Kategori arşivi: OCAK 2011 SAYISI – JANUARY 2011 ISSUE

David Gibson : Gördüğümde Bilirim



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓




Sokak fotoğrafçılığı içgüdüsel bir dürtü, kaşıma isteği veren bir kaşıntı duygusu. Bu rutin olarak yaptığım bir şey. Kimi insanlar golf etabında dolaşır, kimi köpeğini dolaştırır. Ben kameramla dolaşırım. Çünkü etrafımdaki insanlara ve şeylere karşı bir merak beslerim ve bunların bir kısmını kaydetmekten hoşlanırım. Bu benim görsel günlüğümdür. Bununla birlikte bu işi sürdürmenin bir sorumluluk gereği olduğunu hissediyorum. Londra’ da yaşıyorum ve hemen hemen tüm sokak fotoğraflarım buraya aittir. Londra’ yı iyi bilirim, ayrıca büyük ve kalabalık olmasına rağmen görüntüleri çok kolay bir şekilde kalabalığın içinden ayıklayabiliyorum. Bununla birlikte Oxford Caddesi gibi bazı yerler bana çok karışık ve kalabalık gelir. Görüntülerimde karmaşıklık istemem. Çok sayıda insan daha büyük bir orkestrasyon ve şansa ihtiyaç duyar. Fotoğraf çekerken insanın, içgüdüsel olarak davrandığı yüksek bir ruh halinin meydana geldiği bir alan ya da kafa yapısının varlığına inanıyorum. Bu duyguyu hissetmek bir parça zordur. Cartier-Bresson bu duyguyu bir çeşit Zen vari trans haline geçiş olarak yorumlar. Herhangi biri böyle şeyler hakkında biraz iddialı olabilir, ancak ben bu duyguyu sanki başka bir yere açılan bir kapı gibi düşünüyorum. Ayrıca bu yüksek ruh durumu, bir görünmezlik örtüsü gibidir ve görünenin üzerinde aşırı bilinçli olmama bu sürecin bir parçasıdır. Tastamam açıklamaya çalışırsam, beklediğim şey aslında görüntünün kendisini avlamak gibi, çünkü görüntü çoğunlukla ele geçirilmesi zor olan bir şeydir. Belki de benim temalarım yıllar öncesine götürüyor ama benim yaklaşımım her zaman ‘Gördüğümde bilirim’ şeklindedir ve her zaman beni mutlu eden fotoğraflar çekerim. Bununla birlikte düşüncelerimi, umutlarımı, neyin mümkün olabileceği anlayışını ve şansın neler getireceğini içimde taşırım hep. Gerçekte sadece ‘fotoğraflarıma’ bakmaya devam ederim ve içlerinde mutlaka birbirini takip eden tema ve stillere rastlarım. Öyleki zarif olanı, grafik biçimlileri ve sıklıkla bir hikaye duygusunu yansıtan görüntüleri arar bulurum. Beni içine çeken, şaşırtan, zevk veren ve ‘burada neler oluyor?’ diye sordurtan fotoğrafları severim.



David GIBSON





David Gibson, 20 yıldan fazla bir süredir sokak fotoğrafları çekmektedir. In-public adında, sokak fotoğrafları çeken uluslararası bir kollektifin kurucu üyesidir. Çalışmaları geniş çapta sergilenmiş ve yayımlanmıştır. İngiltere’ nin bazı lider tasarım gruplarında görevler almış ve bir kaç resim kütüphanesine kendi fotoğraflarını vermiştir. David, Doğu Londra’ da ikamet etmektedir.




Yirmi yıldan uzun süredir sokak fotoğrafları çekiyorsunuz. Sizde bu konuya karşı merak uyandıran şey nedir? Bu işi yapmanın sizin için bir sorumluluk taşıdığını belirtmişsiniz. Bununla ne demek istediğinizi açıklar mısınız?



Doğrusu neden bir fotoğrafçı olduğumu açıklamak çok zor. Özellikle de sokak fotoğrafçısı. Her zaman amaçsızca dolaşan bir insan oldum ve çok daha gençken görünüşte özel bir nedeni olmadan yürürken bazı konularda fotoğraf çekmem amaçsız yürümelerimin amacı oldu. Bu benim yürüyüşlerimin bir kaydı ve ifade tarzımın aracı oldu.



Sokak fotoğrafçılığına karşı bir sorumluluk duyuyorum çünkü biraz çaba ve şansın yardımıyla orada keşfedilecek önemli görüntüler olduğuna inanıyorum. Bu görüntülerin orada olduğuna dair saf bir inancım var. Bu yüzden benim için bir sorumluluktur – çabalamak istiyorum – fakat aynı zamanda fotoğraf topluluğu adına da bir sorumluluktur ve bu sorumluluğumun büyük bir bölümü kurucu üyelerinden biri olduğum in-public ile meşguliyetimdir.




İçinde bir çok kalabalık sokağın yer aldığı pek çok Londra fotoğrafınızın olduğunu tahmin ediyorum. Bu sokaklarda nasıl sade ve düzgün görüntüler elde edebiliyorsunuz?



Çoğunlukla Oxford gibi Londra’ nın kalabalık olan caddelerinden sakınırım. Çünkü bir düzenleme yapabilmek için gereğinden çok fazla karmaşıktır. Karmaşık görüntülerden hoşlanmıyorum. Çok daha basit ve düzenli görüntüleri tercih ediyorum.




Bu görüntüleri çekmek için kendinizi nasıl hazırlıyorsunuz? Ne çekeceğinizi planlıyor musunuz yoksa her şey sizin için rastlantısal mı?



Özel bir hazırlık yapmıyorum”¦ O an sadece hazırımdır. Bu esinlenmekle ilgili bir şey ancak zaman zaman ilham farkında olmadan gelir. Amaçsız dolaşmak ve fotoğraf çekmek çok iyi olmasa bile bazen anlık şans ve sihri ortaya çıkarabilir. Bana göre sokak fotoğrafçılığı her zaman şansı aramaktır. Öyle ki benim hazırlığım bir anlamda umutlu olmaktır. Ayrıca Londra’ yı iyi bilirim ve bazen daha önce denediğim ve test ettiğim bölgelere geri dönerim fakat bu hala büyük ölçüde beklentisiz yürüyüşlerle ilgili bir durum”¦ ve tabi şans.




Çalışmalarınız çoğunlukla birbiriyle ilintili semboller içeriyor. Bana göre bir anlamda kavramsal nitelikli işler. Siz bu konuda ne söyleyebilirsiniz?



Bir dereceye kadar resmin yarısı olabilecek arka planı bulduğum bazı görüntüleri kesinlikle ‘hazırlarım’. Doğru insan ya da durumun beklediğim karenin içine girebileceği umuduyla seçtiğim basit arka planlarla çalışırım. ‘Son Birkaç Gün’ isimli çalışmam buna iyi bir örnek olabilir. Camında kalın harflerin olduğu dükkanı arka plan olarak belirledim ve bana göre doğru insanın gelip karenin içine girmesini haykıran bir arka plandı. O gün şanslıydım. O kişi tabi ki yaşlı bir adamdı. mükemmel bir atış olmuştu. İçinde kelimelerin olduğu fotoğrafları severim ve bu tip çalışmalarımı ‘Yaşamın Alt Yazıları’ isimli projede topladım.




Bu duruma farklı bir yaklaşım da bitişik durumlarla oynamak”¦ Sıklıkla fotoğraftaki insanlarla ilintili bir arka plan ya da bazı öğelerle çalışırım. Brighton iskelesi üzerindeki iki yaşlı kadın ve arkalarında pusuya yatmış, cam elyaftan yapılma dinozor öngörülen gerilimi yansıtmaktadır. Bu iki kadın güvende olmayabilir.



Siyah ve Beyaz renk seçimleriniz görüntülerinizdeki hikayeleri nasıl etkiliyor?



Arka planlarım geleneksel siyah-beyaz fotoğrafçılıkla sıkı sıkıya kenetlenmiştir ve ben uzun süre siyah-beyaza sadık kaldım. Yaklaşık 5 yıl önce fotoğrafçılığım huzursuz bir hale dönüştü ve yeni bir meydan okumaya ihtiyaç duydum. Bu belki de kaçınılmaz olarak renkli fotoğrafa geçiş yapmaktı. Hala siyah-beyaz duyarlığını taşıyorum ve bazı renkli fotoğraflarımın siyah-beyazdan çok daha iyi görünüyor olabileceğini kabul ediyorum




Fotoğrafın siyah-beyaz ya da renkli olması benim için çok da sorun değil. İkisi de sizi huzurlu hissettirecek kişisel bir fotografik stille çalışmak için fakat bir çok fotoğrafçının sadece monokrom ya da renkli görüntü alanlarından biriyle ses getirme eğilimi beni şaşırtır. Her iki alanda da hakikaten üstün olan fazla fotoğrafçı yok. Ayrıca bu bir meydan okumadır.




Londra’ da yaşıyorsunuz ancak diğer şehirlerde de fotoğraf çektiğiniz odlumu? Eğer olduysa bu şehirlerde ya da kültürlerde farklı deneyimler yaşadınız mı?



Son yirmi yılda çektiğim fotoğraflarımın büyük çoğunluğu Londra’ ya aittir. Çünkü burası yaşadığım yer. Londra genellikle bana yeterli geliyor ama tabi ki diğer şehirler taze bir güç veriyor. Edinburgh ve Brighton her zaman iyi bir avlanma alanıdır.



Geçen yıl Hindistan Kolkata’ da geçirdiğim zamana karşın çok ilgi çekici bir sorun keşfettim. Fotograf cennetine gireceğimi düşünmüştüm ama gerçekte bu bana çok zor geldi. Çünkü Kolkata’ da her şey görsel anlamda üst üste binmişti – sokaklarda her an çok fazla insan ve olay vardı- bir diğer etken de tamamen farklı bir yerde olmamla alakalıydı ve bir turist olarak bazı şeyleri görememek gibi bir zorluğum vardı. Her zaman alışık olduğum tarzla anlamlı sokak fotoğrafları çekebilmek için her şeyi soyup çıkarmayı ve not etmeyi denerim.




Yabancıların fotoğraflarını çekerken engellerin üstesinden nasıl gelebiliyorsunuz? Hiç tehlikeli bir durumla karşı karşıya geldiğiniz oldu mu?



Halka açık alanlarda fotoğraf çekmenin güçlükleri vardır. Çocukların fotoğrafını çekerken, ticari gizlilik içeren konular ve tabi ki ulusal güvenlik meseleleri gibi durumlarla ilgili engeller var. Londra’ da birkaç kez korumalar ve polisle ‘karşı karşıya geldim’ ama genellikle bu engellerden kaçmaya çalıştım ya da çabucak ilerledim. Sözün kısası tutuklanmadım.




Kullandığınız ekipmanlar nelerdir? Fotoğraflarınıza sonradan düzeltme yapıyor musunuz?



Son birkaç senedir eski bir sayısal CANON kamera kullanıyorum. İşlem aşamasında fotoğraflarıma epey ışık vermeye çalışırım. Kontrast ve renk düzenlemeleri yaparken sadece photoshop programını kullanırım.




Ne tür kitaplar okursunuz? Okuduğunuz kitapların zihninizde oluşturduğu görüntüleri fotoğraflarınıza uygular mısınız?



Fotografla ilgilenmediğim zaman makul sayıda kitaplar okurum. Okuduğum şeyleri fotoğraf çalışmalarımda uygularım ve ayrıca pek çok fotograf kitabım vardır. Fotoğrafa karşı değişmeyen bir arzu besliyorum. Hep ilhamın ve ne yaparımın derdinde oldum. Bende fikir uyandıracak hayallere ihtiyacım var ve fotoğrafçılıktaki beğenilerim oldukça geniştir. Sadece sokak fotoğrafçılığı değil, fotoğrafın her alanı ile ilgilenirim. Aynı zamanda sanat da bana çok ilham verir. Bir sanat eserine bakmak zihnimi ateşler ve bende bir şeyler yaratma isteği uyandırır.




Ülkenizde toplum sokak fotoğrafçılarına nasıl bakar? Fotoğraf çekmeye karar verdiğinizde izin almanız gerekir mi?



Kuşkusuz İngiltere’ deki fotoğraf organizasyonunun bir parçasıyım ve büyük ölçüde de tüm dünyaya erişebilen internetin. Sokakta fotoğraf çekebilmek için ‘izin’ istemiyorum. Fotoğraflarını çektiğim insanlarla çok nadir iletişim kurduğumdan benim için bir problem teşkil etmiyor. Fotoğraf çekerken sıklıkla yakalanmama ve bir çeşit görünmez olma durumuna girerim ki tabi bu olanaksız ama gerçekte içinde olduğum bir ruhsal durum, bir tavır alma halidir.




Size göre iyi bir ekipmana sahip olmak başarılı fotoğraflar çekmek için yeterli midir yoksa başka şeyler de gerekir mi?



‘İyi donanımlı olmak’… sadece esinlenmek ve motive olmak ve de biraz dolaşmak anlamında olabilir. En iyi ‘donanım’ fotoğraf kitaplarına bakmaktır. İlham, en iyi araçtır.




Uluslararası sokak fotoğrafçıları organizasyonu “in-public” nasıl oluştu? Bu oluşum ve çalışmalarından biraz bahsedebilir misiniz?



İn-public 2000 senesinde Nick Turpin’ in vizyonu ile hayata gelmiştir. Çok tutkulu bir sokak fotoğrafçısıdır – ve hala da öyledir – kendisi gibi düşünen insanları etrafında toplamak istedi. Belki de O etrafına bakmaya başladığında, bizlerin bir araya gelmesi kaçınılmaz bir durumdu. Nick Turpin, Matt Stuart, Richard Bram, Adrian Fisk, Andy Morley-Hall ve ben, hepimiz Londra’ dandık ve daha sonra biz birlikte bu işe başladığımızda inanılmaz bir enerji oluştu.




Amaçlarımız büyük ölçüde aynı – sokak fotoğrafçılığını geliştirmek ve diğer fotoğrafçılara da ulaşabilmek. Örneğin geçen yıl Derbi’ de düzenlenen FORMAT fotoğrafçılığı festivalinde yer aldık ve tüm 20 in-public fotoğrafçısı çalışmalarını sergiledi. Festivalin teması sokak fotoğrafçılığıydı ve orada yer almak memnuniyet vericiydi. Gerçekte in-public’ in varlığı bu türden şeylerin meydana gelmesinde rol oynuyor.



www.gibsonstreet.com


www.in-public.com



Röportaj ve Çeviriler (interview and translations by) : Hasan SÖNMEZ






Taking street photographs is an instinctive urge, an itch that needs scratching. It’s simply what I do. Some people walk round a golf course, some people take a dog for a walk. I walk with my camera because I’m curious about things and people around me and I want to record some of it. It is my visual diary. I also feel a responsibility to continue doing it. I live in London and most of my street photographs are taken there. I know London well and although it’s a big, overcrowded city, I can isolate scenes fairly easily. However, somewhere like Oxford Street is too messy and crowded for me. I don’t like clutter in my images. Too many people require a greater orchestration and luck. I believe that when shooting there is a mindset or zone, where you’re operating at a heightened state and working instinctively. Getting to that feeling is the difficult bit. Cartier-Bresson interpreted this feeling as something attuned to a Zen-like trance. One can get a little pretentious about such things, but I do get this feeling that something like a doorway does exist. This heightened state is also like a cloak of invisibility and not being overly conscious about being seen is part of the process.Trying to absolutely describe what I look for is like hunting for the image itself, because it is often elusive. Maybe my themes have shifted over the years but my basic approach has always been ‘I’ll know it when I see it’ and I always take photographs that are pleasing to myself. However I do carry in my head ideas, hopes and a sense of what is possible, what luck might provide.



Essentially, I just go looking for ‘my’ photographs. And within the ones that work there are certainly recurring themes and styles. So I seek out elegance, graphic shapes and also often a sense of a story going on. I like photographs that draw you in, that surprise and delight and have you asking ‘what is going on here?’



David Gibson




You have been taking street photographs for more than twenty years. What made you so curious to do this? You have talked about how you feel a responsibility to do this kind of photography. Could you tell us something about what kind of responsibility you mean?



It’s hard to explain exactly why I became a photographer and in particular a street photographer. I have always been a wanderer and when I was younger this meant walking with seemingly no particular purpose but at some point taking photographs became the purpose of the wandering. It’s a record of my wanderings and a means of expression.



I feel a responsibility to continue doing street photography because I know that with effort and luck there are great images out there to be discovered. I have an absolute faith that they are there. It’s therefore a responsibility to myself – I need to make the effort – but equally it’s a responsibility to the photographic community and much of this is tied up with being one of the founder members of in-public.




I guess that you have many pictures from London which has many crowded streets. Therefore how do you can get clear and plain images from those streets?



Mostly I avoid crowded streets such as Oxford Street in London because there is just too much to orchestrate. I tend not to like cluttered images. I prefer more simple and tidy images.




How do you prepare yourself to take such images? Do you plan what you want to take or is everything just coincidental for you?



I have no particular preparation…it’s just when I’m ready. It’s about being inspired but sometimes the inspiration creeps up on me. The process of just wandering and taking street photographs even if they are not very good can sometimes build up to a sudden moment of luck and magic. For me street photography has always been about looking for the luck. So my preparation in a sense is hope. I also know London very well and I sometimes return to tried and tested areas but it’s still mainly about wandering…and luck.




