Kategori arşivi: ŞUBAT 2012 SAYISI – FEBRUARY 2012 ISSUE

Anders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da Yoktur



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



“Aslında gerçekliğe inanmıyorum, bana çok yapmacık geliyor. Ama tüm özlem, düş, gizem, kabus, çoğu arzular yüzünden var olan bir çeşit gerçekliğe inanırım. İçinde özlemin olmadığı resim düşünemiyorum. Bu bir trambolinden atlar gibi korkularınızı yenmenizi sağlar; enerjinizi yaratıcılığınıza harcamanızı sağlar; içeri girin ve keskin bir bıçak gibi yarın, tıpkı bir doktorun operasyon yapması gibi. ”





ANDERS PETERSEN*




Yazı: Şule TÜZÜL




Café Lehmitz fotoğraflarına bakarken, 1960’ların dünyasında İsveç’ten Almanya’ya gelmiş, kendine ve dünyaya ait sorulara cevap arayan gencecik bir fotoğrafçının, neler düşünerek objektifini bu dünyaya çevirdiğini kafamda düşleyerek anlamaya çalışıyorum. Ama çok zor. Çünkü bana oldukça uzak bir dünya. Oysa fotoğraflara baktığımda kendimi yakın hissediyorum. Bu sefer bu fotoğrafların bende nasıl oluyor da bu yakınlık hissini yarattığına takılıp kalıyorum, fotoğraflara tekrar tekrar bakıyorum, bu sorunun cevabını arıyarak. Anders Petersen Café Lehmitz için şunları söylüyor:



“Café Lehmitz’deki insanlarda bende olmayan bir var oluş ve samimiyet vardı. Umutsuz olmak, zayıf ve kolay incinebilir olmak, tamamen yapayalnız oturmak ya da diğerlerine katılmak mümkündü. Bu sefil ortamın içinde müthiş bir içtenlik ve hoşgörü vardı.”



Bu fotoğraflara duyduğum yakınlığın temelinde, Petersen’ın da dediği gibi, anahtar kelimeler içtenlik ve hoşgörü olabilirdi. Ben ayrıca Petersen’ın bütün çalışmalarında beni sarmalayan başka bir duygu buluyordum: şefkat. Fotoğrafa konu olan dünyaya, insanlara, yaşamlara ait değil, fotoğrafçının objektifini bu dünyalara çevirirken belki yine kendinde eksikliğini duyduğu için fotoğrafları çekerken var ettiği ve herbir fotoğrafına kendinden bir parça olarak bıraktığı şefkat”¦



Belki, bizim gibi, her yetişkin gibi, çocukluğunda bırakmıştır o duyguyu, bir daha geri getirmenin imkansızlığını yaşayarak. Ve ardından, onu fotoğraflarda tekrar keşfedebilmenin, var edebilmenin coşkusu ile”¦



“Fotoğrafın ne olduğu hakkında bir fikrim yok. Bunun üzerine de düşünmüyorum. Görsel unsurların entelektüel bir yaklaşımla birleştirilmesiyle fotoğrafın oluştuğuna inanmıyorum. Fotoğraf içinizden, yüreğinizden gelir, en ilkel, en hayvani içgüdü ve duygularınıza dayanır; açlık, susuzluk gibi”¦ Aynı zamanda çocukça bir duygu ve eğlencedir, basittir, çocukça bir merak ve heyecandır. Çocuk olmak, çocuk kalmak kolay bir iş değildir, etrafınıza çocukça gözlerle bakmaya çalışın, çocuk gözlerinizi koruyun, çocuk merakınızı koruyun. Fotoğraf eğlenerek çekilir, eğlence yoksa fotoğraf da yoktur.”



Yaşamı ve insanı yargılamak, yeterince yaşamın içinde olamamışların ve yaşamı derin bir yara gibi hiçbir zaman yaşamamış olanların, sadece onların dünyasına ait bir edinim diye düşünüyorum Bu sayfada gördüğünüz Anders Petersen fotoğraflarına baktığında yüzünü buruşturanlar, irkilenler, rahatsızlık hissedenler, bakamayanlar olacağını tahmin ediyorum. Anders Petersen’ın web sayfasında yer alan çalışmaların bazılarında ben de aynı duyguları yaşadım. Ama inatla geri döndüm ve tekrar baktım beni zorlayan fotoğraflara. Onun “içinden gelenleri, en ilkel, en hayvani içgüdü ve duyguları” okumaya çalıştım o fotoğraflardan. Fotoğraflarda anlattığını söylediği “açlığı ve susuzluğu” anlamaya çalıştım. Çünkü bu fotoğraflardan, dolayısıyla bu yaşamlardan rahatsız olmaya hakkım yok. Onları yargılamaya hakkımız yok. Hem çok uzaklar hem de aslında çok yakın. Fotoğraflara bakıp anlamaya çabalarsak yakınlığı da anlayabiliriz. Ama bu da zordur. Nasıl ki fotoğrafçı yaşamla olan derdini, kendi ile olan kavgasını, yüzleşmesini fotoğraflara koyuyorsa, izleyici için de bu fotoğrafları anlamaya çalışmak kendi ile bir yüzleşmedir. Fotoğraflar aynı zamanda izleyicilerin kendi yaşamlarına ayna tutar”¦ İnsana ayna tutar”¦



“Fotoğrafta cevaplara değil sorulara inanıyorum. Bir fotoğraf ne kadar çok soru barındırıyorsa o kadar ilginçtir. Anlaşılması zor fotoğraflar da bu nedenle ilginçtir. İyi fotoğraf-kötü fotoğraf ayrımı saçmalıktır. Bir fotoğrafı değerlendirirken ‘inanılabilir’ olup olmadığı benim için önemlidir. İnanılabilir fotoğraf, bütün çıplaklığı ile insanı hissedeceğiniz fotoğraftır, ne kadar insani ise o kadar güzeldir. Buna ulaşmak için fotoğrafçının da bütün çıplaklığı ile kendisini ortaya koyması gerekir. Çünkü her fotoğraf aynı zamanda fotoğrafçıyı da yansıtır.”



Anders Petersen fotoğraflarında baktığımda sanki gerçek dünyaya değil de, fotoğrafçı tarafından yaratılmış bir dünyaya bakıyormuş hissine kapılıyorum. Susan Sontag’ın dediği gibi “Tüm fotoğraflar sürrealisttir” ise, bu fotoğraflar da gerçeküstü bir şeyleri anlatıyor gibiydi. Peki gerçek ne, hangi gerçek? Günlük koşturmacalarımız, o koşturmalar için de elimizden geçip giden zaman mı, şu fotoğraflarda gördüklerimiz mi? Kurmak için yıllardır didinip durduğumuz ama şikayet etmekten de asla vazgeçmediğimiz kendi yaşamımız mı, şu kendimize uzak bulduğumuz, bakmaktan rahatsız olduğumuz fotoğraflardaki yaşamlar mı?



“Gerçeği tanımlayamam, en fazla benim gördüğüm biçimi ile geçerli görünen şeyleri yakalamaya çalışabilirim.”



Dostoyevski’nin okuduğum romanlarında kimseyi yargıladığını görmedim. Aksine, bizlerin ‘suçlu’, ‘katil’, ‘kötü’ olarak tanımlayabileceğimiz karakterlerin toplum tarafından göğüslerine asılan bu yaftalar onun romanlarında anlamsız hale gelir, roman bittiğinde ne Raskolnikov’ları, ne de Karamazov Kardeşleri suçlayabiliriz. Nan Goldin, Mapplethorpe, Witkin, Diane Arbus fotoğraflarında da kimsenin yargılandığını, ötekileştirildiğini düşünmedim. Çoğumuzun bilmediği, onların ise birebir içinde oldukları yaşamları anlattılar bize. Anders Petersen’ın fotoğrafları da öyle.



“Café Lehmitz hala duruyor mu? Hayır, onun yerinde şimdi kapıları her inanca açık bir kilise var, inanın çok büyük fark yok.”



Ama ilginçtir; katıldığım bazı edebiyat toplantılarında Dostoyevski kahramanlarının hastalıklı ya da zavallı olarak yargılandığına, hatta benzer yargılamaların Dostoyevski için yapıldığına tanık oldum. Televizyonda Orhan Pamuk’a “yazmak yerine psikiyatriste gitmeyi düşünmediniz mi?” diyen sunucular gördüm. Fotoğraf ortamlarında da yukarıda saydığım fotoğrafçıların işlerine “ama zaten onlar o çevrenin adamları, tabii öyle sıradışı fotoğraflar çekerler” diyenleri gördüm. Sanki o çevrenin adamı olmak ve o fotoğrafları bu nedenle çekebilmek çok kolay bir işmiş gibi. Acaba bu nedenle mi bu tür işleri üreten fotoğrafçıları göremiyoruz bu ülkede? Café Lehmitz’ler yok mu Türkiye’de? Nan Goldin, Mapplethorpe, Witkin ya da Diane Arbus gibi yaşayanlar? O kadar arınmış bir toplum muyuz biz? Bu yüzden mi böyle çalışmaları göremiyoruz galerilerimizde?



“Akıl hastanesine neden mi gittim? Orayı ve insanları görmek için. Asıl önemli olan da buydu. Onları personel ya da hasta olarak tanımlamanız beni ilgilendirmiyor.” **




Şule TÜZÜL


Ocak 2012



* http://www.anderspetersen.se


**İtalik yazılar Anders Petersen ile yapılan söyleşilerden alıntılanmıştır.





Café Lehmitz


Anders Petersen















“I don’t believe in reality really, it’s a bluff. But I believe in a kind of reality that exists because of all the longing, dreams, secrets, nightmares, mostly longings. I think no picture is without longing. This allows you to use what you are afraid of, as a trampoline; to channel your energy into your creativity; go inside and open up like a sharp knife, like a doctor operating.”




ANDERS PETERSEN*




Text by Şule TÜZÜL




While overlooking Café Lehmitz photographs I am trying to find out by dreaming a very young photographer came from Sweden to Germany during the 1960’s world, was looking for the answers to the world and himself turned his camera over surroundings with what he thought was but it is so hard. Because it is a world quite a distance from me. Whereas when I looked at the photographs I am feeling myself so close. This time I am sticking how these photographs become that create this intimacy inside me, so I am looking at photographs again and again searching for the answer. Anders Petersen says for Café Lehmitz:



“The people at the Café Lehmitz had a presence and a sincerity that I myself lacked. It was okay to be desperate, to be tender, to sit all alone or share the company of others. There was a great warmth and tolerance in this destitute setting.”



In the base of my feeling to these photographs the key words would be intimacy and tolerance as he said. Besides I was finding another emotion wrapped me by his entire works: “clemency”. A clemency that was not belong to world presented by photography, people or lives but the photographer created, and left in each images as a piece from himself since he felt their lack while he was turning his camera over these worlds”¦



He might left that emotion in his childhood like us or every adults living impossibility to bring back. And afterwards with the enthusiasm to rediscover, and recreate it”¦



“I do not have any idea about what is photography. I do not think also about this. I do not believe that a photograph consists of visual elements connected with an intellectual approach. It comes from your inside, heart, is based on most crude, most animal instinct and emotins; such as hungriness, thirstiness”¦ It is an also childish emotion and amusement, simple, a childish interest and excitement. Being a child and remaing so is not easy, lets try to look araund with childish eyes, save your childish looks, save your childish interest, If there is no entertainment neither photograph.”



Judging the life and human, I am considering as an act of someones who could not exist enough in the life and never lived like a deep wound. I estimate there might someones startled, irritated, grimaced when looked at his photographs. I felt same emotions by some of his works presented web site. However I turned back obstinately and again looked at photographs forced me. I tried to read his “things come inside him, most primitive, most animal instinct and emotions” from those images. I tried to capture “hungriness and thirstiness” he said that he told through his photography. Because I do not deserve being disturbed from these photographs, therby lifes. We can not have right to judge them. They are both too far and indeed too close. If we look at photos and try to understand then we find out that intimacy. However this is also not easy. Just as photographer put his trouble with life, fight with himself, confrontation into the photographs for the viewer trying to find out them is a confrontation with him or herself as well. At the same time photograps mirror to viewer’s life”¦Mirror to human”¦



“I believe the questions but not the answers in photography. The more a photograph includes questions the more interesting it is. That is why the impalpable images are interesting. A seperation among photographs as good or bad is a nonsense for me. It is vital for me that a photograph is ‘believable’. A believable photo is a photograph you can feel the human in his or her whole true light, the more humanistic the more beautiful it is. To achieve this the photographer needs to introduce himself with his whole true color. Because every photograph reflects the photographer as well.”



When I looked at Anders Petersen photography I seized by a feeling of looking a world created by photographer but not real. If “All photographs are surrealistic” As Susan Sontag said, these images are seem like telling something surrealistic. Well then what is the real, which reality? Our daily routines, times passing by hands during the daily run, or our looks in photographs? Our own life that we have worked hard to build up for years but never gave up making complaints, those lifes in the photographs that we found distant from us, disturbed by looking?



“I can’t describe reality; at the most, I can try to capture things that seem to be valid, the way I see them.”



I did not see that Fyodor Dostoyevski judged any one in his novels. Conversely labels hung on his characters by comunity that we can describe such as ‘criminal’, ‘killer’, ‘evil’ are nonsensible in his novels, after finished his book we can neither accuse Raskolnikovs nor Karamazof Brothers. I did not consider any one judged, being other in the photographs of Nan Goldin, Mapplethorpe, Witkin, Diane Arbus. They told us the lifes unknown for most of us, whereas they were in one for one. Anders Petersen’s photography is also like that.



“Does the Lehmitz still exist? No, it´s a non-denominational church there now; no big difference, really.”



But it is interesting; I was witness the Dostoyevski’s characters judged as disased or misarable even same descriptions made for him. I saw anchor persons asking Orhan Pamuk “did not you think instead of writing going to psychiatrist?” I saw someones saying about photographers I mentioned above “but they are already persons of that framework, offcourse they do as such extraordinary works” in photography medias. As though just because of being a person of that framework and taking photos is easy work. I wonder is that reason why we could not see photographers produce like this in our country? Is there no Café Lehmitzs in Turkiye? Someones who live like Nan Goldin, Mapplethorpe, Witkin ya da Diane Arbus? Are we the society purified insomuch? Is that reason why we could not see such works in our galleries?



“Why did I go into a psychiatric division? Well, it´s there to see, and so are the humans. That´s the main thing. I don´t care whether you call them staff or patients.”**



Şule TÜZÜL


January 2012



* http://www.anderspetersen.se


**Italics cited from the interview made with Anders Petersen.




Çeviri (translated by): Hasan SÖNMEZ





Mental Hospital


Anders Petersen






















Anders Petersen 1944’te Stockholm, İsveç’te doğdu.



14 yaşındayken ailesi, sanatçı Karin Bodland ve Lars Sjörgen ile tanışacağı Värmland’da Karlstad’a taşındı.



1961’de Almanca öğrenmek, yazmaya ve resim yapmaya çalışmak için bir süre Hamburg’da kaldı. Hiç fotoğraf çekmedi.



Beş sene sonra Christer Strömholm ile tanıştı ve onun Stockholm’deki Fotoğraf Okulu’nun bir öğrencisi oldu. Strömholm onun yalnızca öğretmeni değil aynı zamanda da yakın arkadaşıydı. Arkadaşlıkları yaşamını etkiledi.



1967’de Hamburg’da Zeughausmarkt yakınında Café Lehmitz adlı bir barı fotoğraflamaya başladı. Yaklaşık üç yıllık bir dönem orayı fotoğrafladı ve 1970’de Café Lehmitz’de barın üzerinde duvara çivilenmiş 350 fotoğraf ile ilk kişisel sergisini açtı.



1973’de Stockholm’deki bir lunaparktaki insanlarla ilgili ilk kitabı “Yeşil Koruluk”’u yayınladı. 1974’te Stockholm’de Drama Enstitüsü İsveç Film Okulu’ndan mezun oldu. 1978’de Almanya’da “Cafe Lehmitz”i yayınladı.



1984’te bir üçleme olan ve kilitli kuruluşlar hakkındaki ilk kitabı yayınlandı. Üç kitap; bir hapishane, bir bakımevi ve bir akıl hastanesindeki insanlarla ilgiliydi. Akıl hastanesini fotoğrafladıktan üç yıl sonra kendini daha serbest bir tür olan “günlük benzeri” fotoğrafçılık tarzına yönlendirdi.



Anders Petersen, 2003 ve 2004 yılları süresince İsveç Göteborg Üniversitesi Fotoğrafçılık ve Film Okulu Fotoğrafçılık Profesörü olarak atandı. Avrupa, Asya ve ABD’de düzenli olarak atölyeler ve sergiler düzenledi. 70’lerden itibaren pek çok bağış ve ödül kazandı.



Anders Petersen 2003’te Arles’deki Uluslararası Foto Festivali” tarafından “Yılın Fotoğrafçısı” seçildi.



2006’da, dört “Alman Börse Fotoğraf Ödülü” adayından biri olarak seçildi.



2007’de ilk sergisi “İnsanlığın Yüceliği” için Lianzhou, Çin’deki Üçüncü Uluslararası Fotoğraf Festivali” tarafından “Jüri Özel Ödülü’nü aldı.



2008’de Almanya’da Alman Fotoğraf Derneği’nden “Dr. Erich Salomon Ödülü”nü aldı.



“2009 Arles Çağdaş Kitap Ödülü” JH Engström ve Anders Petersen’in birlikte çalıştıkları Max Ström’ün kitabı “ Eve Dönüşten”e verildi. Kitap “İsveç’in En İyi Fotografik Kitabı, 2009” ‘a aday gösterildi ve Cannes’da Bronz Aslan Tasarım Ödülü’nü kazandı.



