Kategori arşivi: NİSAN 2011 SAYISI – APRIL 2011 ISSUE

Nadia Shira Cohen : Oniontown



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



ONIONTOWN


Nadia Shira Cohen




Oniontown, tıpkı katmanlarında bir gerçekle pek çok boyutu olan bir soğan gibi. Onun kalbini tam olarak sadece sabırla anlayabiliriz. Oniontown, gitmek için düşünülecek hoş bir yer değil.



Bölge halkı vurulma korkusundan uzak duruyorlar. Oniontown stigması, onun geçmişini çağırıyor, yerlisi oldukları söylenen bir aile tarafından yerleşilen ilk yer.



Ama 1950’lerde Ethel Smith New York’a taşındı ve kendi ailesini kurmak için bu aileden toprakları satın aldı. New York City’nin modern ışıklarından uzak olmayan Duchess County’de bir çıkmaz sokağa yerleşti. 7 treyler evden oluşan bu küçük topluluktakilerin hepsi aynı aileden geliyor. Bununla birlikte ailelerin bazıları geçinmek için sosyal yardım ve sakatlık sigortası yardımlarına güveniyorlar, etraftaki toplumdan bağımsız olarak yaşıyorlar ve kendi topraklarında hayatta kalıyorlar, ormanda geyik avlıyor ve satmak için hayvan bakıyorlar. Bir ebeveyni hapiste olan çocukların pek çoğu kırık dökük evlerde yaşıyor ya da diğerleri Oniontown’a kötü muamele gördükleri ve başka gidecek yerleri olmadığı için buraya gelmişler. Bu çocuklar, bulabildikleri yerde sevgiyi yakalıyorlar. Buna rağmen, Oniontown’da bir hassasiyet var, aile sevgisi var, koruma ve diğerlerine göz kulak sorumluluk duygusu var. Bu, kırılgan duvarlardan müteşekkil bir toplum ve geride kalan atılmış bebekler, televizyonlar ve motosikletler, tüm bunlar geçmişin acılarını ve neşelerini taşıyor.



Oniontown’ın boyutları, Carillon melodisinden çıkan hayali notaların altında henüz ilkel kompleks bir toplum ortaya çıkarıyor, eğlence parkının hatırası, çoktan tarih olmuş ve unutulmuş bile.




Çeviren (translation by) : Hülya Yeltepe




Oniontown is like an onion, a reality in layers, a town with many facets. So we can understand its heart thoroughly only through perseverance. Oniontown is not thought of as a nice place to go.



Locals keep away for fear of being shot. The stigma of Oniontown evokes it’s past, a place first inhabited by a family said to be inbred.



But in the 1950’s Ethel Smith moved up to New York and bought the land off of this family to start a family of her own. Located in a dead end street, in Duchess County, not far from New York City’s lights of modernity, this little community of 7 trailer homes, all deriving from the same extended family, has its own reality. Although some of the families subsist on welfare and disability checks, they live autonomously from the surrounding community and survive off of their own land, hunting deer in the woods out back and housing animals to sell. Many of the children live in broken homes, some with a parent in jail, or others who came to Oniontown because they had been abused and have nowhere else to go. These children capture love where they can find it. Despite this, there is a sensibility to Oniontown, of familial love, a sense of responsibility to protect and look after one another. This is a community comprised of fragil walls, and remains of discarded dolls, televisions, and motorcycles, all of which hold the pains and joys of the past.



The layers of Oniontown reveal a complex yet pimitive society under imaginary notes of a carillon out of tune, the memory of an amusement park, already ancient and forgotten.








































Nadia Shira COHEN Hakkında



Nadia Shira Cohen 1977’de Boston’da, dünya ve bilinmeyen için büyük bir merakla doğdu. Nadia’nın yaratıcılığı ilk olarak, kendileri de sanatçı olan ebeveynleri tarafından beslendi. 15 yaşında Nadia, ilk fotoğraf makinesini aldı ve kendi etrafındaki dünyayı belgelemeye başladı. Fotoğrafçılık tutkusunun peşinden University of Vermont’a gitti, bir dönem yurtdışında, İtalya, Florence SACI Scool’da eğitim gördü. Doğal olarak meraklı tabiatı onu foto muhabirliğine yönlendirdi. Nadia, eğitimini bitirdikten kısa bir süre sonra New York City’de, Associated Press için bağımsız bir fotoğrafçı olarak çalışmaya başladı. Foto muhabirliği endüstrisinin altındaki dünyayı anlama ihtiyacının hissetmesiyle, en yetenekli belgesel fotoğrafçı ajanslarının işlerini temsil etmeye başladığı, Sipa Press’in Nadia New York ofisinde çalışmaya başladı. 2005 yılında Nadia dünyanın ünlü fotoğraf ajansıyla devam etti, bazıları dünyanın en yetenekli ve sevecen foto muhabirleriyle. New York ofisine katılınca, Nadia North American Sales and Assignments direktörü ve sonrada Special Projects direktörü oldu. 2007 yazında hayalini gerçekleştirerek, yaratıcı ruhla devam ettiği, ilgisini çeken insanların yaşam hikayelerini anlattığı ve tutkulu bir şekilde gösterme ihtiyacı duyduğu Roma’ya taşındı.



Ödüller & Burslar:



Fotoleggendo 2008


Portfolio Italia 2008


Nomination Prix Pictet 2010


Il Circolo Fotografico Sannita Emerging Photographer 2010


Travel Grant for Pulitzer Center of Crisis Reporting



Sergiler:



Oniontown


Ӣ B>Gallery, Rome, Italy, January 2009


”¢ Centro Italiano della Fotografia d’Autore: Bibbiena, Italy, April 2009


Ӣ Galleria FIAF: Torino, Italy, February 2009


Ӣ Festival Foiano, Italy, October 2009



A Private War Among Brothers


Ӣ Cerami Gallery, Brussels, Belgium February 2011



Yayınlar:



Vanity Fair: Madre (Earthquake in Abruzzo)


Harpers: Aftershocks (Earthquake in Haiti)


Vanity Fair: A Private War Among Brothers (To be Published)


New York times: Various


Telegraph: Various


Mare: Various





About Nadia Shira COHEN



Nadia Shira Cohen was born in Boston in 1977, with a great curiosity for the world and the unknown. Nadia’s creativity was first nurtured by her parents, both artists in their own right. At the age of 15 Nadia received her first camera and began exploring documenting the world around her. She continued to pursue her passion for photography at the University of Vermont, with a semester abroad at the SACI school in Florence, Italy. Naturally her curious nature led her into photojournalism. Nadia started working as a photographer in New York City shortly after finishing her undergraduate studies, primarily as a independent photographer for the Associated Press. Feeling the need to understand the underworld of the photojournalism industry, Nadia began working for Sipa Press at their office in New York, where she began to represent the work of the agencies most talented documentary photographers. In 2005 Nadia went on to work at the world renowned photo agency, VII with some of the worlds most talented and compassionate photojournalists. After initially joining the New York office, Nadia became the Director of North American Sales and Assignments and then went on to become Director of Special Projects. In the summer of 2007 Nadia fulfilled her dream of moving to Rome, Italy where she continues with a creative spirit, to tell stories of the lives of people who interest her and which she compassionately feels the need to expose.



Awards & Grants:



Fotoleggendo 2008


Portfolio Italia 2008


Nomination Prix Pictet 2010


Il Circolo Fotografico Sannita Emerging Photographer 2010


Travel Grant for Pulitzer Center of Crisis Reporting



Exhibitions:



Oniontown


Ӣ B>Gallery, Rome, Italy, January 2009


”¢ Centro Italiano della Fotografia d’Autore: Bibbiena, Italy, April 2009


Ӣ Galleria FIAF: Torino, Italy, February 2009


Ӣ Festival Foiano, Italy, October 2009



A Private War Among Brothers


Ӣ Cerami Gallery, Brussels, Belgium February 2011



Publications:



Vanity Fair: Madre (Earthquake in Abruzzo)


Harpers: Aftershocks (Earthquake in Haiti)


Vanity Fair: A Private War Among Brothers (To be Published)


New York times: Various


Telegraph: Various


Mare: Various






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Nadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : OniontownNadia Shira Cohen : Oniontown

Cahit Çeçen ile Röportaj : Kahpe Devran






“”¦resmi çizilmiş olmayan

kendi halinde insancıklar güzeldir.”


Sait Faik Abasıyanık




Sinema-Tv bölümünde eğitiminizi sürdürürken, aynı zamanda tv programlarında ve prodüksiyon işlerinde de çalıştınız. Bu şüphesiz aldığınız eğitimi pratiğe dönüştürme açısından da faydalı olmuştur, değil mi? Hem sinemacı olmaya karar verişinizi ve yönelişinizi hem okul ve iş sürecinizi anlatabilir misiniz? Gerçek hayat ile idealist olmak olgusu uyuşuyor muydu?



İstanbul Üniversitesi’nde Hititoloji okurken aynı zamanda Öğrenci Kültür Merkezi’nde tiyatroya gidiyordum. Daha sonra tiyatro bölümü için tekrardan ÖSS’ye girmeye karar verdim. Aynı dönemlerde sinemaya da ilgi duymaya başlamıştım. ÖSS’den tahmin etmediğim iyi bir puan alınca Beykent Üniversitesi’nde burslu olarak Sinema-TV bölümünü kazandım. Sinema bölümündeki ilk senemdeyken daha Hayat TV adında yeni bir kanal açıldı. Orda muhabir olarak başladım daha sonra da program yapmaya başladım. Görsel olarak gelişmemde büyük etkiye sahip Hayat TV deneyimi. İlk yıllarımda idealisttim ama şimdi çok yok. Romantik olmaktan uzaklaşmaya çalışıyorum.




Sinemada gerçekçilik; yönetmen açısından ne olmalıdır? Yalın gerçekçiliği yakalamaya çalışmak mı yoksa onun yorumlanarak aktarılması mı?



Genel geçer bir yargım yok. Ama ben gerçeği yorumlayarak vermekten yanayım. Bu yargıya teorilerle varmadım, öyle hissettim, istedim.



Kısa filmlerinizde “vatandaş” kullanma seçiminiz çok etkili. Farklı ve zorlayıcı bir tarzı deniyorsunuz. Bu böyle mi devam edecek, değerlendirmeleriniz nedir bu konuda?



Sanırım kendimi zorlamaya devam edeceğim. Kendim için zor olan şeyleri başarmaktan keyif alıyorum. Filmin izleyiciye geçmesi benim için çok önemli. Filmi önce kendim sonra da onlar için yapıyorum. Varolan biçimlerin dışında bir şey yapmak istiyorum.




Sinema; içeriğinde edebiyat, fotoğraf, müzik, oyunculuk”¦ gibi pek çok olguyu barındıran bir sanat türü. Belki de direkt ve en etkilisi. Size ‘kültür, toplum ve hayatın içinde’ sinema ne anlam ifade ediyor?



Sinema maymun iştahlıların işi biraz. Dediğiniz gibi içinde her şeyi barındırıyor, hiçbir şeyde gözünüz kalmıyor. Sinemanın herkes için farklı bir anlamı var. Bize göre sanat, kimisine eğlence, kimisine de sadece kız tavlama alanı J….vs



Bağımsız olmak ile bütçe temin etmek. Birbirini engelleyen iki kutup. Bu denge sinemacılar için nasıl sağlanabilir?



Sinema pahalı bir alan. Profesyonel bir çalışma için ciddi paralar gerekli. Ama yaratıcı bir insanın elinden hiçbir şey kurtulmaz. Bütçe olayını abartanlar daha çok bu alanda yeteneksiz olanlardır. Yaratıcı insan imkansızlıkları da avantaja çeviren insandır bence.




Her dönem, “Hollywood bitiyor, Uzakdoğu sineması, Bağımsız Avrupa Sineması vs.vs. geliyor” diye iddiaları duyarız. Neticede pek bir şey olmaz. Kartelin içine çekilip eritilirler. Bu perspektifte Türk Sineması bir şekilde gelebilir mi dünya izleyicisinin önüne?



Bilemiyorum. Bu biraz moda gibi geliyor bana. Birkaç senede bir bir bölge, ülke moda oluyor ve olur olmaz her şeyleri beğeniliyor. Birçok sinemacı da bunun kaymağını yiyiyor. Türkiye Sinemasının da büyük başarılar kazanması beni çok ilgilendirmiyor aslında. İzleyicilere iyi filmler sunulması önemli.




Her ne kadar günümüzde sinema çalışanları için diziler bir ekmek kapısı olarak görülse de aslında içinde izlenme, yetiştirme, istenenden uzaklaşma yaptırımlarına bağlı, bir nevi sömürülme düzeni var. Sizin gözlem ve görüşleriniz nelerdir?



Valla siz sömürülme düzeni diyerek çok güzel özetlediniz. Dizilerden binlerce insan ekmek yiyiyor, onlarca insan ise pasta yiyiyor. Yani işin asıl kaymağını yiyen yapımcılar. Dizilerde insanlık dışı çalışma koşulları var. 25-30 saat çalışmak, özel hayat yok, paralarını alamıyorlar …vs Sendikalaşmanın çok zor olduğu bir alan, nasıl düzelir bilmiyorum.




Bir filmde; müzik, senaryo, oyuncu seçimi, görüntü yönetimi, oyuncu yönetmen ilişkisi, mekan, müzik seçimleri, kurgu vs. gibi parçaları düşünürsek, sizin en çok önem verdiğiniz unsurlar hangileridir? Ve bu konularda yaklaşımlarınız nelerdir?



Her şeyin başında senaryo geliyor. İyi bir senaryom varsa bu motive olmamı sağlıyor. Senaryo dışındaki her şey aynı öneme sahip bence. Biri eksik olursa film eksik olur. Filmin hazırlık süreci çok önemli, her şeyin çok iyi tasarlanması, planlanması gerekiyor. Ufak aksaklıklar filmin bütününü etkiliyor.



Filmde “küfür””¦ Bu konuyu bir soru cümlesine dönüştürmekte insan zorlanıyor. Sadece bu iki kelimeyi size iletip, fikrinizi öğreneyim?…



Bu gerçeklik ile ilgili bir şey. Küfür olsun diye konulmaz, gerekiyorsa olur. Zaten filmde gereksizse hemen kendini belli eder ve insanlar tarafından yadırganır.




Kısa film yönetmenliği sonrası geleceğe dair plan ve hedefleriniz nelerdir? Bu dönemde üzerinde çalıştığınız projeniz var mı?



Şimdilik önümde bir kısa belgesel projesi daha var. Yine kendimi zorlayacağım, yeni biçim arayışlarının olduğu keyifli bir çalışma olacak sanırım. Bunun dışında da çok fazla ilerisini düşünmüyorum. Hayat neler getirir bilemiyorum.




Kahpe Devran



Yapım Tarihi – 2010


Süre – 00:19:00


Formatı – Belgesel, Mini DV, Renkli, Türkçe



Yönetmen – Cahit ÇEÇEN


Senaryo – Cahit Çeçen


Müzik – Evin Salgut Şahin, Oktay Şahin, Bahar Adıgüzel


Kurgu – Cahit Çeçen


Oyuncular – Musa Karagöz, Hasan Gençer, Metin Demir


Yapım – Beykent Üniversitesi




Kahpe Devran’ın senaryosunu nasıl oluşturdunuz ve kurguladınız? Zannedersem birden çok aşamada gerçekleştirilmiştir?



İlk önce filmin kahramanları ile tek tek röportaj gerçekleştirdim. Daha sonra by röportajlardan bir bir senaryo çıkardım, mekanları gezdim. Senaryo ve mekan hazırlandıktan sonra çekim ekibini kurdum. Çekimleri de 3 günde tamamladım. 10 gün falan da post-prodüksiyon sürdü. Yani1- 1 buçuk ay içinde tamamlayabildim.



Planlama çok önemli demiştiniz. Bir insan belgeseli olarak kafanızdakilerin ne kadarını filme yansıtabildiniz?



Fernanda Pessoa, eserlerimizin kafamızdakilerin kötü birer kopyasıdır der. Hiç bir zaman tam istediğimiz gibi olamayacağını söyler. Benimkisi aslında öyle olmadı, kafamdakinden daha iyi oldu J




Kahpe Devran’ın anlatım sesi (Selim Akgül) çok etkili. Benzeri bir seslendirmeyi diğer filminiz İnsancık (2010) da da görüyoruz. Doğallığa paralel bir etki için mi tercihiniz oldu? Ve her iki filminde aynı dönemde çekilmesi bir nevi devamsallık ya da aynı tarzın değişik versiyonlarının uygulamasını mı içeriyor?