Your works mostly involve many meaningful symbols related with each other. According to me your works also reflect conceptual ideas. What can you say about this?



To some extent I do ‘prepare’ some images where I find a background which in a sense can be half the picture. I will work with a basic background in the hope that the right person or situation might come into the picture. My photograph, ‘Last Few Days’ would be a good example of this. The bold words in a shop window were the background and to me it cried out for the right person to walk into the scene. On that day I was lucky. It had to be an an old man of course. It was a perfect casting. I like photographs with words and I have gathered these into a project called ‘Subtitles for Life’.



Another aspect of this is playing with juxtapositions….I often work with a background or some element that relates to the people in the photograph. The two old women on Brighton Pier with a fibre glass dinosaur lurking behind them is all about that suggested tension. The two women might not be too safe.








How do effect the meaning or story of your images choosing black and white colors?



My background is firmly rooted in the tradition of black and white photography and I was for a long time totally devoted to black and white. About 5 years ago my photography became restless and I needed a new challenge and this perhaps inivitably became colour. I still carry the sensibility of a black and white photographer and I admit that some of my colour images might look better in black and white.



I don’t think it matters that much if it’s black and white or colour. It’s all to do with having a personal photographic style that you’re comfortable with but I am intrigued that most photographers who make any impact tend to be known for only one of those mediums, either monochrome or colour. There are not that many photographers who truly excel at both. And that’s the challenge.




You live in London but have you taken photographs in other cities? If so, did you experience any difficulties in other cities or cultures?



Most of my photographs over the last twenty years have been taken in London simply because that’s where I live. London has mostly been enough but of course other cities offer a fresh impetus. Edinburgh and Brighton have always been a good hunting ground.



In contrast I spent time in Kolkata in India last year and I found that an interesting challenge. I thought that I would be in photographic heaven but I actually found it difficult because everything in Kolkata is visually overloaded – there is always so much going on, always too many people on the streets. Another factor was that I was somewhere totally different and I found it hard not to see some things as a tourist. I was always trying to strip everything away and just get down to trying to take meaningful street photographs in my familiar style.




How do you overcome the obstacles while taking stranger’s photos? Have you ever been come across any dangerous situation?



There are obstacles to taking photographs in public spaces. There are issues around photographing children and fluctuating issues around privacy which includes corporate privacy and of course national security. I have had a few ‘encounters’ with Community Police in London and security guards but I generally try to side-step these obstacles. Or I quickly move on. In short I don’t get caught.




What kind of equipments do you use? Do you make any post-processing on your images?



For the last few years I have been using an old CANON digital camera. I try to apply quite a light touch with post-processing. I just use PhotoShop to get the contrast and colour right. These black and white photographs were taken with a Nikon FM2 camera.




What kind of books do you read? Do you apply images which you get from your readings in your mind to your photographs?



I read a reasonable amount of books which mostly have nothing to do with photography. I do read things on photography of course and I have many photographic books – so I look at photographs.. I have a constant craving for images. I am always looking for inspiration and in a sense a confirmation of what I do. I need imagery to spark off ideas and my taste in photography is quite broad. I am interested in all sorts of photography, not just street photography. I take inspiration from art as well. Looking at art often sets my mind off and makes me want to create something.




How do community treats street photographers in your country? When you decided to take photograph on the street should you need any permission?



I am certainly part of the photographic community in the UK and largely because of the Internet that extends worldwide. I don’t seek ‘permission’ to take photographs on the street. That is not a problem because I very rarely have any interaction with the people I photograph. It always comes back to just not being caught and of being sort of invisible…which of course is impossible but it’s really a state of mind, an attitude to taking photographs.





According to you, do being a well equipped enough to take successful photographs or what else?



‘Well equipped’…only in the sense of being motivated and inspired and doing alot of wandering. The best ‘equipment’ is looking at photographic books. Inspiration is always the best tool.




How did the organisation of international collective of street photographers “in-public” come into life? Would you tell us something about this collective and its studies?



İn-public came about in 2000 because of the vision of Nick Turpin. He was a passionate street photographer – and still is – but he wanted to gather around himself like-minded photographers. Maybe once he started looking there was an inivitability about us all finding each other. Nick Turpin, Matt Stuart, Richard Bram, Adrian Fisk, Andy Morley-Hall and myself were all in London then and there was an incredible energy when we started.




Our aims are largely much the same – to promote street photography and to reach out to other street photographers. For instance we are part of the FORMAT photographiy festival next year in Derby and all twenty in-public photographers will be exhibiting together. The theme of the festival is street photography and it is very satisfying to be involved. In truth the existance of in-public probably plays a part in such things coming about.



www.gibsonstreet.com


www.in-public.com



David Gibson






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

David Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde BilirimDavid Gibson : Gördüğümde Bilirim

Jo Whaley : Böcek Tiyatrosu



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓




BÖCEK TİYATROSU


THE THEATER OF INSECTS


Jo Whaley




Kelebekler, böcekler, yusufçuklar ve diğer renkli böcekler Jo Whaley’in bu koleksiyonundaki fotoğrafların merkezinde yer alır. Erken dönem doğal tarih dioramalarının bilimsel sergilerinden ilham alan Whaley, fotoğraflarını bu mucizevi yaratıkların cevher gibi mükemmelliklerini renkler, doku ve ışık vasıtasıyla vurgulamak için sahneler. Bu sade ama büyüleyici portreler izleyiciyi doğanın ustalık, sanat ve bilimle bağlantısını düşünmek için yüreklendirir.



Fotoğraflar böcekleri, uyumlu doğal bir çevrenin yansıması olan değiştirilmiş yerlerde gösterir. Böcek bilimi örnekleri, kısmen doğa tarafından ıslah edilmiş kentsel atık maddelerden (paslı metal, mikroorganizmalarca lekelenmiş kağıt ve denizin oyduğu plastikler gibi) oluşturulmus arka planda yanyana sıralanmıştır. Ortaya çıkan şey insanla ürünün karışımından oluşmuş bir doğa dünyası ve entropinin melankolik güzelliğidir.





Butterflies, beetles, dragonflies and other colorful insects take center stage in this collection of Jo Whaley’s photographs. Inspired by natural history dioramas of an earlier era of scientific display, Whaley stages her photographs to emphasize the wonder and gemlike exquisiteness of these creatures through color, texture, and lighting. These simple but captivating portraits encourage the viewer to consider the connections between nature and artifice, science and art.



The photographs show insects in altered habitats that reflect a compromised natural environment. Entomology specimens are juxtaposed with backgrounds which are composed of cast-off materials from urban production, which have partially been reclaimed by nature; such as metal that is rusted, paper that is foxed by microorganisms and plastic pitted by the sea. The result is a world of nature, intermixed with the man in manufacture, and the melancholy beauty of entropy.





SÜREÇ


PROCESS



Bu seri, stüdyodaki hızla yanıp sönen ışıklarla çekilmiştir. Seriye Mamiya RB 6×7 kullanılarak ve kromojen fotoğraflar yaratılarak başlanmıştır. Daha sonra Canon 5D Mark II kullanarak ve arşivsel pigmentli fotoğraf basarak dijital ortama geçtim. Fotoğrafların boyutları 8×10’dan 24×30’a kadar değişmektedir.




This series was shot in the studio using strobe lighting. The series began with film using a Mamiya RB 6×7, and creating Chromogenic photographs. Eventually I switched to the digital medium using a Canon 5D Mark 11 camera and printing archival pigment photograph. The size of the images range from 8×10” to 24”x30” .




Jo Whaley



Jo Whaley, resim ve bilimsel sanat geçmişine dayanarak fotoğraflarına tiyatro dünyasının ilüzyonlarını katıyor. Whaley, Berkeley’deki California Üniversitesi Resim ve Fotoğrafçılık ileri derecesi aldı. Daha sonra sahne efektleri sanatçısı olarak San Francisco Operası’nda ve diğer Körfez Bölgesi tiyatro kumpanyalarında çalıştı. Tiyatro deneyimi ile yarattığı sahne dekorları ve kullandığı malzemeler, kurduğu zeminler ve dramatik ışıklandırma açıkça onun fotoğraflarını canlandırıyor.



25 yılı aşkın bir süredir Amerika, Avrupa ve Japonya’da sergiler açmıştır. Çalışmaları; Los Angeles Eyalet Sanat Müzesi, Philedelphia Sanat Müzesi ve Geroge Eastman Evi gibi pek çok müzenin daimi sergilerinde yer almıştır. Ulusal Fon’dan Sanat Ödülü almıştır. Gezici sergisi “Böcek Tiyatrosu” 2008 sonbaharında Ulusal Bilim Akademisi – Washington DC’de açılmış ve daha sonra bunu 2009’da San Diego Fotografik Sanatlar Müzesi izledi ve tur halen devam etmektedir. Chronicle Kitapları tarafından yayınlanan bir monograf sergiye eşlik ediyor.



Jo Whaley, fotoğrafçı kocası Greg Mc Gregor ile birlikte New Mexico’da Santa Fe çölünde yaşamaktadır. Santa Fe Üniversitesi’nde Sanat ve Tasarım eğitimi vermektedir.





With a background in painting and scenic art, Jo Whaley infuses her photographs with the illusionary world of the theater. Whaley received advanced degrees in Painting and Photography from the University of California at Berkeley. She later worked as a scenic artist for the San Francisco Opera and other Bay Area theatrical companies. Her theater experience openly informs her photography, in which she creates stage sets and employs props, constructed backdrops and dramatic lighting.



For over 25 years, she has exhibited in the United States, Europe and Japan. Her work is held in the permanent collections of many museums, including the Los Angeles County Museum of Art, the Philadelphia Museum of Art and the George Eastman House. She is also a recipient of a National Endowment for the Arts Award. Her touring exhibit Theater of Insects opened at the National Academy of Sciences, Washington, DC in the Fall of 2008 followed by the Museum of Photographic Arts in San Diego, CA 2009 and continues to tour. A monograph, published by Chronicle Books, accompanies the exhibit.



Jo Whaley lives with her husband, the photographer, Greg Mac Gregor in the desert of Santa Fe, New Mexico, USA. She teaches at the Santa Fe University of Art and Design.




KİTAP


PUBLICATION



The Theater of Insects


Photographs by Jo Whaley


Essays by Linda Wiener and


Deborah Klochko and Jo Whaley



Hard Cover | 128 pages


64 color images




www.jowhaley.com







Çeviri (translation by) : Berna AKCAN


























Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Jo Whaley : Böcek TiyatrosuJo Whaley : Böcek TiyatrosuJo Whaley : Böcek TiyatrosuJo Whaley : Böcek TiyatrosuJo Whaley : Böcek TiyatrosuJo Whaley : Böcek TiyatrosuJo Whaley : Böcek TiyatrosuJo Whaley : Böcek TiyatrosuJo Whaley : Böcek TiyatrosuJo Whaley : Böcek TiyatrosuJo Whaley : Böcek TiyatrosuJo Whaley : Böcek TiyatrosuJo Whaley : Böcek TiyatrosuJo Whaley : Böcek TiyatrosuJo Whaley : Böcek TiyatrosuJo Whaley : Böcek TiyatrosuJo Whaley : Böcek TiyatrosuJo Whaley : Böcek TiyatrosuJo Whaley : Böcek TiyatrosuJo Whaley : Böcek TiyatrosuJo Whaley : Böcek TiyatrosuJo Whaley : Böcek Tiyatrosu

Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu




Engel(li) Kim?




Biz bu sorunun cevabını, başka bir sorunun peşine düşerek bulmaya çalıştık.
Engel ne? Engelin ne olduğunu bulunca, engeli kim o da ortaya çıkıyor haliyle”¦ Engellen mi, yoksa engelleyen mi?



S. Haluk Uygur




Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformunun ürünlerinden biri olan “Engel(li) Kim?” sergisinin danışmanlığını Haluk Uygur ve Murat Ali Hersekli yapmış bulunmaktadır. Bu serginin bir diğer özelliği çok sesli fotoğraf olması ve bütün fotoğraflara 21 kişinin birden imzasını atmasıdır. Çünkü bu grup önemli olan düşüncenin olduğunu, bunun yanında deklanşöre basanın kim olduğunun o kadar önemli olmadığını savunup, fotoğraf üretmektedirler.



Haluk Uygur, Murat Ali Hersekli, Bülent Özkan, Deniz Canoğlu, Emel Karakozak, Erhan Yelekçi, Gülçin Yenidünya, Gülen Kurt, Hasan Taslakçı, İsmail Ökke, İlhan Yağar, Mehmet Pehlivan, Mehmet Emin Arıcı, Murat Tahiroğlu, Müge Uluç, Nevzat Öztürk, Nilay Nacar, Önder Mert, Pelin Toprak, Reşat Sağbaş, Yıldız Çetinkaya, Zafer Koç ve Zeliha Ertunç dünyayı gözlemlediklerinde, günümüz dünyasının gittikçe duyarsızlaştığını, her gün yeni engellerin ve engellilerin ortaya çıktığını ve bunların sorumlusunun aslında dünyalıların kendisi olduğunu fark ettiler. Bu farkındalığın öncülüğünde fotoğraf ürettiler.



Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu – Paylaşım Atelyesi



FOTOĞRAFÇILAR


Bülent Özkan, Deniz Canoğlu, Emel Karakozak, Erhan Yelekçi, Gülçin Yenidünya, Gülen Kurt, Hasan Taslakçı, İsmail Ökke, İlhan Yağar, Mehmet Pehlivan, Mehmet Emin Arıcı, Murat Tahiroğlu, Müge Uluç, Nevzat Öztürk, Nilay Nacar, Önder Mert, Pelin Toprak, Reşat Sağbaş, Yıldız Çetinkaya, Zafer Koç ve Zeliha Ertunç.
























































Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu Engel(li) Kim? : Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu

Stephen Shames : Rüyanın Dışında



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓




Amerika bir rüyadır




Kolektif düşlerimizin yarattığı bir milletiz. Kurucu atalarımız “yaşam, özgürlük ve mutluluk arayışı” hayallerini kurmuşlardı. Benim atalarım bu ülkeye dinsel özgürlük hayallerini gerçekleştirmek için geldiler. Martin Luther King’in hayali özgürlüktü. Diğerleri parasal başarı, daha iyi bir yaşam hayali kurdular. Milyonlarcası kıyılarımıza hayalleri ve özlemleri ile göç ediyorlar, çünkü Amerika hayallerin gerçekleştiği yer olmaya devam ediyor.



Ancak sınırlarımızda, bu rüyanın dışında kalan bir Amerika’lı çocuklar kuşağı bulunuyor. Yoksulluğa ve umutsuzluğa terk edilmiş durumdalar. Adeta bu bu büyük ülkenin ve Amerikan rüyasının bir parçası değiller. 12 milyondan fazla çocuk yoksulluk içinde yaşıyor. Bugün Amerika’da yaşayan yoksul insanların yarısını oluşturuyorlar. Günümüzde yoksul olanlar çocuklar. Ve sayıları gittikçe artmaktadır.



Seyahatlerim sırasında çok sayıda çocukla tanıştım. Kendi “bebekleri” olan “bebeklerle” sohbet ettim. “Çalışan yoksul” ve işsizlerin çocuklarını fotoğrafladım. Kent gettolarındaki gençliğe kameramın içinden baktım. Parklar ve sahillerdeki çocuklarla yaşadım. Fener ışığında ders çalışan okullu gençleri, birbirini koruyup, kollayan kardeşleri izledim. Sosyal problemler, beklenmeyen acil durumlar ve tümüyle şansızlıklarla uğraşan gençleri belgeledim. Stresleri, engelleri ve vahşetin yanısıra sevgi, umut ve inanılmaz cesaretlerine şahit oldum.



Acıya seyirci olmak hiç bir zaman kolay değildir, binlerce genç insanımızın kendi kendilerine zarar veren ve tehlikeli yaşayışları beni üzdü ve çoğunlukla da çaresiz hissettirdi. Sizin de bu kitapta izlerken zorlandığınız tüm bunlar, fotoğraflanması zor şeylerdi. Bizden sonraki kuşağımızın beşte birini oluşturan bu çocukların mahvoluşunu durdurmak istiyorsak, bu durumu yok sayamayız, bakmalı ve görmeliyiz.



Burada görüntülenen gençler, Büyük Buhran Dönemi FSA (Farm Security Administration- Tarım Güvenlik Yönetimi) fotoğraflarındaki gibi gelecek yıllarda hatırlanılmaya devam edecekler. Tarih onları, 1930’lardaki benzerleri gibi, kahraman olarak gösterecek. Bunlar iyi çocuklar. Sempatikler. Hayalleri ve umutları var. Kim bilir belki bu kitap, bu çocukların Amerikan Rüyasının bir parçası haline gelmelerine imkan vermemizi sağlar.



Stephen Shames




Çeviri (translation by) : Şebnem Aykol











America is a dream




We are a nation created by our collective dreams. Our founding fathers dreamt of “life, liberty, and the pursuit of happiness”. My grand-parents came to this country to fulfill their dream religious freedom. Martin Luther King had a dream of freedom. Others dreamt of material success, a better life. Millions continue migrating to our shores with their dreams and aspirations because America continues to be the place where dreams come true.



Yet within our borders a generation of American children exist outside the dream. They have been left behind in poverty and despair. It is as if they are not part of this great country, not part of the American dream. There are more than 12 million American children living in poverty. They constitute one half of all poor people in America. Today, the poor are children. And their numbers are growing.



