Kategori arşivi: MART 2007 SAYISI

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Dünya Emekçi Kadınlar Günü nasıl ifade edilebilir diye düşünürken, en iyi yolun tarihsel sürecinin anlatılması ile olması gerektiğini düşündüm.






















Günümüzden çok eskilere doğru dönüp baktığımızda 8 Mart 1857 yılında Chicago’lu kadınların daha iyi iş koşulları mücadelesi için ilk adımı attıklarını görüyoruz. Tüm bu adıma sebep günde 15- 16 saat kadar çalıştırılmalarıydı. Haklı talepleri ise 10 saatlik iş günü, daha iyi iş koşulları ve daha iyi ücretti. Tüm bunlardan yola çıkarak başlamış olan bu kadın hareketi Amerika’nın Chicago kentinde on binlerce kadının yürüyüşe geçmesine neden olmuş. Bu grev zor kullanılarak bastırıldı. Çıkan olaylarda birçok kadın öldü, birçoğu tutuklandı.
































”¦. ve aradan 50 yıl geçtikten sonra 8 Mart 1908’de yine Chicago’da yürüyüşe geçtiler. 50 yıl önceki taleplerine yenilerini de eklediler ; 8 saatlik iş günü, oy hakkı ve çocuk emeği ile ilgili yasa gibi.. 140 kadın öldürülüp maalesef direnişin kan ile bastırılması sağlanmış ve bir çoğu tutuklanmıştır..

























İki yıl kadar sonra”¦ Clara ZETKİN 1910 yılında Copenhag’ daki kadın konferansında öldürülen kadınların anısına, 8 Mart’ ların “DÜNYA EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ” olarak kabul edilmesini 2. Enternasyonale önerdi. Bu öneri kabul edildi.

























1977 yılında ise Birleşmiş Milletler Genel Asamblesi’ne 8 Mart’ın “ Dünya Kadınlar Günü” olarak kabul edilmesi önerildi. Bu öneri de kabul edildi. Birleşmiş Milletler’in de bu öneriyi kabul etmesi tarihsel süreci de göz önünde bulundurduğumuzda bir zafere ve mücadeleye giden yolu düşünmeden edemiyor insan…

























Türkiye’de ise Kadınlar Günü ilk kez 1921 yılında kutlanmaya başlayan “Emekçi Kadınlar Günü” 8 Mart 1975 yılında daha yaygın olarak kutlandı ve sokağa taşındı. “Birleşmiş Milletler Kadınlar On Yılı” programında Türkiye de etkilenmiş, 1975 yılında “Türkiye 1975 Kadın Yılı” kongresi yapılmıştır.
























1980 askeri darbesinden sonra dört yıl anılmadı 8 Mart. Ülkemizde aslında aktif olarak 1984 yılından itibaren her yıl çeşitli kadın örgütleri tarafından Dünya Kadınlar Günü kutlanmaya başlandı.Kadınlar 80′li yıllarda 8 Mart’ı izinli yürüyüş ve şenliklerle kutlayamamışlarsa da, küçük gruplar mütevazı kutlamalarını sürdürdüler. 90′lı yıllarda kadın kuruluşlarının sayı ve çeşitliliğinin artması ile beraber 8 Mart daha geniş bir katılımla kutlanılır oldu.


























Bugünün bir Dünya Kadınlar Günü olmasını sağlayan tarihteki bazı önemli kilometre taşlarını aşağıda veriyoruz:



1857 New York: Kadınlar 12 saatlik günlük çalışma saatine, düşük ücrete karşı yürüyüşler yaptılar. Polis tarafından dağıtıldılar.













































1908 New York: 15.000 kadın daha kısa çalışma saati, daha iyi gelir ve oy hakkı için yürüdü. Doğum izni istediler. Kullandıkları slogan “Ekmek ve Gül” idi. Ekmek yaşama güvencesini, karın tokluğunu, gül ise daha kaliteli yaşamı simgeliyordu.

























1909: İlk Kadın Günü 28 Şubat’ta kutlandı. Avrupa’daki kadınlar da Şubat ayının son pazar gününü Kadın Günü olarak kutladı.








































1910: Clara Zetkin isimli bir Alman sosyalist kadın, kadın Sosyalist Enternasyonali’nde Dünya Kadınlar Günü olmasını önerdi ve kabul edildi.




1911: Kophenhag kararından sonra ilk kez 19 Mart’ta Avusturya, Danimarka, Almanya ve İsviçre’de kutlandı. Yüz binlerce kadın ve erkek değişik aktiviteler yaptılar. Oy verme, seçme seçilme hakları yanı sıra meslek edinme ve mesleki eğitim görme haklarını istediler.Bu kutlamalardan 2 hafta sonra Triangel yangınında 140 kadın öldü. Bu olay Amerika çalışma kurallarını büyük ölçüde etkileyen bir yere sahiptir.











































1917: Rus kadınlar “ekmek ve barış” için grev yaptılar. Yaşam koşullarının kötülüğünü protesto ettiler. Bu olay 8 Mart’ta olmuştur ve daha sonra bütün Avrupa ülkeleri tarafından da kabul görmüştür.




1977: Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Kadın Hakları ve Dünya Barışı Günü olarak 8 Mart’ı kabul etti.












































Kadının hak ettiği yerde olduğu, eşit olduğu, bilinç düzeyi yükselmiş bir toplumda yetiştiririz umarım evlatlarımızı. Nazım Hikmet’in çok sevdiğim bir şiirini Kadınlar Günü’müzde sizlerle paylaşmak istiyorum.







KADIN



Kimi der ki kadın



Uzun kış gecelerinde



Yatmak içindir.



Kimi der ki kadın yeşil bir



Harman yerinde dokuz zilli



Köçek gibi oynatmak içindir.



Kimi der ki hayalimdir.



Boynumda taşıdığım vebalimdir.



Kimi der ki hamur yoğuran



Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal



O benim kollarım bacaklarım.



Yavrum, anam, karım, kız kardeşim



Hayat arkadaşımdır.



Nazım Hikmet

























………….



bizleri doğuran



ve



yaşamımızın doğumdan ölüme her anında



varlıklarıyla onurlandığımız,



ihtiyacımız olduğunda desteklerini esirgemeyen,



eğiten, yetiştiren,



bizi biz yapma yolunda yüreklerindeki sevgi ve şefkati karşılıksız veren



fedakar kadınlarımızın



Dünya Kadınlar Gününü kutluyorum.




Yazı : Sema ÖZEVİN
Fotoğraflar : Faika Berat PEHLİVAN, Özcan ÇELTİKLİ, Sema ÖZEVİN 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

İçimizden Biri : Faika Berat Pehlivan

style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> face="arial, helvetica, sans-serif">1. “Faika Berat Pehlivan“ kimdir bize
biraz kendinizi tanıtır mısınız?


style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px"
src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1172937805ff.jpg">
























1959
Ankara doğumluyum… Ankara Tevfik Fikret Lisesi mezunuyum, Fransa’ da işletme
tahsili yaptım, döndükten sonra 1 yıl Turizm Bakanlığı’ nda çalıstım… Asaletim
tasdik olduğu gün memuriyetin bana göre olmadığını anlayıp ayrıldım…
Sonrasında dört sene Cezayir Sefareti maceram var… 1986 da evlilik ve
İstanbul’ a gidiş… Bir kaç sene bir inşaat firmasında, 1991 – 2005 yılları
arasında da Kanadalı alüminyum üreticisi bir firmanın Türkiye’ deki ofisinde
satış müdürü olarak çalıştım… Şimdi ise aynı firmanın Türkiye
temsilcisiyim…

src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1172937714117288392047f97c1e08548393fafc99c43fa55fe3.jpg">

















size=1>…güvercin…



style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Demir’ in annesiyim … Emekli
olduğum halde hala çalışan bir kadınım… 2 senedir de tam mesai ve teşekküllü
vesikalı fotoğrafçıyım…


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">
style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">
style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px"
src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/11729376391172884072madenci-i-sb.jpg">


















size=1>Üzülmez-Zonguldak


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">2. Sizi bu fotoğraf sevdasına
sürükleyen sebep nedir?


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Babam…


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Fotoğraf da tıpkı resim, edebiyat ve
felsefe merakı gibi, araştırmacı ruhumu kamçılayan ve ondan bana bulasan bir
uğraşı… Ona olan özlemimi, yarım kalmışlığının, erken gitmişliğinin sızısını
hafiflettiğim bir uğraş”¦ “Şimdi” yi onunla da paylaşabiliyor olmayı çok
isterdim”¦


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Ve düşüm !


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">14 yaşından beri çantamda bir
fotoğraf makinesi ile dolaşıyorum… “”¦ bir gün bir yerde bir olay olacak ve onu
ilk fotoğraflayan ben olacağım”¦ “ 48 yaşında ve hala aynı
düşteyim”¦


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">
style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px"
src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/11729376301172884053kuslar-2.jpg">

















size=1>Prof.Dr. Yücel Aşkın’a ithafen…


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">3. Fotoğraf ile ilgili aldığınız
eğitimler?


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Fotoğrafevi : Temel fotoğraf eğitimi
.


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">IFSAK : 136 donem temel fotoğraf
semineri .


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">FOTOTREK ; Cenk Gençdiş : Portre
Atölyesi .


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">AFSAD; Gökhan Bulut : Soyut
Atölyesi.


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">
style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px"
src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/11729376651172884933mim-cerceveli.jpg">



























size=1>Kemal Ulusoy – Altıncı Munzur
Festivali…




style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">4. Fotoğrafçılık ile ilgili ne gibi
faaliyetler içindesiniz ?


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Kadınlar için kadınlar projesi
çerçevesinde , zincirleme sergiler
ile (İstanbul, Çanakkale, Kars, Londra, Washington DC, Urfa, İzmir, Ankara ve
Bursa…) Kadına yönelik şiddete dikkat çekmek ve kadın kuruluşlarına maddi
destek sağlamak…


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">www.kadinlaricin.org


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Avrupa Konseyi Parlamenterler
Meclisi’nin (AKPM) “Aile içinde kadına karşı şiddetle mücadele projesi“
çerçevesinde Nisan 2007 de Strasbourg da sergi hazırlığı.


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- TURK IS Arşivini oluşturma, Nisan
2007 de sergi.


