Kategori arşivi: NİSAN 2010 SAYISI – APRIL 2010 ISSUE

Bal Filmi Görüntü Yönetmeni Barış Özbiçer ile Röportaj




“BAL” FİLMİ GÖRÜNTÜ YÖNETMENİ BARIŞ ÖZBİÇER İLE RÖPORTAJ




Şebnem Evren: Barış bey sinema kariyeriniz nasıl başladı?



Barış Özbiçer: Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema Televizyon bölümünde birinci sınıf yeni bitmişti. Yıl 1995”¦ O dönem sinemanın yanı sıra müzikle de ilgileniyordum, ikiz kardeşimle bir grubumuz vardı. Bir akşam Mustafa Altıoklar bizi sahnede izlemiş. O dönem çekimlerine başlayacağı ‘’İstanbul Kanatlarımın Altında’’ filminde bize rol vermek istediğini söyledi. Büyük bir heyecanla kabul ettim. Sonra bir yolunu bulup aynı sette fotoğraf ve set arkası belgeseli çekmeye başladım. Çekimin sonlarına doğru kamera ekibi ile yakınlaştım ve kariyer anlamında bilinçli ilk tercihimi yapmış oldum. Sinema ve Reklam sektöründe uzun süre kamera asistanlığı yaptım. Okul bitince Londra’da yüksek lisans eğitimi aldım. ‘London Film School’da.. Türkiye’ye döndükten sonra bir süre asistanlık/operatörlük yaptım ve “Yazı Tura” ile görüntü yönetmenliğine başlamış oldum.




Bal filminden…


Ş.E. : Bu dönemde fotoğrafla aranız nasıldı?



B.Ö.: Üniversitede eğitimini almaya başladım. Zamanla tutkuya dönüştü…



Ş.E.: Yüzey üzerinde optik yoluyla resmetme anlayışının fotoğraf olarak ortaya çıkışı ve hareketli görüntü olarak gelişmesi ile sinema bugüne geldi. Fotoğraf ve sinema arasındaki ilişkiye nasıl bakıyorsunuz?



B.Ö.: Sinema ile fotoğrafı birbirinden ayıran temel öğe sinemanın hareketli görüntülerden oluşması. Hareketli görüntünün icadı ile fotografi biçim değiştirdi aslında. Yeni estetik teknikler gelişti. Sonuçta gücünü fotoğraftan alan bir sanat formu oluştu bence.



Fotoğraf çekme zevki hala devam ediyor benim için… Dijital refleks kameralar görüntü yönetmenlerinin favori oyuncakları. Çekim sırasında ön izleme yapabiliyor olmak büyük lüks. Yeni çıkan teknoloji harikası, yüksek kaliteli hareketli görüntü çekebilenler ise daha da iyi oldu.. Provaları kamera ile yapabiliyor, ışığı ve kompozisyonu hazırlarken kontrollü ve hızlı sonuçlar elde edebiliyorsunuz. Bal’ı çekerken çok işime yaradı.




Barış Özbiçer.


Ş.E.: ‘Bal’ filminin yönetmeni Semih Kaplanoğlu ile tanışmanız ve projeye dahil olmanız nasıl oldu?



B.Ö.: Meleğin Düşüşü filminde 1 hafta kamera asistanlığı yapmıştım. Semih Kaplanoğlu ile ilk kez orada tanıştık… Yıllar sonra Süt filmi için birkaç gün sinematografik destek için gittim Tire’ye… Bal’ın ön hazırlık dönemi, Özgür Eken’in Ankara’da çekimine başladığı, Ahmet Boyacıoğlu’nun yönettiği Siyah/Beyaz Filmiyle üst üste gelince yeni bir görüntü yönetmeni arayışına gidildi. Semih Kaplanoğlu beni aradı ve çalışır mısın dedi. Bende kabul ettim ve böylece Bal ekibine dahil oldum… Heyecanlı bir süreçti benim için. Çünkü daha önce yapılmış Yumurta ve Süt gibi görselliği çok başarılı iki film vardı. Çok yakın bir arkadaşımdan, meslektaşımdan bayrağı devralmışım…




Bal filminden…


Ş.E.: Semih Kaplanoğlu ile çalışmak size neler kazandırdı?



B.Ö.: Şanslıydım. Semih Kaplanoğlu görselliğe çok önem veren bir yönetmen. Meslek hayatımın ilklerini yaşadığım bir proje oldu benim için. Uyguladığımız çekim teknikleri, post prodüksiyon uygulamaları ve sonrasında Berlin’de kazanılan başarı… Zorlu ama muazzam bir deneyim oldu.




Bal filminden…


Ş.E. : ‘Bal’ filmi doğal şartlar göz önüne alındığında oldukça zorlayıcı bir yörede geçiyor. O dağları aşmak tepelere tırmanmak, ekipmanı taşımak yorucu bir süreç olmalı”¦



B.Ö.: Kesinlikle”¦ Engebeli bir coğrafyası var. Yollar iyi durumda değil. Çok kısa mesafeleri aşmak dahi saatler sürebiliyor. Mekanlara ulaşmak için çoğu zaman belirli bir noktaya kadar araçla gidebiliyorduk. Sonrasında ise yürümemiz gerekiyordu. Küçük bir ekip olduğunuzda hareket etmek nispeten kolay oluyor. Manevra kabiliyetiniz artıyor…



En güzel görüntüyü elde edebilmek için gerekli mesafeyi ne kadar zor ve uzun olursa olsun katedeceğiz gibi bir motivasyonla hareket ediyorduk. Çok emek verdik. Bunların bir şekilde filme yansıdığını düşünüyorum ben.




Bal filminden…


Ş.E.: Filmde doğa, dağlar, bulutlar birer platform olarak oldukça başarılı bir şekilde kullanılmış. Tesadüfi olarak gelişen, bir mekanın bir ışığın etkisiyle değişen sahneler oldu mu?



B.Ö.: Çekime başlamadan önce mekanlarımızda çok zaman geçirdik. Her türlü hava durumuna karşı kendimizi hazırladık… Doğu Karadeniz bölgesinde gün içinde mevsim çok hızlı değişebiliyor. Tesadüfi gelişen hava ve ışık değişimlerinin çoğu sinematografik anlamda filme katkıda bulundular…Doğal ışığı etkili şekilde kullanmanın en önemli adımlarından biri iyi ön hazırlık yapmaktır. Bunun filme olan yansıması, alacağınız karşılık istediğiniz gibi olacaktır, içinize sinecektir.




Bal filminden…


Ş.E.: Filmde ‘Sis Dağı Şenlikleri’nden bir sahne var. Seyirci olarak; filmde Yusuf’un yalnız dünyasından coşkulu ve büyük bir kalabalığın içine savrulduğumuz tek an”¦ O çekimler nasıl gerçekleşti?



B.Ö.: Bu şenlikler her yıl düzenleniyor. öncesinde mekan çalışması yaptık. Şenlik günü geldiğinde karşımızda çok renkli, hareketli ve muazzam bir kalabalık vardı. Binlerce insan halay çekerek, horon teperek tepelerden aşağı iniyordu. Kameralarla insanların arasına dalıp, uzun odaklı lensler kullanarak, dikkat çekmeden kendimizi kamufle etmeye çalıştık. Bazen kalabalık içinde dikkat çekmemek çok daha kolay olabiliyor.




Yusuf üçlemesi “Yumurta”, “Süt” ve “Bal”…


Ş.E.: Yöre halkının ekibe yaklaşımı nasıldı?



B.Ö.: Çok yardımsever ve sıcaklar. Bizi çok rahat kabul ettiler ve her zaman yardımcı oldular.




Semih Kaplanoğlu, Altın Ayı ödül töreninde…


Ş.E. : ‘Bal’ filmi Berlin’de ‘Altın Ayı’ ödülünü kazandı. Öncelikle tebrikler”¦ Bu başarıyı ekip olarak paylaştınız”¦ Siz gittiniz mi Berlin’e? Neler hissettiniz ve yaşadınız?



B.Ö.: Gittim, oradaydım. Heyecanlı, enteresan bir süreçti.



Ş.E. : Bu anlamda kazandığınız ilk ödül müydü peki?



B.Ö.: Evet. Sinematografisini yaptığım bir projenin uluslararası platformda kazandığı ilk büyük ödül…




Bal filminden…


Ş.E.: Filmde; öyküyü kurgularken ve sahneleri oluştururken ne gibi hazırlıklar yaparsınız? Kısacası Görüntü yönetmeni tam olarak ne yapar?



B.Ö.: Yönetmenin kafasında canlandırdığı dünyanın sinematografik karşılığını bulma aşamasında devreye girer görüntü yönetmeni. Yönetmene yardım etmek için oradadır. Yönetmenin tarzını anlamak için elinden geleni yapmalıdır. İşlevi bir filmden öbürüne öylesine değişirki, bunu tam olarak belirlemek olanaksızdır.




Filmin fragmanı…


Ş.E.: Yaratıcılık ve estetik kaygılar açısından sinemamızın bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?



B.Ö.: Yurt içinde ve dışında büyük başarılara imza atan projelerimiz var. Bu çok sevindirici.



Ş.E.: Bu güzel söyleşi için teşekkür ederim.



B.Ö.: Ben teşekkür ederim”¦




Röportaj: Şebnem EVREN

Resmi Web Sitesi:
www.kaplanfilm.com








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Bal Filmi Görüntü Yönetmeni Barış Özbiçer ile RöportajBal Filmi Görüntü Yönetmeni Barış Özbiçer ile RöportajBal Filmi Görüntü Yönetmeni Barış Özbiçer ile RöportajBal Filmi Görüntü Yönetmeni Barış Özbiçer ile RöportajBal Filmi Görüntü Yönetmeni Barış Özbiçer ile RöportajBal Filmi Görüntü Yönetmeni Barış Özbiçer ile RöportajBal Filmi Görüntü Yönetmeni Barış Özbiçer ile RöportajBal Filmi Görüntü Yönetmeni Barış Özbiçer ile RöportajBal Filmi Görüntü Yönetmeni Barış Özbiçer ile RöportajBal Filmi Görüntü Yönetmeni Barış Özbiçer ile RöportajBal Filmi Görüntü Yönetmeni Barış Özbiçer ile RöportajBal Filmi Görüntü Yönetmeni Barış Özbiçer ile RöportajBal Filmi Görüntü Yönetmeni Barış Özbiçer ile RöportajBal Filmi Görüntü Yönetmeni Barış Özbiçer ile RöportajBal Filmi Görüntü Yönetmeni Barış Özbiçer ile RöportajBal Filmi Görüntü Yönetmeni Barış Özbiçer ile Röportaj

Cem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileri




DİRENİŞİN SİMGESİ : TEKEL İŞÇİLERİ


Cem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin




İşyerleri kapatıldığı için, 4/C’li çalışmayı reddeden, özlük hakları ile birlikte kamu kurumlarına yerleşmek ve kadrolu – güvenceli iş taleplerinin yerine getirilmesini isteyen TEKEL işçileri 78 gün süren tarihi bir direnişe imza attılar.



Kazanılmış haklarını kaybetmeme ortak düşüncesiyle seslerini duyurabilmek amacıyla Ankara’ya gelen işçilerin öyküsüdür bu onurlu direniş. Tekel İşçilerine yapılan bu haksızlığın gün gelip diğer isçilere, memura, çalışanlara yapılmama ihtimalini kim garanti edebilir?



Bu nedenle bu mücadele sadece Tekel İşçilerinin mücadelesi olmaktan çıkıp, toplumun tüm kesimini kapsayan bir demokratikleşme hareketi haline gelmiştir.



Bu direniş şimdiye kadar ki vukuu bulan isçi hareketleri içinde, kadınların ve çocukların da aktif olduğu bir eylemdi.



Karne tatilinin bu günlere denk gelmesiyle birlikte, karı–koca, çoluk-çocuk bu harekette yer aldı.



Haklarını geri alabilmek için, daha önce hiç bir eylemde dahi bulunmamış aileler sıcak evlerinden uzakta Ankara’nın soğuk kaldırımlarında, naylon çadırlarda gecelerini geçirdiler.



Bu fotoğraf gösterisinde tarihi TEKEL direnişinin süreci önemli adımlarıyla birlikte anlatılmaktadır.



Gösterinin amacı direniş surecinde işçilere destek olmak ve bu önemli işçi hareketini belgeleyerek geleceğe aktarabilmektir.



Cem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin





















































Cem ARTANTAŞ Hakkında


1979 Ankara doğumlu, Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımında Lisansını tamamladıktan sonra Ankara Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı ve Kentsel Tasarım Bölümünde yüksek lisansını tamamlamıştır. 2008 yılında AFSAD’da temel ve ileri düzey fotoğraf eğitimlerini almıştır. Aynı yıl dernek üyesi olmuştur. Halen Afsad çatısı altında atölye eğitimlerine devam etmektedir. Çeşitli karma sergilere katılmıştır.



Nedim Ozan TEKİN Hakkında



1981 Ankara doğumlu, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği lisans ve yüksek lisans programlarından mezun oldu. Özel bir şirkette Sistem Mühendisi olarak görev yapmaktadır.



AFSAD bünyesinde birçok atölye çalışmalarına ve sergilere katıldı. 2008 yılında AFSAD üyesi oldu.



Fotoğrafçının yaşadığı çağa ve topluma karşı sorumlu olduğunu düşünmekte olup, fotoğrafta biçimden çok içeriğe önem vermektedir.










Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Cem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileriCem Artantaş ve Nedim Ozan Tekin : Direnişin Simgesi, Tekel İşçileri

Gözlerdeki Hüznün Fotoğrafları



GÖZLERDEKİ HÜZNÜN FOTOĞRAFLARI


Füsun Demiray, Hürdoğan Aydoğdu, Mediha Gezgin, Rahime Sarıhan, Yunus Topal




Değişik illerimizden Ankara’ya gelen Tekel çalışanlarının ilk günlerdeki amacı, çadırların üzerine yazdıkları şiirlerde belirtildiği şekilde uzun soluklu eylem yapmak değildi. Hepsinin bakışlarında bir ürkeklik vardı ilk zaman. Bu ürkekliğin altında örgütlü mücadelenin bilinci yatmıyordu elbette. Eylemin ne demek olduğunu bile bilmiyorlardı. Onlar Ankara’ya gelirken, birkaç gün sonra evlerine dönmeyi planlıyorlardı.



İşleri ellerinden alınmıştı.



Buna verilen tepkiydi sadece, yapılan.



Yalansız ekmek kavgasıydı.