I met many children on my travels. I talked with “babies” who had babies themselves. I photographed the offspring of the “working poor” and the unemployed. I looked through the camera at youth in urban ghettos. I lived with homeless kids in parks and beaches. I observed college-bound teenagers studying by lantern and siblings protecting and parenting each other. I documented youngsters coping with social problems, unexpected emergencies and just plain bad luck. I witnessed stress, violence and frustration; but also love, hope and extraordinary courage.



It is never easy seeing pain, it made me feel sad and often powerless to witness the self-destructive and dangerous acts thousands of our young people commit every day. These were hard to photograsph, as they must be difficult for you to view in this book. But we must look and see, we can not ignore the plight of one-fifth of our heirs if we are to stop the destruction of a generation of children.



The youths pictured here, like those in the famous FSA photographs from The Great Depression will continue to be remembered for years to come. And like their 1930 counterparts, history may decide to view them as heroic. These are good kids. They are likeable. They have dreams and hopes. Perhaps this book will help us allow these children to become part of the American dream.



Stephen Shames











Kitap Eleştiri Yazıları



Pursuing the Dream – Rüyanın Peşinde:


Başarabilmeleri İçin Çocuklara ve Ailelerine Neler Gereklidir



“Hayatımda başarabildiğim hiçbir şey, ailem kadar önemli değildir”¦ Kendimi güçlü bir aile ve güçlü bir toplumun yaratabileceği farkın bir temsili olarak görüyorum”¦ Bu kitapta, farklı toplumlarda, başarabilmeleri için çocuklara ve ailelerine nelerin gerekli olduğunu gösteren programları görebilirsiniz. Bu programlar”¦ nasıl olursa olsun, desteğimize ihtiyaç duyuyorlar.”


- Michael Jordan (kitabın önsöz yazısından)



“Başarabilmeleri için çocuklara ve ailelerine neler gereklidir? Stephen Shames, bu doğru zamanlı ve bilgilendirici kitabında, bu soruya, gezici kamerası ile bazı pratik cevapları belgelemiştir. Bu sayfaların arasından bize umut dolu yüzlerle bakan gençler, sağlıklı bir başlangıcın, güvenli bir yerin, ihtimam gösteren bir yetişkinin, öğrenme ve büyüme için şansın talihsiz bir çocuğun hayatında yaratabileceği farklılığı gösteren, yaşayan kanıtlardır.”


- General Colin L. Powell



“Stephen Shames, ülkemizdeki, kasvetli koşullarda yaşayan aileler ve çocukların hayatlarını daha iyileştirmeye çalışan binlerce sessizce ama inatla sürdürülmekte olan programın ruhunu yakalamıştır. Bu kitaptaki yüzler bize, bir kimsenin ihtimamını hissetirmesi ile bir çocuğun yüreğinde olup biteni göstermiştir.”


- Başkan Jimmy Carter



Stephen Shames, bir röper olan Outside the Dream kitabı ile bir iş takibi oluşturmuştur. Hassasiyetle çektiği fotoğrafları, çocuklar ve ailelerin başarabilmeleri için yüzlerce söz vermiş birey tarafından yardım görmesini sağladı. Bu kitap “ Yardımcı olabilmek için ne yapmamız lazım?” sorusunu soran herkes için. Rüyanın Peşinde, ne işe yarar ve neden sorularının temelini ve bizi daha fazlasını yapmaya sürükleyenleri iyi bir şekilde gösteriyor.”


- Marian Wright Edelman



“Outside the Dream” ın en büyük gücü, yoksulluğun çocukları nasıl etkileyebileceğine dair tesirler üzerinde ahlaki infialin yükselen sesidir. Mr.Shames, toplumsal değişimleri daha iyiye götürebilmeyi sağlayabilmek için, halkın sesini yükselterek, Jacob Riis and Lewis Hine’ın onurlu geleneğini sürdürüyor


- The New York Time



“Shames’in fotoğrafları, yoksulluğun gençler üzerindeki etkisini tüm çıplaklığı ile gösteriyor; üzgün gözler, yamalı giysiler, boyaları dökülmüş duvarlar, kalabalık yataklar, her zaman-çok yakın saldırganlık. Bazı fotoğrafları yürek burkuyor.”


- People










Book Jacket & Review Quotes



Pursuing the Dream:


What Helps Children and Their Families Succeed



“Of everything I’ve accomplished in my life, nothing is more important to me than my family….I see myself as an example of the difference a strong family and a strong community can make…. In this book, you’ll see programs in other communities that make sure children and families get what they need to succeed. These programs ….all deserve our support in whatever way we can give it.”


- Michael Jordan (from his preface to the book)



“What helps children and their families succeed? With his roving camera, Stephen Shames has documented some practical answers to this question in this timely and instructive book. The youngsters whose hopeful faces stare back at us from these pages are living proof of the difference that a healthy start, a safe place, a caring adult, and a chance to learn and grow can make in the life of a troubled child.”


- General Colin L. Powell



“Stephen Shames has captured the spirit of thousands of programs across our country that are quietly but stubbornly making the lives of children and families better in spite of the bleak circumstances in which they live. The faces in this book show us what can happen inside a child’s heart when a caring person reaches out to him. This book can inspire all of us…”


- President Jimmy Carter



“Stephen Shames has created the perfect follow-up to his landmark book Outside the Dream. His photos sensitively capture children and families being helped to succeed by hundreds of committed individuals….This book is for everyone who has ever asked, ‘What can we do to help?’ Pursuing the Dream beautifully portrays the essence of what works and why, and challenges us all to do more””now.”


- Marian Wright Edelman



Outside the Dream: Child Poverty in America


“Shames’s astonishing book…poses the question: What happens in a democracy when you tell thirteen million of its youngest citizens, ‘You can live here, but you can’t have a piece of the pie?’ His answer should leave a bad taste in Washington’s mouth.”


- Esquire



“The greatest strength of “Outside the Dream” is its bracing tone of moral outrage at the effects that poverty can have on children. In trying to promote social change by arousing public opinion, Mr. Shames follows in the honored tradition of Jacob Riis and Lewis Hine.”


- The New York Times



“Shames’ photos starkly show poverty’s effects on the young; sad eyes, patched clothes, peeling walls, crowded beds, always-imminent violence. Some of his pictures are wrenching.”


- People














Stephen SHAMES Hakkında



“Stephen Shames bu milletin mağdur çocukları için büyük bir değerdir”¦ Onun fotoğrafları, bu zavallı çocukların kötü durumlarını kamu gündemine taşımıştır”


Marian Wright Edelman



Stephen Shames vakıflar, savunma örgütleri, medya ve müzeler için sosyal konular üzerine ödül kazanan fotoğraf çalışmaları yaratmıştır. The Ford, Charles Stewart Mott, Robert Wood Johnson, ve Annie E. Casey Vakıfları’nın bu belge altında imzası bulunmaktadır.



Steve is dört monografinin yaratıcısıdır: Outside the Dream- Rüyanın Dışında, Pursuing the Dream- Rüyanın Peşinde, The Black Panthers – Siyah Panterler, ve Transforming Lives-Değişen Hayatlar. Shames iki video filmi yazdı ve yönetti: Friends of Children-Çocukların Arkadaşları ve Children of Northern Uganda- Kuzey Uganda’nın Çocukları.



Steve 2010 yılında L.E.A.D Uganda ile olan çalışmalarından ötürü Hizmet Ödülü Birincisi ilan edildi. Ödül mesleklerinde sosyal konularda önderlik yapanlara verilmektedir.



Steve’in Rüyanın Dışında kitabı Kodak Kristal Kartal Foto muhabirliğe Katkı Ödülü aldı. 2008 yılı New York Şehri, NYC DADS kampanyası için sığınak ve metro reklamları, American Association of Political Consultants tarafından Pollie (gümüş) ile ödüllendirildi.



Steve LEAD Uganda’yı başlattı (www.leadugand.org), Terk edilmiş çocukların, hayallerine ulaşabilmeleri ve toplumlarına faydalı olabilmeleri için, gerekli ve mümkün olan en iyi eğitimi ve girişimci ruhunu onlara kazandırarak, onları liderlere dönüştüren, Uganda’daki bir sivil örgüt.



Steve’in Steven Kasher Gallery, New York’taki iki solo sergisi The New Yorker’a konu oldu. American Photo, Steve’i, Değeri En Az Anlaşılmış 15 Fotoğrafçı’dan biri olarak ilan etti. PBS Hine, Wolcott, ve Shames’i, çalışmaları sosyal değişime önayak olan fotoğrafçılar olarak ilan etti. People Magazine, CNN, CBS Sunday Morning, Esquire, US News, Ford Foundation Report, Photo District News tarafından tanıtıldı. Amerika Birleşik Devletleri Senatosu’nda çocuk yoksulluğu konusuna tanıklık etti.



Kitaplar: Monografiler



”¢ The Black Panthers-Siyah Panterler: (Aperture, 2006). Önsöz: Bobby Seale. Açıklama: Charles Jones



”¢ Outside the Dream-Rüyanın Dışında: Amerika’daki Çocuk Yoksulluğu. (Aperture & Çocukları Koruma Fonu, 1991). Önsöz: Jonathan Kozol. Ve sonra Marian Wright Edelman. (Kodak Kristal Kartal Ödülü)



“Rüyanın Dışında” refah toplumumuzun dikkatini, bir kenara itilmiş, yoksulluğun 13 milyon çocuğuna çekmiştir. “Rüyanın Dışında” Kodak Kristal Kartal Foto muhabirliğe Katkı Ödülü de dahil olmak üzere pek çok ödül aldı. 1993’te bu kitap Kongre ve hükümetin tüm üyelerine, Ford, Danforth, Charles Stewart Mott Vakıfları ve Çocuk Gelişimi Vakfı gibi varlıklı 500 CEO’ya gönderildi.




”¢ Facing Race- Irkçılıkla Yüzleşmek: 21.yy. Amerikalıları (Moravian College, 2008)



”¢ Transforming Lives- Değişen Hayatlar: Uganda’nın Unutulmuş Çocuklarının Liderlere Dönüştürülmesi (Star Bright, 2009)



”¢ Pursuing the Dream-Rüyanın Peşinde: Başarabilmeleri İçin Çocuklara ve Ailelerine Neler Gereklidir. (Aperture & Family Support America, 1997). Önsöz: Michael Jordan. Açıklama: Roger Rosenblatt. Metin: Kathy Wolf.



Yoksulluğun çözümleri. The Ford, Robert Wood Johnson, ve Charles Stewart Mott Vakıfları tarafından desteklendi; Kodak ve Canon ve sekiz eyalet bu fotoğrafları kullanarak toplumsal eğitim kampanyaları düzenlediler (1998-2002). Sergi 3 eyalet başkenti de dahil olmak üzere 30 bölgeyi dolaştı. Sergi Başbakan Yardımcısı Al Gore ve First Lady Hillary Clinton trafından açıldı.



”¢ Free to Grow- Büyüyebilme Özgürlüğü (Mailman School of Public Health, Columbia University, 2003)




Kitaplar: Ortak



”¢ The Way Home- Evin Yolu. (Harry Abrams, 1999) Fotoğraflar; Stephen Shames, Tipper Gore, Mary Ellen Mark, Annie Liebowitz,ve diğerleri.



”¢ Homeless in America- Amerika’daki Evsiz (Acropolis, 1988) Fotoğraflar; Stephen Shames, Mary Ellen Mark, etc. Homeless in America Fotoğraf Projesi. Sponsorlar: Tipper Gore ve Barbara Bush.



”¢ Empower Zone-Yetki Alanı. (Aperture, 2000) Steve’in mentorluk yaptığı genç fotoğrafçıların fotoğrafları.



Sanat : Müzelerin Kalıcı Koleksiyonları


National Portrait Gallery; International Center of Photography; The Bancroft Library, University of California at Berkeley; The Corcoran Gallery of Art; Museum of Photographic Arts, San Diego; Museum of Fine Arts, Houston; San Jose Art Museum; Philadelphia Museum of Art; The Ford Foundation; Smithsonian National Museum of American History, Baruch College; Oakland Museum; University Art Museum, Berkeley, San Francisco Museum of Modern Art, Elton John Foundation; Honickman Foundation.



Sanat : Sergiler


Pingyao Photo Festival, China; Open Society Institute; Prague House of Photography; International Center of Photography; Visa Pour L’Image, Perpignan, France; Steven Kasher Gallery, New York; George Eastman House; Museum of Photographic Arts, San Diego; Aperture; Center for Documentary Studies, Duke University; Jack Shainman Gallery, New York; University of the Arts, Philadelphia; Los Angeles County Museum; The Corcoran Gallery of Art, Washington, DC; San Jose Museum of Art, Friends of Photography; BFAS, Brussels; Center National de la Danse, Pantin Cedex, France. Interrupted Lives- Bölünmüş Hayatlar’ın dahil olduğu sanat projeleri, hapsolmuş bir kadın ve kızı konulu bir enstalasyon.



Film / Video


”¢ Çocukların Dostları. Yoğun bir Mentorluk Programı hakkındaki 12 dakikalık filmin yazarlığı ve yönetmenliği. Metropolitan ve Brooklyn Müzelerinde Gösterim. Ödüller: Rochester & Columbus Film Festivalleri.


”¢ L.E.A.D Uganda. Ascension Film ile birlikte yapılmış Uganda L.E.A.D. hakkında 12 dakikalık film.


”¢ Kuzey Uganda Çocukları . Eğitimin savaş çocuklarını nasıl kurtardığının dört dakikalık hikayesi.



Burs ve Üyelikler


Purpose Prize Fellow (2010), Annie E. Casey Foundation (2001), EZ / EC Foundation Consortium (1999), The Ford Foundation, Charles Stewart Mott Foundation, Eastman Kodak, Canon USA, Leica, and Pennsylvania Council of the Arts (1994-96), NPPA – Nikon Documentary Sabbatical Grant (1992), Homeless in America Photographic Project (1987), Alicia Patterson Foundation Fellowship (1985).



Ödüller (seçilmiş)


Kodak Crystal Eagle, Pollie, World Hunger Year, World Press, Leica Medal of Excellence, Luis Valtuña Humanitarian, International Center of Photography (Özel Ödül), Robert F. Kennedy Journalism (2. ve 3.), New York Art Director’s Club (Altın), Communication Arts, Society of Newspaper Design.



Temsil Edenler


Steven Kasher Gallery, New York (Art Photography and Vintage Prints)


Polaris Images, New York (Photojournalism & Stock Photography)




www.stephenshames.com



Stephen Shames



About Stephen SHAMES



“Stephen Shames is a tremendous asset to the disadvantaged children of this nation….


His photographs have helped bring the plight of poor children to the mainstream public.”


Marian Wright Edelman



Stephen Shames creates award winning photo essays on social issues for foundations, advocacy organizations, the media, and museums. The Ford, Charles Stewart Mott, Robert Wood Johnson, and Annie E. Casey Foundations have underwritten his work.



Steve is author of four monographs: Outside the Dream, Pursuing the Dream, The Black Panthers (Aperture), and Transforming Lives (Star Bright Books). Shames wrote and directed two videos: Friends of the Children and Children of Northern Uganda.



Steve was named a Purpose Prize Fellow in 2010 for his work with L.E.A.D Uganda. The Prize recognizes social innovators in their encore careers.



Steve’s book Outside the Dream received the Kodak Crystal Eagle Award for Impact in Photojournalism. His 2008 bus shelter and subway ads for the NYC DADS campaign of the City of New York received a Pollie award (silver) from American Association of Political Consultants.



Steve started LEAD Uganda (www.leadugand.org), an NGO in Uganda which transforms forgotten children into leaders by giving them the best education and the entrepreneurial skills they need to achieve their dreams and help their communities.



Steve’s two solo shows at the Steven Kasher Gallery, New York were reviewed by The New Yorker. American Photo named Steve one of the 15 Most Underrated Photographers. PBS named Hine, Wolcott, and Shames as photographers whose work promotes social change. Steve has been profiled by People Magazine, CNN, CBS Sunday Morning. Esquire, US News, Ford Foundation Report, Photo District News. He testified about child poverty to the United States Senate.



Books: Monographs



Ӣ The Black Panthers: (Aperture, 2006). Foreword: Bobby Seale. Essay: Charles Jones



”¢ Outside the Dream: Child Poverty in America. (Aperture & Children’s Defense Fund, 1991). Introduction by Jonathan Kozol. Afterward by Marian Wright Edelman. (Kodak Crystal Eagle Award)



Outside the Dream rivets attention on the more than 13 million children of poverty adrift in our affluent society. Outside the Dream received numerous prizes including the Kodak Crystal Eagle Award for Impact in Photojournalism. In 1993, this book was sent to every member of Congress, governor, and Fortune 500 CEO by The Ford, Danforth, Charles Stewart Mott Foundations, and the Foundation for Child Development.



Ӣ Facing Race: 21st century Americans. (Moravian College, 2008)



”¢ Transforming Lives: Turning Uganda’s Forgotten Children into Leaders. (Star Bright, 2009)



Ӣ Pursuing the Dream: What Helps Children and Their Families Succeed. (Aperture & Family Support America, 1997). Preface: Michael Jordan. Essay: Roger Rosenblatt. Text: Kathy Wolf.



