Kategori arşivi: OCAK 2008 SAYISI – JAN 2008 ISSUE

Andrew Davidhazy : Fotoğrafın Sınırlarında



Fotoğrafçılıktaki uzmanlık alanım, fotoğrafları, özellikle de panoramik ve marjinal portreleri taramaktır. Phoenix Süreci diye adlandırdığım, ISO’su 3000 olan ve siyah-beyaz materyalli Polaroid 667 modelin ayrıntılı olarak açıklanması üzerine kurulmuş, bir romanı tasvir ettim.




Andrew Davidhazy “Selfportrait”


Aynı zamanda, panaromik ve çevresel makineler için değişik, dönen bir film geliştirdim ve birkaç prototip tarama kamerası ile agrandizörler yaptım. İkincisi ile 30 metreyi aşan kesintisiz büyütmeler gerçekleştirdim. Bunun gibi bir makine ile 2 km‘lik Rochester Doğu Bulvarı’nın kesintisiz bir fotoğrafını yaptım.





Başlıca teknik ilgi alanlarım, herhangi bir fotoğraf şekillendirme tekniğinin temelleri veya görüntülemeye uyarlanan süreçler/standart ya da geleneksel bir makinenin istenilen sonuca ulaşmak için gerektirdiği mühendislik ve bilimsel olguların analizleridir. Uzmanlığım ise, – eğer biraz öyle isem – doğaçlanmış ve basitleştirilmiş teknikleri geliştirmek ve yaymak, özellikle ışığın kırılma indeksinin konumsal değişiminden geçmesiyle oluşan optik durumlar, yüksek hız ve şerit/çizgi uygulamaları.




Optik bilim ve fotonlar alanında ilgimi çeken ilk şey UFO’lar ve sadece basit fotoğrafçılıktı. Önce, normalde insan gözü ile görülemeyen olayları nasıl görüntüledikleri, nasıl özel efektlerle (sahte UFO’lar gibi) arkadaşlar ve akrabaları şaşırttıkları ve insanların bu çeşit şeylere ücret ödeyişlerinden etkilendim. Kariyerimin ilk başlarında ufak çaplı danışmanlık yapmaya başlamıştım.




NASA ASEE (Amerikan Mühendislik Eğitimi Topluluğu) Yaz Grubuna üyelikle ödüllendirildim. Hampton’daki Langley Araştırma Merkezi’nde araştırmalar ve yüksek hızda fotoğrafçılıkla ilgili danışmanlık hizmetleri yaparak bir yaz geçirdim.




Fotografik şekillendirmeyi belgelemek zorunda olan, tamamen ilgi çekici çeşitli projelerle kuşatılmıştım. Bir tanesi Lee Harvey Oswald’ın bir tüfeği tuttuğu fotoğrafları yeniden inceleyen komite ileydi. Daha sonra O.J. Simpson’un hiçbir zaman sahip olmadığını iddia ettiği ayakkabıları giymiş olduğu fotoğrafı belgelemem istendi. Aynı zamanda Stonehenge yöresindeki kuvvet alanlarının fotografik kanıtları üzerinde de çalıştım. Zaman zaman fotoğraflardaki hayaletleri tespit etmem de istendi. Önemli işleri ciddiye alıyordum ama bu tür işlerle de eğleniyordum.




Profesyonel olarak esasen, yıllardır yüksek hız fotoğrafçılıkta ve Foton Uluslararası Optik Mühendislik Topluluğu çalışma grubunda aktifim. Uluslararası Kongrelerde yüksek hız fotoğrafçılık ve fotonlar konusunda yazılar yazmaya ve sunmaya devam ediyorum. Son olarak Optik Mühendislik Uluslararası Topluluğu Eğitim Komitesi’ne üye oldum.



Öğreticilik görevimden ötürü Raymond Bowman Ödülü ve Rochester Teknoloji Enstitüsü Seçkin Öğretici Ödülü aldım. Bilim ve Teknoloji Görüntüleme Topluluğu (IS&T) ve Uluslararası Optik Enerji (SPIE) Topluluğu üyesiyim.




Konuşmalarım, konferanslarım ve yayınlarımın bir listesini yapmak burada çok yer kaplar. Yayınlarımın çoğunun genel türden oldukları ve bilimsel dergilerden ziyade popüler basında yayınlandıklarını söylemek yeterlidir. Bunlara ait listeyi web sitemde görebilirsiniz. http://www.rit.edu/~andpph



En çok etkilendiğim kişiler şüphesiz ki Dr. Harold, Dr. Edgerton, Mr. William Hyzer, Dr. Jeff Courtney-Pratt ve beni basım için cesaretlendiren Dr. Kenneth C.D. Hickman’dır.




Evliyim ve yaşamımı eski bir arkadaşım ve yoldaşım olan Sue ile paylaşıyorum. Şu an yaptığımızdan daha fazla kendi işimizi kendimiz yapmalıydık belki ama her şey gayet iyi.



En sevdiğim hobiler fotoğrafçılık, seyahat etmek, yazmak, konferans vermek, arkadaşlara zararsız şakalar yapmaktır.




Son beş yıl ya da daha fazladır fotoğrafçılığın savunuculuğunu yapmaya ve sanata adanmış iki mail grubu kurarak fotografik eğitim vermeye çalışıyorum. Photoforum ve Photored bana büyük haz veriyor, zamanımın çoğunu ve enerjimi alıyor. Umarım bunlara değer.



Bana, öğrencilerim, bölümüm ve okulum adına büyük mutluluk sağlayan, diğer okullardaki çok az fotoğrafçılık öğrencisinin deneyimine sahip olduğu fotografik konuları öğretmenin yanı sıra bir büyük faaliyetim daha var. Şekillendirme ve Fotografik Teknoloji öğrencileri benim için çok özeller ve onlarla müfredat dışı tüm bu çeşit etkinlikleri düzenlemek ve iştirak etmek çok eğlenceli ve tatmin edici. Herkesin arzu edebileceği, çok ilham verici, meslektaşlar arasındaki profesyonel yaşamımı geliştirmeme fırsat veren bu durumdan dolayı da gerçekten çok şanslıydım. Rochester Enstitüsü teknoloji sokağındaki pizza partilerinden Boston, Washington ya da Houston’daki Kennedy Uzay Üssü’ne, kadar olan gezilerin hepsi harika idi.





Andrew Davidhazy


Professor and Chair


Imaging and Photographic Technology


School of Photographic Arts and Sciences


Rochester Institute of Photography



web: www.rit.edu/~andpph






I am a member and Chair of the Imaging and Photographic Technology Department of the School of Photographic Arts and Sciences at the Rochester Institute of Technology in Rochester, NY. I have been with the school since 1979 but have actually been at the Institute since 1961 when I came to RIT as a student.



At RIT I obtained degrees in Photographic Science, Professional Photographic Illustration and a Master of Fine Arts degree in Graphic Design. While specializing in scientific and technical aspects of photography I am almost equally active in the application of technical imaging concepts to aesthetic purposes.




I have lectured and exhibited worldwide and my writings have been published in numerous books, articles and journals including Popular Photography, American Photo, Industrial Photography, Camera, etc. I was the Inaugural Kodak Visiting professor to Australia in 1992 and have been an exhibitor and guest lecturer at photographic educational institutions in Sweden, France, Brazil, Argentina and many other societies and organizations nationwide.



My specialty is in the area of scanning photography, especially panoramic and peripheral portraiture. I described a novel derivative process that I called the Phoenix Process which is based on a further elaboration of Polaroid Type 667 3000 speed black-and-white material.




I have also developed an unusual rotating film panoramic and peripheral camera and built several prototype scanning cameras and enlargers. With the latter I have made enlargements that exceed 30 continuous metres in length. With a camera like this I made one continuous photograph of the whole 2 Km length of East Avenue in Rochester.



I was awarded a NASA ASEE Summer Fellowship and spent a summer at NASA Langley Research Center in Hampton, VA doing research and providing consulting services in the area of high speed photography.




In short, my main areas of technical interest are the basics of just about any photo/imaging technique or process applied to visualization and/or analysis of engineering and scientific phenomena that require more than a standard or conventional camera to achieve the desired results. My “specialty,” if there is any, has been the development and dissemination of information regarding improvised and simplified techniques particularly in the areas of schlieren, high-speed, and strip/streak applications.



What first interested me in the field of optics and photonics were UFOs (!) and just plain photography. I was early on fascinated by how one could visualize events normally unseen by human eyes, how one could make “special effects” (such as fake UFO pictures) and amaze friends and relatives, and also by the fact that people were willing to pay for photographic services of various kinds. I started consulting on a small scale very early in my career.




I have been involved in various quite interesting projects having to do with authentication of photographic imaging. One was with the House Select Committee working on a reexamination of the photographs of Lee Harvey Oswald holding a rifle and lately I was called upon to authenticate a photograph of O. J. Simpson wearing some shoes he claimed never to have owned. I have also worked on purported photographic evidence of force fields in the vicinity of Stonehenge and crop-circles in that general area. I periodically am asked to determine whether “ghosts” are present in photographs. I have taken serious work seriously but have also enjoyed a laugh or two based on this type of activity.



Professionally I have been primarily active in the High-Speed Photography and Photonics working group of the International Society for Optical Engineering (SPIE) over the years. I attend and periodically present papers at the International Congress on High Speed Photography and Photonics. Recently I became a member of the SPIE Education Committee.




I’ve received IS&T’s Raymond Bowman award for teaching, the RIT Eisenhart Outstanding Teaching Award at RIT. I am a Fellow of the Society for Imaging Science and Technology (IS&T) and a Fellow of the International Society for Optical Engineering (SPIE).



A listing of my lectures, conferences, and publications would be somewhat too extensive to include here. Suffice it to say that most of my publications have been of a general kind and published in the popular press rather than in scientific journals. You can find a listing of these if you go to my web site, http://www.rit.edu/~andpph.




One of my major influences undoubtedly were Dr. Harold “Doc” Edgerton, Mr. William Hyzer, Dr. Jeff Courtney-Pratt, and Dr. Kenneth C. D. Hickman who encouraged me to publish.



I am married and share my personal life with Sue who has been a friend and companion for many years. We probably should do more canoeing together than we do currently but things are good. She does the lawn. ;-)



My favorite hobbies are photography, travel, writing, lecturing, playing hopefully harmless pranks on friends.




For the last five years or so I have tried to be an advocate for photography and photographic education by establishing two mail lists dedicated to the profession. PhotoForum and Fotored bring me great pleasure and also take up a lot of my time and energy. I hope it is all worthwhile.



I do have one other major activity (besides teaching photographic subjects that few photography students get to experience at other schools) that brings me much satisfaction and that is my work on behalf of the students and faculty in my department and school. I was truly lucky to have been given a chance to develop my professional life among some of the most inspiring colleagues anyone could hope for. The Imaging and Photographic Technology students are very special to me as well. It is fun and rewarding to organize and participate in all kinds of extracurricular activities with them. From pizza parties in Tech Alley at RIT or field trips to Kennedy Space Center, Boston, Washington or Houston it is all just great fun.




Andrew Davidhazy


Professor and Chair


Imaging and Photographic Technology


School of Photographic Arts and Sciences


Rochester Institute of Photography



web: www.rit.edu/~andpph














Çeviri (translated by) : Berna AKCAN





Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Andrew Davidhazy : Fotoğrafın SınırlarındaAndrew Davidhazy : Fotoğrafın SınırlarındaAndrew Davidhazy : Fotoğrafın SınırlarındaAndrew Davidhazy : Fotoğrafın SınırlarındaAndrew Davidhazy : Fotoğrafın SınırlarındaAndrew Davidhazy : Fotoğrafın SınırlarındaAndrew Davidhazy : Fotoğrafın SınırlarındaAndrew Davidhazy : Fotoğrafın SınırlarındaAndrew Davidhazy : Fotoğrafın SınırlarındaAndrew Davidhazy : Fotoğrafın SınırlarındaAndrew Davidhazy : Fotoğrafın SınırlarındaAndrew Davidhazy : Fotoğrafın SınırlarındaAndrew Davidhazy : Fotoğrafın SınırlarındaAndrew Davidhazy : Fotoğrafın SınırlarındaAndrew Davidhazy : Fotoğrafın SınırlarındaAndrew Davidhazy : Fotoğrafın SınırlarındaAndrew Davidhazy : Fotoğrafın SınırlarındaAndrew Davidhazy : Fotoğrafın Sınırlarında

Nasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre Taşları



Biz sizi daha çok dağcı, gezi anıları yazarı ya da sporcu olarak tanıyoruz ve ben şunu merak ediyorum; fotoğrafçı kimliğiniz bu sporların yanında doğal olarak mı ortaya çıkıp gelişti, yoksa önceden de bir ilginiz var mıydı?



Şöyle gelişti süreç benim için, dağcılık ve diğer doğa sporlarına 20 yaşında Bilkent Üniversitesi’nde okurken başladım ve ilk bir yıl fotoğraf makinem yoktu. Baktım ki çok güzel yerlere gidiyoruz. Türkiye içinde dolaşıyoruz, kamplara, faaliyetlere yürüyüşlere, tırmanışlara gidiyoruz ve gerçekten çok hoş yerler, orijinal şeyler görüyoruz ve doğanın bütün güzelliklerini yaşıyoruz. Bunları paylaşmak gerektiği hemen kendini gösterdi, dolayısıyla bir fotoğraf makinesi edindim bir sene sonra.