Tespitiniz çok doğru: doğallık… İnsancık filminde doğallık temel tercihim olsa da Kahpe Devran’da doğallığın yanı sıra Selim Akgül’ün tetral sesinin çok iyi olması tercih etmemde etkili oldu. Diksiyonu çok düzgün olan seslerden rahatsız oluyorum.



Filmde konu aldığınız, Hasan Gençer, Metin Demir ve Musa Karagöz ile tanışmanız, iknanız, çalışmalarınız ile ilgili kısaca yaşadıklarınızı aktarır mısınız?



Musa Karagöz ve Hasan Gençer’le zaten önceden tanışıyordum, ikna etmem zor olmadı. Metin Demir ile sonradan tanıştım. Onu da bir arkadaş vasıtasıyla tanıdığım için bana güvendi ve bize fazlasıyla yardımcı oldu. Genel olarak filmin kahramanları aynı zamanda filmde set işçisiydiler. Kollektif bir çalışma oldu yani.




Alışılagelmiş belgesellerden farklı olan bu çalışma değişik platformlarda başka belgesel filmlerle birlikte gösterildi, pek çok ödül aldı. İzleyici ve eleştirmenlerin tepkisi nasıl oldu?



Genel olarak eleştiriler çok olumluydu. Özellikle izleyicilerden gelen sıcak ilgi beni çok mutlu etti. SİYAD’ da umut vaat eden yönetmen ödülü vererek beni ziyadesiyle mutlu etti. Tüm bunlar yeni çalışmalarım için beni motive eden unsurlardan bazıları.




Röportaj: Levent YILDIZ






Cahit ÇEÇEN Hakkında

Doğum Tarihi – 16 Eylül 1985, Mardin



Beykent Üniversitesi, İstanbul, Sinema-TV – 09/2006 – 06/2010


Çorlu Lisesi, Tekirdağ, Sosyal Bilimler – 09/1999 – 06/2003



İş Deneyimi


Hayat Televizyonu, İstanbul 06/2007- 03/2009


Hayat Sokakta (Haftalık Aktüel Program) 43 Bölüm


Yönetmen, Kameraman, Kurgu



Sunpera Production, İstanbul 08/2009- 03/2010


TRT 2 Güneşin İzinde (Sanat ve Kültür belgeseli) 13 Bölüm


Yönetmen Yardımcısı, Kurgu



1985 Mardin doğumlu olan yönetmen halen Beykent Üniversitesi Sinema-TV Bölümü’nde eğitimine devam etmektedir.




Cahit Çeçen


YÖNETMENLİĞİNİ YAPTIĞI BELGESEL FİLMLER



Kahpe Devran (Nasty Age) – 2010


22. İstanbul Uluslararası Kısa Film Festivali, En İyi Belgesel Film Ödülü. 2010


10. Kısaca Uluslararası Öğrenci Filmleri Festivali, En İyi Belgesel Film Ödülü. 2010


4. İnönü Üniversitesi Kısa Film Festivali, En İyi Belgesel Film Ödülü. 2010


12. Marmara Üniversitesi Kısa Film Yarışması, Övgüye Değer Belgesel Ödülü. 2010


3. Documentarist Belgesel Günleri, Yeni Yetenek Özel Mansiyon Ödülü. 2010


4. İstanbul Mimarlık ve Kent Filmleri Festivali, En İyi İstanbul Belgeseli Ödülü. 2010


Sinepark 4. Kısa Film Festivali, Çarpışan Aramalar Dalı, En İyi Belgesel Film Ödülü. 2010


3. Documentarist Belgesel Günleri, Yeni Yetenek Özel Mansiyon Ödülü. 2010



43. SİYAD Türk Sineması Ödülleri, En İyi Belgesel Film Adayı. 2011


Akbank 7. Kısa Film Festivali, Belgesel Dalı, Finalist. 2011


AFM 10. Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, !f İstanbul, Yakın Plan Bölümü, Gösterim. 2011


22. Ankara Uluslararası Film Festivali, Ulusal Belgesel Film Yarışması, Öğrenci Filmleri Dalı, Finalist. 2011


Kısacık Film Festivali, En İyi İkinci Film. 2010


5. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali. 2010


9. Kosova Uluslararası Doku-Fest Belgesel Film Festivali. 2010


47. Antalya Altın Portakal Film Festivali, Gösterim . 2010


NHKM Kısa Film Sinemasında gösterildi. 2010


1. Ulusal Smyrna Kısa Film Festivali, Finalist. 2010


Beykent Üniversitesi 2. Öğrenci Filmleri Günü. 2010


17. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması, Belgesel Dalı, Finalist. 2010


13. Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali. 2010


Manisa Altın Üzüm Kısa Film Festivali, Belgesel Dalı, Katılım. 2010


Boğaziçi Üniversitesi Mithat Alam Film Merkezi, Yeni Türkiye Belgeselleri Paneli, Gösterim. 2010


Hisar Kısa Film Seçkisi. 2011



Kemani – 2008


29. İFSAK Ulusal Kısa Film ve Belgesel Yarışması, Belgesel Dalı, Jüri Özel Ödülü. 2008



YÖNETMENLİĞİNİ YAPTIĞI KISA FİLMLER



Tamirci Çırağı – 2009


46. Antalya Altın Portakal Film Festivali, Dijital Film Akademisi Kısa Film Ödülü. 2009


21. Uluslararası İstanbul Film Festivali, Kısa Film Yarışması, Kurmaca Dalı, Finalist. 2009


10. İzmir Uluslararası Kısa Film Festivali, Gösterim. 2010


3. Rotary Kısa Film Festivali, Finalist. 2010


2. El Uluslararası Kısa Film Festivali, Finalist. 2010


10. Kısaca Uluslararası Kısa Film Festivali, Finalist. 2010


2. İTÜ Kısa Film Festivali, Gösterim. 2010


12. Marmara Üniversitesi Kısa Film Yarışması, Finalist. 2010


17. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali, Ulusal Öğrenci Filmleri Yarışması, Kurmaca Dalı, Finalist. 2010


Manisa Altın Üzüm Kısa Film Festivali, Kurmaca Dalı, Katılım. 2010



İnsancık – 2010


4. Uluslararası 2. El Kısa Film Festivali, Gösterim. 2010









Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Cahit Çeçen ile Röportaj : Kahpe DevranCahit Çeçen ile Röportaj : Kahpe DevranCahit Çeçen ile Röportaj : Kahpe DevranCahit Çeçen ile Röportaj : Kahpe DevranCahit Çeçen ile Röportaj : Kahpe DevranCahit Çeçen ile Röportaj : Kahpe DevranCahit Çeçen ile Röportaj : Kahpe DevranCahit Çeçen ile Röportaj : Kahpe DevranCahit Çeçen ile Röportaj : Kahpe DevranCahit Çeçen ile Röportaj : Kahpe DevranCahit Çeçen ile Röportaj : Kahpe DevranCahit Çeçen ile Röportaj : Kahpe DevranCahit Çeçen ile Röportaj : Kahpe DevranCahit Çeçen ile Röportaj : Kahpe DevranCahit Çeçen ile Röportaj : Kahpe DevranCahit Çeçen ile Röportaj : Kahpe DevranCahit Çeçen ile Röportaj : Kahpe DevranCahit Çeçen ile Röportaj : Kahpe DevranCahit Çeçen ile Röportaj : Kahpe DevranCahit Çeçen ile Röportaj : Kahpe DevranCahit Çeçen ile Röportaj : Kahpe DevranCahit Çeçen ile Röportaj : Kahpe Devran

Çağla Zencirci ile Camera Obscura Filmi Üzerine




ÇAĞLA ZENCİRCİ İLE RÖPORTAJ


Film: Camera Obscura


Yönetmenler: Çağla Zencirci ve Guillaume Giovanetti




Filmi seyretmek için tık’layınız. (media.sinema.gov.tr)



Yönetmenlik kariyeriniz nasıl başladı? Belgesel film türüne gösterdiğiniz bu ilginin sebeplerinden biraz bahsedebilir misiniz?



Sinema eğitimi almadım. Yönetmenliğe ise Guillaume Giovanetti ile tanıştıktan sonra başladım. İlk başlarda bir film nasıl ne şekilde yapılır pek bilemiyorduk. Biraz deneme yanılma yöntemi ile oldu diyebilirim. Yavaş yavaş aslında kurmaca ve belgesel film arasındaki sınırların o denli net olmadığını fark etmemizle birlikte şu anki tarzımızı yakaladık diyebilirim. Genel itibariyle bir fikir veya hali hazırda yazılmış bir senaryodan yola çıkmıyoruz. Tanıştığımız kişilerin hayat ve fikirlerinden yola çıkarak sinema projeleri üretiyoruz. Bu nedenle filmlerimiz genellikle belgesel veya kurmaca belgesel olarak nitelendiriliyor.



Altı Nokta Körler Vakfı ile ortak bir sinema atölyesi düzenleme fikri nasıl ortaya çıktı?



İstanbul’daki bir gösterim sırasında görme engelli bir genç yanımıza gelip filmimiz hakkındaki fikir ve düşüncelerini söylemek istedi. Bir yönetmen olarak oldukça sıra dışı bir durum bu, insan tam olarak ne diyeceğini nasıl tepki vereceğini bilemiyor.




“Ben de hep bir film çekmek istemişimdir, ne dersiniz yapabilir miyim?” diye sordu. Kısacası fikir buradan doğdu. Daha sonra Altı Nokta Körler Vakfı yetkililerinin değerli katılımlarıyla projeyi gerçekleştirme şansı bulduk.



Yanılmıyorsam atölye, senaryo yazma ve yönetmenlik üzerine kurulmuştu. Bu projede amaçladığınız şey neydi?



Sinema sadece bir araç. Bazıları fikir, duygu ve düşüncelerini iletebilmek için müzik ve dansı araç olarak kullanıyor, bazıları da sinemayı. Görme engellilerin de bu aracı kullanabilecekleri teorisi üzerine kurduk projemizi ve de bunun gerçekleşmesi için de bazı etaplardan geçmek gerekiyordu.




Fikrin kısa ve net bir şekilde özetlenebilmesi için senaryo atölyesini, daha sonra aynı fikrin ekrana yansıtılabilmesi için de yönetmenlik atölyesini düşündük. Geri kalanını atölyeye katılan arkadaşlar yaptılar, bize de sadece süreci gözlemlemek kaldı.



Filmi izleme şansım oldu ve izlerken oldukça etkilendiğimi söylemeliyim. Katılımcıların nesne ve olaylara yaklaşımındaki farklılık ve ifade biçimleri ilk seferde göze batan noktalar. Onların bu davranışlarını filme aktarırken bir takım yöntemlere başvuruyorsunuz. Örneğin ilk aklıma gelen, her birine A4 ebadında boş bir kağıt parçası veriyorsunuz ve onlardan zihinlerinde canlandırdıkları nesneleri kağıda aktarmalarını istiyorsunuz. Bu yöntemler ve onlarla aranızda kurduğunuz iletişim hakkında neler söyleyebilir siniz?



Birlikte çok zaman geçirdik. Gerek A4 kağıtla yapılan atölye gerekse diğer yöntemler birlikte geçirilen zaman ve yapılan sohbetlerden ilham alınarak ortaya çıktı. Vakıf’ta aldıkları eğitim sürecini izleyerek bazı günlük ihtiyaçlarını gidermek için ne denli pratik yöntemler keşfettiklerini gördük ve atölyemizi de bu şekilde onlar için pratik hale getirmeye çalıştık.




Yani neyi nasıl yapmamız gerektiğini onlardan öğrendik. Hatta neye nasıl bakmamız gerektiğini de onlar bize gösterdi diyebilirim. Sonuçta biz onlardan daha çok öğrendik.



Episodlar halinde gerçekleştirdiğiniz film “EMPATİ”, “ENDİŞE” ve “NURCAN” başlıkları altında farklı hikayelerin anlatıldığı kısımlar içeriyor. Bu hikayelerin kamera arkası görüntüleri katılımcıların düşünce ve ifade biçimlerini, yaşamsal kaygılarını, arzularını, hayal kırıklıklarını, sevinçlerini, üzüntülerini, beklentilerini ve daha bir çok duygusunu yansıtan kareler içeriyor. Fikrimce bu noktada film üstlenmiş olduğu belgesel sorumluluğu da yerine getiriyor. Size göre projenin başarısı nelere bağlıydı?



Daha önce de belirttiğim gibi proje aslında daha ispatlanmamış bir teori olarak ortaya kondu. Tabi ki yönetmen olarak görme engellilerin film çekebileceğine inanmasaydık, baştan bu kadar istek ve hevesle girişemezdik bu filmin yapımına. Ama tanıştığımız görme engelliler bizi bu konuda öylesine desteklediler, öyle büyük bir ilgi gösterdiler ki, bize sadece gelişmeleri gözlemlemek kaldı. Atölye sonunda fikirlerini senaryolaştıramamış, filmlerini de çekememiş olabilirlerdi.




Amaç, atölye katılımcılarına fikirlerini dile getirebilmek için şimdiye kadar hiç kullanmadıkları, kullanabileceklerini de sanmadıkları bir araç vermekti. Bizce atölyeler sırasında ortaya çıkan durumlar, öne sürülen fikirler, filmlerini sonuçlandırabilmek için gösterdikleri gayret zaten filmin amacına bir şekilde ulaştığını da gösteriyor.



Toplumda özellikle görme engelli bireyler üzerindeki ön yargının giderilmesi anlamında kurulmak istenen iletişimin mesajı sizce görme sorunu yaşamayan diğer bireylere ulaştı mı? Bununla ilgili olarak size gelen geri dönüşlerden bahsedebilir misiniz?



Amaç tabi ki mümkün olduğu kadar çok seyircinin bu filmi görmesi ancak şu ana kadar filmin maalesef çok kısıtlı bir seyirci kitlesine ulaştığını söylemeliyim. Ama buna rağmen film gösterildiği her yerde büyük beğeniyle karşılandı.




Özellikle film gösterimi sonrası soru-cevap kısmı için tüm katılımcılarla seyirci karşısına çıktığımız İstanbul Film Festivali sırasında gerçekten de müthiş anlar yaşandı.




Seyirciler filmini seyrettikleri görme engelli yönetmenlere filmlerinin konusu ve çekimleri hakkında sorular sorma şansını buldular. Keşke o soru cevap kısmını da kaydederek filme koyma şansımız olsaydı.







Katılımcılarla birlikte geçirdiğiniz süre içinde onlarda gözlemlemiş olduğunuz en belirgin kaygı neydi? Bu kaygının giderilmesinde ve bu bireylerin daha özgür bir hayat yaşamasında sizce başka neler yapılabilir?



“Ben de varım, neden beni görmezden geliyorsunuz?” cümlesi sanırım görme engellilerin çok çeşitli ve çok hakli kaygılarından sadece biri. Sürekli olarak dışlanmak ve bu dışlanmanın nedenlerini anlamaya çalışmak zaten görme engellileri tamamen yok sayarak düzenlenmiş günlük hayata adapte olmalarını çok zorlaştırıyor.




Kendilerini ispatlamak için olağanüstü çaba göstermek ve bu çabanın meyvelerini de hiç bir zaman gerektiği gibi alamamak çok zorlayıcı ve yıpratıcı bir süreç.




O nedenle içlerine kapanmak, kendi aralarında olmaktan başka bir şansları da yok. Oysa ki hangimiz okul yıllarında bir görme engellinin yanında oturdu ve bunu da çok normal bir şey olarak gördü. Kendi ailemiz ya da çevremizde olmadığı surece görme engelli bir arkadaşımız olmadı.




Acımayı ya da hor görmeyi bir yana bırakıp, onlardan ne öğrenebileceğimizi merak etmeyi akıl ettiğimiz gün, sanırım hem onlar ve hem de kendimiz için daha anlamlı şeyler yapmaya başlayacağız.




Sizce yönetim kademesindeki kişilerin toplumdaki bu ve buna benzer sorunları yaşayan insanlar için yürüttükleri projeler yeterli mi? Bu konuya gerektiği kadar hassasiyet gösteriliyor mu?



Tabi ki projeler yeterli değil, eğer ki öyle olsaydı, günlük yaşamımızda gittiğimiz yerlerde, orada çalışan görme engellilerle karşılaşırdık. Oysa ki, kendilerine tanınan imkanların kısıtlı olması onları iş hayatının yanı sıra, bizlerden de oldukça uzakta tutuyor.