Solutions to poverty. Funded by The Ford, Robert Wood Johnson, and Charles Stewart Mott Foundations; Kodak and Canon, Eight states mounted a public education campaign using these photos (1998-2002). Exhibit went to 30 sites, including the rotundas of three state capitols. Exhibits opened by Vice President Al Gore and First Lady Hillary Clinton.



Ӣ Free to Grow (Mailman School of Public Health, Columbia University, 2003)




Books: Collaborations


Ӣ The Way Home. (Harry Abrams, 1999) Photographs by Stephen Shames, Tipper Gore, Mary Ellen Mark, Annie Liebowitz, and others.



Ӣ Homeless in America. (Acropolis, 1988) Photographs by Stephen Shames, Mary Ellen Mark, etc. Homeless in America Photographic Project. Sponsors: Tipper Gore and Barbara Bush.



Ӣ Empower Zone. (Aperture, 2000) Photographs by youth photographers mentored by Steve.



Art: Museum Permanent Collections


National Portrait Gallery; International Center of Photography; The Bancroft Library, University of California at Berkeley; The Corcoran Gallery of Art; Museum of Photographic Arts, San Diego; Museum of Fine Arts, Houston; San Jose Art Museum; Philadelphia Museum of Art; The Ford Foundation; Smithsonian National Museum of American History, Baruch College; Oakland Museum; University Art Museum, Berkeley, San Francisco Museum of Modern Art, Elton John Foundation; Honickman Foundation.



Art: Exhibitions


Pingyao Photo Festival, China; Open Society Institute; Prague House of Photography; International Center of Photography; Visa Pour L’Image, Perpignan, France; Steven Kasher Gallery, New York; George Eastman House; Museum of Photographic Arts, San Diego; Aperture; Center for Documentary Studies, Duke University; Jack Shainman Gallery, New York; University of the Arts, Philadelphia; Los Angeles County Museum; The Corcoran Gallery of Art, Washington, DC; San Jose Museum of Art, Friends of Photography; BFAS, Brussels; Center National de la Danse, Pantin Cedex, France. Art projects include Interrupted Lives, an installation piece about an incarcerated woman and her daughter.



Film / Video


Ӣ Friends of the Children. Wrote and directed 12 minute film about an intensive mentoring program. Shown at Metropolitan and Brooklyn Museums. Awards: Rochester & Columbus Film Festivals.



Ӣ L.E.A.D Uganda. Produced a 12 minute film with Ascension Films about L.E.A.D Uganda.



Ӣ Children of Northern Uganda. Four minute short about how education is redeeming children of war.



Fellowships and Grants


Purpose Prize Fellow (2010), Annie E. Casey Foundation (2001), EZ / EC Foundation Consortium (1999), The Ford Foundation, Charles Stewart Mott Foundation, Eastman Kodak, Canon USA, Leica, and Pennsylvania Council of the Arts (1994-96), NPPA – Nikon Documentary Sabbatical Grant (1992), Homeless in America Photographic Project (1987), Alicia Patterson Foundation Fellowship (1985).



Awards (selected)


Kodak Crystal Eagle, Pollie, World Hunger Year, World Press, Leica Medal of Excellence, Luis Valtuña Humanitarian, International Center of Photography (Special Recognition), Robert F. Kennedy Journalism (2nd & 3rd), New York Art Director’s Club (Gold), Communication Arts, Society of Newspaper Design.



Represented by


Steven Kasher Gallery, New York (Art Photography and Vintage Prints)


Polaris Images, New York (Photojournalism & Stock Photography)

www.stephenshames.com







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Stephen Shames : Rüyanın DışındaStephen Shames : Rüyanın DışındaStephen Shames : Rüyanın DışındaStephen Shames : Rüyanın DışındaStephen Shames : Rüyanın DışındaStephen Shames : Rüyanın DışındaStephen Shames : Rüyanın DışındaStephen Shames : Rüyanın DışındaStephen Shames : Rüyanın DışındaStephen Shames : Rüyanın DışındaStephen Shames : Rüyanın DışındaStephen Shames : Rüyanın DışındaStephen Shames : Rüyanın DışındaStephen Shames : Rüyanın DışındaStephen Shames : Rüyanın DışındaStephen Shames : Rüyanın DışındaStephen Shames : Rüyanın DışındaStephen Shames : Rüyanın DışındaStephen Shames : Rüyanın DışındaStephen Shames : Rüyanın DışındaStephen Shames : Rüyanın DışındaStephen Shames : Rüyanın Dışında

Elizabeth Opalenik : Eve Yolculuk



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



EVE YOLCULUK


A JOURNEY HOME


Elizabeth Opalenik





2000 yılında anneme kanser teşhisi kondu.



Son altı haftayı batı Pennsylvania’ da onunla geçirirken, hastaneden çocukluğumun geçtiği evin yakınlarında Amish’ in huzur verici manzaralarını araştırarak teselli buldum. Ebeveynlerim çiftlik evimizde yedi çocuk büyüttü, içinde reçel kavanozlarının ve eskimiş halılarımız gibi eşyaların bulunduğu evimizden yoksun kaldığımdan dolayı bugün bulduğum Amish’e özgü doğal yaşam tarzında çocukluğuma dair benzerlikler olduğunu anladım. Seksenlerde geçirdiğim bir araba kazasında başıma aldığım bir darbe hafızamda derin bir boşluk bıraktı, bu hediyeler onların toplumlarına girip geçmişimdeki bir kaç yılı kısaca görmemi sağladı.




Geçici olarak görüntüler oluşturmaya, kapılarını çalmaya, onların ev yapımı yağlarını, yumurtalarını, bahçe sebzelerini almaya başladım. Onlardan yaşam tarzlarını fotoğraflamak için izin istedim ve eşyalarını, gurur duydukları çiftliklerini görüntülemek üzere izin verdiler. Fotoğraf için poz vermek Amish mezhebine ters gelse de geçmişimdeki on yıla ait fotoğraflarla geri dönmem, onlarla aramda bir güven bağı oluşturdu.




Çocukluk hatıralarıma ve geçip giden bir hayata dair görüntülere ulaşmaya çalıştığımı anladılar. İyileşmek için eski hikayelerime ihtiyacım vardı ve onların yaşantılarında kendi mecazi köklerimi buldum. Onlar bana kibarca “İngiliz” fotoğrafçı diye hitap ettiler ve yavaş yavaş içlerine kabül ettiler. Bir kere daha küçük erkek kardeşlerimin kollarını sıkıştırdığı merdaneli çamaşır makinesi ile karşılaştım ve tavuk haşlayan anneme onların tüylerini yolmak ve konserve yapacağı kavanozların etrafını taşla örmek için yardım ettiğimi hatırladım. Gerçekte tüm fotoğrafçılar kendi portrelerini çekerler.




En çok da ineklerin yanı başında ayakta durup sütün fışkırmasını bekleyen, üzüm çardaklarına tırmandıklarında ya da saman vagonlarına bindiklerine onların bir kutudaki minik yavru köpeklerine dönüşen çocukları beni büyüledi. Bu anlar bende manevi bir bağ etkisi yarattı ve fotoğrafın, geride kalan öykülere görsel bir ses olduğunu bir kere daha hatırlamış oldum.




Çocukken ben de zamanımı tereyağı yapmak için süt çalkalayarak, sabanın peşinden giderek ya da ekin biçmek için yardıma gelen komşuları ağırlayarak geçirirdim. Kömür sobasında su ısıtılırdı, elbiseler elden düşmeydi, oyuncaklar el yapımı idi ve müştemilat hiç de hoş değildi. Çocukluğumun pence atılmış yiyecek fıçıları aklıma geldi, hayvanların su içmesi için yere bırakılmış tekneler gibi. Banyomda ne kadar zaman geçirdiğimi”¦




Geçmiş on yıla yaptığım bu ziyaretlerde çok az şey değişmişti. Belki de depodaki tek tük, plastik oyuncaklar ve şimdi çamaşırhane olarak kullandıkları tahıl ambarında asılı duran çamaşırların biraz daha renkli olması. Yemeklerini Eskimo usulü soğutucularda saklıyorlar ve çok sayıda erkek darlığın dayattığı gereksinimler yüzünden evlerinin dışında çiftçilik ve marangozluk yapıyor. Aracılar sayesinde el yapımı eşyalarını satmalarına olanak sağlayan internetin gücünü fark ettiler ve daha sonra bu kadar uzağa gidiyor mu? diye sordular. Kendileri de artık şimdi çok hızlı mı hareket ediyorlardı?




Dünyanın bu insanların saflık sınırları üzerindeki tecavüzleriyle süren hayat bu dindar toplumda hiç kolay değildi. Benim için çim biçme makinesini itmek, ev yapımı salıncakta sallanmak, memleketin yollarında zarar görmeden yalınayak dolaşmak bir anı-onlar içinse tutunmaya çalıştıkları bir gerçek.


Tüm cazibesine rağmen hala arabalardan, elektrikten ve telefonlardan mahrum bir şekilde devam etmenin ortasında yaşıyorlar. Kendi kuralları ile yaşıyorlar. Pazartesi ve Perşembe, çamaşır günleri, ahşap mandallar çamaşırların hafif rüzgarda uçuşmasını engelliyor. Bu durum, kendi düzenli dizilimi içinde beni cezbeden görsel, nostaljik bir ses yaratıyor. Hala el pompası kullanarak sırayla banyo yapılan ortak bir Cumartesi’ leri var. Kutsal pazarlar toplum ve dinlenme içindir.




Bu fotoğrafik aynalar kültürlerimiz farklı bile olsa gerçekten aynı olduğumuzu düşündürttü. Bugün dünya keşke bunu bir ders gibi kabul edebilse.



Elizabeth Opalenik, 2010





In 2000 my mother was diagnosed with cancer.



As I spent those last six weeks in western Pennsylvania with her, I found solace from the hospital by seeking the peaceful vistas of the Amish land so near to my childhood home. My parents raised seven children in our family farmhouse, and as I emptied it of jelly jars and materials for rag rugs, I sought the similarities to my childhood found in the way the Amish still live today. A car accident head injury in the 80′s had left a void in my memory, and these gifts gave me entrée into their community and a glimpse at my past fifty-some years ago.




I started making the images tentatively, knocking on doors, buying their homemade butter, fresh eggs and garden vegetables. I asked about their way of life and respectfully got permission to photograph their things and the farms of which they are proud. Although it is against the belief of this Amish sect to pose for pictures, by my returning with images over these past ten years, a bond of trust has been formed.




They understand the pictures are about searching for my childhood memories and a life gone by. To heal, I needed to find my stories and within their lives, I found my metaphorical roots. They sweetly refer to me as the “English” photographer, and slowly, have invited me in. Once again I encountered the wringer washer squeezing my younger brothers arm and remembered helping my mother scald chickens for plucking and mason jars for canning. Truly all photographs are self- portraits.




The children fascinated me most, as they stood by the cows waiting for the direct squirt of milk, climbed the grape arbor or rode the hay wagon, happily returning to their puppies in a box. These moments struck a cord and once again I was reminded of the power of photography as a visual voice for stories left behind.




As a child, I too spent hours churning butter, following the plow or welcomed others as the neighbors came to help harvest. Water was heated on a coal stove, the clothes were hand-me-downs, toys were homemade and the outhouse was never pleasant. I remembered the claw foot tubs of my childhood, placed in the ground as the animals’ drinking vessels. How I long for one today in my bathroom.




Little has changed over these past ten years of visits. Perhaps the occasional plastic toy in the yard and more colors in their laundry now suspended from the silo. They carry their lunch in igloo coolers and more men work as carpenters outside the home as farming hardships dictate necessity. Through intermediaries they understand the power of the internet which enables them to sell more handmade items. And then they question, is that going too far? Are they also, now moving too fast?




Life is not easy in this devout community with the world infringing on the edges of its youth. For me, the push mower, the homemade swing, roaming the country roads as a child, barefoot and unharmed, is a memory-for them a reality they hope to hold onto.


They live in the midst of progress and all its temptations, still devoid of cars, electricity, and telephones. They live by rules. Monday and Thursday are for laundry, wooden clothespins securing the items billowing in the breeze. It creates a nostalgic sound visually tempting me in its orderly array. There is still only a shared Saturday bath from the hand pump. Sundays are sacred – they are for community and for rest.




These photographic mirrors remind me that even though our cultures are different, we are really the same. If only the world could embrace such a lesson today.



Elizabeth Opalenik, 2010




Çeviri (translation by) : Hasan SÖNMEZ








Elizabeth Opalenik, tüm iyi fotoğrafların hayaller ve düşler arasında bir yerde yatan self-portreden ibaret olduğuna inanan bir fotoğraf sanatçısıdır. İlk zamanlarında reklam ve yazı işleri yapmıştır. Elizabeth, görüntülerine verdiği şiirsel zerafet ve canlılık anlamında çok tutulmuştur. Bugün onun sesi esasında sanatsal fotoğrafçı ve öğrencilerinde merak ve olanaklılığı ortaya çıkarabilen bir aranan eğitimci olarak ortaya çıkıyor.



Elizabeth fotoğrafçılık atölyeleri ile uluslar arası çapta özel olarak ilgileniyor ve Santa Fe Photographic Atölyeleri, Maine Media Atölyeleri, British Guild of Portrait Fotoğrafçıları, National Geographic, Rencontres d’Arles ve diğer organizasyonlarla. F.Holland Day Yaratıcılık ve İyileştirme Merkezindeki antrenörlüğü sayesinde, fotoğrafçılığını kadın kanser hastalarının, içlerindeki iyiliği ve gücü bulmalarını sağlamaları için iyileşme sürecini kolaylaştırmada kullanmıştır. Geçen 20 yılda Provence ve Tuscany’de figürler, seyahat ve alternatif yöntemler üzerine atölyeler düzenledi.


Elizabeth’ in yüreği Oakland California’ daki karanlık odasında Mordançage imajları ve el yapımı resimlerindedir, ama tüm yaratıcı imkanları kullanmak amacıyla uygun zamanlarda sayısal ve geleneksel arasında bir köprü kurar. İmajları, her birimizin yaşama taşıdığı tek tek görüşlerin bir yansıması olduğunu düşünerek, hafızanın geçmişindeki izleri belirleyen basamak taşları olarak kullanır.



Portfolyo ve söyleşileri Zoom, Camera Arts, Black and White dergisi, Silvershotz, Photo District News, Collectors Photography ve Progresso Fotografico’ nin de aralarında olduğu dergilerde ve Life, Gossard Lingerie, Coty Perfume, Michael Good Design, Sea Air Holidays gibi ticari dergilerde de yayımlanmıştır. Ayrıca The Ladies Professional Golf Association ve Nancy Lopez Golf gibi sürekli kampanyalarda yer almıştır.



Elizabeth’ in çalışmaları uluslar arası çapta toplanmış, sergilenmiş ve yayımlanmıştır. Santa Fe’ de Verve Fine Arts, San Francisco ‘ da Gallery 291, David Weinberg Gallery, DeForest online ve Corbis Stock Ajansı tarafından temsil edilmiştir.



Elizabeth’ le yapılan söyleşileri görmek için CameraArts 1999, CameraArts 2006, Silvershotz 2006, B&W Dergisi, ve B&W Dergisine bakabilirsiniz.



Elizabeth son olarak ilk monografı olan Poetic Grac’ i yaptı. “Poetic Grace: Elizabeth Opalenik Fotoğrafları 1979-2007″. www.poeticgrace.com



www.opalenik.com





Elizabeth Opalenik


Elizabeth Opalenik is photographic artist who believes that all good photographs are self portraits that lie somewhere between imagination and dreams. From her earliest days doing advertising and editorial assignments, Elizabeth has been hired for the sense of poetic grace and movement she brings to her images. Today her voice is primarily as a fine art photographer and sought after educator for the sense of wonder and possibility she creates in her students.



Elizabeth privately conducts photography workshops internationally and in partnership with the Santa Fe Photographic Workshops, the Maine Media Workshops, the British Guild of Portrait Photographers, National Geographic Expeditions, The Rencontres d’Arles, and others. With coaching through the F. Holland Day Center for Creativity and Healing, Elizabeth used photography to facilitate the healing process for women with cancer by finding their inner beauty and strength. For the past 20 years she has returned to Provence and Tuscany conducting workshops on the figure, travel and alternative processes.



Elizabeth’s heart is in her Oakland California darkroom working with Mordançage images and hand painting, but she bridges technology, mixing digital and traditional when appropriate to utilize all the creative possibilities. She uses images as stepping stones that trace where the mind has been, believing they reflect the unique vision that each of us carries through life.



Portfolios and interviews of her work have been featured in such magazines as Zoom, Camera Arts, Black and White Magazine, Silvershotz, Photo District News, Collectors Photography and Progresso Fotografico among others. Commercial clients include Life Magazine, Gossard Lingerie, Coty Perfume, Michael Good Design, Sea Air Holidays and ongoing campaigns for The Ladies Professional Golf Association and Nancy Lopez Golf.



Elizabeth’s work is exhibited, collected and published internationally. She is represented by, Verve Fine Arts in Santa Fe, Gallery 291 in San Francisco, David Weinberg Gallery, DeForest online and Corbis Stock Agency



For interviews on Elizabeth see CameraArts 1999, CameraArts 2006, Silvershotz 2006, B&W Magazine, and B&W Magazine.