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- href="http://www.fotoritim.com"target="new">www.fotoritim.com aylık sanal dergi.


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- href="http://www.photologia.com"target="new">>www.photologia.com (pek yakında…)


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- ZICEV : Ankara da Zihinsel engelli
çocuklar için bir fotoğraf atölyesi açılması.


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> href="http://www.zicev.org.tr"target="new">>www.zicev.org.tr


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> href="http://www.fotoritim.com/yazi/zicev--egitimin-en-degerlisi"target="new">>http://www.fotoritim.com/yazi/zicev–egitimin-en-degerlisi


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Bir de fotoğraf üzerine proje
geliştirmek, grup çalışmaları ile proje uygulamalarının her aşamasına gönüllü
katkıda bulunmak ve yaşadığımız dünya için faydalı olacak fotoğraf etkinlikleri
gerçekleştirmek için kurulmuş, sanal sivil toplum hareketi olan bir gurubumuz
var… adı fotoproje …


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">
style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px"
src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/1172937702117288387619-ocak-2007.jpg">

















size=1>Hrant Dink anısına…


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">5. Varsa açtığınız sergiler /
Katıldığınız yarışmalar?


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Çocuklar için : İstanbul, Ankara,
İzmir, Bursa Karma Sergileri…


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Kadınlar için kadınlar tarafından
: İstanbul, Çanakkale, Kars, Londra, Washington DC, Urfa, İzmir, Ankara ve Bursa
Karma Sergileri…)


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Birleşmiş Milletler “Binyıl
Kalkınma Hedefleri Projesi” vesilesi ile düzenlenen fotoğraf yarışmasında /
Kategori 5 (anne sağlığını iyileştirmek) de birincilik…


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- Birleşmiş Milletler “Binyıl
Kalkınma Hedefleri Projesi” vesilesi ile düzenlenen fotoğraf yarışmasında /
Kategori 3 (kadınların durumunu güçlendirmek ve toplumsal cinsiyet eşitliğini
sağlamak) de 2 sergileme…


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> href="http://www.ucmorlale.com/album/categories.php?cat_id=74&sessionid=3b721664fbd062a4cd88b7f69a3bb24e"target="new">>http://www.ucmorlale.com/album/categories.php?cat_id=74&sessionid=3b721664fbd062a4cd88b7f69a3bb24e


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">- IFSAK 2005 yılın fotoğrafçısı
ödülü, 111 kadın fotoğrafçı ile birlikte…


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">
style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px"
src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/11729376161172884039istanbul-hatirasi.jpg">

















size=1>İstanbul Hatırası…

6. Şu an kullandığınız
ekipmanınız hakkında bilgi verir misiniz?

Dijital : Canon EOS 350D
Digital Rebel XT
Canon 18-55mm
Canon EF 100-300mm f/4.5-5.6 USM

Canon EF 17-40mm f/4 USM L
Canon EF 50mm f/1.8 II
Canon EF 75-300mm
f/4-5.6 IS USM
Canon EF-S 10-22mm USM

Analog:
Minolta X
700

src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/11729376831172886324half.jpg">





















size=1>y’arim…


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">7. Fotoğrafta konulu çalışmayı
tercih ediyor musunuz?


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Neredeyse vazgeçilmezim desem de
deklanşöre basarak tesbit edebildiğim her anı’mı seviyorum…


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Belgesel fotoğrafçılığı önemsiyorum.
Fotoğrafın ve fotoğrafçılığın bir misyonunun da sözlü tarihi yazılı ve görsel
hale getirmek olduğunu düşünüyor ve çağımızın tanığı olduğuna inanıyorum…
Bunun için de imkanlarım çerçevesinde elimden geleni yapmaya gayret
ediyorum.


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">
style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px"
src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/117293769211728838566.jpg">

















size=1>Akçahatipler-Zonguldak…


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">8. Fotoğraf çalışmalarınız esnasında
etkisi altında kaldığınız herhangi bir olay var mı? Ya da bir anınız?


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Aslında benim için her fotoğrafımın
bir hikayesi ve anısı var”¦ Hangi birini paylaşsam ki?… Deklanşöre basıp
arkasını dönüp giden hiç olamadım”¦ Kompozisyonuma dahil olan herkes bir şekilde
yaşamıma da dahil oluyor ve yüreğim ile burnum arasında bir karışlık mesafede
kala kalıyor ”¦ Hiç dayanamadıklarımı da zaman zaman gidip
yeniden görüyorum”¦


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Zonguldak’ ta tanıdığım Dürdane
teyzeyi, Urfa’ da tanıdığım Kader ve ailesini, Midyat’ taki çocukları ve
sefaleti, Hasankeyf’ deki Ilısu Barajını, protestomuzu, İmroz ve Tunceli’ de
yaşadıklarımı, suskularımı ve asla unut(a)mayacaklarımı, Çanakkale, Kars, Urfa
ve Zonguldak ve daha gezdiğim bir çok yerde tanıdığım ve gözümün gözlerine
değdiği o güzel insanları unutmak ne mümkün?


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Ve simdi son göz ağrım zihinsel
engelli çocuklar… ve ZICEV bünyesinde dostlarımın da desteği ile açmayı
düşlediğim fotoğraf atölyesi…


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">
style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px"
src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/11729376061172883989durdane-sb-reseize.jpg">

















size=1>Dürdane…


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">9. “İyi fotoğraf” sizce nedir?


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Tek kurşunlu bir sıkımlık tabanca
gibidir… Baktığınız anda sizi vurmalı…


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Ötesinde de … İzleyeni içine
almalı, ve içeriğini “tek kelime“ ile ifade edebilmelidir… Sordurtan,
düşündürtendir…


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">
style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px"
src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/11729375831172883939abi-kardes-sepya.jpg">





















size=1>Sultantepe-Şanlıurfa


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">10. Beğendiğiniz fotoğrafçılar
kimlerdir ?


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Aslında etkilendiğim pek çok, ama
ilk aklıma gelenler…


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Bizden : Cafer Tayyar Türkmen, Ozan
Sağdıc, Gültekin Çizgen, Sabit Kalfagil, İzzet Keribar, Aykan Özener, Erdal
Kınacı, Emine Ceylan,


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Ötekilerden : Lynn Bianchi, Vladimir
Clavijo Telepnev, Vitaly Bakhalov.


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">
style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px"
src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/11729376471172884087piano-sb.jpg">















size=1>piano – pianissimo…


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">11. “Bu fotoğrafımı çok seviyorum”
diyebileceğiniz somut bir örnek verebilir misiniz?


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Adını babam ve ben koyduğum bir
fotoğrafım var…


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">
style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px"
src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/11729375991172883975babam-ve-ben.jpg">

















size=1>Köyceğiz Çaycuma-Zonguldak


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">12. Sizi en çok heyecanlandıran
konular hangileri?


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Neredeyse tüm yoğunluğumu verdiğim,
aile içinde kadına karşı şiddet, kadın ve çocuğa karşı uygulanan cinsel taciz…
sözlü tarihin yazılı tarihe aktarımı, belgesel niteliği taşıyan her
konu…


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">
style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px"
src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/11729376751172886265tango.jpg">






















size=1>Tango-İFSAK Ödül Töreni


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">13. İmkanınız olsa çekmek
istediğiniz fotoğraf /yer/ portre vs ne olurdu?


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Çocukluğum…


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">
style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial"> style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px"
src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/11729375911172883958annem-ben-kardesim.jpg">

















size=1>Ben/Annem/Kardeşim…


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">14. Siz bir fotoğraf olsaydınız
nasıl bir fotoğraf olurdunuz?


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">


style="FONT-SIZE: 10pt; FONT-FAMILY: Arial">Pastel, sepyamsı karmaşık bir şey
olurdum herhalde ;

src="http://www.arsivfotoritim.com/wp-content/uploads/gaxxi/11729376561172884102sepyamsi.jpg">























Röportaj : Berna AKCAN İçimizden Biri : Faika Berat Pehlivanİçimizden Biri : Faika Berat Pehlivanİçimizden Biri : Faika Berat Pehlivanİçimizden Biri : Faika Berat Pehlivanİçimizden Biri : Faika Berat Pehlivanİçimizden Biri : Faika Berat Pehlivanİçimizden Biri : Faika Berat Pehlivanİçimizden Biri : Faika Berat Pehlivanİçimizden Biri : Faika Berat Pehlivanİçimizden Biri : Faika Berat Pehlivanİçimizden Biri : Faika Berat Pehlivanİçimizden Biri : Faika Berat Pehlivanİçimizden Biri : Faika Berat Pehlivanİçimizden Biri : Faika Berat Pehlivanİçimizden Biri : Faika Berat Pehlivanİçimizden Biri : Faika Berat Pehlivan

Muzaffer Sütlüoğlu : İzler ve Formlar




Muzaffer Sütlüoğlu Hakkında


1950 Rize doğumlu. 1976 İDMMA Galatasaray Mühendislik Yüksek Okulu’ndan İnşaat Mühendisi olarak mezun oldu. 1982 yılında İFSAK İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği’ne, 1983 yılında KASK Kocaeli Amatör Sanatçılar Kulübü’ne üye oldu ve Yönetim kurulunda Başkanlık görevini sürdürdü. 1991 yılında tekrar yönetim kuruluna girdi. 1995 yılına kadar çeşitli görevlerde bulundu. Uzun yıllar TFDB Türkiye Fotoğraf Dernekleri Birliği’nde KASK temsilcisi olarak görev yaptı. Fotoğraf sanatıyla ilgili seminerler verdi. Kurslar düzenledi. Sempozyumlara, panellere katıldı. Çeşitli dergilerde fotoğrafla ilgili yazılar yayınladı. Fotoğrafları basıldı. Yurtiçinde ve yurtdışında birçok yarışmalarda 50’den fazla ödül aldı. Birçok sergilemeler aldı. 50’den fazla kişisel gösteri yaptı. Bir o kadar da karma gösterilere katıldı. 35 kişisel sergi, 50 civarında karma sergiye katıldı.



