Sakarya Meydanı’nda tek başlarına kalmadılar. Sivil Toplum Örgütleri, Gazeteciler, Fotoğrafçılar, Esnaf, Öğrenciler, Halk; kimi destek için, kimi kendi amaçları için oradaydı. Desteğe gereksinimi olan insanlara yönelik de olsa, doğrudan bireyin kendisine yönelik de olsa amaç, konu herkes için aynıydı.”Tekel Çalışanları”.



Sonuçta ciddi bir dayanışma ruhu oluştu. Düzenli olarak yemek dağıtıldı, çay ocakları hiç kapanmadı. Soğuk, ayaz düşünmeden, zor koşullar paylaşıldı.



Önemli bir ayrıntı ise Tekelin kadın çalışanlarıydı. O’nlar çocuklarını, eşlerini, bakıma muhtaç yaşlılarını evde bırakmışlardı. Kendi gönüllerinin alınması gerekirken, her fırsatta geride bıraktıklarının gönüllerini almak için didiniyorlardı üstelik. O kadınlar ki, bir yandan direniş sloganları atmayı öğreniyor bir yandan da çocukları için ağlıyorlardı.



Sakarya Meydanında en dikkat çeken olgulardan biri de direnişe destek vermek için gelen üniversite öğrencilerinin heyecanıydı. Gençliğin insana bahşettiği yüksek hareket kabiliyetini, özgür fikir arayışlarını, mağdurun yanında bulunma arzusunu, üretme ve paylaşma gereksinimini Sakarya Meydanı’na taşımaya çalıştılar. Sadece birkaç saat destek vermek amacıyla meydana gelen birçok üniversite öğrencisi günlerce bu alanda kaldı. Çadırlarını kurdular, işçilere yardım ettiler. Elbette gençliğin dinamizmi ve heyecanı tekel çalışanlarına da yansıdı. Ama işçilerin öğrencilere yaşattığı inançlı bir duruş vardı ki, belki o nedenle günlerce meydanda kalarak desteklerini sürdürdüler. Bu eylem vesilesi ile tarihte ilk kez Üniversite öğrencileri için en yetkili ağızdan, gençliğin heyecanlı ve atak halinin, onların doğasının bir gereği olduğu, kaçınılmaz bir hal olduğu deklare edildi.



İlk günden itibaren basının ilgisi de çok yüksekti. Basın mensuplarıyla birlikte alanda sürekli dolaşan, gece gündüz işçilerin yanında olan amatör-profesyonel fotoğrafçılar da vardı.



Onlar neden buradaydı?



Neden deklanşörlere basılıyordu binlerce kere?



Elbette ortamın fotoğrafa çok elverişli olması etkili bir nedendi. Çadırlardan yükselen dumanlar ve insana dair renk cümbüşü bizleri derinden heyecanlandırdı. Ama sadece bunlar değildi bizleri sahada sürekli bulunduran. Biz fotoğrafçılar, hayatı anlamaya / keşfetmeye çalışıyoruz. Bizi etkileyen her “an” ölümsüzleşmelidir. Bunu isteriz. Ölümsüzleştirebildiğimiz her önemli an bizi sonsuz mutlu eder. Her fotoğraf bizim için yaşamın ta kendisidir.



Amatör-profesyonel, fotoğraf çeken herkes tarafından Ankara Kızılay Meydanında yazılmış bir hikâye vardır. Tekel İşçilerinin başrolü oynadığı bu hikâyede her fotoğrafçının bir sözü vardır mutlaka, kelimelere dökülmemiş olsa da.



Ben fotoğraflarımla işçilerinin gözlerindeki hüznü yazdım belki. Diğer bir fotoğrafçı o coşkuyu Türkü olarak sunmuştur. Bir başkası özlemi, aşkı anlatacaktır. Fotoğraf dokümanter niteliğini bütünlük içinde kazanmaya başlamıştır o ortamda.



Yaşamadıklarımızın fotoğraflarını yapmak hiç kolay değildir.



O nedenle yaşayarak fotoğraflamaya çalıştık Tekel işçilerinin eylemini.



Füsun Demiray



Füsun Demiray














Hürdoğan Aydoğdu















Mediha Gezgin











Rahime Sarıhan












Yunus Topal




















Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Gözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün FotoğraflarıGözlerdeki Hüznün Fotoğrafları

Aykut İnce : Orman Yangınları



ORMAN YANGINLARI


Aykut İnce





Dünyanın en büyük ve en güzel canlı stüdyosu diyebileceğimiz ormanlar, özellikle doğaya gönül vermiş bir fotoğrafçı olarak mesleğinizin bu alanda olması ile kendinizi “sevdiği mesleği” yapan şanslı kişilerden mi görüyorsunuz? Hem mesleki hem fotografik öykünüzü dinleyebilir miyiz?



Ben gurbette büyümüş bir Rize, Hemşinliyim. Çocukluğumun televizyonsuz gecelerinde annemin köy hikayelerini dinlerdim. Yıllarca köye gidememiştik. Geceleri rüyamda dereleri görürdüm. Uyanınca da ağlardım. 13 yaşında iken annemin itirazlarına rağmen köye yalnız gittim ve 4 ay kaldım. 16 yaşında tekrarladım. Trabzonda okuduğum üniversite ve sonrasında 1986’de isteyerek gittiğim 7 yıllık Artvin iş hayatımda Karadeniz’de yaşamak açığını kapattım.



Doğanın hemen kenarında kurulu yerlerde süren 15 yıllık orman endüstrisi sektöründeki iş hayatımda da doğadan uzak kalmadım. 1997 yılında bir fotoğraf makinesı aldım ve fotoğraf çekmeye başladım. O dönemde Kastamonunun Cide ilçesinde idim. O bölgede amatörce binlerce fotoğraf çektim. O dönemde internet henüz yoktu. O dönemde Atlas Dergisi fotoğrafçılarından fotoğrafla ilgili çok şey öğrendim. Türkiye’de yayımlanmış tüm fotoğraf yayınlarına ulaşmaya çalıştım. 2000 yılında çalıştığım fabrika özelleştirilince hayatımın kalan kısmında ne yapacağıma dair bir karar verdim ve fotoğraf çalışmalarıma destek vereceklerini söyleyen Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne geçtim. Olayın kırıldığı nokta tamda burasıdır. Herkes hayatını eş ve çocuklarının geleceğine göre kurarken ben fotoğrafa göre kurdum. Çok az insan bu yönde karar verir. O günden bu güne kadar hayatımda fotoğraftan başka bir şey olmadı.




Aykut bey, kim yakıyor ormanlarımızı? Kimi zaman teröristleri suçladık kimi zaman düşman ülkeleri kimi zaman da arazi mafyasını? Sade vatandaş olarak bizlerin ise hiç suçu yoktu”¦ Böyle mi gerçekten de, çok mu masumuz bu konuda?



Arazi mafyasının yangınla ormanlık bir araziyi ele geçirmesi mümkün değil Devlet her bir karış ormanına sahip. Bu 1970’lerde olmuş olabilir. Teknoloji ormanlık arazilerin 10 cm hassasiyette tespitine imkan sağlamış durumda ve devlet bu teknolojiyi gerçekten kullanmakta. Sanılanın aksine yanan alanlar daha da sıkı korunmakta.



Terörist saldırıyada şahit olmadığım gibi bu kolayda değil. Ormanda duman çıktığı anda ALO177 ‘nin telefonları susmaz. Yangını çıkaranın yakalanmaması mümkün değil. Kentte eylem yapanlar kalabalığa karışıp kaçabiliyorlar. Ama ormanda bu çok zor. Bu riske giremiyorlar



İstatistikler % 94 “insan faaliyetleri” der. Ormanlarımızın hepsini havadan ve yerden dolaştım. Yukardan baktığınızda yangının çıkmasına değilde çıkmamasına şaşarsınız. Yangına hassas olan ormanların içinde kurulu 12000 köy ve tatil beldesi 100.000’lerce km yol var. Bu yollarda ilerleyen her bir araba, her bir elektrik direği ve sıcakta sarkmış tel yangına neden olabilir.



Ayrıca şunu belirtmeliyimki önümüzdeki süreçte orman yangınlarıyla daha sık karşılaşacağız. Küresel ısınma nedeniyle yaşanacak olan daha sıcak iklimlerin etkisinin yanı sıra gerek ağaçlandırma gerekse rehabilitasyon çalışmaları sonucu oluşan genç ormanların kolay tutuşabilmesi ve söndürme zorlukları bize daha sık ve büyük yangınlar yaşatacaktır.



Yangınlarla yaşamayı öğrenmeliyiz.



Orman yangınları açısından Orman Endüstri Mühendisliği’nin bir görevi var mı?



Yangın sonrası yanık ürünlerin değerlendirilmesi aşamasında görevler düşecektir.




Aykut İnce


Orman yangınlarını fotoğraflamak nasıl aklınıza düştü? Ve bu sayımızda bir özetini sunduğumuz projenizi nasıl gerçekleştirdiniz?



25 yıl önce bir belgesel seyretmiştim. Orada orman yangınını anlatıyordu ve heyecan vericiydi. 2006 yılında Orman Genel Müdürlüğü, Koruma Daire Başkanı Nurettin Doğan’a çıktım ve “Yangını istiyorum” dedim “tamam” dedi. Resmi otorite –evet- demişti. Yangıncıların bir kısmı okuldan veya meslekten arkadaşımdı zaten. Tanımadığım görevlilerde vardı. Bu boşluğu gidermek için sezon başlangıcında tümünün bir araya geldiği bir hafta süren bir toplantılarına gittim. Orda Nurettin Başkan kürsüden beni göstererek “O yangını fotoğraflayacak. Ne istiyorsa yapalım” dedi. Yine İzmir Şaşal yangınında Genel Müdür onca telaşın içinde beni gördü ve dedi ki “benim helikopteri al ve git” Bu iki olay resmi tercihi anlatmaya yetecektir sanırım.



Bu çalışmanın arka planında 170 yıllık bir kurum olan Orman Genel Müdürlüğünün ve personelinin, gerek dünyada gerekse ülkemizde yapılan sayısız bilimsel çalışmayı bana sunan bilim adamlarının benim 10 yıllık ve danıştığım fotoğraf insanlarının onca birikimlerinin olduğunu belirtmem gerekir.



Ben diğer taraftan dünyada çekilmiş yangın fotoğraflarını taradım. Benzer çalışmaların hikayelerini okudum. Robert Capa’nın uzak doğuda cephede son bulan hayat hikayesini birkaç kez okudum. Oradan bir cümle “savaş fotoğrafı net olmaz” evet, evet ateşten kaçan insanların fotoğrafı da net olmamalıydı.



Tüm hayatımda uygulamaya çalıştığım bir düstur vardı. “Olayın ortasında değilsen dışındasın demektir”. Capa’nın hikayesi buna çok iyi örnekti. Ben de onu hayata geçirdim. Yangın ekiplerine monte oldum. Bir yangın helikopterinde bekledim. Yangına en önce onlar gidiyorlardı. Araziyi yukardan izliyor ve ezberliyordum. Gerek duyuyorsam “beni şuraya indirin” diyordum. Yangıncılar kadar yangına yakın değilseniz zayıf kalırsınız.




Orman yangınlarına müdahale konum ve büyüklüğüne göre farklılıklar arz ediyor olabilir ama genel olarak bir orman yangınına müdahale ne gibi aşamalarda gerçekleştirilir?



İhbar alınınca yangın noktasının orman durumuna göre helikoptere kalk komutu verilir. Bu karar ilk 45 sn. de alınır. Emri alan helikopter 7 dk. içerisinde yerden ayrılır. Helikopterin görevi yangını yavaşlatmak ve ekip götürmektir. Daha sonra yer ekipleri ulaşır ve işi bitirirler.




Bu projeniz esnasında yaşadığınız ciddi tehlikeler oldu mu? Unutamadığınız anlardan birini bizimle paylaşabilir misiniz?



İzlediğim ilk yangında iki kez ölüm tehlikesi yaşadım. Yer örtüsü yanmış bir ormana girdim. Geceydi ve yukarının yanmadığını bilmiyordum. Yangın tavana çıktı ve bana doğru koşmaya başladı. Yer örtüsü yeni yanmıştı ve ara ara közdü. Kaçarken kızgın kül dolu bir çukura bastım. Eğer kül değilde köz dolu olsaydı ayağım dizime kadar yanmıştı. Yalnızdım ve ekipler uzaktaydı. Ağaçların seyrekleştiği yere alevlerden önce ulaştım.




Bu projeniz ne gibi tepkiler aldı? Sizce amacına ulaştı mı? Gelecek dönemlerde sürdürmeyi ve farklı platformlarda sunmayı düşünüyor musunuz?



Ortaya emek verilmiş bir iş koyduğunuzda insanlar bunu fark ediyorlar. Orada neler yaşandığını ortaya koymak açısından yeterli ve kabul edilebilir bir çalışma çıktı. Bu çalışma bir fotoğraf kitabı olarak da yayımlanmalıdır. Ancak toplumda –orman yangını- bilincinin oluşması için televizyonunda devreye girmesi gerekiyor. Bu nedenle bir televizyon belgeseli arayışı içerisindeyim. Yangının sosyal, ekonomik ve ekolojik boyutunu anlatmayı hedefliyorum.




Dönem dönem çalışmalarınız dergilerde yer alıyor. National Geographic, Atlas, Sky Life vs. gibi… Çalışmalarınızı dergilerde görmek nasıl bir duygu? Ve şimdiye dek yayınlananlar içinde sizi en çok mutlu edeni hangisi oldu?



Tek fotoğraf olarak çok ilginçtir, tel çitten dışarı bakan ceylan fotoğrafımı çok severim. Tarım işletmelerine ait üretme çiftliğinin bahçesinde çekmiştim. Dergide haber olduğunda “ceylanlar doğaya salınıyor” olarak çıktı. Sonrasında 100′ü aşkın ceylan doğaya salındı. Ayrıca doğada vahşi gurupların varlığı ortaya çıktı. Onları da ilk kez ben fotoğrafladım. Tek başına bir fotoğraf ceylan koruma çalışmalarını tetiklemişti. Şu anda Urfa dağlarında 600 civarında ceylan gurublar halinde dolaşmakta. Eğer alan doğru yönetilirse doğal dengelerin kurulmasının ötesinde ülke ekonomisine milyonlarca dolar gelir sağlayabilir. Yine ceylan konusunda Urfa Çevre Orman İl Müdürlüğünün çalışmalarına vurgu yapmak gerekir.



Foto-roportaj olarak “orman yangınları” çok özeldir. Üç yıla yayılmış sadece arazi çalışmasına 150 gün harcanmış, 100 saati aşkın helikopter uçuşu, yüzlerce insanla yapılan görüşmeler vs böyle bir çalışmadır. Bir fotoğrafçının yaşayabileceği çok özel şeylerdir bunlar.