Elizabeth recently published her first monograph “Poetic Grace: Elizabeth Opalenik Photographs 1979-2007″. www.poeticgrace.com



www.opalenik.com







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Elizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve YolculukElizabeth Opalenik : Eve Yolculuk

Brent Lewin : Filler



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓




FİLLER


ELEPHANTS


Brent Lewin




2007’den beri Tayland’daki Asya fillerinin durumunu belgeliyorum. Bir zamanlar onur ve asalet sembolü, kırsal gelişmenin motoru olan bu gururlu yaratıklar Tayland’ın modern ekonomisinin dışında bırakılmış ve ülkenin ekonomik kalkınmasının başarısızlık ve adaletsizliğinin temsilcisi olmuşlardır.



Bangkok’un kalabalık sokaklarında yer için amaçsızca yarışan bu güzel yaratıkların görüntüsü beni bu konuda daha fazla araştırma yapmaya itti. Niçin onlar bakıcıları ile birlikte sokaklarda dileniyorlar? Neden vahşi doğada değiller? Bu insanları, filleri başkentin göbeğine getirmeye mecbur bırakan ne? Bangkok halkı bu yasadışı aktiviteye nasıl göz yumuyor? Ve Tay halkı, Tay kültürünün diğer tüm kesimlerinde görkemli ve onurlu imajıyla temsil edilen fillerin terk edilmiş vaziyette sokaklarda başıboş gezdiği rahatsız edici görüntüyü nasıl bağdaştırıyor?



Bu alandaki esas işim; yüzyıllardır filleri evcil hayvanlar olarak koruyan ve bölgedeki vahşi filleri yakalama ünvanını gururla taşıyan Isaanlı Gouey Mohouts’ın deneyimlerini öğrenmek. Tay fillerinin ve bakıcılarının durumu, dünyanın pek çok gelişen ülkesinde çeşitli şekillerde oynanan bir öyküdür. Bu bir mücadele öyküsüdür; hızla değişen ekonomik manzaradaki geleneksel kültürel kimlikleri koruma mücadelesi ve gelenek ile modernlik arasındaki mücadele. Bireylerin ölmekte olan bir yaşam tarzını korumak için yaptıkları seçimler ve en değer verdikleri şeylere zarar vermeye başlasa bile solmakta olan bu yaşam tarzını muhafaza etmek için yapacaklarıyla ilgilidir.



Tayland’ın kolektif bilinçdışında hem geçmişte hem de şimdi görkemli bir süs eşyası olarak temsil edilen filler günümüz trajik Tay filleriyle yadsınamaz bir tezatlık oluşturmakta. Fil kavramı Taylandlının zihni dışında Tayland’ın her tarafında gurur ve güç sembolü olarak yer almakta. Çalışmam, açıkça görülen bu toplu inkar ve gerçeklerle uzlaşmaya başlamanın etkileri üstüne yoğunlaşmakta.



Since 2007 I have been documenting the plight of the Asian elephant in Thailand. Once a symbol of honour, dignity and the engine of rural development, many of these once proud creatures have been left on the fringes of Thailand`s modern economy and have come to represent the failures and inequity of the country`s economic development.



It was the sight of these beautiful creatures vying aimlessly for space in the congested streets of Bankok that compelled me to explore this subject further. Why are they begging on the streets with their handlers? Why are they not in the wild? What drives these people to bring elephants into the capital`s downtown core? How can the people of Bangkok turn a bliend eye to this illegal activity? And how to do Thai people reconcile the uncomfortable sight of a wandering street elephant in its derelict state with the honorable and majestic image of the elephant as it is represented in all other facets of Thai culture?



My work in this area is mainly informed by the experience of the Gouey mohouts of Isaan who have been keeping elephants as pets for centuries and proudly hold the title of being the first to capture wild elephants in the region. The plight of the Thai elephants and their caregivers is an narrative that is played out in differents forms in many developing countries accross the world. It is the story of struggle: the struggle to preserve traditional cultural identities in a rapidly changing economic landscape and the struggle between tradition and modernity. It is about the choices individuals make in order to preserve a dying way of life and the lengths people will go to safeguard this fading way of life, even when it begins to harm the very things they hold most valuable.



The elephant represented as the majestic centerpiece in Thailand`s collective unconscious , both past and present, is in undeniable contrast with the current tragic reality of the Thai elephant. The notion of the elephant as symbolic of strength and pride in Thailand is extinct everywhere except in Thai`s minds. My work concentrates on how this is group denials is manifested and the repercussions of falling to come to terms with the reality.




Çeviri (translation by) : Berna AKCAN





































Brent LEWIN Hakkında


Toronto Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldum ve bu yolda devam etmeyi planladım ama ruh ve insan davranışlarını keşfettikten 4 sene sonra kaçıp dünyayı keşfetmeye karar verdim. İki yıl Hindistan ve Güneydoğu Asya’ya gidip çalıştım. Budapeşte’de bir lojistik firmasıyla iş yaptıktan sonra Afganistan Kabil’deki ofislerini yönetmeye gönderildim. Ayrılmadan önce ilk makinemi aldım ve kendimi hemen etrafımda gördüğüm görüntüleri yakalarken buldum. Kabil’de geçirdiğim 6 ay sonrası fotoğrafçılıkta kariyerin peşine düşmeye karar verdim.

Çalışmalarım National Geographic, New York Times, Burn Magazine, Geo, Foto8, Applied Arts, Discovery Channel Magazine, Macleans, Toronto Star, National Post, PDN, American Photo, Utne Reader ve Maissoneuve gibi yayınlarda yer aldı.


About Brent LEWIN


I graduated from the University of Toronto with a degree in Psychology and planned to continue with it but after 4 years of exploring the psyche and human behavior I decided to get out and explore the world. I traveled and worked my way through 2 years in India and Southeast Asia. Soon after landing a job with a logistics company in Budapest I was dispatched to manage their office in Kabul, Afghanistan. Before I left I bought my first camera and soon found myself consumed capturing the images I saw around me. After 6 months in Kabul decided to pursue a carreer in photography.



My work has appeared in publications such as National Geographic, New York Times, Burn Magazine, Geo, Foto8, Applied Arts, Discovery Channel Magazine, Macleans, Toronto Star, National Post, PDN, American Photo, Utne Reader and Maissoneuve.









Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Brent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : FillerBrent Lewin : Filler

Christian Als : Çinli Fabrikaların Hüznü



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



Çinli Fabrikaların Hüznü


China’s Factory Blues


Christian Als




Çin’deki ultra-ucuz işgücü ve kuralsız günler sona erdi. Eskiden pirinç yetiştirilen Pearl River Delta bölgesi, 1980’lerin kapitalist reformlarıyla yeniden dünyanın kalbinin attığı tekstil, spor malzemeleri ve oyuncak ihracat platformu haline getirildi. Guangdong 20 yıl evvel, Asya’daki çoğu üreticinin akın ederek onu Çin’in en iyi ihracatçı ili haline getirdiği ve iç bölgelerden gelen göçmen işçilerin cazibe merkeziydi. Ama 2005’den bu yana ücretler yılda yüzde 14 arttı ve eğilim tersine döndü. Çetin işler, vergi ve bu yıl uygulanan çevre kanunları, giderek artan enerji ve malzeme maliyetleri ile birlikte, diğer illerden gelen tahminen 17 milyon göçmen işçiye iş imkanı sağlayan binlerce fabrikanın deltayı terk etmesine neden oldu. Ekonomi uzmanları birkaç yıl içinde Guangdong’un ihracat fabrikalarının üçte birinin kapanacağını tahmin ediyorlar.



The days of ultra- cheap labor and little regulation in China are gone. The Pearl River Delta, a former rice- growing region remade by 1980’s capitalist reforms into a world-beating export platform for textiles, sporting goods and toys. Twenty years ago Guangdong Province was the place most manufacturers in Asia flocked to, making it China’s top exporting province and a magnet for migrant labor from the hinterland. But since 2005 , wages have risen 14 percent a year , the trend has reversed. Tougher labor, tax and environmental rules implemented this year, combined with spiraling energy and material costs, have driven thousands of factories to quit the delta, who used to employe an estimated 17 million migrant workers from other provinces. Economic experts estimates that more than a third of Guangdong’s export factories could be shuttered within a few years.



Çeviri (translation by) : Berna AKCAN















Ben, Kopenhag kırsalında doğmuş Danimarkalı bir fotoğrafçıyım. Çalışmalarımın çoğu “ilgili fotoğrafçılık” üzerine kuruludur. Dünyadaki sosyal, politik ve ekonomik konulara ilgi duyuyorum. Haiti, Afganistan, Pakistan, Rusya, Çin, Tibet, Kongo, Uganda, Kenya, Gazze, Lübnan, Suriye, Ürdün, Bahreyn, Kazakistan, Letonya ve Hindistan gibi ülkelerde çalıştım. 2006’da Danimarka Gazetecilik Okulu’ndan mezun oldum. Fotoğrafçılığa olan tutkum ve ilgim 90’ların sonlarında 3. Dünya ülkelerine olan yoğun seyahatlerim sonucunda etrafımdakileri belgeleme dürtüsü ile ortaya çıktı. Dünyadaki sosyal ve insani projeleri ele almayı ve zamanla fotografik bir projeye dönebilecek seyahatleri seviyorum. Herşeyden öte, insanları ve fotoğrafçılığı seviyorum.

Çalışmalarım; TIME, The New Yorker, The Sunday Times Magazine, GEO, Stern, Der Spiegel, The Wall Street Journal, L’espresso, D La Repubblica delle donne, Internazionale, El Pais Semanal, Shanghai Daily, De Volkskrant, Artbeat Magazine, Gatsby magazine, K Magazine, Christian Science Monitor, Vision Magazine gibi yayınlarda yer aldı.



2007 Berlingske Tidende’de fotoğrafçı


2006-2007 Daily 24 Timer’da fotoğrafçı


2006 Serbest fotomuhabiri


2006 Berlingske Tidende’de fotoğrafçı


2004–2005 Berlingske Tidende’de staj


2002–2006 Danimarka Gazetecilik Okulu’nda fotomuhabirliği eğitimi


1974 Doğum




I am a Danish photojournalist born in the countryside outside Copenhagen. Most of my work centers on ‘concerned photography’ and I am constantly drawn to social, political and economic issues throughout the world. I have worked in countries like Haiti, Afghanistan, Pakistan, Russia, China, Tibet, DR Congo, Uganda, Kenya, Gaza, Lebanon, Syria, Jordan, Bahrain, Kazakhstan, Latvia and India. In 2006 I graduated from the Danish School of Journalism. My passion and interest in photography developed in the late nineties after extensive travels in third world countries, where I realized the urge to document my surroundings. I love to undertake social and humanitarian projects around the world, and like the journey a photographic project can turn into over time. Most of all I just love people and love photography.



My work has been published in publications such as TIME, The New Yorker, The Sunday Times Magazine, GEO, Stern, Der Spiegel, The Wall Street Journal, L’espresso, D La Repubblica delle donne, Internazionale, El Pais Semanal, Shanghai Daily, De Volkskrant, Artbeat Magazine, Gatsby magazine, K Magazine, Christian Science Monitor, Vision Magazine.



200 Staff photographer at Berlingske Tidende


2006-2007 Staff photographer at the daily 24timer


2006 Freelance photojournalist


2006 Staff photographer at Berlingske Tidende


2004–2005 Internship at Berlingske Tidende


2002–2006 Education in photojournalism at the Danish School of Journalism


1974 Born








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Christian Als : Çinli Fabrikaların HüznüChristian Als : Çinli Fabrikaların HüznüChristian Als : Çinli Fabrikaların HüznüChristian Als : Çinli Fabrikaların HüznüChristian Als : Çinli Fabrikaların HüznüChristian Als : Çinli Fabrikaların HüznüChristian Als : Çinli Fabrikaların HüznüChristian Als : Çinli Fabrikaların HüznüChristian Als : Çinli Fabrikaların HüznüChristian Als : Çinli Fabrikaların Hüznü

Ali İhsan Ökten : Bir Üyelik Sergisine Farklı Bakış Noktaları





BİR ÜYELİK SERGİSİNE FARKLI BAKIŞ NOKTALARI




Not: Bu yazıyı okumadan önce küratörlüğünü Haluk Uygur’un yaptığı “ÇIPLAK AMA DEĞİL” başlıklı çalışmaya bakınız.




AFAD’dan 5 arkadaşım (Bülent Özkan, Erhan Yelekçi, Mehmet emin Arıcı, Murat Tahiroğlu, Reşat Sağbaş) “ÇIPLAK AMA DEĞİL” başlıklı fotoğrafları ile AFAD’a üye oldular. Arkadaşlarımı kutluyorum. Aşağıda bu sergi temelinde ama daha genel olarak değerlendirme notları yazdım. Sergide dikkat çeken noktalar; üyelik sergisi olmasına rağmen çalışmaların Haluk Uygur’un küratörlüğünde tek başlık altında yapılması, fotoğrafların tamamen düşünsel temelli kurgusal ve deneysel olması, bazı izleyiciler tarafından resme benzetilmeleri ve fotoğrafların altında imza olmaması. Serginin küratörlüğünü yapan Haluk Uygur, sergiyi açış konuşmasında fotoğrafların düşüncede çekilmesi gerektiğini yani düşüncenin pratiğe dökülmesinde deklanşöre kimin bastığının önemli olmadığının altını çizmesi ve çok sesli müzik gibi fotoğrafında çok sesli olabileceğini belirtmesi fotoğrafların altında imza olmamasının açıklayıcı notu gibiydi. Bunlar hocamın da belirttiği gibi fotoğrafta bir yenilikti.



Sergiye farklı bakış noktalarından bakıldığında benim çıkardığım sonuçlar şunlardır.








1-RESİM Mİ? FOTOĞRAF MI?



Sergideki fotoğraflara bazı arkadaşların bunlar resim mi? fotoğraf mı? anlayamadım sorusuna yanıtı bu konuda biraz daha bu konunun tarihçesine giderek değerlendirmekte fayda var.



Fotomontaj veya bugünkü tanımlamamızla deneysel veya yaratıcı photoshop uygulamaları veya fotoğrafta manüpilasyon diğer sanatsal uğraşılara göre daha yeni bir uğraşı türü veya uygulamasıdır. Fotoğraf üzerinde değişiklikler yapıldığı günden beri hep tartışma konusu olmuştur. Kabul edenler veya sevenleri kadar karşı çıkanları da çok olmuştur. Ancak bir anlatım aracı olması ve üstlendiği görevler açısından günümüze dek yaşamıştır. İlginç olan bir zamanlar onu reddedenler sonradan kabul etmişlerdir.



Fotomontaj kullanılarak yapılan ilk fotoğraf Oscar Rejlander tarafından 1857 yılında 32 negatifin bir araya getirilmesi ile yapılmıştır. Rejlander’in “Hayatın İki Yüzü” adını verdiği bu çalışma bugünkü photoshop teknikleriyle bile yapılması zor olan türünün en güzel örneklerindendir (1). Fotomontaj çalışmalarına 1910’lu yıllardan sonra daha sık rastlanır olmuştur. Özellikle 1960’lı yıllarda zamanın sanat eleştirmenleri tarafından, görsel sanat olarak kabul edilen fotomontaj, bilinen yaşanılan bir gerçeği etkili bir dille (öncelikle fotoğraf ve yazı dili ile birlikte) anlatması açısından izleyicisini sorunlara veya olaylara karşı aktifleştirmiş ve harekete geçmesini sağlamıştır.


Fotoğrafa resim denmesinin nedenini belki daha da geçmişte aramalıyız. Fotoğraf henüz gelişimini tamamlamadan 1850’li yıllarda, bazıları onun güçlü bir ileti ve anlatım aracı olacağını sezinlemiştir. “Doğrudan fotoğraf” ekolünün savunucuları arasında olan ve daha sonra birkaç kez görüş değiştiren, ilk fotoğraf kuramcıları arasında yer alan, “Naturalist Fotoğraf” kavramının yaratıcısı Peter Henry Emerson, Alfred Stieglitz, Edward Weston, Pictorializm veya Pictoriyal fotoğrafçılık (RESİMSİ FOTOĞRAF) akımının öncülerindendir. Piktoriyal fotoğraf, resmin yüceltilip fotoğrafın aşağılandığı yıllarda, fotoğrafçıların bu yanlış değer yargılarını yıkma eylemi olarak ortaya çıkmıştır (2).


Stieglitz ve arkadaşları, fotoğrafı aşağılayan sanat yazarlarının hepsine fotoğrafın resimden daha değersiz bir uğraş olmadığını piktoryal fotoğraflarla kanıtlamışlardır. Bundan sonra Amerika’da artık hiç kimse “resim sanattır, fotoğraf sanat değildir” demeye cesaret edememiştir. Piktoryal fotoğraf başarıya ulaştıktan sonra; Stieglitz ve arkadaşları, bu çalışmalarına son vermişler sade fotoğrafa geri dönüş yapmışlardır (3). Edward Weston’ında kısa bir süre de olsa aynı tür uygulamaları vardır. Ancak her ikisi de daha sonra bu tarzın fotoğraftan çok resme benzediğini savunarak doğrudan fotoğrafa yönelmişlerdir.