Dünyanın birçok ülkesinde yarışmalarda, Türkiye, Brezilya, Fransa, Avusturya , İspanya, Belçika, İngiltere, Almanya, Macaristan, Romanya, Çekoslovakya, Yugoslavya, Lüksemburg, İtalya, Singapur, Japonya, Hong Hong, Çin, Tayvan, Polonya ve Hindistan’da fotoğrafları sergilendi ve fotoğrafları kataloglarda yer aldı.1990-92 yılları arasında iki yıl Deneysel Fotoğraf üzerine çalışmalar yaptı. Daha sonra “Bulutlar, Kayalar”, “Ahşap Heykel Sempozyum Fotoğrafları” “Retrospektif” “Bir Köyün Hikayesi” ve “Siyah-Beyaz” portreler sergilerini hazırladı . Şimdi “İzler ve Formlar” sergisi ve Dinamik Fotoğraflar üzerine çalışmalarını sürdürmektedir.



































1990 yılında FIAP (Fédération Internationale De I’art Photgraphixue-Uluslararası Fotoğraf Sanatı Federasyonu) tarafından AFIAP (Artist of FIAP-AFIAP sanatçısı) ünvanına 1995 yılında da FIAP tarafından Excelllence FIAP EFIAP sanatçısı ünvanına layık görüldü.



1995 KASK ve İzmit Rotary Kulubü ile birlikte düzenledikleri Uluslararası fotoğraf yarışmasında sekreter görevini üstlendi.



1999 yılından beri tamamen siyah-beyaz fotoğraf çalışmalarına devam ediyor. Ağırlıklı olarak insan konulu çalışmalar yapıyor. Gelecekte yapacağı çalışmaların taslakları ile ilgili projeler üzerine çalışıyor.



Kocaeli Üniversitesi Kandıra Meslek Yüksek Okulu’nda fotoğraf derslerinde, Öğretim Görevlisi olarak üç yıl görev yaptı. Halen KASK onur üyesi ve FST (Fotoğraf Sanatı Kurumu) üyeliğini sürdürmektedir. Evli, bir kızı ve bir oğlu var.























Muzaffer Sütlüoğlu’nu tanımak”¦


Yıllardır, gönlünüzde fotoğraf sevdanız, elinizden düşürmediğiniz fotoğraf makinenizle yalnız olduğunuzda bile, gizli bir esinti size, hiç de yalnız olmadığınızı, uzak da olsa bir yerlerde, sizin gibi, gönlünde fotoğraf sevdası, elinde fotoğraf makinesi ile başka yalnızlıkların yaşandığını fısıldar. Ve fotoğraf taşıyan şu küçük kağıt parçaları, başka yalnızlardan haberler getirir size. İşte o zaman, o sevdanın, o yalnızlığın yalnızca size ait olmadığını fark edersiniz.


































Önce fotoğraflarını tanıdım Muzaffer’in. Sonra ama çok sonra tanıştım onunla.Yanılmıyorsam Adana’da AFAD etkinliğinde.(Adanalı dostların fotoğrafı yücelten sayısız etkinliklerden birinde.) Adana’ya giderken program gereği Muzaffer’le tanışacağımı biliyordum. Birilerinin bizi tanıştırmasına gerek kalmadan sarıldık birbirimize.Ben bu Muzaffer olmalı diye düşünürken sanırım O da, bu Tuğrul olmalı diye düşünüyordu.Bu adını koyamadığım gizli sezgi, yıllardır Muzaffer’le aynı yokuşu tırmanıyor olmamızdan kaynaklanıyor sanıyorum. Şimdi o zaman parçasını yeniden düşündüğümde, o tanışma sırasında, ekipmanını taşıdığı çantanın büyüklüğünün beni şaşırttığını hatırlıyorum. Ama o güne kadar bana ulaşabilen fotoğraflarının çokluğunu düşündüğümde o şaşkınlığımdan geçmişti. Şaşırmalıyım diye düşünmüştüm,dünyasını sırtında taşıyan biri.





















Sütlüoğlu’nun yıllar yılı vazgeçmediği bir disiplin anlayışı ile sürdürdüğü fotoğraf çalışmalarının, çoğunlukla fotoğraf yarışmaları ile gündeme gelmesi de, üzerinde düşünülmesi gereken, açıkçası beni biraz üzen bir gerçekti.Adımın yarışmadan yarışmaya anılıyor olması yüzünden duyduğum rahatsızlığı gidermek için, yaklaşık on yıldır,prestij yarışmaları dışında,yarışmalara katılmıyorum.Ancak Muzaffer Sütlüoğlu yarışmalardan hiç vazgeçmemişti. Böyle yapıyor olmasını eleştirecek değilim. Yine de onun, titizlikle, duyarlılıkla yaptığı güçlü fotoğraflarının, yarışmadan yarışmaya parlayıp sönen saman alevlerine dönmesine üzülmeye de hakkım var sanıyorum. Çünkü o fotoğraflar, akıllarda kalması gereken, zaman zaman bir öğretiye dönüşen, kitaplarda ön sıralarda konulması gereken çalışmalardır.



Yazı : Tuğrul Çakar




İz































































Kar



















Kapadokya
































Çapa
































Kayalar


Muzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve FormlarMuzaffer Sütlüoğlu : İzler ve Formlar

Emrah Tekin : Sanatın Başlangıcı Şiirdir

Çalışmaları, konu ve kurgularıyla bir insanın kimliği, Emrah TEKİN



Var olanın görünümü bana nasıl yansır ve düşüncelerimde nasıl beslenir? Var olmasını istediklerim duygularımda nasıl bir kimlik taşır? Bu sorular bir çalışma yaparken beynim içinde gizlice sorulan, cevapları ise ortaya koyduğum çalışmalar olan bir mülakat süreci, iç hesaplaşma anlarıdır.



Her insanın kendi içinde kendisinden başka hiç kimsenin yaşamadığı bir dünya olduğuna inanan bir insanım. Yaşantınız içinde bazen öyle şeyler görürsünüz veya o an öyle şeyler hissedersiniz ki, iç dünyanızda ya bir fidan büyür yada bir orman yanar. Bu yangın yerinden kaçışlar sırasında ruhunuz bir yerlere takılır, yırtılır. Yorulursunuz”¦



Çalışmalarımda duygulara ve hissedilene önem veririm, hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Her şey ya hissettiğimiz gibi yada olmasını istediğimiz gibidir. Görüntülere karşı algılarımız, duygularımız farklılıklar taşır. Her zaman için bakmak ile görmek arasındaki farkı bilmek, görüleni hissetmek, düşünmek ve yorumlamak silsilesi ile çalışmalar çıkartmak mücadelesi içindeyim. Bunlara kendimden parçalar eklemek, ruh kazandırmak çabası ile sanatsal kaygılar yaşıyor ve psikolojik unsurları vurgulamak istiyorum.




Yaptığım çalışmalar hayat içinde hissettiklerime dair bendeki-benin yorumlanışı, İç dünyamda oluşan algılar ve yansımalardır.



An gelir isimli çalışma; Zaman denen kavramı ayaklar altına alma ve yalnız çıkılan basamaklarda benliğime bulaşan bitkinliklere inat ayakta durabilme mücadelemi yansıtan bir kurgudur. Derin bir haykırış ile gökyüzüne kucak açmak ve rüzgarı hissetmek, var olmanın anlamı, özgürlüğün sembolüdür. Bu çalışma özlemini duyduğum kişisel özgürlüğümü yansıtan bir kurgunun kompoze edilmiş halidir.



Düşüncelerinizin olur olmaz bir yerinde ağzınızdan bir cümle çıkar. Aslında yoğun anlamlar taşıyan fakat yalın ve çıplak bir cümledir bu. Kimseler tarafından öncesi ve sonrası bilinmez. Anlamı sadece sizde gizli, sessiz bir çığlıktır.















An Gelir




















Karar



Karar isimli çalışma öncesi ve sonrası kimseler tarafından bilinmeyen sessiz bir çığlıktır işte. Yakınımda bir yerlerde olmasa da, yakınımdı kendi elleriyle kendisini öldüren. İntihar denildi ve toprakla kapatıldı her şeyin üstü. Tahta sandalye miydi devrilen, yoksa devrilen bir çınarın parçası olmak mıydı kaderi? Koca bir çınardı, ama yerde yatarken heybeti ne kadar mahsun ve masumdu. Herkes neden intihar ettiğini kendi aralarında yorumlarken farklı sebepler öne sürüyordu. Bende o sebepleri kendimce buldum üzerine gelen duvarları kaldırdım, kararan mekanı aydınlatıp kuşlar kadar özgür ve hafif olmasını istedim.


























Sin(m)ek

Siz hiç çocukluğunuzla tekrar tanıştınız mı? Ben gördüm kendimi konuştum, dinledim, yaşadım. Onlar çoktular bir oda içinde ve çocuktular. Elimde büyüdüler dersem yalan olur, birbirlerimizin avucunda büyüdük… Öğretmen olduğumda yirmi bir yaşındaydım, Anadolu’daydım. Sin(m)ek isimli çalışma o coğrafya ve zamanı yansıtan bir kompozisyondur. Biliyorum ki yüzlerine sinek konsada, sinmek onlara asla yakışmayacaktır.




































Yağmur


Soldan sağa, yukardan aşağıya eksik kalan tüm boşluklarımı dolduran sevgili kızım Yağmur”¦ O ansızın başlayan bir sağanak, sırılsıklam bir sevdanın perçinidir. Yağmur isimli çalışma kızımın benim içimde gülen yüzü, ruhuma düşen yansımasıdır.







Sanatın başlangıcı şiirdir.



Fotograf sanatının değerini ve gücünü bilen, içinde şiirini barındıran fotografları hayranlıkla izleyen bir insanım. Fotografın değerinin anlaşılması ve bu alanda yeteneği olanlara ulaşılması, bilgilerin aktarılması konusunda mücadele içinde olan bir sanat eğitimcisiyim. Bu kapsamda uluslar arası projeler ile yaşadığım ildeki 12-14 yaş arası çocuklarımızın, Avrupadaki çocuklar ile doğa ve fotograf konulu faaliyetlerine yönelik çalışma koordinatörlerinden birisiyim.























Bekle Beni

























İsimsiz

























Zaman





















Mor(al)

Dijital manipulasyon; ruhsal algılar ve düşünce boyutuna yönelik izafi sunumu önde olan çalışmalar ile kendimi anlatmak, duygularımı dışa vurmak için kullandığım bir tarz, bir ifade biçimidir.