Ne kadar süredir Fransa’ da yaşıyorsunuz? Bu çalışmadan sonra iki farklı toplumun görme engelli insanlara bakışında ne gibi farklılıklar veya ortak noktalar tespit ettiniz?



8 senedir Fransa’dayım ve iki toplumun da görme engellilere bakışı konusunda açıkçası çok büyük bir fark da göremiyorum. Tabi ki Fransa’daki okullar ve imkanlar Türkiye’ye kıyasla biraz daha çeşitli, ama yine de günlük hayatta sadece görme engellilere değil, diğer engelli kişilere de tanınan fırsatlar sayılı. Her yerde herkes bir şeyleri en hızlı şekilde yaparak, zamandan ve özellikle de paradan tasarruf etmeye çalışıyor. Böyle bir düzende bu hıza iştirak edemeyenler maalesef dünyanın her yerinde dışarıda bırakılıyor.



Son olarak üzerinde çalışmış olduğunuz ya da çalışmak istediğiniz projeleriniz nelerdir?



Şu an Pakistan’da geçen uzun metrajlı kurmaca – belgesel filmin kurgusunu yapıyoruz. Bir süre sonra umarız o film hakkında da konuşma şansımız olur.




Röportaj : Hasan SÖNMEZ







Çağla ZENCİRCİ & Guillaume GIOVANETTI


BİOFİLMOGRAFİ



Çağla Zencirci (Ankara, 1976) ve Guillaume Giovanetti (Lyon, 1978) ortak çalışmalarına 2003 senesinde belgesel film yönetmeni olarak başladılar. Yönetmenliğini ortaklaşa yaptıkları belgesel ve kurmaca filmler uluslararası film festivallerinde 50’ye yakın ödüle layık görülerek, Planète ve TVE televizyon kanallarında yayınlandı.



2008’in ocak ayında tamamladıkları, profesyonel olmayan aktörlerle gerçekleştirilen, Fransa’da bir Türk kızı ve bir Uygur Türkü’nün beklenmedik karşılaşmalarını anlatan Ata isimli kurmaca kısa film, ilk kez 30. Clermont-Ferrand Kısa Film Festivali’nde gösterildi. Ata daha sonra 60’a yakın festivalde gösterilerek 15 ayrı ödül aldı. ( Büyük Ödül – Créteil, Tokyo, Istanbul, Nancy, Tétouan / CNC 2009 Kalite Ödülü / En Iyi Senaryo - Villeurbanne / Jüri Özel Odülü -Montpellier / Ciné- Cinéma Ödülü Contis / Halk Jürisi Ödülü - Tokyo, Istanbul, Créteil, Contis…). Ata ayrıca, France 3 ve Cine-Cinéma televizyon kanallarında yayınlandı ve 2009 senesinde Hisar Seçkisi’nde (en iyi 10 kısa Türk filmi) yer aldı.



Tokyo’da geçen, kurmaca belgesel tarzındaki son filmleri Six, ilk olarak 62. Locarno Film Festivali, Leopards of Tomorrow yarışma bölümünde gösterildi. Daha sonra, 39. Rotterdam Film Festivali, FID Marseille, Ecrans Documentaires festivallerine de seçilen Six, Macau Film Festivali’nde (Çin) en iyi film ödülüne layık görüldü.



Çağla Zencirci et Guillaume Giovanetti şu anda Jhoole Lal isimli ilk uzun metrajlı kurmaca filmlerini hazırlıyorlar. Jhoole Lal Pakistan’da geçen bir yol hikayesi. Moulin d’Andé Senaryo Destek Bursu ile geliştirilen bu proje daha sonra sırasıyla Avrupa Birliği Mediterranean Films Crossing Borders (San Sebastian) formasyonuna, Mannheim Meetings (Almanya) et Alba Projects (Italya) ortak yapım toplantılarına katılmış et 2006’da Festivali’nde CNC Proje Geliştirme Bursu’nu ve 2007’de MEDIA programının Uzun Metrajlı Proje Geliştirme Fonu’nu kazanmıştır.



czggfilms.free.fr









Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Çağla Zencirci ile Camera Obscura Filmi ÜzerineÇağla Zencirci ile Camera Obscura Filmi ÜzerineÇağla Zencirci ile Camera Obscura Filmi ÜzerineÇağla Zencirci ile Camera Obscura Filmi ÜzerineÇağla Zencirci ile Camera Obscura Filmi ÜzerineÇağla Zencirci ile Camera Obscura Filmi ÜzerineÇağla Zencirci ile Camera Obscura Filmi ÜzerineÇağla Zencirci ile Camera Obscura Filmi ÜzerineÇağla Zencirci ile Camera Obscura Filmi ÜzerineÇağla Zencirci ile Camera Obscura Filmi ÜzerineÇağla Zencirci ile Camera Obscura Filmi ÜzerineÇağla Zencirci ile Camera Obscura Filmi ÜzerineÇağla Zencirci ile Camera Obscura Filmi ÜzerineÇağla Zencirci ile Camera Obscura Filmi ÜzerineÇağla Zencirci ile Camera Obscura Filmi ÜzerineÇağla Zencirci ile Camera Obscura Filmi Üzerine

Aykut Alp Ersoy : Urbanbugs








“Urbanbugs – Aykut Alp Ersoy” Fragman




Önce grafik tasarım üzerine eğitim, ardından video prodüksiyon ve sonrasında belgesel kısa film çalışması”¦ Sinemaya giriş nasıl gerçekleşti, bu süreci anlatır mısınız?



Aslında ben Grafik Tasarım eğitimi almadım. Grafik Tasarımı da içerisine alan fakat daha çok iletişim sosyolojisi ağırlıklı olan Medya ve İletişim bölümü mezunuyum. Sinemadan önce evet grafik tasarım ile uğraşıyordum ve işimi seviyordum. Grafik tasarımın bana katkısı ise kompozisyon yeteneği oldu. Aynı fotoğrafta olduğu gibi sabit görsellerden oluşsa bile bir karede nasıl ahenk-ritim yaratılır, izleyicinin dikkatinin nasıl çekilir, renk kullanımı ve insanlar üzerindeki etkisini grafik tasarım sayesinde anladım.

Sonra okulda hocamız bizden bir belgesel çekmemizi istedi. Amatörce de olsa bir şeyler çektik ama o an bu işi yapabileceğimi hissettim diyebilirim. Sonrasında severek dinlediğim İngiliz elektronik müzik grubu Chakra’nın bir parçasını dinlerken klibi olmadığını fark ettim. O parçaya bir klip çektim ve bağlı olduğu plak şirketine gönderdim. Resmi klip olarak kabul edildi ve hikaye başladı. Sinemanın barındırdığı disiplinler ve onların son derece karmaşık yapısı ile beynimi fazlası ile yoruyor ama sinema zaten bir ruh hali, düşünme biçimi. O yüzden insan zevk alıyor bu karmaşıklıktan.




Aykut Alp Ersoy


Urbanbugs’da bir nevi sokak grafikçilerini “grafitti sanatçılarını” konu aldınız. Sizin de grafik tasarımcı olmanız bu konuyu seçmenizde etken oldu mu? Proje nasıl şekillendi?



Lise yıllarımda uzun süre sokaklara yazılar yazdım İzmir’de. Tabi bunlar daha çok tuttuğum takımın ismi gibi şeylerdi. Sadece propaganda amaçlı, basit şeyler yani. Bunun yanı sıra aynı yıllarda defterlere hep Graffiti yapıyordum. Onların o renkli yapısı hoşuma gidiyordu. Sanırım o yıllardaki renkli Graffiti arzusu beni Grafikerliğe, grafik tasarımdaki kompozisyon öğesi de sinemanın bir kolu olan fotoğrafçılığa yönlendirdi beni. Aslında zevklerimiz, hobilerimiz her şey bir zincirin halkası. Bir tanesi diğerinin önünde veya arkasında ama hepsi birbirini tamamlıyor.




Urbanbugs filminden.


Filmi nerelerde çektiniz? Grafitticilere nasıl ulaştınız? Onlarla birlikte röportajları gerçekleştirmede zorluklar oldu mu? Size nasıl yaklaştılar?



Filmi büyük oranda İstanbul ve biraz da İzmir’de çektim. Gönül isterdi ki başka şehirlere de gidelim, oralardaki insanların da görüşlerini alalım, farklı bakış açıları ile tanışalım fakat film işi biraz da bütçe işi. Hele de bir prodüktörünüz veya mali destekçiniz yoksa çok zor. Bu bağlamda bütçem elverdiği ölçüde İstanbul’da ve İzmir’de çekim yaptım. İnternette çalışmalarını takip ettiğim, işini iyi yaptığım insanlara ulaşmayı denedim. Geri dönenler oldu, olmayanlar oldu ama sağ olsunlar çoğu geri çevirmedi. İlk başta size güvenmekte zorluk çekiyorlar ama sizin samimiyetinizi hissettikleri anda kendilerini size tamamen açıyorlar. Tamamen onlara bakış açınızla, onlara verdiğiniz güvenle alakalı bir durum.




Urbanbugs filminden.


Filmde kimlerle çalıştınız? Ekibi nasıl oluşturdunuz?



Aslında ben filmi çekerken birçok arkadaşım mezun olduğundan dolayı ilk iş olarak askere gittiğinden filmde bana yardım edecek kimse de yoktu J O yüzden filmin yapısından, afişine, kurgusundan, yönetimine birçok noktayı kendim halletmek zorunda kaldım. Bu çok zor oldu ama dediğim gibi seviyorum ben bu zorluğu. Biraz da tek başıma neler yapabileceğimi, sınırlarımı görmek istedim. Filmde benim haricimde okuldan arkadaşım Sevinç Baltalı’nın büyük katkıları oldu. Çünkü hem röportaj yapıp, hem kamera ile ilgilenip hem de ses ile ilgilenmek çok zor. Ben röportajları yaparken o da kameranın ve sesin başındaydı. Az kişiyle de güzel işler çıkabiliyor bu film bunun göstergesi ama sinema her zaman için ciddi bir takım işidir. Sonraki projelerimde daha kalabalık bir ekiple çalışacağım.




Urbanbugs filminden.


Filmi yönetirken bazen kamera da yer aldınız. Ayrıca görsel yönetmen kullanmadınız? Daha mı avantajlı idi böyle çalışmak?



Yönetmenlik modacılık gibi. Kameramanlık ise terzilik. Terzi olmadan kimse modacı olamaz. Yani her yönetmen aynı zamanda kendisinin görüntü yönetmeni – kameramanıdır. Bu yüzden de her zaman için kamerayı kullanmaya da öncelik verdim. Dış çekimlerin çoğunu kendim yaptım ama dediğim gibi röportaj sırasında konsantrasyonu tam olarak konuştuğunuz kişiye ve sohbete vermek, konuşulanları dinlemek ve oralardan yeni sorular çıkartmak için kamera ve diğer teknik detaylarla ilgilenemezsiniz. Bu yüzden de kamerayı bir görüntü yönetmenine teslim edersiniz. Görüntü yönetmeni her zaman için avantajlıdır ama dediğim gibi hiç bir yönetmen ben teknikten anlamıyorum, kamera kullanmam deme lüksüne sahip değildir, olmamalıdır.




Urbanbugs filminden.


Müzikleri nasıl seçtiniz, belirlediniz?



İşin zorlu safhalarından birisi buydu açıkçası çünkü hem telif hakkını alabileceğiniz, hem filminizin yapısına uyan, ona kimlik kazandıracak müzik bulmak çok zor. Ünlü isimlerin parçalarını izinsiz kullanmak başınızı belaya sokabilir hem de ahlaken doğru olmazdı. Ben de bu yüzden uzun araştırmalar sonucu film müzikleri yapıp satan yurtdışı kaynaklı sitelerden parçaları satın aldım. Biraz da Türk veya Doğu motifleri olan parçalar önceliğimdi.




Urbanbugs filminden.


Çekim çalışmaları esnasında -hem ekipman olarak hem de maddi imkanlar olarak- aklınızda olan ama proje içine katamadığınız şeyler oldu mu?



Daha önce de dediğim gibi sinema işi bütçe işi. Çünkü ekipman pahalı, ekip işi ve o ekibin ihtiyaçları var. Ben bu filmi çok çok düşük bir bütçe ile çektim çünkü başka çarem yoktu ama vazgeçmek de olmazdı. Keşke maddi olarak biraz daha rahat olsaydım da Türkiye’deki diğer şehirlere de gitseydim, oralardaki insanların da görüşlerini alsaydım dediğim çok oldu tabi ki. Böylece hem farklı bakış açıları işin içine girerdi hem de belgesel belirli şehirlere bağlı kalmazdı.




Aykut Alp Ersoy afiş çalışmalarından.


Akbank Kısa Film Festivali’nde Urbanbugs filminiz belgesel dalında birincilik ve seyirci özel ödülü kazandı? Böyle bir başarı bekliyor muydunuz? Hem sizin hem de izleyenlerin izlenimleri nelerdi?



Grafik tasarım olsun, fotoğraf olsun, kitap olsun veya film olsun herkes ama herkes yapıtını beğenilmek üzere insanlara sunar. Çok şükür insanlardan inanılmaz güzel tepkiler alıyoruz. Hatta Brezilya’dan, Amerika’dan, Almanya hatta Avustralya’dan bile tebrik mesajları geldi. İnsan mutlu oluyor tabi ki insan böyle bir manzara karşısında. Başarıyı bekliyor muydum? Aslında hem evet hem hayır. İnsan bir projeyi yönetirken onun nerelere ulaşabileceğini, hacminin ne olacağını az çok tahmin ediyor ama yine de Mevlana’nın “Tevazuda toprak gibi ol” dediği gibi siz sadece susup olacakları bekliyorsunuz.



Filminizin tamamını izlemek isteyen seyirciler ne yapmalı? Sanırım Türkiye çapında gösterileri de gerçekleştirilecek önümüzdeki dönemlerde?



Türkiye’de İstanbul, İzmir, Ankara, Edirne ve Eskişehir’de toplam 30 üniversitede film gösterilecek. Arzu edenler Facebook sayfasından gelişmeleri ve gösterim tarihlerini takip edebilirler.


http://www.facebook.com/pages/Urbanbugs/117729761582084




Fotoğraf: Aykut Alp Ersoy


Fotoğraf ile de ilgileniyorsunuz. Sinema sonrası fotoğraftan uzaklaşacak mısınız? Bir de şunu sormak istiyorum; fotoğrafın sihri zamanı durdurmak, buna paralel olarak sinemanın sihri nedir sizce?



Tartışmasız fotoğraf sinemanın en önemli öğelerinden birisi; hatta başlangıç noktası. Ben her gün bol bol fotoğraf inceliyorum gözümü eğitmek için. Bir fotoğrafı güzel kılan, ritim, karşıtlık, ölçek, denge ne varsa aynısının hareketli hali aslında sinematografi dediğimiz şey. O yüzden bir sinemacının fotoğraftan uzak kalması diye bir şey mümkün değil. Sinemanın sihrine gelecek olursak da bu tamamen sizin zevklerinize ve algılarınıza kalmış bir şey. Ben fotoğrafta gerçeklikten diğer bir deyiş ile hayattan kopuk, stüdyo fotoğraflarından keyif alamıyorum. Sinema anlayışımda da bu var. Benim için sinemanın sihri gerçek hayatların, tüm çıplaklığı ile ama bir yandan da şiirsel bir dille anlatılması. Yani fotoğrafta o anı durduruyorsunuz ama sinemada o an devam ediyor. İnsanları etkileyen iki şey vardır birisi ses yani müzik diğeri görüntü. Sinemada bunların ikisini de kullanma şansına sahipsiniz ve eğer doğru biçimde kullanırsanız gerçekten çarpıcı etkiler yaratabilirsiniz insanlar üzerinde.




Fotoğraf: Aykut Alp Ersoy


Ülkemizde kısa film çeken pek çok yönetmen var. Bu çalışmaların hem değerlendirmeleri hem de izleyici ile buluşmaları kısıtlı kalıyor. Az sayıda organizasyon ve imkan var.” desem buradan yola çıkarak neler demek istersiniz?



