çekerek aniden MF moduna geçiş yapabiliyorsunuz bu objektifte. Bir defa objektif üzerinden netleme modunu değiştirdikten sonra tekrar makine üzerinden değişiklik yapmanıza da gerek kalmıyor. Sigma ve Nikon zum objektifleri HSM ve AF-S motoruna sahip olduklarından, objektifin netliğine herhangi bir mod değişikliği yapmadan, dilediğiniz an netleme halkasından müdahale edebiliyorsunuz. Bu objektifler bir defa netleme alanına netlik yaptıktan sonra direkt olarak elle netleme halkasından netliğe ince ayar yapmanızı mümkün kılıyorlar.



Teste tabi tutulan tüm objektifler hareket etmeyen ön elemana sahipler. Bu nedenle yarı boyalı ve polarize filtreleri kullanmak herhangi bir sıkıntı yaratmıyor. Tokina objektife 12mm konumunda iken takılı kullandığım ince ve kalın polarize filtrelerden kalın olanı köşelerde kararmaya neden oldu. Bu nedenle Hoya Pro1 serisi gibi ince kenarlı polarize filtreleri kullanmanızı öneririm. Tokina ve Nikon’un dış boya işini de çok beğendim. Sigma’nın boyası çekici dursa da bana daha dayanıksız gibi görünüyor. Tüm objektifler elden kaymayan ve rahatça kavranabilen netleme ve zum halkalarına sahipler. Ele alındığında en fazla sağlamlık hissi veren objektif Tokina’ydı.



Aşağıdaki fotoğraf zum objektiflerin ön mercek elemanlarını ve kaplamalarını göstermektedir. Her 3 zum için kaplama rengi birbirinden farklı görünmektedir.


Fotoğrafın büyük halini görmek için üzerini tık’layınız

Her 3 zum objektifte de netleme mesafeleri şeffaf plastik bir pencerenin altından görünmektedir. Aşağıdaki fotoğrafı çekmeden önce her 3 objektifi de en yakın netleme mesafelerine ayarlamıştım.


Manuel Nikon 20mm f/2.8 Ai-S objektifte netleme mesafeleri plastik bir pencere altına gizlenmemiştir. Bu objektifte, eski tip, net alan derinliği aralıklarını ifade eden çizgileri çok kullanışlı buluyorum. Her renk ayrı bir diyafram değerini belirtiyor.


Tokina ve Nikon zum objektifleri netleme ve zum esnasında fiziksel boyutlarını değiştirmiyorlar. Sigma içten netleme özelliğine sahip olmasına rağmen zum yaparken fiziksel boyutunu değiştiriyor (aşağıdaki fotoğrafta ön elemanın az miktardaki uzamasına dikkat ediniz).




AF Doğruluğu:



AF modunda netleme yaparken Nikon zum objektifin zaman zaman olması gereken noktaya netlemediğini farkettim (testlerden önce başka bir Nikon 12-24mm örneğinde de tam olarak aynı sorunla karşılaşmıştım). Diğer zumlardaki AF daha güvenilirdi.



Çözünürlük (Resolution) ve Renksel Sapma (Chromatic Abberation (CA)) :



Renksel sapma bir objektifin üzerine gelen ışık ışınlarının farklı dalga boylarını aynı düzleme netleyememesinden kaynaklanır. Sayısal fotoğraf makinelerindeki algılayıcı yüzey üzerindeki (CCD veya CMOS) mikro-mercekler de bu soruna neden olabilir. Çözünürlük ise bir objektifin görüntüdeki detayları gösterebilme gücü veya keskinliği olarak ifade edilebilir.



Teste tabi tutulan tüm objektiflerin çözme gücü genel manada iyiydi. Hepsi de kabul edilebilir sonuçlar verdiler. Sigma’nın zayıf noktası en yakın netleme mesafesinde ve köşelerdeydi.



Her 3 zum objektifi de 12mm odak ayarında ve tüm objektifleri 20mm odak uzunluğu ayarında test ettim. İki farklı diyafram değeri denedim: en açık ve f/11. En açık diyafram değeri modern zumların en zayıf noktalarından biridir ve biz genellikle düşük ışık koşullarında elde çekim yaparken diyaframı en açık konuma alırız. f/11 ise, genel olarak bu tür zum objektiflerin optik olarak en iyi sonuçları verdiği değer olarak bilinir.



Aşağıdaki fotoğraf objektifler 12mm konumunda iken çekilmiştir ve beyaz dikdörtgenler kesilerek çıkartılan alanları işaret etmektedir (360×250 piksel).



Şimdi objektifleri 12mm konumlarında kontrol edelim. Aşağıdaki fotoğrafın da açıkça gösterdiği gibi sonuçlar f/4 değerinde (en açık değer) birbirinden farklıdır. Tokina en keskin sonuçları verirken bunu Sigma ve Nikon takip etmiştir. Fakat Tokina için CA (pembe), köşelerde ve özellikle de ekstrem köşelerde bir sorun halindedir. Nikon ve Sigma zumları da ekstrem köşelerde bir miktar CA (pembe) sunmuştur.



Fotoğrafın büyük halini görmek için üzerini tık’layınız

Diyafram f/11’e kadar kısıldığında çözünürlük karakteristikleri bir miktar değişmiştir. Bu diyafram değerinde Sigma diğerlerine göre bir miktar daha keskinken, Tokina ile Nikon’u keskinlik yönünden ayırd etmek nerede ise mümkün değildir. Bu ayarda CA, Tokina tarafından en açık diyaframdakine kıyasla daha iyi kontrol altına alınmıştır. Fakat bana hala Sigma ve Nikon’unkinden biraz daha fazla gibi görünmektedir.


Fotoğrafın büyük halini görmek için üzerini tık’layınız

Aşağıdaki fotoğraf objektifler 20mm konumunda iken çekilmiştir ve beyaz dikdörtgenler kesilerek çıkartılan alanları işaret etmektedir (360×250 piksel).



20mm konumu için teste Nikon 20mm f/2.8 MF Ai-S objektifi de dahil ettim. Diyafram f/4 değerlerinde iken yapılan çekimlere bakılacak olursa Tokina’nın, Nikon 20mm f/2.8 MF Ai-S’e çok yakın sonuçlar verdiğini görebilirsiniz. Bu iki objektif diğer ikisinden bir miktar daha keskin sonuç vermiştir. Özellikle Tokina’da ekstrem köşelerdeki keskinlik açıkca daha fazladır. Tokina’da, 20mm konumunda da CA problemi bir miktar gözlemlenmektedir.


Fotoğrafın büyük halini görmek için üzerini tık’layınız


Tokina 20mm konumunda iken diyaframı f/11’e kadar kısmak yıldızını parlatmaktadır. Merkez ve ekstrem köşe keskinliği diğer 3’ünden dikkate değer biçimde daha fazladır. Bu konumda CA’da problem yaratmamaktadır. Bu konumda CA ve çözünürlük bakımından diğer objektifler birbirlerine yakın sonuçlar vermiştir.


Fotoğrafın büyük halini görmek için üzerini tık’layınız

En yakın netleme mesafesinde köşelerdeki kalite farkını ortaya çıkartmak için küçük bir çan kullandım. Bu esnada tüm objektifler 12mm konumundaydı ve f/8’e ayarlanmıştı. Görüş açısındaki farklılığı göstermek için, 10mm konumuna ayarlanmış Sigma ile yaptığım çekimi de aşağıda sunuyorum. Nikon 20mm f/2.8 MF Ai-S objektifi de teste dahil ettim. Bu objektif Nikon’un ’Close Range Correction’ (CRC) sistemine sahip olduğundan, sonsuza netlendiğindeki optik kalite ile en yakın netleme mesafesindeki optik kalitenin birbirine yakın olması gerektiği söylenebilir. CRC diğer objektif üreticileri tarafından ’Floating Lens Element’ sistemi olarak da adlandırılmaktadır. Çan testi Bokeh ve CA hakkında da fikir vermektedir.



Çan üzerinden küçük bir alanın kesilmesi ile elde edilen görüntülere bakılacak olursa Nikon 20mm f/2.8 MF Ai-S’in en yakın netleme mesafesinde diğerlerine kıyasla optik üstünlüğü ortaya çıkmaktadır. Tokina ve Nikon zum objektifleri ile çekilen fotoğraflara bakılacak olursa keskinlik bakımından birbirlerine oldukça yakın sonuçlar verdikleri görülmektedir. Yine de bu alanda Nikon zum bir miktar daha keskindir. Bu testte de Tokina CA ile ilgili problemleri sunmuştur. Sigma ise bu ayarlarda kabul edilemiyecek düzeyde kötü bir çözünürlük sergilemiştir.


Fotoğrafın büyük halini görmek için üzerini tık’layınız



Görüş Açıları :


10mm ile 12mm ve 20mm ile 24mm arasındaki görüş açısı farklılıklarını aşağıdaki örneklerden inceleyebilirsiniz.




Bokeh:



Bokeh terimi netsiz (blur) alanların estetik kalitesini ifade eder (veya hoş görünmesi). Bokeh terimi Japonca’da bulanık anlamına gelen ‘boke’ kelimesinden (bo-keh olarak telaffuz edilir) türetilmiştir. Bokeh; netleme mesafesi, optik tasarım, diyafram bıçaklarının sayısı ve şeklinden etkilenir. Netsiz alan çekimlerimden çıkarttığım sonuç Nikon 20mm f/2.8 MF Ai-S objektifle çekilen fotoğraflardaki Bokeh’in göze en hoş görünen olduğu yönündedir. Bu objektiften sonra Bokeh kalitesi yönünden sırasıyla Tokina ve Nikon zumları gelmektedir. En az hoş görünen Bokeh’i Sigma ile yaptığım çekimlerde elde ettim.



Kontrast:



Nikon objektifler neredeyse aynı kontrast değerlerini vermektedirler. Testlerde Nikon 20mm f/2.8 MF Ai-S’in, Nikon zuma kıyasla biraz daha az doygun renkleri verdiğini farkettim. Ancak, bu objektiflerin verdikleri sonuçlar diğer objektiflerden kontrast bakımından daha yüksektir. Tokina kontrast ve renk anlamında Nikon’lara en yakın diğer objektiftir. Sigma, diğerlerine nazaran biraz daha az doygun renkler ve daha düşük kontrast sunmuştur.



Köşelerde Kararma (Vignetting) :


Gökyüzü test çekimlerim Sigma’nın bir miktar köşelerde kararma yaptığını göstermiştir. Diğer objektiflerde bu etkiyi farkedebilmek çok güçtür.



Eğdirme (Distortion):



Sigma’nın 10mm konumunda iken sunduğu eğdirme (distortion) açıkcası gözüme hoş görünmedi. Doğrusal olmayan karakteristiği nedeni ile bu eğdirmenin Photoshop’da düzeltilmesi de güçtür. 12mm konumunda ise Sigma daha düşük miktarda eğdirme yapmaktadır. Bu konumda Tokina ve Nikon zumların eğdirme karakteristiği birbirine çok benzerdir. 20mm konumunda tüm objektifler için eğdirme daha az belirgindi.



SONUÇ:



İncelemeye alınan tüm modern ultra geniş açılı objektifler, yüksek kalitede görüntüler üretebilme becerisine sahiptirler. Ancak, çözünürlük haricindeki tüm özellikler karşılaştırıldığında klasik bir Nikon 20mm f/2.8 Ai-S objektifi dize getiremezler. Çözünürlük testlerinde denenen diyafram değerlerinde ve 20mm konumundaki Tokina’nın, Nikon 20mm f/2.8 Ai-S’den, ekstrem köşelerde daha keskin olduğu, merkez ve kenarlarda ise başa baş gittikleri rahatlıkla söylenebilir.



Sigma’nın genel manada doygunluğu ve kontrastı daha düşük olmasına rağmen, keskinlik bakımından 12mm f/11 konumunda diğerlerinden biraz daha iyi sonuçlar vermektedir. Ancak, yakın netleme mesafelerinde köşelerde sunduğu keskinlik kabul edilebilir düzeyde değildir.