Nikon FM2 aldım bir tane. FM2 de çok iyi makine o zamanlar için. Hem mekanik kolay kullanılan hem de bayağı ağır şartları da kaldıran bir makine. Kaç kere ıslak, nemli ortamlara, mağaralara ve dağlarda karlı ortamlara soktuğum halde çok da güzel sonuçlar verdi. İlk başlangıcım Nikon’la olduğu için Nikon’la devam ettim. Djital fotoğrafa da Nikon’la başladım ama yıllar sonra Kosta Rika’da setimi çaldılar, çantam gitti malesef. Ondan sonra Canon’a geçtim, zaten artık dijital fotoğrafa da geçmiştim, yeni setimi Canon’la yapmaya karar verdim. Ama dediğim gibi, bu tür çok doğaya çıkan ya da başkalarının kolay görme fırsatı olmayan yerlere giden kişilerin bence mutlaka fotoğraf makinası ve video kamerasını da yanlarında götürmeleri gerektiğini düşünüyorum.




Peki bu konuda bir eğitim aldınız mı? Etkilendiğiniz bir fotoğraf sanatçısı var mı?



Yok, çeke çeke öğrendim. Etkilendiğim bir isim de yok. Ben tabii sanat fotoğrafı çekmiyorum. Gördüğüm şeyleri daha çok belge olarak değerlendiriyorum. Tabii kadraja dikkat ederek, estetik kaygılarla hareket ederek, ışığı ayarlayarak… Paylaşırken onu nasıl yansıtmak istiyorsam, hangi duyguları aktarmak istiyorsam hep o gözle bakmayı öğrendim. Aslında çeke çeke öğrendim, sonuçlarını görerek daha iyi fotoğraf çekmeyi öğrendim diyebilirim.




Özellikle solo tırmanışlarda yük probleminiz oluyordur sanıyorum ve gittiğiniz yerler hem kültürel anlamda zengin hem de tırmanışlarınızı gerçekleştirdiğiniz dağları içinde barındırıyor. Uzaktan bakınca her iki kısım için de farklı ekipmana ihtiyacınız var gibi görünüyor. Bu işi nasıl çözdünüz ya da her yere fotoğraf makinenizi götürebiliyor musunuz?



Her yere mutlaka fotoğraf makinemi götürüyorum. Hatta bir kere götürmedim. Daha doğrusu son etabında götürmedim ona da çok pişman oldum, mutlaka götürülmesi gerek… Şu an Canon 20D kullanıyorum.




Ama Canon 20D özellikle tırmanışlar için ağır olmuyor mu?



Tabii… İki makine götürüyorum. Bir tane büyük slr, bir tane de normal basçeklerden.



Zirve tırmanışlarında ne kullanıyorsunuz?



Basçek götürüyorum, gerçi Everest’in zirvesine ve o dönemlerde 7000 – 8000 metrelik dağların zirvelerine kocaman fotoğraf makinesi ve bir de video kamera götürmüştüm. Ama gerek yok o kadar büyük ve ağır makine taşımaya bence. Gerçi ben 95’te çıkmıştım Everest’e. Zaten o zaman dijital yoktu, dia çekmek zorundaydık…




Dijital kompakt makinelerde aldığınız sonuçlardan memnun musunuz?



Hiç bir şekilde rahatsız etmiyor… Bir de onlar sanat fotoğrafı değil zaten… Sadece birer belge… Belgesel anlamlı olduğu için o fark göze batmıyor bile… Sonuçta tripodla , ışık ölçüp saatlerce günlerce ışık – kadraj – kompozisyon ayarlayıp beklediğiniz fotoğraflar değil onlar. O anda ne varsa önünüzde onu çekiyorsunuz. Önemli olan o andaki görüntünün diğerlerinden bir farkı olduğunu hissedebilmek ve makinanızı o anda çıkarıp çekmek. Tabii bütün bunları yaparken tırmanış güvenliğini de hesaba katmak…





Tırmanış ekiplerinizde bu işi sadece fotoğraf çekmek için yapan insanlara denk geliyor musunuz?



Hayır, ben denk gelmedim. Ama ekipte fotoğrafa çok meraklı insanlar olabiliyor… Mesela Everest’e giderken birisi kocaman bir makine getirdi. Herhalde 70 yıllık bir makineydi… Bize de sonradan yolladı onunla çektiği fotoğrafı, hatta şurada asılı duvarda… Ama tabii bunlar çok özel meraklar. Yoksa dağa giden hiç kimse ben dağa çıkıp çok profesyonel fotoğraflar çekeceğim diye profesyonel dağcılık yapmıyor. Önceliklerinizi doğru tespit etmeniz lazım. 8000 metrede fotoğraf çekmek için bu işi yapacak kadar büyük bir lüksünüz olamaz, çünkü o sürecin riskleri ve tehditleriyle bir yandan uğraşıp bir yandan da tırmanışınızı yapmaya çalışıyorsunuz. Dağcılık tehlikeli ve riskli bir spor ve çok ciddi bir eğitim gerektiriyor. O yüzden dağcılar zaten öğreniyor fotoğrafçılığı ve o güzellikleri karelere yansıtıyorlar.




Nasuh Mahruki

Bu konuda tabii şunu da eklemek gerek, son yıllarda profesyonel belgeseller ve çekimler yapan, yüksek bütçeli ekipler de dağlara, hem de zorlu dağlara gidiyor ama bu kategoriyi ayırmak gerekir. Örneğin National Geographic’in Everest belgeseli gibi belgeseller için elbette ki bu konudaki en deneyimli profesyoneller kullanılıyor.




-50 derecede, saatte 90 km. rüzgara karşı ya da kar gözlükleriyle fotoğraf çekilebiliyor mu?



Çekiliyor, ben buna çok da iyi alıştım artık. Mutlaka belimde bir çantada, karnımda sıcak tutacak şekilde bir video kamera ve bir fotoğraf makinesi oluyor. Zor tabii, yani bunun da size bir enerji maliyeti var. Onunla uğraşmanız lazım ona konsantre olmanız lazım. Bazen eldiveninizi çıkarmanız gerekiyor ki hiç hoş bir şey değil oralarda eldiveni çıkarmak durumunda kalmak, ama bazen bir şey yapmak için gerekebiliyor. Buna alıştırdım kendimi… Mesela motorsikletle seyahat ederken de hep ulaşacağım bir çantada bir fotoğraf makinesi tutuyorum ki ani bir şey çıktığında hemen en kolay şekilde ulaşabileyim. Zaten bütün bunları başkalarıyla o güzellikleri paylaşmak için yapıyorsunuz, bunu kafanızda çözünce gerisi dikkatli bir şekilde işe odaklanmak ve oradan güzel bir malzeme çıkarmaya kalıyor.




Analog ve dijital makineler arasında bir fark gözetiyor musunuz?



Hayır, ben teknolojiyi severim, bugün için dijital teknolojiden yanayım. Zaten dijitalin de analoğu yakaladığını, yakalamamış olsa bile benim ihtiyaçlarımı karşıladığını düşünüyorum.




Doğa fotoğrafçılığında photoshop kullanımı hakkında ne düşünüyorsunuz?



İnsanlar ne istiyorlarsa yapmalılar. Ama üzerinde, bu fotoğraf photoshop ile edit edilmiştir diye bir bilgi verilmesi gerekli bence. Bu bilgiyi kullanmadan bunu doğal fotoğrafmış gibi vermek samimiyetsizlik olur diye düşünüyorum. Her ikisi de yapılabilir yeter ki fotoğraf çeken kişi dürüst davransın… Burada ufak tefek düzeltileri kastetmiyorum sonuçta analog fotoğrafta da bir takım temizlemeler yapılıyor, fotoğrafın artık özünü değiştiren müdahalelerden bahsediyorum.




Ben bir de fotoğraf zevkinizi merak ediyorum, yani yaptığınız işin haricinde ne tür fotoğrafları izlemekten hoşlanıyorsunuz?



Benim fotoğraftan anladığım görsel bir estetik şovdan ziyade izleyiciye bir şey katıyor olmasıdır… O fotoğrafı seyrederken en azından belki o kültürün bir parçasını tanımak, o coğrafyanın bir özelliğini öğrenmek ya da o insanın yüzündeki bir ifadeyi anlamak gibi hani o fotoğrafın görselliğinin yanısıra bir mesajının da olması ve verdiği ayrıca bir bilgi olması gerektiğini düşünüyorum. Ama tabii bunlar olmadan da sanat eseri niteliğinde çok görsel, sanatsal şeyler yapılıyor o ayrı, onun da yeri bambaşka. Ama tutuculuğum yoktur, yani o mu bu mu bakmam. İnsanlar ne üretmek istiyorlarsa üretsinler. Sonuçta hepsinin bir izleyici kitlesi ve bir sözü oluyor. Bunları özel olarak takip etmiyorum ama görünce de ilgiyle izlerim…




Su altı fotoğrafçlığı ile ilgilendiniz mi?



Evet ilgilendim ama öyle bir zamanda başladım ki analog makineden dijitale geçiliyordu o sıra, tam geçiş devresinde… Ben de caseler meysler bir dolu para harcamıştım. Ama analog işi bitti, elimde kaldı hepsi.




Gerçi devam edebilirdiniz, o size kalmış bir şey biraz da…



Ama dijital o kadar rahat ki hele su altında… Çünkü karadayken yine film değiştirme lüksünüz var, su altında o da yok. Daldığınızda 36 kare ne çıktıysa o. Dolayısıyla su altı için dijital apayrı bir fırsat sunuyor. Sonucu görüyosunuz bir kere… Su altında analog işi artık bu alanda gerçekten iddialı olan profesyonellerin yapabileceği bir iş bu saatten sonra ki onların da giderek azaldığını söyleyebilirim.




Peki yamaç paraşütü esnasında fotoğraf tecrübeniz oldu mu?



Yok, yani ben yamaç paraşütü yaparken çok konsantre bir şekilde, dikkatli hareket ettiğim için pek fotoğraf çekmeye odaklanamadım. Aslında çok örnek var.. Genelde tandemlerde çok yapılıyor… Yani pilot sizi uçuruyor siz etrafı izliyorsunuz sadece… O zaman fotoğraf çekmek kolay. Yamaç paraşütünü ben zaten yıllar önce yaptım. Şu anda çok üzerinde durduğum bir spor değil. Tekrar öyle bir denk getirirsem önce bir ısınmam lazım… Ara verdim çünkü…




Bir röportajınızda “Bu tip sporlar, seyircisizdir, alkışsızdır. Sporcunun motivasyonu içe dönük olmalıdır.” demişsiniz. Acaba fotoğrafı bu tip sporlar için bir çeşit ertelenmiş seyirci kazanma yolu olarak düşünebilir miyiz?



Oradaki ifade farklı. Seyircisiz, alkışsız olması hedefin ve başarının seyircisiz olmasından kaynaklanıyor. Yani o dağ yolculuğu sizin upuzun bir yolculuğunuz. Ve zirve dediğiniz şey mesela bir tırmanıştan bahsediyorsak başarıyla ilişkilenen kısım o. Orada kişi yalnız, tek başına… Fotoğrafı ise siz olayın bütününde kullanıyorsunuz. Zirvede de mutlaka kullanıyorsunuz ama bütündeki güzellikleri yansıtmak için kullanıyorsunuz özellikle. Dolayısıyla o ifade farklı. O anlamda kullanılan bir ifade değil. Paylaşmak amaçlı yapılan bir şey fotoğraf ve bir belgesel değeri olan ve çok insanın görme şansı olmayan yerleri başkalarına tanıtmak amaçlı yapılan bir şey. Ha, elbet başarı duygusunun da ifadesi vardır ama seyircisizliğe çizik attıracak ölçüde değil.




Bir gün bir şekilde bu spor dallarından uzak kalsanız fotoğraf hala hayatınızda var olmaya devam eder mi? Ya da neresinde olur hayatınızın?



Ben tabii fotoğrafa hep belgesel gözüyle yaklaştım. Gündelik hayatımda fotoğrafı çok kullanmıyorum. Fotoğraf makinesini de yanımda dolaştırmıyorum. Aslında bir ara niyetlendim de… Yanımda hep bir makine ile dolaştım çünkü gün içinde de insanın karşısına bir çok şey çıkıyor. Ama doğa sporları geçmişim bambaşka bir format yapmış benim kafamda yani hep o gözle bakıyorum ve o gözle bir şey çıkmasını istiyorum. Dolayısıyla da fotoğraf çekmeye gerek yok diye bakıp geçtim herşeye, sonuçta da vazgeçtim bu sevdadan. Ama seyahatlere, ciddi ekspedisyonlara çıkarken muhakak makinelerim, yedeklerim yanımda oluyor çünkü çok sıradışı şeyler görüyorum. Benim fark yaratabileceğim, rekabet avantajına sahip olduğum konu bu çünkü…




Sizce en fotografik bölgeler?



Kültür olarak Hindistan… Hindistan eşsiz… Çok renkli ve çok kalabalık, bir milyarın üzerinde insan var. Bir çok kültür iç içe geçmiş, harmanlanmış durumda ve aralarında çok enteresan bir uyum var.



Doğa olarak, coğrafya olarak ise Alaska’yı çok beğenmiştim. Tabii Himalayalar, Karakurum dağları… Yüksek dağlar zaten beni her zaman çok çekti.