Bir kitap olarak muhtemelen yılsonu yayınlanacak olan “Kudüs” ise yine benim için farklı bir konu da olsa da çok sevdiğim bir çalışma oldu.




Bir fotoğrafçı “ben ormanları fotoğraflamak istiyorum” derse ve mesela sizin şu anda görev yaptığınız Bolu Ormanlarına fotoğraf çekmeye giderse, kendisini neler bekler? Bir ormana girip fotoğrafçılık yapmak mümkün müdür?



Bolu ormanlarında turist olarakta fotoğrafçı olarakta bir sıkıntı çekmezsiniz ancak ülkemizde bazı korunan alan yöneticileri biraz hassas davranmaktalar. İzin ve ücret isteyebilmekteler. Ancak bakanlık teşkilata amatör fotoğraf kulubü üyesi olduğunu belgeleyenlerden ücret alınmaması şeklinde bir emir yazmıştı.



Biraz da fotoğraf çekimlerinde kullandığınız ekipmanlardan bahsedelim ve bunların doğada korunmasını nasıl sağlıyorsunuz? Nem, toz/toprak, yangın vs. gibi durumlara karşı…



Çok da iyi koruyabildiğimi söyleyemeyeceğim”¦ Her işin kendine has tehlikeleri ve koruma yöntemleri vardır. Yangında çok ciddi şekilde toz ve dumana maruz kalırsınız. Ya da helikopter kafanıza su dökebilir. Yangının içine girip tripodla fotoğraf çekmeye kalktığınızda ise sıcağa dikkat etmelisiniz.




İlk görüşmemizde doğal yaşam üzerine gözlemler yaptığınızı da öğrendim. Önceden Karacalar ve bazı kuş türleri üzerine çalışmalarınız olmuştu. Bu dönemlerde ilginizi çeken ve/veya çalışmaya başladığınız bir tür var mı?



Ben TRT ile birlikte 3 ayrı yaban hayatı belgeseline katıldım. Yaban Koyunu, Karaakbaba ile ayı ve insan. Şimdi ise Orman Genel Müdürlüğü bünyesinde “Ormanın Sakinleri” isimli bir çalışmanın içerisindeyiz. Ormanı habitat olarak kullanan hayvanları çalışacağız. Bunların içerisinde en heyecan veren ise Ayı. Bu anlamda son 4 aydır izlediğimiz ve “kestane” adını verdiğimiz kış uykusuna yatmış bir ayımız vardı. Artvin Şavşat’ta içini görebildiğimiz çok derin olmayan bir mağarada kışı geçirdi. Onun fotoğraf ve videolarını çektik. Bu da Türkiye de ilk kez yapılıyor.




Bir belgesel fotoğraf projesi hem toplam anlatımı ve akışı ile bir bütün hem de tek tek içinde yer alan fotoğrafların başarılı fotoğrafları olması ile de özenli bir çalışmayı gerektiyor… Sizin, yangın projenize baktığımızda gerçekten de fotografik olarak çok başarılı ve tek başına ayakta durabilen çalışmalardan oluşuyor hem de bütünsel anlamda kendi hikayesini rahatça anlatabiliyor. Bu fasıldan sonra sizin belgesel projeler üzerine fikirlerinizi, çalışma şeklinizi, tavsiyelerinizi öğrenmek ve aktarmak isterim özellikle genç fotoğrafçılara…



Öncelikle konunun onlara heyecan vermesi gerekir. Konuya hakim olmaları, konunun tüm taraflarına projeyi ve çıktılarını izah etmeleri gerekir. Çalışma esnasında hangi fotoğrafın peşinde olduklarını bilmeleri ya da hiç tahmin etmedikleri bir fotoğrafla karşı karşıya kaldıklarında onu anlayabilmeli. Her an tetikte ve ısrarcı olmalıdırlar. “O an” ne zaman ortaya çıkacaktır bilinmez.



Bolu yöresinde bildiğim kadarı ile bir fotoğraf derneği yok? Hem fotoğraf dernekleri üzerine düşünceleriniz öğrenmek istiyorum hem de böylesi bir çaba ve örgütlenme işine girmeyi hiç düşündünüz mü?



İnsanların fotoğrafla tanışmaları, birlikte fotoğraf gezileri düzenleme ve fotoğraf üzerine bir şeylerin paylaşılması açısından ciddi görevleri olduğunu düşünüyorum.



Benim böyle bir çalışma içerisinde bulunmam zaman yokluğu nedeniyle pek mümkün değil.




Önceki sorularımızda üzerinden geçtiğimiz gibi fotoğrafçıların çalışmalarını ulusal ve uluslararası dergilerde yayınlatabilmeleri büyük bir haz… Bu bağlamda proje seçimi olsun, çalışma süreci ve sonrası olsun dergilere gitmek isteyen fotoğrafçılara neler önerirsiniz?



Asıl problem genelde sanatla özelde fotoğrafla yaşamanın maliyetinin nasıl karşılanacağının cevabına kafa yormak gerekir. Hayatında fotoğrafın ciddi bir yer tutmasını planlayan genç arkadaşlara söylemem gereken –öncelikle kendilerine düzenli bir gelir- getirecek bir iş kurmaları ve oradan kazandıkları parayı fotoğrafa harcamalarını tavsiye ederim. Bundan sonra doğru işler üretebilirlerse fotoğrafları dergi veya kitaplarda yer bulabilecektir.


Röportaj : Levent YILDIZ



www.aykutince.com






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Aykut İnce : Orman YangınlarıAykut İnce : Orman YangınlarıAykut İnce : Orman YangınlarıAykut İnce : Orman YangınlarıAykut İnce : Orman YangınlarıAykut İnce : Orman YangınlarıAykut İnce : Orman YangınlarıAykut İnce : Orman YangınlarıAykut İnce : Orman YangınlarıAykut İnce : Orman YangınlarıAykut İnce : Orman Yangınları

Anderson Schneider : Eldorado, Altın’ın Karanlık Yüzü


For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



ELDORADO: ALTIN’IN KARANLIK YÜZÜ


ELDORADO: THE DARK SIDE OF GOLD


Anderson Schneider





Aralık 2006’nın son günlerinde Juma Nehri’nde altın bulunduğu haberi, kadın ve erkekleri, yaşamlarının sonsuza dek değişeceği umuduyla hiçbir yerin ortasındaki bir yere doğru çekerek bütün Amazon Bölgesi’nde hızla yayıldı. Bir kaç hafta sonra altın haberi ülkenin her köşesine ulaştı ve 8.000’den fazla adam, bir zamanlar sadece sık ormanlık olan ama şimdi aniden yağmur ormanı ortasındaki çamur, hastalıklar, sömürü ve kolay servet hayallerinden yapılmış büyük bir çukura dönüşen yere vardılar. Brezilya’nın her yerinden insan, ülkenin son 25 yıldaki en büyük altına hücumunu oluşturdu. Çok azı gerçekten zengin oldu, bazıları altın buldu ama diğer herkes kendi kan ve terlerini dökerek bir hayalin nasıl karardığını keşfederek yalnızca dayanılmaz, vahşi ve insanlık dışı çalışma şartlarını buldular.



“Eldorado do Juma” olarak bilinen yer; kanunu, sağlık hizmetleri ve artık altını olmayan bir yerdi. 2.000’den fazla insan hala çıplak ellerle ufacık bir parça metal bulmaya çalışıyor ama sadece evlerine geri dönüş bileti alabiliyorlar.




In the last days of December 2006, the news of gold found in the Juma River rapidly spread out all over the Amazon region, attracting men and women to a place at the middle of nowhere, under an almost irresistible promise of changing life forever. A few weeks later, the gold news had already reached every corner of the country and more than 8,000 men had arrived, suddenly transforming what was once only jungle into a huge hole in the middle of the rainforest, made of mud, diseases, exploitation and dreams of easy fortune. People from all over Brazil made this gold rush the biggest one in the last 25 years in the country. Very few really got rich, some found gold, but everybody else could only find the cruel, savage and sub-human work conditions of such an environment, discovering under their own spilt blood and sweat how dark a dream can become.



The place was known as Eldorado do Juma, a land without law, without sanitation and without anymore gold, where more than 2,000 people still work with their bare-hands struggling to find some tiny piece of metal, only enough to buy a ticket back home.

Çeviri (translation by) : Berna AKCAN
































Anderson SCHNEIDER Hakkında


Anderson Schneider, Via Visuals tarafından temsil edilen bağımsız bir Brezilyalı fotoğrafçıdır. Gazeteler, dergiler ve uluslararası organizasyonlar gibi işlerde çalışmanın yanı sıra; bir fotoğraf makinesi, bir fotoğraf, bir haber sayfasının dünyayı yaşanacak daha gerçek bir yer haline getirebileceğine kuvvetle inanmaktadır. Schneider W. Eugene Smith Ödülü(ABD, 2006, 2007 & 2008) için 3 defa aday gösterildi, IV. Pleven Fotoğraf Bienali’nde (Bulgaristan, 2005) Hümanistik Fotoğrafçılık Özel Ödülü’nü ve Uluslararası Sanat Vakfı’ndan Sanatsal Yaratıcılık Ödülü’nü (Brezilya, 2008) aldı. Fotoğrafları, NPPA En İyi Fotoğraf gazeteciliği (ABD, 2005 ve 2007) ödülünü de iki defa kazanarak Brezilya, ABD, Kanada, İspanya, Fransa, Bulgaristan, Almanya, İtalya ve Çin gibi dünya çapındakı pek çok sergi ve festivalde düzenli olarak yer aldı. Çalışması 2009’dan beri Pirelli/MASP Fotoğraf Koleksiyonu’nda sunulmaktadır.



Anderson 35 yaşındadır, karısı Adriana ve kızı Anna ile beraber Brezilya, Brasil’de yaşamaktadır.





Anderson Schneıder



About Anderson SCHNEIDER



Anderson Schneider is an independent Brazilian-based photographer represented by Via Visuals. Working self-assigned, as well as for newspapers, magazines and international organizations, he strongly believes that a camera, a photograph, a news page can make the world a more real place to live in. Schneider was three times nominated as a finalist for the W. Eugene Smith Grant (USA, 2006, 2007 & 2008), received the Special Prize for Humanistic Photography at the IV Pleven Biennial of Photography (Bulgaria, 2005) and the Artistic Creation Grant from the National Foundation of Art (Brazil, 2008). His photographs also won two prizes at the NPPA Best of Photojournalism (USA, 2005 & 2007) and they are regularly shown in many exhibitions and festivals worldwide, having already been displayed in Brazil, USA, Canada, Spain, France, Bulgaria, Germany, Italy and China. Since 2009, his work is also featured at Pirelli/MASP Collection of Photography.



Anderson is 35 years old and lives in Brasilia, Brazil, with his wife Adriana and his daughter Anna.





Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Anderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık YüzüAnderson Schneider : Eldorado, Altın'ın Karanlık Yüzü

Tim Flach : Atlar


TIM FLACH ile Söyleşi





Pek çok konuyu kapsayan geniş bir portföyünüz olmasına rağmen daha çok “hayvan” fotoğrafçısı olarak tanınıyorsunuz. Bu nasıl oldu ve sizle konularınız arasında bir ilişki varsa bunu açıklayabilir misiniz?



Karmaşa ve kontrolün birlikteliğiyle ilgileniyorum. Yani bir stüdyo ortamında hayvanları kullanarak fotografik bir çekim düzenlediğimde kontrollü bir ortama beklenmedik bir unsur getirmiş oluyorum.Bunu yaparken objektifimin önünde gelişen, önceden kestirilemeyen olayların gözlemcisi haline geliyorum. Başka bir deyişle; hayvanlara insani nitelikler atfetmek için insanların onlara insan özellikleri ve duyguları uygulama eğilimlerini araştırmak istiyorum.




St Martins School’dan güzel sanatlar sanatçısı olarak mezun oldunuz, güzel sanatlar geçmişinizin görme ve fotoğraf çekmenize etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?



Geriye baktığımda, etrafınızdaki dünya ve ürettiğiniz işle ilgili olarak şekli, biçimi ve sembolizmi görmede sizi cesaretlendirdiği için güzel sanatların bana bu yönde katkısı oldu.Ama bir fotoğrafçı olarak kariyerimin başlangıcında önceki eğitimimin bugün güzel sanatlar fotoğrafçılığının çok etkili olduğu, böylesine imaj bilinçli dünyadaki şeyleri görmemde çok faydalı olabileceğini hiç düşünmemiştim.




Bir röportajınızda “izleyiciyi, gerçeklikten uzaklaştırmak istiyorum” demiştiniz. Bu yorumu bize açıklayabilir misiniz?



Bununla söylemek istediğim; aydınlatma gibi stüdyo tekniklerini kullanarak bir “açık hava” öznesini o özneyi biçimlendirecek şekilde gözde canlandırabiliyorum. Bu da son görüntüyü izleyicinin hissedebilmesi için daha ulaşılabilir ve kolay hale getirir ve böyle yaparak konu gerçeğe daha yakın hale gelir.




Göğüs Kanseri ve Milenyum Yardım Kampanyaları gibi çok akılda kalıcı görüntüler ürettiniz. Bu ve bunun gibi görselleri üretmek için gerekli ilhamı nereden alıyorsunuz, bize açıklayabilir misiniz?



Bir fotoğrafçı, bir görsel yaratıcısı olarak etrafımızdaki dünyaya bakışımız çok önemli. Hepimiz bu dünyayı gözlemlemeli ve dünyanın en büyük sanatçılarının hem geçmişte hem şimdi arkalarında bıraktıkları yaratıcılık mirasını keşfetmeliyiz. Dünyamızı anlamak ve çevremizi keşfetmek için yeni görme yollarına açık olmamız gerektiğine inanıyorum. Göğüs kanseri reklam kampanyası ve Milenyum pulu tasarımıyla ilgili olarak herbir proje için yaratıcı bir çözüm üretmek amacıyla konsept, sırasıyla bir sanat yönetmeni ve bir tasarımcı ile görüşüldü. Göğüs Kanseri kampanyası final görüntüsü için sanatçı Eugene Delacroix’e saygı gösterisi olarak “Özgürlük insanlığa rehberlik eder “adlı bir tablosunu kullanmamız kararlaştırıldı. Tablonun devrim ve özgürlük savaşı konusunun kampanya için ideal tema olduğu düşünüldü. Fransız bayrağı yerine kanser araştırmalarının sembolik rengi olan pembe ile değiştirilmesi gibi görsel içerikte bazı küçük değişiklikler yapıldı.