Keskinlik bakımından Tokina, 12mm f/4 ve 20mm f/4 konumlarında diğerlerinden daha iyi sonuçlar vermişti. Ancak, Tokina’nın renksel sapma (CA) değerleri, bazı ışık koşullarında, özellikle 12mm konumunda, köşelerde ve ektrem köşelerde düşündürücü olabilmektedir. Fakat RAW çeker ve Photoshop’ta CA düzeltimi uygularsanız CA’nın sorun yaratacağını sanmıyorum.



Nikon zum keskinlik bakımından diğerleri ile boy ölçüşse de onlardan daha iyi değildi. Genel olarak performansı Tokina’ya çok yakındı. Fakat Tokina köşelerde ve ekstrem köşelerde Nikon’dan genel olarak daha iyiydi. Nikon ise genel olarak kontrast ve CA alanlarında Tokina’dan biraz daha iyi sonuçlar verdi.



Sonuçta söyleyebileceğim şey, eğer paranız çoksa ve Nikon markasını taşıyan bir objektife sahip olmak istiyorsanız Nikon’u tercih edebilirsiniz. Fakat, iki kez düşünürseniz kendinizi Tokina ile Sigma arasında seçim yaparken bulabilirsiniz. Her iki objektif de kuvvetli rakiplerdir. Keskinlik anlamında Nikon’a eş değer ve hatta pek çok alanda biraz daha iyi sonuçlar vermişlerdir.



Eğer 10mm gibi fantastik zum değerlerine ulaşmak ve CA’yı problem etmek istemiyorsanız Sigma’yı tercih edebilirsiniz. Eğer tüm zum ve diyafram değerlerinde; tüm netleme alanında birbirine yakın ve kaliteli sonuçlar veren, daha sağlam bir objektif istiyorsanız; bazı ışık koşullarında kendini belli eden CA’yı da Photoshop’da işleyebilirim diyorsanız Tokina’yı tercih edebilirsiniz. CA faktörü olmadığı taktirde Tokina bir çok yönden gerçek bir güzelliktir ve her güzelin de bir kusuru vardır.



Fotoğraflar, Türkçe ve İngilizce metin: Baybars SAĞLAMTİMUR






Arşivden :
Doğa Fotoğrafçılığının Tanımı ve Etik Değerler
Baybars Sağlamtimur : Göksu Deltası, Yaban Hayatı Koruma Sahasında Buruk Bir Gezinti
Baybars Sağlamtimur : Fotoğrafta Sayısal Çağ
Baybars Sağlamtimur : Mağarada Olmak
Baybars Sağlamtimur ile Fotoğrafa Dair
Baybars Sağlamtimur : Fotoğrafçılıkta Empati
Baybars Sağlamtimur : Doğa Fotoğrafçılığında Müdahale




Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Geniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-SGeniş Açı Objektif Testi: Sigma 10-20mm f/4-5.6 D EX DC HSM, Tokina 12-24mm f/4 AT-X AF Pro DX, Nikon 12-24mm f/4 G AF-S ED, Nikon 20mm f/2.8 MF AI-S

Fotoğraf Değerlendirmeleri : Makro


Sunuş :

Dergimizin, Haziran sayısında duyurduğumuz, Fotoğraf Değerlendirmeleri bölümümüz Makro Fotoğraf konusunda gelen çalışmalarınız ile oluşturuldu. Fotoritim yönetimince seçilen fotoğraflar, Fototrek Fotoğraf Merkezi‘nde Fotoğraf Eğitmeni Sn.Mehmet ÖZŞİMŞEK tarafından değerlendirildi ve yorumlandı. Bu bölümümüzün fotoğrafseverlere faydalı olacağına inanıyor ve tüm katılan arkadaşlarımıza, Fototrek Fotoğraf Merkezi’ne ve Sn. Mehmet ÖZŞİMŞEK’e sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Bu organizasyonumuza katılan ve değerlendirme bölümüne seçilen okurlarımızdan;

Birgül ERKEN ve Murat GENCER, Fototrek Eğitim Merkezi’nde Makro Fotoğraf Atölyesine katılma hakkı kazanmışlardır.

Metin KIMILDAR ve Ahmet UCAL, Fotoritim Fotoğraf Dergi’mizin, gelecek sayısında Makro portfolyoları ile kendilerine köşe hazırlanması hakkı kazanmışlardır.

Sevgi ve saygılarımızla,
FOTORİTİM

Not : Fotoğraf Değerlendirmeleri bölümüne fotoğraf gönderen kişi, bu fotoğrafların kendisine ait olduğunu, gönderdiği fotoğrafların Fotoritim Fotoğraf Dergisi’nde kullanımına izin verdikğini, fotoğrafları ile ilgili doğabilecek her türlü sorumluluğu üstlendiğini peşinen kabul ve taahhüt eder. Fotoritim gönderilmiş bulunan fotoğraflar ile ilgili hiç sorumluluğu kabul etmez.





Merhaba Fotoritim’in değerli makrocu fotografçıları. Öncelikle uzaktan kolay gelen ama içine girince, çekmeye başlayınca ne kadar zor olduğu anlaşılan lakin bir o kadar da sonuçları ile insanı fazlasıyla tatmin eden bu dalda çaba göstermenizi takdirle karşılıyor ve sizleri kutluyorum. Sadece bu çalışma değil bundan sonraki tüm çalışmalarınızda sizler istediğiniz sürece yanınızda ve destekçiniz olmaya devam edeceğim”¦


Tüm katılımcı arkadaşlara makro fotograf ile ilgili birkaç önemli notu iletmek istiyorum. Makro fotograf sadece çiçek ve böcek çekmek değildir,makro bir şeye yaklaşmak ta değildir. Makro fotograf bir objeyi uygun ışık şartlarını yerine getirdikten sonra makro objektifler veye ara tüpler yardımıyla 10-15 kat büyüterek film yada sensör üzerine kaydetmektir. Bu nedenle zoom objektifler üzerindeki makro özellikler sizi konuya biraz daha yaklaştırmaktan öteye gitmeyecektir, ayrıca bu tür malzemelerle çektiğiniz yakın plan çalışmalar açık diyafram kullanılması nedeniyle yeterince net alan derinliğine sahip olamayacaktır. Makrocular kompozisyon kurallarını diğer dallarda çalışan fotografçılardan çok daha iyi bilmeli ve kesin olarak uygulamalıdır. Son bir önerim de çekimler sırasında kesinlikle sehpa kullanılmasıdır.













MURAT MESTA




Üç fotografınızda da netlik problemi var, bunun nedeni sehpa kullanılmaması veya açık diyafram olabilir. Kullandığınız objektif yada filtrenin yeterince yaklaşmayı sağlayamaması da bir neden.1. ve 3. fotograflarınızda ayrıca kompozisyon hataları da var. Yakından çekilmiş paralel demir veya benzeri fotografınızda dinamizmi sağlayacak yatay bir kadraj seçmeliydiniz. Fındıkların yakından çekilmiş karesinde de yine netlik yok ve ışık bir tarafta patlamış diğer tarafta da detayları gösterecek kadar yok. Netsizliğine rağmen 2.fotograf oldukça iyi düşünülmüş ama yeterince doğru kaydedilememiş bir fotograf ve üçü içinde en iyisi diyebileceğim bir kare. Hatalar üzerine fazla konuşmanın gereği yok. Yeterli ekipmanla aynı çalışmaları yaptığınızda farkı sizde göreceksiniz.








MURAT GENCER




Her iki böcek fotografınızda ortak olan bir arka plan aydınlatması hatası var.Ayrıca zeminin görülmesi ana konuyu zayıflatan bir faktör. Böcekler bende canlı değilmiş hissini uyandırdı ki bu da ayrı bir handikap. Bunda fazla yapay ışığın olması da etkili olmuş olabilir. Kelebek fotografınız oldukça net ve doğru kadrajlanmış, arka fon biraz daha koyu ya da kelebeği ön plana çıkaracak farklı bir renkte olsaydı daha etkili olabilirdi. Ayrıca fotografı düzenlerken daha dikkatli olmalısınız, yeterli dozda netlik ve renk tonlamaları yapmalısınız, fazlası kenarlarda ışık patlamalarıyla kendini belli ediyor ve konuyu yapaylaştırıyor. Makro fotograf detaya yaklaşmaktır ve yaklaştıkça hatanın da sevabın da kaydedilmesidir. Bunu unutmadan çekmeye devam”¦








METİN KIMILDAR




Merhabalar Metin bey,



Bana gönderilen üç fotografınız da oldukça profesyonel çekilmiş, size benim tavsiyelerimden çok çekimlerinize devam etmenizi ve bir portfolyo oluşturmanızı öneririm. Bu portfolyoyu benim de görmemi isterseniz mutlaka arayın.









İMREN DOĞAN




Merhaba İmren,



Fotograflarında bir acelecilik var. Yeterince beklemeden, kadraj kenarlarına dikkat edilmeden çekilmiş gibi. Biliyorum kolay değil, yazımın başında da söylediğim gibi zor bir alanı seçmiş bulunuyorsunuz. Ama yılmadan, dikkatle ve çok örnekler bakarak çekime devam. Çiçek fotografınızdaki çekim yüksekliği herkesin normal bakış yüksekliği, siz farklı bir yönden bakmayı (çiçeğin yanından veya altından vb.) denemelisiniz. Küçük kelebeklerin olduğu karenizde de yatay kadraj kullanıp kelebeklerin uçlarını kesmeyebilirdiniz. Kelebekler hizasına gelen dalların net görünmesi dikkati dağıtan başka bir faktör. Fotograflarınız içinde en iyi kadrajlanış fotografınız tek kelebek fotografında. Bu fotografınızda da yeterince net alan derinliği yok. Bu nedenle kelebeğin kafası çiçekle karışmış bir görüntü veriyor. Ayrıca arka planı da konunun rengine göre koyu seçmenizde fayda var. Çalışmalarınızı bekliyorum”¦








BİRGÜL ERKEN




Merhaba Birgül;



Çektiğiniz fotografların hepsinde ortak iki problem var. Konuya yeterince yaklaşmamak (ya da objektif eksikliğinden yaklaşamamak) ve ana ögeyi karenin ortasına almak. Makro çekimler için en iyisi daima makro objektiftir. Bunlar dışındaki tüm çözümlerde mutlaka eksikler olacaktır. Fotograflarınız içinde ağdaki böcek, arılı çiçek ve polenli olanları seçtim. Hepsindeki ortak hatayı yukarıda yazdım. Fotografların için tek tek şunları söyleyebilirim.



Arılı fotografında kadraj, arka planın koyuluğu, netlik oldukça iyi hesaplanmış. Fakat biraz sabırla bekleyip arıyı tam kaydedememişiz. Arı olduğunu çok sonra fark ediyoruz.



Polenli çiçek fotografında netlik problemi var. Makroda netleme en zor ve önemli konu. Netlik yapılan noktanın önü ve arkası hemen flulaşır fakat bir yer mutlaka dikkati çekecek kadar net olmalı.



Örümcek ağı fotografın oldukça iyi düşünülmüş fakat yeterince kompozisyon kurallarına uyulmamış. Biraz daha keskinlik hatta mümkünse en kısık diyafram ki böcek de ağlar da net görülebilsin. Kısık diyafram kullanımı aynı zamanda arkayı da daha koyu kaydetmeni sağlayacaktır. Ana konuyu ortaya koymak yerine biraz üst sola doğru kaydırman daha doğru olurdu. Makroya devam”¦








AHMET UCAL




Sizin fotograflarınız için de Metin bey’inkine benzer söylemim olacak.Arka planı biraz daha koyultun, daha kısık diyaframlarda çekin ve bir konu üzerine portfolyo oluşturun. Benim görmemi isterseniz mutlaka arayın. İyi fotograflarınızı bekliyorum.