Video çeken DSLR’ların kullanıcılara muadillerine göre çok daha ucuza profesyonel görüntü kalitesi vermesinin ardından kısa filme olan ilginin artacağını düşünüyorum ama aslında bu büyük bir yanılgı. Çoğu kişi bir DSLR aldığında “Evet sinema için hazırım” diyor. Belki içlerinden bir kaç tanesi hazırdır ve kamera sadece bir araçtır ama çoğu kişi için bu geçerli değil çünkü sinemada ekipman sadece bir araçtır derdinizi anlatmanıza yardımcı olan. Fazlası değil. O yüzden ekipmana değil fikre önem vermek gerekiyor her zaman için. Öte yandan birçok şeyde olduğu gibi Kısa Film Kültürü de Türkiye’de oturmamış bir şey ancak inanılmaz bir hızla gelişiyor Türkiye’de son yıllarda her şey ve bu alanda da büyük gelişmeler var. Üniversiteler, bağımsız organizasyonlar, şirketler kısa filme önem vermeye başladı. Bu noktada artık insanların küçük pastadaki az sayıdaki payı bölüşmek için savaşmak yerine pastayı büyütme telaşına girmeleri gerekiyor bence çünkü ciddi bir genç nüfusumuz var ve eğer bu potansiyeli iyi değerlendirirsek sinema da dahil bir çok alanda Türkiye çok iyi yerlere gelecektir.



Daha sonraki projelerinizde belgesel veya belgesel dışında kısa filmler düşünüyor musunuz? Gelecek proje ve fikirlerinizi bize anlatır mısınız?



Tabi ki düşünüyorum. Kafka’nın “Yazmamak cinnete davetiye çıkarmaktır” dediği gibi bizler için de film yapmamak cinnete davetiye çıkarmaktır. Bu yaz içerisinde yeni bir kurmacaya başlamak istiyorum nasipse…



Bir sonraki çalışmanızı merakla bekliyoruz o zaman. Teşekkür eder, başarılar dilerim”¦


Röportaj: Levent YILDIZ




URBANBUGS FİLM BİLGİLERİ



Filmin Adı: Urbanbugs


Yapım Tarihi: 2010


Süresi: 29:54:00



Yönetmen: Aykut Alp Ersoy


Kamera: Sevinç Baltalı / Aykut Alp Ersoy


Ses: Sevinç Baltalı


Kurgu: Aykut Alp Ersoy


Müzik: Simon Wilkinson, Tom Quick, Barrie Gledden & Jason Pedder


Matt Hill & David O’Brien



Web Sitesi: www.urbanbugs.com


Fragman Linki: http://www.vimeo.com/14780675


Elektronik Posta Adresi: aykutalpersoy@hotmail.com




SİNOPSİS:



Urbanbugs, Dünya’nın bir çok ülkesinde ciddi bir şekilde popülarite kazanan, renkli yapısı ile şehirlere görsel zenginlik katmasıyla beraber içerdiği mesajlarla da sosyolojik bir vaka haline gelen, Graffiti, stensil, tutkal ve flyer art gibi bir çok dalı olan alternatif görsel sokak sanatları kavramını inceleyen ve bu kavramın Türkiye’deki sosyolojik ve kültürel yansımalarını araştıran bir belgeseldir.



Besides their colorful contributions to the city structure, as we know day by day street arts which contains Graffiti, Stencil, Wheatpasting etc. gain a serious significance all around the world because of their sociological and political messages. In this context, Urbanbugs is a documentary movie focuses on the social and cultural reflections of steet art concept in Turkey.





Aykut Alp Ersoy Özgeçmiş



1984 yılında Yozgat’da dünyaya geldi. İlk, orta ve lise eğitimini İzmir Özel Fatih Koleji’inde tamamladıktan sonra 2010 yılında İzmir Ekonomi Üniversitesi’nin Medya ve İletişim bölümünden mezun oldu.



He was born in Yozgat in 1984. After graduating from Izmir Fatih College, he graduated from Izmir University of Economics’s Media & Communication department.



Filmografi:
Urbanbugs (2010)









Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Aykut Alp Ersoy : UrbanbugsAykut Alp Ersoy : UrbanbugsAykut Alp Ersoy : UrbanbugsAykut Alp Ersoy : UrbanbugsAykut Alp Ersoy : UrbanbugsAykut Alp Ersoy : UrbanbugsAykut Alp Ersoy : UrbanbugsAykut Alp Ersoy : UrbanbugsAykut Alp Ersoy : UrbanbugsAykut Alp Ersoy : UrbanbugsAykut Alp Ersoy : UrbanbugsAykut Alp Ersoy : UrbanbugsAykut Alp Ersoy : UrbanbugsAykut Alp Ersoy : UrbanbugsAykut Alp Ersoy : UrbanbugsAykut Alp Ersoy : Urbanbugs

David J. Zimmerman : Salton Denizi



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



SALTON DENİZİ


THE SALTON SEA


David J. Zimmerman




Yarısından fazlasının harap olduğu bu dünyada, herşey temelde bu kadar saf kalabilir miydi? California’nın Salton Denizi’ni 2006’da fotoğraflamaya başladım. Gerçekten güzel ve destansı aykırılıkların olduğu bir yer. Binlerce kuşun öldüğü bir kuş mabedi. Ölü balık kokan bir balık avlama bölgesi.Terkedilmiş bir eğlence merkezi.Cennet ve zehirli atıklar. Güzel çirkinlik- İşte bu Salton Denizi.



Deniz, yükselip çekildikçe yıkık rıhtımları eriterek, terkedilmiş yat klüplerini doldurarak, insan atıklarını batırarak yolunu buluyor. Kaya midyeleri doğanın kendini yenilemesi gibi eski çıplak kayaları kaplar. Yeni bir yaşam, büyük çapta ölümlerden sonra ortaya çıkar.



Kıyı ve kara insanın fethetme hızına tanıklık ediyor. Kısa vadeli planlar; umutlar ve hayaller, terkedilmiş. California’nın en geniş tatlı su gölleri San Diego’nun 150 mil doğusunda ve Palm Springs’in 80 mil güneydoğusunda uzanır. Salton Denizi’nin ölümü, Colorado Nehri’nden gelen tatlı suyun Güney California’nın gelişen ve susuz şehirlerine ikmaliyle başladı. Esas olarak tarımsal atıklardan ötürü; şimdi onun ana su kaynağı olan millerce deniz ve kara tuzla dolu ve hastalık, insanların kaçtıkları ve yaban hayatın öldüğü bir çevre yaratmakta.



Salton Denizi bir kavşakta.Acil meselelerin arasında tuzluluğun yükselmesi yer alıyor ve eğer kontrolsüzlük devam ederse deniz, eninde sonunda varolan balık türlerini besleyemeyecek hale gelecek.



Salton Denizi’nde bol gıda kaynağı ve hiçbir sulak alan olmadan Kuzey Amerika’daki göçmen kuşlar için önemli bir uğrak yeri olan deniz bugünkü bu rolünü sürdüremeyecektir. Güneybatı Amerika’nın zaten kıt su kaynakları artan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı için (küresel olarak tekrarlanan bir ikilem) azalan sulak alan habitatları ve onları destekleyen değerli suyu idare etmekte giderek daha zor kararlarla karşı karşıyayız.



Başka büyük habitat kaybı (California sulak alanlarının %95’ini yoketti ) ve su kaynağı taleplerinin devamlı artması bağlamında Salton Denizi’nin geleceği, hem yaban hayatı hem de artan insan nüfusu için hayati önem taşıyor.Imperial Vadisi ve Salton Denizi’nden San Diego’ya sunulan su transferinin göl yatağının %40’ını (kabaca 150 mil kare) açığa çıkarması bekleniyor.Denizin kurumasının yaratacağı çevresel felaket mahvedici olabilir.Vahşi toz fırtınaları tozları, tuzları ve toksinleri batı Birleşik Devletler’in çoğu yerine yayabilir.



David Zimmerman


Aralık, 2010


New York Şehri



Could it be that everything in this world remains so fundamentally pure that nothing can ever be more than half ruined? I began photographing California’s Salton Sea in 2006. It is an verily beautiful place and a place of epic incongruities. A bird sanctuary where birds die by the thousands. A teeming fishery stinking of dead fish. A recreational mecca abandoned. Paradise and toxic dump.Lovely ugliness – this is the Salton Sea.



The Sea finds ways to adapt; dissolving dilapidated docks, swamping abandoned yacht clubs, sinking mans discards and revealing them as the Sea rises and recedes. Barnacles cover old scars as nature reclaims it’s territory. New life emerges after massive die-offs. The shore and land bear witness to man’s haste to conquer. Short sighted schemes; hopes and dreams, abandoned.150 miles east of San Diego and 80 miles southeast of Palm Springs lies California’s largest inland body of fresh water.The Salton Sea’s demise began as its supplies of fresh water from the Colorado River were diverted to the booming & thirsty cities of southern California. Due primarily to agricultural runoff; now its primary source of water, the sea and the land for miles around is laden with salts and disease creating an environment from which humans flee and in which wildlife dies.



The Salton Sea is at a crossroads. Among the immediate concerns, rising salinity, if continued unchecked, will ultimately make the Sea unable to support existing fish species.



Without a plentiful food supply at the Salton Sea, no amount of wetland habitat will sustain the Sea’s current role as a vital stopover for migratory birds in North America. As the already scarce water supplies of the American Southwest are strained to meet the needs of a burgeoning population (a dilemma being repeated globally), we face increasingly difficult decisions on managing our declining wetland habitats and the valuable water that sustains them.



In the context of massive habitat loss elsewhere (California has destroyed 95% of it’s wetlands), and the continued escalation in demand for water resources, the future of the Salton Sea is of vital importance for both wildlife and growing human populations. Proposed water transfers from the Imperial Valley and Salton Sea to San Diego are expected to expose 40 percent of the lakebed; roughly 150 square miles. The environmental catastrophy from allowing the Sea to go dry would be devastating. Savage dust storms would spread dust and salts and toxins to most of the western United States.



David Zimmerman


December, 2010


New York City























David J. Zimmerman Hakkında



(d: 1955, Milwaukee, WI)



David , New Mexico’da New York City & Taos’ta çalışan Amerikalı bir sanatçıdır. Sanata olan ilgisi ilk başta heykel ve resim çalışarak erken yaşlarda başlamıştır. Fotoğrafçılığa ilgisi 20’li yaşlarının başlarında Avrupa ve Orta Doğu’da yaşayıp çalışırken başlamıştır. Amerika’ya döner dönmez California Santa Barbara’daki Brooks Enstitüsü’ne katılan David, zamanın büyük çağdaşlarıyla çalışıyor. 1981’de onur derecesi ile mezun olmuştur. David ve karısı 1982’de New York City’e taşınmış ve 1984’te New York stüdyosunu açarak fotoğrafçılık kariyerine manzara, çevre ve Pepsi, Mercedez-Benz, Seagram’s, American Express, Lancome ve diğerleri gibi güzel sanat projelerini çekerek başlamıştır. David’in şu anki işleri; Birleşik Devletler’in güneybatı çöllerinde, Kuzey Hindistan’da Ganj Nehri boyunca manzara çalışmaları ve Meksika Körfezi’nde BP‘nin petrol sızıntısından etkilenen insanların portre çalışmasından oluşan fotoğraf projeleridir. David Birleşik Amerika’nın güneybatı çöllerindeki çalışması ile 2009 yılında Dünya Fotoğraf Ödülleri L’Iris D’or Büyük Ödülü’nü almıştır. David’in New Mexico Taos’taki stüdyosu LEED sürdürülebilirlik sertifika standartlarına uygun olarak inşa edilmiştir. Stüdyosu tamamiyle güneş enerjisiyle çalışan, havza suyu kullanan ve pasif güneş ısıtması olan bir stüdyodur.




David J.Zimmerman


Ödüller


2010 Siyah beyaz Örümcek Ödülleri, aday, Çöl Projesi (Baudoin Lebon, Esther Woerdehoff, jüri üyeleri)


2009 Dünya Fotoğrafçılık Ödülleri, Cannes, Fransa. L’Iris D’or Büyük Ödül. Çöl Projesi (Bruce Davidson,


Zelda Cheatle, Sarah Moon, Mary-Ellen Mark, Jüri üyeleri)


2009 Hearst Fotoğrafçılık Bienali, New York City. Salton Denizi Projesi. (Charles Stainback / Norton MOA,


Virginia Heckert / J. Paul Getty Müzesi,Jürii üyeleri)


2009 Güzel Sanatlar Fotoğraf Merkezi. Jüri Seçimleri Ödülü. Çöl Projesi (Kathy Moran, jüri)


2009 Frazer Galerisi, En iyi Gösteri. Çöl Projesi. (Kate Frazer, jüri)


2009 Güzel Sanatlar Fotoğraf Merkezi, Ft. Collins, CO. Yönetici Seçimleri Ödülü. Salton Denizi Projesi. (Chris Jordan, Jüri üyesi)


2009 Photolucida Kritik Kütle. Finalist. Engeller Projesi. (Natasha Egan/ Çağdaş Fotoğrafçılık Müzesi, Lisa Hostetler/ Milwaukee Sanat Müzesi, Toby :Kamps/ Çağdaş Sanatlar Müzesi, Jüri üyeleri)


2009 Scream Galeri Londra. Finalist. Salton Denizi Projesi.( Venessa DesClaux / Tate Modern,jüri üyesi)


2009 Enfoco Ödülleri. Salton Denizi Projesi. (Hossein Farmani, Debra Klomp Ching,jüri üyeleri)


2009 Dünya Fotoğrafları Gala Ödülleri, Madrid, İspanya. Maznara dalında Birincilik Ödülü.Çöl Projesi. (Susan Zadeh/ Eyemazing, jüri)


2009 IPA Lucie Ödülleri, Kafes serileri. (Lesley Martin / Aperture, Ashley Givens / Victoria and Albert Muzesi,jüri üyeleri)


2009 Bridge Art Fuarı, Miami. Finalist. Salton Denizi Projesi. ((Elizabeth Sussman / Whitney Sanat Muzesi, Janet


Bishop / SFMOMA, JoAnne Northrup / San Jose MOA, juri üyeleri)


2008 PDN PIX. Çöl Manzaraları. (Deborah Dragon / Rolling Stone, Lisa Oropallo / Digitas, Julianne Kost /


Adobe, juri üyeleri)


2008 APANY “Bize Bir Hikaye Anlat” İnsan yapımı Manzaralar. (Michelle Bogre / Başkan, Parsons Fotoğrafçılık, Stella


Kramer/ NY Times, jüri üyeleri)


2007 Fotoğraf Sanatı Gösterisi. (Tim B. Wride/Los Angeles Eyalet Sanat Müzesi, Jüri üyeleri)


2006 Merkez (Santa Fe) “Tekil İmaj” Havadan Manzaralar (Sarah Hasted Mann / Hasted Hunt Galeri, juri üyeleri)


2006 PDN Geleneksel. Havadan Manzaralar. (Michael Sand / Bulfinch Press, Bill Hunt / Hasted Hunt Galeri, juri üyeleri)


2006 PDN Odaktaki Dünya. Şehir Manzaraları (Kathleen Klech / Conde Nast, Sabine Meyer / National Geographic,


Juri üyeleri)


2006 APA Ulusal “ Gösteriş”. Havadan Manzaralar.( Janet Borden / Janet Borden Galeri, NY, jüri üyesi)


2004 PDN Geleneksel Foto. (Mary Virginia Swanson, Michelle Borge/Parsons. Jüri üyeleri)


2004 APA Sarım. (Tim B. Wride / Los Angeles Eyalet Sanat Müzesi, jüri)


2003 ASMP İmaj 03. (Julie Saul / Julie Saul Gallery, Anne Ellegood / Smithsonian Hirshhorn Muzesi, juri üyeleri )


2003 Amerika’nın Reklam Fotoğrafçıları / New York


2003 Geleneksel İletişim Sanatları Fotoğrafı, Kırsal manzaralar (David Baldwin / McKinney & Silver, Maisie Todd /


Discover, juri üyeleri)


2003 Santa Fe Fotoğraf Merkezi “Görev Toprak) Ganj Nehri Projesi


2003 PDN Geleneksel Foto Ganj Nehri Projesi. project (Ellen Harris / Aperture, Stephen Frailey / Bard, SVA, juri üyeleri)


2003 Mavi Dünya İttifakı “Odaktaki Dünya” (Carl Gronquist / Corbis, Cathryn Buchanan / National Geographic,


Juri üyeleri)


2003 PDN PIX Ganj Nehri Projesi . (David Carol / Viacom, Masie Todd / Discover jüri üyeleri)


2002 PDN Geleneksel Foto Ganj Nehri Projesi (Bill Hunt / Hasted Hunt Galeri, juri üyesi)


2002 PDN PIX Ganj Nehri Projesi Catriona Ni Aolain / Premiere Magazine, Matt Freeman / Tribal DDB


Worldwide, juri üyeleri)