2010’da BMW için Paris Fotoğraf Ödülü’nde jürilik yaptı.



Anders Petersen’in Stockholm, İsveç’te kendi karanlık odası vardır.




Çeviri (translated by) : Berna AKCAN



Anders Petersen


Anders Petersen was born 1944 in Stockholm, Sweden.



14 years old his family moved to Karlstad in Värmland, where he met the artists ”¨Karin Bodland and Lars Sjögren.



In 1961 he stayed for some time in Hamburg in order to learn German and trying to write and paint. He didn’t take any pictures.



Five years later he met Christer Strömholm and became a student at his School of Photography in Stockholm. Strömholm was not just his teacher but also a close friend. Their friendship influenced him for life.



In 1967 he starts photographing a bar called Café Lehmitz in Hamburg, close to Zeughausmarkt. He was photographing there for a period of almost three years and in 1970 he had his first soloexhibition over the bar in Café Lehmitz with 350 photographs nailed to the wall.



In 1973 he published his first book “Gröna Lund”, about people in an amusementpark in Stockholm. In 1974 he graduated from the Swedish Filmschool,Dramatiska Institutet, in Stockholm. In 1978 he published “Café Lehmitz ” in Germany.



In 1984 the first book in a trilogy about locked instituations was published. The three books were about people in a prison, a nursing house, and a mental hospital. After photographing the mental hospital for three years he oriented himself towards a more free approach in a kind of diarylike photography.



During 2003 and 2004 Anders Petersen was appointed Professor of Photography in the School of Photography and Film at the University of Göteborg, Sweden. He regularly has workshops and exhibitions throughout Europe, Asia and in the USA. He has received numerous grants and rewards since the seventies.



In 2003 Anders Petersen was elected the “Photographer of the Year” by the International Photofestival in Arles.



In 2006 he was shortlisted as one of four for the “Deutsche Börse Photography Prize”.



In 2007 he received the “Special Prize of the Jury” for his exhibition “Exaltation of Humanity” by the third International Photofestival in Lianzhou, China.



In 2008 he received the “Dr. Erich Salomon Award” by Deutsche Gesellschaft für Photographie, Germany.



“The Arles Contemporary Book Award for 2009″ went to JH Engström and ”¨Anders Petersen’s collaborative book “From Back Home” by Max Ström.”¨The book was nominated to “The Best Photographic Book in Sweden, ”¨year 2009″ and also Winner of Design Bronze Lion in Cannes.



In 2010, he was in the jury for the BMW Prize at Paris Photo.



Anders Petersen has his darkroom in Stockholm, Sweden.






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Anders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da YokturAnders Petersen : Eğlence Yoksa Fotoğraf da Yoktur

Su Altından Halfeti



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓








DASK “Su Altından Halfeti Fotoğraf Projesi”




Doğa Araştırmaları Sporları ve Kurtarma Derneği (DASK) “Su Altından Halfeti” fotoğraf projesi, 2000 yılında Birecik Barajı inşası sonucunda yaklaşık %80’i sular altında kalan, Şanlıurfa ili, Halfeti ilçesinin, kısmen ve/veya tamamen sular altında kalan bölümlerine odaklanan, bir belgesel fotoğraf çalışmasıdır. Bu çalışmada ayrıca suyla çocukların ve yerel halkın etkileşimi, suyla turizmin etkileşimi, Halfeti
de gelişmekte olan su sporları da konu alınarak güncel durum da aktarılmıştır. Bu çalışma sonucunda 13 dakikalık bir multivizyon gösterisi, 88 adet 50x75cm ölçülerinde basılı fotoğraftan oluşan iki adet sergi ve 1 adet fotoğraf albümü meydana getirilmiştir.



Projenin su altı çekimleri 2010 yılının Mayıs ve Ağustos aylarında gerçekleştirilmiştir. Su altı fotoğrafları Baybars SAĞLAMTİMUR tarafından çekilmiştir. Şanlıurfa Valiliği ve Halfeti Kaymakamlığı tarafından desteklenen projenin Yerebatan Sarnıcı’ndaki sergisinin baskı sponsoru Fujifilm Türkiye’dir. Proje ekibinde yer alan isimler şu şekildedir: Funda GÖNENDİK (DASK), Baybars SAĞLAMTİMUR (DASK), Hakan GÖNENDİK (DASK), Bülent ALKAN (DASK), Gökhan GÖKÇE (Çukurova Üniv. Öğretim Üyesi), Oğuzhan DEMİR (Mersin Üniv. YL Öğr.), Turan ÇETİN (DOĞA Derneği DASK).



Funda GÖNENDİK




Nature Research, Out-Door Sports and Resque Society – Halfeti Underwater Photograph Project



The photograph project of Nature Research, Out-Door Sports and Resque Society “Halfeti Underwater” is a documentary photography project. The project was conducted in Şanlıurfa-Halfeti/Turkey where 80% of a county disappeared due to the construction of Birecik Dam. In this project, the current situation of Halfeti is also dealt with considering the relationship among water, children, local people, tourism and water sports. As a result of this study, 13 minutes lasting multivision display, two exhibitions consisting of 88 printed photographs in 50x75cms, and one photography album were prepared.



The underwater photos were taken by Baybars SAĞLAMTİMUR in May and August 2010. The project supported by Şanlıurfa Governorship and Halfeti Halfeti District Governorship had an exhibition in Basilica Cistern of which printing sponsor was Fujifilm Turkey. The project members are as follows: Funda GÖNENDİK (DASK), Baybars SAĞLAMTİMUR (DASK), Hakan GÖNENDİK (DASK), Bülent ALKAN (DASK), Gökhan GÖKÇE (Çukurova University-Lecturer), Oğuzhan DEMİR (Mersin University MA student), Turan ÇETİN (DOĞA Derneği DASK).



Funda GÖNENDİK




Su Altından Halfeti

Halfeti Underwater



Fotoğraflar ve Türkçe Metinler (Photographs and Original Text)


Baybars SAĞLAMTİMUR



Bir şeylerin farklılaştığı ve dönüştüğü Halfeti’de, suyun altına indiğiniz anda, dünyaya bakış açınız değişebilir…



Your aspect to life may change as soon as you are underwater In Halfeti, where some things have undergone a change and transformation”¦





Bu dönüşümü farklı biçimlerde hisseden yeni kuşaklar, başka hiçbir yerde rastlanmayacak bir deneyime de sahip olmaktadırlar. Yarı yarıya Fırat’ın serin sularına gömülmüş olan Halfeti Merkez Camii içerisinde ve çevresinde yüzen ve oynayan çocuklar bunun en belirgin göstergeleridirler.



The rising generation who feel this transformation in different ways have the experience that is never to be witnessed in any other place. The children, who are swimming and playing around and within the Halfeti Center Mosque which has been sank to the cold waters of Euphrates River half and half, are the clearest indicators of this situation.













Su altında her şey bir dönüşüm yaşıyor.



Mezarlığa ait bir ağaç, su altında yaşama imkânı bulamadığından, tüm yapraklarını ve dallarını yitirmiş. Güneş yine aynı güneş; ancak bu sefer bitkilere hayat veren su, karada yaşayabilen ağacın yaşamasına izin vermemiş… Art alanda yükselen yosunlar ise, bu dönüşümün yeni galipleri… Kökü derinde ve sabit olanlar sulara gömülüp ölüyor; tıpkı eski Halfeti’nin yaşam biçimleri gibi…



Everything experience a kind of transformation underwater.



A tree that belongs to the cemetery, as it does not have the chance to survive under the water, has lost all of its leaves and branches. The sun maintains its same condition; however, the water, which enables the plants to survive, has not let the tree survive”¦. On the other hand, the seaweeds, which are ascending in the background of the photo, are the new victors of this transformation. While the ones, whose roots are in the deep and stabile, are dying as they sink to the water; just like the life styles of old Halfeti”¦





Bir zamanlar Halfeti’de tekne kaptanlığı yapan rahmetli Ahmet amcanın mezar taşı, eşi Fatma teyzenin mezarına yaslanmış, art alanda uzanansa Eski Halfeti…



The gravestone of the departed Uncle Ahmet who was a salior in Halfeti has leaned against the gravestone of his wife Fatma, and the lying background scene is Old Halfeti”¦





Sular altına gömülen evlerin üzerine bile ağlar döşenebilmekte; söz konusu ekmek arayışı olunca…



When the problem is monetary, even the fish nets can be spreaded above the houses which has sank underwater…





Maziye düşen bir silüet, yıkılmış bir evin tavanından geçmişini izliyor…



It looks like as if a silhouette from the past were watching its old days from the ceiling of the collapsed house”¦





Atlar zaman zaman aşırı sıcaklardan bunalmamaları ve yıkanmaları için serin göl suyuna sokulmakta.



From time to time, horses are taken to the lake by their owners to bathe and so as not to suffocate due to the high temperatures.





Halfeti’de, Birecik Baraj Gölü’nün serin sularına dalındığında yer yer elektrik direklerine rastlanır.



When you dive to the cold waters of Birecik Dam Lake, you can come across with the electric poles.






Su altında kalarak yıkılmış bir eve ait elektrik sayacından akan, elektrik değil, suyla dolu zamandır artık…



The flow in the electric meter of a sunken and collapsed house was no more electricty, but time filled with water”¦





Suların yükseldiği dönemde kimi evlerin tavanında o döneme ait hava hapsolmuştur. Bir evin salonundaki, dönemin nefes ve hava karışımı…



During the period, when the waters rise, the ceilings of some houses may have the trapped air belonging to that period. The breath and air mixture of the period in the saloon of the house”¦





Bir evin eşiğine ait bir ayrıntı yaşananları sessizce anlatmakta…



A detail belonging to the doorstep of a home is telling what went around, quietly”¦





Çekem Köyü İlkokulu’nda gönderde dalgalanan artık sadece yosunlardır.



The only thing, which are streaming in the flagstick of the Çekem Village Primary School are the seaweeds.





Çekem Köyü İlkokulu holünün ve bir sınıfın içeriden görünümü.



The view from the hall and a classroom of the Çekem Village Primary School.







Çekem Köyü Camii bulanık Fırat sularında ebedi istirahatte.



The Çekem Village Mosque is resting for eternity in the blurry waters of Euphrates River.





Çekem Köyü Camii’nin yıkılmış kubbesi gök ve su yüzünü görmemize olanak tanır. Kubbe içerisinden göğe bakarken farklı bir manzara ile karşılaşmak olasıdır.



The collapsed dome of the Çekem Village Mosque allow us to see both the sky and the water above it. While looking at the sky from the inside of the dome, it is possible to see a different landcape.





Çekem Köyü Camii kalıntıları.



The ruins of the Çekem Village Mosque.





Çekem Köyü’nde bir zamanlar tahılların ve baharatların dövüldüğü bir taş dibek, şimdi sükunet içerisinde, Fırat sularında yatıyor.



For the time being, a large stone mortar, in which cereals and spices are crashed once upon a time, is lying in Euphrates waters in silence.






Çoğu yapıların tavan kısmı çökmüştür. Kimi evlerde tavan yerine yüzeyde gezinen yosunlara rastlanır.



The ceiling parts of the most of the buildings have collapsed. You can come across with seaweeds which are in the surface instead of the ceiling.





Enkaz haline gelmiş yapıların çevresi zamanla yosunlar tarafından kuşatılmıştır.



The buildings like wreckages are surrounded with seaweeds in time.





Kim bilir en son hangi el araladı önündeki perdeyi ve açtı kanadını”¦ İçeriye, o sırada hangi bahar rüzgarı doluyor ve Fırat kıyısına dikili hangi meyve ağaçlarının kokusunu taşıyordu…



Who knows”¦ Whose hand drew the curtain and opened the shutter of the window for the last time”¦ Which spring wind was filling the house with the scent of the fruit trees planted near the Euphrates river”¦









En son kim çıktı bu merdivenlerden ya da kim indi? Yoksa çocuklar mı oynamıştı basamaklarında? Kim bilir belki de bir kedi kıvrılıp dinlenmişti o en son basamakta, sular yükselmeden önce…



Who was the last person that went upstairs or downstairs? Were the children playing in its steps? Who knows”¦ Maybe it was the cat who was having a rest in that step, just before the waters rose”¦





Dalları, kozalak yerine tamamen midyelerle kaplanmış bu çam ağacı, kim bilir hangi kuşlara barınak olmuştu…



The pine tree, of which branches are covered with mussels instead of cones, has been a nest for which birds”¦. Who knows”¦





Suların yükselmesi ile kimi ağaçlar son defa değerlendirilmek üzere kesilmek durumundaydı… Zemine hiç ayrılmayacakmışçasına bağlı olan ağaçlar, yükselişin en hazin tanıklarıdırlar. Yalnızca toprağa sadık kökleri kalsa bile…



As the waters were rising, some trees had to be cut in order to use them for the last time”¦ The trees which are connected, with the ground as if they were never going to seperate, are the most sorrowful witnesses of the rising waters”¦ Even though their only part to be observed is their roots today”¦







Sular altında kalan Savaşan Köyü Camii’nin yalnızca minaresi suyun dışına uzanmaktadır. Bu minareden en son ezan, hangi tarihte ve saatte okunmuştur acaba?



Savaşan Village Mosque, which sank underwater, has the only thing left on the water surface; its minaret. When was the last date and the hour for a prayer to call the last azan from this minaret?







Baraj Gölünde, zaman zaman, geleneksel sallarla açılan balıkçılara rastlamak mümkündür.



You can come across fisherman sailing with the traditional rafts in the Lake Dam.





Şabut balığı (Tor grypus) yöreye has, ekonomik değeri olan ve avcılığı yapılan önemli bir türdür.



Şabut fish (Tor grypus), which is particular to the region, is an important specie that is both valueable economically and appropriate for fishing.





Baraj Gölünde ağ ile balık avcılığı geçim kaynaklarından biridir.



Fishing with nets is one of the sources of livelihood.





Halfeti’de sular altındaki yapılar, Dicle ve Fırat Havzası’nın yerli (endemik) dikenli yılan balığı (Mastacembelus mastacembelus) türüne yeni barınaklar sunmakta…



The buildings, which are underwater in Halfeti, prepare new shelters for a kind of endemic eel specie (Mastacembelus mastacembelus)…





Kano ve diğer su sporları Halfeti’nin değişen yüzünün göstergeleridir.



Canoeing and the other water sports are the symbols of the changing face of Halfeti.





Güneydoğu’nun Bodrum’u sayılan Halfeti ve limanı, gün batımından hemen sonra eşsiz bir seyir sunar.



Just after the sunset, Halfeti and its port offers an unmatched landscape.




Fotoğraf: Necmettin Külahçı



Bölgede şnorkelle gezinti için eşsiz alanlar mevcuttur. Halfeti Merkez Camii avlusunda dalıcılar için ilginç bir gezinme mekanı oluşmuştur.



The region includes unique areas for sightseeing with snorkel. The courtyard of Halfeti Center Mosque creates an interesting place to be wandered for the divers.






Bölgenin önemli tarihi mekanlarından Rumkale’nin suyla kaplı bir mağara içerisinden genel görünümü.



A general landscape of Rumkale from inside of a partly flooded cave which is one of the most important historical places of the region.





Rumkale içerisinde yaklaşık 75m derinliğinde bir su sarnıcı bulunur. Rumkale su sarnıcında, helezonik bir biçimde, kaya duvarına oyulmuş basamaklardan yukarı tırmanış”¦



Within Rumkale, there is a cistern approximately 75 meters deep. Climbing upwards from the steps, which were carved spirally into the stone walls of the Rumkale Cistern”¦






Halfetili yeni kuşak, Birecik Barajı tamamlanıp, sular tutulmaya başlandığında belki çok küçük yaşlardaydı, belki de henüz dünyaya gelmemişlerdi. Ancak, eski ve yeni nesil bu dönüşümü farklı biçimlerde algılamakta ve değerlendirmekte. Yeni nesil için, sular altına gömülen bir tarih ve yaşam artık yerini, yeni umutlara ve olanaklara bırakıyor…



The rising generation of Halfeti were too young or were not born when Birecik Dam was completed. However, the rising generation and old generation comprehend and evaluate this transformation differently. As for the rising generation, the history and life, which sank underwater, have already started to replace with the new hopes and oppurtunities”¦







İngilizce Çeviri (English Translation): Özge Kutlu





Su Altından Halfeti albüm kapağı


Not 1: Su Altından Halfeti Albümü temin koşulları için DASK (www.dask.org.tr) ile iletişime geçebilirsiniz.



Albümün Teknik Özellikleri: Toplam 96 sayfa, 24×27.5 cm ölçülerinde, Türkçe ve İngilizce metinli, 1. kalite 135g’lık kuşe kağıda renkli basılı, mat selefon ve kısmi laklı kuşe karton kapak ve iplik dikiş ciltli.



DASK e-Posta: dask@dask.org.tr

Not 2:
Çekimlerin kamera arkası görüntüleri, anılar ve sergi oluşum süreçleri, Fotoritim’in bir sonraki sayısında sunulacaktır.



Fotoğrafçı Dip Notları (Halfeti’de Su Altının Düşündürdükleri)



Halfeti’de dalış yapmak, suyun altında, farklı bir zaman-mekanda yolculuk yapmak gibidir.