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Fotoğraf Değerlendirmeleri : MakroFotoğraf Değerlendirmeleri : MakroFotoğraf Değerlendirmeleri : MakroFotoğraf Değerlendirmeleri : MakroFotoğraf Değerlendirmeleri : MakroFotoğraf Değerlendirmeleri : MakroFotoğraf Değerlendirmeleri : MakroFotoğraf Değerlendirmeleri : MakroFotoğraf Değerlendirmeleri : MakroFotoğraf Değerlendirmeleri : MakroFotoğraf Değerlendirmeleri : MakroFotoğraf Değerlendirmeleri : MakroFotoğraf Değerlendirmeleri : MakroFotoğraf Değerlendirmeleri : MakroFotoğraf Değerlendirmeleri : MakroFotoğraf Değerlendirmeleri : MakroFotoğraf Değerlendirmeleri : MakroFotoğraf Değerlendirmeleri : MakroFotoğraf Değerlendirmeleri : MakroFotoğraf Değerlendirmeleri : Makro

David Malcolmson : Kalabalıktaki Yüzler



1941’de İskoçya’da doğdum. Eğitimimi Londra Film Stüdyosu’nda ve Newcastle Üniversitesi’nde aldım. Tamamen teknik kapasitesi olan fotoğraf şirketlerinde çalıştım. Fotoğrafı geçimim için hiç yapmadım. 30’lu yaşlarımın sonlarında işimi tamamen değiştirdim – Sağlıkla , özellikle de akıl sağlığı ile ilgili tedarik işiyle meşgul oldum. Emekli olana dek bu işi yaptım. Daha sonra bir hayır kurumunda akıl sağlığı problemleri olan hastaların kişisel eğitimi ile ilgili çalıştım. Şimdi İngiltere’nin kuzeybatısında yaşıyorum.




David Malcolmson

Gençlik yaşlarımın sonlarında fotoğraflar çektim. Beni hemen cezbeden insanfotoğrafları çekmek oldu. Kişileri dürüst bir yolla çekmek istiyordum, onların esas karakterlerini açığa çıkarmayı umuyordum. İnsanların günlük hallerindeki davranışlarını ve duygularını gözlemlemeye alışkındım.Şanslıydım ki insanlar davranışıma kızmış görünmüyorlardı - belki de orda bulunmamdan huzur duyuyorlardı. Sokak fotoğrafçılığı deneyimimde fotoğraf çekmek için nadiren izin istiyordum – Sokak fotoğrafçılığı deneyimi biraz cesaret pek çok ta insanlarla iyi anlaşmayı gerektirir. Ortamda görünmez olmak ve dikkat çekmemek doğallığı bozmama konusunda kişinin yararınadır.




Uzun John (Long John)



Sözünü ettiğim teknik bilgileri veriyorsam bu , kişisel olarak önemli olduğunu hissettiğim için değil üyelerinizin sorularına cevap olabilmesi içindir. 35 mm film ile başladım ve ikinci makinam bir savaş öncesi 50 mm.lik Summitar lensli Leica IIIb idi. Daha sonra fotoğrafçılığım için daha çok bir 6×6 makina (Mamiya C3) kullanmama rağmen 35 mm.’ye her zaman sadık kaldım. 1970’lerin başlarında düzenli olarak, işverenlerimden ödünç aldığım Leica M3’ü kullandım.Erken bir tarihte, bazı denemelerden sonra Ilford FP3 ve Kodak Tri-X te karar kıldım ve banyolarım Paterson Acutol ve Rodinal (veya Tri-X) idi. Bundan sonra, bir daha hiçbir zaman diğer film/banyo birleşimini denemek için sıkıntı çekmedim. Teknik alanda kolaylık ve tahmin edilebilirlik istiyordum , diğer şeyler şekilleri toplama sürecinde dikkat dağıtıcı idi.




Londra Turistleri (London Tourists)



Buradaki imajlar 1960-1972 yılları arasında çekilmiştir.Bazen insanlar, bazı çalışmalarımda Dianne Arbus Winograd, Doisneau ve Cartier-Bresson’dan birşeyler görürler fakat ilginç olan bu kişiler hakkında 70’lerin ortalarına dek (halka ait görüntülerimin çoğu filme adandığı zamanlar) hiçbirşey bilmiyor oluşumdur . Gençliğimde Paul Strand’ın çalışmalarına rastladım ve başarmış olduğu şeylere hayranlık duydum.Aynı zamanlarda diğer ikonlarım Edward Weston ve Ansel Adams’tı. Çalışmalarımdaki büyük etkinin siyah-beyaz sinemadan ötürü olduğunu zannediyorum. Gençlik yaşlarımdan önce bir film tiryakisiydim ve bu klasik filmlerdeki kompozisyon ve ışığa hayrandım. Elbette, kesinlikle erken bir bilinçsizce etkilenmeydi.




Denham Gönüllüsü (Denham Fair)

Türkiye’de fotoğrafçılığa gösterilen büyük ilgiden çok etkilendim. Pek çok genç fotoğrafçının harika fotoğraflar çektiğini görmek çok güzel. Çalışmalarımı derginize konu olarak seçmenizden memnuniyet ve onur duydum.




Derili Çocuk (Leather Boy)

Kişisel web sayfamla ilgili çalışıyorum ama henüz tamamlanmadı. Okuyucularınızın isterlerse bana mail atarak, iletişim kurmalarından memnuniyet duyarım.


İyi dileklerimle, David.

photo.net
davidmalcolmsondathotmail.com



I was born in Scotland in 1941. I received my education at the London Film School and the University of Newcastle. I worked for photographic companies in a purely technical capacity. I have never practised photography for a living. In my late 30s I changed my profession completely “ I became engaged in the provision of mental health care. That was my employment until I retired. Afterwards I worked for a charitable organisation involved in the education of individuals with mental health problems. I now live in the Northeast of England.




I took up photography in my late teens. I was immediately drawn to the photography of people. I suppose I wanted to photograph individuals in a truthful way, hoping to reveal something of their essential characters.I was accustomed to observing the behaviour and emotions of people in everyday situations. I was fortunate that people did not seem to resent my attention “ perhaps they felt at ease in my presence The practice of ‘street photography’ requires a certain amount of nerve and much tact. The abelity to ‘fade into the background’ and not atracti attention to oneself is useful in the quest for spontaneity.




If I supply the following technical information it is not because I personally feel it is important, but because it might answer the questions of some of your membership .I started out with 35mm film and my second camera was a pre-war Leica IIIb, with a 50mm Summitar lens. Although later I used a 6×6 camera (Mamiya C3) for much of my photography I always stayed faithful to 35mm. In the early 1970s I regularly used a Leica M3 which I was able to borrow from my employers. At an early date, after some tests, I decided to settle on Ilford FP3 and Kodak Tri-X and my developers were Paterson Acutol and Rodinal (for Tri-X). After that I never bothered to try any other film/developer combinations. I wanted simplicity and predictability in the technical field, anything else was a distraction in the process of gathering images.



The images here were taken between 1960 and 1972. Occasionally people see aspects of Arbus, Winograd and Doisneau in some of my work but the strange thing is I did not know anything about these photographers until the mid-Seventies when most of the images here had been committed to film. In my youth I had encountered the work of Paul Strand and I was full of admiration for what he had achieved. At that time my other icons were Edward Weston and Ansel Adams. Perhaps the black and white cinema was the greatest, albeit unconscious, influence on my work. I was a film addict well before my teens and I came to admire the visual style of these classic films.



I am very impressed by the great interest shown in photography in Turkey today. It is good to see several young photographers producing some wonderful images. I am delighted and honoured that you have chosen my work as the subject of one of your magazine articles.



Some of my images have been published recently in ‘The Ava Guide to Outdoor Photography’. There will be an exhibition of my photography in Newcastle upon Tyne later this year. Please note: I am working on a personal web-site but it is not complete. Your readers are welcome to approach me at my email address if they wish.



Best wishes, David




photo.net
davidmalcolmsondathotmail.com



Çeviri : Berna AKCAN




Slayt şovun yüklenmesi zaman alabilir… Lütfen bekleyiniz…
Please wait for download photoshow…












Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

David Malcolmson : Kalabalıktaki YüzlerDavid Malcolmson : Kalabalıktaki YüzlerDavid Malcolmson : Kalabalıktaki YüzlerDavid Malcolmson : Kalabalıktaki YüzlerDavid Malcolmson : Kalabalıktaki Yüzler

Oğuz Altun : Kuş Fotoğrafçılığı Üzerine



Doğa fotoğrafçılığının bir alt kolu kuş fotoğrafçılığıdır. Kuş fotoğrafçılığının kendine özgü, daha çok da kuşların doğasından kaynaklanan zorlukları ve bu zorluklarla başedilmesi için kullanılması gereken teknik detaylar bulunmaktadır.




Kendi açımdan kuş fotoğrafçılığını diğer fotoğraf dallarından ayıran özellikleri şu başlıklar altında sayabilirim: Tanımlama, zamanlama, kullanılan ekipman.




Her ne kadar çoğu insan ilk kuş çekimlerini deneme yanılma ve tesadüfen çekerse de, zamanla uzmanlaşma ve yoğunlaşma artar. Bu süreç “eğer kuş fotoğrafçılığına ciddi anlamda yönelinmiş ise” kuş cinslerini ve doğasını tanımaya, onlara nasıl yaklaşılacağını öğrenmeyle nihayetlenecektir.


Örneğin baştankara cinsi bir kuşun çekimi ile balıkçılın çekimi arasında (kuşların kendine özgü doğal farklılıklarından dolayı ) fark olduğu görülecektir. Baştankara kendini insana daha çok yaklaştırırken balıkçılın veya bir flamingonun davranışı bunun tersi istikamettedir. Dolayısıyla “bu kuşlar ne yer” “nerede konaklar” “ne zaman yumurtlar” “ne zaman göç eder” ve “hangi doğa koşullarında yaşar” gibi sorulara net yanıtlar verilebilmelidir.




Zamanlamayı iki şekilde düşünmekte fayda var, birincisi kuş çekim anında çekilecek kuşun nasıl tepki vereceği diğeri ise günün hangi saatlerinde çekime gidilmesi gerektiğidir. İkincisinden başlarsak yani “hangi vakitte çekime çıkılmalı?” sorusuna yanıtım daima sabahın ilk ışıklarını çekim merkezinde karşılamak şeklinde olacaktır. Elbette bunun istisnai olacağı durumlarda sözkonusudur, kuşların topladığı merkezin ışık koşulları sabah çekime izin vermiyorsa daha ileri saatlerde çekim söz konusu olacaktır. Dolayısıyla kuş fotoğraçılığı yapacak olanların uykusuzluğa hazır olmaları gerektiğini hatırlatmak isterim.




Teknik detaylar geçmeden önce altını çizmek istediğim husus; kuş fotoğrafçılığına sınırlı sayıda insan ile gidilmesi gereğidir. Kalabalık fotoğrafçı gruplarıyla kuş fotoğrafçılığı maalesef olmuyor. Kuş fotoğrafçılığında birincil unsur sessizlik daha doğrusu farkedilmemektir. Sessizlik, gerekli bir koşul olmakla birlikte yeterli bir koşul değildir, aynı zamanda fotoğrafçının kuşun doğal yaşam alanındaki cisim ve hayvanlardan ayırt edilememesi gerektiğidir.


Bu koşulun sağlanabilmesi için doğada kamufle olmak gerektedir. Bu ister bir ağacın dalları arasına gizlenmek, ister dal parçaları ile üzerimizi örtmek isterse kamuflaj kumaşların kuşanmak yahut kamuflaj çadırları içinde gizlenmekle sağlanabilmektedir. Hatta çekim esnasında teçhizatın da kamuflaj kumaşları ile sarılmasını tavsiye edebilirim.




Teknik detaylar içinde makine ve lenslere geçmeden önce kuş fotoğraçısının kendini tripod, monopod gibi sabitleyicelere alıştırması gereklidir. Her ne kadar son yıllarda çok hızlı makine ve lensler ile sarsıntıyı önleyici mekanizmalar geliştirimiş olsa da sabitleyicilerin fotoğrafın kalitesini artırdığı şüphe götürmez.