Sanat, her hali ile duygularımda sindirilecek bir enerjidir. İsmi ve cisminin bende bir önemi yoktur. Her şey en az insan kadar değişime ve gelişime gebedir. Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir. Sanatsal kaygıları içinde barındıran güzel çalışmalarda görüşmek dileğiyle”¦



Yazı ve Fotoğraflar : Emrah TEKİN
www.emrahtekin.com



Emrah Tekin : Sanatın Başlangıcı ŞiirdirEmrah Tekin : Sanatın Başlangıcı ŞiirdirEmrah Tekin : Sanatın Başlangıcı ŞiirdirEmrah Tekin : Sanatın Başlangıcı ŞiirdirEmrah Tekin : Sanatın Başlangıcı ŞiirdirEmrah Tekin : Sanatın Başlangıcı ŞiirdirEmrah Tekin : Sanatın Başlangıcı ŞiirdirEmrah Tekin : Sanatın Başlangıcı ŞiirdirEmrah Tekin : Sanatın Başlangıcı Şiirdir

Yusuf Darıyerli : Siyah Beyaz İstanbul



















Salacak’tan Bakış, 1997


İstanbul, metropollerin en farklısı, içinde onlarca il boyutundaki ilçesi ile adeta bir ülke.

Renklerin tümünü içinde barındıran, en göz alıcı görsellik ile en göze batıcı görselliğin yanyana geldiği bir şehir…

Boğaziçi, 1998




















Karaköy, 1998



Siyah ve beyazı ise apayrı güzel, eşi benzeri olmayan tonları ile gören gözlere hitap eden mükemmel bir skala. Romantizmin uçuk grisi, yalnızlığın sert grisi, melankolikliğin kirli beyazı, aşkın saf beyazı, gizemin derin siyahlığı ve kasvetin lekeli siyahlığı… Yaşamın hiç durmadığı, her havanın, her günün saatinin farklı bir görüntü ile karşımıza çıktığı yer… Bazen seyrine kapılıp gidiveriyor insan, bazen güneşin ve gölgenin peşinde geçiyor günler…


















Eminönü, 2006


İstanbul’a gri gözlerle bakmak… Bir kayıp?… En son anlarda en modern yerlerde nostaljik bir karenin yakalanabileceği bu şehre gri gözlerle bakmamak büyük hata… Bu şaşırtıcı, hem ileri hem geri zamanda hareket edebilen bu canlı şehre nasıl bakılırsa bakılsın, bakmamak esas hata ve kayıp… Sokaklarına, insanlarına, günlük yaşamına bir ömür az, bitmez tükenmez, en bitti sandığın yerden dahi kuşku duyarsın; acaba ne oldu ? diye…



















İstiklal Caddesi, 2002


Rahat hissi vermez insana şehrim, İstanbul’um… Bir bakmışsın aynı tempoda sen de yaşamaya başlamışsın, kapılmışsın gitmişsin… Dışında geçireceğin bir gün bile dayanılmaz hale gelmiş, siyahı, beyazı, grisi ve tüm renkleri gözünde tüter olmuş… Kalbin Eminönü’ne, Karaköy’e, Üsküdar’a, Balat’a, Boğaz’a, Salacak’a kendini bir an evvel atabilmek için küt küt atar olmuş….

Tophane, 2000






















Beyazıt, 1998






Monokrom sonbaharı ve kışı bile, sisi ve pusu bile, koyu koyu yağan karı bile her gün başka bir tepesinden batan (doğan) güneşi bile bu şehre gözlerini aça aça, tüm birikiminle, tüm duygularını ve duyularını açarak bakabilmen için pek çok sebeptir sana…



















Haliç, 2002





Yusuf DARIYERLİ




















1958 yılında Düzce’de doğdu. Boğaziçi Üniversitesi, Bilgisayar Programcılığı bölümü ve Anadolu Üniversitesi, İktisat Fakültesi mezunu. Türk Hava Yolları ve Goodyear Lastikleri şirketlerinde Bilgisayar Programcısı ve Sistem Analist olarak çalıştı. 1995 yılında “International Correspondence Schools”, mektupla öğretim kurumundan fotoğraf dalında diploma aldı. İFSAK ve FOTOGEN Fotoğraf Sanatı Derneği üyesi. 2000’den itibaren serbest fotoğrafçı olarak çalışmakta, belgesel nitelikli fotoğraf projeleri yürütmektedir.




Gerçekleştirdiği başlıca fotoğraf etkinlikleri:




Bir Eski Pazar Senfonisi”
Saydam gösterisi; 1992, İstanbul, Düzce, Kocaeli, Bursa.



İstanbul İstanbul “


Fotoğraf sergisi; Selim Güneş ile birlikte,1998,
İstanbul (Taksim Sanat Galerisi), Kocaeli, Bursa.

İstanbul-Farklı Bakışlar

Osmanlı İmparatorluğunun 700. kuruluş yıldönümü nedeniyle


SIPA Press tarafından düzenlenen karma sergiye katılım; 1999, Paris.

Koyu Siyah

1999 Kocaeli ve Düzce depremleri üzerine siyah-beyaz fotoğraf sergisi;


Erdal Yazıcı ile birlikte, 2000, İstanbul (Fotografevi), Kocaeli, İzmir, Bursa.

Balkan Ülkeleri Fotoğrafçıları Buluşması “

İFSAK’ı temsil eden grup sergisine katıldı; ‘Balkan ülkelerinde fotoğraf’ konulu
panelde Türkiye’yi konuşmacı olarak temsil etti,
Nisan 2001, Selanik-Yunanistan.


Panayır”

Kişisel siyah-beyaz fotoğraf sergisi; 2002, İstanbul (Taksim Sanat Galerisi),


Bursa, Edirne, Düzce, İstanbul (Hayal Kahvesi), İstanbul (Cerrahpaşa Tıp Fakültesi). İstanbul (Maltepe Üniversitesi).

Strugglers”


Yağlı Güreş üzerine siyah-beyaz ortak sergi; Cengiz Karlıova, İlyas Göçmen, Efi


Tsakraklidou ile birlikte, 2003, Selanik (Goethe Institute)-Yunanistan.



web sitesi : www.yusufdariyerli.com
portre fotoğrafı : Cengiz KARLIOVA
konu yazısı : Levent YILDIZ

Yusuf Darıyerli : Siyah Beyaz İstanbulYusuf Darıyerli : Siyah Beyaz İstanbulYusuf Darıyerli : Siyah Beyaz İstanbulYusuf Darıyerli : Siyah Beyaz İstanbulYusuf Darıyerli : Siyah Beyaz İstanbulYusuf Darıyerli : Siyah Beyaz İstanbulYusuf Darıyerli : Siyah Beyaz İstanbulYusuf Darıyerli : Siyah Beyaz İstanbulYusuf Darıyerli : Siyah Beyaz İstanbulYusuf Darıyerli : Siyah Beyaz İstanbulYusuf Darıyerli : Siyah Beyaz İstanbul

Levent Konuk : Sualtında Fotoğraf Çekmek

SUALTINDA FOTOĞRAF ÇEKMEK




Sualtında bir kayalıkta, bir mağarada ya da batık bir gemide görülmeye değer öyle güzellikler var ki, bu güzelliklerin sadece dalış yapabilenler tarafından görülebilmesi gerçekten çok yazık. Bu güzelliklerin geniş kitlelere ulaştırılabilmesi, sualtı fotoğrafçılığıyla mümkün olabilir. Sualtı fotoğrafçılığı, sualtı dünyasını herkesin ulaşabileceği bir yer haline getirir. Sualtı fotoğrafları sayesinde, dalıcı olmayan birisi bile mercan kayalıklarının canlı renklerini, sualtı mağaralarının gizemini veya sualtındaki yaşam mücadelesini inceleyebilir. Birçok insan, dalmaya böyle bir fotoğraf gördükten sonra başlamıştır.








Sualtı fotoğrafçılığının popülaritesi artıyor


Gün geçtikçe daha fazla dalgıç, dalışlarını ve gördüklerini belgelemek için kameralarını sualtına indirmektedir. Sanırım bu popülaritenin en önemli sebebi böyle eşsiz bir ortamın başka yerde bulunamayacağıdır. Başka hiçbir ortam, bir fotoğrafçıya sualtı dünyası kadar potansiyel malzeme imkanı vermez. Öğleden sonra deniz yüzeyine eğik açıyla vuran güneş ışıklarının dansı, gün batımında av peşinde koşan akyaların küçük balıklara saldırması, gövdesini kuma gömerek avını bekleyen vatozlar, karanlık bir mağaranın keşfedilmeyi bekleyen köşeleri ve nice güzellikler.



Sualtı fotoğrafçılığı kadar heyecan verici başka bir aktivite düşünemiyorum. Ortam, her yanıyla diğer doğa fotoğrafçılarının çalıştığı ortamlardan çok farklıdır. Doğal ortamında bir aslanın fotoğrafını çekmek için sıcak ve nemli havada yüzlerce sivrisinek tarafından sokulan bir doğa fotoğrafçısından daha şanslı olduğumuzu düşünebilirsiniz. Ama, bir deniz kaplumbağası fotoğrafı çekmek için yüzlerce kilometre yol alıp, onlarca kilo ağırlığındaki dalış ve fotoğraf malzemesini taşıyıp nihayet dalışa geçtikten sonra kaplumbağanın ortaya çıkmasını beklemek de en az bir aslanın doğal ortamda fotoğrafını çekmek kadar zordur.






Farklı ortamın yarattığı zorluklar


Doğa fotoğrafçılığının belki de en zor dallarından birisidir sualtı fotoğrafçılığı. Bu zorluğun en önemli sebebi de ortamın farklılığından kaynaklanır. Fotoğraf malzemesi ile tuzlu suyun birlikte olması düşünülemez. Bir damla tuzlu suyun kameraya temas etmesi ile kameranın mekanik ve elektronik bölümleri hasar görebilir.