Sürrealist bir tabloya bakmaya benzer su altından Halfeti’ye bakmak”¦




Bir kuşun kanadından kopan ve suya düşen,
Özgürlüğünü yitiren ve sulara gömülen bir tüy gibi,


Suda kırılmış Halfeti, suya düşmüş sureti,


Bir tür kadar güzel, bir tüy kadar kırılgan…



Mekan ve suyun etkileşimi, zamanın ve suyun mekan üzerindeki etkileri, zaman içerisinde değişen yaşam biçimleri, değişen tabiat, sucul canlıların mekana uyumu, vb. bir çok alt başlıkta incelenebilir bu bakış.



Ancak, en önemlisi, hidroelektrik santrali yapımı sonucunda, insan yerleşimlerinin bulunduğu sahaların suyla kuşatmasıyla ortaya çıkan farklı ve üzücü tablodur.




Halfeti’deki su altı çekimlerinde konuya 4 ana bakış şekli ve konu çevresinde istenilen yönlerde gezinme olanağı mevcuttu. Karada çekim yapan fotoğrafçıların çoğunun bildiği, ancak fiziksel olanaksızlıklar nedeni ile birçok zaman yapamadığı şeyi, su altında gerçekleştirmek çok da zor değildir: konunun çevresinde neredeyse 360° dolanmak ve hemen hemen tüm açılardan konuya bakmak. Su ortamında dalış, birçok çekim alanında, buna fiziksel olarak olanak tanır. Bu nedenle, su seviyesinden bakış (kameranın suya yarı yarıya veya kısmen batık olduğu çekimler), yukarıdan aşağıya bakış, konuyla aynı seviyeden bakış ve aşağıdan yukarıya bakış, dalış sahası izin verdiği sürece, rahatlıkla gerçekleştirilebilir. Bunların da ötesinde, dışarıdan bakılan yapıların içerisinde istenilen herhangi bir konumda ilerlemek mümkündür. Mesela, bir evin salonunun tavanında hapsolmuş hava fotoğrafında, tavandan uçarcasına bir bakış açısı ile çekim yapmak mümkün olmuştur. Fırat’ın suyundaki yeşil renk hakimiyeti, bulanıklık, derinlere inildikçe ve yapıların içerisine girdiğimizde azalan ışık şiddeti, su altında çekimin sıkıntılarına ilave sorunlardı. Su altında flaş kullanımı ise neredeyse olanaksız bu alanda (tekniğine uygun kullanılsa dahi). Balıkların en bol bulunduğu yerlerden birisine, Halfeti mezarlığına, balık fotoğrafı çekimi için daldığımızda sudaki partikül yoğunluğu nedeni ile flaş ışığının geri saçılımı (backscatter) o kadar fazlaydı ki çekimi yarıda bırakmak zorunda kaldım…




Halfeti’de dalarken, su altındaki çeşitli riskleri de göz ardı edemezsiniz. Bu risklere rağmen sakin kalabilmek, dalış güvenliği açısından çok önemliydi. Tüplü dalıştaki dalış zamanlarına ve diğer kurallara uymak, sınırlı hava, vb. belli başlı risklere ilaveten, su altında yer alan ağaçlar, diğer bitkiler, bol miktarda bulunan jilet gibi keskin midyeler, çeşitli yapılar, elektrik direkleri ve telleri, vb. dalış güvenliği bakımından hiç de uygun olmayan, ciddi risk taşıyan alanlar vardı. Daha da kötüsü, suyun bulanık olması nedeni ile görüş mesafesinin kısalığı ve bu tür tehlikelerle bir anda yüzleşmemizdi. Bunların yanı sıra, ani sıcaklık düşüşü, dalışın tatlı su dalışı olması nedeni ile dikkat edilmesi gereken SCUBA dalışa yönelik teknik bazı ayrıntılar, su altında kimi bölgelerde karşılaştığımız akıntıları da saymalıyım. Ayrıca, her an yıkılma tehlikesi bulunan yapılar, özellikle içlerine girdiğimiz anda riski de göze almamız anlamına geliyordu. Kısmen harap olmuş bu yapıların içerisindeki dalış, riskler bakımından batık dalışından çok da farklı değildi. Halfeti’de, Ağustos ayında yapılan dalışlarda, ciddi sıkıntılardan bir tanesi de su üstü ile su altı arasındaki sıcaklık farkıdır. İlk dalışımızda dışarıda 47°C, suyun altında (3-10 m) ise 10-12°C ölçüm yaptık. Sıcaklık derinlere inildikçe daha da düşüyor…



Halfeti’deki dalışlar esnasında, özellikle Halfetili çocuklarla ve gençlerle sohbet ederken, hep şunu gözlemledik: su altına maskeyle veya gözlükle bakan hemen hemen hiçbir Halfetili yoktu çevremizde (zıpkınla balık avcılığı yapan veya dışarıdan dalış için gelen birkaç insanı hariç tutuyorum). Tüple dalanlar da, genellikle boğulan kişilerin cesetlerini çıkartmak üzere gelen polislermiş. Bu durumda, çekilen fotoğrafların, öncelikle Halfeti’de sergilenecek olması, apayrı bir heyecandı bizler, yani DASK ekibi için. Çünkü, Halfeti’de yaşayan eski kuşağın yaşadığı evleri, sulara gömülen yaşantıları ilk defa belgeleyecek ve onlara sunacak, yeni neslin ise hiç görmediği, ancak büyüklerinden işittikleri bir şeyleri onlara gösterecektik…



Eski Halfeti’de yer alan ve yarı yarıya sulara gömülü olan Merkez Camii sergimizin ilk durağı iken, İstanbul’da Yerebatan Sarnıcı ikinci durağımız oldu…



Çekimlerin kamera arkası görüntüleri, anılar ve sergi oluşum süreçleri, Fotoritim’in bir sonraki sayısında sunulacaktır.



Saygılarımızla,

Baybars SAĞLAMTİMUR


Teşekkür

Başta projeyle ilgili öneriyi getiren ve projenin mimarı olan Funda GÖNENDİK (Funda ablam) olmak üzere, her an yanımızda olan ve desteğini esirgemeyen Hakan GÖNENDİK (Hakan ağabeyim)’e, tüm “DASK Su Altından Halfeti Proje” ekibine, projeye başından beri ciddi anlamda destek olan dönemin Şanlıurfa Valisi sayın Nuri Okutan ve Halfeti Kaymakamı sayın İsmail ÇİÇEK’e, proje ekibinde adı yazılı olmadığı halde gönüllü olarak çalışan DASK üyelerine, dalışa teknik ekipman desteği veren, ilk dalışta bana eşlik eden ve ekibimizde yer alan Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Gökhan GÖKÇE’ye, dalışlarda eşlik eden öğrencim Oğuzhan Demir’e, Halfeti Proje Ofisi yöneticisi Nihat ÖZDAL’a, göl üstünde elimiz-ayağımız olan ve ulaşımımızı sağlayan tekne kaptanımız Bülent GÖRGÜLÜ’ye ve bizi çok iyi bir şekilde ağırlayan Halfeti halkına, kendi adıma, naçizane teşekkürlerimi sunmak isterim.



Notes of the Photographer (thoughts which underwater awakens)


Diving in Halfeti resembles a journey which is in a different time and different place. Looking at Halfeti from underwater is just like looking at a surrealist painting”¦





Like a feather torn from the wing of a bird, and fallen to the water,


Which has lost its freedom and drown into the water,


Halfeti lies under the water, broken, its silhoutte shines on the water,


As beautiful as a feather, as fragile as a feather.




Interaction of place and water, the effects of time on place, the changing life styles, the changing nature, the adaptation of aquatic organisms and many subtitles are available for this aspect. However, the most important is the aspect which we encounter with as a result of the hydroelectric power plant. In this aspect, we face with a mournful situation as a result of water’s spread to surrounding areas where people live.



There was 4 basic different aspects to consider while photographing underwater; however, it was possible to muse on the topic in many ways except these aspects. There are many viewing angles which all photographes study on land already know but cannnot achive mostly due to physical conditions. These things are not impossible in underwater: 360° travelling around the subject and considering the subject from nearly all angles. Diving in water conditions enables these things in many shooting scenarios. These view angles are: over-under type, looking from top-down, looking the subject in the same level, looking from bottom to up are possible things if diving area is suitable.




Except these, it is possible to move forward in buildings looked from outside. For instance, “The breath and air mixture of the period in the saloon of the house” photo was taken thanks to an aspect like a flight in the ceiling. The dominance of green in Eupharetes’ water, turbudity and the decreasing light level in depth and buildings were the problems encountered in underwater shots. It was nearly impossible to use flash in this field (even though you try to apply it in line with the technique). When we dived in Halfeti cemetery (where there is plent of fish), there were so many backscattering problems that I was not able to complete the shoot.



When you dive in Halfeti, you cannot underestimate some risks. It was important for us to be calm in these conditions as for diving security despite the risks. In addition to obeying the rules of SCUBA diving, limited air and many risks like them, there were many dangerous areas like trees, plants, mussels which were sharp like razor, buildings, electric poles. These areas were not safe for diving security. The worst thing was that visibility range was short; that’s why, we faced with these areas suddenly while diving. Except these things; sudden drops in water temperature, the things to be considered in scuba diving as it is fresh water diving, the streams we encountered in some places are needed to be included. Moreover, the buildings we entered in were about to collapse. We had to be aware of this danger as soon as we entered. Diving in these half collapsed buildings was not a different experience from wreck diving. Another important problem while diving in Halfeti in August was the temperature difference between underwater and above water. In our first diving experience, above water was 47°C while underwater (3-10 m) was 10-12°C. Temperature drops as deep as you dive.



We observed that children and young people in Halfeti did not use underwater mask or glass (except some people fishing with harpoon and people who went Halfeti for diving particularly). Also, people who do SCUBA diving are generally the policemen who go there to find people drowned in the dam.



Because nobody have seen underwater in Halfeti, we (as the society team) were excited when the photos were first exhibited there. The reason was that we presented their lives buried underwater for the first time. At the same, we were about to show young people the things they had never seen but they had always heard”¦



Our first exhibition place was partly flooded Central Mosque in Old Halfeti, while Basilica Cistern was our second exhibition place.



With our best regards,



Baybars SAĞLAMTİMUR




Acknowledgements



I would like to express my special thanks to the proposer of this project Mrs. Funda GÖNENDİK; the supporter and contributor of us Mr. Hakan GÖNENDİK; all DASK Halfeti Underwater project team members; the governor of Şanlıurfa of that period Mr. Nuri OKUTAN; head official of district Mr. İsmail ÇİÇEK, the DASK society members who are not in team list but contributed a lot; Assoc. Prof. Dr. Gökhan GÖKÇE (Çukurova University Faculty of Fisheries) who contibuted to our first diving experience; my MA degree student Oğuzhan DEMİR who accompanied me in my diving experiences; Halfeti Project Office director Mr. Nihat ÖZDAL; the captain of our ship Mr. Bülent Görgülü and to all people living in Halfeti.








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Su Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından HalfetiSu Altından Halfeti

Mischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar Hakkındadır



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



NATURE – CULTURE / DOĞA – KÜLTÜR


SUBJECTIVITY – ÖZNELLİK


Mischa Keijser






Nature Culture / Doğa – Kültür Serisi “Mischa Keijser”




Fotoğraf sunumlarında serisellik önemli. İzleyicinin beynine görselleri yollarken nasıl bir sıralama takip ediyorsun? Projenin fotoğraf seçimleri ve sıralaması olgusuna nasıl yaklaşıyor ve çalışıyorsun?



Bu bir Darvinizm konusu; sevdiğim fotoğraflarla başlarım. Daha sonra onları belirli bir sıraya koyarım. İkinci fotoğraf, ilk fotoğraftan sonra tepki göstermeli / bir duyguyu kışkırtmalıdır. Falan filan. Biraz film düzenleme gibi. Fotoğraflara tekrar tekrar baktığınızda bazıları diğerlerine göre daha zayıf gelecektir. Bunlar elenecektir.



En sonunda seri beni sıkmamalı ve tüm fotoğraflar az çok eşit derecede kuvvetli olmalı.




Nature Culture / Doğa – Kültür Serisi “Mischa Keijser”




Kameranı zaman zaman “ölüm” e yöneltiyorsun”¦ Ölüm senin için ne anlam ifade ediyor?



Hareketsiz kalma, depresyon, savunmasızlık, korku. Ve iyi işler yapmak için motivasyon.




Nature Culture / Doğa – Kültür Serisi “Mischa Keijser”





En beğendiğin ve en beğenmediğin yanların nelerdir?



Çevremdeki insanlar kendi sağlıkları için sorumluluk almadıkları zaman gerçekten sinirleniyorum. Ama mizah duygum da var.




Nature Culture / Doğa – Kültür Serisi “Mischa Keijser”




Fotoğraf konusunda kendini nasıl eğitip, geliştirdin?



Gece gündüz manyak gibi çalışarak ve kendi işlerime her zaman eleştirel yaklaşarak.




Nature Culture / Doğa – Kültür Serisi “Mischa Keijser”




Günümüz fotoğrafçılarından dili en keskin, net ve yalın bir sertlik taşıyan birisin. Serilerine baktığımız zaman bu hissi ve görselliği yaşamamak mümkün değil. Hem fotoğrafa bakış açını, yaklaşımını hem de üzerinde çalıştığın konuları seçme nedenlerini anlatır mısın?



Ana konularımın çocukluk ve ergenlik sırasında yaşadıklarımın sonucu olduğunu düşünüyorum. Bir yandan şehir yaşantısı, diğer yandan Hollanda’da geriye kalmış olan çok az doğada uzun yürüyüşler yapmanın bir karışımıydı.



2.Dünya Savaşı nedeniyle oldukça güç bir yaşamdan sonra 15 yaşımdayken babamı kaybettim. Yaşamın sona erebileceği gerçeğinin ve bu nedenle de çok çalışmak gerektiğinin farkına vardım. Ve benim ilgimi zıt şekilde etkiledi; yeni bir yaşam yaratmak.



Görsel kelime dağarcığım Tin-Tin gibi resimli romanlar, Dick Bruna çocuk kitapları, Gerhard Richter ve Magritte’nin tabloları gibi, İkinci Dünya Savaşı’ndaki İngiliz savaş gemilerinin renkli modelleri, Bİll Brandt’ın fotoğrafları tarafından oluşturulmuştur.



Sıkıcı olmadan en azami netlik için gayret ediyorum.



İyi bir fotoğraf pek çok içerik katmanından oluşur. Ona biraz daha uzunca bir süre bakabilir ve farklı şeyler hisseder ya da düşünürsünüz. Fotoğraf tamamen demokratik bir araç haline gelince simgesel görüntülere ihtiyaç daha da arttı. Bu biraz okuma yazmanın genelleşmesine benzer bir durum; birden artık o olmadan geçinemez olursunuz.



Şimdi yalnızca roman yazan kişiler hayatta kalabiliyor. (profesyonelce)




Nature Culture / Doğa – Kültür Serisi “Mischa Keijser”




2008 ve 2010 yıllarında yayınladığın iki kitabın var, bunlar hakkında bilgi verir misin?



2008’de yayınlanan kitap manzara ve kişisel fotoğraflar ile hayvan portreleri ve Hollandalı şair David Boelee’nin üç şiirinin bir kombinasyonu.



2010’daki kitap manzara fotoğraflarımdan oluşan kısa bir kitap.




Nature Culture / Doğa – Kültür Serisi “Mischa Keijser”




Doğanın içinde yer alan insan, bitkiler, hayvanlar ve yeryüzü için çoğu zaman yıkıcı, tahrip edici oluyor, bir daha geri gelmemek üzere hem de”¦ Hollanda ise dışarıdan baktığımızda bir doğa güzellikleri ülkesi. Umudun var mı bu konularda?



İnsanoğlu bu konularda daha menfaatçi görünüyor. Hareketten önce davranışlarımızın sonuçlarından zarar görüyoruz.



Bu yüzden uzun vadede iyimserim.




Öznellik / Subjectivity Serisi “Mischa Keijser”




Halen sürdürmekte olduğun Subjectivity çalışman, “Fotoğraf Yalanlar Hakkındadır” cümlen ile başlıyor. Bunu biraz açabilir misin? Görünen ve gösterilen farklı şeyler mi?



Bu cümle, fotoğrafın hala “hakikati” anlatan bir araç olarak düşünülmesiyle ilgilidir. Ben bunun bir şaka olduğunu düşünüyorum. Bir fotoğraf %1 gerçeği ve %99 öznelliği içerir.



Çerçeveleme, çekim anı, film veya dijital, sonradan işleme vs. Fotoğrafa objektif bir araç olarak bakmayı bırakmamız gerekir.



O, ancak bir resim yahut heykel kadar objektif olabilir.



Öznel seriler için küçük (kısa zamanda) veya daha uzun zaman aralığında (birkaç saatte) iki fotoğraf yaptım.



Işığın ve çekim anının büyük etkisini göstermek istedim.



Fotoğrafçı ne göreceğimize karar verir ve birkaç dakika beklediğimizde gerçek tamamen farklı olabilir.




Öznellik / Subjectivity Serisi “Mischa Keijser”




Bir proje kafanda nasıl oluşur, nasıl bir süreç izler? Şu ana dek üzerinde çalışmak istediğin ancak henüz başlamadığın ne gibi fotoğraf serileri var?



Şimdilik sadece fikirler var. Projeler etrafta gezinirken, fotoğraf çekerken yahut barda gelişiyor. Önümüzdeki aylarda bir uygulama şeklinde yeni bir proje üstünde çalışıyor olacağım. Bununla ilgili bilgiler de ileteceğim ilerde”¦



Röportaj (interview by) : Levent YILDIZ


Çeviri (translated by) : Berna AKCAN




Öznellik / Subjectivity Serisi “Mischa Keijser”




It is important to be presented in series for photo presentations. How do you sort images when you are sending to the viewer’s brain? How do you approach and work to the selecting and ranking of photos from the project ?