Kuş fotoğrafçılığında hızlı makine (enstantenesi yüksek hızda çalışan ve yüksek iso değerleri veren), hızlı lenslere (hızlı otofokus yapıp, diyafram açıklığı yüksek lensler) ihtiyaç duyulmaktadır. Bu özelliklere son yıllarda gerek makine gerekse lensler içinde sarsıntıyı önleyici mekanizmalar eklenmiştir. Ör. Nikon lenslerde sasıntıyı önleme işareti VR, canonlarda ise IS ile gösterilmektedir. Bu söylenenlere rağmen benim nazarımda lensin keskinliği daha önemlidir.


Kuşu fotoğraflamakta iki makine kullanıyorum Nikon D70s ve Nikon D200. Elimde çok sayıda lens ve convantör olmasına rağmen temel olarak iki lensi kullanıyorum nikkor f2.8 80-200 mm tele zoom ile f5.6 80-400 VR. Hangisinden daha çok memnunsunuz diye soracak olursanız şüphesiz 80-200 derim. Çünkü bu lensin keskinliği inanılmaz. Yüksek diyafram açıklığı nedeniyle arka planın konudan ayrılması üstün.


Ancak bazen bu lens ile kuşa yaklaşmak yetersiz kalabiliyor. Kuş genelde hareketsiz veya yavaş hareket eden bir kuş ise (flamingo gibi) tripod, kuş hareketli ve avlanırken (balıkçıl gibi) monopod kullanıyorum. Ve çekimlerimi mutlaka deklanşör kablosu yardımı yapıyorum. Zira direkt deklanşöre basmak çok az da olsa titreşime neden olabiliyor.




Benim için kuş fotoğrafçılığı insanın doğa ile başbaşa kaldığı anları ifade ediyor. Kuşları çektikçe ve onları tanıdıkça kendi acizliğimin daha çok farkına varıyorum. Bol fotoğraflı günler dileklerimle…









Oğuz ALTUN Hakkında



10 yılı aşkın süredir fotografla ilgileniyorum. Sualtı fotograflarım popüler olmasına rağmen, kendimi kara fotografçısı olarak görüyorum.



Uzun yıllar stayt film kullandım, slayt filmlerimin az bir kısmını bilgisayara geçirip, dijital ortamda saklayabildim, eğer vakit bulursam sualtı slaytlarımdan başlamak üzere diğer slaytlarımı da bilgisayar ortamına geçirmeyi planlıyorum. Son zamanlarda ise yoğun olarak dijital çekim yapıyorum. Bir makinamda da siyah beyaz takılı, nadir de olsa s/b portre çekiminde bulunuyorum. Makro, doğa ve portre fotograf çekimleri yapıyorum. Deneysel fotografçılığa sıcak bakıyorum. Ve asıl bu alanda ürünler vermeyi istiyorum (fine art, pop art).



Fotografçılığı yaratıcılık ve o anın bir daha tekrarlanma olasılığının olmaması, estetik yanının ağır basması nedeniyle sanata yakın buluyorum. Manipüle edilmemesi ve çalıntı olmaması koşulu ile Photoshop kullanımında sakınca görmüyorum.



Aşağıdaki linklerden daha önce çekmiş olduğum fotoğraf örneklerine ulaşılabilir.










E posta : diskuso dat hotmail.com





Site Bağlantıları :



http://www.nallihan.net/ (bu linkte Nallıhan kuş cennetinde çektiğim fotoğraflar sergidedir, siteye girdiğinizde ismime tıklayınız.)


http://www.photo.net/photodb/member-photos?user_id=1668018


http://www.scubaturk.net/photo/default.asp?gallery=/photo/AA_Oguz_Altun/Galeri









Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Oğuz Altun : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineOğuz Altun : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineOğuz Altun : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineOğuz Altun : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineOğuz Altun : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineOğuz Altun : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineOğuz Altun : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineOğuz Altun : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineOğuz Altun : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineOğuz Altun : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineOğuz Altun : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineOğuz Altun : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineOğuz Altun : Kuş Fotoğrafçılığı Üzerine

Ahmet Polat : Fotoğraf Keşfetmektir


Fotoğraf üzerine eğitiminizi nerde aldınız?


Güney Hollanda’da Breda’da St.Joost Academy’de fotoğraf eğitimi aldım. Çok güzel bir okuldu, 2000 yılında bitirdim. 4 yıl sürdü, iyi hocalardan eğitim aldım ve bana serbestlik tanıyorlardı. Sırt çantamı alıp, otostopla ülke ülke fotoğraf çekmeye gidiyordum. "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />



Çalışmalarınızda siyah beyazı tercih etmenizin sebepleri nelerdir ?


Başlangıcından beri tüm fotoğraflarımı insanların üzerine çektim, her zaman insan oldu fotoğraflarımda.



Siyah beyazı tercih etmemim sebebi; stil. Fotoğraf ustalarından bugüne gelen bir tarz. Onlardan görerek devam ettiriyorum, bunun dışında fotoğrafıma farklı bir etki bırakması gibi bir beklentim yok. Siyah beyazın yanı sıra renkli fotoğraf da çekiyorum. Sevdiğim şey insanların duygularını anlatmak, bunun ötesinde renkli olsun veya siyah beyaz olsun diye bir düşüncem yok. Sevdiğim bir tarz idi ve uyguladım sadece.




Hangi marka/model fotoğraf makinesi kullanıyorsunuz?


Canon AE1, Lecia M6, Lecia M7 ve en son olarak Pentax 67. Sıklıkla Pentax’ı kullanıyorum ve orta format çalışıyorum.



Karanlık oda çalışıyor musunuz?


Karanlık oda eskiden çok çalışıyordum ama artık kalmadı. Ben de herkes gibi artık Photoshop kullanıyorum ama Photoshop’u sadece basit düzenlemeler için kullanıyorum, fotoğrafta olan şeylere asla müdahale etmiyorum. Çünkü ben onu o şekilde çekmişim, o an öyle görüp öyle hissetmişim. Bunu değiştirmenin bir gereği yok, değiştirilirse o artık başka bir şey olur. Gerçek duygular çok önemli benim için, yoksa daha iyi bir fotoğraf yapayım diye Photoshop’ta değişiklik yapmakla uğraşmanın bir değeri yok. Bilgisayarın arkasında fazla durmayı hiç sevmiyorum aslında, o vaktimi fotoğraf çekerek geçirmek istiyorum.



Fotoğrafı ve fotoğrafçılığı seçmeniz nasıl oldu?


Fotoğrafa okulda başladım daha evvelinde sadece resim çiziyordum. Okulda ilk yıl açık bir yıl geçiriyorsun, ondan sonra devam edeceğin bölümü seçiyorsun. Ben aslında grafik-tasarım bölümünü seçiyordum ama hocalarım “ Ahmet, sen fotoğrafçısın, kesinlikle fotoğraf bölümüne gideceksin “ dediler. Kabul ettim bu tavsiyelerini ve fotoğraf bölümüne geçtim, gördüm ki kendim için gerçekten de doğru yolu seçmişim, çok heyecan aldım fotoğraftan.




Hem Hollandalı hem de Türk’sünüz, bunun hikayesini bize anlatır mısınız?


Babam Türk, annem ise Hollandalı idi, ben Hollanda’da doğdum. Annem ve babam daha sonra anlaşamayıp ayrıldılar, ben annemin yanında büyüdüm. Babam, Zonguldak’lıydı, dedem ve diğer aile bireylerim ise G.Antep yöresindeydiler. 1999 yılından beri Türkiye’deydim ve Türkçe’yi burada öğrendim. Deprem ve sonrasında Türkiye’de çalıştım.



İki kültürün arasında olmak kolay bir şey değil. Türkiye’de de herkes bir yerlerden bir yere göç etmiş vaziyette. Herkes farklı yerlerdeler. Hollanda’da bana soruyorlardı; “İsmin Ahmet Polat, ama çok iyi Hollandaca konuşuyorsun, bu nasıl oluyor, yabancı olmalısın “, ben de dedimki , Türk’üm ben demek ki J Tabii bunu kabul etmek güzel de, Türk olmak ne demek? Bir sembol mü? Bir duygu mu? Bir psikolojik durum mu? Bunun üzerinde çok durdum ve araştırdım. Duygular, ilişkiler, akrabalarım, davranışları, tarih hep bunları anlamak istedim. Son 7 yıl bunların üzerinde uğraştım.



Fotoğraflarınızla neler anlatma çabası içindesiniz?


Fotoğrafçının her fotoğrafında kendinden bir şeyler vardır. Bunlarda duygularıdır. İster istemez kendini yansıtırsın fotoğraflarına. Nesin, ne yapıyorsun, ne hissediyorsun, ne düşünüyorsun, bunlar bir şekilde fotoğrafının içine girer, fotoğrafına bakan kişiler bunları alırlar. Her şey birbirine bağlıdır. Öte yandan da fotoğrafına her bakan bu duyguları alamaz elbet, bazıları alır, bazıları yüzeysel bakar, bazıları teknik olarak bakar. Ama ben inanıyorum ki, insanlar bilerek veya bilmeyerek bu hissi alacaklar fotoğraflarımdan.




Sergimi gezip fotoğraflarımı görenlere aktarmak istediğim, o fotoğrafları çekerken insanlarda yakalamaya çalıştığım duygulardır. Ben fotoğraf çekerken o küçük ayrıntıları, insanların düşüncelerini, hislerini yakalamaya çalıştım. Bence bunlar, yani fotoğraflarıma giren insanların hikayeleri görülebiliyor, izleyenler tarafından. Zaten benim içinde önemli olan tek şey bu.



En son Edirne’ye Romanlar ile ilgili fotoğraf çekmeye gittim. Bir “iş” olarak gitmiştim. Ancak fotoğraf çekerken benim için insanlar çok önemli, onlarla konuşmalı, bir şeyler paylaşmalıyım. O anda işte serbest çalışmaya başlıyıveriyorum. Kendimle onlar arasında bir ortak nokta bulmaya çalışıyorum. Kendime soruyorum “ Ben, bu insanları anlıyor muyum? Anlamıyor muyum? “ . Dijital fotoğrafın yaygınlaşması ile artık herkes fotoğraf çekebiliyor, en azından bir şeyler ortaya çıkartıyor. Ama “ O an” denen şey var ya ? O, çok önemli. Çünkü hayatta her anda bir şey oluyor ve bir şey değişiyor. Ve o anlar her seferinde farklı bir şeyler anlatıyor. Empati , meraktan kaynaklanan empati burada işin içine giriyor. İnsanlar günümüzde sevmedikleri işlere gidiyorlar, çalışıyorlar. Fotoğrafı da bu şekilde yapanlar var. Sadece “iş” olarak düşünerek.




Beğendiğiniz Türk fotoğrafçıları kimlerdir?


En beğendiğim Türk fotoğrafçısı Tamer Yılmaz oldu. Bir moda fotoğrafçısı. Çalışmalarına bakınca nasıl bir insan, nasıl bir sanatçı olduğunu görebiliyorum.



Hollanda ve Türkiye’yi fotoğraf eğitimleri yönünden karşılaştırır mısınız?


Hollanda’da “ dijital mi, analog mu ? “ veya “ fotoğraf sanat mıdır? “ tartışması yok. Ama burada takılı plak gibi bunları konuşanlar var halen. Dünya dönmeye hızla devam ediyor, biz de arkasından koşmaya. Türkiye genç bir ülke ve fotoğrafçılık eğitimi alanların sayısı az. Bilgi Üniversitesi’nde 1 yıl eğitim verdim ve gördüm okullardaki eğitimi az çok. Her şey Avrupa’daki gibi olsun istenirken, işler kopyala-yapıştır olmuş adeta. Bir şeylerin aynısı olabilme çabası var. Ama bunlar çoktan eski kalmış işler. Ve bunun tamamen kopyalama olarak tam anlanmadan yapılması üzücü.



Sen böylesin ben böyleyim, ben sana bildiklerimi öğretirim ama sen bunları senin bildiği gibi yapmalısın, sen ben olmamalısın. Çünkü biz farklıyız. Ders verirken, hoca olarak böyle düşünüyorum. En doğru benim, benim gibi ol denmesi, dominant bir hocalık yapılması kolay ama zayıf bir şey. Herkes kendi yolunu kendi çizebilmeli ve çizmeli.