Onun dışında tabii Afrika çok özgün doğal yaşam ve hayvanlar açısından çok enteresan. Avrupa bizim çok yakın olduğumuz bir kültür. Buranın daha medenisi, daha derli toplusu diye düşünün. Fakat başka bir coğrafyaya, kültüre gittiğinizde farklı olan insanı çekiyor… Hindistan bu anlamda çok farklı… Ne bileyim, o anlamda Almanya’nın bizden bir farkı, çok etkileyecek bir tarafı yok. Ya da olanlar o kadar çok çekilmiş ki bir fark yaratabilmeniz için hakikaten çok profesyonel olup, 24 saat onu düşünerek yaşayacaksınız, o zaman evet, yani odaklanırsanız özgün şeyler çıkabilir ama o seviyeye gelmedikten sonra fark yaratamazsınız…




Sikkim’de 14. Dali Lama’yı görmüşsünüz. Peki sizin için onunla birlikte çekilmiş bir fotoğrafınız mı yoksa sizin çektiğiniz bir Dalai Lama portresi mi daha önemlidir?



İkisi de ama onunla çekilmiş bir fotoğrafım malesef yok. Onun benim çektiğim fotoğrafları var.




Evet, ben sadece fırsat olsaydı hangisini tercih ederdiniz onu öğrenmek istemiştim…



İkisi de olsun isterdim. Dalai Lama ile birlikte bir fotoğrafımın olmasını isterdim açıkçası ama çok kalabalık ve büyük bir organizasyondu ve binlerce insan gelmişti. Öyle bir imkan olmadı. Verdiği bir İngilizce dersi dinledim, hatta bir kaç tane Hintçe ve Tibetçe dersi de oldu, onları da takip ettim. Orada bir grup gezgin çocukla hareket ettik biz bir hafta kadar. Bir kaç programı vardı, hepsine katıldık ama bir tek İngilizce organizasyon vardı ve bizim anladığımız sadece bu oldu, yani tek ders. Ama diğerlerine de katılıp o havayı yaşadık. Çünkü binlerce insan ondan bir şeyler alıyor. Bir şeyler anlatıyor ve o enerjiyi hissediyorsunuz orada, o da güzel bir duyguydu.




O zaman sizin için vizörün önü ve arkası eşit değerde önemli bir olayla karşılaştığınızda?



Hayır o kadar da değil, sadece Dalai Lama örneği olduğu için böyle söyledim. Tarihe mal olmuş bir kimlikle bu tür bir paylaşımımın olmasını isterdim. Ancak onun ötesinde her zaman objektifin arkasında olmayı tercih ederim çünkü sürecin içinde aktif oyuncu olmayı tercih ederim. Yaşadıklarımı paylaşmayı seviyorum zaten pek öyle turistik fotoğrafım da yoktur. Çünkü fotoğrafı çeken kişi olarak önünde pek yer alamıyorum. Ancak dağda, doğada ya da herhangi bir ekspedisyonda belge değeri olan bir an, bir mesajı olan bir kare görürsem önüne geçip orda ben de olmalıyım diye düşünürsem yaparım.




Peki Nasuh Mahruki hayatının kilometre taşlarını resmeden bir fotoportre kitabı yayınlamayı düşünür mü?



Evet niyetim var hatta, “Vatan Lafla Değil Eylemle Sevilir” adlı son kitabım yeni çıktı. Çok başka bir tema da bir kitap ama bundan sonrası için böyle bir kitaba niyetim var. Bir süredir üzerinde düşünüyorum ama bunu da bir senaryo çerçevesinde yapmak istiyorum. Sadece fotoğrafları koyup, altına nerede olduğunu yazıp geçmek yerine bir hikayeyle, girişi, gelişmesi, sonucu olan bir hikaye gibi düşünüyorum. Bir fotoğraf kitabı olacak sonuçta ama içinde yazı yönü de olan bir fotoğraf kitabı diye düşünüyorum. Henüz kafamda tam oturtamadım, bir oturtsam girişeceğim.. Fotoğraflar hazır ama senaryosuna ve formatına karar veremedim daha…





Kitaplarınızdan biraz bahsetmenizi isteyeceğim ama öncelikle şunu öğrenmek istiyorum; Kitapları nasıl ve ne zaman projelendiriyorsunuz? Gitmeden önce mi, yoksa geldikten sonra mı ortaya çıkıyor ya da sponsorun istediği bir koşul mu?



Yoo, giderken zaten malzeme topluyorum sürekli, yazı, döküman, fotoğraf, video şu bu. Geldiğimde bunları nasıl bir araya getirmem gerektiğine bakıyorum, ekspedisyonlara düzenli olarak günlük tutuyorum, aksi halde bir çok detay unutuluyor. Bu anlamda yaptığım şeyler planlı ve programlıdır, baştan nereye varmak istiyorsam o yönde kurgumu yaparım. Yani bir mesaj vereceğim zaman başlangıcını koyarım neden bunu yapıyorum, nasıl başladı, nasıl devam etti, süreçte hangi adımları geçtik, nereye vardık, sonucu nedir. Yani hep bütünlüğünü korumaya çalışırım ve planlı yaptığım için zaten pek bir eksik tarafı da kalmaz.




Peki kitaplarınız?



6 tane kitabım var, sonuncusu çok farklı bir kitap. İlk dört kitabım tırmanışlar ve ekspedisyonlarla alakalıydı. Bir dağcının güncesini 24 yaşında yazdım. Khan Tengri Dağı tırmanışının hikayesi. Everest’te İlk Türk ikinci kitabım, Everest tırmanışımın hikayesi. Oradan fotoğraflar var. Üçüncüsü bir hayalin peşinde oldu. Yedi zirveler projesi ile alakalı. Dördüncüsü, o da çok hoş bir kitap oldu Asya yolları, Himalayalar ve Ötesi, İstanbul’dan Katmandu’ya motorla olan yolculuğum ve geri dönüşü. Onun da çok kuvvetli bir belgesel tarafı var. Özgün bir proje oldu. Beşinci kitabım Yeryüzü Güncesi oldu. Değişik yerlerde yazdığım makalelerin derlenmiş halinden oluşuyor.


Sonuncusu da “Vatan Lafla Değil Eylemle Sevilir” o daha Türkiye ile alakalı, AKUT’la ilgili ve kirli bilgiyle karıştırılmış bir süreci anlatıyor. 99 depreminin korkunç acılarından ders çıkarmaya çalışan Türkiye, tarihte az yakalanan ve ancak ağır bedeller sonrasında yaşanabilen bir değişim fırsatı yakalamıştı bana göre. Bir paradigma değişimi, zihin haritası değişimi fırsatı, yani bütün o hatalarla dolu, kayıp, eski, köhne kalıplarla dolu zihin haritasını değiştirip, modern çağdaş bir Türkiye yaratabilmek için bir fırsat çıkmıştı depremden sonra. Ve ilk açılımları yapılmıştı da…


Çünkü ülkesini seven, biraz aklı başında herkes yaşanan bunca acının geçmişteki hatalardan kaynaklandığını ve bunların tekrar etmemesi gerektiğine inanıyordu. Ancak bilinçli olarak durduruldu statüko tarafından. Bunu benim anlamam yıllar sürdü, iki sene önce farkedebildim bunun böyle olduğunu. O yüzden bu kitabı hazırladım. Büyükçe bir kitap oldu ama fotoğrafla iligli değil, belgesel bir çalışma..




Fotoğrafla iligili acıklı bir anınız var mı? “ah” ettiğiniz bir an? Mesela dağdan yuvarlanan bir makina ya da yanan bir film olabilir?



K2’de bir iki makara filmim gitti çektiğim fotoğraflardan.. Zirve fotoğrafları değildi ama arada çektiğim kareler gitti, çantam gitti çünkü. Sırt çantamı kaybettim. Bir gece açıkta yattık 8150 metrede, çok dik bir yerde. O gece halüsinasyonlar ve aşırı yorgunluğun arasında bilinçsiz bir şekilde sırtımdan çıkarmışım ve düşürmüşüm, sabah gün doğarken ayılınca farkına vardım. Binlerce metre uçtu gitti çanta… Allah korudu yine, ben de düşsem bugün bu konuşmayı yapamazdık. Çantasız indim dağdan… Çok çok zor bir geceydi. Orada bir iki makara filmim gitti ama son çektiğim makara yani zirvedeki çekimler makinenin içindeydi, o da benim bel çantamdaydı.




Onun dışında, yine bir tırmanışımda fotoğraf makinemi zirveden 70 m. aşağıda bıraktım çünkü çok yorulmuştum zaten herkes geri döndü bir tek ben devam ettim. Ama çok pişman oldum, keşke bırakmasaydım. Ondan sonra zaten ufak makine aldım. Çünkü hep büyük makine taşırdım, hiç üşenmedim. 98’den sonra küçük makine taşımaya başladım…




Lensleriniz?



En önemli konu geniş açı doğada, ama zoomlu ortalama lenslerim de var…



Doğa fotoğrafları mı yoksa kültürel yaşamı yansıtan fotoğraflar mı çekerken sizi daha çok tatmin ediyor?



Hem dağcı hem gezgin olarak baktığım için hayata ikisini pek ayırmıyorum birbirinden… Dağcılık yapıyorsam dağ fotoğrafı ama geziyorsam ve bu tarafımı ön plana çıkardıysam kültür fotoğrafı…




Bundan sonra kendinize koyduğunuz hedefler nelerdir?



Şu anda kafamdaki birinci öncelikli planım, bir fotoğraf kitabı ama dediğim gibi senaryoyu oturtamadım. Bir de liderlikle ilgili bir kitap hazırlamak istiyorum, yıllardır zaten seminerler ve dersler veriyorum bu konuda. Onun dışında yeni seyahatler ve bir takım farklı projeler de var kafamda.



Zirveye çıkarken yaşadığınız heyecanı herhalde biz kestiremeyiz ama fotoğrafçılar için de mükemmel olacağını hissederek çektiği fotoğraflar büyük heyecan veriyor. Acaba sizin de zirve yaparken yaşadığınız heyecana yakın bir heyecan yaşayarak çektiğiniz bir fotoğraf oldu mu?



Çok, tabii tabii.. fotoğraf sergilerimde kullanıyorum onları. Mesela “Himalayalar ve Ötesi” kitabının kapağındaki fotoğrafı çok beğenirim. Buna benzer, çekerken de “İşte bu fotoğraf çok güzel olacak” dediğim pek çok fotoğrafım vardır.




Yazı mı, fotoğraf mı daha etkili sizce anlatımda?



Benim kalemim kuvvetlidir ve iddialıyımdır. Fotoğraftaki avantajım ise yani rekabet avantajım ise kimsenin gitmediği yerlere gidiyor olmam yani iyi fotoğrafçılar beni çok rahat aşar ama yazı konusunda iyileri de zorlarım… Bu konuda kendimi ifade etme yeteneğim yüksektir.



Fotoğraf sizin için destekleyici bir unsur diyebilir miyiz ?



Öyle başladı ama ondan sonra o kadar çok keyif aldım ki… İnsanlar da keyif aldı tabii, fotoğraf sergileri, dia gösterileri ve söyleşilere gidiyorum. İnsanların da tabii o yönde bir beklentisi olduğu için.. Ayrıca daha çok çekiyor insanları.. Birine bir kitabı okutmak için masanın başına oturtup saatlerce vakit ayırmasını sağlamak lazım, o zor ama fotoğrafla anlatmak istediğinizi çok rahat gösteriyorsunuz. Görsel hafıza çok başka bir şey…




Çok teşekkür ederiz keyifli sohbetiniz için…



Ben teşekkür ederim”¦


Röportaj : Evren ŞAR








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Nasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre TaşlarıNasuh Mahruki : Fotoğrafın Kilometre Taşları

Marie-Pierre Dieterlé : Barksız Kadınlar



Foto muhabiri Marie Pierre Dieterle, 3 seneden fazla bir süreçte, sabit bir ikametgahı olmayan kadınları, bu göçebe yaşamları sürecinde, sıkıntılarını daha iyi anlayabilmek için, oteller, sığınma merkezleri, bazen de acil servislerden oluşan acılı bir parkurda izledi. Hassas, içten ve dürüst bir yaklaşımla, şüphesiz yoksun ama ümidini kaybetmemiş bu kadınların onurunu yansıtan siyah beyaz bir şıklıkta. Keşfetmeye hedeflenmiş bir çalışma.


Bir gün televizyonda barksız kadınlar üzerine yapılan bir röportaj izliyor ve akabinde bu konu üzerine daha çok bilgi sahibi olmak istiyor.



Her şeyini kaybetmiş bu kadınlar ile ilgili bir kuruluş ile temasa geçiyor. Herşeylerini mi? Tam olarak değil… Bu çıkmazdan kurtulabilmek için hala haysiyet ve ümitleri var.



Barksız kadınlar üzerine istatistiki rakamları tam olarak bilmiyoruz, elimizde yok ama her geçen gün, yıldan yıla daha fazlalaştığını biliyoruz. “2002 yılında bu çalışmaya başladığımda elimizdeki rakamlar barksız kadınların yaklaşık % 36 sını temsil ediyordu. Bu kadınlar bu noktaya nasıl geldiler? En çok bu soru kafama takılmıştı. Sebepleri muhtelifti; ölüm, boşanma, tecavüzcü bir eş, dayak, iş kaybı ve sonuç; sokağa düşen kadınlar. Kadınlar erkeklerden daha dayanıksız. Sokaklara dayanamıyorlar, alkol, tecavüz ve hastalıklara karşı savaşmaları gerekiyor.”