It’s a matter of Darwinism; I start with a collection of photos that I like. Then I start to put them in an certain order. The second photo has to react / provoke a feeling after the first photo. And so on. It’s a bit like editing a movie. When looking at the photos over and over again, some will occur to be weaker than others. These will be taken out of the selection.



In the end, the serie should not bore me, and all the photos have to be more or less equally strong.




Nature Culture / Doğa – Kültür Serisi “Mischa Keijser”




You turn your camera to death sometimes”¦ What is the meaning of death for you?



Standing still, depression, vulnerability, fear. And a motivation to continue making good work.




Nature Culture / Doğa – Kültür Serisi “Mischa Keijser”




Which sides do you like and dislike of yourself?



I can get really irritated when people around me don’t take responsibility for their own health.



But I do have a sense of humor.




Nature Culture / Doğa – Kültür Serisi “Mischa Keijser”




How did you develop and train yourself on the subject “photography”?



By doing it day and night, working like a maniac. And always staying critical on to my own work.




Öznellik / Subjectivity Serisi “Mischa Keijser”




You have a sharp, clear, simple tongue between today’s photographers. When we look at your series it is not possible to avoid living this sensation and visuality. Could you tell us your point of view and approaching to the photography and also reasons for choosing the subjects you work on?



I think that my main subjects are a result of the thing I’ve experienced during childhood / puberty. It was a mix of life in a city on the one hand, and making long walks in the few remaining bits of nature in Holland on the other hand.



The death of my father, when I was 15, after a pretty troublesome life, which was probably a result of world war 2. This made me very aware of the fact that a life can end, which is a good reason to work hard. And it also sparked my interest for the opposite; creating new life.



My visual vocabulary has been formed by comics like Tin-Tin, the children’s boks of Dick Bruna, the paintings of Gerhard Richter and Magritte, color patterns on british warschip’s during the WW2, the photographs of Bill Brandt. I strive for the utmost visual clarity, without becoming boring.



A good photograph has several layers of content. You can look at it for a longer time, and feel or think different things. As photography has become a completely democratized medium, the need for iconinc images has grown even bigger.



It’s a bit similar to the time when the ability to write and read became general; you suddenly couldn’t make a living out of this anymore.



Only the people who could write a novel where now able to survive (proffesionaly).




Öznellik / Subjectivity Serisi “Mischa Keijser”




Please give us information about your two books which were published in 2008 and 2010?



The book published in 2008 is combination of landscape and personal photographs, mixed with animal portraits and three poems by the dutch poet David Boelee.



The 2010 book is a blurb book, with my landscape pictures.




Öznellik / Subjectivity Serisi “Mischa Keijser”




Human who live in the nature often is destructive for plants, animals and the earth as unrecoverable. Netherland is a country of natural beauty when we look at from outside. Do you have hope on these issues?



Mankind seems to be rather opportunist on these matters. We first have to suffer from the consequences of our behavior, before acting.



So I’m optimistic on the long run.




Öznellik / Subjectivity Serisi “Mischa Keijser”




Your subjectivity work which you are still working on begins with the sentence of “Photography is about lying”. Could you explain it a little? Are the visible and shown things different?



This sentence has to do with the fact that photography is still considered as a medium that tells us ‘truth’. Which I think is a joke.


A photograph exists of 1% truth, and 99% subjectivity.



The framing, the moment of exposure, film or digital, the postprocessing etc.



We should stop looking at photography as an objective medium. It is just as objective as painting or sculpture. For the subjectivity series, I made two photos, with a small (few minutes), or longer (few hours) time interval.



I wanted to show the huge influence of the light and the moment of exposure. That the photographer decides what we see, and that reality may be quite different when we wait for a few minutes.




Öznellik / Subjectivity Serisi “Mischa Keijser”




How is a project being formed and processed in your mind? What kind of photo series you want to work on them and you didn’t start yet?



Ideas for now projects grow when driving around, making photographs, or in the pub. In the coming months I’ll be working on a new project, in the form of an App.



You’ll get informed.




Öznellik / Subjectivity Serisi “Mischa Keijser”





http://www.mischakeijser.com





Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Mischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar HakkındadırMischa Keijser : Fotoğraf Yalanlar Hakkındadır

Will Hartley : Rüyalar Arasında



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



RÜYALAR ARASINDA


IN BETWEEN DREAMS


Will Hartley




“Sence bunun için ne kadar alırım?”


“Hm, bilmiyorum yirmi sterlin? Ya da onun gibi bir şey.”


“Bunu yapmak sadece yirmi dakikamı alır.”


“Hey, ne bu?”


“Şey, gece sen uyuduğunda genellikle rüyaların pencereden dışarı uçar ama onlara karşı koyarsan rüyaların yakalanır ve seninle kalırlar.”


“Oh anlıyorum, yani sadece yataklarımızın ucuna oturacağız ve rüyalarımızın gerçekleşmesini bekleyeceğiz.”



(Evde bir konuşma)



Komünal bir yaşam güzel ve samimi olabilir. Aynı zamanda kaotik ve zor da olabilir. Kafanın üstünde bir çatı olması ve gece yatacak bir yerinin olması doğru ama bu güvenli ya da daimi değil. Sunduğu özgürlükten süzülen karakterin düzenli akını ile sürekli değişen bir çevre. Arkadaşlar ve yabancılar kendilerine uygun bir yerleşim bulma arzusunda birleşmişler.



2006’dan beri Londra’da bir grup kaçak kiracıyı belgeliyorum. Bu grup benim arkadaşım ve onlarla geçirdiğim zamana bakınca hayatımın büyük bir kısmı oldu. Kaçak kiracılığın bir suç olarak sayılması için yeni mevzuat tartışılıyor.



Kötü basın yüzünden, özellikle Londra’da pek çok insan bu insanları milyon poundluk evleri devraldıklarını ve giderken de bu gayrimenkulleri yıkıma uğrattıklarını düşünüyorlar. Bu küçük bir yüzde için doğru bir durumken, pek çok kiracı boşalmış, terk edilmiş binaları farklı geçmişlere sahip birkaç insanla paylaşmaktadır. Bu lüksten çok uzak olmakla birlikte en azından orayı yaşanacak bir yer yapıyorlar.



Öne sürülen bu yasa sebebiyle tehlikede olan, evsiz kalacak sayısız insanın nereye gidecekleri ve ne haklara sahip olacakları.




Joe and Giovana. They live together in a squat where they first met. Elephant and Castle, London, 2010


Joe ve Giovana. İlk tanıştıkları yerde birlikte yaşıyorlar. Elephant and Castle, Londra, 2010




“How much do you think I can get for this?”


“Um, don’t know, twenty quid? Something like that.”


“Only took me twenty minutes to make.”


“Hey, what is it anyway?”


“Well at night when you sleep, usually all your dreams fly out the window, but when you put this up against it your dreams get caught and stay with you.”


“Oh I see, so then we can just sit on the ends of our beds and wait for our dreams to come true.”



(A conversation in the house)



Communal living can be beautiful and intimate. It can also be chaotic and difficult. It’s about the right to have a roof over your head and a place to sleep at night, but it’s not secure or permanent. It’s an environment in constant transition with a steady influx of characters drawn to the freedom it can offer. Friends and strangers are united in their desire to find housing on their own terms.



Since 2006 I have been documenting a group of squatters living in London. The group became my friends and a massive part of my life as I spent time living with them. A new legislation is currently being debated that aims to criminalise squatting.



Due to bad press, many people, especially in London, see squatters as taking over million pound houses and destroying the properties as they go. While this may be the case for a small percentage, many squatters occupy run-down, derelict buildings housing several people from different backgrounds. It’s far from luxurious but they are able to make it liveable.



What is at stake in light of this proposed legislation are the numerous people who will be left homeless, where they will go and what rights they have.”¯





Union Jack Flag, London, 2010


İngiliz Bayrağı, Londra, 2010




Sevgili Will, Fotoritim’e hoşgeldin”¦


Belgesel fotoğrafçılığı hem eğitim hem de iş olarak seçiminin hikayesini bize anlatır mısın?



Aslında Richard Billingham’ın (1997) “Rays a Laugh” adlı kitabı, yaşamlarımızdaki değişim periyotları sırasında ailemin bir belgeselini yapmaya başlama konusunda bana ilham verdi ve bu alana ilgim bu şekilde başladı. University of Wales Newport’ta belgesel Fotoğrafçılık eğitimine devam ettim ve “In between Dreams” projemle günlük yaşamda fotoğrafla daha içli dışlı oldum, kendiliğinden bu benim yaşamımın bir parçası oldu.




Vampa, London, 2008


Vampa, Londra, 2008




Büyüdüğün ortam ile çalışmalarını yaptığın ortamlar arasında bir bağ var mıydı? Londra’da bu bölgeler ve bu insanlar neden ilgini çekti?



İngiltere’nin kırsalında büyüdüm, bu şimdiye kadarki projelerimin çoğu için gerekli olan çevre ve ortamın oldukça tersi bir ortam. Fotoğrafladıklarımın büyük çoğunluğu, etrafımı görsel olarak araştırmama sebep olan tanıştığım kişilerin ve gittiğim yerlerin doğal bir dizisi.




Scar, London, 2008


Yara, London, 2008




Şehrin bilinen ama belki de bilinmezden gelen yüzünü – insan hikayelerini aktarıyorsun”¦ Bu konuda gözlem ve görüşlerin nelerdir?



Aslında bunu göz ardı edilmiş bir yön ya da insanların hikayeleri olarak görmüyorum ama diğer insanların sadece kir ya da şehir kirliliği olarak gördüklerini, Londra’da gecekondularda yaşayan insanlardaki güzellik ya da sokaklardaki evsiz bir insan olarak görüyorum. Gecekondudaki darmadağın bir genç kız bana, şirin ve mükemmel bir temizlikteki bir plajda oturan kızdan daha güzel görünüyor. Böyle insanlarla tanıştığımda, belki de diğer insanların onlarda göremedikleri onların kişiliklerinde kat ve kat değişik yönlerde ilginç katmanlar ve güzellikler var.




Mattress, Brighton, 2008


Yatak, Brighton, 2008




Gerçekleştirdiğin projelerin ile bugüne dek ne gibi başarılar elde ettin? Sence bu çalışmaların ile hedefine ulaştın mı?



“In between Dreams” için birkaç ödül kazandım: “the Shots Young Photographer of the Year 2008” ve “VICE Kopparberg Klash 2010” ve çalışmam Fransa Arles’de “the Third Floor Gallery” de sergilendi ki bundan gerçekten gurur duyuyorum. Şu anda hedefime ulaştığımı söyleyemeyeceğim, her bir proje henüz keşfetmediğim bir şekilde gelişmeyi sürdürmeli. Projeleri uzun bir süre kendi haline bırakıyorum ve sonra tekrar o projeyi çalışmaya dönüyorum, onları asla bitmiş olarak görmüyorum. İnsanlar ve zaman değiştiğinde bu hikayeye gerçekten bir şey katıyor.




Smoking, London. 2009


Sigara içme, Londra. 2009




Fotoğraf olarak belgesel fotoğraf sence ne gibi özellikler taşımalıdır?



Benim için, fotoğraf kendi hakkında bir hikaye anlatır, bu bir serinin parçasıdır ya da tek bir fotoğraftır.




Fulvia changing, Krankenhouse, London. 2008


Fulvia üstünü değiştiriyor, Krankenhouse, Londra. 2008




Bir fotoğrafçı olarak ne kadar cesursun? Limitlerin nelerdir?



Bazen kendimi bazı taviz verilmesi gereken durumlarda bulduğum oldu ama kendimi cesur olarak adlandırmazdım sadece ilgiliyim diyebilirim. Ve bir de bazı durumlara kolay adapte olabildiğimi hissediyorum. Her bireyle eşit bir şekilde konuşursan eğer, benim bulduğum olumlu tepkiyi alabileceğini düşünüyorum.




Fern and James, Crouch end, London 2006


Fern ve James, Sarmaş Dolaş, Londra 2006




Çalışmaların esnasında yaşadığın ve etkilendiğin bir anını bizimle paylaşır mısın?



Beni, farklı şekillerde etkileyen pek çok hikaye var aslında ama güvenliğimi cidden tehlikeye atarak, tanıştığım madde bağımlısı evsizlerle dışarıda geçirdiğim bir geceyi daima hatırlarım. Hatırladıkça kendimi çok tecrübesiz hissederim ama bundan çok şey öğrendim. Fotoğraf sayesinde çok fazla tecrübe edindim ve farklı hayatlara sahip arkadaşlıklar kurdum, bu inanılmaz.




On the beach, Brighton. 2008


Kumsalda, Brighton. 2008




Önümüzdeki dönemde üzerinde çalışmayı düşündüğün konular nelerdir?



Şimdilerde Bartosz Nowicki ve Paul Corcoran ile “The Dice Project” adlı bir grubun parçasıyım ve birlikte İrlanda’da bir proje üzerinde çalışıyoruz.



Ayrıca son zamanlarda yine ailemi daha çok fotoğraflamaya başladım. Çok uzaklarda yeni konular aramak yerine, onlardan bazılarının gözümün önünde olduğunu düşünmeye başladım.



Röportaj (interview by): Levent YILDIZ


Çeviren (translated by): Hülya Yeltepe ERCAN





Fern, London Underground. 2006


Fern, Londra Metroda. 2006




Wellcome to Fotoritim dear Will…


Could you tell us the story of your choosing documentary photograph both as a work and as education?



Richard Billingham’s 1997 book, Rays a Laugh originally inspired me to start documenting my family during a period of change in our lives and my interest grew from there. I went on to study Documentary Photography at the University of Wales Newport and as I became more involved on a daily basis with my project In between Dreams, it naturally became an integral part of my life.




Gemma’s van, Brighton, 2008


Gemma’in kamyoneti, Brighton, 2008




Was there a connection between your surrounding you grew up and places you make your works? Why did you interested in these regions and people?



I grew up in rural England, it’s pretty much the opposite of the setting and surroundings for some of my projects so far. Most of what I’ve documented has been a natural progression from who I meet and where I go, leading me to investigate my surroundings visually.




Fern and James, Crouch end Kitchen, London. 2006


Fern ve James, Mutfakta Sarmaş Dolaş, Londra. 2006




You transfer an unknown aspect of the city -may be aspect of being ignored-and human stories”¦ What are your observations and opinions on this subject?



I don’t necessarily see it as an aspect of being ignored, or those kind of human stories, but I see a beauty in the people in the squat in London, or a homeless person on the side of the street, where others might just see dirt and grime. A girl in a squat surrounded by mess, somehow seems more beautiful to me than a girl sitting on a perfectly clean and pretty beach. When I get to meet such people, I think there are layers and layers of interesting aspects to their personalities, and beauty to them that perhaps other people don’t quite see.




Valentines day, Crouchend, London. 2007


Sevgililer Günü, Sarmaş Dolaş, Londra. 2007




What success did you get with your projects up today? Do you think did you reach your goal with these works?



For In between Dreams I won a few awards including the Shots Young Photographer of the Year 2008 and VICE Kopparberg Klash 2010, and I exhibited with the Third Floor Gallery in Arles, France, which I was really proud of. I wouldn’t say I’d reached my goal yet, each project might continue to evolve in ways I’ve not yet discovered. I always leave projects for a long time and go back to them, i never see them as finished. When people change and times change that can really add to a story.




Krankenhouse, London. 2009


Krankenhouse, Londra. 2009




What kind of features should documentary photograph have got as photograph in your opinion?



For me, a photograph that tells a story in it’s own right, whether it’s part of a series or a single image.




Adam and Fulvia in the morning, London. 2009


Adam ve Fulvia sabah, Londra. 2009




How much brave are you as a photographer? What are your limits?



I have found myself in some compromising situations, but I wouldn’t call myself brave necessarily, just really interested. And I feel that I can adapt well to certain situations. I think if you speak to each person as an equal, you find that you get a positive response, that’s what I’ve found.




Adam on the roof. Elephant and castle. London. 2010


Adam çatıda. Elephant and Castle. Londra. 2010




Could you share with us a moment that you lived and were affected during your works?



There is lots of stories that have effected me in different ways, but i will always remember when I spent the night outdoors with homeless drug addicts that I’d just met, and pretty much compromised my safety. I feel I was naive back then, but have only learnt from it. Because of photography, I’ve experienced so much, and made friends in so many walks of life it’s amazing.




Skipping for food, London. 2008


Yemek ararken, London. 2008




What are the subjects you think to work on next period?



I’m now part of a group called The Dice Project with Bartosz Nowicki and Paul Corcoran and we are working together on a project in Ireland.



I’ve also moved back to photographing my family a lot more recently. I’ve started to feel that instead of searching too far for new subjects, some of them are right here in front of me.




Launa, Titnal woods, Brighton. 2007


Launa, Titnal ormanlığı, Brighton. 2007









Will HARTLEY Hakkında



1986 yılında doğan Will Hartley, Nort Devon’da büyüdü. 2005 yılında, Wales’de Newport Üniversitesi’nde belgesel fotoğrafçılık eğitimi aldı. Mezun olduğundan beri Londra’da yaşayan bir grup kaçak kiracıyı izlediği uzun dönem projesi “in between dreams (rüyalar arasında)” ile “2008 yılının genç fotoğrafçısı”, “’Ag dergisi Brilliant kitap ödülü 2010” ve “Vice kopperbarg Klash 2010” ödüllerini aldı. Çalışma Londra’da “Candits Arts Trust”da sergilendi ve bir baskı the Ian parry 2010 ile Getty Images galeri için seçildi.