Sergiler


2011 Harwood Sanat Müzesi, NM.23 Ocak -12 Mayıs 2011


2011 Hulse Warman Galeri , Taos,NM 21Mayıs- 30 Haziran 2011


2010 Thessaloniki Kültür Muzesi Thessoloniki, Yunanistan. 15 Kasım –28 Aralık 2010


2010 A, Galerie, Paris, Fransa 29 Nisan –12 Haziran 2010


2010 Başkent Kültür, Londra İngiltere 6 Ocak- 10 Şubat, 2010


2010 Galeri Caprice Horn, Berlin, Almanya 8 Nisan- 22 Nisan 2010


2010 Art Work Space, Londra, İngiltere. Dünya Fotoğraf Ödülleri global tur. Ocak, 2010


2009 Edge Galeri Hong Kong, Çin. Dünya Fotoğraf Ödülleri.


2009 En İyi Gösteri, Fraser Galeri, Washington, DC


2009 Ardel Modern Sanat Galerisi, Bankok, Tayland. Aralık, 2009


2009 Hearst Galeri. 8×10 Photograf Bienali, New York, NY


2009 Edward Day Galeri, Toronto, Kanada. Ekim, 2009


2009 Güzel Sanatlar Fotoğraf Müzesi, Ft. Collins, CO. “İnsan İşleri”, Yönetici Seçimleri Ödülü


2009 Aperture Galleri, New York City. Dünya Fotoğraf Ödülü global tur. Ocak 2009


2009 Gallery 21, Tokyo, Japonya. Dünya Fotoğraf Ödülü. Haziran, 2009


2009 Galeri Esther Woerdehoff, Paris, Fransa. Ekim 2009


2009 Fotoğraf Merkezi, Mexico City


2008 Lyceum Galleri, Fotoğraf Sanatı Sergisi. Los Angeles, California


2004 Thomas Werner Galleri, New York City



Bibliografi


Ulusal Halk Radyosu. Başmakale-Ağustos 2010


Mossless Magazin.Makale-Ağustos 2010-12-28 PDN Gelişen fotoğrafçı-Şubat 2010


Komple Fotoğrafçı-Şubat 2010


Dış mekan Fotoğrafçısı-Ocak 2010


Ephotozine. Başmakale-Kasım 2009


Foto-Stockolm.İsviçre Temmuz 2009


Art Info.Mayıs 2009


İngiliz Fotoğrafçılık gazetesi -Nisan, 2009


Yerel Fotoğraf Haberleri. Başmakale – Ocak, 2009


Asya FotoğrafçılıkBaş makale -Temmuz, 2009


Focus Magazin, Amsterdam, Hollanda – Ağustos, 2009


BBC makale – Nisan, 2009


Fotoflock Magazin. Başmakale – Nisan, 2008


Better Photography. Başmakale. Bombay, Hindistan – Şubat, 2005


India Today – Şubat, 2005


Better PhotographyBaşmakale. Bombay,Hindistan – Nisan, 2005


PEI Magazin. Başmakale – Eylül, 2004


Verve India. Başmakale – Mart, 2003


Times Fotoğraf gazetesi. Bombay,Hindistan. Başmakale – Temmuz, 2002


Elle Decor. Başmakale – Ekim, 2002


Studyo Fotoğrafçılığı & Tasarım. Başmakale – Haziran, 2002


Times Fotoğraf Gazetesi. Bombay, Hindistan. Başmakale – Temmuz, 2001


Professional Photographer Magazin – Aralık, 2000



Misafir Sanatçı


Yeni Okul. Bombay,Hindistan 2005


Amerika’nın Profesyonel Fotoğrafçıları. New Orleans LA,2005


Times Fotoğraf Gazetesi, Bombay,Hindistan Nisan 2002


Yeni Okul. Bombay,Hindistan 1995


Eastman Kodak. Mexico City,1994



Representation-Temsilcilik


Susan Spritus Gallery, Newport Beach, CA


A. Galerie, Paris, France


Capital Culture, London, England



About David J. Zimmerman



(b 1955, Milwaukee, WI)



David is an American born artist working in New York City & Taos, New Mexico. David’s interest in the arts
began at an early age, working primarily in sculpture and painting. His interest in photography developed in his early twenties while living and working in Europe and the Middle East. Upon returning to the U.S. David attended Brooks Institute in Santa Barbara, California studying with many great contemporaries of the time. David graduated with honors, (BFA 1981). David & his wife moved to New York City in 1982 and in 1984 he opened his New York studio and began a career photographing landscape, environmental and fine art projects as well as commissions for Pepsi, Mercedez-Benz, Seagram’s, American Express, Lancome and others. David’s current works include photographic projects in the deserts of the southwest U.S., landscape work along the Ganges River in northern India and large scale portraits of the people impacted by the BP oil spill in the Gulf of Mexico.



David is the 2009 recipient of the World Photography Awards L’Iris D’or Grand Prize for his work in the deserts of
the southwest U.S. “… a unique vision of beauty, poetry and power possible in great landscape photography”.


Mary-Ellen Mark. Cannes, 2009



David’s studio in Taos, New Mexico was built to LEED certified standards for sustainability. His studio is entirely
solar powered, uses catchment water and is passive solar heated.



Awards


2010 Black & White Spider Awards, Nominee. Desert project (Baudoin Lebon, Esther Woerdehoff, jurors)


2009 World Photography Awards, Cannes, France. L’Iris D’or Grand Prize. Desert project (Bruce Davidson,


Zelda Cheatle, Sarah Moon, Mary-Ellen Mark, jurors)


2009 Hearst Photography Biennial, New York City. Salton Sea project. (Charles Stainback / Norton MOA,


Virginia Heckert / J. Paul Getty Museum, jurors)


2009 Center for Fine Art Photography. Jurors Selection Award. Desert project (Kathy Moran, juror)


2009 Frazer Gallery, Best in Show. Desert project. (Kate Frazer, juror)


2009 Center for Fine Art Photography, Ft Collins, CO. Directors Selection Award. Salton Sea project (Chris


Jordan, juror)


2009 Photolucida Critical Mass. Finalist. Barriers project. (Natasha Egan / Museum of Contemporary


Photography, Lisa Hostetler / Milwaukee Art Museum, Toby Kamps / Contemporary Arts Museum, jurors)


2009 Scream Gallery London. Finalist. Salton Sea project (Venessa DesClaux / Tate Modern, juror)


2009 EnFoco Awards. Salton Sea project. (Hossein Farmani, Debra Klomp Ching, jurors)


2009 Worldwide Photography Gala Awards. Madrid, Spain. First prize in landscape. Desert project. (Susan


Zadeh / Eyemazing, juror)


2009 IPA Lucie Awards. Sage series. (Lesley Martin / Aperture, Ashley Givens / Victoria and Albert Museum,


jurors)


2008 Bridge Art Fair Miami. Finalist. Salton Sea project (Elizabeth Sussman / Whitney Museum of Art, Janet


Bishop / SFMOMA, JoAnne Northrup / San Jose MOA, jurors)


2008 PDN PIX. Desert landscapes (Deborah Dragon / Rolling Stone, Lisa Oropallo / Digitas, Julianne Kost /


Adobe, jurors)


2008 APANY “Tell Us a Story”, Manmade landscapes. (Michelle Bogre / Chair, Parsons Photography, Stella


Kramer/ NY Times, jurors)


2007 The Art of Photography Show. (Tim B. Wride / Los Angeles County Museum of Art, juror.)


2006 Center (Santa Fe) “Singular Image”. Aerial landscapes (Sarah Hasted Mann / Hasted Hunt Gallery, juror)


2006 PDN Annual. Aerial landscapes. (Michael Sand / Bulfinch Press, Bill Hunt / Hasted Hunt Gallery, jurors)


2006 PDN World in Focus . Cityscapes (Kathleen Klech / Conde Nast, Sabine Meyer / National Geographic,


jurors)


2006 APA National “Show Off”. Aerial landscapes (Janet Borden / Janet Borden Gallery NY, juror)


2004 PDN Photo Annual. (Mary Virginia Swanson, Michelle Borge / Parsons. jurors)


2004 APA Wraparound. (Tim B. Wride / Los Angeles County Museum of Art, juror)


2003 ASMP Image 03. (Julie Saul / Julie Saul Gallery, Anne Ellegood / Smithsonian Hirshhorn Museum, jurors )


2003 Advertising Photographers of America / New York,


2003 Communication Arts Photo Annual. Urban landscapes (David Baldwin / McKinney & Silver, Maisie Todd /


Discover, jurors)


2003 Santa Fe Center for Photography “Assignment Earth”. Ganges River project


2003 PDN Photo Annual. Ganges River project (Ellen Harris / Aperture, Stephen Frailey / Bard, SVA, jurors)


2003 Blue Earth Alliance “World in Focus” (Carl Gronquist / Corbis, Cathryn Buchanan / National Geographic,


jurors)


2003 PDN PIX Ganges River project. (David Carol / Viacom, Masie Todd / Discover, jurors)


2002 PDN Photo Annual. Ganges River project. (Bill Hunt / Hasted Hunt Gallery, juror)


2002 PDN PIX Ganges River project. (Catriona Ni Aolain / Premiere Magazine, Matt Freeman / Tribal DDB


Worldwide, jurors)



Exhibitions


2011 Harwood Museum of Art, Taos, NM. January 23 – May 12, 2011


2011 Hulse Warman Gallery, Taos, NM. May 21 – June 30, 2011


2010 Thessaloniki Cultural Museum, Thessoloniki, Greece. November 15 – December 28, 2010


2010 A, Galerie, Paris, France. April 29 – June 12, 2010


2010 Capital Culture, London, England. January 6 – February 10, 2010


2010 Gallery Caprice Horn, Berlin, Germany. April 8 – 22, 2010


2010 Art Work Space, London, England. World Photography Awards global tour. January, 2010


2009 Edge Gallery, Hong Kong, China. World Photography Awards.


2009 Best of Show, Fraser Gallery, Washington, DC


2009 Ardel Gallery of Modern Art, Bankok, Thailand. December, 2009


2009 Hearst Gallery. 8×10 Photography Biennial, New York, NY


2009 Edward Day Gallery, Toronto, Canada. October, 2009


2009 The Center for Fine Art Photography, Ft. Collins, CO. “Works of Man”, Directors Selection Award.


2009 Aperture Gallery, New York City. World Photography Awards global tour. January, 2009


2009 Gallery 21, Tokyo, Japan. World Photography Awards. July, 2009


2009 Galerie Esther Woerdehoff, Paris, France. October, 2009


2009 Centro de la Imagen, Mexico City


2008 Lyceum Gallery, Art of Photography Show. Los Angeles, California


2004 Thomas Werner Gallery, New York City



Bibliography


National Public Radio. Feature article – August, 2010


Mossless Magazine. Feature – August, 2010


PDN Emerging Photographer – February. 2010


The Complete Photographer – February, 2010


Outdoor Photographer – January, 2010


Ephotozine. Feature article. November, 2009


Foto – Stockholm, Sweden – July, 2009


Art Info – May, 2009


British Journal of Photography – April, 2009


Photo District News. Feature article – January, 2009


Asian Photography. Feature article – July, 2009


Focus Magazine, Amsterdam, Netherlands – August, 2009


BBC article – April, 2009


Fotoflock Magazine. Feature article – April, 2008


Better Photography. Feature article. Mumbai, India – February, 2005


India Today – February, 2005


Better Photography. Feature article. Mumbai, India – April, 2005


PEI Magazine. Feature article – September, 2004


Verve India. Feature article – March, 2003


Times Journal of Photography. Mumbai, India. Feature article – July, 2002


Elle Decor. Feature Article – October, 2002


Studio Photography & Design. Feature article – June, 2002


Times Journal of Photography. Mumbai, India. Feature article – July, 2001


Professional Photographer Magazine – December, 2000



Guest Artist


The New School. Mumbai, India 2005


Professional Photographers of America. New Orleans, LA, 2005


Times Journal of Photography. Mumbai, India April 2002


The New School. Mumbai, India 1995


Eastman Kodak. Mexico City, 1994



Çeviren (Translated by): Berna AKCAN







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

David J. Zimmerman : Salton DeniziDavid J. Zimmerman : Salton DeniziDavid J. Zimmerman : Salton DeniziDavid J. Zimmerman : Salton DeniziDavid J. Zimmerman : Salton DeniziDavid J. Zimmerman : Salton DeniziDavid J. Zimmerman : Salton DeniziDavid J. Zimmerman : Salton DeniziDavid J. Zimmerman : Salton DeniziDavid J. Zimmerman : Salton DeniziDavid J. Zimmerman : Salton DeniziDavid J. Zimmerman : Salton DeniziDavid J. Zimmerman : Salton DeniziDavid J. Zimmerman : Salton DeniziDavid J. Zimmerman : Salton DeniziDavid J. Zimmerman : Salton Denizi

Sıtkı Fırat : Diyar’ı Çin’e Yolculuklar




DİYAR’I ÇİN’E YOLCULUKLAR




1987 yılında Türk Tanıtma Vakfı’nın Çin’de düzenlediği Türk Haftası nedeniyle Pekin Güzel Sanatlar Galerisi’nde, Türkiye’nin doğal güzellikleri ile kültürel, tarihi ve turistik görüntülerini içeren, 60×80 boyutlarında 70 fotoğraftan oluşan bir sergi açtım. Sergi, 20 gün süreyle açık kaldı ve Çin halkının, sanat çevrelerinin, basının ve Çin Kültür Bakanlığı’nın dikkatini çekti. Türkiye’de de basında geniş yer buldu. Böylece dünya ile zaman zaman buluşmamın tohumları atıldı. Fotoğraflarım birçok ülkeye ulaştı.



Bu sergi sırasında Çin’in doğasını ve genel hatlarıyla yaşamını izleme fırsatı da buldum. Ancak programın yoğunluğundan dolayı fotoğraf çalışması yapamadım. Bu nedenle tekrar gitme arzusu duydum.



2. KEZ ÇİN SEYAHATİ



Çin Büyükelçiliği’ne fotoğraf çekmek üzere ülkelerine bir ziyaret yapmak istediğimi bir dilekçeyle bildirdim ve kabul edildi. Seyahate ikinci bir kişiyi götürmeme de izin veriyorlardı. Konuyu dostum Gültekin Çizgen’e açtım ve kendisiyle birlikte 1996 yılı Haziran ayında 2. kez Çin’ e uçtuk. Bu seyahatte çektiğim fotoğraflardan 1997 yılında, Ankara’da, “Efsaneler Ülkesi Çin” adıyla Devlet Resim Heykel Müzesi’nde Çin Büyükelçiliği’nin de katkıları ile bir sergi açtım. Serginin açılışını Çin Halk Cumhuriyeti Büyükelçisi Yao Kuang ile birlikte dönemin Kültür Bakanı yaptı.



Pekin’de uçaktan indiğimizde bizi Türkçe konuşan bir genç karşıladı ben Yücel diye kendini tanıttı. Gence, Uygur olup olmadığını sordum. Çinli ve asıl adının Jian Yu, Yücel isminin takma olduğunu üniversitenin Türkoloji anabilim dalında okuduğunu söyledi. Yücel, 2009 yılında kültür müsteşarı olarak Türkiye’ye de geldi.



On beş gün süreyle Çin’in muhtelif şehirlerinde fotoğraflar çektim. Turistik şehirlerinden Quilin’ de yaptığımız, yedi saatlik nehir gemisi ile yaptığımız gezide seyahatimizin en ilginç kareleri ortaya çıktı. Çin’ in ilk başkentlerinden Xıan’da toprak altında bulunan, seramikten yapılmış insan boyutunda binlerce terikote asker ordusunun görkemli dizilişi, Çin Seddi’nden sonra akıllara durgunluk veriyordu.