Kayapınar köyünde gerçekleştirdiğiniz çalışmanızdan da bahseder misiniz?


Türkler göç eden bir millet ama bu göçlere hep birlikte ayrılmadan gitmişler hep. Bir köy her beraber gidiyorlar. Yurt dışına gidenler de bu şekilde. Tam olarak arada kalıyor sonrasında da. Eskisi gibi yaşamaya çalışıyorlar, bazıları iki dil konuşuyorlar ama iki kültür arasında kalıyorlar, bu gerçekten de çok zor bir durum. Nüfusunun yarısından fazlası Hollanda’ya göç etmiş Kayapınar köyünde, yaşlılar ve çok gençler dışında kimse kalmamıştı. Köyün gücü kalmamıştı, ilerleme imkanı kalmamıştı yani geleceği kalmamıştı. “Evim, rüyalarımı bıraktığım yerdir “ ismini koydum bununla ilgili sergime.



Herkes buradan bakınca, Almanya’da, Hollanda’da, Fransa’da bir şey var zannetti. Para var zannetti. Evet, para vardı ve gittiler, 20 yıl 30 yıl çalıştılar, sonunda para oldu ama rüyalar? Hiçbir şey kalmadı, hayat kayboldu. Rüyaları Türkiye’de idi, gittiklerinde onları bıraktılar, bitti.



www.ahmet-polat.com

Röportaj : Levent YILDIZ





Ahmet POLAT Hakkında



Dünyanın en önemli fotoğrafçılık kurumu olan ICP’nin (International Center of Photography – Uluslararası Fotoğraf Merkezi) düzenlediği 22. Infinity Awards’ta “Genç Fotoğrafçı” ödülünü kazanan ilk Türk-Hollandalı fotoğrafçıdır, Ahmet Polat.




Türk ve Hollandalı olmak, göçmenlik, kültür farklılığı, dışlanmışlık, ikilemde kalmak, yalnızlık gibi duyguların, kendisini köklerini araştırmaya, keşif yolculuğuna çıkmaya doğru yöneltmesiyle, Ahmet Polat, fotoğrafı yaşamı anlamanın bir aracı haline getiriyor. Geçmişini sorgulama, kültürel mirasını tanıma sürecinde genç sanatçı, dünyadaki farklılıkların yerine benzerliklerin araştırılması ve ortaya çıkarılmasının çok daha önemli olabileceğini düşünmeye başlıyor.



1978’de Kuzey Hollanda’da küçük bir şehir olan Roosendaal’de doğan Ahmet Polat, Hollanda Breda’da St.Joost Academy’de fotoğraf eğitimi aldıktan hemen sonra, Türk ve Hollandalı bir ailenin Hollanda’da büyüyen çocuğu olarak, kendini tanıma, köklerini araştırma yolculuğuna başlamak üzere, duvar boyayarak kazandığı parayla Türkiye’ye gelip ailesinin fotoğraflarını çekti. Birçok sorusuna yanıt bulmaya ve ailesiyle iletişim kurmaya çalışırken, 1999 Gölcük ve Yalova depreminin sonrasına tanık oldu. Depremi yaşayanların acılarını, çaresizliklerini, psikolojilerindeki değişiklikleri belgelemeye çalıştı. 2001 yılı Ağustos ayında depremi yeniden gündeme getirmek amacıyla “Depremi Düşünmek” başlıklı bir sergi düzenledi.



Gaziantep’e giderek Türk akrabalarını buldu, hatta kendi adını taşıyan beş Ahmet Polat ile tanıştı, bir ay onlarla yaşadı, fotoğraflarını çekti. Güçlü geleneklere, yakın bağlara sahip bir ülkeyi ve kültürünü objektifle yakalayarak, geçmişini keşfetmeyi denedi. “Nereden geldiğini bilmelisin, yoksa eksik bir insan olursun ve içinde kocaman bir boşlukla yaşarsın.”



Kökeni hakkında yaptığı araştırmanın ardından Hollanda’daki Türklerin yaşam koşullarını araştırmak üzere yaklaşık 2,5 yıl süren uzun soluklu bir çalışmaya girişti. (2001-2003) Dordrecht Şehir Arşivi ve Hollanda kökenli kuruluşların desteğiyle Kayapınar Köyü’nden Hollanda’nın Dordrecht şehrine yıllar önce başlamış olan göçü, bu iki yerleşim özelinde metinlerle ve fotoğraflarla ele alan “Gurbetçi” başlıklı kitabı yayınlandı. Fotoğraflarında Hollanda’da Türk, Türkiye’de Hollandalı olmak üzerine yoğunlaştı. Kayapınar Köyü’nün bu çalışmadaki önemi ise Dordrecht’te yaşayan 5 bin Türk’ün yarısından fazlasının buradan göçmüş olması. Sonra iki kültürü birleştirmek ve yoksullara karşı önyargıları kırmak için Hollanda’da gettolardaki yaşamı bir sergiyle aktardı: “Evim Rüyalarımı Bıraktığım Yerdir”.




Lahey’in Transvaal bölgesinde yoğun olarak Türklerin ve diğer yabancıların yaşadığı bir mahalledeki restorasyon çalışmalarının insanların yaşamlarındaki etkisini fotoğrafladı. Transvaal Belediyesi’nin yenileme projesi kapsamında değişimi belgelemek için bu bölgede bir yılı aşkın bir süre yaşayarak çalışmalarını tamamladı.(2003-2004) Eski binaların yıkılıp yerine yeni binaların yapılmasına, insanların birbiriyle ilişki içinde olduğu semtlerin yok oluşuna, gençlerin asimile olmaya zorlanmasına, yabancıların zamanla bölgeyi terk etmeye başlamasına tanık oldu. Lahey Şehir Müzesi’nde “Old Country, New Country” başlığıyla sergilenen fotoğraflarını, değişimi yaşayanların ayağına götürmek amacıyla, iki büyük konteyner ile gezici bir sergiyle kamuya açık alanlarda sergiledi.



2005 yılında İstanbul’un Fener ve Balat semtlerinde UNESCO ve Avrupa Birliği tarafından desteklenen iyileştirme programı kapsamında Balat ve Haliç’te yaşayanları görüntüledi. “Değişim Yönünde” başlığıyla kozmopolit bir bölgede değişen kentsel dokuyla birlikte insan dokusunun değişimini yansıttı çalışmalarında. Benzer değişim ve dönüşümler yaşayan Fener, Balat ve Transvaal’de çektiği fotoğraflar aracılığıyla, o bölgelerde yaşayanların gündelik yaşam biçimi ve mimariyle aralarındaki etkileşimi aktardı.



2006 yılında çalışmalarına farklı bir bağlamda devam etmek amacıyla, Türkiye sosyetesinin fotoğraflarını çekmeye başladı ve bu üretimini Galeri x-ist’te “Sadece Davetliler” başlığıyla sergiledi. Sosyetenin görünen özelliklerinden çok toplumsal yönüyle ilgilenen Polat, bu cemaatin görmediğimiz, bilmediğimiz farklı özelliklerini görüntüledi. Moda gösterilerinde, televizyon şovlarının sahne arkalarında, varlıklı insanların evlerinde fotoğraflar çekti: “Sosyeteyi tanımlamanın tek bir yolu yok, ancak uzak, sınırları olan bir yer olarak özelliklerinden söz edebilirim. Sosyete ile bağdaştırdığımız dış mekânlar içinde, örneğin doğum günlerinde, düğünlerde ya da partilerde yakaladığım anlarda sosyeteyi alışılan mercekten değil de, tüm bu öngörülerden arınmış, saf, genel ve hepimize özgü olan doğallıkla göstermeyi denedim. Onları oldukları gibi göstermek ve sosyeteye karşı beslenen önyargıları kırmak istedim.”




Henri Cartier-Bresson gibi görsel simetriyi yakalamaya ve öznesine haysiyetle yaklaşmaya dair olağanüstü bir içgüdüsü olan Ahmet Polat’ın çalışmalarında Orhan Cem Çetin’in de belirtiği gibi “çarpıcı samimiyet, insan doğasına ve toplumsal dinamiklere karşı duyduğu merak, fotoğraflarındaki insanlarla kurduğu güven ilişkisi” yansıyor.



Fotoğraflarında çeşitli öyküler anlatan Ahmet Polat, projelerinde adım adım o ortamın yaşamını anlamaya çalışıyor. Öyküyü insanlarıyla inceliyor, yeniden yaşıyor, bakıyor, sorguluyor ve bir varoluş nedeni edinmek için fotoğrafını çekiyor. Yansıttığı yüzlerle, yaşam örgüsünü yeniden yakalıyor. Varolanın, geçmişinin, görüşlerinin, gündelik deneyimlerinin süzgecinden geçirdiği, saf ve dürüstçe paylaşma yolunu seçiyor.



Gerçeği doğrudan değil, belli soyutlamalarla gösteriyor. Yaşamları kesitler halinde yansıtıyor ve parçaları, tamamlamak üzere izleyiciye bırakıyor. Böylelikle izleyicisine öykünün bir parçası olma ve algılayabilmek için daha derinden bakma olanağı sunuyor. Bu konuda son sözü kendisinin değil, fotoğraflarına bakanların söylemesini istiyor. “Bakmaya ve araştırmaya devam ettiğinizde yaşam size o kadar çok yeni şeyler sunar ki, bunlar hiç bitmez. Bana göre fotoğrafçılık, kişinin şahsi konumunu kullanması ve donduracağı saniyeyi iyice tasarlayarak mümkün olabildiğince dürüstçe seçmek anlamına gelir.”



www.istanbulmodern.org






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Ahmet Polat : Fotoğraf KeşfetmektirAhmet Polat : Fotoğraf KeşfetmektirAhmet Polat : Fotoğraf KeşfetmektirAhmet Polat : Fotoğraf KeşfetmektirAhmet Polat : Fotoğraf KeşfetmektirAhmet Polat : Fotoğraf KeşfetmektirAhmet Polat : Fotoğraf KeşfetmektirAhmet Polat : Fotoğraf KeşfetmektirAhmet Polat : Fotoğraf Keşfetmektir

James Rajotte : Özgün Işık



Bize kendiniz ve fotograf yolculuğunuz hakkında kısa bir bilgi verebilir misiniz?



Benim üniversite öğrenimim coğrafya ve özellikle haritacılık üzerine, halen uzaysal ilişkiler le ilgili görsel konulara meyilliyim ve insanların yaşamları ile ilgiliyim. Son zamanlarda, bana fotoğrafçılığı ardışık bir yolla düşünmeyi öğreten Nathan Lyons üstünde çalışmaya zaman harcıyorum.



Can you give us some brief information about yourself and your journey of photography?



My undergraduate degree is in geography with an emphasis on cartography, and I still tend to approach visual subject matter with spatial relationships and design in mind. I am also a freelance photojournalist, and I am interested in people’s lives. Recently, I have spent time working with Nathan Lyons who has taught me to think of photography in a sequential way.




Açtığınız / katıldığınız sergiler hakkında bilgi verebilir misiniz?



Kişisel Sergiler



-“Blasted” Visual Studies Workshop Gallery, MFA Thesis Exhibition (2007)



-“Portraits of Love” El Museo. Buffalo, NY (2007)


-“Portraits of Love” Equal Grounds, Rochester, NY (2007)



Toplu Sergiler



-“Hometown” Print Loft Gallery, Rochester, NY (2007)



-“Jen @ Joe”, Joe, New York, NY (2007)



-“Hey, Hot Shot!” Jen Bekman Gallery, New York, NY (2006)



-“VSW Auction” VSW Gallery, Rochester, NY (2006)



-“In/Progress” SPAS Gallery, RIT, Rochester (2006)



-“Converge” SPAS Gallery, RIT, Rochester (2005)



Can you give us some information about exhibitions you opened/joined



Solo Exhibitions


-“Blasted” Visual Studies Workshop Gallery, MFA Thesis Exhibition (2007)



-“Portraits of Love” El Museo. Buffalo, NY (2007)


-“Portraits of Love” Equal Grounds, Rochester, NY (2007)



Group Exhibitions


-“Hometown” Print Loft Gallery, Rochester, NY (2007)



-“Jen @ Joe”, Joe, New York, NY (2007)



-“Hey, Hot Shot!” Jen Bekman Gallery, New York, NY (2006)



-“VSW Auction” VSW Gallery, Rochester, NY (2006)



-“In/Progress” SPAS Gallery, RIT, Rochester (2006)



-“Converge” SPAS Gallery, RIT, Rochester (2005)




Hangi sanatçıları beğeniyorsunuz? Size ilham veren kimdir?