Böylece ortaya çıkan son görüntü, özgürlük mücadelesini gösteren ojijinal tablo ile göğüs kanseriyle mücadele arasında bir bilinçaltı bağlantısı oluşturup değeri artmıştır. Göğüs kanseri görselinin tersine, Milenyum pulu tasarımı için Kraliyet Postasını önerdim. İmaj; doğum, yeni bir çağ, yeni bir gün teması üstüne kuruldu. Hamile kadın şekli, görsel olarak Londra’da yeni Milenyum’u kutlamak için inşa edilen Milenyum Kubbesi’nin mimari şeklini yansıtıyordu. Bunu yaparak iki görüntü açıklanamaz şekilde birbirine bağlanmıştı.




Günümüzdeki ve çağımızdaki güzel sanatlar ile ticari fotoğrafçılık arasındaki ilişkiyi bize tanımlayabilir misiniz?



Güzel Sanatlar fotoğrafçılığı ve ticari fotoğrafçılık arasındaki bölünme, güzel sanatlar fotoğrafçılığının ticari sektörde daha fazla onaylanması ile daha silikleşmiştir. Güzel sanatlar fotoğrafçılığının bu “istilası” özellikle moda endüstrisindedir. Martin Parr, Nan Goldin, Terry Richardson, Steven Miesel, Jurgen Teller, Glen Luchford, Philip-Lorca diCorcia, Larry Sulton ve Mario Sorrenti gibi insanlara, bu iki apayrı fotoğraf dünyasını yavaş yavaş biraraya getirdikleri için teşekkürler.




Size göre, bir profesyonel fotoğrafçı olarak çalışma yöntemlerinizdeki başlıca farklılıklar nelerdir?



Bir ticari fotoğrafçı olarak bir ekiple çalışmaya yönelirsiniz bazıları görsel olarak kültürlü olmayabilir ve “marka” değerlerle ve fazla dolu pazar alanında tanınmayla daha ilgili olabilirler. Galeriniz ya da şirketiniz size aksini söylemedikçe düşüncelerinizden ödün vermeniz için daha az baskı olan güzel sanatlar fotoorafçılığına karşın böyle bir som görüntü daha anlaşılabilir bir anlam içermek zorundadır. Güzel sanatlar fotoğrafçısı görüntülerini üretmekte daha fazla özgürlüğe sahiptir bu da izleyicinin daha çok düşünmesini, belirgin bir anlamla zihinlerini meşgul etmektense kendi yorumlarını çıkarmalarını sağlar.




Reklamcılıkta fotoğrafçılığın kullanılmasına ilişkin tutum son yıllarda çok fazlasıyla değişti ve daha çok firma ve müsterileri güzel sanat fotoğrafçılarını geleneksel reklam fotoğrafçılarına karşıt olarak kullanıyorlar. Bunun nedeni sizce nedir ve trend nasıl devam edecek?



Son yıllarda uygulamalı sanatlar içerisindeki görsel dil (reklamcılıkta, tanıtım yazılarında, kurumsal broşürlerde vs. kullanılan fotoğrafçılığın yaygınlaşması) güzel sanatlar fotoğrafçılarından daha çok etkilenmiştir. Sonuç olarak; ticari fotoğrafçılar güzel sanatlar fotoğrafçılığının ticari sektöre girişindeki olağanüstü gelişmeyi gözlemlemiştir ve bu değişikliklere uyum sağlamak için görsel referans noktalarını düzeltmişlerdir. Bunu yaparken güzel sanatlar fotoğrafçılığı ile uygulamalı sanatlar sanayisi arasındaki fikir alışverişini başlatmışlardır.




Fotoğrafçılığınızda soyutlamanın böylesine önemli bir rol oynamasının nedenini açıklayabilir misiniz?



Görsellerimi oluştururken onlara duygusal bir değer katmaktan hoşlanırım. Örneğin; “Beyaz At” serisindeki at boynunda görsel kanıtları azaltarak izleyiciye görseli kendileri yorumlamaları için daha fazla fırsat tanıyorum. Bu, daha fazla şey anlatmak için daha az şey göstermektir.




Röportajın İngilizce Metni (Interview’s English Text)
Çeviri (translation by) : Berna AKCAN




Tim FLACH Hakkında


Doğum: 1958, Londra, Birleşik Krallık.



Eğitim: İletişim tasarımı mezunu , UEL, 1977-1980.



Lisans üstü sertifika, Fotoğrafçılık ve renkli dokular, Central St. Martins Sanat ve Tasarım Fakültesi.



Tim Flach kariyerine, kendisini etrafındaki dunyayı şekil, biçim ve sembolizm aracılığı ile görmeye teşvik eden Central Saint Martins’de, güzel sanatlar okuyarak başladı. Bu kültürel yapı onun bugünkü çalışmalarına kadar yansıdı. “Önceki eğitimimin, güzel sanatlar fotoğrafçılığının bu kadar etkileyici olduğu, böylesine imaj bilinçli bir dünyadaki şeyleri görmemde bu derece faydalı olacağını tahmin etmemiştim.”




Tim Flach


Tim, karmaşa ve kontrolün birarada oluşuna her zaman ilgi duydu. “Hayvanların kullanıldığı fotografik bir çekime hazırlanırken, kontrollü bir stüdyo ortamına beklenmeyen bir unsuru getirmiş olursunuz”¦ Bunu yaparken objektifimin önünde gelişen öngörülemeyen olayların gözlemcisi olurum”.



İnsanların, hayvanlara insani özellikler ve duygular katma eğilimlerini araştırmak için yapmış olduğu çalışmaları ile daha çok tanınıyor.











Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Tim Flach : AtlarTim Flach : AtlarTim Flach : AtlarTim Flach : AtlarTim Flach : AtlarTim Flach : AtlarTim Flach : AtlarTim Flach : AtlarTim Flach : AtlarTim Flach : AtlarTim Flach : AtlarTim Flach : AtlarTim Flach : AtlarTim Flach : AtlarTim Flach : AtlarTim Flach : AtlarTim Flach : Atlar

Ahmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark Edilenler




FARK EDİLENLER


Ahmet Çetintaş ve Galip Çetiner




“Fark Edilenler“ sergisi, Ahmet Çetintaş ve Galip Çetiner’in portfolyolarından seçtikleri kırk fotoğraftan oluşuyor. Yaşamın içerisinde; çevremizdeki doğal güzellikleri fark etmeyi, belki defalarca tanık olup da farkına varamadığımız ya da kaydedemediğimiz zenginliklerimizi gözler önüne sermeyi ve hayatın tüm renklerini yansıtmayı hedefleyen fotoğrafçıların çalışmalarını bu sayımızda sizlere sunuyoruz.



Ahmet Çetintaş




hükümsüz ve isimsiz bir hayat geçiyor içimden. soğuk bir rüzgar gibi üşüterek. bir kaç yıllık sonbaharın çürümemiş yaprakları üst üste yığıldılar hatıralarıyla birlikte. elimi daldırıp baktığımda şu yaprağın üzerinde gözyaşları görüyorum. uzanıp siliyorum. sildiğim damlacığın yerinde bi başkası beliriveriyor. ebede kadar devam edebilir bu süreç. sildiğim damla asla kurumayacak…


Sürgündür bazı çiçekler bazı baharlara. ne gam?


yürünmez bazı yollarda. dert mi?


soğuktur, üşütür bazı rüzgarlar. donsam ne olur?


hükümsüz bir mevsime tutsak ve sana sitemkârken ben, hayat aksa ne olur, akmasa ne olur?








Ah sevdiğim, dilimdeki ağıdı umut türkülerine çevirebilir misin?


Soğuk ve kimsesiz bir ülkenin garip tutsağıyım şimdi. Açık denizlere götür beni desem rüzgarı olur musun yelkenimin? Işığı olur musun gözlerimin?



İçinden sen geçen hayallerim ve hayallerimden geçen hallerin var senin. Bir de kalbime sükunet sözlerin…





henüz şehir üşümeden benim yüreğim üşür her eylül… henüz yağmadan yağmurlar, fırtınalar kopar gönlümde… düşmeden yapraklar, solar tenim, çekilir nefesim ve uzak bir tepeden yitirişleri seyrederim… sevsem de acımaz bana eylül… kalbimdeki hıçkırıkların yankısından habersiz eser eser üşütür, vurur vurur savurur…




ben kuru bir yapraktım savruldum…


başlar üzerine yağdım… sonbahar hüzünlü bir parça kulaklara fısıldıyordu… herkeste biraz keder vardı… gizli bir bahçe içinde dolandım. rüzgar kah yerlere çarptı kah havalara uçurdu..


derken, biri aldı beni eline. düşündü, gözlerini gördüm. birkaç damla yaş vardı, aşk vardı gözlerinde. bende sevdasını düşündü. uzun uzun konuştu benimle hal diliyle. kederini akıttı kurumuş ruhuma, biraz daha kurudum. kader değil miydi bu, onca yaprak içinden beni seçen o değil miydi?. onun bedeline ben ağladım usul usul. sakinleşti, duruldu.. beklerdim ki bir kitap sayfası içerisinde saklasın beni, yada duvarına yapıştırsın maşuku adına…




belki de hayatta hep bu yansımaların peşindeyiz bizler.. sevgimizin aksettiği yürek, heyecanımızın yansıdığı kalp çarpıntısı, güvenimizin karşılık bulduğu sine, şakalarımızın gülümsettiği bir yüz, sözlerimizin makes bulduğu dimağ… tek başına olunca güzellik; biraz yetim, biraz eksik.. vakta ki gölgesini de katabildik hayatımıza, suretini düşürebildik gönüllere ne mutlu bizlere”¦










zamansız yalnızlıklar”¦


bazen kararıyor ortalık. serin bir rüzgar doluşuyor yer yüzüne.. çiçekleri toplayıp götürüyor ağaçların başlarından. işte tam bu vakit kayboluşların uçsuz vadisinde yüreğimden kopmaman için kalbimi tutuyorum. sıcaklığını hissediyorum.


ellerimde papatyalar, yüreğimde sevginin coşkusu, kimsenin bilmediği bir coğrafyada seni bekliyor, seni anıyorum. seni seviyorum.







Galip Çetiner














senin ülkende rüzgar bir ısınıp bir soğurken, bir polen taşıyıp, bir yaprak savururken, bazen kar tanesi ile süzülüp bazen güneşle salınırken ben hep sonbahar olarak kaldım. benim ülkemde rüzgar hiç susmadan ve dahası hiç bıkmadan hep aynı coşkuyla ayrılık türküleri söyledi güle oynaya. durmadan duraksamadan gözyaşları ile yıkadı gönlümü. benim susuzluğum bundandır. içimdeki tüm kuyularda gözyaşı vardır.











şu ileride görünen akşam kızıllığı değil mi, kuşlar göç etmedeler. beklemezdim zamansız geldi sonbahar. halbuki ben nevbahar görmemiştim ki henüz. yeni yeni açacaktı çiçekler. bakma böyle konuştuğuma, hüzünden güzel azık var mı hayatta? 5 öğün umuda aralıksız katık yaparım . malum eylülden vedia. üzülme sen, yoğururum usul usul. hüzün tesellidir bana.


geçti artık, üzülme…








Ahmet ÇETİNTAŞ Hakkında



1982 Bursa Doğumlu. İlk, orta ve lise öğrenimini Bursa İhsan Çizakça Kolejinde tamamladı. Lisans Eğitimini Uludağ Üniversitesi’nde aldıktan sonra, çok sevdiği doğa ile yakından ilgili olan “Çevre mühendisi” unvanını elde etti. 2007 yılında Bursa Fotoğraf Sanatı Derneği – BUFSAD üyesi oldu. Hemen ardından, benzer fikirlere sahip birkaç dostu ile BUFSAD bünyesinde Doğa Fotoğraf Atölyesi ‘nin kurulmasını sağladı. Halen Bufsad Vizör Fotoğraf Topluluğu üyesidir.





Ahmet Çetintaş


Doğa fotoğrafçılığı çatısı altında, daha çok doğa manzaraları, ve makro fotoğrafçılık ile, bunun haricinde gezi fotoğrafçılığı ile ilgilenmektedir.



Fotoğrafçılığı; lenslerle dolu bir çanta ile dolaşıp sadece deklanşöre basmaktan ibaret sananlardan değilim. Benim ilgilendiğim konu “Doğa” olduğu için, bu kusursuz güzellik karşısında elimden gelenin en iyisini, ciddiyetle yapmak istiyorum. Günün en uygun anında, en uygun çekim noktasında olmaya çalışmak, yorulmak, emek vermek ve ekipmanınızın en doğru ayarları ile aklınızdaki “an”ı kaydetmek”¦ Benim fotoğraf tarifim bu. Çünkü bir şeyin değeri, ona harcanan emek kadardır.”






Galip ÇETİNER Hakkında



1968, Edirne-Uzunköprü doğumlu, Afyonlu, yaklaşık 25 senedir de aynı kentte olduğundan aynı zamanda Bursalı, evli ve 3 çocuk babası, Uludağ Üniversitesi 1990 mezunu tekstil mühendisi. 2007 yılı başından beri Bufsad’lı ve Bufsad bünyesinde Doğa Fotoğraf Atölyesi kurucu üyesi. Doğa fotoğrafçılığı haricinde, dijital infrared (kızılötesi) fotoğrafçılık ve hdr çalışmaları ile de yoğun olarak ilgilenmektedir.




Galip Çetiner


Bence fotoğrafın bir güzelliği de; o anda gördüğün, fark ettiğin bir ortamın veya bir nesnenin, daha sonra o fotoğrafı izlediğinde çok farklı özelliklerini, güzelliklerini keşfetmek ve belki de o anı tekrar yaşayıp, o anki duyguyu aynı ve hatta daha daha fazla hissetmek, o anı tekrar yaşamak ve o andaki zevki ve heyecanı tekrar tatmak, böylece o anı bir nevi ölümsüzleştirmektir. Bir de tabii ayrıca bir görev olarak kabul edersek, bu dünyadaki güzellikleri gör(e)meyenlere fotoğrafla göstererek, insanlara doğayla ilgili ipuçları verebilmek, insanların belki her gün önünden geçtikleri ama maalesef göremedikleri yaratılanları ve çevresini farklı bir açıdan göstererek bu dünyada bulması gerektiği şeyi bulmasına, çorbadaki tuz misali, bir nebze de olsa yardımcı olabilmek.










Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Ahmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark EdilenlerAhmet Çetintaş ve Galip Çetiner : Fark Edilenler

Kadın Başarır




KADIN BAŞARIR




Daha önceki yazılarımdan birinde özelde fotoğraf için, genelde sanatı düşünerek “Kadınlar başarısız” diye yazmıştım.