DÜNYADAN ON BEŞ FOTOĞRAFÇI



“Efsaneler Ülkesi Çin” adlı sergimin açılışından bir yıl sonra Çin Halk Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı’ndan tekrar bir teklif aldım. Çin Halk Cumhuriyeti’nin 50. kuruluş yıldönümü dolayısıyla çıkarılacak bir prestij kitabı için fotoğraf çekmem istenmekte idi. Çin’deki önemli turistik bölgeleri, dünya mirasına dahil yerleri ve yaşamı fotoğraflayacaktım. Teklifi kabul ettim. 1999 yılı Haziran ayında 20 gün içerisinde çekimleri bitirmek kaydı ile bir anlaşma yaparak 100 film ile Çin’e gittim. Bu kez gezilerimde bana daha önce Türkiye’ de kültür müsteşarlığı yapmış, Türkçe bilen, emekli Bayan Jia ve eşi rehberlik yaptı. Pekin, Hunan, Jiangxi Hubey eyaletlerinde çalışmalar yaptım, bu çalışmalara benden başka dünyanın 14 ülkesinden, seçilmiş 14 fotoğrafçı daha katılmıştı. Her fotoğrafçı değişik konular ve değişik yerlerde, değişik zamanlarda çalıştığımızdan birbirimizi hiç göremedik.







Dört eyaletin gezildiği bu çalışmalarda, büyük taşkınlara sebep olan Çin’ in en büyük nehri Jangsye, dünya mirasına dahil Janjeje, Luchan Dağı, Pekin gibi yerlerde fotoğraf çekme imkanı buldum. Eyaletler arası yolculuklarımızı küçük uçaklarla ve bir kaç saatlik uçuşlarla; şehirlerarası yolculukları ise küçük araçlarla gerçekleştirdik. Gittiğimiz yerlerde kültür müdürleri bizi karşılıyor, özel yemekler veriyorlardı. Önceleri zengin Çin mutfağını çok yadırgadım ama sofraya gelen 10-15 çeşit yemek içinden yiyebileceğim bir şeyler seçebildim.








Çok maceralı geçen bu çalışmalarda, Luchan Dağı’ nda unutulmaz bir anı yaşadım. Rehberim Bayan Jia, Luchan Dağı’nı bana çok methediyordu. Seyahatimizin sonuna yaklaştığımız günlerde kara yolu ile gün boyu yol aldığımız bir günde, Jianyşi Eyaleti’nin Nanchang Şehri’nde yağmurlu bir havada otelimize yerleştik. Sabahleyin dağa hareket etme kararındaydık. Zaten gün boyu yağan yağmur çalışmalarımı engellemişti ama Luchan Dağı’ndan ümitliydim. Doğal olarak dağın görkemini çok merak etmeye başladım. Sabah erkenden hareket ettik, ortalık sisli ve yağmurlu olduğunda görüş mesafesi çok sınırlıydı. Rehberimiz 30-40 km.lik bir yolumuz olduğunu söylüyordu. Uzunca bir süre pirinç tarlalarının içinden geçtikten sonra dolambaçlı bir orman yolunda yavaş yavaş yükseliyorduk. Görünürde dağ mağ yoktu. iki saatlik bir yoldan sonra küçük bir yerleşim yerinde durduk. Arabadan inip kalacağımız motele yerleştik. Sonra da yanıma verilen bir bayan yardımcı ile etrafı dolaşmaya çıktım. Bir sis dalgası ara sıra gidip geliyor, değişik görüntüler oluşturuyordu. Onlara takılarak görüntü avcılığı yapmaya başladım. Tam bir vadinin başına geldiğimde, bir kayalığın arkasından bir sis bulutunun yükseldiğini gördüm. Öndeki kayalık, insanlar ve arkadaki orman güzel bir görüntü oluşturmuştu. Hemen objektifimi oraya yönelttim ve bir kare çektim. Karşımdaki görüntü gittikçe daha ilginç bir hal almaya başlamıştı. İkinci kareyi çekecektim ki meğer son pozmuş. Filmi değiştirene kadar maalesef ortalığı sis kapladı ve görüntü kayboldu. Biraz ilerledikten sonra bir gölet kenarında durdum. Ortalığı kaplayan sisten hiçbir şey görünmüyordu. Bu kez tetikteydim ve bir sürpriz bekliyordum ki öyle oldu. Sis çekilirken karşımda sislerin arasında bir Çin kulübesi belirdi. Birkaç kare çektikten sonra tekrar sislerin arasında kayboldu, zaten hava da kararmıştı, motele döndüm.



Mote,l Çin’in önde gelenlerinin kaldığı bir köşktü. Sisten faydalanarak birkaç kare fotoğraf çekmenin huzuru içindeydim. Asıl düşündüğüm ertesi gün havanın açılmasıydı ve hayalimdeki dağ görüntülerini çekebilmekti. Sabah kalktığımda sis hâlâ devam ediyordu ve hafiften yağmur çiseliyordu, dağı yine göremeyeceğim diye düşünüp üzüldüm. Sis fotoğrafları ve yakın plan görüntüler çekmeye başlamıştım. Yanımda da bir Çinli bayan, bana yardım ediyor ve ıslanmamam için şemsiye tutuyordu. Bir süre sonra sis dağılmaya başladı ve güneş yüzünü gösterdi. Artık her tarafı görebiliyordum ama ortada dağ yoktu. Bayan Jia’ ya “Dağ nerede?” diye sordum. “Biz dağın üzerindeyiz dedi!. Meğer Luchan Dağı pirinç tarlaları içinde, ovadan 500 metre yükseklikte, içerisinde değişik yerleşim birimleri olan, vaktiyle Çankay Şek’in- Çin Devrimi’nden sonra Mao’nun da kaldığı köşkler bulunan, şimdilerde yörenin önemli bir turistik bölgesi imiş.







Çin Seddi ve Yasak Şehir’de gezdiğim ve fotoğrafladığım yerler arasında idi.


Dört eyalette çok önemli milli parklar gördüm. “Dünya Penceresi Park”ı bunlar arasında idi. Ne yazık ki dünyanın birçok ülkesinden önemli örneklerin bulunduğu bu parkta Türkiye’den hiçbir şey yoktu. Pekin’de bir dağı gezdiğimizde mis gibi bir koku vardı ve bu koku ormandaki ıhlamur ağaçlarından geliyordu. Ancak Çinliler ıhlamur çayını bilmiyorlardı.




Çekimler bitip yurda döndükten sonra saydam filmlerin banyolarını yaparak şartname hükümlerine göre 150 adet 20×30 baskı yaparak elçiliğe teslim ettim. Bu gezide 36 pozluk 80 makara saydam çektim.








Bir yıl sonra prestij kitabı, (Focus On China) “Photos by Foreigin Photographers” adıyla lüks bir kapak ve kutu içerisinde çıktı. Bu çalışmaya iştirak eden 14 fotoğrafçının önsöz ve özgeçmişleri, seçilen 20-25 fotoğrafla birlikte kitapta, Çince ve İngilizce olarak yer aldı.



ÇİN’E DÖRDÜNCÜ KEZ”¦



Tekrar Çin’e gidebilmeyi düşlerken 2002 yılında, Çin Sanat Fotoğrafçıları Derneği Başkanlığı’ndan Güney Çin, Duyun şehrinde gerçekleştirilecek olan uluslararası bir fotoğraf şölenine davet aldım. 40’ı yabancı, 60’ı ulusal fotoğrafçının katıldığı bu fotoğraf festivalinde Duyun şehrinin sokakları baştanbaşa fotoğrafla donatıldı. Kentin Belediye Başkanı yağmur altında, rengarenk giysiler ve şemsiyelerin çiçek bahçesine çevirdiği meydanda etkinliğin açılışını yaptı. Burada 100 sanatçı bir araya geldik. Ben, Anadolu’dan görüntüler konulu 30 fotoğrafımla etkinliğe katıldım. Bu arada sanatçıların fotoğraf çekebilmeleri için çeşitli programlar hazırlanmıştı. Şehirde, Çin’de yaşayan çeşitli etnik guruplar, yöresel giysileri ile büyük bir resmi geçit yaptılar. Türkiye’de Artvin Yöresi’nde yapılan boğa güreşlerinin bir benzeri orada da yapılıyormuş, fotoğraflama şansım oldu. Ne yazık ki burada beni üzen bir olayla karşılaştım. Bu kargaşada çantamdan, canon makinemin geniş açı objektifinin çalındığını bir gün sonra fark ettim.









Duyun şehrinde bir hafta süren fotoğraf etkinlikleri, bitince uçakla 4 saatlik bir yolculuktan sonra Kuzey Çin (Çin Moğolistanı-İç Moğolistan) Yunchuan şehrinde bir fotoğraf etkinliğine daha katıldık. Çinli fotoğrafçıların açtığı büyük bir sergiyi gezdik. Burada da bizlere birer asistan tahsis ettiler. Yardımcımın adını sorduğumda İsa dedi. Onun Uygur Türkü olduğunu sandım fakat Müslüman Çinli olduğunu söyledi. Bu vesile ile eyalette iki milyona yakın Müslüman Çinli olduğunu öğrendim. Yunchuan Eyaleti, Moğolistan sınırına komşu bir eyalet. Müslüman Çinlilere konuk oldum, benim Türk ve Müslüman olduğumu duyunca çok sevindiler.



Çinliler her şeyi yedikleri halde, Müslüman Çinlilerin yemeklerinin Türk yemeklerine benzediğini gördüm. Ekmek yemeyen ve bilmeyen Çinlilerin bu eyalette yaşayan ve Müslüman olanları, aynen bizdeki gibi unlu mamulleri biliyor ve yapıyorlardı.






ÇİN’E 5. KEZ”¦



2004 yılında, Çin’in güneydoğusunda bulunan Wuyishon şehrinde düzenlenen, uluslararası Wuyi Dağ Festivaline tekrar davet aldım. 40×50 ebadında 30 fotoğrafla festivale katılacaktım. Bir kişi daha götürme hakkımı bu kez hiç düşünmeden o sıralarda Ankara’ da bulunan dostum Faruk Akbaş’a teklif ettim.



Daha önceki seyahatlerimden tanıdığım Çin Halk Cumhuriyeti Büyükelçiliği Kültür Müsteşarı Ruilin Shi‘ye Uygur Özerk Bölgesi Sincan’a da (Doğu Türkistan) gitmek istediğimi söyledim. O da bu isteğimi Çin Kültür Bakanlığı’na ileterek Uygur Özerk Bölgesi’ni de programa dahil ettiklerini bildirdi.



Yolculuk önce Pekine. Hava alanında bizi Türkçe bilen öğrenci bir rehber karşılıyor. Dört saat süren ikinci bir uçuşla Urimçi’ye ulaşıyoruz.Beş günümüzün geçtiği bu Uygur özerk Türk bölgesine ait izlenimlerimi ayrı bir sefer sizlerle paylaşmak isterim.Bölgede Urimçi, Turfan, Kaşgar şehirlerini gezdikten sonra tekrar Pekin’e, oradan da asıl davetli olduğumuz Wuyisen Şehri Wuyi Dağ Fotoğraf Festivaline ulaştık.








Wuyishan, dağlık bir yörede nehir kenarında bir turizm şehri. Bizi çok güzel karşılıyorlar. Kentin meydanında ve en büyük caddesinde 4000 adet fotoğraf sergilenmiş. Katılımcıların birer fotoğrafının boyutları iki, üç metre boyunda var. Caddenin başına, benim boğa güreşi fotoğrafımı koymuşlar. Fotoğrafın yanında ben küçük kalıyorum. Almanya, Avusturya, Fransa, Türkiye, Çek Cumhuriyeti, Kore, Japonya gibi 14 yabancı ülke ve Çin’ den 50 fotoğrafçı festivalin konukları. Cadde girişinde katılımcı ülkenin bayrakları dalgalanıyor. İlk bayrak bizimki. Tabii çok duygulanıyoruz Duygulanmamak elde mi? Faruk Akbaş “Teşekkürler Sıtkı Usta” diyor.





Fotoğrafların büyük çoğunluğu belgesel. Aralarında çok güçlü sergiler var. Deneyseli de unutmamışlar, ama bir-iki sergiyle sınırlı. Ayrıca oldukça fazla nü fotoğraflar da görüyoruz. Akşamları slayt gösterimleri oluyor. Sıradan gösterilerin yanında, unutulmayacak işler de sundular. Bende bir dia gösterisi yaptım ayakta alkışladılar.



Kentte her yer fotoğraf. Dağ, nehir, kanyon, bambu kayıklar, tapınaklar, üçgen şapkalı köylüler, tarlalar, çiçekler, ağaçlar, ne isterseniz. Organizasyonda şelale önünde nü çekmek de var. Yüzlerce fotoğrafçı alt alta üst üste çıplak iki modelden fotoğraf çekmeye uğraşıyor bizde o karmaşaya katılıyoruz. Suya düşenler mi dersiniz, kamerasını ıslatanlar mı”¦ Dönüş yolunda herkese sırayla şarkı söyletiyorlar. Bende “Huma Kuşu” nu söyleyip alkış alıyorum.















CHENGDU



Bir sonraki etkinlik Tibet yakınlarında bulunan Chengdu kentinde. Panda ve ayıları ile ünlü kente yine dünyanın çeşitli ülkelerinden ve Çin’ den pek çok fotoğrafçı katılıyor. Amaç Chengdu’nun 24 saatini fotoğraflamak. Toplanan fotoğraflar daha sonra kitap haline getirilecekmiş.



Yüz fotoğrafçıyız. Aramızda yalnızca üç kadın bulunuyor. Alman, Çinli ve Fransız. Kura ile herkese çalışma alanı belirleniyor. Bana barlar sokağı çıkınca alkış kopuyor. Faruk’la yerimizi değiştiriyoruz, 70 km uzaklıkta bir göle gidiyorum.



Herkese fotoğrafçı yeleği, tüm giderlerin dışında, 10 adet dia, 500 yuan (yaklaşık 70 $) cep harçlığı ve birer de yöre rehberi veriliyor. Açılış için büyük bir meydanda toplanıyoruz. Meydanın her iki yanında bando takımları yer almış, halk dansları gösterisi de var. Hükümetin, belediyenin, turizm bakanlığının ve komünist partinin ileri gelenleri ile fotoğraf birliği başkanı konuşma yapıyor. Fotoğrafın bu kadar ciddiye alındığı ve önemsendiği başka bir ülke yoktur sanırım. Festivalin açılışı en yaşlı ve en kıdemli fotoğrafçı olarak bana yaptırılıyor. Herkesin, gazetecilerin ve televizyonların ilgi odağı oluyorum. Açılışın finalinde konfeti yağmuruna tutuluyoruz. Çekimler başlıyor. Gün boyu çekim yapacağız ve bir gün sonra fotoğrafları teslim edeceğiz. Ertesi gün gazetelere bakıyoruz. Boy boy Sıtkı Fırat fotoğrafları. Bir Türk fotoğrafçı olarak ülkemi orada temsil etmek çok hoşuma gidiyor. Sıra geldi kapanışa. Tüm fotoğrafçılar birlikte yemek yiyeceğiz. Bizi en görkemli masaya alıyorlar. Masanın çapı altı metre. Ortada iki metre çapında kırmızı ve turuncu güllerden oluşmuş bir çiçek öbeği. Sponsorlar, ünlü fotoğrafçılar, federasyon temsilcileri, hükümet ve parti yetkilileri ile birlikte oturuyoruz. Üşenmiyor sayıyorum; herkese on sekizer çeşit yemek geliyor.




Etkinliler bitmiş Chengdu’dan ayrılma zamanı gelmişti. Bulunduğumuz bölge daha önceleri düşündüğüm ve gitmeyi çok istediğim Çin’e bağlı özerk bölgelerden Tibet’e yakındı, buradan Tibet’e gidebilir miyiz diye araştırdık fakat mümkün olmadığını gördük ve tekrar uçakla Pekin’e döndük. Pekin’de daha önceki gelişlerimde fark ettiğim gibi on yılda inanılmaz derecede modern bir yapılaşma oluşmuş, sekiz şeritli gidiş gelişli caddelerde bisikletlerin yerini lüks otomobiller doldurmuş. Bu Kadar kısa zamanda bu değişim inanılır gibi değildi. Çektiğim binlerce Fotoğraf içerisinden seçtiklerimle Diyarı-Çin’i sizlere biraz tanıtabildiysem fotoğraf adına mutluluk duyarım.



Sıtkı FIRAT






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Sıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e YolculuklarSıtkı Fırat : Diyar'ı Çin'e Yolculuklar

Alper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda Kaybolmuş






Bazı fotoğrafçılar gördüklerini fotoğraflar. Bazıları ise görmek istediklerini”¦



Bazı fotoğraflar ses getirir. Bazıları ise sessizlik…



‘Lost in time’ (Zamanda kaybolmuş) anı durdurmayı değil, geçip giden bir zaman dilimini, bir süreci yansıtmayı amaçlıyor. Bunu yaparken, bizi bazen gerçeküstü, bazen düşsel bir dünyada gezdiriyor, bazen de yalnızlığa vurgu yapıyor.