Duane Michals, Jason Fulford, Eikoh Hosoe, Trent Parke, Don Delillo, Stephen Malkmus, Dave Eggers, Michel Gondry, Tom Wolfe, Beth Gibbons, Jauques Derrida, Marc Auge, Ken McCarthy, Wes Anderson, Lazlo Moholy-Nagy, Nick Drake, Adrian Tomine, Walter Chappell, David Cross, ve bir çokları ”¦”¦”¦”¦



What artists do you like? Who inspires you?



Duane Michals, Jason Fulford, Eikoh Hosoe, Trent Parke, Don Delillo, Stephen Malkmus, Dave Eggers, Michel Gondry, Tom Wolfe, Beth Gibbons, Jauques Derrida, Marc Auge, Ken McCarthy, Wes Anderson, Lazlo Moholy-Nagy, Nick Drake, Adrian Tomine, Walter Chappell, David Cross, and more”¦”¦”¦”¦




Makinanız ve donanımızın hakkında bilgi alabilir miyiz?



Çok yakın zamana kadar bir Mamiya rb67 kullanıyordum. Aynı zamanda bir Nikon f5, d200’üm ve yaşlı bir adamdan aldığım garip bir 4×5 kameram var.



What are your cameras and equipments ?



I have been using a Mamiya rb67 a lot recently. I also have a Nikon f5 and d200 and strange 4×5 camera that I bought from an old man. I have a hard time going anywhere without a camera of some sort.




Tekniğiniz hakkında kısa bir bilgi verebilir misiniz?



Çevremdeki ışığın doğal olarak nasıl varolduğuna çok dikkat ediyorum. Işıkla özgün biçimde ilintili görünen şeylerin fotoğrafını çekmeye eğilimliyim.



Can you give us some information about your technique shortly?



I pay close attention to how light exists naturally in my environment. I tend to photographs things that look uniquely situated with light.



Klasik fotoğrafçılıkla modern fotografçılık arasındaki fark için ne düşünüyorsunuz?



Fazla bir fark olduğunu düşünmüyorum. Fotoğrafçılar bugün, teknolojide dürüstçe dramatik bir değişiklikle ilgililer fakat her zaman öyleydiler. Şimdi meydana getirilen şekillerin miktarı şimdiye kadar olduğundan daha fazladır ; fakat daha az kalıcıdır.



What do you think about it’s difference in the contemporary photography compared with the classical photography?



I really don’t think there is that much difference. Photographers today are dealing with a fairly dramatic shift in technology, but they always have been. The amount of images that are being made now is far greater than ever before, but they are less permanent.






Size göre dijital fotoğrafçılığın avantajları ve dezavantajları var mıdır?



Ben, şekillerin, bir algılıyıcıdan ziyade film üstünde nasıl sunulur, bununla daha ilgiliyim. Fakat sonuçta, negatiflerimi basmadan evvel tarıyorum , bu yüzden çok büyük bir farklılık yok.



According to you, are there any advantages and disadvantages with digital photography



I tend to like how images are rendered on film rather that a sensor, but in the end, I scan my negatives before I print them, so there is not a big difference.




Fotoğraflarınıza bakan kişilere kendiniz ve duygularınızla ilgili aktarmak istedikleriniz nelerdir? Fotoğraf çekmekteki amacınız nedir?



Görme eylemi fotografçılıkta en hoşlandığım şeydir. Fotoğraflarıma bakan insanlara muhteşem bir görsel an deneyimimi nakletmeye çalışıyorum.



What do you want to transfer about yourself and your feelings to people looking at your photographs? What is your purpose taking photographs?



The act of seeing is what I enjoy the most about photography. I try to relate the experience of a sublime visual moment with people that look at my photographs.




Ülkenizde fotoğrafçı olmak nasıl bir şey?



Benim için bu soruyu cevaplamak zor çünkü başka bir ülkede hiç bir zaman fotoğrafçı olmadım. Amerika’da bir fotoğrafçı olmak iyi fakat bu ülkede şu anda bazı sebeplerden dolayı pekçok paranoya var. Profesyonel olarak sadece fotoğrafçı olmak gittikçe zorlaşıyor. Eğer akan bir çok gelirin varsa , işe yarar.



How’s it to be a photographer in your country ?



It’s hard for me to answer this because I have never been a photographer in another country. Being a photographer in the U.S. is good, but there is a lot of paranoia in this country right now for a number of reasons. Professionally, it is getting a harder to be just a photographer, it helps if you have multiple streams of income.



Kafanızdaki gelecek projeleriniz nelerdir?



Birkaç yıldır biriktirdiğim çalışmalardan tamamen siyah – beyaz bir kitap yapmak istiyorum.



What are your next projects in your mind ?



I want to make a book from all of the black and white work that I have accumulated over that past few years.




Sizi fotoğrafçılık yapmanın dışında tutan bir hikaye ya da deneyim yaşadınız mı?



Bir defasında doğum yapan bir kadını fotoğraflamıştım. İnanılmazdı.



Is there one story / experience that stands out in the making of photo-work?



I one time photographed a woman giving birth. It was unbelievable.




Hiç Türkiye’de bulundunuz mu? Hakkında ne düşünüyorsunuz?



Hiç bulunmadım fakat bir gün gitmeyi isterim. Alex Webb’in Türkiye’de yaptığı çalışmaları gördüm, çok güzeldi.



Have you ever been to Turkey ? What do you think about it?



I have never been to Turkey, but I would love to go someday. I have seen the work that Alex Webb has done in Turkey and it is very nice.




Yeni fotoğrafçılar için, bir proje üstünde çalışmanın ne tür farklılıklar yarattığı hakkında bize ne söylersiniz ?



Bence aynı zamanda birden fazla proje üstünde çalışmak iyi bir fikir. Bu yolla herbiri hakkında bilgilenebilir ve sadece tek bir şey üstünde düşünmekten yorulmazsınız.



For new photographer, what do you say to us in what kind of differences made about working on a Project ?



I think it is a good I dea to work on more that one project at the same time. This way they can inform each other and you don’t get tired of thinking about one thing all the time.







James RAJOTTE Hakkında


James Rajotte (1980, Blacksburg, VA) bugün Newyork’ta yaşayan bir fotoğrafçıdır. Pensilvanya kırsalında büyüdükten sonra Penn State Üniversitesi Doğa Bilimleri’nde okudu ve Güzel Sanatlar Fakültesi masterini 2007’de Görsel Çalışmalar Atölyesi’nde yaptı.



About James RAJOTTE

James Rajotte (1980, Blacksburg, VA) is a photographer currently living in New York. After growing up in rural Pennsylvania, James studied Earth Sciences at Penn State University and earned his MFA from the Visual Studies Workshop in 2007.




Contact:


www.jamesrajotte.net







Röportaj : Levent YILDIZ
Çeviri : Berna AKCAN




Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

James Rajotte : Özgün IşıkJames Rajotte : Özgün IşıkJames Rajotte : Özgün IşıkJames Rajotte : Özgün IşıkJames Rajotte : Özgün IşıkJames Rajotte : Özgün IşıkJames Rajotte : Özgün IşıkJames Rajotte : Özgün IşıkJames Rajotte : Özgün IşıkJames Rajotte : Özgün IşıkJames Rajotte : Özgün Işık

Volkan Akgül : Kuş Fotoğrafçılığı Üzerine




Hayatın karmaşası içinde insanlarımız, dogamızda bulunan hatta ve hatta en yakınımızda, bazen camımızın önune konan o güzel şaheserlerin maalesef farkına bile varamaz olmuş durumda. Sadece kuş fotoğrafı degil, bize çok yakın oldukları halde, hayat denizinde yelkensiz bir biçimde ilerleyen bizler, biraz olsun çevremizdeki güzellikleri görmeliyiz artık.



Ben bunun için şu kısa ömürde az da olsa bu güzellikleri gücüm yettigince sizlere sunmaya çalışacagım.



Kısa bir tanımlama yapmak istersek; kuş fotografçılıgı gerçekten özveri isteyen çok zahmetli ve en önemlisi sabır gerektiren yaban hayatın önemli kollarından biri. Herkesin yapmak isteyecegi ama herkesin yapamayacagı bir seçim ayrıcada… Bir kuşu herkes çekebilir fakat onun estetik pozunu alabilmek, onu sofrasında ziyaret edebilmek ” O özel ” kareyi yakalamak, belki de hayatımızdaki en büyük bekleyiş olabilir…




Kuş fotoğrafçılıgında en önemli unsur, çekmek istediginiz tür hakkında yeterli bir bilgiye sahip olmak ve yer tespitidir. Yer tespitinden sonra yaklaşma yerini tespit etmeli, zamanı planlanlamalı, iyi bir şekilde kamuflaj olabileceğiniz yeri ayarlamalı, son olarak da uygulamaya geçmelisiniz. Bunlardan biri eksik olur ise kuşların doğal hayatına asla ulaşılamaz!!! Sadece gözün gördüğünü yansıtan sıradan bir fotograf çekersiniz. Bu da sizi ne kadar tatmin eder artık bilemem..




İşin teknık kısmına gelince; 300mm den az olmamak kaydı ile bir objektif sahibi ve en azından orta bir DSLR kullanıcısı olmalısınız. Özellikle makinanın kullanımına, pozlama ve ayarlarına o kadar hakım olmalısınız ki adeta bir kolunuzu, bir bacağınızı nasıl kullanıyorsanız makinayı da o şekilde kullanabilmelisiniz. Tavsiyem, ek olarak da dürbün kullanmanız.




Bunlardan sonra, doğa fotografçılığı olsun yaban hayatı olsun, en büyük unsur ” iyi görmek, iyi duymak ve en iyi şekilde refleksleri kullanabilmektir” …



Örnek vermek gerekirse, yeri gelir geceyarısından yola çıkar binlerce kilometre yol yaparım. Sabahın ilk ışıklarında o güzel canlıların yanında olabilmek için uykusuz kaldığım geceleri saysam inanmazsınız belki de. Saatlerce bir çadırın altında bekleyişimi, o anlarda kendimle başbaşa, gözüm kuşların sofrasında iken ayak dibimden yılanların geçişini, o heyecanı, “paniklemem inşallah” diye içimden geçirdiğim nice anları bir bilseniz belki de bir daha düşünürdünüz.




Fakat, bu bir seçim, seçimimi doğa fotoğraflarından yana yaptım. Ve bu yola kuşlar ile başladım.



En buyuk idealim Afrika’daki canlıların sofralarına girebilmek. Bedeli de ona göre olacaktır, bunu biliyorum ve ben bu bedeli kabul ettim.



Uzun lafın kısası ülkemizde doğa fotografçılığı pek fazla insan tarafından yapılmıyor maalesef. Bırakın kuşları bir kenara, doğamızın güzelliklerini belgeleyebilecek kişiler bile çok azınlıkta. Bizler biraz olsun bu boşlugu doldurmalıyız artık diye düşünüyor ve bu yola sizleri de davet ediyorum…




Volkan AKGÜL






Volkan Akgül ile Kuş Fotoğrafçılığına Dair


Kuş fotoğrafçılığının doğa fotoğrafçılığının bir kolu olduğunu biliyoruz. Manzara veya makro çalışanlardan ne gibi farklılıkları, kolay ve zor yönleri var ?