Çok tartışıldı”¦. İtiraz edenler oldu”¦ Hatta küsenler”¦



Ben ise söylediklerimde ısrarcı oldum. Çünkü yazımda da açıkça belirttiğim gibi, şimdi de savunuyorum ki, kadının başarması için önüne konan engeller, erkeklerinkinden niceliksel ve niteliksel olarak farklı.



Yani kısaca ifade edersem, kadın ancak bu farklılığı analiz eder ve bunun sonunda kendine bir yol çizerse, erkeklerle benzer koşullarda yola çıkma şansını yakalayabilir. Maalesef hala bu yolun şartları erkeksi görüşlerin kontrolü altında hazırlanıyor.



Bu tartışmayı açtığım sırada biz “Kadın Başarır” projesine başlamıştık. Biz kelimesinden (kendimi de katarak) fotoğrafçı tarafında Ogün Burduroğlu, İlhan Maraşlı, Aslışah Yayıcı, Selda Dölekoğlu ve Zafer Koç’u kasdediyorum. Öykümüz tarafında ise Veronika Arman, Nesrin Olgun Arslan, Nesrin Çıtırık, Ahenk Demir ve Prof.Dr. Figen Doran bulunmaktaydı. Bu projeyle fotoğraflar vasıtasıyla; sadece temel çalışma konularında değil, Adana’nın kentsel yaşamındaki birçok alanında değişimi sağlayarak, başarıya ulaşmış kadınları anlatmak istiyorduk.



Ayrıca projeyi, her yıl 8 Mart Kadınlar Günü’ne denk gelecek bir sergiyi amaçlayarak, gelenekselleştirmek arzusundaydık. Bu yüzden 2010′un ilk günlerinde bir sonraki yılın fotoğrafçı ve öykülerine de karar verdik.



İlkay Zehra Ülbeği, Emel Karakozak, Hakan Çaylar, Koray Özözen ve Orhan Şen fotoğrafçılar tarafında yer alırken, Feride Zeyneloğlu, Tülin Erdemışık, Nevin Apaydın, Adana İdmanyurdu Bayan Futbol Takımı ve İpek Kobaner başarılı kadınlar tarafında yer aldı. Bu kez küratörlüğü de Ogün Burduroğlu üstlenmeye karar verdi.



Günümüze kadar genellikle ezilen, horlanan kadınlar gösterilerek anlatılan kadın öykülerine, artık her 8 Mart’ta açılması gelenekselleşmiş başarılı kadın öyküleri ile katılmaktan mutluluk duyuyoruz.



Böylece “Kadın başarısız” demekle ne demek istediğimi daha iyi anlattım zannederim.



Çünkü isterse “Kadın Başarır””¦



Dr. S. Haluk UYGUR

Sanat Yönetmeni





Veronika Arman / Adana Bale Merkezi Kurucusu – Bale Sanatçısı


Fotoğraflar ve Metin: Ogün Burduroğlu




“Başınız hep dik dursun kızlar!” uyarısı ile hemen düzeltiyor kendini Adana Bale Merkezi’ndeki öğrenciler.



Acaba ders yılı sonunda yapılacak gösteri için duyulan estetik kaygı mıdır bu sözleri söyleten? Anlamak için kendisi ile sadece bir dakika sohbet etmeniz yeterli. Verilen, daha ziyade gençlere bir hayat tavsiyesi”¦ İşte bu yüzden Veronika Arman yalnızca bir balerin olarak kendisinin başarıları ile değil, bir eğitmen ve anne olarak başta çocukları Nevzat, Suna ve Ayşe Arman gibi başarılı insanlar yetiştirmesi ile de tanınıyor.



Derste ter dökmüş, yorgun düşmüş çocuk ve gençlerin arasında bazen anadili olan Almanca ile karışık direktifler vererek bir rüzgar gibi esiyor. Estetik ve disiplinin insan bedenindeki üst seviyesini örnek alan öğrencileri de emeklerini döküyorlar ortaya.



Yıl sonu bale gösterisi için her yıl yeni bir tema ve uygun müzikler bulunuyor. Her yaş ve tecrübedeki öğrencilere uygun ayrı ayrı bölümler, her biri için Veronika Arman’ın elleri ile tasarladığı, kumaşlarını arayıp bulduğu kostümler hazırlanıyor. Bu arada tabi öğrenciler ile birlikte çok çalışılıyor, ter dökülüyor. Tüm bunların karşılığı olarak, her yıl yaz başında Adana’da mutlaka görülmesi gereken bir bale resitali çıkıyor karşımıza.



Anavatanı Türkiye değil, ama geldikten sonra Türkçeyi öğrenmiş Veronika Hanım. Ehliyet alabilmek için ilkokul diploması almış, yemeklerimizi kitaplara konu olacak kadar güzel öğrenmiş, kendi çocuklarının yanında bizim çocuklarımızı da yetiştirmiş. 25 yıl önce bale merkezini kurduğunda, Adana’da “dans” denildiğinde neredeyse sadece “dansöz” akla gelirken bazı babalar kızlarının bale dersi görmesine karşı çıkmış. Bazıları da çocuklarını derse bırakmaya çekindiğinden bu işi sadece anneler yerine getirirmiş. Bugün ise manzara farklı. Sokaktan geçerken duyulan hoş bir piyano sesi eşliğinde, artık babaların kızlarını ve oğullarını (bazen ise dedelerin torunlarını) elinden tutarak bale dersine getirdiği için Adana olarak teşekkür etmemiz gereken bir kişi var”¦
















Nesrin Olgun Arslan / Manş’ı geçen İlk Türk kızı – Eğitimci


Fotoğraflar: İlhan Maraşlı


Metin: Bengü Arslan (Kızı)




Hikâyemin Baş Kahramanı



Herkesin çocukluğundan itibaren bir masal kahramanı vardır, onun gibi olmak ister, onu örnek alır, onun gibi olmak adına doğduğu andan itibaren kahramanının attığı her adımı ezberler ve onu tanımak, onunla bir kez olsun göz göze gelmek, ona dokunabilmek için her şeyi yapar. Bazen çaresizliğe düşer, gerçekten böyle biri var mı diye düşünür? Bazen gerçek hayatla hayal dünyasını karıştırır ve hiçbir zaman ona ulaşamayacağı konusunda karamsarlığa kapılır. Ben hikâyemin başkahramanını dünyaya gözlerimi açtığım ilk anda tanıdım. Eğer böyle bir kahraman yanı başınızda ise; hayat bambaşka olur. İşte o yanı başımdaki kahraman, kahramanım, annem: Nesrin Olgun Arslan. Ve annemin ben doğmadan önce başlayan ve ansiklopedilere konu olan hikâyesi…



Büyük cümleleri büyük insanlar kurar”¦



Sigara içerken o zamanın Gençlik ve Spor İl Müdürü Tuncay Şenyüz’e yakalanmış annem. Tuncay Hoca ona; “Sen artık yüzmeyi bırak, sigaraya da başlamışsın, artık iyi bir yüzücü olarak sporculuğuna devam etmen mümkün değil” demiş. Utanmış, gururunu tamir etmek adına işte o iddialı cümleyi kurmuş ve o an farkına daha çok vardığı düşlerinin peşinden koşmaya karar vermiş.



“Manş Denizi’ni geçeceğim”



Manş Denizi, çoğumuz için ansiklopedik bir bilgidir. İngiltere ile Fransa arasında oluşu, gelgitlerin en yoğun yaşandığı ve birçok öyküye konu olan Manş Denizi… Ve Adana’dan ne kadar uzak. Türk yüzücüler Ersin Aydın, Erdal Acet, Doğan Şahin, Seyit Güler ve Murat Güler Manş’ı yendiler, ama bu denizi bırakın geçmeyi, geçmeye cesaret edebilen bir tane bile kadın çıkmamış.



Öncelikle büyük bir düş, sonrasında büyük bir hedef”¦



Kutal Özülkü ile dört yıl boyunca her gün altı saat antrenman… Annem hep bize; kendi hedeflerimizi belirlememiz için şans vermiş ve o hedefin de mutlaka kimsenin etkisi altında kalmadan tamamen kendi irademizle verilmiş olması konusunda özen göstermişti. Tıpkı kendinin Manş Denizi’ni geçme kararını alması gibi”¦ Bu onun için öncelikle bir düş, sonrasında ise büyük bir hedefti.




“Size yardım edecek bir tek kişi kalıyor; o da kendiniz…”



Omzunda tendinit vardı. Tedavi olması gerekirken, hedefinden uzaklaşmamak adına bu operasyonu erteledi. Dışarıdan hiçbir maddi destek görmedi. Anneannemin maaşlarından artırdığı parayla İngiltere’de Manş kıyılarına gitti. Eski bir araba, uzun bir yol, kısıtlı imkânlar”¦



Annem “Siz Kuzey Kutbu’na yakın bir yerde hiç denize girdiniz mi? Soğuktur… Adana’ya ve sevdiklerinize uzaktır. Kendinizi bir devin karşısında güçsüz ve çaresiz duyumsarsınız. Ve ilk kulaçla birlikte, size yardım edecek bir tek kişi kalır… O da kendiniz…” derken resmen tüylerim ürperiyordu. O, o anı yaşıyordu, sanki ben de kendimi o soğuk Manş Denizi sularında buluyordum.



Tarih: Ağustos 1979


Yer: Manş Sahili



“Eğer bu düşümü gerçekleştirebilirsem, yaşama karşı kendimi çok güçlü hissedecektim. İnsan iradesinin doğa karşısında sanıldığı kadar güçsüz olduğuna inanmıyorum. Elde etmek istediğimiz şeyler ne kadar zor olursa olsun, irade, bilgi ve çalışma ile ulaşılabilir… Buna inanıyorum. Ama kimse inanmamıştı… Haklı çıktım.”



Manş denizini yüzerek geçen ilk Türk kızı – ve hala tek



Yalnızca haklı olmakla kalmadı, bir de tarihe geçti annem… Manş Denizi’ni yüzerek geçen ilk Türk kızı olarak. Önce bir düş kurdu, sonra 4 yıl süre, büyük bir azimle çalıştı, sağlığından, sosyal yaşamından, ailesinden mahrum kaldı. Düşlerinin peşinden koştu, kendi doğası ve zaman ile yarıştı. Sonunda kazanan o oldu.



Manş Cehennemi’nde 100 bin kulaç ve 15 saat 47 dakika…



“Koca bir devin karşısında, iradenizden başka kullanacağınız hiçbir silahınız yok… Manş’ın serin, uzak ve karanlık sularında attığım her kulaç, bir deve vurduğum darbeydi. Ama ben de tükeniyordum. Düşünebiliyor musunuz 40 bin metre, 80 bin kulaç demek. İnsan bir koltukta oturup, aynı kelimeyi 80 bin kez tekrar edemez. Ama ben 80 bin kulaç atacağım… Acıkmadım… Susamadım… Yoruldum… Merak ettiğim tek şey saatti…



Bir denizin ortasında olduğumu unutmuş, yalnızca zamanı merak ediyordum. Zamanın neresindeyim, ne zaman başladık ve ne zaman bitecek? Kafamdaki tek soru buydu. Fransa kıyılarına çıktığıma inanamıyordum. Üstelik “Manş Cehennemi” olarak tanınan bu denizde akıntıya kapılıp, 40 bin metre yerine 50 bin metre yüzmüşüm. 100 bin kulaç… Geçen süre: 15 saat 47 dakika…”



Bir devi yenmişti”¦



Hep ağlayacağını düşünmüş annem kıyıya ayak basıp, yürüyemediğini fark edip toprağa yığıldığında, ağlayamamış. Doğanın en zayıf yönü, insan iradesi derler ama benim kahramanım annem, insan iradesinin denetim altına alamayacağı hiçbir gücün olmadığının en büyük kanıtı idi.




Gerçek Pırıltılar



Bize, öğrencilerine, hikâyesini okuyan veya dinleyen herkese, başarıya giden yolun nasıl olduğunu gösteren bir örnek oldu. Öncelikle benim rol modelim, sonra tüm gençlerin. Onun yanındaysanız, kendinizi hep güçlü hissedersiniz, yaşamdan hiç korkmazsınız, olumsuzlukların üzerine gidersiniz ve onları bir bir aşarsınız. Geriye dönüp bakarsınız ve bir kez daha gerçek pırıltının kıymetini anlarsınız.



“Nesrin Olgun Sokak”



Annem şu anda spor danışmanlığı yapıyor. Bir spor salonu işletiyor. Küçük yüzücülerine başarının yollarını gösteriyor, göstermekle kalmayıp ellerinden tutarak onlarla ilerliyor. Birçok büyük iş teklifini reddederek kendisini Adana gençliğine adadı. Doğduğu, büyüdüğü, bizim de çocukluğumuzun geçtiği ve halen “kraliçemiz” anneannemizin oturduğu sokağa, annemin adı verildi. Bir çocuk için bu nasıl büyük bir gururdur bilir misiniz?





Herkesin ondan öğreneceği çok şey var”¦



Ansiklopedilerde yer alan, tarihe adını yazdırmış, düşlerinin peşinde koşan Nesrin Olgun, büyüklerin deyimi ile “kara kız”, sigara ile yakalanan haylaz öğrenci Nesrin ve babamın biricik eşi… Kardeşimin ve benim de muhteşem annemiz Nesrin Arslan’dan herkesin öğreneceği çok şey var. Anılarda saklanmış bu başarı, umarım birçok gence yol gösterir”¦










Nesrin Çıtırık / DOHAYKO’nun kurucusu


Fotoğraflar ve Metin: Aslışah Yayıcı




Hayvan haklarını savunmak bir lüks değil, onurdur”¦ İnsan hakları ile ilgili metinlerde sıkça dile getirilen o güzel ifadenin, ”insanlık onuru”nun, bir gereğidir. ”Onurlu bir insan olmak” sadece insan haklarını değil her türlü canlının da haklarını korumak ve gözetmekten geçer.



Hayvan hakları mücadelesi yüzeysel bir hayvan severliğe indirgenmeyecek kadar katmanlı, derin ve hayati bir meseledir. Özellikle sokak hayvanlarının daha uygun yaşama ortamı hak ettiğini savunmak, sıradan bir iyilikseverlik ölçütü değil, siyasal jargonda ifade edildiği biçimde gerçek bir ‘dava’ ya denk düşer.



Bu davanın en önemli ve saygın mücadelecilerinden biri, sadece Adana’da değil, ulusal ve uluslararası düzeyde savaş veren bir kişidir. Nesrin Çıtırık.








HAYVAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ



Yaşamın tek olduğunu, yaşayan bütün canlıların ortak bir kökeni olduğunu ve türlerin evrimi yönünde farklılaştığını, yaşayan bütün canlıların doğal haklara sahip olduğunu ve sinir sistemi olan her hayvanın kendine özgü hakları bulunduğunu, bu doğal hakların küçümsenmesi ve hatta kolayca göz ardı edilmesinin doğa üzerinde ciddi zararlar doğuracağını ve insanoğlunun hayvanlara karşı suç işlemesine sebebiyet vereceğini, türlerin birlikte olmasının diğer hayvan türlerinin yaşama hakkının insanoğlu tarafından tanınmasını ifade edeceğini, insanoğlu tarafından hayvanlara saygı gösterilmesinin bir insanın bir diğerine gösterdiği saygıdan ayrı tutulamayacağını dikkate alarak, ilan edilir ki;



1.Bütün hayvanlar yaşam önünde eşit doğarlar ve aynı var olma hakkına sahiptirler.


2.Bütün hayvanlar saygı görme hakkına sahiptir. Bir hayvan türü olan insan, öbür hayvanları yok edemez. Bu hakkı çiğneyerek onları sömüremez. Bilgilerini hayvanların hizmetine sunmakla görevlidir. Bütün hayvanların insanca gözetilme, bakılma ve korunma hakları vardır.


3.Hiçbir hayvana kötü davranılamaz, acımasız ve zalimce eylem yapılamaz. Bir hayvanın öldürülmesi zorunlu olursa, bu bir anda, acı çektirmeden ve korkutmadan yapılmalıdır.


4.Yabani türden olan bütün hayvanlar, kendi özel doğal çevrelerinde karada, havada ve suda yaşama ve üreme hakkına sahiptir. Eğitim amaçlı olsa bile özgürlükten yoksun kılmanın her çeşidi bu hakka aykırıdır.


5.Geleneksel olarak insanların çevresinde yaşayan bir türden olan bütün hayvanlar uyumlu bir biçimde türüne özgü yaşam koşulları ve özgürlük içinde yaşama ve üreme hakkına sahiptir.


6.İnsanların yanlarına aldıkları bütün hayvanlar doğal ömür uzunluklarına uygun sürece yaşama hakkına sahiptir. Bir hayvanı terk etmek acımasız ve aşağılık bir davranıştır.


7.Bütün çalışan hayvanlar iş süresi ve yoğunluğunun sınırlandırılması ve güçlerini artırıcı bir beslenme ve dinlenme hakkına sahiptir.


8.Hayvanlara fiziki ya da psikolojik bir acı çektiren deneyler yapmak hayvan haklarına aykırıdır. Tıbbi, bilimsel, ticari ve başkaca biçimlerdeki her türlü deneyler için de durum böyledir.


9.Hayvan beslenmek için yetiştirilmişse de bakılmalı, barındırılmalı, taşınmalı, ölümü de acı çektirmeden ve korkutmadan olmalıdır.


10.Hayvanlardan insanların eğlencesi olsun diye yararlanılamaz, hayvanların seyrettirilmesi ve hayvanlardan yararlanılan gösteriler hayvan onuruna aykırıdır.


11.Zorunluluk olmaksızın bir hayvanın öldürülmesi yaşama karşı suçtur.


12.Çok sayıda yabani hayvanın öldürülmesi demek olan her davranış bir soykırım, yani bir suçtur.


13.Hayvan ölümüne de saygı göstermek gerekir. Hayvanın öldürüldüğü şiddet sahneleri sinema ve televizyonda yasaklanmalıdır.


14.Hayvanları koruma ve savunma kuralları, hükümet düzeyinde temsil olunmalıdır. Hayvan hakları da insan hakları gibi yasayla korunmalıdır.






Ahenk Demir / Adana Devlet Tiyatrosu Müdürü – Tiyatro Sanatçısı


Fotoğraflar: Selda Dölekoğlu


Metin: Aydın Sihay






Yıl 1969, aylardan nisan, günlerden perşembe. Sabahın erken saatleri… Güneşin yavaş yavaş aydınlattığı güzelim İstanbul hareketli bir güne hazırlanırken, Bakırköy Yeni Mahalle Doğumevi’nden yeni doğan bir bebeğin çığlığı yükselir.



Ve bu çığlığa sevinç çığlıkları da karışır.



Önce anneanne ve sonra da provadan koşarcasına gelen baba bebeği sevgiyle kucaklar.



Ama anne şaşırır… Çünkü Demir bebek ağlamayı kesmiş gülümsemektedir. Anne o an kızının yüzünden gülümsemenin hiç eksik olmamasını diler. Öyle de olur.



Demir ailesi büyük bir sevinç içindedir…



Doğuma en çok bir kardeş özlemiyle yanıp tutuşan küçük ablası sevinmiştir, aralarında sadece 3 yaş vardır. Halen o günleri tüm ayrıntılarıyla hatırlar, kundaktaki küçük bebeğinin ne güzel gülümsediğinden bahseder.



Dünyaya gelen bu bebek; rahmetli Adile Naşit’in aralarında mektup taşıdığı güzeller güzeli bir anne ve ona aşık yetenekli tiyatro oyuncusu babanın ikinci kızlarıdır. Yeni doğan güzel bebeğin ismini “Ahenk” koyarlar. Ahenk, aileye sevinç, mutluluk, umut ve farklı bir ahenk getirir.



Ahenk 5.5 yaşındayken İzmir’e taşınırlar. Ama o 1989′da tiyatro okumak üzere tekrar İstanbul’a dönecektir. İlk gençlik yılları İzmir’in şirin ilçesi Karşıyaka’da geçer. Arkadaşlıkların dolu dolu ve sevgiyle, coşkuyla yaşandığı yıllardır o yıllar. İlk, orta ve lise burada biter. Sporla ilgilenir. Spor onda bir tutku haline gelir. Gelecekteki tiyatro yaşamında bunun büyük yararını görecektir.



Ahenk 5.5 yaşındayken İzmir’e taşınırlar. Ama o 1989′da tiyatro okumak üzere tekrar İstanbul’a dönecektir. İlk gençlik yılları İzmir’in şirin ilçesi Karşıyaka’da geçer. Arkadaşlıkların dolu dolu ve sevgiyle, coşkuyla yaşandığı yıllardır o yıllar. İlk, orta ve lise burada biter. Sporla ilgilenir. Spor onda bir tutku haline gelir. Gelecekteki tiyatro yaşamında bunun büyük yararını görecektir.








Bir gün ablası karşısına geçer’ ”Eğer bu işe gönül vereceksen ve doğru dürüst yapacaksan konservatuvara gitmelisin” der. Ahenk söz dinleyen bir kızdır.



Ablasını dinler ve kendini Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü’nde bulur.



Ama zaman zaman sanata meraklı, güzel sesli sevgili annesinin opera sanatçısı olmasını istediğini düşünüp ”Keşke öyle yapsaydım” dediği anlar olmuştur.



Öğrencilik yıllarında Bakırköy Belediye Tiyatrosu ve İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda çalışır, dizilerde oynar. 1993′te okul biter. Okul sonrası babasının yakın dostu kendisinin Gazanfer Amca’sı Gazanfer Özcan Tiyatrosu’nda sahneye çıkar. Artık profesyonel tiyatro hayatı başlamıştır.



Kendisine örnek aldığı babası gibi iyi bir oyuncu olmaktır bütün amacı. Bunu da başarır.


Sonra Uygur’ların sahnesine çıkar. Nejat Amcası da babasının yakın dostudur.



Kadroyu Necla Uygur ve iki oğlu, Sedat Demir ve iki kızının oluşturduğu ”Boynuz Kulağı Geçer” oyunu sahnelenir.



Bu oyun Demirler ve Uygurlar’ın oyunu olur.



1999′da Devlet Tiyatroları sınavına girer. Kazanır. Adana Devlet Tiyatrosu’na atanır. Artık önceki turnelerinde çok keyif aldığı Adana’da yeni bir yaşama başlamıştır.



Ahenk Demir, 20 yıldır Profesyonel oyunculuk yapıyor. 10 yıldır Adana’da yaşıyor.



Adana Devlet Tiyatrosu’ nun ilk kadın müdürü olarak atandı.



Hayatına özgüveni yüksek, cesur, başarılı, sıcakkanlı, yüzünde gülümsemenin hiç düşmediği bir “Adanalı” olarak devam etmekte. Belki de hiç yaşamadığı birçok duyguyu sahnede devleşerek izleyiciye aktarmakta.











Prof. Dr. Figen Doran / Bilim İnsanı – Patoloji Profesörü – Eğitimci


Fotoğraflar: Dr. Zafer Koç






1975 yılında tanıdım Figen’i”¦ Yoksa yetmiş altı mıydı?



Her ikimizde tıp fakültesinde okuyorduk”¦ Benden iki sınıf aşağıdaydı. Elini sıkıca tuttuğunda kırılacakmış zannedebileceğin incecik bir yapısı vardı. Ama bu incecik yapıya inat, sağlam bir kişilik ile tanışmıştım.



Sınıfında erkekler de dahil herkese önderlik yapabilecek (kullanmak istediğim kelimeyi dikkatle seçiyorum) farklı bir kişilikten bahsediyorum.



Günümüz gençlerine “önderlik” kelimesi çok çarpıcı gelmeyebilir. O yıllar gençliğin daha adil bir toplum düzeni sorumluluğuyla çevresine, ülkesine sahip çıktığı günlerdi. Haliyle bu sahiplenme, yapay düşmanlar üreterek saldıran karşıtlarını da oluşturmuştu. Karşıtların silahlı olduğu o yıllarda önderlik bu yüzden çok zor bir şeydi.



Aralarına karışmış provakatör katilleri saymazsak, o günleri yaşayan gençler içinden çok idealist insanlar çıkmıştır. Üstelik bu idealler yelpazenin her tarafına yayılacak kadar da diyalektiktir.



Figen’in çevreciliği, Atatürk’ün yarattığı değerlere sahiplenmedeki direnci, öğretmen ve yetkiliyken (ki kendisi Çukurova Tıp Fakültesi’nde dekan olan ilk kadındır) gençlere verilen eğitimdeki diyalektik bakış açısı ve bilim insanı yapısı işte bu temel üzerine inşa edilmiş kültürel bir birikimdir.



Bu birikim haliyle onun yazılarına, konuşmalarına da yansımıştır. Onu Konuşurken dinlerseniz klasik bir tiyatro oyunundan bir repliği okuyor zannedebilirsiniz. Yazıları nesir bile olsa şiir tadındadır.



Figen hakkındaki bu yazıyı yazarken düşünüp durdum. Okulda birçok kız arkadaştık”¦ İçinde Figen gibi kabına sığmayıp çok önemli yol alanlar oldu ama, Figen farklılığını bu yolda da gösterdi”¦ Acaba bu başarının altıda, Figen’i bizlerden ayıran ne vardı?



Çalışkanlığı değildi elbette sadece”¦ İlkeli davranışı da etkilemiştir başarısını”¦ Ama bence başarısının en önemli nedeni çözümleyici zekası olsa gerek”¦



Bulunduğu durumu analiz edip, gücüne en uygun hedefi seçerek inatla o hedefin üzerine yürüyebilmesini kastediyorum.



Evet, bence, cinsiyeti nedeniyle bir adım geriden başladığı yarışı, çözümleyici zekasının yardımıyla önde bitirmiştir Figen”¦ Bu nedenle de başarılı bir kadındır.



Kadın Başarır projesi için de çok iyi bir örnek olmuştur”¦



Dr.Hanife Uygur




* Primum non nocere: Önce zarar verme



Benim hiçbir zaman göze alamayacağım kararlılıkta ve atılganlıktaydı annemin idealistliği.


Arkadaşlarımın coşkusunu Aileleri dizginlerken, ben anneme “kendini bu kadar öne çıkarma” derdim.(…)



Figen Doran’ın anlatılması hem çok kolay hem çok güç.



İlk şaşırtıcı kare; 1980’lerin sonu Abide Sitesi saat belki 02.00 belki de 03.00”¦ O hala masa başında çalışıyor. Çalışma azminin ne olduğunu ilk anladığım an”¦ Şaşırdığım ve şaşırdıktan sonrada kanıksadığım bir an.



1990’lardan bugüne temposunda hiçbir şey değişmedi. Ek olarak eğitim ve çevre konusunda insanları bilinçlendirmeye yönelik bir sürü faaliyet daha. Üstelik 24 saate sıkıştırılmış.



Hiç zamanım yok tezi çoktan çürütülmüş.



Figen Doran’ın Oğlu Selçuk




“Hayret verici bir şeydir, birçok işi bir arada ve hakkını vererek yapmak. Bu hem yüksek zeka (duygusal zekayı da) hem yüksek bir emeği gerektirir.



Bende alışana kadar yetişememe kaygısı yaratan kişi, eşim Figen Doran’dır. Yetişememe kaygısını attım”¦ Artık zaten yetişemiyorum.”



Prof. Dr. Şaban Doran










Ogün BURDUROĞLU Hakkında


1972 Adana doğumluyum. 1998 yılında mühendislik kariyerime başladığım Bossa’da çalışmaya devam etmekteyim. Lise yıllarından kalma bir merakım olan fotografa 2007′de AFAD kursları ve ardından dernek üyeliği, S.Haluk Uygur “Nüve” atölyesi ve çeşitli projeler ile devam ettim. Bu süreç içerisinde yurt içi ve yurt dışı çeşitli yarışmalarda başarılı bulunan eserlerim oldu.



Şimdiye kadar siyah/beyaz ağırlıkta olmak üzere, daha çok duygu yüklü, düşündürücü fotoğraflar ürettiğimi, üretmekten hoşlandığımı fark ediyorum. Bir taraftan da yeni bir bakış açısı, anlatım tarzı veya konu arayışındayım ve bu arayışımın hiç bitmemesini ümit ediyorum.




İlhan MARAŞLI Hakkında


1974 Adana doğumluyum. Yaklaşık 10 yıldır reklam sektöründe çalışmaktayım.



AFAD Üyesiyim.



Fotoğraflarımda perspektif, derinlik, arka – ön plan, ters ışık ve en önemlisi insan öğesini işliyorum.



Yaptığım çalışmalar;


Siyah Beyaz Yaşamlar, Kırpık Kanatlar


Ulusal ve Uluslararası birçok ödül ve sergileme sahibiyim.




Aslışah YAYICI Hakkında


Şubat Adana doğumluyum. Üniversite dahil tüm okul hayatım Adana’da geçti.



9 yıldır özel sektörde Biyoloji Öğretmeni olarak çalışmaktayım.