Özetle, başlangıcı ve sonu belli olmayan sessiz izlenimler”¦









Alper Çukur


1970 Ankara doğumlu. Bursa Atatürk Lisesi ve Ege Tıp Fakültesi mezunu. Göz Hastalıkları uzmanı. Fotoğrafla 5 yıldır aktif olarak ilgileniyor. Uzun pozlamaya ve kare formata olan ilgisi 3.5 yıl önce başladı. Son 3 yıldır sadece uzun pozlama çekiyor.


























Yalçın Varnalı


1966 Adapazarı doğumlu. Galatasaray Lisesi ve İstanbul Tıp Fakültesi mezunu. Kulak-Burun-Boğaz Hastalıkları uzmanı. Fotoğrafla 4 yıldır aktif olarak ilgileniyor. İFSAK üyesi. Uzun pozlamaya ve kare formata olan ilgisi 2,5 yıl önce başladı. Son 2 yıldır sadece uzun pozlama çekiyor.
























Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Alper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda KaybolmuşAlper Çukur ve Yalçın Varnalı : Zamanda Kaybolmuş

Julie Glassberg : Bisiklet Telefi



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



BİSİKLET TELEFİ


BIKE KILL


Julie Glassberg




Başkalarını bozguna uğratan ya da korkutan şeyler beni genellikle cezbeder. Uyumsuzlukları, dışlanmışları, eksantriklikleri, kurallara uymayanları severim. Tamamen normal ve sıradan görünmeme rağmen bir şekilde, topluma uymayanlarla özdeşleşiyorum. Anormallikler beni çekiyor yine de onları sunarken basmakalıp olmamaya gayret ediyorum. Bu nedenle bir dizi altkültürü belgeliyorum.



Son olarak Brooklyn’deki Siyah Etiket adlı bir bisiklet çetesini takip ediyorum. Siyah Etkiket Bisiklet Klübü ilk yasadışı bisiklet klübü olarak bilinir. 1992’de Minneapolis Minnesota’da Jacob Houle ve Per Hanson tarafından kurulmuştur ve ülkenin başka yerlerinde de subeleri vardır. Onlar, uzun bisiklet kültürünü canlandırmaya çalışan başlıca destek veren kişilerdendir ve turnuvalar düzenlemektedirler. Bisiklet gibi tehdit edici olmayan bir nesne etrafındaki tahrip edici ve asi kültürü görmek çok ilginç.



Onları punk, grunge ve hippi kültürünün bir harmanı olarak düşünüyorum. Sisteme karşı gelen bağımsız bir topluluk. Bizi israfa iten , paraya odaklanan ve aşırı teknoloji kullanan bir toplumda buna karşı koyan ve buna karşı savaşan bir grup genç insanı görmek ilgi çekici.



Toplulukları temelde bisiklet kültürüne, ekolojiye, sanata ve ilişkilerin gerçek değerleri üzerine kurulu. Birbirilerini önemseyen, yiyeceklerini paylaşan, eğlenen ya da birlikte sanat yaratan sıkı bir ailedirler. Süregelen bir durgunluk ve artan sosyal baskı ile genç nesil buna nasıl cevap verir? Kendini yok eden gençlik kaygısız görünmeye çalışsa da da bugün durumun tamamen farkındadır. Herkes gibi onlar da sever, nefret eder ve aynı zamanda korkuları ve endişeleri de vardır.



Bugün trend gençlik için daha çok cesaret kırıcı olduğundan sanatla, müzikle ve tutkularla zengin ilham verici çevreler yaratarak, normlara alternatif yollar olduğunu göstermek istiyorum. Yaratıcı zekaların düzenli olarak bir araya geldikleri, sanat ve fikirlerini paylaştığı, birbirlerine ilham verdikleri ve besledikleri düşüncesini hala koruyorum. Bugün hala gençlik yavan ve boş görünüyor. Yaratıcı bir grup olan ve çok az teknoloji kullanan, olayları avunmakla ilgili ve ana gidişe karşı koyan Siyah Etiket Bisiklet Klübü gibi alt kültürleri bulduğumda bu bana umut verdi ve günümüz gençliğini cesaretlendirebileceği ve motive edebileceğini düşündüm.



“10 yıl öncesi çok daha iyiydi” biz gençler hep bunu duyduk. Ama bu bize bağlı, gelecekte ne yapacağımıza bağlı.




I am often attracted by what repulses or scares others. I like misfits, outcasts, eccentrics, those who don’t fit in the norms. Although I look quite normal and common, I identify in a way with those who do not fit in society. I am attracted by the abnormal, nonetheless I try not to be stereotypical when representing them. I want to be as true as possible to what they are. For that reason, I have been documenting a number of subcultures.



Recently, I have been following a bicycle gang in Brooklyn called the Black Label. The Black Label Bike Club is known as the first “outlaw bicycle club.” It was created in 1992 by Jacob Houle and Per Hanson in Minneapolis, Minnesota and has chapters across the nation. They are one of the main contributors to the rise of the tall bike culture and organized jousting competitions. It is interesting to see this destructive, rebel, culture revolving around such a non-threatening object: the bicycle.



I consider them as a blend of punk, grunge and hippie culture. They are an independent community rebelling against the system. In a society that pushes us to consume, focus on money and overly use technology, it is interesting to see a group of young people resisting and fighting against it.



Their community is mainly based on the bike culture, ecology, art and on the real value of relationships. They are a tight family, caring for each other, sharing meals, partying, or creating art together. With a recession underway and social pressure mounting, how does the young generation respond to it? Although they seem to be the carefree, self-destroying youth, they are quite aware of the situation today. As everyone, they love, hate, and also have their fears and concerns.



As the trend today is rather discouraging for the youth, I want to show that there are alternate ways to the norm, by creating rich inspiring environments, with art, music, and passions. I keep having this thought that creative minds used to gather regularly, share their art and ideas, inspire each other and feed each other; yet today, the youth seems uninspired and disengaged. When I find subcultures like the Black Label Bike Club, a creative group, using very little technology, interested in defending causes and resisting the main stream, it gives me hope, and I think it could be very encouraging and motivating for today’s youth.



“It was better ten years ago” is what we, young people, hear all the time. But it depends on us, on what we are going to make of the future.



Çeviren (translated by) : Berna AKCAN























Julie GLASSBERG Hakkında



Julie Glassberg Fransa Paris’te doğup büyüdü. Grafik tasarımdan mezun olduktan sonra tutkusunun peşine düşerek New York’a taşındı ve Uluslararası Fotoğraf Merkezi’nde belgesel fotoğrafçılık okudu. Buradan sonra Donna Ferratto ve Jonathan Torgovnik adlı fotoğrafçılara asistanlık yaptı ve New York Times’da fotoğrafçı olarak 6 ay staj gördü.



Özellikle dünya kültürlerinin farklılıkları, alt kültürler, yeraltı sahneleri ve toplumun korkulan, kabul edilmeyen ve zayıf uyumsuzluklarıyla ilgileniyor.



Fotoğrafçılık, başka hiç bir şekilde göremeyeceği dünyalara giriş için bir pasaport gibi.



Basit olarak; karşılaştığı kişilerden yaşam hakkında öğrenmenin yolu. Nereden olurlarsa olsun…



Julie şu sıralar New York City’de serbest çalışmanın yanı sıra projeleri üzerinde de çalışmaktadır.



About Julie GLASSBERG



Julie Glassberg was born and raised in Paris, France. After graduating in graphic design, she moved to New York City to pursue her passion and study documentary photography at the International Center of photography. After ICP, she has been assisting photographers Donna Ferrato and Jonathan Torgovnik, and she interned as a photographer for The New York Times for 6 months.



Her interests are primarily based on the diversity on world cultures, subcultures, underground scenes as well as the misfits of society, the weak, the feared, the unaccepted.



Photography is like a passport to enter worlds that she would never be able to see otherwise. It simply is a way to learn about life from the persons she meets. Wherever they come from…



Julie is currently working in New York City on her project as well as freelancing.



AWARDS/EXHIBITIONS – ÖDÜLLER/SERGİLER



Project Basho, Philadelphia – ONWARD ‘11 exhibition 2011


PowerHouse Arena – HumanKind exhibition (NY Photo Festival)


Lucie Scholarship Emerging Grant 2010


Getty Images Grant for Editorial Photography 2010


International Photography Award Honorable Mention 2010


PDN Photo Annual 2010 Winner


CMYK Magazine #47 – Top 100 New Creatives


Artists wanted – top 50 artists of Exposure 2010


Art Takes Miami – top 50 artists 2010


Soho Gallery for Digital Arts – Lucie Foundation Scholarship Winners’ exhibition 2010


Lumix Festival for Young Photojournalism, Hannover, Germany 2010


Gallery I/D, Miami – RISE: New Works by New Artists 2010


Silent Auction Benefit, Brooklyn – “Bizarre! Weird Bikes! Weird Art!” 2010



EĞİTİM


Eddie Adams Atölyesi-Bamstorm XXIII (2010)


Uluslararası Fotoğrafçılık Merkezi, New York City- Fotomuhabirliği/Belgesel Program-2008-2009


Profesyonel Fotoğrafçılık sertifikası -Speos, Paris 2006


Görsel İletişim- Académie Charpentier, Paris 2003 – 2005


Grafik Tasarım-ESAG-Penninghen, Paris 2002



EDUCATION


Eddie Adams Workshop – Barnstorm XXIII (2010)


International Center of Photography, New York City – Photojournalism / Documentary program – 2008 – 2009


Certificat professionnel photo- Spéos, Paris 2006


Visual communication РAcad̩mie Charpentier, Paris 2003 Р2005


Graphic Design- ESAG-Penninghen, Paris 2002



www.julieglassberg.com






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Julie Glassberg : Bisiklet TelefiJulie Glassberg : Bisiklet TelefiJulie Glassberg : Bisiklet TelefiJulie Glassberg : Bisiklet TelefiJulie Glassberg : Bisiklet TelefiJulie Glassberg : Bisiklet TelefiJulie Glassberg : Bisiklet TelefiJulie Glassberg : Bisiklet TelefiJulie Glassberg : Bisiklet TelefiJulie Glassberg : Bisiklet TelefiJulie Glassberg : Bisiklet TelefiJulie Glassberg : Bisiklet TelefiJulie Glassberg : Bisiklet TelefiJulie Glassberg : Bisiklet TelefiJulie Glassberg : Bisiklet Telefi

Altın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları Kırmak




Altın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi


ÖNYARGILARI KIRMAK




Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu’nun ürünlerinden biri olan “Önyargıları Kırmak” sergisinin danışmanlığını, S.Haluk Uygur ve Murat Ali Hersekli yapmış bulunmaktadır.



Bu serginin en önemli özelliği ise tıpkı Engelli Kim? adlı sergide olduğu gibi, “Çok Sesli Fotoğraf” üretimi ve bu sergide bulunan tüm fotoğraflara 21 kişinin imzasını atmış olmasıdır. Paylaşım Atölyesi olarak üretilen ürünlerde önemli olanın “düşünce” olduğu, bunun yanında ise “deklanşör” denilen o düğmeye basanın kim olduğunun o kadar da önemli olmadığını savunmaktan ve bu düşünce doğrultusunda “fotoğraf” üretmekten dolayı büyük mutluluk yaşamaktayız.




Altın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi Üyeleri



S. Haluk Uygur, Murat Ali Hersekli, Bülent Özkan, Deniz Canoğlu, Erhan Yelekçi, Emel Karakozak, Gülçin Yenidünya, Gülen Kurt, Hasan Taslakçı, İlhan Yağar, İsmail Ökke, Mehmet Pehlivan, Mehmet Emin Arıcı, Murat Tahiroğlu, Müge Baltacı Uluç, Nevzat Öztürk, Nilay Nacar, Önder Mert, Pelin Toprak, Reşat Sağbaş, Yıldız Çetinkaya, Zafer Koç, Zeliha Ertunç.






































































Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Altın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları KırmakAltın Oran Düşünce ve Üretim Platformu Paylaşım Atölyesi : Önyargıları Kırmak

Francesco Stelitano : Mumbaikar, Bir İktisadi Güçten Notlar



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



Mumbaikar: Bir İktisadi Güçten Notlar


Mumbaikar: Notes from an Economic Power


Francesco Stelitano




Mumbaikar, benim ekonomik güç ve onun toplum ile olan ilişkisi hakkındaki özel merakımın bir dışa vurumudur. Hindistan’ın finans başkenti olan Mumbai’yi çalışma alanı olarak seçen bu proje, “bir ülkenin zenginliğinin” günümüzdeki anlamını ve ekonomik gelişmelerin sıradan vatandaşın hayatını nasıl etkilediğini, temel ihtiyaçlar ve uygun yaşam koşullarını sağlamak yerine nasıl birer tüketiciye dönüştüklerini araştırmaktadır. Bu proje ile; Mumbai’nin finansal, ticari ve yerleşim bölgeleri fotoğraflanarak, Hindistan’ın ekonomik gelişiminin, ülkenin finans başkentinde yaşayan vatandaşlarının, günlük hayatlarının gerçekleri üzerindeki yansımaları tanımlanmıştır.



Görülmektedir ki, ekonomik büyüme, ortalama vatandaşa özünde çok az fayda sağlamıştır. Ekonomik veriler ve gerçeklerin farklılıkları ve zıtlıklarının altı çizildiğinde, sıradan vatandaşı temsil etmediği görülmektedir. Üstü örtülü bir şekilde bu proje, zenginlik ve ekonomik gelişmeyi doğru ölçümleyebilmek için tartışma zemini sağlamaktadır. Bugün ölçüm sistemi olarak, tüm dünyada (GDP-Satın Alma Gücü Paritesi) kullanılmaktadır. Ekonomik kalkınma ve refahı ölçen bu sisteme göre, bir milletin ekonomik durumunu geliştirmek tüketim mallarını ve servislerini daha fazla üretmek ve satmak biçimindedir.




Mumbaikar is an expression of my personal obsession with economic power and its relationship to society. Using Mumbai, India’s financial capital, as a case study, this project looks at today’s meaning of “wealth of a nation” and how economic progress affects the life of the common citizen, transforming them into consumers instead of providing basic infrastructure and appropriate living conditions. In photographing Mumbai’s financial, commercial and residential districts, this project identifies ways in which India’s economic performance is reflected in the daily realities of the financial capital’s inhabitants.



As becomes clear, economic growth brings few, if any, real benefits to the average citizen. Underlining the differences and contrasts between the economic data and the fact that they do not represent the condition of common citizens, in an implicit way, the project provided the basis to discuss the methods we use to measure the wealth and economic progress. Today’s measurement system used is the gross domestic product (GDP), and it’s used world wide. The GDP is the result of the market value of all final services provided and goods produced. According to this way of calculating economic progress and wealth, the way to advance the economic state of a nation is to produce and sell more consumer goods and services.



Çeviri (translation by) : Şebnem AYKOL




Mumbai, 2009. Nariman’ınyeni finans bölgesindeki brokerlar, günün sonunda plajın keyfini çıkarıyorlar – Mumbai, 2009. Brokers of the new financial district of Nariman Point enjoy the seaside after a working day.



Mumbai, 2009. Finans dünyası üzerine kurulu Bollywood filminde aktörler brokerları canlandırıyor – Mumbai, 2009. Actors pretending to be brokers on a Bollywood movie setted in the financial world.



Mumbai, 2009. Eski finans bölgesi Fort’daki bir ticari şirkette. 2000 yılının ikinci yarısında Hindistan’ın büyüme hızı %7.5’a ulaştı ve sadece 2009 yılında, dünyadaki her ekonomik gerçeklikte yaşanan finansla çöküş ile birlikte % 6.1’e indi. 2008’de Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası tarafından, 1,210,000 milyon dolarlık Satınalma Gücü Paritesi ile dünyada12. sırada olduğu açıklandı. Sektörün sağladığı servisler milli gelirin % 53.7’ünü, ardından endüstri % 29.1’unu ve tarım da %17.2’isini sağlamaktadır.



Mumbai, 2009. Inside a trading company in Fort, the old


financial district. In the second part of 2000, India’s annual economic growth reached 7.5% and slowed down only in 2009 to 6.1% with the financial meltdown that involved every economic reality of the world. In 2008 the International Monetary Fund and the World Bank ranked India as the 12th economy of the world with an average gross domestic product of 1,210,000 million dollars. The services sector provides 53.7% of the national income, followed by industries who count for 29.1% and agriculture with 17.2%.