Mari Pierre 3 seneden fazladır bu kadınları, Macalou, Claudine, Chantal vs… izliyor. Her birinin ayrı hikayesi var. Genelde hepsi çocuk sahibi. “Çalışmamı en çok güçleştiren şeylerden biri de içlerinde bulundukları zor yaşam şartlarını bana göstermemek istekleriydi. Unutmadan, içlerini kemiren bir suçluluk duygusu, onları yargılayacağımız ve kötü anne gözüyle baktığımız düşüncesi. Bu, onlar için küçük düşürücü bir durumdu. Benim varlığımı kabul edenler zorlu yaşam şartlarına şahit olmamı isteyenlerdi… Onların savaşma gücünü göstermeye çalıştım, zira gerçekten yaşadıkları karşısında çok güçlü bir direnç göstermekteydiler.



Aynı zamanda fotoğraf çekmek de çok kolay olmadı. Günlük yaşamlarında öyle ahım şahım şeyler olmamakta. Zamanlarının çoğunu beklemekle geçiriyorlar. Bana güvenleri tam olduğunda, Nikon F 10 reflex makinemle 24 ya da 35 mm ile çalışmaya başladım. Gizli bir makineye gerek yoktu, tüm fotografları Kodak sayesinde T-Max ve Tri-X ile çektim. (Marie Pierre 2 sene önce Kodak` tan bağış kazandı). Uzun süre kendi evimdeki karanlık odada negatiflerimi banyo ettim ve bastım, şimdi daha iyi donanımlı bir foto-club` de banyo ettirip bastırtıyorum.”



2005 yılında Marie Pierre bu çalışmasının bir kısmını, Kadınlar Günü vesilesiyle sergiledi. Sergi daha sonra aynı yılın Nisan ayında Limours Lisesi’nde, Aralık ayında da Nancy’de bir galeride sergilenmeye devam etti. Benzeri zor dosyalar üzerine çalışan herkes gibi iyi bir editör bulamama sıkıntısını yaşıyor. Parmaklarımızı çatıp ona şans diliyoruz.






Velichka, gare de Lyon,Paris 2002
Velichka, Lyon Garı, Paris 2002





Chantal, passe la nuit dans une poussette qu’elle a trouvé sur le trottoir, 2002. Elle a été placée très jeune à l’assistance publique (la DDASS)
Chantal, geceyi kaldırımda bulduğu bir bebek arabasında geciriyor, 2002. Çok genç yaşta sosyal hizmetlere yerleştirilmişti (la DDASS)




Claudine, suite à des violences conjugales, s’est réfugiée à Paris en 2002. Elle a trois enfants.
Claudine, kocasının tecavüzlerinden sebep 2002 de Paris’e sığınmış. Üç çocuğu var.

Oturacağı bir ev bulmadan önce uzunca bir süre, acil sığınma merkezinde kalmış. Marie Pierre Dieterle onu günlük yaşamında izledi. Güne Paris banliyölerinden birinde, bir kafede, sabahın 7′sinde kahvaltı ederek başladılar. Bu merkezlerin kapıları genelde, sabah 8′de kapanır. Merkezde her zaman banyo ve tuvalet ihtiyacını gideriyor. Banyo ortak. Kadınlar arasında yakınlık kurmak bazen zor, bazen ikili tartışmalara bile sebep olabiliyor. Mari Pierre, Claudine`i sokakta da izledi. Bu fotoğrafta Murielle Haussmann Bulvarında, Galerie Lafayette’e yaptığı iş müracaatı görüşmesi sonrasında. Murielle, geçimini sağlayabilmek için sokakta bile iş arıyor.







Claudine passe la nuit dans un centre d’hébergement d’urgence.
Aujourd’hui, elle a retrouvé un logement.
Claudine geceyi, acil barındırma merkezlerinden birinde geçiriyor: Bugün başını sokacağı bir evi var.




Sandrine, 2003. Sandrine a trente ans. Elle a été placée très jeune à l’assistance publique ( la DDASS).
Sandrine, 2003. Sandrine otuz yaşında, Çok genç yaşta sosyal hizmetlere yerleştirilmişti ( la DDASS).




Nadine, hôtel social, 2003 Nadine a fui des violences conjugales. Elle a aujourd’hui retrouvé un logement.
Nadine, 2003 de kocasının tecavüzlerinden kaçıp sığınma evine gitmiş, bugün başını sokacağı bir evi var.




Nadine, Hôtel social, 2003
Nadine, Sığınma evinde, 2003




Christine et son fils, janvier 2003
Christine ve oğlu, Ocak 2003



Christine et son fils dans un hôtel au mois, janvier 2003 après l’expulsion de leur logement.
Christine ve oğlu Ocak 2003 de oturdukları evden dışarı atıldıktan sonra, aylık otellerden birinde.



Macalou et son fils ne savent pas encore où ils vont dormir le soir, 2003
Macalou ve oğlu, henüz gece nerede uyuyabileceklerini bilmiyorlar, 2003




Macalou et son fils, centre d’urgence, 2003
Macalou ve oğlu, Acil merkezde, 2003


Macalou, ağır hasta olan oğlunu tedavi ettirmek için Mali`den gelmiş, sağlığı kontrol altına alınmış ve şimdi okula gidiyor, ama Macalou`nun çalışma izni yok, e nasıl yaşayacaklar, neyle? Akşam olduğunda nerde uyuyacaklarını bilmiyorlar. 115`i arıyor ama servis telefonu çoğunlukla meşgul çalıyor.





Lydie téléphone pour trouver une place dans un foyer d’urgence, 2004
Lydie acil sığınma merkezlerinden birinde yer bulabilmek için telefon ediyor, 2004




Colette dort dans un jardin public, 2002. Souvent à la rue, les femmes se mettent en couple pour se protéger des agressions.
Colette bir parkta uyuyor, 2002. Kadınlar, sokaklarda, saldırılardan korunabilmek için, genelde çifter çifter dolaşıyorlar.




Muriel, Bois de Vincennes proche de Paris, juin 2004. Muriel a fui des violences conjugales. Elle a trois enfants placés.
Muriel, Paris yakınındaki Vincennes ormanında, Haziran 2004. Muriel kocasının tecavüzlerinden kaçmış, üç çocuğu da koruma altında.


Kırık ayak bileğine rağmen Muriel, Vincennes ormanında bir çadırda yaşamayı tercih ediyor, çünkü acil servislere tahammül edemiyor. Üstelik çiftler için nadiren yer bulunabiliyor. Paris Belediyesi’nde eğitim imkanı bulduğundan beri de arkadaşı ile bir otelde yaşıyor. Bir bebek bekliyor. Evlenmek istiyorlar…





Muriel et son ami. Muriel a retrouvé un logement et a eu une petite fille.
Muriel ve arkadaşı. Muriel bir ev buldu ve bir kız çocuğu oldu.




Centre d’urgence proche de Paris, 2002
Paris yakınındaki acil merkez, 2002





Gare de Lyon, Paris, 2002
Lyon Garı, Paris, 2002









RÖPORTAJ



Barksız kadınlar projesi nedir?



Bir gün televizyonda izlediğim bir programda, her geçen gün sokakta yaşayan kadınların sayısının arttığından söz ediliyordu. Daha fazla bilgi edinmek istedim. Onlarla ilgilenen bir kuruma müracaat ettim ve ilk röportajımı yaptım. Evi barkı ve mahremiyeti olmayan bir kadının düşünceleri üzerine her şey; hırsızlık, tecavüz ve bilhassa onları hiç terketmeyen utanma duygusu üzerine. Bu ilk yaklaşım, proje üzerinde daha uzun vadeli çalışma isteği doğurdu.



3 sene boyunca sokaklarda; sığınma evleri ve otellerde yaşayan kadınları izledim. Hikayelerini ve neden, bir gün hatta dünden yarına, kendilerini sokakta bulduklarını öğrenmek istedim. İçlerinden bazıları ile gerçek bir sırdaşlık, ortaklık kurdum ve şahit olduklarını kaydettim.



Projenin başlama ve bitiş tarihi nedir?



Bu projeye 2002 yılında başladım. Çok az sayıda kadın, tanınma korkusu yüzünden fotoğrafının çekilmesini kabul etti. Onları ikna edebilmek ve güvenlerini kazanabilmek için epey zaman harcadım… Proje 3 sene sürdü (2002`den 2005`e kadar).




Neden bu proje?



Barksız bir kadın olmak, taşıdığı ahlaki ve fiziki tehlikeleri ile inanılmaz bir baskı yaratmakta. Soyulma ve tecavüze uğrama risklerinin yanı sıra, kimliğini kaybetme, başkalarının bakış açılarından korkma, onları derin bir yalnızlığa mahkum ediyor. Onların durumlarına dair basmakalıp yargılar ve başkalarının olumsuz bakış açıları ile savaşmak için bu çalışmayı gerçekleştirdim. Sözlerine görüntüleri de eşlik etsin diye çektim.



Proje kaç fotoğraftan oluşuyor?



Sonuçta, aralarından kırk küsür fotoğraf seçtim…



Çekimlerinizde kurgu var mı?




Fotoğraflaması zor bir konu, çünkü fazla bir olay yok. Hayattan pek çok beklenti ve yalnızlıktan had safhada ıstırap çekiş var. O yüzden portre ağırlıklı çalıştım, kurgu olmasa bile bazı kareleri çekerken aynı hareketi bir kez daha yapmalarını ve zaman zaman da çekerken bana bakmamalarını söyledim.



Bu proje bir ekip çalması mı bireysel bir çalışma mı?




Görüntülerin elde edilmesi, kaydı, baskısı ve bir serginin hazırlanması, hepsini tamamen ve tek başıma ben hallediyorum.



Her hangi bir sponsor ya da sponsorlarınız var mı? Varsa kim/kimler?



Sergi; Paris şehri “Kadın Erkek Eşitliği“ gözetim kurumu tarafindan finanse edildi.



Bu proje sergilendi mi? Sergilendiyse nerede ve ne zaman?


Bu proje bir çok kez Paris’de, aynı zamanda da Fransa`nın bir çok şehrinde sergilendi. Şubat 2008` de bir festival çerçevesinde yine sergilenecek.



Projenizin gerçekleştirilmesi sırasında en komik, en üzücü ve en unutulmaz anlar nelerdi?



En üzücü olan : Bir kadının bir paket sigara için kendisini sattığını öğrendiğim an.


En unutulmazı : Birlikte geçirdiğimiz anlar.


En komik anısı; hiç yok.



Bu projenin sebep ve hedefi neydi?



Sebebi : Bu kadınları görünür kılmak, onların zorlu yaşam parkuruna şahitlik etmek. Fransa’da barksız kadınların sayısı gün geçtikçe artmakta. 2006 yılında sabit ikametgahı olmayan kadın sayısı neredeyse 100 kadının 26′sıydı.



Hedefleri ise;


Bir hedefi: Bu kadınların haysiyetinin gösterilmesi. Mesela bu kadınlardan çok yıpranmış olanlarını, röntgenciler ve sapkın insanlar yüzünden fotoğraflamamayı uygun buldum. Her barksız kadın ille de bir sokak serserisi değil elbette.



Bir diğer hedefi ise: Projenin bir kitap haline getirilmesi, ama henüz yeterli finansmanı bulamadım.



Teşekkürler Marie Pierre…





C` est quoi le projet de “femmes sans domicile“ ”¦



Un jour, j’ai appris à la télé qu’il y avait de plus en plus de femmes à la rue, sans logement. J` ai voulu en savoir plus. J’ai alors contacté une association d’accueil pour femmes sans domicile et j’ai effectué un premier reportage. J’ai réalisé alors tout ce que signifie pour une femme l’absence de logement et d’intimité : les vols, les viols mais aussi le sentiment de honte qui ne les quitte jamais . Cette première approche m’a donné envie de travailler sur le longterme : j’ai suivi pendant trois ans des femmes en grande précarité vivant à la rue, en hôtel social ou en centre d’hébergement. Je voulais connaître leurs histoires, savoir pourquoi elles se retrouvaient dehors, parfois du jour au lendemain. Avec certaines d’entre elles, une véritable complicité s’est installée. J’ai enregistré leurs témoignages.



La date de commencement et la dure?



J’ai commencé ce projet en 2002. Très peu de femmes acceptent d’être photographiées par peur d’être reconnues . Il m’a fallu beaucoup de temps pour gagner la confiance de certaines d’entre elles. Ce projet a duré trois ans de 2002 à 2005.



Pourquoi ce projet?



Être femme et sans domicile, avec tout ce que cela comporte comme dangers physiques et moraux, implique une violence terrible. Il y a le risque de vols, de viols”¦ mais aussi la perte de son identité et la peur du regard des autres qui enferme dans une profonde solitude. C’est pour lutter contre les stéréotypes et changer le regard des autres sur leurs situations que j’ai réalisé ce travail..Je les ai enregistrées afin que leurs paroles accompagnent les images.



Combient de photos?



J’ai selectionné au final une quarantaine de photos



Est ce qu` il y a des mis en scene?



C’est un sujet difficile à ;photographier car il ne se passe pas grand chose. Il y a beaucoup d’attente dans la vie de ces femmes et elles souffrent d’une grande solitude. J’ai alors décidé de faire des portraits en situations donc pas de mise en scène mais parfois je leur demandais de refaire un geste ou de ne pas me regarder.