2007 de AFAD’da Temel Fotoğraf Eğitimi aldım.



Tahsin Sezer Proje II Atölyesi’ni ve S.Haluk Uygur Baltacı Atölyesi İleri Fotoğraf Teknikleri’ni tamamladım.



2009′da AFAD üyesi oldum.



Yaşam ve detay fotoğrafları ile ilgilenmekteyim. Uluslararası birçok ödül sahibiyim.




Selda DÖLEKOĞLU Hakkında


19 Mayıs 1980 yılında K.Maraş’da doğdu. 1989 yılında babasının görevi nedeni ile Adana’ya yerleşti. İlk ve ortaöğrenimini Adana’da tamamladı. Mersin Üniversitesi Fen ve Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü’nü bitirdi.



8 yıldır özel bir kurumda kimya öğretmeni olarak görev yapmakta.



Fotoğrafa üniversite yıllarında merak salmış olsa da aslen 2007 yılında AFAD’da başladı.



AFAD bünyesinde açılan temel fotoğraf eğitiminin tamamladı, çeşitli fotoğraf atölyelerine katıldı ve AFAD üyesi oldu.



Dijital fotoğrafçılığın yanı sıra Lomography ile yakından ilgilenmekte.



Şimdi tüm zamanını vizörün ardında geçirme derdinde.




Dr. Zafer KOÇ Hakkında


Fotoğrafa öğrencilik yıllarından beri ilgi duymakla birlikte, fotoğraf çalışmalarına aktif olarak 1998 yılında Fotoğrafya’ da temel kurs ile başladı. Daha önce katıldığı sergiler; 12-15 Ekim 2000 tarihinde Adana Sanat Günleri kapsamında “İçsel Görüntüler” isimli fotoğraf sergisi, 11-18 Mart 2002 tarihinde AFAD (Adana Fotoğraf Amatörleri Derneği) “Hekimler karma fotoğraf sergisi” ve 29 Ekim-10 Kasım 2009 tarihinde Dr. S. Haluk Uygur Paylaşım Fotoğraf Atölyesi’nin “Işıkla Yazılan Öyküler” sergisidir. Halen Paylaşım Atölyesi’nde çalışmalarına devam etmektedir. Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Bölümünde öğretim üyesi olarak görev yapmakta. Evli ve bir çocuk babasıdır.








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Kadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın BaşarırKadın Başarır

Nizami Çubuk ile Söyleşi




Nizami bey, Fotoritim’e hoş geldiniz, her ay dergimizde birbirinden ilgi çekici yazı ve fotoğraflardan oluşturup, sunduğunuz “Arkeo Sanat” köşeniz ile yer alıyorsunuz. Ben bu köşeniz için söyleşiye başlamadan size tekrar teşekkür etmek istiyorum…




Ne yazıktır ki, aslında ülkemiz sizin de hem eğitim olarak hem mesleki olarak hem de bir yazar-fotoğrafçı olarak ‘ilgili – bilgili’ olduğunuz medeniyetler tarihi, sanat ve kültür tarihi olarak çok zengin olmasına rağmen bunu biz önemsemiyor, korumuyor hem de tanıtmıyoruz. Yapılanlar ise yeterli olmaktan öte en azından mevcudu korumaya yetse, ona dahi yetmiyor. Siz bu konuları yakından bilen, takip eden biri olarak neler söylemek istersiniz?



Öncelikle Ülkemiz insanlarının tarihsel ve kültürel mirasımızın farkına varmasını sağlamakla başlamak gerekir diye düşünüyorum. Bunun başlangıç yerinin de okullar olduğuna inanıyorum. Ancak öğrencilerimizin durumu bugün içler acısıdır. Sınavlar dizisinden oluşan okul hayatı öğrenciye soru-cevap tarzı kısır bir döngüde düşünmesini ve yaşamasını dayatıyor. Öğrencinin derslere bakış açısı o dersten çıkan soru sayısına göre oluştuğu için ne yazık ki bilimsel düşünce, sanatsal yaratıcılık, kültürel miras gibi konuların okutulduğu dersler öğrencinin gözünde önemini kaybediyor. Oysa insan olarak olgunlaşmamızı sağlayan kalıcı değerler oralarda saklıdır.




Ülkemizdeki tarihsel ve kültürel mirası tanıtırken belki de en çok kullandığımız başlangıç sözcükleri “Dünyada ilk”¦” övgüsüyle başlamasına karşın bizler bunun farkında değiliz. Ben sanat tarihi öğretmeniyim. Bugün bu ders yalnızca Güzel Sanatlar Liselerinin son sınıflarında iki saatlik ders olarak kalmıştır. Bakanlık yeni kadro olarak sanat tarihi öğretmeni ataması yapmıyor. Bu nedenle avucundaki altının değerini, “altın” olduğunu bilmediği için bir avuç dolusu boncukla değişen Kızılderili saflığında, kültür varlıklarımızı, zenginliklerimizi kaybediyoruz ya da kaybolanların arkasından ağlamaktan başka elimizden bir şey gelmiyor”¦




Sanat tarihi, arkeoloji ve eğitim üzerinde hayatınızda fotoğraf ile tanışmanız ve onu hayatınıza katmanız nasıl oldu? Anlatabilir misiniz?



Gönen (Isparta) Öğretmen Okulunda öğrencilik yıllarımda fotoğrafçılık kolunda çalıştım. Üniversite yıllarında Arkeoloji ve Sanat Tarihi okurken, yüksek lisans çalışmalarında fotoğraf zaten aldığımız eğitimin bir parçası olmak durumundaydı. Bu ilişkiler fotoğrafa olan ilgimi hem çoğalttı hem de giderek olgunlaştırdı.





Sizce arkeoloji açısından ülkemizde neler eksik, neler yapılmalı? Ve ülkenin her yerinde yer alan fotoğrafçı dostlarımıza seslenmek istersek, onlara ne gibi görevler düşüyor bu alanda?



Ülkemizde arkeoloji alanında koruma bilincinin ve tanıtımın artırılmasının en başta gelen sorun olduğunu düşünüyorum. Halikarnas Balıkçılarının, Azra Erhatların önünü açtığı ve Anadolu Uygarlıklarının öne çıkarıldığı arkeoloji anlayışı yeni kuşak arkeoloji eğitiminde etkisini göstermeye başlamıştır. Artık “Avrupa merkezci” tarihçilik ya da “Grek -Roma” eksenli arkeoloji değil, “Anadolucu” bir arkeoloji anlayışı önem kazanmaya başlamıştır. Bu anlayış antik kentlerimizin, ören yerlerimizin, höyüklerimizin ve anıtsal yapılarımızın fotoğraflarının yalnızca eski yabancı seyyahların çektiklerinden ibaret olmadığını göstermek istercesine etkili olmaktadır. Oldukça estetik ve sanatsal değerlerle ortaya konmuş olan bu kültür varlıklarımız günümüz fotoğrafçılarının çokça ilgisini çekmektedir. Fotoğrafçı arkadaşlarımız açısından ülkemiz gerçekten bu anlamda engin bir konu zenginliğine sahiptir. Özellikle proje çalışmaları yapılarak çok başarılı sonuçların alınacağını düşünüyorum.





Hem fotoğraflamak hem de yazmak ekseriyetle herkeste olmayan bir birleşim… Siz yerli ve yabancı pek çok yayında yazılarınız ve fotoğraflarınız ile yer aldınız, alıyorsunuz. Bir fotoğrafçı için sizce “yazma” kısmı ne kadar önemli ve eksiği olan bu konularda kendilerini nasıl geliştirip, disipline edebilirler? Tabii yazmak yani notlar almak kadar araştırma yapmak, okumak da çok önemli değil mi?



Fotoğraflarımın öyküsü olsun istiyorum. Yalnızca görüntü sanki eksik kalmış bir iş gibi geliyor bana. Öğrencilerimle sanat tarihi derslerinde her sanat eserinin öyküsü vardır anlayışından yola çıkarak, incelediğimiz eserin ikonografik ve mitolojik çözümlemelerini yapıyoruz. Belki de bu alışkanlık yazıyı ve fotoğrafı birlikte düşünmemde etkili olduğunu sanıyorum. “Hierapolis Tiyatro Kabartmaları” (Arkeoloji ve Sanat Yayınları) kitabımın kurgusu da böyledir. Arkadaşlarıma önerim proje çalışmaları yapmalarıdır. Bu tür çalışmaların yazmayı da fotoğrafla birlikte geliştireceğini düşünüyorum. Eski zamanlardan günümüze kadar yapılmış sanat eserlerinin öykülerini merak eden arkadaşlarımıza alanındaki en yetkin kitap olan Bedrettin Cömert’in “Mitoloji ve İkonografi” kitabını öneririm.





Dernekler üzerine bazı şeyler paylaşmak istiyorum. Bir parantez açarak şunu belirteceğim” hep imkansızlıklardan, olanıksızlıklardan bahsederiz” ama bölgesinde fotoğraf derneği olmasına rağmen katılım yapmayan fotoğrafçı sayısı çok. Keza derneklerimizde de üye azlığı ve ortaya sanat ürünleri koyamama durumları ile karşı karşıya kalabiliyorlar. Tabii ki bu tek taraflı değil, derneklerin de bunda eksiklikleri olabilir ya da dernekler imkanlar yaratmakta zorlanıyorlardır. Bu konuda da görüş ve değerlendirmelerinizi öğrenebilir miyim?



Fotoğraf sanatında dernekleşmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Bizler DEFSAD’ın (Denizli Fotoğraf Sanatı Derneği) kurulmasından sonra yaptığımız etkinliklerle daha da olgunlaştığımızı ve geliştiğimizi görebiliyoruz. Ortaya çıkan ekip ruhu, sinerji başarıyı artırıyor. Dernekler ve sivil toplum kuruluşları ne yazık ki özverili çalışmalarla yol alabiliyor. DEFSAD üçüncü yaşını geride bıraktı. Çocukluk döneminden çıkmaya hazırlanıyor. “Dernekler üstü” olmanın veya dernekler dışında kalmanın çalışmalara ve paylaşımlara olumsuz yönde etki edeceğini düşünüyorum.




National Geographic Türkiye elemeleri’nde 2009 yılında Doğa Kategorisi’nde birinci oldunuz. Harika bir doğa fotoğrafı ile. Bu fotoğrafın öyküsünü sizden dinlemek isterim. Ve ardından fotoğraf yarışmaları üzerine düşüncelerinizi paylaşmanızı…



Teşekkür ederim. 2009 yılı National Geographic Türkiye elemeleri’nde doğa kategorisi birincisi olan fotoğrafımı evimin bahçesinde çektim. Hafta sonunda eşimle bahçemizde çalışırken güllerin yapraklarını tırtılların sardığını gördük. Ben hemen duruma el koydum ve bunlarla çalışmam gerekir dedim”¦ Değişik açılardan ve farklı zamanların ışık değerlerini kafamda canlandırarak planlamalar yaptım ve eşimin yardımıyla çekimler yaptım. Sonuç mükemmeldi”¦




Yarışmalara gelince, fotoğraf sanatına çok olumlu katkılar yaptığını düşünüyorum. Ancak bazı yarışmalardaki sonuçlara baktığımız zaman hayal kırıklığına uğrayabiliyoruz. Daha özenli, sağlam jürilerden oluşan TFSF’nin daha etkin olarak içinde yer alacağı yarışmaların daha nesnel olabileceğini düşünüyorum.




Gerek sanat tarihi olsun gerekse de arkeoloji olsun ve de tabii fotoğraf açısından da yurt dışında gitmek / görmek ve araştırmak, üzerinde çalışma yapmak istediğiniz nereleri var? Böyle bir düşünceniz oldu mu şimdiye dek?



Şimdiye kadar Avrupa Ülkelerine ve Kanarya Adalarına giderek fotoğraf çekebilme şansım oldu.



Kafkas ve Balkan ülkelerinde ayrıca Uzak Asya ve Latin Amerika ülkeleri üzerine proje çalışmaları yapmak istiyorum.




İmkan olur ise bundan sonrasında yayınlamayı arzuladığınız ve üzerinde çalıştığınız ne tür bir eser var?



Arkeolojik ve mitolojik kökleri olan olayların günümüzdeki yansımalarının izini sürmeyi çok seviyorum. Anadolu Uygarlıklarındaki sürekliliğin somut örneklerle peşine düşmeyi seviyorum. Bu aralar dergilerde arkeoloji, sanat ve mitolojiye ilişkin deneme yazıları yazıyorum.




Son olarak sizden şunu öğrenmek isterim; Denizli ve yönerisine gelen fotoğrafçılar özellikle nerelere gitmeli ve ziyaret etmeliler? Bir sıralama ile bize rehbelik edebilir misiniz?



Denizli, çok farklı doğal güzelliklerin ve toplumsal ilişkilerin görülebildiği bir yerdir. Tarihsel ve kültürel miras bakımından çok zengindir. Başta Pamukkale (Hierapolis), Laodikya antik kentleri olmak üzere Akhan Kervansarayı önemli tarihsel mekânların başında gelmektedir.




Pamukkale Travertenleri, Kaklık ve Keloğlan Mağaraları, Güney Şelalesi, Acıgöl ve Işıklı Göllerindeki kuş gözlemciliği, Kartal Gölü ve çevresindeki Anıt Ağaçlardan oluşan koruma alanı gibi doğal güzellikler mutlaka görülmelidir.




Çal’da yapılan “Sudan (Menderes’ten) Koyun Atlatma”, Sarayköy ve Buldan’da yapılan Deve Güreşleri, Beyağaç’ta yapılan “Eren Günü Şenlikleri” görülmesi gereken geleneksel etkinliklerdir.



Ayrıca Babadağ, Buldan ve Kızılcabölük’teki tarihi evleri ve kent dokusunu görebilir geleneksel ev dokumacılığı ürünlerinden satın alabilirsiniz.



Çok teşekkür ederim dergimiz adına…



Röportaj: Levent YILDIZ



www.nizamicubuk.com


www.arkeosanat.com





FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :

Nizami Çubuk : Tapınaklarda Duvar Yazıları
Nizami Çubuk : Mitolojide Savaş
Nizami Çubuk : Eren Günü Şenlikleri
Nizami Çubuk : Arık Arıtma Adağı







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Nizami Çubuk ile SöyleşiNizami Çubuk ile SöyleşiNizami Çubuk ile SöyleşiNizami Çubuk ile SöyleşiNizami Çubuk ile SöyleşiNizami Çubuk ile SöyleşiNizami Çubuk ile SöyleşiNizami Çubuk ile SöyleşiNizami Çubuk ile SöyleşiNizami Çubuk ile SöyleşiNizami Çubuk ile SöyleşiNizami Çubuk ile SöyleşiNizami Çubuk ile SöyleşiNizami Çubuk ile SöyleşiNizami Çubuk ile SöyleşiNizami Çubuk ile SöyleşiNizami Çubuk ile SöyleşiNizami Çubuk ile SöyleşiNizami Çubuk ile SöyleşiNizami Çubuk ile SöyleşiNizami Çubuk ile SöyleşiNizami Çubuk ile SöyleşiNizami Çubuk ile Söyleşi

Hossein Fatemi : Gürcistan’da Savaş


For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



Sizin için foto muhabirlik bir yaşam biçimi midir, foto muhabiri olma nedenleriniz nelerdir?