Fotoğrafın sanat olup olmadığı ve fotoğraf-resim arasındaki yüzyıllık tartışmaları fotoğrafın yaratıcılık konusundaki ilk kuramcısı Laszlo Moholy-Nagy, doğru bir yere yerleştirir (2,4). Fotoğrafın diğer grafik sanatlar arasında yerini sağlamlaştıran Moholy’e göre; “Sanatçılarla fotoğrafçıların sürekli tartıştıkları, fotoğrafın sanat olup, olmadığı sorusu yanlış bir sorudur. Fotoğrafın resmin yerini alması söz konusu değildir, önemli olan bugünün resim anlayışıyla fotoğrafın nasıl bir ilişki içinde olduğunu belirlemek ve sanayi devrimi sonucunda oluşan yeni tekniklerin optik yaratımda yeni biçimlerin doğmasına nasıl katkıda bulunduğunu göstermektir. Fotoğrafın kendi yasalarını belirlemesi ile sanat eleştirmenlerinin görüşlerine karşı bağımsızlığını ilan etmiştir. Böylece fotoğraf sayesinde insanlık, çevresini ve kendi varoluşunu yepyeni gözlerle görmeye başlamıştır.” Man Ray ise fotoğraf-resim arasındaki soruna kendince şöyle bir yorumda bulunur. “Fotoğrafını çekemediğim şeylerin resmini yaparım, resmini yapamadığım şeylerinse fotoğrafını çekerim”. Sergideki fotoğraflar kısmen de olsa Man Ray’in görüşüne uymaktadır.


Artık fotoğrafın içine photoshop’da girdiğine göre (Türkçeye çevirirsek aydınlık oda, ışık veya fotoğraf dükkanı) bazı fotoğrafları resimden ayırt etmek mümkün olmuyor. Gerçi önceden beri var olan ışıkla boyama veya fotoğraf boyama teknikleri de bir tür fotoğrafı resimselleştirmek değilmidir? Veya karanlık odada da bunlar yapılmıyor muydu? Kısmen evet diyebiliriz. Ancak insanın karanlıkta yapacağı şeyler sınırlıdır. Aydınlığa geçen insan veya ışığı gören insan yaratıcılığını arttırır. Teknik, yaratıcılığı biçimlendiren, yapıtla bütünleştiren bir uygulama olduğuna göre gelişen teknoloji veya tekniğe de karşı çıkmanın anlamı yoktur. Ancak bu tartışmalar bundan sonrada devam edecektir. Konuya sanatsal ve kültürel anlamda bakılırsa, ‘fotoğraf’ yerine ‘resim’ demek, yapılan işi bir anlamda tam olarak yerine koymamaktır. Bu çalışmalar düşünce üretiminin fotoğrafta olan yansımalarıdır.



2-ÇALIŞMA FOTOĞRAF AKIMLARI ARASINDA NEREYE KONABİLİR?



Çalışma genel olarak doğum-yaşam-ölüm arasındaki zamanı düşünce temelli anlatması, sanatta, bilgide ve teknolojide özgürleşme açısından postmodernist, bir çalışma olarak değerlendirilebilir. Fotoğrafçıların yaptıkları çalışmalar, daha önce çektikleri görüntüleri düşüncelerine göre alımlama yapma ve yeniden yaratı etme şekilleri açısından konuya bütünlük dahilinde yaklaşımları, sayısal yolla imge üretmeleri, biçimsel anlamda konularını işleyişleri, anlatmak istedikleri aktarımlar, yaşadıkları içeriksel dönüşüm gibi kriterler postmodernist sanatın özelliklerini anımsatmaktadır. Bu aynı zamanda bunlar fotoğraf mı? resim mi? sorusunun da cevabı olabilir. Sanat ve fotoğrafta postmodernizmi biraz araştırdığımız zaman konu daha iyi anlamlandırılacaktır.



Öncelikle sanat tarihinin tarihsel gelişim dönemlerini incelemekte fayda vardır. Buna göre sanat tarihini dört döneme ayırabiliriz.




  1. Dönem: Perspektif öncesi (1425’e kadar)-Antik sanat
  2. Dönem: Perspektif çağı (18. yy ortalarına kadar) Rönesans, Rokoko, Barok ve Romantik dönemler. Bilimsel devrim ve aydınlanma
  3. Dönem: Modern Dönem: Sanayi devrimi ve endüstrileşmenin (makinalaşma) gelişimiyle birlikte olan teknik gelişmeler. 1839’da fotoğrafın bulunuşu ve Talbot’un fotoğrafın bir den fazla çoğaltımını sağlamasıyla birlikte gelişen yeniden üretim ve kitle iletişiminin olanaklı duruma gelmesi
  4. Dönem: Postmodern Dönem (1960’lardan günümüze) elektronik teknoloji, bilgisayar aracılığıyla ve sayısal yoldan imge üretimi ve sanal mekan çağı


Postmodernitenin kesin olarak başlangıcı olmasa da, bu sözcüğü ilk kez 19. yüzyılda İngiliz ressam ve eleştirmen John Watkins Chapman’ın kullandığı kabul edilmektedir. Chapman, bugün bizim post-empresyonizm kapsamında değerlendirdiğimiz Cezanne, Seurat, Signac, Van Gogh ve Gauguin gibi sanatçıların biçemlerine topluca postmodern demiştir. İngiliz tarihçi Arnold Toynbee ise bu terimi dönemsel bir bağlamda kullanmıştır. Toynbee’ye göre, modern çağ 1914-1918’deki Birinci Dünya Savaşı ile sona ermiş, bundan sonra post-modern çağa geçilmiştir. Bazı felsefeciler ise Paris öğrenci devrimini sembolik olarak postmodernitenin başlangıcı olarak ele alırlar (5). 1980’lere gelindiğindeyse postmodernite yeni bir durum, dönem ve eğilime işaret eden bir kültür eleştirisi olarak her alana yayılmış duruma gelmiştir. Her ne kadar postmodernite zamansal olarak veya dönemsel olarak moderniteyi izlese de içerik olarak, modernliğe yönelttiği (özellikle yüksek modernliğe) eleştirilerden dolayı bir anti-modern okumadır.


Postmodernizm çağında fotoğrafa baktığımızda o da diğer sanat dallarına benzer bir değişim göstermiştir. Postmodern dönemde işlerin sanat olup olmadığı yanında bunların fotoğraf olup olmadığı da sorgulanıyordu. Modernist düzenin anti – tezi niteliğindeki her şey, birçok fotoğrafçı, eleştirmen ve müze müdürü tarafından dışlanmıştır. Modern fotoğrafın kalelerinden biri olan Uluslararası Fotoğraf Merkezi (ICP) kurucusu Cornell Capa ise “postmodern işlere galerilerin aşırı ilgisi olduğunu ve galerilerin bunları sergiledikçe, insanların da satın aldığını belirtiyor. Eleştirmen Ben Lifeson ise bu konuda “üretilenlerin çabucak bakılıp geçilen cinsten olduğunu, hızlı bir göz gezdirmenin yeterli olabileceğini bu yüzden fotoğrafların birçoğuyla ilişkiye girmenin mümkün olmadığını, best-seller gibi çabuk okunan ve tüketilen şeyler olduğunu belirtiyor. Üstelik bunların şaşırtıcı fiyatla satılması sonucunda “fotoğraf yapanlar” “fotoğraf çekenlerden” daha çok önemseniyordu. Bu postmodern etiketli fotoğraf yaratıcı (creative), deneysel fotoğrafın ilk oluşumlarıydı. Bu konuda postmodern fotoğrafın savunucularından Los Angles Sanat Müzesinin fotoğraf müdürü Kathleen McCarthy Gaus şöyle diyecekti: “Postmodern fotoğraf, formel estetiğe bağlı kalmayarak, onu değişik bir biçimde ağırlamaya niyetli insanlar tarafından fotoğraf camiasının dışında üretilen radikal bir türdür. Son on yılın “sevgilisi” haline gelmesi bundan sonradır. Postmodernizm, bir yandan fotoğrafların boyutlarını devleştirirken, diğer yandan da fiyatlarını hızla arttırdı. 27 yaşındaki fotoğrafçı Starns, 2.4×3.9 metrelik bir foto – kolajını Boston Museum of Fine Arts’a 50,000 dolara satarken, bir başka foto-kolaja ödenen fiyat ise 75,000 dolardı. Buna karşılık, “geleneksel” fotoğraf galerilerinde, tanınmış fotoğrafçıların baskıları 150-2500 dolar arasında değişiyordu (3).



Allan Sekula, fotoğrafik postmodernizmi “sanatçıların son moda öncülüğü” olarak tarif ediyor (6). Sekula, yüksek sanat fotoğrafçılığına karşı işler üreten diğer sanatçılar gibi fotoğrafı ayrıcalıklı bir nesne gibi görmeyi reddediyor, tam tersine fotoğrafı sıradan insan yapımı bir kültürel nesne gibi kullanıyor. Fotoğraflara dili ekleyerek imgeler tarafından sunulan, anlamların ötesine geçiyor, onları ayrıntılandırıyor, güçlendiriyor, tamamlıyor, sağlamlaştırıyor veya onlarla çelişiyor ve onları yıkıp bozuyor. Postmodern çağda her şey dildir ve kurmacadır. Postmodern fotoğrafta dış dünyada yer alan bir göstergenin belirttiği nesne ortadan kalkar, yerine atıfta bulunulan şey kalır. Üretilen yeni şey doğruluk yada yanlışlık kaygısı olmayan bir öykünmedir. Bu tip çalışmalarda fotoğrafçılar düşünsel boyutta anlamlar içeren yeni gerçekler oluşturmuşlardır.



Sergideki fotoğrafların bir kısmına baktığımızda imgelerle fotoğrafın dili oluşturulmaya çalışılmış. Fotoğrafların yüzey görünümlerinden başka üzerlerindeki nesnel gerçekliği ortadan kaldırarak onları öznel bakış açılarıyla parçalamışlar, yeniden birleştirmişler, anlamlandırmışlar, güçlendirmişler. Böylece izleyiciye yeniden oluşan fotoğrafik imgenin düşünceyi aktarmada yeterli olduğunu kabul ettirmeye çalışmışlar. Ancak bu çaba dediğimiz gibi bazı fotoğraflarda olmuş. Bazı fotoğraflarda zorlama olmuş, bazılarında ise anlamı zorlaştırmış. Bazı fotoğraflar ise fotoğrafın sürrealizm yanını ortaya çıkarmış.



3- NASIL BİR ÇALIŞMA; KURGUSAL MI? DENEYSEL Mİ? YARATICI MI? GERÇEK Mİ? BELGESEL Mİ?


Fotoğraf çoğaltım nesnesi olmasından önceki dönemlerde gerçekliği yansıtmadaki değeri tartışılmazken sonraları sanat mı yoksa teknik mi olduğu tartışılmaya başlanmıştır. Fotoğraf tarihinde üç ayrı süreç fotoğraf düşüncesini belirlemiştir. Birinci süreç fotoğrafın gerçeğin kopyalanması, ikincisi fotoğrafın çoğaltılması ve üçüncü süreç bilgisayar teknolojisi ile fotoğraf kavramının dönüşümüdür.



Sanatta kurgu da doğrudan kes-yap tekniğiyle bağlantılıdır. Kurgu, önceden üretilen bu parçaların belli bir bütün için bir araya getirilmesi işidir. Sanat alanında, örneğin bir film de böyle meydana getirilir. Çekilen parçalar, bir bütün oluşturacak şekilde birbirine eklenir, kurgulanır. Bu yöntemlerle oluşturulan bir işteki parçalar, bütüne hizmet etmekle birlikte kendi kimliklerini korurlar ki bu da o işin heterojen (ayrışık, eklektik) olması demektir. Bu yöntemlere başvuran sanatçıların yollarına ne olsa uyar mantığıyla devam ettikleri söylenebilir. Bu kimine göre ilkesizlik, kimine göreyse bunalımdan çıkış yoludur.


Genel olarak kabul edilen görüş postmodern sanatta herkesin dünyayı görüntü olarak gördüğü, görüntüden başka bir şey bilmedikleri ve bu görüntülerin “yapma” olduğu ve her şeyin çok çabuk tüketildiği yönündedir. Buradaki “yapma” sözünden kurgu olduğunu anlamakta fayda var. Her ne kadar bazıları tarafından kabul edilmese de artık belgesel (veya gerçekçi) fotoğrafın da bir çeşit kurgu olduğuna inanılıyor. “Her ne kadar gerçekçi iddialarla çekilmiş olsa da, fotoğrafların, gerçeğin belgesi veya kopyası değil sadece yorumu olabileceği” fikri ise postmodernistlere ait bir şey değil. Postmodernistler, bu fikri daha didaktik bir şekle sokarak kendilerine mal etmişlerdir (3).


Sontag ise “kurgu” ile “belgesel” arasındaki ezeli rekabet için “Gerçekçiliğin, fotoğrafın özü olduğunda ısrar etmek, “foto – belgelerin” piktoryal fotoğraflardan daha üstün olduğunu göstermez (3). Fotoğrafın gerçekçilikle olan ilişkisi, konuya “istediği gibi” yaklaşmasını sağlar. Bazen, epey dar olarak “fotoğrafik gerçekçilik” dünyaya benzeyen ve bize onun hakkında bilgi veren şekiller olarak tanımlanır. Daha geniş olarak da, resme yüzyıldan fazladır ilham veren gerçeğin şüpheli taklidinin tersine, fotoğrafik gerçekçilik, “gerçekten” karşımızda olanı değil karşımızdakinden “gerçekten” ne algıladığımızdır.


Fotoğraf ilk icat edildiği yıllarda görüntünün gerçeği gösterdiğine inanılıyordu. 1855’lerde bir sanat akımı olarak “Gerçekçilik” sanat bir tarafa fotoğrafın gerçeğin kopyası iddiasındaydı. Daha sonra Talbot’un negatifi keşfetmesi ile fotoğraf, güzel sanatların diğer ürünlerinden farklı olarak birden fazla üretilir hale geldi. Günümüz fotoğraf sanatında ise birçok eserin kaynağını kendisinden önceki fotoğraf ya da sanatsal başka üretimlere dayandırması, hatta geçmişteki çalışmaları aynen kopyalaması kabul gören bir yaklaşım olmuştur. Modern bakış açısından farklı olarak, postmodern dönemin fotoğraf ürünleri biricikliğin ve orijinal olmanın yüceltilmesiyle değil, simülasyon, -mış gibi yapma, kurmaca gibi kavramlar eşliğinde gerçekliğin yeniden üretilmesiyle varlığını göstermektedir (3).



Fotoğraf bu noktada fotoğrafın gerçekliği birebir, tam ve eksiksiz temsil ettiği varsayımına dayanan ve fotoğrafik imgenin bilgiyi aktarmada yeterli olduğunu, dile yalnızca ikincil anlamda ve sözlü olarak ihtiyaç duyduğunu farz eden “geleneksel belgesel fotoğraf”tan ayrılıyor. Geleneksel belgesel fotoğrafta izleyici dünyaya dair nesnel bilgiyi fotoğraf aracılığıyla alan bir özne olduğuna inanır. Başka bir geleneksel varsayımda fotoğrafın şeffaf olduğu ve kolayca algılandığıdır. Postmodernizm geleneksel belgeselciliğin bu varsayımlarını naif bularak reddeder (7).


Bullock’a göre “fotograflar, eşyanın nasıl olması gerektiği konusundaki hissiyatımızın, gördüklerimizin, düşündüklerimizin sembolleridir, fakat eşyanın kendisi değildir” (8). Her ne kadar sanatını ve makineyle çalışma felsefesini analiz etmek için epey vakit harcadıysa da yaratıcı eylemin kendisi “benimle fotoğrafını çektiğim nesne arasındaki yoğun, dolaysız ve bire bir ilişkiden doğar. Bir fotoğrafta fiziksel dünyanın yüzeyindeki gerçeğine ait bir duygu uyandırmakla kalmayıp bu yüzeyin altındaki görünmez ve gizemli varoluşun da gerçeğini hissettirebiliyorsam başarılı olduğumu düşünürüm” demiştir.


Postmodern dönemde, parçalanan ve yeniden bir araya getirilen gerçek, aslına sadık kalmaya çalışılarak yansıtılan değil, yaşanılan, duyulan, üzerinde düşünülen bir kavram olmuştur. Beş üyenin çalışmasına baktığımızda iç gözleme dayanılarak oluşturulan dış gözlem birbirinden ayrı sahneler içinde kavranabilir olmuştur. Bu bağlamda fotoğraf sanatında aktarılmak istenen gerçekliği, hayal gücü ile tamamlamak, parçada bütünü yakalamak, görüşte gerçeği bulmak, hayattan alınan herhangi bir sahnede hayatın sonsuzluğunu yaşamak ve yaşatmak mümkün olmuştur. Aslında fotoğrafik görüntünün gerçekliği yansıttığı düşüncesi, fotoğrafçılığın önemli bir unsuru olan, daima fotoğrafın çerçevenin dışında var olanların gösterildiği şeylere benzer bir şey olan bir göndergenin olduğu inancına dayandırılmaktadır.




4-ESERLERE İSİM YAZMAMAK:


Modernliğin kimliği bağlayıcı ve sağlamlaştırıcı gücünün karşısında postmodernizm bireyleri kimliksizleşme sürecine sokabilecek yeni bir gücü göstermiştir. Postmodern dönemde fotoğraf sanatçıları, kendi kimliklerini maskeleyerek, kimliksizleşme ve gizlenme kavramları dahilinde çalışmalar üretmiş, çalışmalarında kendi bedenlerini başka kişi ya da sanat eserlerine dönüştürmüşlerdir. Harvey’e göre, maskeleme ve gizleme edimi, mekansal parçalanma ve yabancılaşmış bireyciliğe bağlanmaktadır (9).