Sanatçı daha sonra Bristol’a taşındı ve “Lawrence Hill” adlı sürekli evsiz bir çiftin uzun süreli hikayesine başladı. Fotoğraf festivalinden Yasmina Reggad “Travelog” adlı bir sunuma küratörlük yaptı ve onu Brezilya’da “Paraty em Foco” götürdü. Çalışma Londra’da, Beyrut’ta ve İspanya’da Zaragoza fotoğraf festivalinde sergilendi.



2011’de Magenta Foundation’da “Honorable Mention” ile ödüllendirildi, Terry O’Neil ödülü için listeye girdi ve Arles’de, Third Floor Gallery’de sergilendi. Şimdi Cardiff’te serbest fotoğrafçı olarak yaşıyor ve uzun dönemli kişisel projelerine devam ediyor.







About Will HARTLEY



Born in 1986, Will Hartley grew up in North Devon. In 2005 he went to Newport University in Wales to study documentary photography. Since graduating he won the ‘shots young photographer of the year 2008′, ‘Ag magazine Brilliant book awards 2010′ and ‘Vice kopperbarg Klash 2010′ with his long term project ‘in between dreams’ which followed a group of squatters living in London. The work was exhibited in Candits Arts Trust in London with off the real’ as part of a collective, and a print was selected for the Getty Images gallery with the Ian parry 2010.



He then moved to Bristol and began a long term story of a couple, in and out of homelessness, called ‘Lawrence Hill’. Yasmina Reggad from photo festivals curated a projected slideshow called ‘Travelog’ with the project, and took it to ‘Paraty em Foco’ in Brazil. The work has since been projected in London, Beirut and Zaragoza photo festival in Spain.



In 2011 he was awarded Honorable Mention in the Magenta Foundation, long-listed for the Terry O’Neil award and Exhibited with the Third Floor Gallery in Arles. He now lives In Cardiff, Working as a freelance Photographer and continuing long term personal projects.






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Will Hartley : Rüyalar ArasındaWill Hartley : Rüyalar ArasındaWill Hartley : Rüyalar ArasındaWill Hartley : Rüyalar ArasındaWill Hartley : Rüyalar ArasındaWill Hartley : Rüyalar ArasındaWill Hartley : Rüyalar ArasındaWill Hartley : Rüyalar ArasındaWill Hartley : Rüyalar ArasındaWill Hartley : Rüyalar ArasındaWill Hartley : Rüyalar ArasındaWill Hartley : Rüyalar ArasındaWill Hartley : Rüyalar ArasındaWill Hartley : Rüyalar ArasındaWill Hartley : Rüyalar ArasındaWill Hartley : Rüyalar ArasındaWill Hartley : Rüyalar ArasındaWill Hartley : Rüyalar ArasındaWill Hartley : Rüyalar ArasındaWill Hartley : Rüyalar Arasında

Johann Ryno de Wet : Kötülükler Diyarı



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



KÖTÜLÜKLER DİYARI


UNDERLAND


Johann Ryno de Wet




Bu seride yakın gelecekte tekrar tekrar vuku bulan distopik (karamsar ve kötü bir dünya veya ülke hayali, ütopyası) düşlerimde açıkca belirttiğim gibi betimleme yoluyla ölümlü olmanın zihinsel kaygılarını keşfetmeye giriştim. Ayrıca gerçekliğim ve düşlerim arasındaki bağlantıyı da ortaya çıkardım.



Freud’a göre zihin üç kısıma ayrılmaktadır: ID, biyolojik ve iç güdüsel eylemlerimizden sorumlu olan kişiliğimizin derin bilinçaltısal kısmını oluşturur. Süper-Ego, toplumn tarafından şekillenen ideallerimiz ve değer yargılarımızdan sorumludur. Ego, ID ve Süper Ego’yu yönetmekle sorumludur. Zihnimizin bu üç bölümü egomuz tarafından kontrol altında tutulduğu için bilinçli olarak haberimiz olmaz. Freud’un görüşünde düşlerin amacı süper-egomuzun bazı koşullarda kabul edilir görmediği içgüdüsel dürtülerimizi fantazilerimizde doyurmamızı sağlamaktır. Rüya görme aşamasında ego kısmen yer alır. Bununla birlikte ego, rüyanın doğru anlamını bozarak kendini net bir şekilde ifade etmede düşlerin sembolizasyonlarla dolu olmasına neden olan, bilinç altını sansürlemeye devam eder.



Freud çalışması sırasında rüya gören kişinin önceki uyanık durumu esnasında hayatının bazı detayları ile görülen her rüyanın bazı parçaları arasında bir bağlantı olduğunu buldu. İki veya üç yıl önce ölümlülük üzerine düşünmeye başladım. Aynı dönemde işim için kurucu konsept olan genel bir temanın yer aldığı düş serilerine başladım. Bu düşlerin çoğu bilinmeyen tehlikelerin olduğu, neredeyse yaşamdan yoksun çorak bir yerle ilgiliydi. Bazılarında duman ve külün içinde gömülü bir şehirdeyim. Diğerlerinde yiyecek ve su bulmak için manzarada yürüyüş yapıyorum. Birinde dünyaya bir asteroidin çarptığına tanık oluyorum. Başka insanlar var ama bazı rüyalarımda onlar benim için bir tehdit oluşturuyorlar ve peşime düşüyorlar. Görüntülerde görünmez olsalar da varlıklarını işaret eden belirtiler var. Bu rüyaların bilinmeyene ve ölüme karşı olan korkumu sembolize ettiğine inanıyorum. Benim hipotezim, rüyalar arzularımızı ve korkularımızı açığa çıkarır ama gerçek yaşamdaki meseleleri çözümlemede bilinçli ya da bilinç altısal olarak önemli rol oynar.



Bu görüntüleri yaratırken uyguladığım yöntem, uyanır uyanmaz rüyada geçen olayları detaylı bir şekilde bir kağıda yazarak başlar. Bazan özel görsel detayları hatırlamamda yardımı olsun diye taslaklar hazırlarım. Bu bilgiyi rüya ortamındaki öğelerle eşleşen gerçek ortamımın nesnelerinde yer alacak konu öğesini bulmakta kullanıyorum. Düşlerimde yaşadığım atmosferi canlandırsın diye sayısal manipülasyon yöntemiyle farklı öğelere sahip görüntüleri birleştiriyorum. Bu rüyaları görüntülerde somutlaştırmak kendimi daha iyi anlamamda bana yardımcı olma işlemidir. Amacım tıpkı gerçek üstücülerin yaptığı gibi, görüntüleri bilinç altının doğrudan ifadesi olarak göstermek değil rüyaların doğru anlamını maskeleyen ego tarafından manipüle edilmiş görüntüleri göstermekti.



Kabaca yaşantımızın üçte birini uykuda harcıyoruz ve çalışmalar uykudan fiziksel olarak çok az fayda sağladığımız gösteriyor. Çevremizdeki uyarıcılara cevap vermek ve almak konusunda yorgun düştüğümüzde uykuya dalarız, gerçeklikten uzaklaşarak bilinçsizliğin rüya formundaki bilinçliliğe doğru itildiği bir duruma doğru gideriz. Rüyaların gerçek hayatımızda doğru yolda gitmemiz için bize kılavuzluk eden bilinçaltısal göstergeler olduğu kanıtlanabilir.




Çeviri (translated by) : Hasan SÖNMEZ




In this series I attempt to explore my preoccupation with mortality by depicting it as it manifested in a series of reoccurring dreams I had of a dystopic near future. I also explore the connection between my dreams and my reality.



According to Freud the psyche can be split into three parts. The ID; the deep unconscious part of our personality, responsible for our biological and instinctual drives. The Super-ego; responsible for our ideals and values learned from society. The Ego; responsible for managing the id and the super-ego. We are not consciously aware of these different parts of our psyche because it is held in check by our ego. In Freud’s view, the purpose of dreams is to allow us to satisfy in fantasies the instinctual urges the super-ego judges to be unacceptable in some way. During the dream state the ego is only partially present. However, the ego still censors the unconscious from expressing itself clearly by distorting the true meaning of the dream, which is why dreams are often filled with symbolization.



During his research Freud found that there is a connection between some part of every dream and some detail of the dreamer’s life during the previous waking state. About two or three years ago I started thinking about mortality a lot. During the same time I started having a series of dreams that had a common theme which became a founding concept for my work. Most of these dreams were of a wasteland almost completely devoid of life and filled with unknown dangers. In some I’m in a city shrouded in smoke and ash. In others I roam the landscape looking for food and water. In one I witnessed an asteroid collide with the earth. There are other people, but they are a threat to me and in some dreams I am being chased by them. Although these people are invisible in my images there are signs or their presence. I believe that these dreams symbolize my fear of death and fear of the unknown. My hypothesis is that dreams reveal desires and fears that we’re not consciously aware of, but play an important part in consciously or subconsciously resolving issues in real life.



My methodology for creating these images starts with writing down the events of the dream in detail as soon as I’ve woken up. Sometimes I’ll make sketches to help me remember particular visual details. I use this information to look for subject matter in my environment that has elements matching those of the environment of the dreams. I combine images of different elements using digital manipulation in order to create the environments and the atmosphere I experienced in the dreams. The materializing of these dreams into images has been a process which helped me to understand myself better. My aim was not to show images as a direct manifestation of the subconscious, like the surrealists did, but to show the images manipulated by the ego disguising the true meaning of dreams.



We spend roughly a third of our lives sleeping and yet studies have shown that we get very little physical benefit from sleeping. When we become tired of receiving and responding to stimuli from our environment, we want to fall asleep, withdrawing from reality into a state where unconscious content pushes into consciousness in the form of dreams. It could be argued that dreams are signals from our subconscious guiding us in the right direction.





© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid





© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid





© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid




© Copyright Johann Ryno de Wet, 2012. Courtesy camara oscura galeria de arte, Madrid









Johann Ryno de Wet Bio.doc

Johann Ryno de Wet





Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Johann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler DiyarıJohann Ryno de Wet : Kötülükler Diyarı

Robert Bianchi : Hayat Ağacı



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



HAYAT AĞACI


TREE of LIFE


Robert Bianchi





İnsan vücuduyla her zaman saf estetik bir bakış açısıyla ilgilenmişimdir ama aynı zamanda, beden ve ruh arasında güçlü bir bağ da hissetmişimdir. Maddi ve metafiziksel varlık, birlikte ruhani doğamızın ayrılmaz açıklamalarıdır –şifreleridir-.




Aşık olduğumuzda yüreğimiz sancır, midemiz düğümlenir. Neden? Amacımız; hem etkileyen hem de fizikselliğimizden etkilenen umutlarımızı ve özlemlerimizi bedenlerimizle göstermektir.




Dünya ve evrenle olan ilişkilerimizi düşündüğümüzde –yalnızca birbirimizle olan ilişkilerimizi düşünmeyip- kendimi bağlantılar ararken buluyorum ve görsel sunumlar benim daha derinleri kazma yöntemimdir.




Mücadele ederiz, büyürüz, kavga ederiz, aşık oluruz. Var olduğumuz sürece ruh daha yüksek bir varlık halinin özlemini çeker ve arar. Bağlarımız, dayanışmamız ve üstünlük hepsi keşfedilecek zengin konulardır.




Ben düşüncelerim ve inançlarımda çok panteistim (tümtanrıcı). Yaşayan ya da yaşamadığını düşündüğümüz evrendeki her şey ile bir bağımız olduğuna inanıyorum. Neyin gerçekten canlı olduğunu kim söyleyebilir? Vücudumuz kıpırdamadan düşüncelerimiz ve duygularımız uzayda ve zamanda hareket edebilselerdi diye zaman zaman düşünmüşümdür. Gerçekten burada değil miyiz, başka birinin rüyası mıyız diye merak ediyorum. Hayal kuruyorum.




Çalışmam, ruhlarımızı başka bir şeyler olmaya heves eden bedenler olarak sunuyor ve eminim çoğumuz, nereye gittiğimizi merak ediyoruz. Amacımız ne, niçin buradayız? Cevaplarım yok, yalnızca sorularım var. O zaman okuyorum, düşünüyorum ve fotoğraflar yapıyorum. Anlaşılmazlık duygusu yaratmaya çalışıyorum.




Fotoğraflardaki arka plan daha çok doğu manzaralarından. Bir süre Bali’de bulundum ve çıplaklar New York’taki stüdyomda çekildi. Genelde bir defada birkaç modeli çekiyorum, bazen iki ya da üç, diğer zamanlar beş yahut altı. Ruhun evrimi hakkındaki fikirlerimi ifade etmek ve şekiller yaratmak için vücutları bilgisayarımda karıştırıyorum, kıvrım oluşturuyorum ve çoğaltıyorum. Büyüme ve keşif fikrini vurgulamak için çoğunlukla ağaçlar ve kıvrılarak dönüşler kullanıyorum. Gelişmek ve büyümek, kendimizden daha yüksek şeyleri aramak eminim ki bizim kaderimiz.



-Robert Bianchi





30 yılı aşkın birliktelikten sonra kocam Robert’ın çalışmaları beni hala şaşırtıyor, ilgimi çekiyor ve hayrete düşürüyor. Onlardan birisi de son çalışması olan “Harikalar Dünyası”. Robert varoluşun en önemli sorusunu; alegori, antropolojik referanslar ve hafif ve duygulu ruh arayışları vasıtasıyla sürekli olarak araştırıyor: Niçin buradayız ve öldükten sonra bize ne olacak? Elbette hiç bir zaman tatmin edici şekilde cevaplanamayacak bu soruları sürekli araştırması bir anlatım rönesansı ile sonuçlandı. Tüm medeniyetler yakınlaşmadan yükselip çöktüler ve tüm teknolojik avantajlarımıza rağmen modern insanın merakı halen devam etmekte.



Robert merakına, kendi ruhunu derinlemesine tarayarak ve içinde ne hissediyorsa dünyaya yansıtarak yaklaşıyor. Felsefi ve dini göndermeleri, dünyevi görüntülerin yanı sıra melek ve cehennem sahneleriyle de birleştiriyor. Dünyevi görüntüler aynı zamanda yaratıcı; filler okyanuslardan çıkıyor; ilkel insanlık çorbası Hayat Ağacı’nı oluşturuyor. Robert gözlerimizin önünde ve hayallerimizde olan gerçeklerin ve hayallerin sınırlarını zorluyor. Hangisinin daha gerçek olduğunu kim söyleyebilir?



-Lynn Bianchi



Çeviri (translated by) : Berna AKCAN





I have always been interested in the human form from a purely aesthetic perspective, but I have also always felt a strong connection between body and spirit. The corporeal and the metaphysical being, together, are the inseparable explanations – the keys — to our spiritual nature.




When we fall in love our heart pangs and our stomach turns into knots. Why? Our meaning is manifest through our bodies; our hopes and aspirations both affect and are affected by our physicality.




To follow, when we think about our relationship to the world and the Universe — not just our relationships to each other — I find myself seeking connection, and visual representation is my way of digging deeper.




We struggle, we grow, we fight, we love. Throughout our existence the soul yearns and seeks evolution to a higher states of being. Our connection, interdependence and transcendence are all rich subjects to explore.




I am very pantheistic in my thoughts and beliefs. I feel we are related to everything in the cosmos, both living things as well as what we would perhaps think of as non-living. For who is to say what is really alive? I wonder at times if our thoughts and emotions could possibly move though space and time, even while our bodies remain rooted. I wonder if we are not really even here, but just someone else’s dream. So I dream.





My work often shows our souls as bodies aspiring to something other, and I am sure most of us wonder where we are all going. What is our meaning and why are we even here? I have no answers, only questions. So I read, I think, and I make pictures. I try to make some sense of the incomprehensible.




The backgrounds in the photographs often come from eastern landscapes. I spent some time in Bali, and the nudes are shot in my studio in New York. I often shoot a few models at a time, sometimes two or three, other times five or six. I blend, twist and enhance their bodies in my computer to create the shapes and express the ideas I have of the evolution of spirit. I often use trees and swirling to express the idea of growth and exploration. It is our destiny to develop and grow, to seek something higher for ourselves, of that I am sure.



-Robert BİANCHI





After more than thirty years together, I continue to be intrigued, surprised and amazed by my husband Robert’s works, the latest of which he titles “Worlds of Wonder.” Through allegory, anthropological references and ethereal soul-searching, Robert is constantly investigating the most fundamental questions of existence: Why are we here, and what happens to us after we die? A renaissance of expression has resulted from his continual churning of these questions, which of course can never be satisfactorily answered. Entire civilizations have risen and collapsed without coming close, and with all our technological advances, modern man remains curious.



Robert approaches his curiosity by delving into his own soul, and projecting out to the world what he feels within. He combines philosophical and religious references with iconic images of angels and hellish scenes, as well as more terrestrial images. The Earthly images are equally imaginative, elephants emerge from the oceans; a primordial soup of humanity creates the Tree of Life. Robert continues to push boundaries of what is real and imagined, what exists in front of our eyes and what exists in our imaginations. Who is to say which is more real?



-Lynn Bianchi










Robert BIANCHI Hakkında



“Robert Bianchi’nin fotoğrafları hem düşünce dolu hem dokunaklı”. Zoom dergisi onun portfolyosunu basmanın yanı sıra “Keşfedilmemiş yerlerle ilgili yeni bir şeyler keşfetme umutları daima süren kişileri tanımlar.” diyor. Bianchi’nin çalışması; 21St The Journal of Contemporary Photography, Photographie Magazine, View Camera, Art News ve The New York Times gibi değerli gazetelerde yayınlanmıştır.