Mumbai, 2009.Yeni finans bölgesi Nariman Point’daki bir ticari şirketin içinde. Hindistan’ın ticari ve finans merkezi olan Mumbai, Asya’daki en zengin kentlerden birisidir. 2008’de, kent, 41.3 milyon dolarlık Satınalma Gücü Paritesi ve her kent için 1,350 dolarlık gelir ile dünyanın en büyük 29 ekonomisi içinde yer almıştır. Mumbai ülkenin gelir vergisinin %40’ını ve Hindistan ticari ekonomisinin %70’ini karşılamaktadır.



Mumbai, 2009. Inside an office of a trading company in the new financial district of Nariman Point. As the financial and commercial capital of India, Mumbai is one of the richest cities in Asia. In 2008 the city ranked 29 among the world’s largest economies with a gross domestic product of US$41,3 million dollars and a per-capita income of US$1,350. Mumbai provides 40% of the income tax of the nation and the 70% of the capital transaction of Indian economy.



Mumbai, 2009. Eski finans bölgesi Fort’da öğlen yemeği molası – Mumbai, 2009. Lunch break in the old financial district of Fort.




Mumbai, 2009. Fort’da güvenlik görevlisi – Mumbai, 2009. Security guard in Fort.



Mumbai, 2009. Eski finans bölgesi Fort’da iş günü sonrası – Mumbai, 2009. End of a working day in the financial district of Fort.



Mumbai, 2009. Mohammed Ali yolu, kentteki en büyük çarşı bölgesi – Mumbai, 2009. Mohammed Ali road, site of one of the biggest bazaar of the city.



Mumbai, 2009. Pali Hill sokak tezgahları. Sıradan vatandaş için, Hindistan’ın ekonomik büyümesinin getirdiği tek somut fayda, tüketici pazarlarına izin verilmesi oldu. Manavlar, giyim kuşam ve restorantlar belli başlı tüketici aktiviteleri.



Mumbai, 2009. Street stall in Pali Hill. For the common citizen, the only concrete‘benefit’ that India’s economic growth has brought them is access to the consumer market. Groceries, clothing and restaurants are the predominant consumer activities.




Mumbai, 2009. Seyyar yemek stantlarından yedi yıldızlı otel içindeki restoranta, zincir dükkanlardan seyyar satıcılara, süpermarketlerden küçük marketlere uzanan bir skala içinde herkesin ödeme gücüne göre seçim yapabileceği her şeyin sunulduğu, yeni popüler bölge Bandra’da ki Linking Yolu’nda bir dükkanın içi. Ucuz mallar nüfusun en fakirine satılacak nitelikte tasarlanmış. Hindistan Şirketi Tata tarafından üretilen parakende satış fiyatı yaklaşık 2000 dolar olan Nano bir örnek.



Mumbai, 2009. Inside a shop in Linking Road in the new trendy district of Bandra. From street food stalls to restaurants inside seven stars hotel, from chain stores to roadside vendors, from supermarket to small grocers, every product is offered in every range of selling price to give everyone the possibility to afford it. Cheap products are being designed with the purpose of being sold to the poorest segment of the population. An example is Nano, a car produced by the indian corporation Tata, with a retail price of about 2000 dollars.



Mumbai, 2009. Reklam panosu. Tüketici pazarı organize ve organize olmayan şeklinde ikiye ayrılmış durumda. Organize olmamış pazar, milyonlarca düşük maliyetli dükkan, gündelik eşya satılan dükkanlar, bağımsız marketler gibi bu endüstrinin temel bölümünü oluşturmakta. Organize sektör ise, perakende zincirler, büyük ve müstakil perakende marketler, ve hipermarketler, ise sadece %4’ü oluşturmakta. Wal-Mart and Carrefour gibi perakende endüstrisinin liderlerinin de aralarında olduğu çok uluslu ve Hint şirketleri, gelecek 5 yıl için perakende endüstrisine yaklaşık 25 milyar dolarlık yatırım yaptılar. 1000 hipermarket ve 3000 süpermarketin, 2011 yılında açılması planlanlanıyor.



Mumbai, 2009. Billboard. The consumer market is divided into the unorganized and organized sector. The unorganized sector includes millions of low-cost general stores, convenience stores and independent grocery shops, representing the main part of this industry. The organized sector includes retail chains, large, privately owned retail business, and hypermarkets, and represents only 4% of the retail industry.


This data, however, is expected to soon change as this sector of the market is estimated to reach 16-18% of the whole retail market in the next few years. Leaders of the retail industry, such as Wal-Mart and Carrefour, are amongst the multinational and Indian companies that are doing investments equal to US$ 25 billion into the retail market over the next 5 years. 1000 hypermarkets and 3000 supermarket are planned to open by 2011.



Mumbai, 2009. Linking Yolu. Mumbai sakinleri, tüm kentte, onlara daha iyi ve mutlu bir hayat vaad eden reklam panolarındaki ürünlerin gündüz düşleri ile kendilerini rahatlatabilirler.



Mumbai, 2009. Linking road. Mumbai citizens can confront themselves daily with dreams of a better and happier life offered them with products advertised on billboards widespread all over the city.



Mumbai, 2009. Kentin en büyük gecekondu bölgesi olan Dharavi’de çıkmaz sokak.604 kilometrekarelik adaya, bu kadar çok sayıda insana yetecek kadar konut sığabilmesi artık mümkün değil. Mumbai nüfusunun %60’ı bu gecekondu bölgesinde tuvaletsiz ve su tesisatı olmaksızın, büyük sağlık riski altında yaşıyor. Kaldırımlarda, binaların saçak altlarında, döküntü eşyaları ile yaşayanları görmek çok da garip değil.



Mumbai, 2009. Alley inside Dharavi, the biggest slum of the city. The 604 squared kilometers of the island is no longer able to provide acceptable housing to such a big number of people. 60% of the Mumbai population live in slum areas often with a complete lack of latrines and water infrastructure, creating major health risks. It’s not uncommon to see migrants living as pavement dwellers building shelters with scrap materials along the footpaths of the city.




Mumbai, 2009. Dharavi’de küçük dükkan – Mumbai, 2009. Small shop in Dharavi.



Mumbai, 2009. Mello yolundaki tek odalı imalathane – Mumbai, 2009. Single room factory in Mello road



Mumbai, 2009. Rafi Nagar’daki işsiz – Mumbai, 2009. Jobless in Rafi Nagar.




Mumbai, 2009. Padma Nagar’da gecekondu bölgesinde plastik torba ile satılan su. 2002’de Hindistan hükümeti, yıllık gelirinin yaklaşık % 6’sına denk gelen 31 milyon doları, enerji, ulaşım, telekominikasyon ve konstrüksiyona harcadı. Bu Çin’le kıyaslandığında çok dikkat çekecek derecede düşük bir bütçedir, aynı yıl içinde Çin, aynı yatırımlara yıllık ekonomik gelirinin %20’sini olan 260 milyon dolar harcamıştır.



Mumbai, 2009. Water sold inside a plastic bag in a slum area in Padma Nagar. In 2002 the Indian government spent US$ 31 billion equal to the 6% of its annual economic income on energy, transport, telecommunication and construction, a significantly low budget compared to China, which in the same year spent US$ 260 billion or 20% of is annual economic income.



Mumbai, 2009. Padma Nagar Bölgesinde NGO( Non Govermental Organization- Sivil Kuruluş) tarafından yönetilen merkezdeki tüberküloz tedavi deposu – Mumbai, 2009. Storage of tubercolosis treathments inside a centre run by a NGO in the Padma Nagar area.



Mumbai, 2009. Kirli Padma Nehri’nde balık tutmak – Mumbai, 2009. Fishing in a polluted river in Padma Nagar.




Mumbai, 2009. Dharavi’de tek odalı imalathane.Tek odalı imalathaneler tüm şehirde yaygın bir şekilde bulunmakta; sadece Dharavi gecekondu bölgesinde tahminen 15.000 bin adet bulunuyor. Bu tek odalı imalathanelerin içindeki koşullar yetersiz ve tehlikeli, güvenlik ve sağlık önlemlerinin alınmamış olması sıklıkla, kötü havalandırma koşullarına bağlı tüberküloz gibi problemlere yol açıyor.



Mumbai, 2009. Single room factory in Dharavi. Single-room factories are widespread all over the city; only in the Dharavi slum there are an estimated of 15.000. Working conditions inside single room factories are precarious and dangerous, often leading to causa-lities caused by a complete lack of safety precautions and health problems, such as tuberculosis due to the poor ventilation.



Mumbai, 2009. Rafi Nagar’daki su tesisatı – Mumbai, 2009. Water pipelines in Rafi Nagar.



Mumbai, 2009. Byculla’daki Carsi – Mumbai, 2009. Bazaar in Byculla.







Francesco STELİTANO Hakkında



Francesco Stelitano (Sarza, 1982) şu sıralar Londra’da yaşayan, serbest çalışan bir fotoğrafçıdır. Italya’nın kuzeybatısında, büyük müzelerinden çok etkilendiği Floransa’ya bir kaç saat uzaklıkta bulunan bir sahilde büyüdü. Sanat ağırlıklı bir liseye devam ederken sanat ve görsel iletişim alanlarına yakınlaştı. Academia di Belle Arti in Carrara (Güzel Sanatlar Akademisi) Multimedya Sanatları’ndan mezun oldu. Güzel Sanatlar Akademisi’nin son sınıfına devam ederken, stüdyo ve still life fotoğrafçılığına başladı. Belgesel fotoğrafçılığına olan tutkusunu tatmin edebilmek amacıyla geçen kasım ayında London College of Communication, University of Arts, foto muhabirlik ve belgesel fotoğrafçılığı bölümü lisansüstü programından nişan ile mezun oldu. Çalışmaları İtalya, Fransa ve İngiltere’de sergilendi.



Ekim 2010. Londra’nın popüler mahallesi Soho üzerine olan son projesi, Londra Photomonth Festivali’nde Overexposed City- Uzun Pozlanmış Şehir isimli grup gösteriminde yer aldı.



Eylül 2010. Prix Ani – Pix Palace’a aday gösterildi, ve sonuç olarak Mumbaikar: Bir İktisadi Güç Notları, Visa Pour L’Image sırasında Palais des Congrès in Perpignan’da sergilendi. İngitere Kabinesi ve Avrupa Birliği tarafından desteklenen Londra’da göç konulu çalışmasına başladı.



Temmuz 2010. Mumbaikar: Bir İktisadi Güç Notları, Illustrious Prix Pictet ‘de aday gösterildi.



Haziran 2010. Reportage Atri Festival’ da, Coca-Cola HBC Vakfı son elemeye kaldı.



Nisan 2010. Nottingham, İngiltere Surface Gallery’de grup sergisinde yer aldı.



Ocak 2010. N.G.O War on Want tarafından organize edilmiş Belgesel’de üçüncülük ödülünü kazandı.



Londra Host Gallery’de Grup Sergisi.



Mumbaikar: Bir İktisadi Güç Notları, Foto8.com, 8 Magazine dergisinin online versiyonunda yayınlandı.



Aralık 2009. London College of Communication, University of Arts, fotomuhabirlik ve belgesel fotoğrafçılığı bölümü lisansüstü programından nişan ile mezun oldu.



Ağustos/Eylül 2009. Ekonomik gücünün sıradan vatandaşın günlük hayatını nasıl etkilediğini araştırdığı uzun soluklu projesinin ilk bölümünü oluşturan Mumbaikar: Bir İktisadi Güç Notları ‘nı hazırlayabilmek için Mumbai’ye taşındı.



Ocak 2009. Londra İletişim Fakültesi, foto muhabirlik ve belgesel fotoğrafçılığı master programına devam edebilmek için Londra’ya taşındı.



Ağustos 2008. İtalya Sarzana’da DNA Stüdyosu’nda “After the Storm- Fırtına Sonrası” sergisi.



Ocak 2008. Misket Bombaları’nın sivil halk üzerinde kullanılmasının sonuçlarını inceleyen “Fırtına Sonrası” projesi için güney Lübnan’da 2 hafta geçirdi.



Mart 2007. Academia di Belle Arti in Carrara (Güzel Sanatlar Akademisi) Multimedya Sanatları’ndan mezun oldu.



Ocak 2006. Still life fotoğrafçısı olarak çalışmaya başladı.




About Francesco STELİTANO



Francesco Stelitano (Sarzana, b.1982) is a freelance photographer at the moment based in London. He grew up in the northwest coast of Italy only a couple of hours from Florence that with its museum had a huge impact on him. Developed an interest in art and visual comunication while attending an high school focused on arts. He received a BA in Multimedia Arts from the Academia di Belle Arti in Carrara (Academy of Fine art). While attending last years at the academy of fine arts he starts working as a studio and still life photographer. In order to satisfy his passion for documentary photography in 2009 he attended the MA in Photojournalism and Documentary Photography at the London College of Communication, University of Arts in London where he graduated last december with distinction. His works was exhibited in Italy, France and in United Kingdom.



October 2010. HIs latest project about the trendy neighborhood of Soho in London is exhibited in a group show called Overexposed City during the festival Photomonth in London, UK.



September 2010. Nominated for the Prix Ani – Pix Palace, and consequencially Mumbaikar:notes from an economic power was exhibited at the Palais des Congrès in Perpignan during Visa Pour L’ Image. Start working on his current project about immigration in London, founded by the British Council and European Community.



July 2010. Mumbaikar: notes from an economic power is nominated for the Illustrious Prix Pictet.



June 2010. Shortlisted for the price Coca-Cola HBC Foundation at the Reportage Atri Festival.



April 2010. Group exhibition at Surface Gallery in Nottingham, UK.



January 2010. 3rd prize of the competition Document organized by the n.g.o. War on Want.


Group Exhibition at Host Gallery, London. Foto8.com, the online version of the eminent 8 Magazine published Mumbaikar:notes from an economic power.



December 2009. Achieves the MA in Photojournalism and Documentary Photography with Distinction from the London College of Communication, University of the Arts of London, UK.



August/September 2009. move to Mumbai to produce the documentary Mumbaikar: notes from an economic power, first chapter of his long term project that explore how economic power affects the life of the common citizen.



January 2009. Move to London to attend the MA in Photojournalism and Documentary Photography at the London College of Communication.



August 2008. Exhibition “After the storm” at the DNA studio Sarzana Italy.


January 2008. Spent 2 weeks in south Lebanon to produce “After The Storm”, project that investigate the consequence of the use of Cluster Bombs over the civil population.



March 2007. Achieves the BA in Multimedia Arts from the Academy of Fine Arts of Carrara, Italy.



January 2006. Start working as a still life photographer.



www.francescostelitano.com






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Francesco Stelitano : Mumbaikar, Bir İktisadi Güçten NotlarFrancesco Stelitano : Mumbaikar, Bir İktisadi Güçten NotlarFrancesco Stelitano : Mumbaikar, Bir İktisadi Güçten NotlarFrancesco Stelitano : Mumbaikar, Bir İktisadi Güçten NotlarFrancesco Stelitano : Mumbaikar, Bir İktisadi Güçten NotlarFrancesco Stelitano : Mumbaikar, Bir İktisadi Güçten NotlarFrancesco Stelitano : Mumbaikar, Bir İktisadi Güçten NotlarFrancesco Stelitano : Mumbaikar, Bir İktisadi Güçten NotlarFrancesco Stelitano : Mumbaikar, Bir İktisadi Güçten NotlarFrancesco Stelitano : Mumbaikar, Bir İktisadi Güçten NotlarFrancesco Stelitano : Mumbaikar, Bir İktisadi Güçten NotlarFrancesco Stelitano : Mumbaikar, Bir İktisadi Güçten NotlarFrancesco Stelitano : Mumbaikar, Bir İktisadi Güçten NotlarFrancesco Stelitano : Mumbaikar, Bir İktisadi Güçten NotlarFrancesco Stelitano : Mumbaikar, Bir İktisadi Güçten NotlarFrancesco Stelitano : Mumbaikar, Bir İktisadi Güçten NotlarFrancesco Stelitano : Mumbaikar, Bir İktisadi Güçten NotlarFrancesco Stelitano : Mumbaikar, Bir İktisadi Güçten NotlarFrancesco Stelitano : Mumbaikar, Bir İktisadi Güçten NotlarFrancesco Stelitano : Mumbaikar, Bir İktisadi Güçten NotlarFrancesco Stelitano : Mumbaikar, Bir İktisadi Güçten NotlarFrancesco Stelitano : Mumbaikar, Bir İktisadi Güçten Notlar