Est-ce que c` est un travail d` equipe ou individual?



J’ai travaillé entiérement seule : prise de vue, enregistrement, transcription, et création d’une exposition



Avez vous de(s) sponsor(s)? Si oui, qui est votre sponsor(s)?



La réalisation de l’exposition a été financée par l’observatoire de l’égalité homme/femme de la ville de Paris.



Avez vous deja expose votre projet, Si oui, ou et quand?



Ce projet a été exposé de nombreuses fois à Paris mais aussi dans d’autes villes de France. Il sera exposé en février 2008 dans un festival.



Durant la realisation : Quel est le plus comique, le plus triste moment du travail? Et le moment inoubliable ?



Le plus triste moment : apprendre qu’une femme s’est prostituée pour un paquet de cigarette



Les moments inoubliables : les moments passés ensemble



Le plus comique : je n’en vois pas




Quel etait la raison et le but?



La raison : rendre ces femmes visibles, témoigner de leurs parcours



Le nombre de femmes sans domicile augmente en France. En 2006, elles représentent environ 20% des sans domicile fixe (SDF).



Le but : montrer la dignité de ces femmes


J’ai choisi de ne pas photographier les femmes très abîmées par la rue par peur du voyeurisme. Une femme sans domicile fixe (SDF) n’est pas forcément une clocharde !



Un autre but était la réalisation d’un livre mais je n’ai pas trouvé les financements



Merci Marie Pierre…









Marie-Pierre Dieterlé Hakkında




Biyoloji mastırı sonrası Marie Pierre Dieter’le kendisini fotoğrafa, insanlığa yararının bilincinde, toplumsal içerikli fotoroportaja adamaya karar verdi. Serbest fotoğrafçı, çesitli basın organları ile birlikte çalışıyor. Fotografik çalışmaları Defi-jeune bursu, Agfa birincilik odülü, Ilford odülü, Profesyonel Basın Palmares`i, Kodak odülü, Angers, Uluslararası Scoops ve gazetecilik festivali odüllerine layık görüldü.




Marie Pierre Dieterle ozellikle kadın sorunları ile ilgileniyor. Uzun soluklu bir çalışma olan “Barksız Kadınlar” adlı çalısmasını; bir çok mağdur şahit ve fotoğrafla gerçekleştirdi. Bu çalışma aynı zamanda “Yarın, ne zaman ?” adı altında sergilendi.



Après une maîtrise de biologie, Marie-Pierre Dieterlé décide finalement de se consacrer à la photographie de reportage après avoir pris conscience de son intérêt pour l’humain et les sujets de société. Photographe free-lance, elle collabore régulièrement avec la presse. Son travail photographique a souvent été distingué : bourse Défi-Jeune, 1er prix Agfa, Prix Ilford, Palmarés de la Presse Professionnelle, dotation Kodak, festival international du Scoop et du Journalisme d’Angers…



Marie-Pierre Dieterlé s’intéresse tout particulièrement à la condition féminine et a effectué un travail au long court auprès de femmes sans domicile, recueillant témoignages et photographies. Ce travail a donné lieu à une exposition “C’est quand demain ?”







Röportaj ve Çeviri : Faika Berat PEHLİVAN





Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Marie-Pierre Dieterlé : Barksız KadınlarMarie-Pierre Dieterlé : Barksız KadınlarMarie-Pierre Dieterlé : Barksız KadınlarMarie-Pierre Dieterlé : Barksız KadınlarMarie-Pierre Dieterlé : Barksız KadınlarMarie-Pierre Dieterlé : Barksız KadınlarMarie-Pierre Dieterlé : Barksız KadınlarMarie-Pierre Dieterlé : Barksız KadınlarMarie-Pierre Dieterlé : Barksız KadınlarMarie-Pierre Dieterlé : Barksız KadınlarMarie-Pierre Dieterlé : Barksız KadınlarMarie-Pierre Dieterlé : Barksız KadınlarMarie-Pierre Dieterlé : Barksız KadınlarMarie-Pierre Dieterlé : Barksız KadınlarMarie-Pierre Dieterlé : Barksız KadınlarMarie-Pierre Dieterlé : Barksız KadınlarMarie-Pierre Dieterlé : Barksız KadınlarMarie-Pierre Dieterlé : Barksız Kadınlar

Behiç Günalan : Çeltik Tarlaları



Doğayla Bilek Güreşinin Tutulduğu Yer;
ÇELTİK TARLALARI



Çeltik, su içinde çimlenebilen ve kökleri suda erimiş oksijenden yararlanabilen tek tahıl cinsidir. Besin kaynağı olarak, buğdaydan sonra tahıllar içinde en önemli kültür bitkisidir. Çeltiğin botanik tanımı böyle yapılıyor”¦


İşte tamamen su içinde yetişen, suya aşık bu bitki; kabuğundan ayıklanınca, bütün dünya mutfaklarının baş besin kaynağı olan pirinç taneleri ortaya çıkıyor”¦



Edirne, Türkiye’deki pirinç üretiminin başkentidir”¦ Edirne’de Tunca ve Meriç ırmaklarının suladığı merkez köylerle Ergene ve Meriç ırmaklarının suladığı Havsa, Uzunköprü, Meriç, İpsala, Enez ilçelerinde yoğunluk kazanan çeltik tarlaları, cetvelle çizilmişcesine, düzgün kare ve dikdörtgenlerden oluşan geometrik biçimleriyle adeta bir duvar takvimi manzarasına benzer. Bu tarlalar fotografçılar için de doyumsuz bir güzelliktir”¦




Aslında bu güzelliğin ardında, diz boyu sulak ve bataklık alanlarda; büyük emek, alınteri, özveri, sabır ve doğayla büyük bir bilek güreşinin acımasız mücadelesi vardır. Pirinç taşını ayıklamanın zorluluğu işte daha, bu tarlalardan başlar”¦




Anayurdu Himalaya dağının etekleri olan pirincin, Güney Hindistan’dan batıya doğru California’nın tarım alanlarına kadar süren uzun yolculuğunun, Büyük İskender’in Hindistan’ı fethiyle başladığı söyleniyor. Büyük İskender’in ordularının doğu seferinden dönüşü sırasında, Akdeniz’in sıcak iklimiyle buluşan pirince, o yıllarda, Oriza adı verilir. Pirincin botanik dilindeki bugünkü adı da, Oriza’dır zaten”¦ Pirincin Orta Asya ve batıya doğru daha yaygın gelişinin Baharat ve İpek yoluyla olduğu tahmin ediliyor.




Pirincin batıya yolculuğu, Büyük İskender’in ordularıyla birlikte başlamasına karşın, sofralardaki yeri çok daha eskiye dayanıyor. Çin’deki Yang-Tse-Kiang vadisinde bulunan fosillemiş pirinç taneleri, bu tahılın MÖ. 4000 yıllarından beri üretildiğini ortaya koyuyor.




Altı bin yaşındaki pirinç, daha çok, pilavıyla da Türk mutfağının yüzlerce yıldan beri demirbaş yiyecekleri arasında yer alıyor.




Günümüzde bolkepçe lokantalarının, Türk yemekleri sunan restoranların başlıca yemeği olan pilav, sünnet ve evlenme düğünlerinde, çeşitli anma ve kutlama günlerinde kazanlarda pişirilmeye devam ediyor. Bu nedenle pirinç, mutfaklarımızda olduğu kadar, kültürel varlıklarımız arasında da yerini koruyor.




Türkiye Ziraat Odaları Birliği yayınlarında yer alan Çeltik Çalışma Grubu raporuna göre, pirinç dünyada yaşayan insanların yarısından fazlasının ana besinidir. Birleşmiş Milletler’in, 2004 yılını Pirinç Yılı ilan etmesinin nedeni de pirincin bu konumudur. Ülkemizde ise kişi başına düşen pirinç tüketimi ise 6 kilogram civarındadır.




Türkiye’de pirinç üretiminin ne zaman başladığı kesin olarak bilinmiyor. Ancak 23 Haziran 1936 yılında çıkarılan pirinç üretimini düzenleyen ‘Çeltik Ekim Kanunu’ göz önüne alınırsa; bu tahılın, üretiminin yüzyılın başlalarında da var olduğunu gösteriyor. Aynı rapora göre, Edirne ülkemiz genelindeki çeltik üretiminde liderdir. Edirne’nin çeltik üretimindeki payı yüzde 38.2’dir. Edirne’yi yüzde 14.2 pay ile Balıkesir, yüzde 11.1 ile Samsun, yüzde 9.4 ile Çorum illeri izlemektedir.




Kökleri bol suyu seven çeltik üretimi, daha çok, Tunca, Meriç ve Ergene ırmaklarının suladığı Havsa, Uzunköprü, Meriç, Enez, İpsala, Keşan ve Edirne’nin merkez köylerinde yoğunluk kazanır.




Günümüzde binlerce kişi, çeltik üretiminden tarım işçisi, tarım üreticisi, tüccarı ve işletmecisi olarak ekmek yemektedir. Edirne il yıllığında yer alan bilgiye göre, yılda 500 ton civarında çeltik üretimi yapılmaktadır”¦




Edirne’de 450 bin dönüm dolayındaki bir alanda çeltik ekimi yapılırken, yaklaşık 45 bin kişi bu tarlarlardan ekmek yemektedir.




Yazı ve Fotoğraflar : Behiç GÜNALAN








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Behiç Günalan : Çeltik TarlalarıBehiç Günalan : Çeltik TarlalarıBehiç Günalan : Çeltik TarlalarıBehiç Günalan : Çeltik TarlalarıBehiç Günalan : Çeltik TarlalarıBehiç Günalan : Çeltik TarlalarıBehiç Günalan : Çeltik TarlalarıBehiç Günalan : Çeltik TarlalarıBehiç Günalan : Çeltik TarlalarıBehiç Günalan : Çeltik TarlalarıBehiç Günalan : Çeltik TarlalarıBehiç Günalan : Çeltik TarlalarıBehiç Günalan : Çeltik TarlalarıBehiç Günalan : Çeltik Tarlaları

Jan Van Ijken : Değerli Hayvanlar



Değerli Hayvanlar, insanların hayvanlarla olan karmaşık ilişkileri hakkındadır; verimli tüketici ürünleri veren hayvanlar, tıbbi araştırmaların nesnesi olarak insanların yararına kullanılan hayvanlar ve insanın aşkı ya da patolojik durumlarına nesne olan hayvanlar…



Bu fotoğraflarda Jan Van Ijken, Hollanda’da hayvanlara verilen değeri araştırmakta. Hiç bir yargılamada bulunmamakta fakat bizi kendi değerlerimizi ve zaman zaman yaptığımız çifte standartlarımızı yansıtmamız için cesaretlendirmekte.




Değerli Hayvanlar, Rijksmuseum’un NRC Handelsblad ile Hollanda Belgeseli adı altında ortaklaşa düzenlediği bir fotoğraf komisyonu serisinin sekizincisidir. Seriler 2005 yılında Amsterdam’daki fotoğrafçılık müzesi olan Huis Marseille’de sergilenmiştir. Değerli Hayvanlar adlı bir de kitabı basılmıştır. Proje, Uluslararası Fotoğrafçılık Ödülleri yarışmasında foto denemeleri dalında 3.lük ödülü gibi uluslararası ödüller kazanmıştır.




Jan Van Ijken (1965, Amersfoort, Hollanda doğumlu) kendi kendini yetiştirmiş bir fotoğrafçıdır. Çalışmaya 1987’de başlamıştır. 1994’te portreler ve foto röportajları için komisyon alarak serbest fotoğrafçı olarak çalışmaya başladı. 2001’de Doğu Avrupa’daki dini ritüeller hakkında “Tanrısallığa bir Dokunuş” ve 2004’te Avrupa Birliği’nin genişlemesi hakkındaki “Yeni Komşular”ı yaptı. 2002’de insanlar ve hayvanlar hakkındaki projesine başladı.




Precious Animals is about the complex relationship people have with animals: animals as efficiently produced consumer products for people, animals as objects for medical research to benifit humans, and animals as objects of human love and affection.


In his photos Jan van IJken examines the value attached to animals in the Netherlands. He makes no judgment, but encourages us to reflect about our own values and our occasional double standards.




Precious Animals is the eighth in a series of photo commissions organized by the Rijksmuseum jointly with NRC Handelsblad under the title Document Nederland. The series was exhibited in Huis Marseille, museum for Photography in Amsterdam in 2005. Also the photobook Dierbaar (Precious Animals) was published. The project won international awards like the 3rd prize in the category Photo Essays in the International Photography Awards contest.



Jan van IJken (b. 1965, Amersfoort, The Netherlands), a self-taught photographer, began working in 1987. In 1994 he set up as a freelance professional photographer, taking commissions for portraits and photo reports. In recent years he has concentrated on documentary photography. In 2001 he made A touch of Divinity about religious rituals in Eastern Europe and in 2004 New Neighbours about the expansion of the European Union. In 2002 he started his people and animals project.



Çeviri (translated by) : Berna AKCAN








Netherlands Association of Bird Fanciers - Kuş Meraklıları Hollanda Derneği


The annual show attracted 11,000 pedigree birds, entered by 1,400 members.


Ericahal, Apeldoorn 17 January 2002


14.000 üyeli , 11.000 soy kuş içeren yıllık şov.