Çekeceği konuya konsantre olan fotoğrafçının kafasının bir köşesinde daima kamerasının su ile temas edip etmediği düşüncesi vardır. Deniz suyundaki tuz, fotoğraf malzemesi üzerinde zamanla korozyona sebep olur. Özellikle sualtında kullanılmak üzere üretilmelerine rağmen, bazı parçalar korozyona uğrayarak hasar görür. Sualtı fotoğrafçılığının bir diğer zorluğu da sualtında objektif değiştirmenin imkansızlığından kaynaklanır. Uzak mesafedeki bir filin tele objektif ile fotoğrafını çekmeye çalışan bir doğa fotoğrafçısı, istediği zaman kullandığı objektifi değiştirerek önüne konan bir kuşun fotoğrafını da rahatlıkla çekebilir. Fakat, sualtında objektif değiştirmek imkansız olduğu için fotoğrafçı dalıştan önce bir objektif kullanmaya karar verir ve o dalış boyunca başka bir objektif kullanamaz. Küçük canlıların fotoğrafını çekmeye yarayan makro objektifi ile dalan bir sualtı fotoğrafçısının eşsiz güzellikteki bir manta ya da kaplumbağa ile karşılaşması halinde yapabileceği hiçbir şey yoktur. Kafasını taşlara vuracaktır.





Işık ve renk kayboluyor


Sualtı fotoğrafçılığının zorlukları, teknik zorluklarla da bitmiyor. Fotoğrafın temeli ışıktır. Lakin, deniz suyu havadan daha yoğun olduğu için ışığı süzerek derinlere ulaşmasına engel olur. Güneş ışığının sadece %20’si 10 metre derinliğe ulaşabilir. Bu yüzden sualtında fotoğraf çekmek sisli havada fotoğraf çekmeye benzer. Renklerin dalga boyu uzunlukları birbirinden farklıdır. Bu farklılık yüzünden derine inildikçe, yani ışık sudan geçince, kırmızıdan başlayarak bazı renkler emilir. Açık havada, güneşin en tepede olduğu öğlen saatlerinde, flaş ve hızlı film kullanarak ve konuya mümkün olduğu kadar yaklaşarak ışık ve renk kaybını en aza indiririz.











Poz vermeyen modeller





Sualtında fotoğraf çekmenin zorlukları bunlarla da bitmiyor. Naomi Campbell ile çalışan bir moda fotoğrafçısı yapmak istediklerini modele anlatır ve Naomi, onun istediklerini yerine getirir. Bizim modellerimiz ise balıklar. Bir balığın bize istediğimiz pozu vermesi, Naomi Campbell’in yaptığı kadar kolay olmuyor. Bunun için yapabileceğimiz tek şey sabırla beklemek. Bazen dakikalarca beklememize rağmen istediğimiz görüntüyü alamadan oradan ayrılmak zorunda kalırız, çünkü sualtı dünyası bizim ait olmadığımız bir dünya.


Bu dünyada kalabilmemiz için bize verilen vizenin süresi, tüplerimizdeki hava ile sınırlı. Bir kayabalığının yuvasından çıkarak bize poz vermesi için bekleyecek saatlerimiz yok. Bu balık derindeyse, o zaman hayati tehlike de olabiliyor. Uyulması gereken kuralları unutup bir balık peşinden derinlere inerek sualtı ile ilgili çeşitli rahatsızlıklardan etkilenen birçok sualtı fotoğrafçısı var.








Kullanılan ekipmanlar



Sualtında fotoğraf çekmek için temelde 2 farklı kamera sistemi kullanılıyor; birincisi, sualtı için dizayn edilmiş ve üretilmiş olan Nikonos ve Sea&Sea gibi amfibik kameralar, diğeri de karada kullanılan kameraların su geçirmez kılıf içine yerleştirildiği sistemler. Kılıf sistemleri, diğer sisteme göre daha büyük, daha ağır ve daha pahalı olmalarına rağmen, daha kaliteli görüntü yarattıkları için amfibik sistemlere oranla daha çok tercih edilirler. İzlediğiniz görüntüleri Ikelite ve Nexus kılıfları içine yerleştirilen iki farklı Nikon F90X kamera, 16mm, 24mm, 17-35mm, 60mm ve 105mm ‘lik objektifler ve Ikelite flaşlarla elde ettim. Sistem seçiminden sonra sualtında film seçimi de fotoğrafın kalitesini etkileyen önemli bir faktör. Sualtında ışık az olduğuna göre, ışığa daha duyarlı olan hızlı filmler kullanılması gerektiğini düşünmek doğru değildir. Tam tersine, canlı renkleri ve detayları ortaya çıkarmak için yavaş film kullanılmalı, ortam ışığına flaşlarla katkıda bulunulmalıdır. Sadece mağara, batık dalışı gibi ortam ışığının çok yetersiz olduğu durumlarda hızlı film kullanmak uygun olabilir.








Sualtı fotoğrafçılığına ilgi duyanlar ne yapmalı?



Sualtı fotoğrafçılığına ilgi duyanlar, öncelikle sualtı becerilerini geliştirerek bulundukları ortamda çok rahat davranabilmelidir. Dalış kurallarına harfiyen uyup limitleri zorlamadan emniyetli dalışlar yapmalı, sualtı dünyasına iyice alıştıktan sonra, burada yaşayan canlıları tanımaya başlamalıdır. Bir canlıya yaklaşmak için onun davranışları konusunda bilgi sahibi olmanız gerekir. Az ileride, bir kayanın altında gördüğünüz orfozun fotoğrafını çekmek için tam gaz üzerine giderseniz, balık sizden kaçacaktır. Bu tür bir görüntüyü kaçırmamak için o anda orfozun ne yapacağını tahmin edecek kadar bilgi sahibi olmalısınız. Son olarak, tecrübeli fotoğrafçılardan ders almak suretiyle kişisel becerilerinizi arttırabilirsiniz.




Sualtında bulunduğumuz süre boyunca, bu gizemli dünyaya ve bu dünyanın canlılarına saygı göstermeliyiz. “Rakının yanında iyi gider” düşüncesiyle nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan orfoz gibi balıkları zıpkınla vuranlar, yakın bir gelecekte bu balıkları sadece fotoğraflarda görebilecekler. Ama o zaman iş işten geçmiş ve bu balıklar için yapılacak bir şey kalmamış olacak. Kıyılarımızdaki hızlı yapılaşma, tarım alanlarının kıyılara kadar yanaşması neticesinde doğal hayatı tahrip etmeye devam ediyoruz. Bu tahribatın yanına bir de bilinçli yapılan tahribat da gelince diğer canlıların yaşama şansları iyice azalıyor. Umarım gizemli sualtı dünyasının aynı zamanda ne kadar narin ve kırılgan olduğunu fotoğraflarımla tüm dünyaya göstererek doğadaki tahribatın yavaşlamasına katkıda bulunabilirim.



Yazı ve Fotoğraflar : Levent KONUK




Levent Konuk : Sualtında Fotoğraf ÇekmekLevent Konuk : Sualtında Fotoğraf ÇekmekLevent Konuk : Sualtında Fotoğraf ÇekmekLevent Konuk : Sualtında Fotoğraf ÇekmekLevent Konuk : Sualtında Fotoğraf ÇekmekLevent Konuk : Sualtında Fotoğraf ÇekmekLevent Konuk : Sualtında Fotoğraf ÇekmekLevent Konuk : Sualtında Fotoğraf ÇekmekLevent Konuk : Sualtında Fotoğraf ÇekmekLevent Konuk : Sualtında Fotoğraf ÇekmekLevent Konuk : Sualtında Fotoğraf ÇekmekLevent Konuk : Sualtında Fotoğraf Çekmek

Gundega Dege : Ruhundan Geleni Göstermekten Korkma !

































Angel


1971 yılında Litvanya’nın küçük bir kasabası olan Ogre’de doğdum. Ortaokulu burada bitirdikten sonra ülkenin başkenti olan Riga’daki üniversiteye gittim ve İngiliz filolojisinden BA derecesiyle mezun oldum. Ilköğretimim esnasında sanat okuluna devam ettim ve bir çok ‘genç ressamlar’ yarışmasına katıldım. "urn:schemas-microsoft-com:office:office" />



Mesleğim halkla ilişkiler ve foto muhabirliğidir. Fotoğrafla daha ciddi olarak ilgilenmeye 2 yıl once kocamla birlikte ilk Dslr makinamızı aldığımız zaman başladım. Böylece fotoğraflarımı “photo.net” ve “photosight.ru” gibi fotoğrafla ilgili farklı web sitelerine yollamaya başladım. O zamandan beri fotoğraflarımı yerel ve uluslararası yarışmalara da yolluyorum.

2004 yılında yerel fotoğraf yarışması “maja”da ilk ödülümü aldım. Başka bir yerel yarışma da “Redzi Rigu” ödülünü ve uluslararası gençlik fotoğraf yarışmasında “Cantabria+ "urn:schemas-microsoft-com:office:smarttags" />10” birincilik ve ikincilik ödüllerini kazandım. 2005 yılında kocamla birlikte şehrimizde iki tane fotoğraf sergisi açtık. Ayrıca gene birlikte başkent Riga’da gençlik klübü “Depo”da bir günlük sergi düzenledik. Evliyim ve kocam da fotoğraf sanatçısıdır. Sık sık modelliğimizi yapan 2 çocuğumuz var. Kızımız Linda 8 ve oğlumuz Daniels 6 yaşındadır.








































Pray


Fotoğraf alanım soyut şeyler ve manipule edilmiş doğal fotoğraflar olduğu kadar insanlar, portreler, doğada insan portreleri ve en sevdiğim konu olan çocuklardır.

































Sense


S&B fotoğrafları daha fazla tercih ederim. Gerçekte, insanlar üzerine çalışmaya başladığımdan beri alanımı değiştirmedim. Örneğin kuşlar, manzaralar, hayvanlar gibi konulara asla odaklanmadım, çünkü insan duygularını, insan heyecanını tercih ediyorum ve bu yüzden çalışmalarımda insanları gösteriyorum. Kahramanlarım çevremdeki insanlar. Sık sık 2 çocuğumun fotoğraflarını çekerim.



























Untitled

Gündelik yaşamımdan, çevremdeki olaylardan, dinlediğim müzikten, ilham alırım. Sadece bazı zamanlar duygularımdan ya da çevremdeki diğer insanların hislerinden esinlenirim, bu yüzden fotoğraflarımın bazıları depresif veya siyah görünebilir, çünkü hayatımızın en hüzünlü yanını göstermeye çalışırım. Bugünlerde etrafımızda fakir ve evsiz çok fazla insan var. Önce de söylediğim gibi, genel olarak insani şeylere odaklanmayı tercih ederim, örneğin bir kuşun ya da kedinin manzarasının resmini göremem, onları hissedemem, aynı şey durağan hayat, spor ve manzara fotoğrafları için de geçerli. Beni etkileyen şey, insan ilişkileri, çevremizdeki hayattır. O yüzden portrelere odaklanıyorum.





