İnsanın yalnızlaşması, çevresine ve kendisine yabancılaşması, son 50-60 yıldır iletişim teknolojilerindeki gelişmeyle birlikte kaçınılmaz olmuştur. Anlamakta güçlük çektiği bir dünyayla kendini özdeşleştirmekte zorlanan, ona yabancılaşan insan, yabancılaşmayı sanatsal boyuta taşımakta, onu bir kurgu tekniğine dönüştürmektedir (9). Günümüzde postmodern toplumda bireysellik ve yalnızlık kendini geliştirme, anlamlı bir var olma çabası olmaktan çıkmış, şizofrenik bir hal almıştır. Fotoğraftaki şizofrenik durum ise gerçekle kurgunun bölünmesi veya iç içe geçmesi şeklinde karşımıza çıkmaktadır.



Buradaki çalışmada eserlere isim yazmama kişilerin kendilerini gizleme, kimliksizleşme olarak değerlendirilebileceği gibi tek bir kimlik halinde bütünselliğe sahip olma çabası da olabilir. Burada kimliksizleşme dediğimiz olay bireysel olarak bizim kimliğimiz önemli değil düşüncelerimiz, yapıtlarımız dahilinde yeni bir kimlikle karşınızdayız sonucunu da çıkarmaktadır. Yine çalışma temelinde beş kişinin aynı konu üzerinde farklı duygu ve düşüncelerle bir araya gelmeleri, kendilerini bu şekilde var etmeye çalışmaları, belki de kendilerinin bu şekilde farklı bir tarz yaratmaya çalışmaları ve gerçekle kurgunun iç içe geçirilmesi sonucunda oluşturulan bazı fotoğraflarda şizofrenik bir durum yaratmaktadır. Burada küratör Haluk Uygur’un fotoğrafta yeni bir yaklaşım tarzı olarak değerlendirilebilecek “fotoğrafta çok seslilik” yani “fotoğrafta düşünce önemlidir” görüşünün hakim olduğu bir yapılanma içinde olduğunun göstergesidir. Burada ikinci olarak vurgulanmak istenen deklanşöre kimin bastığının önemli olmadığıdır. Küratörün amacı burada fotoğrafçıdan daha çok fotoğrafa yeni bir kimlik arayışıdır.




5-MEKANİK ÜRETİM ÇAĞINDA YENİDEN YARATI:



Fotoğrafa postmodernist bakışı ilk ele alanlardan biri Walter Benjamin’dir (10). Benjamin, “Mekanik Yeniden Üretim Çağında Sanat Eseri” ve “Fotoğrafın Kısa Tarihi” makalelerinde fotoğrafın resimden farklı olarak sonsuzca yeniden üretilebilir olmasına vurgu yapmıştır. Modernistler imgeyi desteklerken, Benjamin mekanik yeniden üretim çağında imgenin kitlesel olarak üretilmesi olanağını ortaya koymuştur. Eleştirmen Woodward, Benjamin’in düşüncesine destek olarak fotoğrafın postmodernist pratiğe en büyük katkısının reprodüksiyon olduğunu söyler. “bir resimden farklı olarak fotoğraf sonsuz kere üretilebilir. Ayrıca fotoğraf çok rahat büyütülebilir, küçültülebilir, bulanıklaştırılabilir, gazete, kitap, dergide kullanılabilir.


Yaşadığımız sürecin fotoğraf ürünleri çoğunlukla gerçekliğin ve var olan yapıtların, yeniden üretiminin izlerini taşımaktadır. Modernizme kadar örtük olarak ilerleyen bu süreç, postmodern görüntülerde açık bir ifadeye dönüşmüş ve fotoğrafların hangisinin asıl hangisinin ikincil olduğu sorusu anlamını yitirmiştir (3).


Çalışma orijinal halinden alınan görüntülerin yeni bir teknikle yeniden üretilmesi olarak ele alındığında fotoğrafların hangisinin asıl hangisinin ikincil olduğunun önemli olmadığının altını çizmesi açısından önemlidir.



6-FOTOĞRAFLARI NASIL OKUMALI? İZLEYİCİ NE ANLIYOR?


Sanat yapıtlarının sınırlandırılması, akımlara ayrılması, teknik yönden eleştirilip değerlendirilmesi, modernist yaklaşımın bir özelliği olarak dikkat çekerken, postmodern yaklaşımın özelliği, sanatçıyı ya da yapıtı ortaya çıkarmaktan çok izleyiciyi ön plana almaktır. Postmodern dönemde, fotoğrafçının ne anlatmak istediğinden çok izleyicinin görüntülerden ne anladığı önem kazanmaktadır. Çoğunlukla, ortada anlatılmak istenilen tek bir anlam yoktur. Her izleyici kendi deneyimlerine göre görüntülerden farklı ve göreceli bir anlam çıkarmakta özgür davranmalıdır. Yani, her postmodern izleyici, gezdiği sergiyi zihninde farklı bir şekilde anlamlandırabilmekte serbest olmalıdır.


Postmodernistler fotoğraflar dahil her şeyi bir metin olarak görür ve tüm metinlerin eleştirel olarak okunmalarını isterler. Postmodernistlerin metin kavramı modernistlerin yapıt kavramından farklıdır. Yapıt tekildir, o da eseri üretenin sesidir. Buna karşılık postmodernist bir metin, veya bir eser hiçbir edebiyat parçasının ya da bir sanat eserinin özgür ve benzersiz bir bireyin ürünü olmadığını onun yerine pek çok sesin konuştuğu, harmanlandığı ve çarpıştığı, sürekli bir değiş tokuşun gerçekleştiği bir yazışma ve alıntılama sahasının varlığını ima eder. Postmodernistler için bir metnin pek çok okuması yorumu yapılması gereken arzulanan bir şeydir. Okumak “üretken bir etkinliktir, o açıdan tüketim değil üretim olarak değerlendirilmelidir (11).



Günümüzde, postmodern bir metin olan fotoğrafta neyin anlatıldığı değil, metinlerin nasıl anlatıldığı/kurgulandığı önem kazanmıştır. Dolayısıyla bu yeni anlayış gereği, sanatçı, bir fotoğrafı sadece kurgulamakla kalmamakta, aynı zamanda nasıl kurguladığı konusunu ele alıp, onu ikinci bir düzlemde, yeniden anlatmaktadır. Fotoğraflarda, gerçek anlamda doğal olan daha önceden oluşturulmuş sanat ürünlerinden oluşan bir metinler arasılığa dönüşmektedir. Postmodernizm, toplumsal gerçekliği, parçalara bölünmüş metinler olarak sunmakta ve nesnel gerçekliğin yerine metinler arasılık kavramını koymaktadır.



Eserler nasıl kişisel bir orijinallik gösterebileceğini ve duyularımızla algıladığımız görsel dünyanın fiziksel engellerini nasıl aşabileceğimiz konusunda bize fikir verebilmelidir. Görüntülerimizin ne ifade etmesi gerektiği konusunda herhangi bir peşin hükmün tutsağı olmamalıyız. Orijinallik ve yaratıcı süreç hala inanabileceğimiz fikirlerdir. Günümüzde fotoğrafları, “insanın algılama ve görme duyusunu geliştirdiği düzeyde gerçektir” mantığıyla okumalıyız.



Sergideki çalışmalar fotoğraflara eleştirel bakmamızı sağlıyor. Zaten küratör konuyu belirlerken ve fotoğrafları sunuma hazırlarken her bir fotoğraf karşısında izleyicinin şaşırmasını, düşünmesini, ne anladığını çözümlemesini yani bir okuma yapması gerektiğini izleyicinin algısına ve özgür düşüncesine bırakmıştır.




7- KÜRATÖRLÜK:



Küratör, kelime anlamı olarak (Latince: curatus, İngilizce: curato) bir müze, galeri, arşiv veya kütüphane koleksiyonunun yöneticisi demektir. Anglo-Sakson dünyasının sergi yapımcılarına verdiği isim olmakla birlikte Fransızca´dan alınan bir kelime olarak kullanılan “sergi komiseri” ile aynı anlama gelmektedir. Çağdaş sanat anlamında küratör, sergi düzenleyicisi veya sergi yapıcısı anlamında kullanılır (12).



Yaşadığımız çağda ve günümüz sanat ortamı içinde küratörlük kavramı kaçınılmazdır. Orhan Cem Çetin’e göre küratörlük kavramı şöyledir; “”¦ideal olarak ben küratörün de adeta orkestra şefi gibi, bir yorumcu, hata kimi zaman bir sanatçı gibi davrandığını, davranması gerektiğini düşünüyorum. Nasıl ki sanatçı söyleyecek bir sözü olmadan, hayatı, varoluşu yorumlamadan derinlikli bir iş yapamazsa, aynısı küratör için de geçerlidir.” ”¦“Bir sürü makine parçasını, dişlileri, yayları, milleri, cıvata ve somunları ortalığa yığabilirsiniz. Bu pek bir işe yaramaz. Ama küratör bunları yaratıcı bir biçimde eklemleyip birleştirerek diyelim ki bir bisiklet haline getirebilir. Bu herkes için daha büyük bir değerdir (12). Küratörlüğü bir nevi yayın editörlüğüne benzetebiliriz. Bir yayın için editör ne anlama gelir ise, bir sergi için de küratör o anlama gelecektir. En önemli konu küratör çalışmanın hangi aşamasında aktif hangi aşamasında pasif bir tutum sergileyecektir. Kendi düşüncesini doğrudan diğer sanatçılara yansıtması onların düşünce özgürlüğüne bir müdahale olarak ele alınabilir. Küratörlük sadece bir sergi düzenleyicisi olmamalı aynı zamanda eserin sunumu, tanıtımı, sanat için hoş bir tanım olmasa da pazara ulaşmasını sağlamalıdır. Bu yanlış anlaşılmamalıdır. Küratör, sunum, sergileme, pazarlama gibi ikincil süreci üstlenerek adeta sanatçının zamanının çalınmasını engelleyecek ve o’nun sadece yaratım sürecinde kalmasını sağlayacak, önerileriyle sanatçının çabalarına destek olacak niteliklere sahip olması gerektiğine vurgu yapar.



Küratörlerin yaptıkları iş hiçbir zaman teknik bir iş değil aynı zamanda entelektüel bir iştir. Sanatçının söylemi dışında, küratörün de sergide bir söylemi olmalıdır. Sanat tarihi ve sanat felsefesi konusunda çok bilgili olmalı, sanat dünyasını yakından izlemeli, sanatın bütün disiplinlerine dair bilgi birikimi (disiplinlerarası veya multidisipliner) olmalıdır. Süreç içinde oluşabilecek polemikleri çözebilmeli, sanata dinamizm ve rekabet üreten bir bakış açısıyla bakmalıdır. Küratör aynı zamanda yeni isimler keşfedip sanat dünyasına kazandıracak gayret içinde olmalıdır.



Bugüne kadar küratörler ya tek bir sanatçının sergi yapıcısı olarak veya farklı sanatçıların farklı çalışmalarını kendi bakış açısına ve sanatsal anlayışına göre düzenlemiştir. Beş ayrı kişinin tek bir konu başlığı altında çalışması bütünlük sağlaması açısından ancak bir küratör tarafından gerçekleştirilebilir. Serginin küratörlüğünü üstlenen Haluk Uygur, burada farklı kişilerle çalışmanın zorluğunu ancak konuya hakim olan sanatsal bakış açısıyla sağlamıştır. Kendi düşüncesindeki fotoğraflarla önüne gelen fotoğraflar arasında bir seçim yapmış her iki taraf açısından sergi bütünlüğü açısından olumluluk olanları almıştır. Küratör çalışmanın başlangıcından oluşturulan eserlerin sergilenme sürecine kadar müdahil olarak başarılı bir serginin ortaya çıkmasına neden olmuştur.




8-SERGİ İÇERİĞİ OLARAK ÇIPLAKLIK:


Sanatta her zaman aykırı bakışlar bulmak mümkündür. Cinsellik ve çıplaklık her boyutuyla edebiyat ve sinema başta olmak üzere fotoğrafta da sonuna kadar kullanılmış ve artık neredeyse yaratıcı sınırlarını tüketmiştir. Çalışmanın küratörlüğünü yapan Haluk Uygur ve fotoğrafçılar cinsellik haricinde çıplaklıktan ne anladıklarını yaratıcılıklarını kullanarak anlatmak istemişlerdir. Burada çıplaklığı aykırı biçimde, farklı bir bakış açısıyla sadece bedensel çıplaklığı değil, düşünsel, çevresel, yaşamsal anlamda aslında ne kadar çıplak olduğumuzu ancak bunun farkında olmadığımızı anlatan fotoğraflar bulacaksınız.


Sergide çıplaklık sözlük anlamı haricinde her yönüyle değerlendirilmiş. Yaşamın başlangıcından ölümden sonraki süreçte dahil olmak üzere çıplaklık bazı fotoğraflarda erotik veya pornografik çağrışımlar yapsa da bunlar sadece imgelerle anlatıldığı için hiçbirinde çıplaklığı göremiyoruz. En önemli nokta çıplaklık denince akla kadın gelirken sergide böyle bir nesnenin olmaması çıplak kelimesine farklı bir anlam yüklediklerinin göstergesidir. Bunu yaparken bazı fotoğraflar son derece detaylı, bazıları karmaşık kurgusal durumlarla sergilenirken bazıların da ince eleştirel ve mizah duygusunun hakim olduğu görülür. Konu başlığı olan çıplaklık serginin birkaç fotoğrafında cinsel olmayan anlamda tahrik edici bir özellikte taşımaktadır.



Aslında erotizm veya çıplaklık doğrudan doğanın kendi içinde mevcuttur. Daha doğrusu doğa, erotizmle iç içe olan büyük bir ortamdır. Erotizm, doğal yaşamın ruhsal, psikolojik, tinsel, etik ve biyolojik açıdan vazgeçilmez değeridir. Bu yüzden fotoğraf, cinselliğin etik sorgulamalara malzeme olmasında birinci derece etkili olmuş bir sanattır. Sergilemede bazı fotoğraflar direk olarak çıplaklığın doğadan geldiğinin ve doğaya öyle dönüldüğünün bir yansıması olarak görülebilir. Burada üzerimizdeki ten doğanın bizi örttüğü veya çıplaklığımızı örten bir örtümüdür sorusu akla gelebilir. İnsanlar, tenin de bir giysi olduğunu -erotik giysi- sanatla beraber keşfetmiştir. Birçok güzel nü fotoğraf, çıplaklığın ne denli insana ait doğal bir durum olduğunu söyler. Estetik biçimlerle sunulduğunda, çıplak ten, fotoğraflarda hiçbir şekilde bir yabancılaşmaya denk düşmez! (13). Ancak çıplaklık sanatta en fazla tartışılan bir konu olmuştur. Erotizm veya pornografi estetik ve güzellikle buluştuğunda sanat, yalnız başına kaldığında cinsellik olarak anılır. Ancak günümüzde kapitalizmin özellikle kadın bedenini “idol” nesnesi haline getirilmesi insan bedenini sömürünün bir parçası haline getirmiştir. Ne yazık ki fotoğraflar da günümüzde bedeni kapitalizmin ‘idol’ nesnesi haline getirmiş, bu da insan bedeninin, özellikle çıplak tenin sömürünün bir parçası olmasına neden olmuştur. Bu yüzden çıplaklık veya çıplak ten bir mal ve para olarak değerlendirildiği için ve daha fazla para etmesi için örtünmelidir. Çünkü ten kapatılıp açık bırakıldığı ölçüde değer kazanacaktır.



Çıplaklık, tek başına hiçbir ideolojiyi yansıtmaz (13). Çıplaklığı bedensel olarak ele alırsak çıplak bedenin ideolojisi, bedenin kendi özgürlüğüdür. Çünkü beden her zaman en doğal olandır ve doğal olanın ideolojisi de doğal olarak doğallıktır. Biz doğallığı onun üzerini örterek bozarız. Bu sadece çıplak ten için geçerli olmayıp düşünsel anlamdaki her şey için geçerlidir. Çıplaklığın tarihsel sürecine baktığımızda cinsel çekicilikten çok, birtakım yasaklar ve örtünmeyle ilişkilendirdiği görülür. Buradan doğal olarak çıplak olarak geldiğimiz dünyada neden örtünürüz sorusu akla gelir. Burada ki örtünme sadece teni örtmemidir. Yoksa düşünceyi, bilgiyi, yaşamı, özgürlüğü, eşitliğin üzerini örtmemidir. Yoksa çıplaklık bir tür korunmasızlık olup her şeyden yukarıda saydıklarımızda olmak üzere onları korumak mıdır?



Çıplaklığı sanatsal ve sadece çıplak olarak ele alırsak giyinik olmamayı, açıklığı, doğallığı, ilkelliği ifade ederken, sanatsal-çıplak bir düşünsel kurnazlığı ifade eder (14). Erotiklik ise büyük ölçüde fotoğrafa bakanın gözünde değil mi? Kimine erotik gözüken bir et parçası resmi, bir diğerinde ancak anatomi bilimiyle ilgili meraklar uyandırabilir. Sergideki prezervatifli fotoğrafa baktığımızda çıplaklığı, erotizmi hatta pornografiyi bir giysi nesnesi olarak anlatmaktadır. Fotoğraf erotik, pornografik olsa bile çıplak değildir. Bu bir düşünsel kurnazlığın ifadesidir.