17 Ocak 2002





Pig Breeding Farm – Domuz Yetiştirme Çiftliği


Collective accommodation for 160 piglets. Six hundred sows produce 16,000 piglets here each year.


March 2002


160 domuz yavrusu için ortak yer. 600 dişi domuzdan senede 16.000 domuz yavrusu meydana geliyor.


Mart 2002





Poultry Farm – Kümes Hayvanları


Chick on a conveyor belt. The chicks are sorted by hand for defects and counted automatically.


7 March 2002


Taşıma bandındaki civcivler. Kusurları olan civcivler elle sınıflara ayrılır ve otomatik olarak sayılır.


7 Mart 2007





A.I. Station – A.I İstasyonu


The bull’s sperm is collected for use in artificial insemination.


9 January 2002


Boğanın spermleri yapay dölleme için toplanıyor.





World Winner Dog Show – Dünya Köpek Şampiyonası


Two poodles being groomed during the show. The white poodle became world champion.


RAI, Amsterdam 4-7 July 2002


İki kaniş şov süresince evlendiriliyor. Beyaz kaniş dünya şampiyonu.





Klaverweide Animal Cemetery


Funeral of a dog, Lucy. She died at the age of thirteen on 5 January 2003. The cost of the funeral was 165 euros.


Hoevelaken 8 January 2003


Köpek Lucy’nin cenaze töreni. 5 Ocak 2003’te 13 yaşındayken öldü. Cenaze töreninin bedeli 165 Euro.





Duckling Brooder – Yavru ördek kuluçka makinası


Newly hatched ducklings leave the brooding unit on a conveyor belt to be counted before being sent to feeding farms. Each day 35,000 ducklings are reared here.


30 September 2004


Yumurtadan yeni çıkan ördekler, besleme çiftliklerine gönderilmeden evvel sayılmak üzere taşıyıcı bant üzerindeki kuluçka makinası ünitesine bırakılıyor .


30 Eylül 2004





’t Swieneparredies


Fajga, a 9-year-old sow, in the kitchen at ’t Swieneparredies. An educational project to bring people in touch with pigs.


Nieuw Scheemda 10 October 2004


Faiga, 9 yaşındaki dişi domuz. ’t Swieneparredies’ın mutfağında. İnsanları domuzlarla yakınlaştırmak için bir eğitim projesi.


10 Ekim 2004





Calf Breeding Farm – Dana Yetiştirme Çiftliği


One of the skippy balls with which around 75 fatting calves play in the shed.


26 January 2004


75 kg civarındaki buzağılar barakada oynuyorlar.


26 Ocak 2004





Turkey Farm – Hindi Çiftliği


The tip of the beak is removed with an infrared beam. This new method is more humane than singeing.


4 November 2004


Gaganın ucu kızılötesi ışınla kesiliyor. Bu yeni yöntem yakmaktan daha insancıl.


4 Kasım 2004





Turkey Farm – Hindi Çiftliği


Shed containing 18,000 turkey chicks, mainly for export to Germany.


30 November 2004


Baraka, çoğu Almanya’ya gönderilmek üzere 18.000 hindi yavrusu barındırıyor,


30 Kasım 2004





Homing Pigeons – Posta Güvercinleri


120,936 homing pigeons were released to celebrate the 75th anniversary of the Netherlands Homing Pigeon Keepers Association.


Le Mans 11 June 2005, 6.45 am


Hollanda Posta Güvercini Bakıcı Birliği’nin 75inci yıldönümünü kutlamak için bırakılan 120,936 posta güvercini.


11 Haziran 2005, 06:45








Jan Van IJKEN Hakkında



Hollandalı fotoğrafçı Jan Van IJken (Amersfoort, 1965), kariyerine 1987’de bir çok gazete ve dergi için konser fotoğrafçılığı yaparak başladı. 1994’ün sonunda profesyonel bir fotoğrafçı olarak serbest çalışmaya başladı. Bir kaç yıl editörler, şirketler, gazeteler ve dergiler gibi çeşitli komisyon üyeleri için çalıştı. Yaptığı anlaşmalar başlıca, portre ve röportaj fotoğrafçılığı alanlarında idi. 1999’da enerji şirketi REMU için “Güneşe Ait Varoşları Kurmak” adlı kitabı fotoğrafladı.



“İlahiyata Bir Dokunuş -Doğu Avrupa’da İbadet Resimleri” projesi için 1997’den 2000’e kadar hacıları, ayinleri ve Polonya, Romanya, Slovakya ve Ukrayna’daki diğer ritüelleri fotoğrafladı.




2004’te Avrupa Birliği’nin genişlemesi ile ilgili “Yeni Komşular”ı yayınladı. 2002-2005 yılları arasında Hollanda’daki insanlar ile hayvanlar arasındaki ilişkiyi anlatan “Değerli Hayvanlar”ı çekti. Proje, Rijksmuseum ve NRC Handelsblad tarafından tahsis edilmişti.



Jan Van IJken’ın uzmanlık alanı belgesel fotoğrafçılıktır. Kişisel ve uzun dönemli foto projelerini başlatmıştır. Çalışma yönteminin özelliği, mümkün olan heryerde doğal ışığı kullanmak ve insanları olabildiğince doğal olarak fotoğraflamaktır. Bu, detay ve kompozisyon içindir.




Eposta fotojan@xs4all.nl


Website www.photo-projects.com





About Jan Van IJKEN



Dutch photographer Jan van IJken (Amersfoort, 1965) started his career in 1987 as a concert-photographer for several newspapers and magazines. At the end of 1994, he started working as a free-lance professional photographer. He worked a few years for different kinds of commissioners like editors, companies, newspapers and magazines. Assignments he received were mainly in the field of portrait- and reportage photography. In 1999 he photographed the book “Building solar suburbs” for the energy-company REMU.



For his project A touch of Divinity – Images of devotion in Eastern Europe, he photographed pilgrimages, liturgies and other religious rituals in Poland, Rumania, Slowakia and Ukraine from 1997 to 2000.



In 2004, he published New Neighbours, about the enlargement of the European Union.From 2002-2005 he photographed Precious Animals about the relationship between man and animal in The Netherlands. The project was assigned by the Rijksmuseum and NRC Handelsblad.



Jan van IJken specializes in documentary photography. He initiates personal and long-term photo-projects. Characteristic of his way of working is the use of natural light wherever possible and photographing people as natural as possible. This with an eye for detail and composition.




Email fotojan@xs4all.nl


Website www.photo-projects.com







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Jan Van Ijken : Değerli HayvanlarJan Van Ijken : Değerli HayvanlarJan Van Ijken : Değerli HayvanlarJan Van Ijken : Değerli HayvanlarJan Van Ijken : Değerli HayvanlarJan Van Ijken : Değerli HayvanlarJan Van Ijken : Değerli HayvanlarJan Van Ijken : Değerli HayvanlarJan Van Ijken : Değerli HayvanlarJan Van Ijken : Değerli HayvanlarJan Van Ijken : Değerli HayvanlarJan Van Ijken : Değerli HayvanlarJan Van Ijken : Değerli Hayvanlar

İbrahim Demirel : Doku ve Ritim



1941’ de Malatya, Akçadağ, Körsüleymanlı köyünde doğdu. Akçadağ Öğretmen Okulu, Çapa Öğretmen Okulu Resim Semineri ve Tatbiki Güzel Sanatlar Okulu’nu (Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi) bitirdi.



Sanat, bundan böyle bir yaşam biçimiydi onun için. Çeşitli kuruluşlarda grafikerlik, reklam ve tanıtım fotoğrafçılığı yaptıktan sonra 1975’te Umut Poster Yayıncılık ve Grafikerlik Stüdyosunu kurdu. 1979’da Hollanda Hükümeti tarafından ilk fotoğraf albümü olan “ Yaşam Kavgası “ yayımlandı. 1981’de “Fotoğraf” ders kitabı basıldı. 1995’de 4 adet portfolyo albümü yayımlandı. 2004’de “İbrahim DEMİREL Fotoğrafları Üzerine Bir İnceleme” kitabı yayımlandı.




1982’de Sanatyapım Plastik Sanatlar Atölye ve Galerisi’ni kurdu. Bugün Başkentin seçkin sanat merkezlerinden biri olan bu atölye ciddi, tutarlı eğitim anlayışıyla sanat eğitimi vermektedir ve bu mekandaki birikimini bir okul, bir müze niteliği kazandırarak geliştirip gelecek kuşaklara aktarmak Demirel’in vazgeçilmez hedefidir.



Türkiye’nin sayılı koleksiyonerlerinden biri olan İbrahim DEMİREL, en az 3000 yağlı boyadan oluşan önemli bir resim koleksiyonunun yanısıra toprakaltı ve etnografik parçalardan oluşan seçkin koleksiyonların sahibidir.



Fotoğraf sanatçılığı, eğitimciliği, koleksiyonerliği, çeşitli resmi ve özel kuruluşlardaki danışmanlıkları ve yayımladığı kitaplarıyla kültür ve yaşamımıza yeni projeler kazandırmakla meşguldür hep.



Grafik ve fotoğraf çalışmalarıyla yurtiçinde ve yurtdışında (Çin,Yugoslavya, İtalya) çok sayıda ödül alan İbrahim Demirel, eğitimciliğini Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü’nün dışında da dia gösterileri, sergiler, konferanslar, radyo ve televizyon programları, çeşitli sanat yayınları ile sürdürmektedir.



2004 yılında yaptığı fotoğraf çalışmalarıyla Truva Sanat ve Kültür Derneği’nce yılın Fotoğraf sanatçısı ödülüne layık görülen sanatçı PTFD (Profesyonel Tanıtım Fotoğrafçıları Derneği) üyesi, AFSAD ve Gezginler Kulübünün de onur üyesidir.







DOKU & RİTİM
















































Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

İbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritimİbrahim Demirel : Doku ve Ritim

Tuğrul Çakar : İmza Günü




“Afedersiniz.. Kitabınızı imzalamadan önce yüzüme bakmanızı, sonra birşeyler yazmanızı istiyorum.”



Bunu yapmaya çalışırım. Ancak önce şaşırdığımı söylemeliyim. Daha önce de birçok kez kitap imzaladım. İnanın ilk kez oluyor bu. Oysa öyle kolay kolay şaşırmam ben. Hep, herşeye hazırmışım gibi gelir. Ya da öyle olduğumu düşünmek, kendime oynadığım bir oyun. Demek ki hep, herşeye hazır değilmişim. Şaşırdığım gerçekse bu da öyle. Yine de bu şaşkınlığı yaşadığımı unutmaya çalışacağım. Hiç bir şey olmamış gibi davranıp hep, herşeye hazır olduğuma inanmaya çalışacağım. Öyle gerekiyor. İçimdeki o güçsüz, hemen açılıveren kilidin üstünü birşeylerle örtmem gerekiyor. Söküp atamadığıma göre örtmeliyim.






Buraya gelirken uzun bir süre yürüdüm. Başka insanların yüzüne bakmamaya özen göstererek yürüdüm. Ne garip değil mi? Şimdi siz, sanki bunu biliyormuşsunuz gibi, yüzünüze bakmamı istiyorsunuz.





Pencereden dışarıya bakar mısınız? İşte şu bahçe duvarı. Üç gün önce o duvarın üstüne oturup bekledim onu. Eskiden de onu hep orada beklerdim. Yaklaşık üç yıl. Belki başka beraberliklerden farkı olmayan, ama nedense bizim öyle olduğunu savunarak geçirdiğimiz üç yıl. Söz verdiği saatte geldi. Yüzünde, yeni insanı tarafından takılmış, doğrusu hiç de yakışmayan bir maske vardı.



Sık sık kontrol ediyor, düşmemesi için belirgin bir özen gösteriyordu. Onu düşürmemesi için sıkı sıkı tembihlendiği o kadar açıktı ki. Maskeyi çıkarmayacağını çok iyi anladığım halde yine de sürdürdüm konuşmamı. Başka şansım olmayacaktı biliyordum. O yüzden sürdürdüm.





Sözlerimi bitirdiğimde kovdu beni yaşamından. Bir de anımsayabildiğim, konuşmaya çalıştığım sırada, maskeyi takanın onu sık sık araması, maskeyi çıkarmamasını yeniden, yeniden anımsatması. En zor olan buydu sanırım. En çok acı veren, en çok parçalayan buydu.





Bir taksiye binip oradan uzaklaşmayı becerebildim sonunda. Gidecek yeriniz yoksa taksiden inmek zorunda kalırsınız. Geri döndüğümde yoktu. Ona, o maskeyi takanın yanına koştuğunu biliyordum. Maske takanın, maskeyi çıkarmadığı için onu kutlayacağını, sonra bu kutlamayı birlikte sürdüreceklerini biliyordum. Geceyi, maske takanın onun çıplak bedeninin üstüne abanıp debelendiğini düşündüğümde ise, başımın döndüğünü, kustuğumu anımsıyorum.




Sonra uyuttular beni. Yeniden doğrulabilmem için, yürüyebilmem için. Birileri için de olsa yürüyebilmeniz gerekir. Bunu isteyip istemediğinizi en son size sorarlar. Biliyor musunuz? Onun için de yürüyebilmem gerekiyor benim. Maske takanın yanında rahat olabilmesi için bir yas devresi gerekmiyor artık. Buraya gelirken, neden insanların yüzüne bakmak istemediğimi anladığınızı sanıyorum.