Her kolun kendıne has bir özelliği ve zorluğu var tabi. Bu daha zor, böyle bilgi gerekiyor, bu olmazsa olmaz desem saçma olur. Sadece kuş fotograflamak gerçekten çok büyük sabır gerektiren bir uğraş. Sabır taşı olmamak elde değil. Artı olarak insan kendini de bir noktada geliştirebiliyor, en önemlisi kendini dinlemesini ve kendinle baş başa kalmasını öğreniyor.



İyi bir kuş fotoğrafçısı olabilmek için belli bir kalite ve yeterlilikte ekipmana sahip olmak şartmıdır ? Bu iş için minumum gereksinimler nelerdir ?



İyi bir kuş fotografçısı ve ötesi olabilmek için: gerçekten iyi ekipman şart! Doğa ortamında toz, toprak, su, her türlü darbeye dayanıklı bir body olmalı öncelikle ve 400 mm’ den az olmamak kaydı ile bir objektif, olabiliyorsa ilaveten teleconverter.




Sizce Türkiye’de yaşamak kuş fotoğrafçılığı açısından ne gibi avantajlar ve deavantajlar sunmaktadır ?



Türkiye göç yolları üzerinde bulunduğu için, mükemmel ve özel türlere sahip bir yer. Kışın kış göçmeni, yazın yaz. Her mevsiminde özel türleri barındırma ve türlerin konaklama açısından vazgeçilmez bir yeri ayrıca. Tabi makınayı eline alıp ben de kuş fotografçısı olacağım diyen herkes o türleri göremez ve olamaz da .. Bilgi şart!



Göç eden ve yerleşik kuş türleri olduğunu biliyoruz. Göç zamanlarına ve yerleşim noktalarına göre önerebileceğiniz çekim noktaları ve çekim zamanları nelerdir ?



En güzel fotoğraf sabahın ilk ışıklarında, kuşların karınlarını doyurmak için aktifleştiği sırada gerçekleşir. Hem ışığın geliş yönü, hem yumuşaklığı fotoğrafa çok güzel renksel etki yapar.





Bir kuş fotoğrafçısını doğaya çıktığında ne gibi şartlar beklemektedir ? Buna karşı ne tür bir donanım, ön hazırlık ve tecrübe gerekir ?



Ben sağlığa çok önem veririm Sağlık olmazsa hiçbirşey olmaz. Her türlü yaralanmaya, zehirlenmeye vs. hazırlıklı olmalıdır. Çünkü kuşlarımızın bir çoğu bataklık ve yöresel göllerde yaşarlar, yılan, zehirli böcek vs her şey olabilir. Özellikle çoban köpekleri :) İlk önce Acil Yardım çantası otomobillerinde bulundurmaları gerekli bence. Fotoğraf makinasının yedek bataryası olmazsa olmazlardan.. Son olarak ta laptop .)



Doğal ortamındaki kuşların hareketlerini takip etmek ve en uygun anı yakalamak için özellikle farklı türlerin fotoğraflarını çekerken) araştırma, tecrübe, şans gibi hangi faktörlere en çok gereksinim duyulur ?



Tecrübe, araştırma,teknik ve son olarak da şans tabi.




Sizce her kuş fotoğrafçısı muhakkak ornitoloji (kuş bilimi) konusunda bir ön eğitimden geçmelimidir ? Kuş gözlemiyle ilgili eğitimleri hangi kanallardan alabilirler ? Bu konuyla ilgili varsa bildiğiniz kulüp, dernek, v.b. hakkında çok kısaca bilgi sunabilirmisiniz ?




Öyle bir zorunluluk yok tabi. Fakat bilgili olunursa kuşların zarar görmemesi ve özel kareler çekmek açısından çok iyi olur. Kaçta beslenir, kaçta uyur, kaçta hiperaktifleşir, ürkekmi vs. bunları bilmek çok artı sağlıyacaktır. Bilgi için öncelikle trakus.org a üye olmalarını tavsiye ederim. OrnıtoFoto toplantıları var, her ay Türkiye’nin heryerinden katılımcılar ile gerçekleşiyor ve buralarda da fotoğraf olsun kuş türleri olsun eşsiz bilgilere ulaşılabiliyor. Büyük ornıtologlar ve paylaşımcı insanların bulunduğu bir yer.





Kuş fotoğrafı çekerken kamufle olarak kuşların mı size yaklaşmasını beklersiniz, yoksa siz mi onlara yaklaşmaya çabalarsınız ? Araç içinden yapılan anlık çekimlerle iyi kuş fotoğrafı yakalamak mümkünmüdür ? Siz ne tür bir taktikle yaklaşmaktasınız konulara ?



Ortama göre degişir tabi. Ben genellikle araç içinden çekerim. Son zamanlarda kamuflaja yönelmedim desem yalan olur. Kamuflaj altında sadece onların yanaşmasını beklerim. Zaten kamuflaj içinde biraz hareket edersenız olan kuşda gider! Nokta vuruşu yapmalısınız, konacağı yerı önceden tespit etmeli ve o noktaya odaklanmalı…




Yavru kuşların, anneyi ve yavruları rahatsız edecek derecede yakından çekilmesinin etik ve biyolojik açıdan uygun olmadığını biliyoruz. Bu tür kareleri çekerken canlıları rahatsız etmeden uygulanabilecek yöntemler varmıdır ?



Kamuflaj tek çare… Ben çekmem ama ne olursa olsun onların da bir hakları var dilleri olmasada onlarda bir canlı ve özel hayatlarına sofralarına o kadar tecavüz etme hakkını kendimde görmuyorum.




Çok nadir fotoğraflandığını bildiğiniz kuş türleri ile karşılaşmak bir kuş fotoğrafçısı için nasıl bir duygudur ? Varsa bu tür karelerinize örnekler verebilirmisiniz ?



Çok özel bir durum, anlatmak yetmez, yaşamak gerekir diye düşünüyorum. Benim öyle özel karelerim var ki, hepsi ileriki sergilerimde kullanılmak üzere bir köşede toplanıyor. Şu anda bile internet ortamında çok özel karelerimi yayınlamasam da bir çok türe ait ve oldukça çeşitli fotoğraflarım var.





Çekim sonrasında bilgisayar ortamında fotoğraflarınıza ne tür müdahaleler yapmaktasınız ? Bu iş için belli sınırlar veya kısıtlamalar varmıdır ?



Nikon kullandıgım için kendi programı “Nikon Capture” ‘ dan kesinlikle geçiririm fotoğrafı. Genellikle raw çeker, en çok contrast ve keskınlık ayarları ile oynarım. Başka müdahalelere girmem asla… Dijital düzenleme kesinlikle olmaz, tavsiye de etmem, önemli olan doğallığı koruyabilmek bence… Her şeyin fazlası zararlı






Kuş fotoğrafçılığında en ciddi sorunlardan birinin süper tele kategorisindeki objektiflerin ışık geçiriminin az olması ve elde çekim yaparken en küçük titreşim nedeni ile görüntünün blur çıkma tehlikesinin bulunması olduğunu biliyoruz. Çekim esnasında kullandığınız süper tele objektifin titreşimini engellemek için ne tür yöntemler veya teknikler kullanırsınız ? Genellikle elde mi, yoksa sabitleyici bir araçla mı çekim yaparsınız ?



Aslında süper tele derken 400 mm f2.8 objektifler de mevcut günümüzde, dezavantajı çok pahalı olması. Yanı 2.8 diyafram gerçekten o lensi çok iyi konuma getirmeye yeter. Işık açısından. Fakat fiyat işte…



Titreşim ve getirisi fluluğun önüne geçmek için, kesinlikle tripot öneririm. Kendimden de örnek vermek istemiyorum açıkçası, çünkü ben biraz kendime has yöntemler ile çalışıyorum. Kesinlikle tripot kullanmam, Her zaman elde çekerim. 18 yaşımda aldım makinayı ilk elime ve hastane muhabiri olarak Akşam Gazetesi’nde çalışıyordum. Beni eğiten Ali Oktay çok sert bir muhabirdi, Olaylarda anı yakalamak için MF Manuel odaklama yapmam için, her zaman baskı yapar ve elle çekmem konusunda beni çok sıkardı :) Tabi doğal olarak birisi elinde silah ile birini kovalarken de tripot kuramazdık zaten. O zamanın zor şartları ve üzerimdeki baskıdan gelme bir alışkanlık aslında, elde çekebilme kabiliyeti. Ama bugünün teknolojisi ile çok faydasını görüyorum. Sanki kolumun bir parçası ağır ya da değil. Sadece odaklanır ve deklanşöre basarım. Tripot denedim ama insanlar uçan bir kuşu tripotla çekebilirlerken ben aksıne çekemem, elde çekerim. Bu da benim bir kabiliyetim sanırım :)





Çekilen kuş fotoğraflarını kişiler nasıl değerlendirebilirler ? Dergi, bilim yayınları, kitap, medya, sergi vs. nerelerde kullanma imkanı var ülkemizde ?



Kişinin kendi potansiyeli ile alakalı bir durum aslında. Ben kendımden örnek vermek istersem Kariyer Dergisi, National Geographic, Hürriyet Gazetesi ve yöresel bir çok derginin fotoğraflarıma talip olması üzerine onlara yayınlama hakkını verdim. Son olarakta Özgürlüge Kanat Çırpış adlı bir sergiyle profesyonellige büyük adımı attım. Ürün fotografları çekerek yaşamımı sürdürsem de, doga ve kuş olarak fotoğraflarımı satmaya başladım ve özel karelerin alıcısı gerçekten var bu ülkede…




Son olarak, kuşları fotoğraflamaya yeni başlayacaklara ne gibi önerileriniz olabilir ?



Amaç hobi mi? Profesyonellik mi? Önce buna karar vermeli ve çok iyi düşünmeliler. Profesyonellik ise kesinlikle ekipmandan kısıntı olmaz, ne alınacaksa baştan en iyisi alınmalı. Çünkü hedef büyük olunca gideri de o kadar buyuk oluyor.



Ek olarak kesinlikle makınalarını çok iyi tanımalı ve hergün gerekirse binlerce doğa fotografı izlemeli ve görüş açılarını zenginleştirmeliler. Son olarak da Kuş Gözlemcisinin Cep kitabi başlıklı çok degerli türler hakkında bir kitap var Onu kesin olarak alıp okumalarını tavsiye ederim .










Volkan AKGÜL Hakkında



26 yaşında, Turizm İşletme Bölümü mezunu.



İstihbarat Muhabiri iken doğa fotoğrafçılığını meslek edinmiş.

Evli ve bir çocuk babası.












Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Volkan Akgül : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineVolkan Akgül : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineVolkan Akgül : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineVolkan Akgül : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineVolkan Akgül : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineVolkan Akgül : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineVolkan Akgül : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineVolkan Akgül : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineVolkan Akgül : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineVolkan Akgül : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineVolkan Akgül : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineVolkan Akgül : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineVolkan Akgül : Kuş Fotoğrafçılığı ÜzerineVolkan Akgül : Kuş Fotoğrafçılığı Üzerine

Dora Günel : Doğum, Yaşam, Alzheimer, Ölüm



1.BÖLÜM



Başlangıç


Sevgi, Can, Emre Bebek



Doğumdan bir ay öncesi, doğum anı ve hemen sonrası”¦


Doğum projesi, ölüm projesi sürecine rastladı. Yaşam, Alzheimer ve Ölüm çalışmasının son bölümünü tamamlarken çok yakında doğum yapacak bir arkadaşımla karşılaştım. Ona doğum fotoğraflarını çekmek istediğimi sordum ve kabul etti. Ölüm projesiyle birleştireceğimi anlattım, proje onun da ilgisini çekti. Bunu kabul etmesi beni yüreklendirdi ve doğum öncesi, doğum sırası ve sonrasında çekimleri gerçekleştirdim. İstense bu proje yıllara yayılabilir, bebeğin gelişimi izlenebilir ancak benim çalışmam için bu kadarı yeterli oldu. Elbette bebeği çekmeye devam edeceğim ancak, yalnızca ona ve ailesine güzel anılar bırakabilmek için.