Bianchi Roma’daki Amerikan Akademi’sinde ziyaretçi sanatçı olarak bulunmuştur. Çalışması dünya çapında müzelerde sergilendi ve koleksiyonlara dahil edildi. New York Şehir Müzesi onun Batı Yakası Caddeleri serisinden yirmi sekiz fotoğrafını satın aldı ve çalışması; Brooklyn Müzesi’nde, Chrysler Müzesi’nde, Houston’daki Güzel Sanatlar Müzesi’nde ve Lozan İsviçre’deki the Museum de l’Eysee’deki koleksiyonların bir parçasıdır.



Robert Bianchi’nin çalışmalarını sergileyen ve tek kişilik sergisine yer veren diğer galeri ve müzelerden bazıları: the Fotografie Fourum International, Frankfurt Germany, Valloadold Museum,İspanya, The Ken Damy Museum Italya, The Isses Gallery, Kyoto Japonya, Mocha, New York, The Alternative Museum, Ledel Gallery, The Museu de Arte Moderna do Rio de Janeiro, The Barbara Greene and Fotosphere Gallery, New York ve the Joel Soroka Gallery, Aspen Co”dur.




Robert Bianchi


About Robert BIANCHI



“Robert Bianchi’s images are both meditative and poignant”. Along with printing his portfolio, Zoom magazine recently wrote, “He identifies with those explorers whose hope springs eternal of discovering something new about the uncharted territory within”¦he sees a place where extremes reach back around and touch hands”. Bianchi’s work has been published in esteemed journals such as 21St The Journal of Contemporary Photography , Photographie Magazine, View Camera, Art News, and The New York Times.



Bianchi has been a visiting artist at the American Academy in Rome. His work is exhibited and collected by Museums around the world. The Museum of the City of New York purchased twenty-eight images of his West Side Highway series, and his work is also part of the collection of the Brooklyn Museum, the Chrysler Museum, The Museum of Fine arts in Houston and the Museum de l’Eysee, Lausanne Switzerland. Robert Bianchi was the first artist working in photography to be given a one-person exhibition at the Aldrich Museum of Contemporary Art, highly acclaimed in the New York Times.



Some of the other galleries and Museums in which Robert Bianchi exhibited and had one person shows are: the Fotografie Fourum Interntional, Frankfurt Germany,Valloadold Museum,Spain, The Ken Damy Museum Italy, The Isses Gallery, Kyoto Japan, Mocha, New York, The Alternative Museum, Ledel Gallery, The Museu de Arte Moderna do Rio de Janeiro, The Barbara Greene and Fotosphere Gallery in New York and the Joel Soroka Gallery, Aspen Co”.




www.robertbianchi.com






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Robert Bianchi : Hayat AğacıRobert Bianchi : Hayat AğacıRobert Bianchi : Hayat AğacıRobert Bianchi : Hayat AğacıRobert Bianchi : Hayat AğacıRobert Bianchi : Hayat AğacıRobert Bianchi : Hayat AğacıRobert Bianchi : Hayat AğacıRobert Bianchi : Hayat AğacıRobert Bianchi : Hayat AğacıRobert Bianchi : Hayat AğacıRobert Bianchi : Hayat AğacıRobert Bianchi : Hayat AğacıRobert Bianchi : Hayat AğacıRobert Bianchi : Hayat AğacıRobert Bianchi : Hayat AğacıRobert Bianchi : Hayat AğacıRobert Bianchi : Hayat AğacıRobert Bianchi : Hayat AğacıRobert Bianchi : Hayat AğacıRobert Bianchi : Hayat AğacıRobert Bianchi : Hayat AğacıRobert Bianchi : Hayat AğacıRobert Bianchi : Hayat Ağacı

Joan Fontcuberta : Anımsanmayan Manzaralar



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



ANIMSANMAYAN MANZARALAR


LANDSCAPES WITHOUT MEMORY


Joan Fontcuberta




Joan Fontcuberta kartografik verilerin dışında inandırıcı foto-gerçekçi yerler inşa edebilmek için bir bilgisayar yazılımını (özel olarak askeri ve bilim amaçlı tasarlanmış bir görüntü-çevirici) yanına aldı. Bununla birlikte sanatçı, bilgisayarı aldatır ve ona XIX. ve XX. Yüzyıllara ait tarihsel manzara fotoğraflarından reprodüksiyonlar ve başyapıtlar hariç standart haritalar yüklemez. Böylece yazılım klasik sanatçılar tarafından yapılan resimleri gerçek haritalar gibi “okumaya” zorlanır. Sonuçlar yanılsama, doğa, kültür ve teknoloji arasındaki metaforik diyaloğu ima eden vahşi, barok sanal dünyayı yeniden yaratırken fotoğrafik belgenin durumuna meydan okur.



Takvim ve “posta-kartları”nın kötü taklitleri olan görüntüleri el çabukluğu ile oluştururken, Fontcuberta’ nın manzaraları gerçekliğin doğrudan deneyimlerine uzun süreli bağlı kalmayan ama asıl görüntülerin yorumuna dayanan doğa suretlerini betimler.



Kitabın giriş yazısında Geoffrey Batchen “Fontcuberta’ nın ellerinde fotoğraf felsefi bir eyleme dönüşür, piktoryal olana değil. O bizden bakmak kadar düşünmemizi de ister. Ve bu durumda fotoğraf ve manzara üzerine düşünüyor olmayı umarız, belki de hatta fotoğrafın yeni manzarası üzerine.



Sanatçı Açıklaması: Askeri ve topografik amaçlarla tasarlandıklarında, bazı bilgisayar yazılımları var olmayan ama ikna edici gerçek görünümlü üç-boyutlu manzaralar oluşturabilmemizi ya da yorumlanmış kartografik veri temelinde gerçek manzara görüntülerini görebilmemizi sağlar. Bu projede Joan Fontcuberta bölgesel tanımlama yapacak şekilde sisteme her hangi bir görüntüyü çevirterek (böylece kartografik görüntü çözümlenir) bazı yazılımsal fonksiyonları alt üst eder. Bu programlar “sadece” manzara öğelerini (dağlar, vadiler, nehirler, bulutlar”¦) üretebildiği için tamamıyla her çeşit veri sınırlı bir ikonik repertuvarla sonuçlanan bir kombinasyona dönüşür. Böylece Fontcuberta, kimlik ve güvenlik konuları (pasaport, kredi kartı, kağıt para”¦) ile ilintili nesnelerin ve de sanat tarihi içinde yer alan popüler şaheserlere ait manzaraların grafik reprodüksiyonları için gerekli kaynak olarak kullanmaya yeltenir. Peki, çıktıları nasıldır? Vahşi, kaba, sanal bir fantazi dünyası, bu, şifrelenmiş manzaraları posta kartlarının ve turist broşürlerinin taklitlerine doğanın kendisinden daha fazla yaklaştırır. Belki de doğa kendi kültürel ve ideolojik değerlerimiz olarak sadece yapay ve sanal şekilde yeniden inşa edilmiş olarak vardır.




Çeviri (translated by): Hasan SÖNMEZ






Joan Fontcuberta has co-opted a piece of computer software –a scene-renderer originally conceived for military and scientific purposes– to build convincing photo-realistic places out of cartographic data. However, the artist tricks the computer and does not feed it with standard maps, but with reproductions of masterpieces from the history of landscape photography in XIX and XX centuries. Thus the software is forced to “read” pictures by classic artists as actual maps. The results challenge the status of the photographic document as they recreate a wild, baroque virtual world, which alludes to the metaphoric dialogue between illusion, nature, culture, and technology.



While conjuring ideas of kitschy scenes from calendars and “postcard” perfection, Fontcuberta’s landscapes illustrate that the representation of nature no longer depends on the direct experience of reality, but on the interpretation of previous images.



In the introduction to book “Landscapes without Memory” (Aperture, NY, 2005), Geoffrey Batchen writes, “In Fontcuberta’s hands, photography has become a philosophical activity, not a pictorial one. He asks us to think as much as to look. And in this case we are supposed to be thinking about photography and landscape, perhaps even about the new landscape of photography.



Statement: Originally designed for military or topographic use, some computer programs allow us to create non-existent but convincingly real three-dimensional landscapes, or to view actual landscapes on the basis of interpreting cartographic data. In this project Joan Fontcuberta subverts such software functions making the system translate any kind of images (thus cartographically uncoded) into territory depictions. Since those programs are “only” able to produce landscape elements (mountains, valleys, rivers, clouds and so on), absolutely any kind of input will be transformed into a combinatory result within that limited iconic repertory. Thus Fontcuberta proposes to use as source material the graphic reproductions of objects related to identity and security issues (a passport, a credit card, a money bill, etc) but also reproductions of landscapes which are popular masterpieces in the history of art. The output? A wild, baroque virtual fantasy world, this is, encrypted landscapes much closer from the kitsch of postcards and tourist brochures than from nature itself. Maybe because nature only exists as a reconstruction as artificial and illusory as our cultural and ideological values.





ADAMS




ATGET




BEATO




FRITH




GAGNON




HOKUSAI




JACKSON




MONET




MUNCH BIS




POLLOCK




ROUSSEAU




RUISDAEL




SEI BAH




TURNER




VAN GOGH








Joan FONTCUBERTA Hakkında



Joan Fontcuberta 24 Şubat 1955’ de yaşamını ve iş hayatını sürdürdüğü Barselona’ da dünyaya gelmiştir. Barselona Özgür Üniversitesi’ nde İletişim bölümünde çalışmıştır (1972-77) ve daha sonra reklam, muhabirlik alanlarında çalışmış ve Güzel Sanatlar’ da profesör olarak görev yapmıştır.



70’ li Yılların ortalarından bu yana yazarlıkta geniş ölçekli faaliyetler, eleştirmenlik, teorisyenlik, küratörlük ve eğitim işleri yapmakla birlikte bir görsel sanatçı ve fotoğrafçı olarak çalışmıştır.



Pompeu Fabra Üniversitesi’ nde (Barselona) görsel-işitsel iletişim alanında profesördür. Sanat Enstitüsü okulunda (Şikago, 1990-91) ziyaretçi ve sanatçı; Harvard Üniversitesi’ nde Görsel ve Çevresel çalışmalar (Cambridge, Ma, 2003-04); Vevey Sanat ve Tasarım okulunda (İsviçre, 2000-04); Newport Wales Üniversitesi Sanat Okulu’ nda, Medya ve Tasarım (Birleşik Krallık, 2005-06); ve Le Fresnoy. Uluslararası Çağdaş Sanatlar Stüdyosu (Turcoing, France, 2006-07).



Çalışmaları MoMA (NY) tarafından New York Metropolitan Sanat Müzesi, Şikago Sanat Enstitüsü, San Francisco MoMA, Houston Güzel Sanatlar Müzesi, LACMA (L.A.), Santa Barbara Sanat Müzesi, Yaratıcı Fotoğrafçılık Merkezi(Tucson), Uluslararası Fotoğraf Müzesi (George Eastman Evi, Rochester), Ulusal Sanat Galerisi(Ottawa), Folkwang Müzesi (Essen), Musée National d’Art Contemporain – Centre Georges Pompidou (Paris), MACBA (Barcelona), MNCARS (Madrid) ve diğer yerlerde toplanmıştır.



Sanat kariyerinin önemli bir geriye dönük sunumu anlaşılır bir katalog olan “Harikalar Kitabı – The Book Of Wonders” ile birlikte, 2008 Kasım’ ından 2009 Mart’ ına kadar Barselona Palau de la Virreina’ da yapılmıştır.



Son yıllarda: Puertas de Castilla, Murcia; Casa de la Moneda, Bogotá; La Chartreuse, Avignon; Palais des Beaux Arts, Lille; Reiss-Eingelhorn Museen, Mannheim; Djanogly Art Gallery, Nottingham; Galeria Angels Barcelona; Galeria Vanguardia, Bilbao; Albury Regional Gallery, New South Wales, Australia; Pinnacles Gallery, Riverway Arts Centre, Queensland, Australia; Musée-Château, Annecy; Musée Gassendi, Digne; Galerie Braunbehrens, Munich; Instituto Cervantes, Beijing; The University of New Mexico Art Museum, Albuquerque, NM, USA; Bellas Artes Gallery, Santa Fe, NM, USA; Musée d’Angers (France); Galerie VU, Quebec; Galeria Bielska BWA, Bielsko-Biala (Poland); Fundació Pilar i Joan Miró, Palma de Mallorca; Galeria Visor, Valencia; Galeria Xavier Fiol, Palma de Mallorca; Studio Marangoni, Florence; Australian Center of Photography, Sydney; Aperture Foundation, New York; Artcore / Fabrice Marcolini, Toronto gibi yerlerde çalışmaları yer almıştır.



Onun çalışmasına adanmış monografik kitaplar arasından bir çoğu uluslararası ödüle layık görülmüştür: Herbarium (1985), Fauna (1988) ve Sputnik (1997). En son yayımlanmış eserleri, “Anımsanamayan Manzaralar – Landscapes without Memory”(2005), “Googlegrams”(2005) ve “Datascapes” (2006) fotoğraf ve sayısal görüntüleme kesişmelerini araştırır. Tarihsel manzara, estetik ve fotoğraf pedagojisi üzerine 20’ den fazla kitap yaratmıştır – bunlardan bazıları İngilizce’ ye, Fransızca’ya, İtalyanca’ ya ve Portekizce’ ye çevrilmiştir – İspanyol Halk Televizyonu onun çalışması olan “F for Fontcuberta, (4 Kasım 2005’ de prömier yayını yapıldı)” üzerine bir belgesel ve kurgusal bir film olan “Yanlış doğru – False Truth (19 Ağustos 2007’ de prömieri yapıldı)” yapmıştır. 2009’ da ilk filmi “Laika” yı yönetmiş, Ulusal Halk kanalı TVE tarafından yetkilendirilmiştir.



www.fontcuberta.com





Joan Fontcuberta


About Joan FONTCUBERTA



Joan Fontcuberta was born in February 24, 1955, in Barcelona, where he lives and works. He studied Communications at the Autonomous University of Barcelona (1972-77) and later worked in advertising, in journalism and as a university professor in Fine Arts.



Since the mid 70’s Joan Fontcuberta has been dealing as a visual artist and a photographer, together with a wide range of activity in writing, criticism, theory, curatorship and education.



He is professor in Audiovisual Communication Studies at the Pompeu Fabra University (Barcelona). He has been visiting professor & artist at The School of the Art Institute (Chicago, 1990-91); the Visual & Environmental Studies at Harvard University (Cambridge, Ma, 2003-04); the School of Art and Design in Vevey (Switzerland, 2000-04), at the School of Art, Media & Design, University of Wales, Newport (United Kingdom, 2005-06); and Le Fresnoy. Studio International des Arts Contemporains (Turcoing, France, 2006-07).



His artwork has been collected by the MoMA (NY), Metropolitan Museum of Art (NY), Art Institute (Chicago); San Francisco MoMA, Museum of Fine Arts (Houston), LACMA (L.A.), Santa Barbara Museum of Art, Center for Creative Photography (Tucson), International Museum of Photography at the George Eastman House (Rochester), National Gallery of Art (Ottawa), Folkwang Museum (Essen), Musée National d’Art Contemporain – Centre Georges Pompidou (Paris), MACBA (Barcelona), MNCARS (Madrid) and others.



A major retrospective of his artistic career was presented in the Barcelona Palau de la Virreina from November 2008 through March 2009, together with the publication of a comprehensive catalogue, “The Book of Wonders”.



In the last years other one man shows include: Puertas de Castilla, Murcia; Casa de la Moneda, Bogotá; La Chartreuse, Avignon; Palais des Beaux Arts, Lille; Reiss-Eingelhorn Museen, Mannheim; Djanogly Art Gallery, Nottingham; Galeria Angels Barcelona; Galeria Vanguardia, Bilbao; Albury Regional Gallery, New South Wales, Australia; Pinnacles Gallery, Riverway Arts Centre, Queensland, Australia; Musée-Château, Annecy; Musée Gassendi, Digne; Galerie Braunbehrens, Munich; Instituto Cervantes, Beijing; The University of New Mexico Art Museum, Albuquerque, NM, USA; Bellas Artes Gallery, Santa Fe, NM, USA; Musée d’Angers (France); Galerie VU, Quebec; Galeria Bielska BWA, Bielsko-Biala (Poland); Fundació Pilar i Joan Miró, Palma de Mallorca; Galeria Visor, Valencia; Galeria Xavier Fiol, Palma de Mallorca; Studio Marangoni, Florence; Australian Center of Photography, Sydney; Aperture Foundation, New York; Artcore / Fabrice Marcolini, Toronto.



Among the monographic books devoted to his work several have been internationally awarded: Herbarium (1985), Fauna (1988) and Sputnik (1997). His latest publications, “Landscapes without Memory”(2005), “Googlegrams”(2005) and “Datascapes” (2006) explore intersections of photography and digital imaging. He has authored or edited more than 20 books on aspects of the history, aesthetics and pedagogy of photography –some of them translated into English, French, Italian and Portuguese.