Ve şimdi siz, kitabımı imzalamadan önce, yüzünüze bakmamı, sonra da birşeyler yazmamı istiyorsunuz. Bir yasak koymadığınıza göre, yazmaya başlamadan önce, size birşeyler sorabilir miyim?





İnsanların yüzüne baktığımda, yüzlerinin etrafına dört çizgi koyarım hep. Sanırım fotoğrafın getirdiği bir alışkanlık. O zaman baktığım yüz herşeyden arınmış gibi gelir. Yine de yalan söylemeyi sürdürür fotoğraf. Ancak yalan yalnız kalır.





Bu akşamki yüzünüz hangi yüzünüz? Örneğin, her cumartesi günü burada yapılan söyleşilerde aynı oyunu oynayan yüzünüz olabilir mi? Bu oyun, cumartesi günleri buraya oturan kişileri farkında olmadıkları bir ankete sürüklüyor olabilir mi?



Bu akşamki yüzünüz yeni bir oyuncu bulabildiği için gülümseyen, ama evinize gittiğinizde böyle bir hile yaptığı için bakamayacağınız yüzünüz olabilir mi?






Bu akşamki yüzünüz hangi yüzünüz? Yoksa, az önce düşündüğüm o sevimsiz oyunun uzağındaki yüzünüz mü? Bu akşamki yüzünüz böyle bir soruyu ilk kez yönelten yüzünüz olabilir mi?



Yüzünüze çok kısa bir süre bakabilmeme karşın, hemen görebildiğim o aydınlık bu akşamki yüzünüze mi ait? Bu akşamki yüzünüz, az sonra, o aydınlığı yeniden görmek istediğimde, kaçıracağınız yüzünüz mü?





Bu akşamki yüzünüz hangi yüzünüz? Az sonra dışarıya çıkacağız. Buradaki insanlar, az önce görmüş olsalar da tanımayacaklar beni. Tanımış olsalar bile, yüzlerini başka bir yöne çevirebilecekler.



Bu akşamki yüzünüz o yüzlerden biri mi? Sokakta bir başıma kaldığımda, üşüdüğümde, anımsayabileceğim yüzünüz mü bu akşamki yüzünüz? Yoksa sokağa adım atar atmaz unutmamı isteyeceğiniz yüzünüz mü?





Bu akşamki yüzünüz, kurallarını sizin koyduğunuz bu oyunu sürdürmek istediğimde, yarın ve artık yanınızda taşımayacağınız yüzünüz olabilir mi? Oyunu bitirmek istemediğimi, bu akşamki yüzünüzü yeniden arayabileceğimi söylediğimde, ya da bunu siz anladığınızda, artık telaşlar içinde kalacak olan yüzünüz, bitirme, kurtulma, uzakta olabilme tuzakları hazırlayan yüzünüz, bir sonraki yüzünüz mü olacak?



Bu akşamki yüzünüzü, o yüzünüzle barışık olmaya hazırladınız mı? Yoksa yüzlerinizi birbirine göstermemek için hep bir öncekinin üstünü karalamaya alışkın mısınız? Hep birbirini tanımayan yüzleriniz mi olacak sizin?





Bir sonraki yüzünüze bakmamamı, sizi artık göremememi başardığınızda rahatlamış da olacaksınız.



Bu akşamki yüzünüzü hiç aramadan, ona hiç seslenmeden de olabileceğinizi düşünebiliyorsanız sorun yok. Peki, artık hiç anımsamadığınız, size artık bir yabancı gibi gelen ve bende kalan yüzünüz ne olacak?





Şimdi birşeyler yazabilmem için söyler misiniz, bu akşamki yüzünüz hangi yüzünüz?





Tuğrul ÇAKAR


03 Aralık 2000, Ankara



Tuğrul Çakar’ın “İki Hayat Çek Usta, Bol Acılı Negatif” adlı kitabından alınmıştır. (Komer Kültür Sanat Yayınları)





Tuğrul ÇAKAR Hakkında


1946 yılında Sakarya’da doğdu. Yüksek öğrenimini Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde tamamladı. Fotoğraf çalışmalarına 1978 yılında başladı. 198l – 1985 yılları arasında Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği’nde ( AFSAD ) Yönetim Kurulu, Fotoğraf Dergisi’nde ise Yayın Kurulu ve Danışma Kurulu üyeliği yaptı.



1980 – 1993 yılları arasında Ankara İngiliz Arkeoloji Enstitüsü’nde fotoğrafçı olarak çalışan Tuğrul Çakar ilk kişisel sergisini l985 yılında Londra’da açtı. Sergi çeşitli üniversitelerin isteği üzerine iki yıl açık kaldı. Ankara ve İstanbul’da tekrarlanan sergi istek üzerine son olarak İzmir’de izlenime sunuldu. Bu dönemde İngiltere’de yayınlanan “ The Photographer ” Dergisi’nde makalesi eşliğinde portfolyosuna yer verildi.




Çok sayıda saydam gösterisi de düzenleyen Tuğrul Çakar, günümüze kadar olan çalışmalarını 10 kişisel sergi ve karma sergilerle Türkiye’nin pek çok yerinde izlenime sundu.



Ulusal ve uluslar arası alanda düzenlenen birçok fotoğraf yarışmasında seçici kurul üyeliği yapan ve 1993 yılında Gazi, 1999 yılında Hacettepe Üniversitelerinde fotoğraf dersleri veren Tuğrul Çakar, Uluslar arası Fotoğraf Federasyonu (FİAP) tarafından “ A FİAP ” ünvanı ile onurlandırılmıştır.



Çok sayıda fotoğrafı ödüle değer bulunan Tuğrul Çakar, Adana Fotoğraf Amatörleri (AFAD) ile Fotoğraf Sanatı Derneği (FOTOGEN) üyesi olup, FOTOGRAF SANATI KURUMU’nun (FSK) da kurucu üyesidir. Ayrıca DASK (Doğa Araştırmaları Sporları ve Kurtarma Derneği) üyesi olan Tuğrul Çakar DOGAY (Doğada Görüntü Avcılığı Yarışması)’nda DASK temsilcisi olarak Seçici Kurul Üyesidir.



1990 yılında ‘ SUYA ÇAĞRI ‘, 1992 yılında ‘ FIRAT’I BEKLERKEN ‘ adlı iki fotoğraf albümü yayınlayan Tuğrul Çakar, 1993 yılına kadar yayınlanmış fotoğraf yazılarını ve öykülerini “ EN UZAKTAKİ GRİ ” isimli kitapta topladı. Yazmayı sürdürdüğü öyküleri ise, İMGE yayınevi tarafından, l999 yılında “ AKŞAMÜSTÜ YİNE HÜZÜN ”, Komer Yayınevi tarafından “ İKİ HAYAT ÇEK USTA BİR BUÇUK BOL ACILI NEGATİF” İsimleri ile yayınlandı. Son olarak elle renklendirilmiş fotoğraflarından oluşan albümünü “ CAM EVLERİN KADINLARI” ismi ile yayınladı.



Fotoğraf ve yazın üzerine yoğunlaştırdığı çalışmalarını Ankara’daki atölyesinde sürdürmekte, Başkent Üniversitesinde öğretim elemanı olarak çalışmaktadır.










Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Tuğrul Çakar : İmza GünüTuğrul Çakar : İmza GünüTuğrul Çakar : İmza GünüTuğrul Çakar : İmza GünüTuğrul Çakar : İmza GünüTuğrul Çakar : İmza GünüTuğrul Çakar : İmza GünüTuğrul Çakar : İmza GünüTuğrul Çakar : İmza GünüTuğrul Çakar : İmza GünüTuğrul Çakar : İmza GünüTuğrul Çakar : İmza GünüTuğrul Çakar : İmza GünüTuğrul Çakar : İmza GünüTuğrul Çakar : İmza GünüTuğrul Çakar : İmza GünüTuğrul Çakar : İmza GünüTuğrul Çakar : İmza GünüTuğrul Çakar : İmza GünüTuğrul Çakar : İmza GünüTuğrul Çakar : İmza GünüTuğrul Çakar : İmza Günü

Aydın Koçak : Renkler ve Desenler



Doğadaki birçok canlı ve cansız varlıklar, renkler ve desenlerle bir anlam kazanır ve var olurlar. Nasıl ki; bir günbalığı çeşitli renkleri ve çizgileriyle bizi büyülüyorsa, aynı şekilde bir teknenin pruvasındaki renk ve desenlerin uyumu da bize aynı duyguları hissettirebilir. Bu çalışmada, Kaş ve Kalkan bölgesinde, kış mevsiminde teknelerin karada bakımlarının yapılması sırasında ortaya çıkan renk ve desenlerin muhteşem harmonisini sergilemeye çalıştım.



Aydın KOÇAK








Renkler ve Desenler
































Aydın KOÇAK Hakkında



1972 Ankara Doğumlu. Lisans Eğitimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde, Yüksek Lisans Eğitimi ile Doktorasını Gazi Üniversitesinde tamamladı. FSK’ da Temel Eğitim Seminerine ve daha sonra da Tekin ERTUĞ Atölyesine katıldı. Gazi Üniversitesi İşletme Bölümünde Öğretim Görevlisi olarak çalışmakta.





Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Aydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve DesenlerAydın Koçak : Renkler ve Desenler

Ali Rıza Akalın : Yığılmalar



Tam 30 yıl öncesinin son aylarından biri idi.Deniz bitmişti ve ben karaya vurmuştum. Islaktım, üşüyordum ve en önemlisi nefes alamıyordum. ”Keşke balık değil de kuş olsaydım “ diye düşünürken, ailemizin eniştesinin elinden çıkan AE-1 gelip elimden tuttu ve beni hayatın içine çekti.



Bir yıl, düşüp-kalktım, kırdım-yapıştırdım, yazdım-sildim, kaybettim-buldum AFSAD’a ulaştım.



Günün akşam saatlerinde Ziya GÖKALP caddesi üzerindeki Fransız Kültür Derneği binasının arkasından yol bulan ışık İnkılap sokak, No: .. ‘un penceresinden süzülüp salona konuk olur iken, ben de kapıdan “ buyur “ edildim. O gün bu gündür, çatısının altındayım.



Havası, kokusu, rengi ve sıcaklığı ile “başka” idi AFSAD. Bu “başka”’ lığının fotoğraf anlayışı ve eylemlerinden geldiğini anlamam uzun sürmedi. Bir üyenin, çiçek fotoğrafı çekip gösteriyor olması tozu dumana katmaya yetmişti. Çünkü AFSAD fotoğrafı; emek, barış, demokrasi, insan hakları, dostluk ve bağımsızlık ideallerine hizmet edecek görsel belgeleri oluşturmak amacı ile üretmeyi varoluş nedeni olarak açıklamıştı.



Ben de “çatıda uçuşan güvercinler” fotoğrafım nedeniyle payıma düşen zılgıtı yedikten sonra, çadır sergilerinde, gezici otobüs sergilerinde,gezici pano sergilerde ve giderek de yönetim kurullarında görev aldım.



Günler,günlerin ardından geldi, ulaştık 12 Eylül’e. Hayrettir ki AFSAD’ın kapısının açık kalmasına izin verilmişti. Ancak, bizler özdenetim ile frene basmak ihtiyacını duyduk.



Bu dönem, yurtdışından fotoğraf dünyamıza sızan!!! yabancı dergiler ve aklımızı çelen!!! fotoğraf yarışmaları ile tanıştığımız zamandır.



Gördük ki; fotoğraf, belgesel özelliğinin yanı sıra,estetik yapıya sahip, kompozisyon öğelerinin uygulanabildiği, renklilik içeren ve bu olanakları ile “sanat” boyutuna ulaşabilecek bir daldır.



Bu etkilenmemin sonucu olsa gerek,konularımın çeşitlendiğini,var olan görüntüye özellikle düşünsel bir şeyler !!? katmaya çabaladığımı ve renkli filmi daha çok tüketmeye başladığımı gördüm.



Yıl 1986 idi. Ama hangi ayın hangi günü? Bilmiyorum. Her hafta Cebeci tren istasyonunun hemen yakınında “ güvercin pazarı” kuruluyor. Ben kendimi orada fotoğraf çekmeye kurgulayıp gerçekleştiriyorum. Dönüş yolum Cebeci stadyumunun kıyısından geçiyor. Staddan birdenbire yükselen bağırış-çağırışlar yüreğimi dağlıyor.!!! Öyle ya; ilk önceleri amatör, sonrasında ise kısa süreli de olsa, profesyonel idim. Tadı damağımda duruyor. Üstelik, uzun bir geçmişten bu yana maç da seyretmediğimi hatırlıyorum.



Paraya kıyıp kapalı tribünden bilet alıp, koltuğa oturup, bir yandan maç seyrediyor, diğer taraftan hayal kuruyorum. Ne zaman ki ayran satıcısı ayağıma basıyor, hayallerim bitiyor, gerçeğe dönüyorum.



O andan sonra gördüğüm şu: Ankara takımının taraftarları sayıca fazla. Her iki kalenin arkasındaki tribünleri mekan tutmuşlar. Konuk takımın , “maraton “ denilen tribünde toplanan taraftarları sayıca az olmakla birlikte beraber olmanın avantajı ile daha baskın feryatlar gönderiyorlar gökyüzüne.



“Ben bu somut yapıdan kavramsal bir iş çıkartmalıyım” diyerek bir flaş çakıyor AE-1’imin beyninde !!!