Evet, bu işe zaten ilgim vardı ve bunu insanlık ve özgürlük yararına ve sansüre karşı kullanabileceğim aklıma geldi.



Yıkık binalar ve evler bana insanların bütün zorluklara karsı güçlü durduğunu ve yaptıkları işe dört kolla sarıldıkları hissini verdi her zaman.



Bombalanmış, yıkılmış insan yaşam alanları, yitip giden hayatlar, çocuklar, yaşlılar, barut ve ölümün kokusu”¦ Bu duygunuzu bizler ile paylaşabilir misiniz?



Yaşlılar ve çocuklar bana farklı insan yapılarını; silahlar ise yaşanan vahşeti hatırlatıyor ve bundan nefret ediyorum.



Ölüm ise herkesin tecrübe edeceği doğal bir süreç, sadece geçirilen sürede neler yaptığınız ve nasıl hatırlanacağınız önemli.



Çalışmasını yürüttüğünüz bir konuda kendi gerçekliğiniz ile konunun gerçekliği arasındaki dengeyi nasıl kuruyorsunuz, objektif olma koşullarını nasıl sağlıyorsunuz?



Olabildiğimce objektif olmaya çalışıyorum ve geriye çekilip diğer insanların bunun üzerinde düşünmesi ve karar vermesini sağlıyorum.



Biliyoruz ki fotoğraf sistemin ve iktidarların güçlü bir şekilde kullandığı ve manipüle ettiği bir araç. Bu noktada bir foto muhabirini bekleyen tehlikeler nelerdir?



Bir foto muhabiri işinde dengeyi oturtmalı ve tarafsız olmalıdır, bu olası tehlikelerin oluşma şansını düşürür. Ama tabii, işinizin sansürlenmesi/kısıtlanması, hapse girmeniz, sakatlanma ve ölüm beklenen/olabilecek şeyler.



Günümüzde gerçeğin yeniden üretilmekte olduğunu ve bunun da kitle iletişim araçları ile yapılmakta olduğunu biliyoruz. Körfez Savaşı, CNN, El Cezire TV örneğinde olduğu gibi”¦ Burada fotoğrafa, fotoğrafçıya düşen görev nedir?



Bu örneğin bize gösterdiği gibi fotoğrafçı objektif olmalıdır ve çektiği fotoğrafları insanlara dürüst bir şekilde taşımalıdır.



ABD- İkiz Kuleler, Sudan-Darfur dünya hangisini daha çok biliyor neden?



Medyayı yönlendiren güç onlar olduğu için durum böyle”¦



Çalışmalarınız sırasında sizi bekleyen tehlikeler neler, bu mesleği gençlere tavsiye eder misiniz, kimler foto muhabiri olamaz?



Tutuklanma, sakatlıklar ölüm”¦ Ve evet, verebileceğim tek tavsiye eğer bu işle ilgileniyorsanız, kendinize ve diğer insanlara karşı dürüstseniz bu işe girebilirsiniz.



Teknik ve estetik, çalışmalarınızda sizin için ne anlama geliyor?



Zayıf uygulanan teknik ve estetik işinizin kalitesini düşürür.



Yaptığınız işe paralel olarak korku ve acıma duygusu uyandıran fotoğraflar hakkında ne düşünüyorsunuz?



Her fotoğrafın kendine has duygusu vardır ve fotoğrafçı işe duygularını katmadan işini yapmalıdır.



Mesleğinizde varmak istediğiniz hedefler nelerdir, kendinize örnek aldığınız fotoğrafçılar var mı?



Sürekli objektif olabilmek ve insanlığın farkında olmadığı herhangi bir olay, yer ve insanları açığa çıkartmak. Ve evet, tabii benim çalışmalarımı etkileyen bir sürü fotoğrafçı var.



Gürcistan ile ilgili çalışmanızı hangi nedenler ile gerçekleştirdiniz, gelişimi ve sürecini bizlere anlatabilir misiniz, Gürcistan’daki son durum size göre nedir?



Gürcistan’a olan seyahatimin amacı, işimi tecrübe etmek ve savaş tecrübesini yaşayabilmekti.



Savaştan sonra bir daha gitmedim ama şu an bulundukları durumun farkındayım, Rusya ve Gürcistan arasındaki gerginlik yüksek ve savaş çıkma olasılığı var”¦




Does being a photojournalist effect your life style alot? What are your reasons to become one?



Yes, it affected my life alot, I was interested in this job and thought i can do better service for humanity, freedom and fight against censorship.



Ruined homes, lives that are fading away, kids, elderly, guns and the fear of death..What are your thoughts about these?



Ruined homes give me feeling tI must be strong enough while confronting with difficultie to do the job as well as possible. Kides and elderly remember human diffrent stutous,gun remember me the violence and I hate that.



Death is for every one,ones has to observe the human rights if want to have good death to and people remeber his charcters after his/her death



In a project that you are working on, how do you balance the reality of the subject and your own reality about it? How do you keep yourself objective?



I have to take the reality of the subject and let the people think and decide.



As we know, fotography has become a tool for leaders to use and manipulate for their deeds. What are the dangers and threats that awaits a photojournalist at this point?



The photo journalist should keep the balance and be objective, it will reduce alot the dangers and threats,but anyway restriction of work, disablity,jail or death are expected.



We know that truth is being manipulated through the communication devices such as the example of two very different footages of Gulf War in CNN and El Cezire TV. What are the responsiblities that are awating the photograpgh and the photographer?



The photographer should be objective to take the good photograph and transfer it to the people honstly.



The United States and Sudan-Darfur. Which event is acknowladged by the world the most, why?



United State,because it rule the media.



What the dangers that are awaiting you regarding your job? Would you reccomend your job to other people and who wouldn’t be able to carry out this job?



Disablity,jail …, or death, Yea, if see some one interested and honst to do this job and has the capablity,he/she is eligable to do this job.



Technique and esthetic, how big of a role do they play in your works?



Weak technique or esthetic decrease the quality of work.



What are your thoughts about the photographs weaving the feeling of pity and fear, related to your job?



Each photograph has it own feeling and photographer most do his/her job with out sharing the feeling to the work.



What are your goals as a photographer, are there any photographers that inspires you?



To cover the the event objectivley for ever, any event in any place that people are not able to get or dont know about them.



Yea there are many photographers that thier work were affected or inspired me.



What was your motivation while carrying ou the works in Georgia. Coul you tell us about the process? What is status of Georgia at the moment, according to your thoughts?



My trip to Georgia was to exprience work in war.



I had no trip after war but I know the status better but the tension between Russu an Georgia is at high level and may cause the war again.



Röportaj (interview by) : Mehmet UÇKUN


Çeviri (translation by) : Deniz UÇKUN




GÜRCİSTAN’DA SAVAŞ


WAR IN GEORGIA


Hossein Fatemi




7 Ağustos 2008 akşamında Gürcistan güney Osetya’nın başkenti Tshinvali’ye havadan ve karadan bir saldırı gerçekleştirildi. Rusya Osetya ve Gürcistan’ın iç kısımlarına kadar bombardımanlar ile girdi. Bir gün sonra Rus ve Ahbazya kuvvetleri Kodori Gorge’ye saldırarak ikinci bir cephe açtılar ve Gürcistan’ın batı kısmının içlerine kadar işgal ettiler. 3 Ağustos da Rus deniz kuvvetleri Gürcistan sahilini kuşatarak neredeyse tüm Gürcistan deniz kuvvetlerini Poti Limanında yakıp batırdı.




On the evening of 7 August 2008 Georgia launched a ground and air based miltary attack against South Ossetia’s capital Tshhinvali. Russia Ossetia and launching bombing raids further into Georgia. One day later Russian and Abkhazian forces opened a second front by attacking the Kodori Gorge, held by Georgia, and invalded western parts of Georgia’s interior. Russian naval forces blocked Georgia’s coast. Almost all Georgian naval units were set on fire or sunk by Russian naval forces at Poti harbour on 13 August.




































Hossein FATEMI Hakkında



Fotoğraf çekmek kişinin ruhundan bir parça yakalayabilmesidir. Hossein Fatemi İranlı bir fotoğrafçı olup bazı en etkileyici ve fotoğrafın ruhunu yansıtan eserlerin sahibi. Kendisi 1980 doğumlu ve 1997′den beri fotoğraf çekiyor.



Bu genç kariyerinde etkileyici sayılarda ödüller toplamayı başarabildi. Çalışmaları Times, Newsweek, Paris Mach, New York Times, Guardian ve Washington Post gibi dünyanın tanınmış ve geniş bölgelere yayın yapan magazinlerde yayınlandı.



İran içinde aldığı 32 ödül dışında, içlerinde 2006′da Photographic Society’den aldığı gümüş madalya, 2005 ve 2006′ da Asahi Shimbum International Competition’dan aldığı altın madalya ve birçok diğer saygıdeğer uluslararası ödüllere sahip. Kendisi aynı zamanda Çin Uluslararası Photojournalism Yarışması’ndan madalya kazanan ilk Iranlı.



Madalyalarının dışında, Hossein Fatemi 2006 yılında Reuters’ın photojournalisti, AFP ve daha önce 2005′ de almış olduğu , Iran’da Yyılın Fotoğrafçısı gibi saygı duyulan önemli ünvanların sahibi oldu. 2009 yılında içinde ‘Photographic Society of America(PSA)’ altın madalyasını kazandığı Şili’de yapılan 2. International Virtual FC Quilmes Fotoğrafçılık Festivali’nde ödüller topladı.




Hossein Fatemi

About Hossein FATEMI



To photograph is to capture a glimpse of one’s soul. Hossein Fatemi is an Iranian Photographer and the artist behind some of the most soul glazing shots. He was born is 1980 and has been taking pictures since 1997.



He has managed to collect an impressive number of awards within his young career. His work has been widely published in some of the world’s best known and recognized magazines such as Times, Newsweek, Paris Mach, New York Times, Guardian, and Washington Post.



In addition to the 32 awards won inside Iran, he is accredited with a list of many respected International awards amongst which are the Silver medal from Delaware Photographic Society in 2006, and Gold medal of Asahi Shimbun International Competition in 2005 and 2006. He is the first Iranian to have won a medal in the China International Photojournalism contest.



Alongside his medals, Hossein Fatemi is also accredited with some greatly acknowledged titles; in 2006 he was awarded the photojournalist of Reuters, AFP, and photographer of the year in Iran he had also won the previous year in 2005. In 2009 he scooped prizes at the second edition of the International Virtual FC Quilmes photography festival in Chile where he received the “Photographic Society of America (PSA)” Gold Medal and honorable mention at the ceremonies.


EXPERIENCES



Photography teacher in Iranian youth cinema


Founder of Rayan group


Founder of Mardomak photography group



ACTIVITES



Working on a book about life in Afghanistan


Active member of the Iranian Photojournalist Association Center





AWARDS


- First prize of “Malary Sorkh” in Tehran 2005


- First prize of social documentary in Tehran 2006


- 3rd prize of media and city in Tehran 2006


- 3rd prize of soreh photo contest in Tehran 2007


- Photographer of the Year Iran 2006


- Photographer the Year Iran 2005


- Silver medal from Delaware photographic society 2006


- Silver medal from China international photojournalism contest 2007


- Gold Medal of Asahi Shimbon International competition in 2005


- Gold Medal of Asahi Shimbon International competition in 2006


- Top photojournalist of Reuters in 2006


- Top photojournalist of AFP in 2006


- Photographer of Year Iran 2009



GROUP SHOWS



- Tehran exhibition “Fly” 1998


- Tehran exhibition “Bam After the Earthquake” 2004


- Tehran exhibition “The life of nomads” 2002


- Tehran first photo expo 2007


- Tehran exhibition “Lebanon after the war” 2006


- Tehran exhibition “Lorestan after the earth quake” 2006


- Tehran biennial photo exhibition 2006


- Tehran exhibition “Nature” 2005


- Middle East in the eye of six Iranian photographers –Tehran 2008


- Spain biennial photography awards 2008





Geçmiş Tecrübeleri



-Iran gençlik sinemasında fotoğrafçılık öğretmenliği


-Rayan grubunun kurucusu


-Mardomak fotoğraf grubunun kurucusu



Aktiviteleri



- Afganistan’da ki yaşam hakkında yazacağı bir kitap için devam eden çalışmalar


- Iranian Photojournalist Association Center’ın aktif bir üyesi




Ödüller



- 2005 Tehran ‘Malary Sorky’dan birincilik ödülü


- 2005 Iran’da yılın fotorafçısı ödül


- 2005 Asahi Shimbon uluslararası yarışmasından altın madalya


- 2006 Tehran’da sosyal dökümanteri için birincilik ödülü


- 2006 Iran’da yılın fotorafçısı ödülü


- 2006 Delware fotoraf topluluğundan gümüş madalya


- 2006 Asahi Shimbon uluslararası yarışmasından altın madalya


- 2006 Reuters’da baş photojournalist


- 2006 AFD’de baş photojournalist


- 2007 Çin uluslararası photojournalism yarısmasından gümüş madalya


- 2007 Tehran’da Soreh fotoraf yarışmasında üçüncülük ödülü


- 2009 Iran’da yılın fotorafçısı ödülü





Grup Gösterileri



- 1998 Tehran’da “Fly” gösterisi


- 2004 Tehran’da “Bam After the Earthquake” gösterisi


- 2002 Tehran’da “The Life of Nomads” gösterisi


- 2007 Tehran’da ilk Tehran fotoğraf sergisi


- 2006 Tehran’da “Lebanon After the War” gösterisi


- 2006 Tehran’da “Lorestan After the Earthquake” gösterisi


- 2006 Tehran’da “Nature” gösterisi


- 2008 ‘Altı İran’lı fotoğrafçı gözünden Orta Doğu’ çalışması


- 2008 Ispanya iki yılda bir yapılan fotoraf ödülleri









Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Hossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da SavaşHossein Fatemi : Gürcistan'da Savaş