2.BÖLÜM



Yaşam, Alzheimer, Ölüm



“Senin ne çok fotoğrafını çektim anne, yeğenimin sünnetinde oynarken, benim evimde evlenme yıldönümünüzde çocuklarınla, torunlarınla. Gelinlerin, damatlarınla.



Biz, hep fotoğraf seven aile olduk anne. Otuz Ağustos 1943’te babamla evlendiğiniz gün çektirdiğiniz ne anlamlı fotoğraftır öyle. Hele 1961 yazında evliliğinizin on sekizinci yılında dört kızınız ve benimle çektirdiğiniz. Kızlarının üzerinde kendi ellerinle diktiğin bir örnek basma entariler, gururla bakıyorsun objektife. Babam, heybetli duruşuyla PTT Müdürü, o dönemin şanlı şerefli devlet memuru. Önde henüz dört yaşında ben, belli ki büyümüş ayaklarım sığamamış pabuca, önünü özenle kesmişsin lastik ayakkabının, parmaklarım fırlamış dışarı.



Bir de anne, bir de 1968 Otuz Ağustos’unda yirmi beşinci yıl fotoğrafımız var. Oturduğumuz semtteki meşhur fotoğrafçı, foto ressam Dinçer abiye çektirdiğiniz. Erkek kardeşim de katılmış aramıza, aile tastamam. Dört kızın ardından gelen iki erkek çocuğunuzdan sonra noktayı koyduğunuz aile fotoğrafımız.



Biz hep sizin fotoğraflarınıza bakarak büyüdük anne. Ardından ben sizleri çekmeye başladım.



Sana geldim anne, fotoğraflarını çekmeye.



Odandayım anne. Sen yatağındasın yine. Bir örtü örtmüşler üzerine boylu boyunca, bir çelik bıçak uzatılmış göğsüne, adet böyleymiş. Seni seyrediyorum öylece durup anne, örtünün altındasın, göğsünün üstünde bir çelik bıçak. Film takıp makineye bu halinle çekiyorum, söz vermiştim sana anne.



Sonra örtüyü kaldırıyorum, çeneni bağlamışlar bir beyaz bez ile. Ellerimin arasına alıyorum örselenmiş yüzünü, kokluyor, öpüyorum.



Bu sen değilsin ama anne, bu sen değilsin. Bir makara daha çekiyorum. Ardından görevliler geliyor, bedenini yere indiriyorlar. Yatakta başının altındaki yastıktan boynun yukarıda kalmış, kollarını göğsünde birleştirmişler. “Böyle olmaz” diyorlar, düzeltmek istiyorlar. Kaskatısın, kıracaklar, bir yandan fotoğraf çekerken bir yandan onlara engel oluyorum “bırakın” diyorum sert bir tonla. Düzeltseler ne olur artık anne, düzeltmeseler ne olur?



“Yıkarken sıcak suda çözülür” diyip bırakıyorlar. Çözülse ne olur artık anne, çözülmese ne olur? O sen değilsin ki. Babamın terk ettiği bedeni yıkanırken dokunup öpmüştüm, o zaman da onun babam olmadığını hissetmiştim. Yine aynısı oldu anne.



Doktor geliyor, hemşire geliyor, ardından bir sedyeye koyup bıraktığın bedeni indiriyorlar sokağa. Kaldırımın üzerinde bekleyen boş tabuta koyuyorlar, ardından cenaze arabasına.



Ve ben hep çektim anne, her anının fotoğraflarını çektim, morgda da çektim, gasil hanede de. Yıkadılar, akladılar, pakladılar, mis gibi kokularla bezediler, bembeyaz bezlerle yeniden bağladılar çeneni. O halinle yine çektim. O sen değildin anne.



Babamın mezarında, babamın üzerine yatmak sana kısmetmiş anne. Açtılar mezarı seni üstüne koyacaklar sandım. Babamın kemiklerini çekmek istedim, toplamış bir kenara görevliler önceden, göremedim, çekemedim. Mezarda seni çektim anne. O sen değildin!..



Neredesin anne? Nereye gittin?”



Henüz yirmi ikisindeydi 1943 yılı 30 Ağustos’unda evlendiğinde. Memur karısıydı ev kadınıydı, yıllar içinde altı çocuk sahibi oldu. Fırsat buldukça evlenme yıldönümlerinde fotoğraf çektirdi. Torunları oldu büyüdü. Evliliğinin elli yedinci yılında eşini kaybetti. Aşk acısını tattı. Alzheimer hastalığına yakalandı eşini kaybettikten sonra. “Alzheimer kendini terk etmektir” diyordu bir araştırma sonucu. O da öyle yaptı.



1943 yılı 30 Ağustos’unda nikahtan 16 Kasım 2005 gününe ölüme giden günlerin fotoğrafları”¦

Dora GÜNEL



Slayt şovun açılması, bağlantı hızınıza göre zaman alabilir, lütfen bekleyiniz.









Dora GÜNEL Hakkında



1957 Kaman doğumlu. Fotoğrafa 1978 yılında AFSAD` a katılarak başladı. Fotoğrafları ilk defa “Türkiye` de Kadın“ isimli sergide yer aldı. 1982-1985 yılları arasında AFSAD Yönetim Kurulu`nda görev aldı. “Ankara“ ve “Denizi Yaşayanlar“ gibi belgesel projelere katıldı.1995 yılında “Birikimler“ adlı kişisel sergisini gerçekleştirdi. Çeşitli zamanlarda “Birikimler“, “Karadeniz“, “Dar sokaklar“ “Sıcak İnsanlar“ adlı saydam gösterilerini yaptı. Fotografevi`nde eğitim seminerleri verdi. İzmit deprem bölgesinde Dayanışma Gönüllüleri ve Enfants du Monde grubu ile düzenlenen “Fotoğrafçı Çocuklar Atölyesi“nin tüm çalışmalarında görev aldı. Fotoğraf Vakfı Kurucuları arasında yer alıyor.



Profil Fotoğrafı : Faika Berat PEHLİVAN







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved
www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.

All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Dora Günel : Doğum, Yaşam, Alzheimer, Ölüm

Sanat Akımları : Fovizm



Paris’in 1905 ‘te karışık salt renklerle göz alan renklerden oluşan Sonbahar Sergisinde ortaya çıkan bu grup, eleştirmenin onları tanımlamada kullandığı Les Fauves (vahşiler) akımın ismi olarak yerleşti. Doğalcılıkla arasında bazı benzerlikler olduğunu iler sürenler olsa da aslında Fovist resim; yüceltilmiş duyguların ve renklerin eğlenceli ve fantastik dünyasını oluşturan bu ‘vahşilik’ en çok güçlü renklerde, dinamik fırça vuruşlarında ve yapıtların derin dışavurumcu niteliklerinde yansır. Resim sade ve temiz boyanmalıdır. Derinlik, ışık, gölge ve belirli kenar çizgileri bırakılmıştır. Fovizmde hafiflik ve sevinç gözlenir. Akımın sanatçıları boyaları tuvale ,tüpten doğrudan sıkarak resim yapmışlardır.


Fovist resim, Van Gogh’un ya da Gauguin’in basite indirgediği resimden daha başka birşeydir ; artık daha 3 boyutlu değildir, Renk zenginliği ise birkaç saf renk ile sınırlıdır. Şimdi bu renklerin işlevi, anlamı ve duyguyu anlatmaktır. Böylece de resim, – örneğin Bölümcülükte olduğu gibi- bütün kuramsal yöntemlere sırt çeviren ressamın özgür kararına bağlıdır.


Bu nitelik Alman dışavurumcu için de geçerlidir yalnız onda düşünsel bir görüş ve tutumu anlatmak isteği daha ağır basar. Her iki üslup arasındaki temel fark ‘anlatım’ ya da ‘dışavurum’ kavramının tamamında yatar. Fovistler bu kavramı resmin düzen bütünlüğünde beliren salt biçimsel bir öğe olarak alırken, Alman dışavurumcularına göre doğrudan doğruya bir ruhsal açıklamadır.




Fovistlerin ele aldıkları konular; cansız doğa ve manzara gibi alışılagelen türlerin dışına çıkmaz. Fovların getirdikleri yenilik sanata renkli bir çeşni katmaktan öteye gitmez. Kullandıkları renkler , çılgınca bir iç güdünün , coşkunun ifadesi olarak yorumlanıyordu zamanında. Vlamick ‘bir çılgınlık içindeyim, yeni bir dünya yaratmak istiyordum.’ diyor, ‘gözlerimin dünyasını, sadece kendim için bir dünya… Tonları abartıyor, algılanabilcek her duyguyu bir renk cümbüşüne dönüştürüyordum. Kendimi delicesine aşık, dizginlenemeyen bir vahşi gibi duyuyordum. Bana resim yaptıran iç güdümdü.




İçgüdü, duygu ve coşkularla yapılan sanata, daha önce Gauguin ve Van Gogh en güzel örneklerini vermişlerdi. Geleneksel sanatın dışına çıkabilmek için coşku ve duygu yetmiyordu.




Bu yüzden Fovların sanatı kısa bir süre içinde renk ve motif oyununa dökülüyor. Bu dönemin görgü tanığı ünlü koleksiyoncu Daniel-Henry Kahnweiler ‘Batı sanatı bu dönemde süslemeciliğe (dekorasyon) düşme tehlikesiyle yüzyüze gelmişti.’ diyor.




Henri Matisse çalışırken

Fovizm, çok çeşitli ve kısa ömürlü gruplar halinde uygulanmıştır.Ama aralarında öne çıkan adlar; Georges Braque (1882-1959) ve Andre Derain(1880-1954) ve Henri Matisse’1869-1954) dir.




Topluluğun en ünlüsü Matisse, Beardsley’den 2 yaş büyüktü ve süssel basitleştirme bakımından onunkine benzer bir yeteneği vardı. Doğu halılarının renksel kalıplarını ve Kuzey Afrika’nın doğal görünümlerini inceleyerek, modern çizimi çok etkileyecek bir üslup geliştirdi. Matisse’nin Bonnard’ın yolunu izlediğini gözlemleyebiliriz fakat Bonnard, ışığın parıltısının izlenimini korumak isterken Matisse, görsel izlenimin süse dönüştürülmesinde daha ileri gitmiştir.




Matisse atölyesinde

Duvar kağıdındaki ve masa örtüsündeki çizim oyunlarıyla eşyalar,tablonun başlıca motifini oluşturmaktadır. İnsan figürü ile pencereden görülen manzara da bu kalıbın bir parçası olmuştur. Öyle ki kenar çizgilerinin basitleştirilmesi hatta kadının ve ağaçların biçimlerinin bozulması onların duvar kağıdının çiçekleri arasına yerleştirilmeleri için vazgeçilmez hale gelmiştir.


Matisse’nin kendisi bir an bile olsun, beyinsel incelikten vazgeçmemiş olsa da bu tabloların çizgilerinde ve pırıl pırıl renklerinde, çocuk resimlerinin süssel etkisinden birşeyler var. Onun güçlü yanı buydu. Aynı zamanda da zayıf yönünü oluşturuyordu. Çünkü çağdaşları çıkış yolu göstermede başarısız oldu. Bu çıkış yolu 1906’da ölümünden sonra Paris’te düzenlenen ve önemli yankılar uyandıran evrimsel (retrospektive)sergisinde Cezanne ‘ın yapıtları tanınıp incelendikten sonra bulundu ancak.



Hazırlayan : İnci İŞLER

Arşivden :
Barok Sanat ve Caravaggio
Sanat Akımları : Neoklasizim
Sanat Akımları : Empresyonizm
Van Gogh ve Empresyonizm
Sanat Akımları : Realizm




Sanat Akımları : FovizmSanat Akımları : FovizmSanat Akımları : FovizmSanat Akımları : FovizmSanat Akımları : FovizmSanat Akımları : FovizmSanat Akımları : FovizmSanat Akımları : FovizmSanat Akımları : FovizmSanat Akımları : FovizmSanat Akımları : FovizmSanat Akımları : FovizmSanat Akımları : Fovizm