Hemen karşı tribünde oturan insanları 24 çarpı 36 nın içini silme dolduracak şekilde kadrajlamaya çalışıyorsam da 200 lüğüm bu iş için yeterli olamıyor. O gün, o alanda, bu iş için çektiğim dikdörtgenler başarısız oluyor. Ama kararlıyım bu “birliktelik” kavramını çalışacağım. Üstelik,madem ki “kavramsal” akımı rehber aldım, o halde fotoğraflarımda “somut insanlar” da olmamalı.



İki yıl yoğun bir biçimde çalıştım. (Halen de takviyelerim oluyor)



Yıl 1990′a ulaştı. Negatiflerim; 40 ‘a 60 ve/ve de 50’ye 75 lik renkli kâgıtlara dönüştü, paspartuya gömüldü, çerçeve ile çevrelendi, camdan dışarı bakar oldular. Beraberce Adana’ya ulaştık AFAD ile tanıştık. Bu serüven benim biyografime , “ilk kişisel sergi” olarak kaydedildi. 2006′da FSK’ya konuk olduk Şimdi Fotoritim izleyicilerine görücüye çıkıyoruz !!



Fotoğraflarımın, ilk bakışta, sadece “ doku” fotoğrafları olarak algılanması tehlikesi var. Oysa ben bu fotoğrafları, güçlü olmanın; birliktelik, dayanışma, örgütlülükden geçtiğinin farkında olan “insanların” betimlemesi olarak çektim. Fotoğraf uğraşımda çok yakınımda duran arkadaşlarım var. Onlar biliyorlar ki “ doku” olarak tanımladığım fotoğraflar da çekiyorum. Ancak onlar gevşek dokulu ve dagınıktırlar.



Sırtlanların stratejisi; önce panikletip sürüyü dağıtmak, sonra ayrı düşeni parçalayıp paylaşmak üzerine kurulu.



Kış geldi~geliyor. Mahallemizin, üniformalı, bol madalyalı, eli sopalı, dili biberli, gönüllü bekçisi ”¦”¦”¦”¦. efendi, çatısı gök kubbe olan mekanında uyumadan önce yakacağı sandığı, “yığılmışlar”ın içinden çekip alamayacak kadar akla sahip.



Bugün, ülkemiz hızla ayrıştırılmaya çalışılıyor. Bu saptamam doğru ise, safları sıklaştırıp, karşı durmak gerekiyor. Fotoğraflarımdan birinin “sembol” olması, tüm “fotoğraf insanlarımızın” onuru olurdu diyerek düşüncelere daldığımı itiraf etmeliyim.



Fotoritim‘in fotoğraflarıma bu sayıda yer vermiş olması, beni mutlandırıyor.



İzleyenlerin “tat” almaları dileğim ile selam ve saygılarımı gönderiyorum.



Ali Rıza AKALIN





YIĞILMALAR























Ali Rıza AKALIN Hakkında




1946, Ankara doğumlu. 1977 yılında fotoğrafa başladı. 1978 yılından buyana AFSAD üyesi. Yönetiminde görevler aldı. İki kez başkanlığını yaptı.



Fotoğrafları yurtdışında, Photoamateur 4/85 (İsviçre), Objektif 79/88 (Belçika) dergilerinde yayınlandı. “Turkey, faces and places” 1981 (Amerika), Turkei ich liebe dich” 1989 (Almanya), “Türkische Fotokurst” 1991 (Avusturya) sergilerinde yer aldı. Türkiye’de; “Fotoğraf” (Afsad) 1986-35, “Günümüz Türk Fotoğrafı” 1989, “Türkiye 92”, “Ada Kentliyim” 1997-3,4. 1998- 4, “Türkiye’de Fotoğraf” 2000, “Türk Fotoğrafında Çıplak” 2004 ve “60 Sonrası Türk Fotoğrafı” kataloglarında biyografisi, fotoğrafları ve portfolyoları yayınlandı.




Ali Rıza Akalın (Fotoğraf : Gülnaz Çolak)


“Yığılmalar”, (1990 Adana) ilk kişisel sergisidir. Bunu; ”Bir Mekan Birkaç Tanıdık Yüz” (1996 Ankara), ”Cam Gözler” (1997 Ankara), ”Geçmiş Zamana Yolculuk” (1999 Ankara), ”10×15’ler” (2000 Mersin), ”Doğada Gezintiler”(2004 Ankara) ve “Resimsel” (2004 Çanakkale) isimli, konulu sergileri izledi.



Devlet 7. Fotoğraf Yarışmasının “Başarı Ödülü”’de dahil olmak üzere “Barış”, ”Doğa”, “Kent ve İnsan”, “Arabesk”, “Sağlık” konulu yarışmalardan ödül kazanımları var.



Fotoğraf kursu ve atölye eğitmenliğinin yanı sıra, sergi eleştirileri ile fotoğraf yazıları yazıyor.



ART Televizyon’unda yayınlanmakta olan “Foto-Graf” isimli programda “Temel Bilgiler” ve “Fotograf Okumaları” başlıklı iki bölümü hazırlayıp sundu.



Digitürk kanalları içinde yayın yapan “İZ” tv tarafından; özgeçmişine, etkinliklerine, ürünlerine ve fotoğraf görüşlerine yer verilen ‘’Işık ile Gölge’’ adlı bir belgesel programı yapılarak yayınlandı.



Son dönem fotoğraflarını; Resim-Fotoğraf etkileşimlerini, ortak değerlerini ya da aykırılıklarını, irdelemek ve fotoğrafın 3. boyut etkisini güçlendirmek amacına yönelik olarak, “Vazelin Sıvama”, “Aynalı Yansıma” ve “Kuru Kazıma” teknikleri ile üretmektedir.



“Resimsel” isimli ilk kişisel fotoğraf albümü 2006′da, “Işık Ülkesi Fethiye” kitabı 2007 yılında yayınlandı.







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Ali Rıza Akalın : YığılmalarAli Rıza Akalın : YığılmalarAli Rıza Akalın : YığılmalarAli Rıza Akalın : YığılmalarAli Rıza Akalın : YığılmalarAli Rıza Akalın : YığılmalarAli Rıza Akalın : YığılmalarAli Rıza Akalın : YığılmalarAli Rıza Akalın : YığılmalarAli Rıza Akalın : YığılmalarAli Rıza Akalın : YığılmalarAli Rıza Akalın : YığılmalarAli Rıza Akalın : YığılmalarAli Rıza Akalın : YığılmalarAli Rıza Akalın : YığılmalarAli Rıza Akalın : YığılmalarAli Rıza Akalın : YığılmalarAli Rıza Akalın : Yığılmalar

Camille Seaman : Buzullar Ülkesinde



Son Buzdağı, gezegenimizdeki kutup bölgelelerini, onların çevrelerini, yaşam biçimlerini, insan araştırmaları tarihini ve orada beraber çalışan ve yaşayan toplumları belgeleyen “Eriyip kaybolmak” adlı büyük bir projenin parçasıdır.



Nick Cave bir keresinde “ Herşey kendi sonuna doğru hareket eder” diye bir şarkı söylemişti. Buzdağları, insanlarda olduğu gibi, kendi bireysel yolları ile tam da bunu yapıyor izlenimini veriyorlar.Benzersiz koşularda yaratılmış ve yalnızca kendi kendilerine kısa bir hayat sürecek tarzda şekillendirilmişlerdir. Bazıları, zaman ve elementler tarafından yıllarca yavaş yavaş aşınarak uzaklara yol alırlar; bazıları kayalara takılır ve güçlü akıntılarla yontularak ufalanır. Hareketsiz olanları dramatik bir biçimde öfke ve şiddetle yıkılır. Son buzdağı kayıtları sadece, sonlarına doğru yol alan binlerce buzdağından oluşur.



Ben buzdağı fotoğraflarına, atalarımın aile fotoğraflarında olduğu gibi, bireylerin portreleri olarak yaklaşıyorum. Benzersiz kişiliklerini taşıyan anları, kendi tecrübelerimizle olan bazı bağlantılarını ve ruhlarının bir anlık görüntüsü için yaşamlarındaki an’ı arıyorum.



Bu fotoğraflar, hem Kuzey Kutbu bölgeleri olan Svalbard, Grönland, İzlanda hem de Antartika’da çekilmiştir.



Camille SEAMAN




The Last Iceberg is one piece of a larger project entitled “Melting Away” which documents the polar regions of our planet, their environments, life forms, history of human exploration and the communities that work and live there.



Nick Cave once sang, “All things move toward their end.” Icebergs give the impression of doing just that, in their individual way much as humans do; they have been created of unique conditions and shaped by their environments to live a brief life in a manner solely their own. Some go the distance traveling for many years slowly being eroded by time and the elements; others get snagged on the rocks and are whittled away by persistent currents. Still others dramatically collapse in fits of passion and fury. The Last Icebergchronicles just a handful of the many thousands of icebergs that are currently headed to their end.



I approach the images of icebergs as portraits of individuals, much like family photos of my ancestors. I seek a moment in their life in which they convey their unique personality, some connection to our own experience and a glimpse of their soul which endures.



These images were made in both the Arctic regions of Svalbard, Greenland, Iceland and Antarctica.

Camille SEAMAN



Dirty Iceberg, Cape Bird
Antartika, 25 Aralık 2006


Grand Pinnacle Iceberg
Doğu Grönland, Eylül 2006


Icebergs Frozen in Sea Ice, Cape Washington
Antartika, 27 Aralık 2006


Stranded Iceberg I, Cape Bird
Antartika, 25 Aralık 2006


Walking to the Iceberg, Cape Washington
Antartika, 27 Aralık 2006


Stranded Iceberg I, Cape Bird
Antartika, 25 Aralık 2006


Crumbling Iceberg II, Cape Adare
Antartika, 30 Aralık 2006


Crumbling Iceberg II, Cape Adare
Antartika, 30 Aralık 2006


Stranded Iceberg II, Cape Bird
Antartika, 25 Aralık 2006


Looking at the Icebergs, Near Franklin Island
Antartika, 21 Aralık 2006


The Ross Ice Shelf
Antartika, 22 Aralık 2006


The Ross Ice Shelf Detail
Antartika, 22 Aralık 2006


Iceberg Detail with Glaucous Gulls
Doğu Antartika, 24 Ağustos 2006


Where There Should Be Ice I
Doğu Grönland, 27 Ağustos 2006


Grounded Iceberg
Doğu Grönland, 24 Ağustos 2006


Giant Tabular Iceberg – Weddell Sea
Antartika, Aralık 2005


Giant NonTabular Iceberg – Weddell Sea
Antartika, Aralık 2005


Giant NonTabular (Wedge) Iceberg – Weddell Sea
Antartika, Aralık 2005


Where the Drift Ice Begins I, 80°N
Arktik, Haziran 2003


Children of B15A I, Ross Sea
Antartika, 1 Ocak 2007


Where the Drift Ice Begins II, 80°N
Arktik, Haziran 2003


Children of B15A II, Ross Sea
Antartika, 1 Ocak 2007






Camille SEAMAN Hakkında


Camille Seaman (Shinnecock Aşireti, 1969), özellikle kutupları yansıtan fotoğrafları ile tanınan, ödüllü bir Amerikan fotoğrafçısıdır. Yerli kültürlerin ve çevrelerin hayranlık uyandıran saygı ve güzelliğinin özünü, gelişmiş belgesel/güzel sanatlar geleneği dahilinde yakalamak onun belirgin özelliğidir. Camille, zamanı olmayan fotoğraflar çekerek 30′un üzerinde ülkeye seyahat etti. Seaman’ın çalışmaları uluslararası pek çok dergide sergilendi ve yayınlandı.




Seaman’ın kariyeri, 2003 yılında, çok fazla tanınmayan küçük Svalbard adası ve onun kuzey kutlu yakınındaki çevresinin çarpıcı fotoğraflarını çektiği Kuzey Kutbu’na olan seyahati ile başladı. Çoğunlukla, atölyelerde fotoğrafçılık ve kişisel yayıncılıkla ilgili eğitim vermektedir.



Camille, hem dijital hem de filmle değişik formatlarda çekimler yapar. California’da bulunan Seaman aynı zamanda, fotoğrafçılara kendi çalışmalarına ait benzersiz, basılmış görünümlü kitapları ortaya çıkarmaları için fırsatlar sunan Amerikan bölgeleri ile birlikte, Fastback Yaratıcı Kitaplar’ın ortak kurucusudur .



www.CamilleSeaman.com


About Camille SEAMAN



Camille Seaman (Shinnecock Tribe b.1969) is an Award winning American photographer best known for her evocative Polar images. Capturing the essence of awe and beauty of indigenous cultures and environments, in a sophisticated documentary/fine art tradition is her trademark. Camille has traveled to over 30 countries creating timeless images. Seaman’s work has been exhibited and published in magazines internationally.




Seaman’s career was launched when she traveled north to the Arctic in 2003 where she made stunning photographs of the little known island of Svalbard and its Arctic environment. She often teaches workshops on Photography and self-publishing.



Camille shoots both in digital and film in multiple formats. Based in California, Seaman is also the co-founder of Fastback Creative Books a company with US locations offering photographers the opportunity to create unique published-looking books of their work.



www.CamilleSeaman.com




Çeviri (translated by) Berna AKCAN







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Camille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar ÜlkesindeCamille Seaman : Buzullar Ülkesinde