Gypsy


Jan Saudek’ten çok esinlendim, bu yüzden portrelerimin bazıları insanlara garip gelebilir, çok nadir olarak “ klasik güzellik” portreleri gösteriririm. Daha derine inmekten hoşlanırım. Portre sadece gözler, dudaklar, ifade değildir aynı zamanda ruha bir bakıştır. Bazen fikirler, bilgisayarda fotoğrafa sonraki işlemleri yapmaya başladığım zaman doğmasına rağmen, potre çekmek için zamana, model ve fikre ihtiyaç duyarım.






































Untitled


Eskiden “ diğer taraftan, daha derin yanından, ruhundan geleni göstermekten korkma” derdim.Emin değilim ama sanırım fotoğraf alanında daha fazlası olacağım, belki daha ciddi projeler yapacağım, fotoğraflarımı denizaşırı yayınlayacağım. En sevdiğim iki modelim kızım ve oğlum daima burdalar!








































Natura


Sanırım birazcık resim gibi, durağan da olsa kendi stilime sahibim. Insanlar sık sık fotoğraflarımın eski resimler gibi olduğunu söylüyorlar. Bu yüzden çalışmalarımı PhotoShopta özel bir şekilde yapıyorum. Çok katmanlı olarak çalışırım. Çünkü bir fotoğrafta sık sık birden fazla fotoğraf , fırçalar, farklı dokular kullanırım. Bazen sonucun ne olacağını kendim de bilmem, süreç üzerinde çalışırım, uzun çalışma saatlerinden sonra amacıma ulaşırım. Ama sadece fotoğrafı çektiğim sonuca ulaştığım da olur, herhangi bir sonradan işlemeye ihtiyacım olmaz, belki kontrastı ayarlama ve S&B dışında.


Gundega Dege

web : www.sundewart.com




Gundega Dege ile Röportaj




1.) Uzun bir süredir senin, yalnızlık, tedirginlik,şiddetli ruhsal derinlik hissi aldığım tasvirlerini (fotograflarını) izliyorum. Sana ilham veren şey nedir? Yaratıcı gücünü nereden buluyorsun?


— Etrafımda olan her şeyden hayatın kendisinden. Yani yalnızca ailemde ya da ülkemde olan olaylar değil, hem pozitif hem de negatif duygularla dolu olan dünya üzerindeki hayattan. İnsan hayatını bozucu önemleri sebebiyle sanatım üzerinde tabii ki daha etkili. Dediğiniz gibi yalnızlık hissi, kaybolmuşluk hissi, sevgisizlik ve acı. Gülümseyen insanları bile anlayamıyorsunuz acaba o gülümsemeler gerçek mi? Çünkü bugünlerde en sık gördüğümüz şey maskeler.



2.) Dünyamız neyin önemli olduğunu unutmuş gibi görünüyor. Bir fotoğrafçı, bir sanatçı, bir insan olarak sizin için önemli olan nedir?



—İnsan ve dürüst kalmak. Yüzümü maskelere karşı ya da maskelerin ardında gizlememek. Sanat çalışmalarım için de aynı şey geçerli, onlar dürüst, bazen gerçeküstü olabilirler ama onlardaki duygular gerçek. Esas olarak sanatın özü olan şey insan ruhudur ve benim için en önemli şey ruhu unutmamaktır. Bu günlerde sanat çok ticarileşti ve biz sık sık gerçek sanatı unutuyoruz.





3.) Sanatçılar görünmez dünyaya kısa bir bakış atma gücüne sahip gibi görünürler. Sizin görünmez dünyanız neye benziyor?


—Onlar benim hayallerim ve umutlarım. Bazen gece rüyamda bazı hayaller görürüm ve sabah uyandığımda kameramı kapar ve şehirde, insanların yüzlerinde onları yakalamayı denerim. Benim görünmez dünyam bilinçaltıdır. Çoğunlukla karanlık ama aynı zamanda aydınlık! Tam bir tezat sis’te olduğu gibi.



4.) Fotoğrafa ne zaman başladınız? Sizi bu faaliyete sürükleyen güdü neydi?





—-Sanatta ilk adımlarım çocukluğumda ve okul çağımda resim okuluna katıldığım zaman ve bir çok resim yarışması ve sergisinde yer aldığımda attım. Ortaokuldan sonra yabancı diller öğrenmeye başladım ve 5 yıl boyunca yabancı dil öğrendiğim üniversiteye girdim.Bu arada resim yapmaya ve şiir yazmaya devam ediyordum. Sonra çevirmen olarak çalışmaya başladım ve yerel bir gazetede halkla ilişkiler uzmanlığı ve foto muhabirliği yaptım. Yaklaşık 3 yıl önce fotoğraf dünyasını keşfettim. Okuldayken de fotoğraflar çekiyordum ama gündelik(tesadüfi) şeylerdi. 2004 te ilk dijital fotoğraf makinemi aldığım zaman ciddi olarak çalışmaya başladım. Dediğim gibi etrafımdaki hayat ve ruhum benden fotoğrafa başlamamı talep etti.






































Sad package part 2




5.) Bir çok melek görüyorsunuz, ama melekleriniz çoğunlukla hüzünlü, bunun sebebi nedir? Meleklere ihtiyacımız var mı? Onlar neyi temsil ediyorlar?


—Bu bizim dünyamız, acı, keder, savaşlarla dolu ve geri kalan her şeyle. Küçük bir melek hepsinden korumaya çalışıyor; O bizim meleğimiz, daha iyi bir dünya için bizim umutlarımız ve hayallerimiz. Bu serilere tekrar tekrar geri dönüyorum çünkü hayatımda onları görme ihtiyacı hissettiğim zamanlar oluyor. Bazen insanlar, onlara bakınca ağladıklarını söylüyorlar. Melek imajlarımın ana modeli kızım Linda yanımda bence kendimi de onların yerine koyuyorum.

6.) Resimlerinizin bir çoğu unutulmaz. Siz unutulmaz bir sanatçı mısınız? Diğer insanların hayal dünyasında kalıcı olmak mı istiyorsunuz?


—Evet, bazen isterim! Bu tanıştığım insanların ne kadar açık ve benimle işbirliği yapmaya istekli olduklarına bağlı.


7.) Klasik fotoğrafla karşılaştırılınca çağdaş(güncel) fotoğrafın farkı nedir? Bu konuda ne düşünüyorsunuz?



—Benim düşünceme göre klasik fotoğraf daha anıtsal(muazzam), ama çağdaş fotoğraf dijital çağla birlikte ulaştığımız yeni stiller(biçemler, tarzlar) gibi daha hareketli, çok hızlı bir gelişim için daha fazla olasılıklara sahip. Fotoğrafların sonradan işlenmesi(post processing) fotoğrafı sanat eserine dönüştürdü, sanatçı fırçalar, boyalı dokular kullanıyor, böylece bazen fotoğraf nerede bitiyor ve dijital sanat nerede başlıyor söylemek gerçekten zor. Ama bir kez daha tekrar etmek isterim ki fotoğrafı zihinsel ve hassas duygular üzerine geliştirmek için sanatsal çalışmanın fikrini anlamak çok önemlidir.





































Ballerina


8.) Fotoğraflarınızda yakaladığınız insanlar kimlerdir? Onlar mı yoksa sanatsal fikir mi daha önemli?



—Fotoğraflarımı çekmek için bütün ihtiyacım olan benim ve modellerim için doğru ruh hali. Daima insani şeylere, heyecanlara, duygulara, bilinçaltına olduğu kadar iç dünyaya odaklandım. Her ikisi de önemli, resimlerdeki insanlar ve sanat! Benimle çalışmak isteyen herhangi birine, eğer kendini kendi içinden görmek istiyorsan, ben doğru kişiyim, sana ruhunu göstereceğim derim.



9. ) Çok derinden anlamış gibi göründüğünüz ve izleyicileri de çok şaşırtan bir başka konu da çocuklar. Çocukları bu kadar özel yapan nedir?


—Elbette, çünkü benim 2 çocuğum var, çocuklar bu sebeple çok özel! Onları çok iyi korumalı ve gelecekleri için sorumluluk duymalıyız. Çocuklara nasıl davrandığınız çok önemlidir, çünkü onlar evrenin küçük ruhlarıdır.Toplum ve kurallar tarafından bozulmamışlardır. Onlar daha iyi bir dünya için bizim tek umudumuz.






































Does she have a good life


10. Ülkenizde sanatçı olmak nasıl bir şey? Sanatsal ve entelektüel memnuniyetleriniz nelerdir?



—İnsanların büyük ölçüde zihinsel(ruhsal)tatmin yerine maddi tatmine daha fazla ihtiyaç duymaları gerçeği nedeniyle gerçekten kolay değil. Ayrıca insanlar gülen yüzler, harika günbatımları, renkli çiçekler ve benzerleri türü fotoğrafları daha fazla görmek istiyorlar. Bana sık sık niçin bu karanlığı ve hayatın acılarını gösteriyorsun diyorlar. Gözlerinizi kapatmak ve görmemek daha kolay. İnsanlar bencil oldular ve sanattan bekledikleri pozitif, güzel, rahatsız edici olmayan duygular. Bu yüzden aile komedileri seyrediyorlar, country tarzı ve pop şarkıları dinliyorlar, kırmızı spor arabalar alıyorlar, tatil için İspanya sahiline gidiyorlar .






































Don’t loose it


11.) Sanat hakkında ne düşünüyorsunuz? Bugünün dünyasında ne kadar önemli?


—Bugün için sanat eksikliği tatmin edici bir tanımlama. Estetik objelerin yaratımında yetenek ve hayal gücünün kullanımı, çevreler yada diğerleriyle paylaşılan tecrübeler gibi bazı şeyleri yapıldığı gibi nitelendirmek daha kolay.


12. Hangi sanatçılardan hoşlanırsınız? Size kim esin kaynağı olur?


—Favori fotoğrafçım Jan Saudi’dir. İlhamımın çoğunu onun çalışmalarından alırım, ayrıca ülkemdeki günlük hayatta var tabii. En iyi yardımcılarım ailemdir. Kendi de fotoğraf sanatçısı olan eşim, Andre Viruses ve aynı zaman da modellerim de olan iki çocuğum, Linda ve Daniel.