Sergi bize doğarken de öldükten sonrada çıplak olduğumuzu vurgularken insanoğlunun doğduktan hemen sonra ve öldükten hemen sonra tekrar örtündürülmesi doğaya ters bir davranış olarak algılanabilir. Sergi bize belki de şu soruyu sormaktadır. Biz çıplak dendiğinde neyi algılıyoruz. Fotoğrafları bağımsız objeler gördüğümüz zaman kadın vücudunu çıplak olarak konu almakta bir sakınca olmayabilir. Ancak çıplaklığı bağımsız obje olarak ele aldığımız zaman fikirlerimizi anlatabilmek için çeşitli soyutlamalar yapabiliriz. Sergide gördüklerimizi düşüncedeki çıplaklığın fotoğrafik yansımaları olarak okuyabiliriz.



Ali İhsan ÖKTEN




KAYNAKLAR:


1-Ali İhsan ÖKTEN. Bir Siyasal Propaganda Aracı Olarak Fotoğraf-2; Fotoğrafta Yaratı ve Manipülasyonun Ustası: John Hertfield. www.fotoritim.com


2-Ali İhsan ÖKTEN. Neden Fotoğrafa Resim Deriz? www.fotoritim.com


3-Güntekin ONAN. Ve Postmodern. www. www.fotografya.gen.tr


4-Gisele FREUND. Fotoğraf ve Toplum. Sel Yayıncılık.2007, sayfa 175


5-Mehmet YILMAZ. Postmodernizm ve Sanat. www.my.opera.com


6-Terry Barrett. Fotoğrafı Eleştirmek. Hayalbaz Kitaplığı. 2009, sayfa 221


7- Terry Barrett. Fotoğrafı Eleştirmek. Hayalbaz Kitaplığı. 2009, sayfa 222


8-Emrehan ZEYBEKOĞLU. Postmodernizm ve Geleneksel Fotografçılığın Geleceği. www.belgeselfotograf.com


9-Zühal ÖZEL. Postmodern Dönem Fotoğraf Sanatında Kendine Mal Etme. www.fotografya.gen.tr


10- Walter BENJAMIN. Cogito. Walter Benjamin özel sayısı. 2000 sayı 52


11-Terry BARRETT. Fotoğrafı Eleştirmek. Hayalbaz Kitaplığı. 2009, sayfa 213-214


12-Tekin ERTUĞ. Küratörlük. e-panel değerlendirme yazısı. www.fotoritim.com


13-Çerkes KARADAĞ. Ten Bir Giysidir. www.fotoğrafya.gen.tr


14-Nazif TOPÇUOĞLU. Erotik Olmayan Çıplak, Yeni Baştan. . www.fotoğrafya.gen.tr




FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :

Ali İhsan Ökten : Dinin Sanat Üzerine Etkisi
Ali İhsan Ökten : Görme, Görsel Algılama ve Fotoğraf
Ali İhsan Ökten : Sanatta Biçim ve İçerik

Ali İhsan Ökten : Fotoğraf Neyi Değiştirir : Fotoğraf Tarihinden Gerçek Öyküler 2
Ali İhsan Ökten : Fotoğraf Neyi Değiştirir : Fotoğraf Tarihinden Gerçek Öyküler 1
Ali İhsan Ökten : Sanat, Psikoloji, Fotoğraf, Fotoğrafçı ve Yüzleşme
Ali İhsan Ökten : Bir Siyasal Propaganda Aracı Olarak Fotoğraf 2
Ali İhsan Ökten : Bir Siyasal Propaganda Aracı Olarak Fotoğraf
Ali İhsan Ökten : Fotoğraf Yazıları : Işık ve Gölge
Ali İhsan Ökten : Fotoğraf Yazıları : Fotoğrafta Zaman
Ali İhsan Ökten : Fotoğraf Yazıları : Fotoğrafın Eleştirel Gücü
Ali İhsan Ökten : Fotoğraf Yazıları : Şiire Yansıyan Fotoğraf
Ali İhsan Ökten : Fotoğraf Yazıları : Sanatta Benzeşimler
Ali İhsan Ökten : Fotoğrafta Tartışmalar Hiç Biter mi
Ali İhsan Ökten : Fotoğrafçının Deklanşöre Basarken Ki Ruh Hali
Ali İhsan Ökten : Neden Fotoğrafa Resim Deriz
Ali İhsan Ökten : Fotoğrafçı, Fotoğraf, Gerçeklik ve Vicdan Meseleleri Üzerine
Ali İhsan Ökten : Fotoğraf, Metin Kültüründen Görüntü Kültürüne
Ali İhsan Ökten : Darwin ve Oscar G. Rejlander
Ali İhsan Ökten : Sanat, Sanatçı, Estetik, Güzellik ve Fotoğraf Üzerine






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Rhiannon Adam : Polaroid



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓




Ben, nesnel ve öznel, gerçek hayat ve anılar arasındaki diyaloglar ile ilgilenen deneysel bir fotoğrafçıyım.



Deklanşöre basıldığı andan sonra, gözümle seçtiğimin filmin sonunda da göründüğü, düzenlemenin olmadığı Polaroid fotoğrafçılığı görsel yaratmanın en yalın formudur. Polaroid bize her bir fotoğraf karesinin tekrar yaratılamayan özgün, içsel değerini öğretir. Polaroid filmin ruhani ve kusursuz olmayan özellikleri, nostalji, bellek ve geçen zamana dair duyguları hatırlatır. An fotoğrafçılığı resim ve fotoğraf arasında bir sınır gibidir, her resim tek ve gerçek nüshadır.



Bazen yapışkan yapraklı Polaroidlerin köşelerine, kururken toz veya kum yapışır, ya da bir parmak izi kalmıştır. Bu bir insanın, mekanın ya da zamanın fiziksel yadigarı, hatırası- bir anının portresidir. Eğer soğuk bir günde fotoğraf çekimi yapmış isem, fotoğrafta biraz renk kayması olur, eğer hava rüzgarlıysa kimyasallar ayrışabilir. Tüm bu özellikler her bir Polaroidi, elinizin içinde tutabildiğiniz bir an deneyimi olarak vücuda getirir. Fotoğraf çekildiği yerde, zamanın bir parçası haline geliyor. Onun var oluş biçimi çoğunlukla bir sohbeti aralıyor, fotoğraf çekmek interaktif bir durum halini alıyor.



Fotoğraflarım, belli bir andaki ışık ve film arasındaki simyanın değerini düşürebilecek her türlü post production – sonradan düzenlemeden uzaktır. Polaroid fotoğrafın fotoğrafçı üzerinde sabit kadraj, kesin bir ölçü ve birkaç teknolojik sınır gibi belirli dayatmaları vardır. Sonuç olarak karanlık oda ve Photoshop düzenlemelerinden uzak olan bir Polaroid karesi, belli bir zaman diliminde, fotoğrafçının çevresiyle olan etkileşiminin bir hatırası haline gelir.




Fotoğraflarım, bana göre önemli olaylar, mekanlar, belli bir zamanda bana önemli görünen insanlar, tam da olduğu gibi hatırlamak istediğim anlar üzerine odaklanmıştır. Polaroidlerim çevremdeki dünya ile kurduğum iletişimi sağlamlaştıran bir yol, gezdiğim yerler ve zamanlara ait birer hatıradırlar. Hatırlamak için dürtülerimle fotoğraf çekerim, ve kaybolmaya yüz tutmuş anılarımı geri getirebilmek için gittiğim yerlere tekrar giderim. Kusurlar ve düzensizliklerle dolu Polaroid fotoğraflar birikimim, benim kişisel tarihim haline dönüştü.




Polaroid beni karmaşadan uzak tutuyor, fotoğrafı, fotoğraf makinasında yaratmaya konsantre olmamı sağlıyor. Başlıca hedefim, izleyici ile fotoğraf arasında dürüst bir diyalog yaratmak. Ben ne gördüysem siz de onu görürsünüz. Polaroid kullanarak fotoğrafların doğruluğunu kanıtlıyor, izleyiciye herşeyin aslında nasıl olduğunu gösteriyorum, “kamera asla yalan söylemez” fikrini diriltiyorum.



Çektiğim her fotoğraf çekildiği yerle sonsuza dek bağlantılıdır, Polaroid çekildiği yerin peyzajının bir parçası haline geliyor. Polaroid çekim sürecinin kolaylığı bana, daha karmaşık bir fotografik süreçteki daha mesafeli bir gözlemci olmak yerine, bulunduğum yerle daha yakın bir ilişki kurmama fırsat veriyor. Bu çekimini yaptığım ve sergiler yolu ile izleyicilere taşımak istediğim konu ile aramdaki özel bir ilişkidir.


I am an experimental photographer concerned with dialogues between objective and subjective experience, real life and memory.



Instant photography is the purest form of image making- there is no editing after the shutter is pressed- what I select in the eyepiece is what ends up on the film. Polaroid teaches us that the image is precious, it cannot be recreated – each one is unique, each one has an intrinsic value. The ethereal and imperfect qualities of Polaroid film echo a sense of nostalgia, of memory, of time passing. Instant photography is the frontier between painting and photography, each picture is an edition of one, an original.



Sometimes a peel-apart Polaroid collects dust or sand in the corners as it dries, or it could play host to a sweaty thumbprint. It is a physical relic, or souvenir of a person, place or time – a portrait of a moment. If I shoot an image on a cold day, the picture will experience some colour shift, if it was a windy day, the chemicals may separate. It is these attributes that build each Polaroid into a memory of an experience – one that you can hold in the palm of your hand. The picture becomes a part of the time where it was taken. Its very presence often provokes a conversation, shooting the picture becomes an interactive event.



My images avoid any kind of post production that would devalue the alchemy between light and film at a set moment in time. Polaroid photography imposes certain strictures upon the photographer – an unmovable frame, a fixed dimension, and several technological limitations. A Polaroid image thus escapes darkroom editing, or PhotoShop and becomes an authentic souvenir of a photographer’s reaction to his or her environment at a given time.



My images centre on personally significant events, places, of people significant to me at a fixed point in time, of moments that I need to remember as they were. My Polaroids are souvenirs of places visited and times spent, a way of cementing my relationship to the world around me. I shoot compulsively, to remember, and I often travel to places I had once visited to bring memories back from near extinction. My collection of Polaroid images has become my own personal history, filled with flaws and irregularities.



Polaroid allows me the freedom from complication, allowing me to concentrate on creating the image in camera. My ultimate aim is to create an honest dialogue between viewer and photographer. What I see is what you see. By using Polaroid, I am able to authenticate the images, proving to the audience that this image is indeed how things were, resurrecting the idea that ‘the camera never lies’.



Each image I shoot is forever tied to the location where it was shot. The Polaroid becomes a part of the landscape from whence it came. The simple process of taking a Polaroid allows me to become a part of a location as I interact with it, rather than being a distant observer as with more complex photographic processes. It is this intimate relationship to the subject of my shots that I hope to carry across for viewers of my exhibition work.



Çeviri (translation by) : Şebnem AYKOL





























Rhiannon Adam, İrlanda, Cork’tan çıkmış bir Polaroid sanatçısıdır. Cambridge Üniversitesi, Central Saint Martins College of Art and English’de Sanat ve Tasarım okudu.



Küçüklüğünde ailesi ile teknede yaşadı ve dünyayı gezdi. Çağdaş kültürü keşfetmek için. Bu göçebe seyyahlığın etkisi nostaljik fotoğraf stilinde ve şaşırtan dağınık, izole mekanlarında gözlemlenebilir.




Rhiannon Polaroid fotoğraf çekmeye, ucuz Polaroid bir fotoğraf makinası ve çok sayıda bedava film verilmesi ile 15 yaşında başladı. O zamandan bu yana dönüşü olmadı. Rhiannon o günlerde, sadece modası geçmiş Polaroid filmle çekim yaptı, dijital manipülasyonun her türlüsünden uzak durdu. Her zaman için amacı, fotoğrafçı, konu ve izleyici arasındaki diyalogun korunduğu, dürüst, gerçek fotoğraflar yaratmak oldu.




Polaroid’in bir obje olarak fiziksel özellikleri de Rhiannon’un çalışmalarını tamamlıyor. Polaroid bir fotoğraf çekildiği andan itibaren ellerinizin içindedir. Çekildiği yerde zamanın bir parçası haline gelir. Onun bu var oluş biçimi kimi zaman bir sohbetin kapısını aralar.




Bazen fotoğraf kururken köşelerinde toz veya kum birikir, ya da terli bir parmak izi kalmıştır. Bu bir insanın, mekanın ya da zamanın fiziksel yadigarı, hatırası- bir anının portresidir. Böylelikle, bir Polaroid gerçeklik ve romantizm arasındaki ince çizgi olarak tanımlanabilir. Rhiannon’un her bir polaroidi nesnel ile ve öznel deneyim arasındaki fiziksel bağdır.




2008’de Polaroid Şirketi tüm polaroid fotoğraf malzemesinin üretimini durdurdu. O zamana dek, Rhiannon sanatsal format olarak, fotoğraf ve güzel sanatların arasında bir yerleşerek kendi adına polaroidi tanıtmaya yönelik çalıştı.




2010’da, Polaroid’in bıraktığı boşluğu doldurması hedeflenen yeni bir anlık film teknolojisinin öncüsü olan The İmpossible Project- İmkansız Proje’ye test fotoğrafçısı olarak davet edildi. Test sürecinin sonrası kareleri New York, Broadway’de yer alan The Impossible Galeri’de sergilenmekte ve ‘İmkansız Koleksiyonu’nun bir devamı olarak Polaroid’in kendi sanatçı sponsorluğu ve araştırma projesi kapsamında İmkansız Proje’nin kilit bölümünü oluşturacak. Ayrıca, İmkansız Proje’nin Photokina’da lanse ettiği (Köln, Eylül2010) yeni filmlerini test edecek dört fotoğrafçıdan biri olmak üzere davet edildi. Bu fotoğraflar, Facing The Imposssible – İmkansızla Yüzleşmek isimli, 2011’de Japonya, Amerika ve Fransa’yı ziyaret edecek gezici bir serginin bir bölümünü oluşturdu.



Solo olarak The Brady Centre, Londra ve First Out, Londra sergileri, grup olarak ise Pitt Studios, Worchester ve The Coastal Arts League,Kaliforniya, Amerika ‘daki Instant Satisfaction sergileri vardır. Son çalışmalarından bir bölüm şu an The Impossible Gallery Space, 408 Broadway, New York ve Proud Galleries, Londra’da gösterimdedir.





Rhiannon Adam is a Polaroid artist, originally hailing from Cork, Ireland. She studied Art and Design at Central Saint Martins College of Art and English at the University of Cambridge.



Till her early teens she lived on a boat, sailing the world with her parents. For many years she lived without a camera, without television, and without any exposure to contemporary culture. The influence of this nomadic journeying can be observed in her nostalgic photographic style and her fascination with sparse, isolated spaces.



Rhiannon began taking Polaroid photographs aged 15, after being given a cheap plastic Polaroid camera and a large quantity of free film. Since then, she hasn’t looked back. These days, Rhiannon exclusively shoots on expired Polaroid film, avoiding any kind of digital manipulation. Her aim has always been to create honest images, where the dialogue between photographer, subject and viewer is preserved.



Integral to Rhiannon’s work is the physical properties of the Polaroid as object. A Polaroid image is held in our hands moments after it was shot. It becomes a part of the time where it was taken. Its very presence often provokes a conversation.



Sometimes the picture collects dust or sand in the corners as it dries, or it plays host to a sweaty thumb print- it is a physical relic, or souvenir of a person, place or time. In this way, a Polaroid can tread a fine line between accuracy and romanticism. Each one of Rhiannon’s Polaroids is a physical marriage between objective and subjective experience.



In 2008, the Polaroid Corporation ceased production of all instant photographic materials. Since then, Rhiannon has worked towards promoting Polaroid as an artistic medium in its own right, placed somewhere between photography and fine art.



In 2010, she was invited to become a test photographer for The Impossible Project, pioneers of new instant film technology who aim to fill the gap that Polaroid’s departure left. Her resultant images are on display at The Impossible gallery on Broadway, NYC and will form a key part of The Impossible Collection – a continuation of Polaroid’s own artist sponsorship and research scheme. She was also invited to be one of four photographers who tested the Impossible Projects newest films, launched at Photokina (Cologne, September 2010). These images form part of a touring exhibition, Facing The Impossible, which will visit Japan, the USA, and France in 2011.



Recent exhibitions include solo shows at The Brady Centre, London and First Out, London, and group shows “Before Your Very Eyes” at the Pitt Studios, Worcester and Instant Satisfaction at The Coastal Arts League, CA, USA. A selection of recent work is also currently on show at The Impossible Gallery Space, 408 Broadway, NYC and at Proud Galleries, London.









Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Rhiannon Adam : PolaroidRhiannon Adam : PolaroidRhiannon Adam : PolaroidRhiannon Adam : PolaroidRhiannon Adam : PolaroidRhiannon Adam : PolaroidRhiannon Adam : PolaroidRhiannon Adam : PolaroidRhiannon Adam : PolaroidRhiannon Adam : PolaroidRhiannon Adam : PolaroidRhiannon Adam : PolaroidRhiannon Adam : PolaroidRhiannon Adam : PolaroidRhiannon Adam : PolaroidRhiannon Adam : PolaroidRhiannon Adam : PolaroidRhiannon Adam : PolaroidRhiannon Adam : PolaroidRhiannon Adam : PolaroidRhiannon Adam : Polaroid