The Spanish public TV has produced a documentary on his work, “F for Fontcuberta” (première broadcasted on Nov 4th 2005) and a fiction film, “False truth” (première broadcasted on August 19th 2007). In 2009 he has directed his first film, “Laika”, commissioned by national public channel TVE.



www.fontcuberta.com






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Joan Fontcuberta : Anımsanmayan ManzaralarJoan Fontcuberta : Anımsanmayan ManzaralarJoan Fontcuberta : Anımsanmayan ManzaralarJoan Fontcuberta : Anımsanmayan ManzaralarJoan Fontcuberta : Anımsanmayan ManzaralarJoan Fontcuberta : Anımsanmayan ManzaralarJoan Fontcuberta : Anımsanmayan ManzaralarJoan Fontcuberta : Anımsanmayan ManzaralarJoan Fontcuberta : Anımsanmayan ManzaralarJoan Fontcuberta : Anımsanmayan ManzaralarJoan Fontcuberta : Anımsanmayan ManzaralarJoan Fontcuberta : Anımsanmayan ManzaralarJoan Fontcuberta : Anımsanmayan ManzaralarJoan Fontcuberta : Anımsanmayan ManzaralarJoan Fontcuberta : Anımsanmayan ManzaralarJoan Fontcuberta : Anımsanmayan Manzaralar

Jasper de Beijer : Hatıralar



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓




“Hatıralar”, sanatçıların Spaarnestad Foto arşivine mukabil yeni çalışmalarını yaratmak için davet edildikleri “Görüş Noktası” serilerindeki üçüncü sergidir.




Hatıralar bilgisayarda oluşturulan 3 boyutlu bir kolajdır. Sanatçı; bir müze, bir tiyatro ve bir fotoğraf arşivi arasında sanal bir çevre oluşturmak için video oyunları tekniğini kullanmıştır. Ziyaretçi fiziksel bir alandaymışçasına rahatlıkla dolaşabilir.




Beijer, arşivsel unsurlarla yeniden sömürge tarihi inşa ediyor ve onu yeni bir çevrede hayata geçiriyor. Bir arkeolog olan Beijer, Spaarnestah Fotoğraf arşivlerinin malzemeleriyle daha derinlere iniyor ve kolektif hafızamızın pek çok katmanını ortaya çıkarıyor. Bir koleksiyoncu olarak, çağrışımsal olarak kategorize edilmiş gölge bir arşiv yaratmıştır. Bir sinema yönetmeni olarak, gerçek versiyonu manipüle ettikten sonra ziyaretçilere sunumu ile yol gösteriyor. Beijer, ziyaretçinin yer hakkında bir duygusu olmaksızın gezinebileceği net ve etrafı çevrili bir mekan gösteriyor.




Çeviri (translated by) : Berna AKCAN




The Recollector is the third exhibition in the series ‘Het Oogpunt’ where an artist is invited to create new works in response to the archive Spaarnestad Photo.




The Recollector is a 3D collage, created in the computer. The artist has used video game technology to create a virtual environment which is somewhere between a museum, a theatre and a photo archive. The visitor can freely walk around like in a physical space.




The Beijer reconstructs colonial history with elements of the archives and brings it to life in a new environment. As an archaeologist, de Beijer digs deeper into material from the archives of Spaarnestad Photo and exposes several layers of our collective memory. As a collector, he creates a shadow archive which is categorised associatively. As a movie director he leads visitors through the show, after manipulating his version of reality. The Beijer shows a clear, enclosed space where the visitor wanders around without a sense on the space itself.





















Jasper de Beijer
1973 yılında Amsterdam Hollanda’da dünyaya geldi. 1992’den 1996’ya kadar 2 sanat okulu bitirdi ve Amsterdam Sanat Okulu’na girip 1996’da mezun oldu. Amsterdam Sanat Okulu’nda Özerk Tasarım sınavını takip etti ve 97’de ordan mezun oldu.



Akademi günlerinde fanatik bir taslak sanatçısıydı, ölçekli modelleri kullanıp çizimler ve resimler için çalışma malzemesi olacak dekorlar kuruyordu.



İlk resmi fotoğraf serisi ‘Buitenpost’ manipule fotoğrafçılığa bir başlangıç noktası olarak modeller almak ve dekorlar kurmak için temiz bir adımdı. De Beijer o zamandan beri, hepsi stüdyosunda sıfırdan inşa edilen yedi proje gerçekleştirdi.



DeBeijer pek çok kişisel ve grup sergilerinin yanı sıra Bank of America ve Rabobank koleksiyonları gibi büyük koleksiyonların bir parçası olmuştur.



The Photo Museum The Hague, the Museum of Contemporary Art Denver, Sittard (Hollanda)’daki Museum Het Domein , Gallery Nouvelles Images – (The Hague), Gallery TZR- (Duesseldorf, Almanya), Hamish Morisson Gallery (Berlin), Studio d’Arte Cannaviello (Milano) hepsinde Jasper de Beijer’in çalışmaları yer almıştır ve çalışmalarını galeri olarak temsil etmektedirler.



De Beijer birkaç yıldır, çalışmalarının The Pulse New York, The Scope Miami, The Photo LA gibi yerlerde sunulduğu uluslararası sanat pazarlarında da temsil edilmektedir. Daha fazla bilgiye “Solo Exhibitions” ve “Group Exhibitions” bölümlerinden ulaşabilirsiniz.




Jasper de Beijer was born in Amsterdam, The Netherlands in 1973. He completed 2 art schools; from 1992 until 1996 he attended the program at the Amsterdamse Hogeschool voor de Kunsten, where he graduated in ’96.



Then he followed the exam year at the Hogeschool voor de Kunsten Utrecht, department Autonomous Design, where he graduated in ’97.



In the academy days De Beijer was a fanatic sketch artist, where he used scale models and staged sets as study material for drawings and paintings.



His first official complete photo series, ‘Buitenpost’, is a clear step to take the models and staged sets as a starting point for manipulated photography. Since then De Beijer has done a number of seven projects, all of them built from the ground up in his studio.



De Beijer has had a number of solo and group exhibitions, and is part of a large number of collections, like the Bank of America and the Rabobank collection.



The Photo Museum The Hague, the Museum of Contemporary Art Denver, Museum Het Domein in Sittard (The Netherlands), Gallery Nouvelles Images – (The Hague), Gallery TZR- (Duesseldorf, Germany), Hamish Morisson Gallery (Berlin), Studio d’Arte Cannaviello (Milano) have all shown works by Jasper de Beijer or represent his work as a gallery.



For a few years now De Beijer is also represented in the international art market, where his work is shown in places like the Pulse New York, the Scope Miami, the Photo LA and other places. More info can be found in the ‘Solo Exhibitions’ and ‘Selected Group Exhibitions’ sections.



http://www.debeijer.com






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Jasper de Beijer : HatıralarJasper de Beijer : HatıralarJasper de Beijer : HatıralarJasper de Beijer : HatıralarJasper de Beijer : HatıralarJasper de Beijer : HatıralarJasper de Beijer : HatıralarJasper de Beijer : HatıralarJasper de Beijer : HatıralarJasper de Beijer : HatıralarJasper de Beijer : HatıralarJasper de Beijer : HatıralarJasper de Beijer : HatıralarJasper de Beijer : HatıralarJasper de Beijer : HatıralarJasper de Beijer : HatıralarJasper de Beijer : HatıralarJasper de Beijer : HatıralarJasper de Beijer : Hatıralar

123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri




123 GRUBU ile Söyleşi, LARA Albümü ve İKSV Salon Konseri





123 grubunu anlatmak biraz zor aslında, tarzları, yaratıcılıkları, farklı ve yenilikçi anlayışları ve hepsinden önemlisi ruha işleyen müzikleri ile”¦ Dinlemek lazım, aynı frekansa girmek için. Grup ile biz de farklı bir söyleşi gerçekleştirelim istedik ve grubun öyküsünde önemli taşları oluşturan kısımların görsellerini çıkartarak bir görsel söyleşi hazırladık. Önce bu söyleşiyi, grubun davul ve vokalinde de yer alan Berke Can Özcan’ın cevapları ile size sunuyoruz. “LARA” isimli son albümlerinin çıkışı ile aynı gün yapılan İKSV Salon konserlerinden fotoğraflar ve gruptan klipler ile sayfamızı keyifle okuyup, görüp, dinleyeceksiniz.



Fotoritim






Lara Albüm teaser

Feryin Kaya / gitar, bas


Dilara Sakpınar / Vokal, Lido, Glockenspiel


Burak Irmak / Rhodes, Org


Berke Can Özcan / Davul, Vokal





10 Görsel – 10 Konu

Grubun kuruluş öyküsü



Berke: 123, önce üç kişi olarak (Burak, Feryin ve ben) 2004 yılında kuruldu. İlk dönemlerinde şu anda olduğundan çok başka bir müzik yapıyordu. Elektronik ritimler yoğunluktaydı, 123 metronomda ardı arkası kesilmeyen temalar ve doğaçlamalar söz konusuydu. Bu ilk dönemdeki parçalarımızı ikinci sırada çıkarttığımız “Stereo Love” albümünde duyabilirsiniz. Vokalistimiz Dilara gruba 2009′un sonunda katıldığında biz üç kişilik halimizle ilk albümümüz “Aksel”i kaydetmiştik ve tam da daha fazla vokalli müziğe doğru yönelmek üzereydik…



Aisha Records’un kuruluşu ve çalışma şekli, amacı, hedefleri



Berke: Aisha Records öncelikle 123′ün albümlerini basmak için grubun kendisi tarafından kuruldu. 123′ün kitaplı albümlerini basmaya bildiğimiz mevcut plak şirketlerinin yanaşacağına inancımız yoktu. Kendi albümlerimizin sahibi olmak arzusundaydık, dilediğimiz gibi yaratmak, istediğimiz her detayı içeren bir tasarım ve ses anlayışı peşindeydik. Şimdi 123′ün 4. albümünü basıyor Aisha Records, bağımsızlığını iyice kanıtladı. Ayşe Gencer isimli caz sanatçısının albümünü çıkardık, şimdi sırada başkaları da var. Her tür müzik olacak. En sert post rock’tan klasiğe kadar. Amaç iyi müziğin arkasında olmak.






123 ve İzmir Senfoni Orkestrası “Again”


Senfoni orkestraları ile verilen konserler



Berke: 123′ün senfonik bir ses çıkartması başından beri hep aklımızdaydı, bir anlamda hayalimizdi bir senfoni orkestrasıyla konser vermek. Çok değer verdiğimiz biri, maestro Ender Sakpınar bu yolda önümüzü açtı, bize sonsuz destek gönderdi ve onun sayesinde önce Eskişehir, bir sene sonrasında da İzmir Senfoni orkestralarıyla olmak üzere iki özel konser verdik. Bu konserlerde tamamen grubun müziği çalındı. İlkini Çağlayan Yıldız, ikincisini ise Selen Gülün büyük orkestra için aranje edip hayalimizin gerçek olmasına büyük katkıda bulundular. Senfonik konserlerimiz ilerleyen tarihlerde devam edecek, bambaşka eserlerle, yine bizim şarkılarımız fakat yeni orkestrasyonlar yine…



Elle ayakkabı reklam çekimleri



Berke: Grupça ilk kez modellik deneyimimizdi bu. Elle, yeni reklam kampanyasında farklı bir yaklaşım peşindeydi, bizim müziğimizi de yakından takip etmekteymişler bir süredir. Tanıştık, yollarımız ve fikirlerimiz kesişti, neden olmasın dedik, bir koldan onlarla bir yola koyulduk. Geçtiğimiz seneki Avrupa turnemizde bize destek oldular, onlarla yeni albümümüz LARA’ya dair özel bir klip çekimi de gerçekleştirdik. Elle’nin bizim adımıza tasarladığı serinin devamı da gelecek. Sadece ayakkabı değil başka ürünler de olacak yakında”¦





123 “Laughter”

Laughter klip çekimi, klip çalışmalarında grubun bakış açısı, nasıl hayata geçirildiği.



Berke: Laughter “Arve” albümünün ikinci klip çalışmasıydı. Yönetmen Onur Yayla’nın fikriydi hikaye. Dördümüzün ayrı ayrı geçmişte dilediği şeyleri kendi adımıza gönderdiğimiz birer mektup sayfasına hapsettiğimizi düşünün, seneler sonra bu mektuplarla yüzleşiyoruz bir anlamda her birimiz ayrı ayrı. Nereden nereye gelmişliğimizle yüzleşiyoruz yani. Başka başka insanlarız, hayatta her an öyleyiz. Ama sadece birbirimize değil kendi geçmişimize de yabancıyız kimi zaman. Bunları kim düşünmez? J



Fotoğraf: Aylin Güngör

Akbank Caz Festivali, konser performansı hakkında düşünceleri, grubun müzik tarzının ortaya çıkışı.



Berke: Geçtiğimiz yıl Akbank Caz Festivali kapsamında iki ayrı üniversitede iki unutulmaz konser verdik. Biri Kültür Üniversitesi diğeri de Sabancı Üniversitesiydi. Senfonik konserlerimiz haricinde gece klüplerinde çalmaya alışık bir grubuz, her daim auditorium gibi ortamlarda, salonlarda çalmıyoruz. Caz Festivali’ne de uygun olmasını düşünerek sakin bir set hazırlamıştık bu konserler için. Fakat her iki konser de büyük bir coşkuyla bitti. Özellikle Sabancı Üniversitesi’nde oturan seyircilerin neredeyse yarısı sonunda sahnenin üzerinde bizimle beraber dans ediyorlardı. Üniversitelerde çalmak gibisi yok.



Albüm tasarımları.



Berke: Bu konuda hassasız. Müziğimizde olduğu gibi. İlk albümümüz ‘Aksel’ 230 sayfalık bir illüstrasyon kitabının içinde geliyor. Aksel karakterinin güneyden kuzeye bir baykuş eşliğinde yaptığı yolculuğu sanatçı Huban Korman resimledi. “Stereo Love” EP’nin üzerindeki “aşk sabun köpüğü gibidir” konsepti tasarımcı arkadaşımız Deniz Kurşunlu’ya ait, kendisi şimdi yayınlamak üzere olduğumuz LARA’nın da tasarımıyla uğraşıyor. Bir diğer karakter ve dolayısıyla bir diğer albüm olan “Arve”nin dünyasını da Irmak Altıner tarafından çekilmiş fotoğraflar ve benim yazdığım daktilo yazılarıyla anlatmak istedik. Arve’nin ormandaki yalnız ve karanlık dünyasının belgeleriydi bunlar. Aksel, Arve, Anja üçlemesi bu sefer Anja’nın günlüğünden sayfalarla devam edecek. Plak şirketimiz Aisha Records’un 123′ten ayrı olarak yayınladığı ilk sanatçı Ayşe Gencer’in kapak tasarımı da yine Deniz Kurşunlu’ya ait.



Fotoğraf üzerine düşünceler.



Berke: ilk albümümüzün karakteri Aksel’in bir tür polaroid bağımlılığı var. Bu yüzden bundan tam iki yıl önce (14 Ocak’ta yıldönümüdür) Aksel her gün bir polaroid koyduğu bir blog açmaya karar verdi. Her 100 günde bir de yukarıda gördüğünüz gibi 100 günün özeti bir poster yapıyor. Aksel’in polaroid’lerini günlük olarak http://akselspolaroids.blogspot.com adresinden takip edebilirsiniz. Posterlerin çok limitli sayıdaki kopyalarını da http://www.mikropgramofon.com adresinden kapınıza kadar getirtmeniz mümkün.




İlk albüm hakkında



Berke: Aksel ilk çocuğumuz gibi. Hem kendisi bir çocuk olduğu için, hem de uzun yıllardır beraber müzik yapan bir grup insanın kaydettiği ilk albüm olması açısından. Şimdi geri dönüp dinlediğimizde halen sadeliğine şaşırdığımız albüm. Kendimizle baş başa kalmak için Karadeniz kıyısında bir dağ evine iki hafta kapanışımızı hatırlatıyor bana. Tüm yolculuğun başını tarif edebilmesi açısından başarılı bulduğumuz, geri dönüp ayrı ayrı yalnız başımıza hepimizin dinlediğinden emin olduğum ama birbirimize bunu hiç söylemediğimiz albüm.





123 “so much to say”

En son yayınlanan müzik videosu “so much to say” ve yeni albüm hakkında”¦



Berke: Yeni albüm LARA grubun tam şimdi yaptığı müziği içeriyor olması açısından bizim için çok önemli. Değişmek ilerleyişimizin bir parçası ve işte şimdi değişiyoruz. Hep bunu yapabilmek istiyoruz. Bu hayatın kaçınılmaz bir parçası. “so much to say” klibini Elle sponsorluğunda gerçekleştirdik. Fikri onlarla beraber oluşturduk. Anlatacak çok şeyimiz var, fakat duymak isteyenlere. Klibin konusu da böyle bir şey. Dördümüz ayrı ayrıyken sanki kimse bizi duymuyor, ya da dinlemiyor tam olarak. Ta ki evimize gelip ne çaldığımızı tam olarak duydukları ana kadar. Yeni albüm LARA Bodrum’da bir taş evde kaydedildi. Huzurun ortasında. Sonra Avrupa turnesinin sonunda Norveç’te çok sevdiğimiz bir ses mühendisi tarafından (Kai Andersen) mikslendi ve mastering için Stockholm’e gitti. Albümde İlhan Erşahin, Arto Tunçboyacıyan, Hakan Kurşun gibi konuklar da var…



Söyleşi: Levent YILDIZ




Lara albüm kapağı


Grubun resmi internet sitesi
http://www.123theband.com/



İKSV Salon Konserinden


20 Ocak 2012


Fotoğraflar: Aydan ÇINAR ve Şebnem AYKOL













































Destek ve yardımlarından ötürü İKSV Salon’a teşekkürlerimizi sunarız.
FOTORİTİM


www.saloniksv.com





Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri123 Grubu ile Söyleşi, Lara Albümü ve İKSV Salon Konseri

Arla Patch : Vücuttaki Sanat



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



VÜCUTTAKİ SANAT


ART ON BODY


Arla Patch




“b.1950 B”




Hayatımdaki olaylar sanatsal çalışmalarım için bana ilham vermişlerdir. Sanatla uğraşmak benim için kendimi iyileştirme kaynağıdır. Bir sanatçı ve bir öğretmen olarak, yaratıcılığın bu boyutlarına keşfetmeye çalışıyorum. Kendim ve diğerleri için sanatla iyileştirmeye yardımcı olmak ayrıca benim ruhsal yolum. Bir travma hikayesi uyanma, akıtma, yeniden çerçeveleme, teyit etme ve kutlamak için bir fırsat yarattı.