13.) Okuyucularımız için bir sözünüz veya bir tavsiyeniz var mı? Teşekkürler.


—-İnsanlara dünyayı diğer tarafından göstermekten korkmamalısınız ve şunu unutmamalısınız ki fotoğraf çekmeyi istemek bir şeydir, ama onları çekerken güçlü ve duygulu veya akıllı olmalısınız. Hangi kameraya sahip olduğunuz önemli değil, önemli olan zihninizde ve ruhunuzda neye sahip olduğunuzdur.





































Welled in the dark roses




Çeviri : Ayşegül KANBAK





I have born in 1971, in Latvia, in small town Ogre, I finished secondary school here and afterwards studied in university and got BA degree in English philology – in the capital of Latvia – Riga.


During school time I learned in art school and took part in several young painters’ competitions.


My every day work is public relations and photojournalism. I started photography 2 years ago more seriously, when I together with my husband bought our first dsrl. Since that I started to post my photos in different web sites in connection with photos, such as photo.net and photosight.ru. Since that time I also started to post my photos in different contests, in local and also in international, I got the first prize in local photo contest “maja” in 2004, the prize in local photo contest “Redzi Rigu” and got the 1 rst and 2 nd prize in the international youth photo contest ” Cantabria + 10″ . Together with my husband , make 2 photo exhibitions in local town in 2005. As well as made together with him one-day excibition in the capital of Latvia Riga – in youth club ” Depo” . I am married and my husband is also photographer, we have 2 children who very often are our models, we have 2 – daughter – Linda , she is 8, and son – Daniels (6).


The area of the photography are – people, portraits, people portraits in nature, most favourite – children, as well as abstract things, photo manipulation as well as natural photos, I prefer more BW photos.


In fact I haven’t changed my areas since the very beginning its people, I have never focused on for instance – birds, landscapes, animals…because I prefer human feelings, human emotions and that’s why I show people in my works.


My heroes are people around me, I very often photograph my 2 children, I got inspiration from my everyday, from events around, from music I listen, just sometimes from my emotions how I feel or how other people feel around me, that’s why some of my photos may look depressive or black, because I try to show the saddest side of our life, there are so many unhappy people around us nowadays – many poor and homeless.


As I told before, I prefer to focus on human things in general, I cant see the picture, the scene for instance of the bird or the cat, I cant feel them, the same goes to still life, sports and landscape photography, the things that touches me is – human relations, the life around, that’s why I focus on portraits.


In fact I am very much inspired from Jan Saudek, that’s why some of my portraits maybe seams to people weird, I very rare show such called ” classical beautiful ” portraits, I like to watch deeper, the portrait is not only the eyes, the lips, the expression, but this is the look in soul. To me to shoot the portraits – I need time, the model and the idea, although sometimes ideas arise when I started post processing of the photography in computer.


I used to say – “ Don’t be afraid to show yourself from another side, from the deeper side, from your soul. “


I am not sure, but I think I will be more in the field of the photography, maybe some more serious projects - I wish to put my photos abroad.


My 2 favourite models, my daughter and son are always here! But as to the rest, they are people around, some friends, and some old school mate…


I think I have my own style that is a little bit still like the painting, people often say that my photos are like old painted pictures, that is why I use specific way of post processing in PhotoShop of my works – that is work with several layers, because I very often use several photos in one, as well as I use brushes and different textures, sometimes I don’t know what will be the result, I am in the process, and after several hours of work I got the aim – the final photo. But it also happens, I just make a shot and I see this is final, I don’t need any post processing, except maybe making contrast and BW.


What I advice to others - Just take the camera all the time with you, and make many photos….just make photos of everything you see around, maybe start just from people besides you, make self – portraits, make home studio works, combine various things and shoot them. You don’t need I expensive camera, everybody can start with just simple digital 4 megapixel cameras. The 2 nd advice- look for others, how others do photos, watch photo web sites, read photo magazines, try to find the people with similar thinking. And the main – don’t be afraid, it doesn’t matter what camera you got, the main thing – have your ideas!


My working camera at the moment is Olympus e- 300, and use standard zuiko lenses as well as old Russian and Japan lenses such as helios 44 and vivitar.


Interview Gundega Dege



1. I watched your images for a very long time. What I get is a feeling of loneliness, of disturbance, of intense spiritual depth. What is what inspires you? Where do you find your creative force?



The life as such – everything that happens around me. I mean not only events in my family, or in my country, but life on the Earth – that is full of different emotions both positive and negative. Of course more influence on my art is because of disturbing moments in human life. As you said – feeling of loneliness, feeling of being lost, unloved and hurt. You even don’t know about smiling people – are these smiles real? Because that what we see nowadays are very often masks.



2. Our universe seems to forget about what is important. What is important for you as a photographer, as an artist, as human?



To stay human and honest. Not to hide my face against mask. The same refers to my art work, they are honest, maybe sometimes surreal, but the emotions in them are real. The most important thing for me is not to forget about the soul – the human soul as such as well as about the soul as the spirit of artwork. Nowadays art is so commercial and we often forget about real art.



3. Artists seem to have the power to get a glimpse in the invisible world. How does your invisible world look like?



Those are my dreams and hopes. Sometimes I dream at night about some images and in the morning when I wake up I get camera and try to catch them in the town, in peoples faces”¦.My invisible world is subconscious. It is mainly dark, but also light! It’s full of contrasts as well as fog.



4. When did you started to photograph? What where the things that drove you to start this activity?



My first steps in art were made during her childhood and school time when I attended drawing school and took part in several drawing competitions and exhibitions. After studies in the Secondary school I started to learn foreign languages and entered the University where for 5 years was studding foreign languages, meanwhile I was continuing to do drawings and write poetry. After that I started to work as the translator, later as the public relations specialist and photojournalist in local newspaper. So approximately 3 years ago, I discovered the world of photography. I was taking pictures during school time, but it was just casual. In 2004. I started to do it seriously when I bought her firs digital photo camera. As I said before, the life around and my soul asked me to start photography!



5. You see a lot of angels, but your angels are manly sad. Why is that? Do we need angels? What do they stand for?


This is our world, full of pain, suffering, wars and all the rest. A little angel tries to save it all; it is our angel, our hopes and dreams for a better world. I come back to these series over and over because I have moments in my life when I need to see them. Sometimes people say they are crying when they look at them. I think I have put much of myself in them, as well as my daughter Linda who is the main model of my angel images.



6. A lot of your images are haunting. Are you a haunted artist? Do you want to haunt other people imagination?



Well, sometimes I do! It depends on the people I meet, how open they are and willing to cooperate with me!




7. What do you think is different in the contemporary photography compared with the classical photography?



In my opinion classical photography is more monumental, but contemporary photography is more mobile as well as have reached new styles – with starting digital era , photography have got more possibilities to develop very fast. As we all know – the post processing of photos has made photography into piece of art, artist use brushes , painted textures, so sometimes its really difficult to say where the photography ends and digital art starts. But once again, I want to say, it is very important to get the idea of the artistic work, to build up photography on mental and sensitive emotions.




8. Who are the people that you capture in your photos? Are they important or is the artistic idea more important?



To shoot my images all I need is the right mood for me and the models. I have always focused on human things…emotions and feelings, the inner world as well as the subconscious. The both are important – people on the pictures and art! To anyone who would like to work with me I would say that if you want to see yourself from the inside, I am the right person. I will show you your soul!



9. Another subject that you seem to understand very deeply, and that intrigues a lot the viewer, is children. What do children have so special?



Of course, because I myself have 2 children, the children are special as such! We have to protect them a lot and be responsible for their future. It is very important how you treat children, because they are little souls of the Universe, they are unspoiled by society and rules. They are our only hope for better world.



10. How is it to be an artist in your country? What are your artistic and intellectual satisfactions?



In fact is not easy, mainly because of the fact, that people need more material satisfaction nor mental. Besides that people like to see more photos of smiling faces, beautiful sunsets, colorful flowers and etc. They often say me: “Why do you show us this darkness and painfulness of life”. It’s easier to close eyes and don’t see it. People have become selfish and that what they need from art is positive, good not disturbing emotions, that are why they watch family comedies, listen to country style and pop songs, purchase red sport cars, go to Spain seaside for the holidays and etc.




11. What do you think about art? How important is it in the today world?



Today art lacks a satisfactory definition. It is easier to describe it as the way something is done — the use of skill and imagination in the creation of aesthetic objects, environments, or experiences that can be shared with others.



12. What artists do you like? Who inspires you?



My favorite photographer is Jan Saudi much of my inspiration comes from his works, as well as from everyday life here in my country. My best assistants are my family Рmy husband, Andr̩ Viruses, who is also a photographer and my 2 children, Linda and Daniel, who are also my models.



13. A word for our readers, an advice maybe. Thanks.



You shouldn’t be afraid to show people the world from the other side, and remember that it’s one thing to wish to take photos, but you must have the power and sense to take them! No matter what camera you have, the main thing is what you have in your mind and soul!

Gundega Dege : Ruhundan Geleni Göstermekten Korkma !Gundega Dege : Ruhundan Geleni Göstermekten Korkma !Gundega Dege : Ruhundan Geleni Göstermekten Korkma !Gundega Dege : Ruhundan Geleni Göstermekten Korkma !Gundega Dege : Ruhundan Geleni Göstermekten Korkma !Gundega Dege : Ruhundan Geleni Göstermekten Korkma !Gundega Dege : Ruhundan Geleni Göstermekten Korkma !Gundega Dege : Ruhundan Geleni Göstermekten Korkma !Gundega Dege : Ruhundan Geleni Göstermekten Korkma !Gundega Dege : Ruhundan Geleni Göstermekten Korkma !Gundega Dege : Ruhundan Geleni Göstermekten Korkma !Gundega Dege : Ruhundan Geleni Göstermekten Korkma !Gundega Dege : Ruhundan Geleni Göstermekten Korkma !Gundega Dege : Ruhundan Geleni Göstermekten Korkma !Gundega Dege : Ruhundan Geleni Göstermekten Korkma !Gundega Dege : Ruhundan Geleni Göstermekten Korkma !Gundega Dege : Ruhundan Geleni Göstermekten Korkma !Gundega Dege : Ruhundan Geleni Göstermekten Korkma !