2000 yılından beri kendi geliştirdiğim bir teknikle çalışıyorum; “the Nature Fusion Processâ„¢ (Doğa Füzyon Süreci)” Bir sabah uyandığımda, eğrelti otlarından yapılmış bir kadın gördüm. Bu görüntüyü yaratmak için, bir eğrelti otu sunumunu bedenime yansıttım ve karanlıkta yansıtılan bu görüntüden yeni bir fotoğraf çektim. Bunlardan 19 tane çektim ve onları “A Body Story” de yayınladım. “Sky” ve “Grasses” bu beden çalışmalarımdandır.





“b.1950 L”




Hapishanedeki kadınlarla ve risk grubu ergen kızlarla paylaştığım bu süreç, bir iyileşme yöntemi sağlıyor. Ikinci kitabım “Finding Ground: Girls and Women in Recovery” bu iki grupla olan çalışmamda the Nature Fusion Processâ„¢’den yararlanıyor. “Raquel,” “Lauren,” ve “Opal” adlı çalışmalarım bu portfolyodandır.



“Maple Symmetry” çiftlerle “the Nature Fusion Processâ„¢” kullanarak yaptığım beden çalışmasını temsil ediyor. “Leaf Crown”, bir taşıyıcı olarak yansıtılması planlanarak, ilk olarak doğadaki maddelerden oluşturuldu ve sonra slayt yapılarak yaratıldı.



2010 yılında, 60’larıma geldiğimde, tüm iyileşme süreçlerim boyunca benimle birlikte olan ve bedenimi kutlamak istedim. O portfolyodan olan “Altmışıncı Yıl #6” layık olduğu bir ödül kazandı. Bu önemli çünkü “b.1950” portfolyom, 40’lı yaşlarımda yaptığım iki suluboya çalışmamı kullandığım iki fotoğraf içeriyor. Genç zamanlarımın sanat çalışmalarını kullanmak iyileştirici – bu altmış yaş için bir balsam.



-Arla Patch




Çeviren (translated by) : Hülya Yeltepe ERCAN






“Grasses”




Events in my life have been the inspiration for my artwork. Making art has been a source of healing for me. As both an art-maker and a teaching-artist, I seek to explore this dimension of creativity. Facilitating healing with art for myself and others, is also my spiritual path. A trauma history created the opportunity for awakening, shedding, reframing, affirming and celebration.



Since 2000 I have been working with a technique I developed, the Nature Fusion Processâ„¢. Upon waking one morning, I saw a woman made out of ferns. To create this vision, I took a slide of ferns, projected that onto my body and then took a new photograph of that projected image in the dark. I shot 19 of these and published them in A Body Story. “Sky” and “Grasses” are from this body of work.



This process provides a method for healing which I have shared with women in prison and at-risk teen girls. My second book Finding Ground: Girls and Women in Recovery utilizes the Nature Fusion Processâ„¢ with these two populations. “Raquel,” “Lauren,” and “Opal” are from this portfolio.




“Lauren”




“Maple Symmetry” represents a body of work I did using the Nature Fusion Processâ„¢ with couples. “Leaf Crown” was created by first composing the items from nature and making the slide, with the plan to project them as a portrait.



In 2010, when I was turning 60, I wanted to celebrate this body of mine that has gone through so much and stood by me through all my stages of healing. “Sixtieth Year #6” won a merit award and is from that portfolio. It is significant, along with the two images from my portfolio “b.1950” because it utilizes watercolor paintings I did in my 40’s. It was healing to use art work from an earlier me – a balm for this sixth decade.



-Arla Patch





“Leaf Crown”




Amerikan toplumu, 17’inci yüzyılda temel ve katı kuralcı ideolojileri yüzünden Avrupa’dan kovulan dindar gruplardan meydana gelmiştir. Çağdaş Amerikalılar, bu katı duruşu çağrıştıran genetik bir kod taşıyor gibi görünüyorlar. Amerika’da çıplaklık, fotoğrafçılıkta kadın çıplaklığı tecrübemizi renklendiren şehvet (günahkar) arzusunu uyandırmaya devam ediyor.



Sanat dünyasında genel olarak, nadir istisnalar dışında erkek vizyonu hakimiyetiyle çıplak kadının erotik, mitolojik ya da idealize versiyonları sunulur. Fotoğrafçı ne kadar saygılı olursa olsun, fotoğraf kadın şehvetinin erkek yorumundan başka bir şeyi nadiren çağrıştırır. Stieglitz’ın O’Keeffe nü’sü, Weston’ın Charis nü’sü, Helmut Newton’ın Amazon model nü’leri ve Jock Sturges’ın Balthus ergenlerinin hepsi kadın-erkek/kutsal-kutsal olmayan konularını işler.



Erkek egemen sanat dünyasının altında kalan, kadın nü’sünü keşfeden kadın fotoğrafçılar sıklıkla bu erkek dominant göz tarafından sıkıştırılırlar. Bu kısır döngüyü kırmaya çalışırken, Ruth Bernhard nü’lerini herhangi bir duygusal tepkiden yoksun dizayna dayalı figürler yaratmak için azalttı. Joyce Tennyson gibi diğerleri de, nü’yü alegorik bir sembole dönüştürerek yaşlanma sürecini romantize etme çabasıyla tiyatral bir yaklaşım benimsediler.



Nü’ler, nadiren özneyle ilgilidir, genel olarak daima fotoğrafçıyla ilgilidir. Arla Patch, bu kuralın dışında bir istisnadır: kendisi hem fotoğrafçı ve hem nü. Patch, şiddet dolu bir evde büyümüş ve 11 yaşında, zor şartlarda yaşamaya dayanabilmesine sebep olan, geçmişe bakıldığında onun bağlanma ve aydınlanma yolunu başlatmış dönüşümsel bir tecrübe yaşamış.




“Maple Symmetry”




İyileşme onun çalışmalarının önemli bir amacıdır. Kendi travmasının hemen farkına varmasıyla, doğayı ve sanatı yaşananları sanat yoluyla ifade edebileceği mistik yollar olarak görmüştür. Onun yaratıcı dürtüsü, güneşi izleyen bitkiler gibi ışığa doğru hareket eder gibi görünür. Doğa, sanat, vücut, zihin ve ruh ayrılmaz bir şekilde ilişkilidir. “Vücut” der Patch, “iç ve dış bilgileri almak için gerekli bir antendir.”



Patch, nadir farkına vardığımız ve şükrettiğimiz bir zekaya sahip olduğunu keşfetmiştir ve bu onun fotoğraflarında görülür.



Ataerkil toplumlarda, kadınların vücut fotoğrafları sıklıkla medya tarafından deforme edilir. Ataerkil toplumlar, kadına bağırıp çağıran emasküle erkekler üretir. Kadınlar, kendilerini uyaran kurbanlar olur. Patch, çağdaş toplumda her ne kadar bağlantı kaybedilmiş olsa da bedenlerimizin doğanın bir parçası olduğunun farkına vardı.



Patch, göğüs kanseri kadınlar için atölye çalışmaları düzenliyor, onlara vücut parçalarının heykellerini yapmalarına yardım ediyor. Vücut ve doğal parçaların (yapraklar, çiçekler, oğul otları) kombinasyonlarının kalıplara uygulanmasından ilham alıyor, oğul otundan yapılma bir kadın görüntüsüne sahip. Patch, doğanın dönüşüm serisini yaptı: oğul otu, ateş, su v.b. sonra bunları kendi üzerine yansıttı. Ayrıntıları ile ilgili bilgilerin olduğu ilk kitabı “A Body Story” için karanlıktaki bu yansıtmaları fotoğrafladı.




“Opal”




Sorunlu ergenlerle ve içe kapanmış kadınlarla çalışmak, Patch doğanın görüntülerini onların bedenlerine yansıtmanın bir huşu ve şaşkınlık duygusu yarattığını ve bunun fotoğrafların onların kendilerini görmek istediklerine dönüşmesiyle sonuçlandığını buldu. Bu fotoğraflar, son kitabını oluşturuyor: “Finding Ground: Girls and Women in Recovery”. En son portfolyosu, suluboya resimlerini kendi üzerine yansıtmasının ve sonra da bu fotoğrafları pozitiften negatife dönüştürmesinin sonucudur.



Tıpkı, vücut üzerine bitkiler ve şifalı otların yayılması antik sanatı gibi, Patch bitkileri ışıkla infüzyona uğratıyor; sonuç olarak kendi bedeninin imgesini iyileştiriyor ve bunun büyüsünü ve gücünü kutluyor. Bu nimfa (peri kızı) gibi uhrevi bedenler Atina dışındaki Titania ve Oberon ormanlarında, ölümlü erkeklerin yargılarından ve katı kuralcı ideolojilerinden çok uzakta kolaylıkla görülebilir. Vücut fotoğrafları tıpkı orman perileri ve cinler gibi: büyüleyici, neşe dolu, haylaz ama kesinlikle nazik ve (mecazen olduğu kadar gerçekten) iyileştirici.



-Lorraine AnnDavis (Color Mag)





“Raquel”




American society originated from religious groups that were expelled from Europe in the 17th century for their fundamental and puritanical ideologies. Contemporary Americans seem to carry a genetic code that still echoes that puritanical stance. In America, nudity continues to evoke a prurient (aka sinful) desire that colors our experience of the female nude in photography.



The art world in general has been dominated by the male vision, which, with rare exceptions, has expressed erotic, mythological or idealized versions of the nude female. No matter how respectful the photographer is, the images rarely evoke anything other than a male interpretation of female sensuality. Stieglitz’s nudes of O’Keeffe, Weston’s nudes of Charis, Helmut Newton’s nudes of Amazonian models, and Jock Sturges’ Balthus-like adolescents all exploit the male-female/sacred vs. profane discourse.



Female photographers who have explored the female nude are often trapped by this male dominant eye, having been submerged in the male-dominant art world. In trying to break this cycle, Ruth Bernhard reduced her nudes to design-oriented figures that lack any emotive response. Others, such as Joyce Tennyson, tried a theatrical approach, making the nude into an allegorical symbol that attempts to romanticize the aging process.



Nudes in general are always about the photographer, rarely about the subject. Arla Patch seems to be an exception to the rule: She is the photographer and the nude. Patch grew up in a violent home, and at the age of 11 had a transformative experience in nature that served to sustain her in that difficult environment and, in retrospect, set her on the path to engagement and enlightenment.




“Sixtieth Year #6″




Healing is an important aspect of her work. Acutely aware of her own trauma, she sees nature and art as mystical paths that can be expressed through art. Her creative drive appears to move toward the light, much like a plant follows the sun. Nature, art, body, mind, heart and soul are inextricably connected. “The body,” says Patch, “is an antenna for information, both internal and external.”



Patch discovered that the body has an intelligence that we rarely acknowledge, and this has informed her image making.



In patriarchal societies, women often have distorted body images that are reinforced by mass media. Patriarchal societies also produce emasculated men who often lash out at women. Women become victims who turn it on themselves. But Patch realized that our bodies are very much a part of nature; a connection that has been lost in contemporary society.



Originally, Patch led workshops for women with breast cancer, helping them make body cast sculptures. Inspired by the combination of the body and natural items (leaves, ferns, flowers) applied to the casts, she had a vision of a woman made out of ferns. So Patch made a series of transparencies of nature: ferns, fire, water, etc., then projected them onto herself. She photographed these projections in the dark, which were detailed in her first book, A Body Story.




“Sky”



Working with troubled adolescents and incarcerated women, Patch found that projecting images of nature onto their bodies created a sense of awe and wonder, and the resulting photographs transformed how they viewed themselves. These photographs comprise her latest book Finding Ground: Girls and Women in Recovery. Her newest portfolio is the result of projecting her watercolor paintings onto herself and then reversing the images from positive to negative.



Like the ancient art of laying herbs and plants upon the body, Patch infuses the plants with light; ultimately healing her body’s self image and celebrating its magic and strength. These nymph-like ethereal bodies could easily appear in Titania and Oberon’s forest outside Athens, far from the judgments of mortal man and his puritanical ideologies. The body images are like wood nymphs and fairies: enchanting, playful, mischievous, but ultimately kind and (literally as well as figuratively), healing.­



-Lorraine AnnDavis (Color Mag)









Arla PATCH Hakkında



Arla Patch, BFA, Ed., MFA,kendi yaşamı çalışmalarının yaratılmasının odak noktası olan yaratıcı bir ebe, fotoğrafçı, yazar ve sanatçı. Erken dönemde yaşanan bir travma, dönüşümcü bir iyileşmenin tohumlarını saçtı. Sanatçı doğası onu, sanatı kendini iyileştimek ve iyileşen diğerlerine destek olmak için kullanmasına sebep oldu.




Patch, Philadelphia’da Tyler School of Art’ta, PA ve Rome’da, İtalya’da eğitim gördü ve mezuniyet çalışmasını, IN, Bloomington’da Indiana University’de yaptı. US’de ve yurtdışında sergilendi ve çeşitli özel koleksiyonlarda yer aldığı gibi University of New England’ın koleksiyonunda da yer aldı.



39 yıllık öğretmenlik ve atölye çalışmaları liderliği kariyeri ile ve son yirmi yıldır bir travmadan iyileşmeye odaklanan Arla, iyileşme için üç terapötik model geliştirdi: “İkinci bir Ten”. Gölgeyi Işığa Taşıma”, ve “Doğa Füzyon Süreciâ„¢”.



Patch, ayrıca cinsel istismar ve saldırıdan iyileşen kadınlara destek veren organiazsyonlar için olduğu kadar WA, the Centrum Arts Center in Port Townsend’da “the Omega Institute for Holistic Studies”de de eğitimler verdi. Bireylerle bire bir özel çalışan Patch, yukarıda sözü edilen iyileştirme modelleirni kullanır.



2009, 2010, 2011’de COLOR MAGAZINE’den üç ödüle layık görüldü ve son zamanlarda da B & W + COLOR MAGAZINE (Mart 2012) “SPOTLIGHT AWARD”la arkasındaki hikayeleri bilmeden, bir sanat olarak Doğa Füzyonu fotoğraflarının gücünü kabul etmiştir.



Arla Western Maine’de bir dağda “the Grace Retreat Center” yaşar, evi ve stüdyosu oradadır. Portland Friends Meeting (Society of Friends, Quakers)’in bir üyesidir.



Doğum tarihi: Mayıs 23, 1950



Kitaplarının alınabileceği internet sitesi:
www.arlapatch.com


Ve sanat çalışmaları:
http://fineartamerica.com/profiles/arla-patch.html


www.voxphotographs.com





Arla Patch


About Arla PATCH



Arla Patch, BFA, Ed., MFA, is a creativity midwife, photographer, writer and artist whose own life generated the focus of her life’s work. An early trauma history sowed the seeds of a transformative recovery. Her artistic nature led her to use art as a tool for healing herself and to support others in their healing.



Patch studied at Tyler School of Art in Philadelphia, PA and Rome, Italy, and did her graduate work at Indiana University, Bloomington, IN. She has exhibited widely in the US and abroad and is in the collection of the University of New England as well as private collections.



With a 39 year career in teaching and leading workshops, and a focus on recovery from trauma for the past twenty years, Arla has developed three primary therapeutic modalities for healing: “Second Skin,” “Bringing the Shadow to Light,” and the Nature Fusion Processâ„¢.



The Nature Fusion Processâ„¢ is the modality Arla has detailed in her two award-winning books: A Body Story and Finding Ground: Girls and Women in Recovery. Patch has shared her experience of using art as a tool for healing, and the processes she has developed, at universities in the US and Thailand, and at international high schools in Taiwan and Thailand.



Patch has also taught at the Omega Institute for Holistic Studies, the Centrum Arts Center in Port Townsend WA, as well as for organizations that support women recovering from assault and sexual abuse. She has a private practice of working one on one with individuals, sometimes in the form of solo retreats, where she uses the above-mentioned modalities.



Three merit awards from COLOR MAGAZINE in 2009, 2010, 2011, and currently a SPOTLIGHT AWARD from B & W + COLOR MAGAZINE (March 2012) have recognized the power of the Nature Fusion images as art without knowing the stories behind them.



Arla lives on a mountain in Western Maine at the Grace Retreat Center, her home and studio. She is a member of Portland Friends Meeting (Society of Friends, Quakers).



Birthday: May 23, 1950



Her books are available on her website:
www.arlapatch.com


and her art work is available on:
http://fineartamerica.com/profiles/arla-patch.html
www.voxphotographs.com








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Arla Patch : Vücuttaki SanatArla Patch : Vücuttaki SanatArla Patch : Vücuttaki SanatArla Patch : Vücuttaki SanatArla Patch : Vücuttaki SanatArla Patch : Vücuttaki SanatArla Patch : Vücuttaki SanatArla Patch : Vücuttaki SanatArla Patch : Vücuttaki SanatArla Patch : Vücuttaki SanatArla Patch : Vücuttaki Sanat