Ruud van der Lubben : Rüzgar Tribünleri































Ruud van der Lubben




1956 ‘ da Hollanda’da doğdu.



Ruud, 2004 yılında , analog fotoğrafçılıkta kazandığı yılların tecrübesi ile, dijital fotoğraflara dönüşüm yaptı. Bu dönüşümle birlikte , fotoğraf ve fotoğrafik malzemelerin redaksiyonunu yapmada büyük miktarda yeni teknikler ve imkanlar elde etti.



Aslında Hollanda Almere’de yaşayan ve fotoğraflarının önemli bir bölümü bisiklet sporu ve diğer sporlar olan fotoğrafçı bisiklet yarışlarının gereği olarak birkaç yıl için Finlandiya’da yaşadı.



NTFU tarafından yayınlanan Fietssport Dergisinin( Bisiklet Sporları) ön sayfasının ana konuları ve diğer fotoğrafları da Ruud tarafından yaratılmaktadır.



Bunun yanında, kırlardaki rüzgar enerjisi gibi diğer konularla ilgili geniş bir portfolyosu bulunmaktadır.



Profesyonel bir fotoğrafçı olarak Ruud, çok farklı konuların fotoğrafçısıdır.









Born 1956 The Netherlands.



With many years experience in analog photography Ruud made the change to digital imaging in 2004.


Through this change a large amount of new techniques and possibilities became available in the making and editing of photographs and photographic materials.



After having been involved in cycle-racing for quite many years nowadays this sport and others are an important part of the photography by this photographer, who these days, after having lived in Finland for quite many years, is based in Almere The Netherlands.



For FietssportMagazine ( a magazine on cyclesports ) issued by the NTFU on a regular basis the frontpages and other photographs are being produced.



Also a large scala of other subjects are being done, like the project about windenergy in the landscape.



As a Freelance photographer Ruud is available for many different kinds of asignments.



web : www.vanderlubbenfotografie.nl

Ruud van der Lubben : Rüzgar TribünleriRuud van der Lubben : Rüzgar TribünleriRuud van der Lubben : Rüzgar TribünleriRuud van der Lubben : Rüzgar TribünleriRuud van der Lubben : Rüzgar TribünleriRuud van der Lubben : Rüzgar TribünleriRuud van der Lubben : Rüzgar TribünleriRuud van der Lubben : Rüzgar TribünleriRuud van der Lubben : Rüzgar TribünleriRuud van der Lubben : Rüzgar Tribünleri

Koza Han

BURSA HANLAR VE HAMAMLAR

KOZA HAN

































Bursa Ulucami ile Orhan Cami arasında bulunan Koza Hanı Sultan II.Beyazıt’ın İstanbul’da yaptırdığı Beyazıt Külliyesine akar olması amacıyla 1490-1491 tarihleri arasında yaptırılmıştır. Mimarı Abdül-üla Bin Pulad Şah ve İnşaat Emini de Sücca Bin Karaca’dır.






























Koza Han çeşitli dönemlerde Han-ı Cedid Evvel, Şimşek Han, Sırmakeş Han, Beylik Kervansaray, Beylik Han-ı Cedide Amire, Beylik Yeni Kervansaray isimleri ile de anılmıştır.



































Han dikdörtgen bir avlunun çevresinde iki katlı olarak yapılmıştır. Doğusunda ise ahır ve depoların bulunduğu ikinci bir avlu bulunmaktadır. Hanın kuzeyindeki giriş kapısı taş kabartma bezeli abidevi görünümündedir. Girişin iki yanında dükkanların sıralandığı bir üst yapıya sahiptir.
































Üst kattan güneye, avluda depolara ve Orhan Camii yönüne açılan üç kapısı daha bulunmaktadır. Üst katta 50, alt katta 45 odası olan hanın avlusunun ortasına bir mescit yapılmıştır. Sekiz yüzlü olan mescit, köşelerindeki sekiz ve arkadaki bir ayak üzerindedir. Mescit’in alt kısmında ise bir şadırvan bulunmaktadır.



































Orjinal durumunda hanın üzeri kubbe ile örtülü iken, yapılan onarımlarla üst örtüsü çatıya dönüştürülmüştür.



80 yaşındaki Raif Göral , 1963 yılından beri önce Fidan Han’ da , 1978 yılından sonra da Koza Han’da tekstil işi ile uğraşıyor, arkadaşlarının çoğu vefat ettiğinden hanın yaş olarak en büyüğü. Koza Han’daki dükkanında ev tekstili ürünleri, eşarp, yastık kılıfı vb. gibi daha çok turistik tekstil ürünleri satıyor ve dükkanı yardımcısı olmadan tek başına çekip çeviriyor. Han’da eskiden fabrikaların toptan kumaş satılan yazıhaneleri yanında Musevi vatandaşların yazıhaneleri de varmış.
































Şimdi Koza Han’daki dükkanların tamamına yakının ipek üstüne kurulu perakende turistik tekstil ürünleri sattığını söylüyor. Hanın Nisan ve Kasım ayları arasında en yoğun zamanları olduğunu ve hem yerli hem yabancı turistlere hizmet verdiğini belirtip, işlerin son 2 yıldır çok durgun olduğunu ve her geçen gün geçmişi biraz daha aradığını söylüyor.































Yazı ve Fotoğraflar : Bülent SUBERK

Koza HanKoza HanKoza HanKoza HanKoza HanKoza HanKoza Han

Mehmet Özşimşek : Sessiz Yüzler

MEHMET ÖZŞİMŞEK

Fotografçı / eğitmen.



1961 yılında Pütürge’de (Malatya) doğdu, ilkokulu Pütürge’de Orta ve lise eğitimini İstanbul’da tamamladı. 1983 yılında Edirne Eğitim Enstitüsü’nü bitirdi ve 2003 yılına kadar Edirne’de çeşitli çalışmalarda bulundu. Fotograf ve Eğitim çalışmalarına 4 yıldır İstanbul’da; Fototrek Fotograf Merkezi’nde temel fotograf,makro fotograf, çocuklar için fotograf atölyesi, kent günlüğü atölyesi başlıkları altında devam ediyor. Yerel ve ulusal basında (Cumhuriyet, Hürriyet, Olay) foto muhabirliği yaptı. Edirne Valiliği Basın Danışmanlığı yaptı. Edirne albümü ve kitaplarına fotograflarıyla katıldı. Aynı başlıklı fotograf sergilerine katıldı. Doğa’nın Ezgisi, Ermeydanı Kırkpınar, Tanrı Yaratan Dağ : Nemrut, Temmuz’da Kar : Akdağ, Su’da Yansımalar, Pencereler, Çingeneler, Martıların İstanbul’u, Çingene Vapuru, Yılbaşı’nda Pera isimli çalışmaları çeşitli illerde dia gösterisi olarak sunuldu. Ulusal ve uluslararası değişik yarışmalardan ödüller kazandı.



Sessiz Yüzler isimli işitme engelli çocukların portrelerinden oluşan projesi İstanbul (2 ayrı yerde), Edirne, Sakarya’da olmak üzere 4 kez sergilendi. Edirne Fotograf Sanatı Derneği’nde (EFOT) 4 dönem yöneticilik ve eğitmenlik yaptı. Trakya Üniversitesi Fotograf Topluluğu’nda 3 yıl danışmanlık ve eğitmenlik yaptı. Edirne Güzel Sanatlar Lisesi’nde 1 yıl fotograf eğitmenliği yaptı. Türkiye Fotograf Sanatı Federasyonu kuruluşu ve tüzük hazırlık çalışmalarına katıldı. 2003 yılında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin organize ettiği “Çocuk ve İletişim” konulu uluslar arası konferansa katıldı, sunumda bulundu. Bilim İlaç, Kartal Belediyesi, Galatasaray üniversitesi gruplarına fotograf dersleri verdi. Beyoğlu çocukları ile “Yaşadığım Yer Beyoğlu” projesine eğitmenlik ve danışmanlık yaptı. Makro-detay fotografçılık çalışmalarını 15 yıldır sürdürüyor ve bu konuda 10 dönem atölye açıp 100’e yakın öğrenci yetiştirdi. Edirne’de çekimine başladığı “Çingeneler” belgesel projesi çalışmasına devam ediyor.



Web site : www.mehmethoca.net
Eğitim ve Atölye : www.fototrek.com





SESSİZ YÜZLER



Ön çalışması ile birlikte 5 yıl süren bu projede (çekimler 3 yıl sürdü) duymayan çocukların yüzlerindeki ifadeleri yakalamayı amaç edindim. Onlar duymuyor ve konuşamıyorlardı. Ama konuşamadıklarını, anlatamadıklarını, anlatmak istediklerini bakışlarına yüklüyorlardı.



Bu bakışları fotograflarken kesinlikle belirli pozlar verdirmedim ve yapay ışık kullanmadım. Karşımda istedikleri gibi durdular ve pencereden gelen ışık altında fotografları çekildi. 44 siyah beyaz fotograftan oluşan bu çalışmamda duymayan çocuklarımın duygularını sizlere aktarmaya çalıştım ve her karede ayrı duygular yaşadım.



Sessiz Yüzler isimli işitme engelli çocukların portrelerinden oluşan projemi, İstanbul (2 ayrı yerde), Edirne ve Sakarya’da olmak üzere 4 kez sergiledim.



Not:”Sessiz Yüzler” Edirne’de görev yaptığım İşitme Engelliler Okulu’ndaki öğrencilerimin portrelerinden oluşmaktadır.













Atölye
M. ÖZŞİMŞEK ile KENT GÜNLÜĞÜ



Mehmet Özşimşek : Sessiz YüzlerMehmet Özşimşek : Sessiz YüzlerMehmet Özşimşek : Sessiz YüzlerMehmet Özşimşek : Sessiz YüzlerMehmet Özşimşek : Sessiz YüzlerMehmet Özşimşek : Sessiz YüzlerMehmet Özşimşek : Sessiz YüzlerMehmet Özşimşek : Sessiz YüzlerMehmet Özşimşek : Sessiz YüzlerMehmet Özşimşek : Sessiz YüzlerMehmet Özşimşek : Sessiz YüzlerMehmet Özşimşek : Sessiz YüzlerMehmet Özşimşek : Sessiz Yüzler