Kategori arşivi: KELEBEKLER SAYISI – BUTTERFLIES ISSUE

Kelebekler Sayısı Önsöz




ÖNSÖZ




Değerli okuyucular, Fotoritim daha önce TRAKUŞ ile bir “kuşlar özel sayısı” yapmıştı. Bu kez de TRAKEL ile “kelebekler özel sayısı” yaptı ve sizlerle buluşturuyor. Trakelin kuruluş amacı, misyonu, sadece fotoğraf biriktiren bir site olmanın sınırlarından çıkıp, en azından popüler düzeyde bilimsel verilerin oluşturulduğu, konuşulan, tartışılan, yaşayan, kısacası dinamik bir sanal ortamın sağlanmasıdır.





P. Ossmar / Çokgözlü Anadolu çillisi




Fotoritim’in bu sayısında amacımız doğaseverlere kelebekleri tanıtmak, onların nasıl fotoğraflanacağı konusunda biraz bilgi vermek. Kelebekleri tanıdıkça onların dünyasına ulaşmak, davranışlarını keyifle izlemek ve onları sevmek mümkün olacaktır. Kelebeklerin büyülü dünyasına girdikten sonra onları fotoğraflamanın ne kadar zevkli bir uğraş olduğunu ve zamanı nasıl doldurduğunu fark etmek mümkün olmuyor. Üstelik tam yıllık bir hobi diyeceğim geliyor. Yazın çektiğiniz binlerce karenin kışın sezon bittiğinde elden geçirilmesi, fotoğrafların işlenmesi müthiş keyifli bir uğraş. Üstelik yediden yetmiş yediye herkesin peşinden koşabileceği bir hobi. Sizlere sunmak amacıyla arkadaşlarımız değişik türlerin fotoğraflarını bir araya getirdi.






T. nogelii / Anadolu gelinciği




Burada kelebek gözlemleyen her arkadaşımıza bir yazı için fırsat verme olasılığımız yoktu. Büyük ölçüde trakel ekibi (www.trakel.org) kalemi eline aldı. Umarım bir dahaki sefere daha farklı arkadaşların yazmalarını sağlarız. Bu sayının oluşmasını sağlayan başta Dr. Baybars Sağlamtimur olmak üzere tüm Fotoritim mensuplarına ve yazılarıyla katkıda bulunan arkadaşlarımıza ve siz okuyucularımıza teşekkürlerimizi sunarız.



Serhat TİGREL ve Fatih KÖLELİ






Kelebekler Sayısı ÖnsözKelebekler Sayısı Önsöz

Adem Yağız : Kelebekler




Fotoğraflarla uzun zamandır ilgili olsam da sadece üç yıldır fotoğraf çekiyorum. Önceleri dergilerde, internette gördüğüm fotoğraflara bakmakla yetinirdim ve bu hala severek yaptığım bir şeydir. Bir gün benim de fotoğraf çekebileceğim hiç aklıma gelmezdi.



İlk makinemi aldığımda, zaman içinde daha çok doğa fotoğraflarına yöneldiğimi fark ettim. Güzel manzaralar, şarkı söyleyen kuşlar ve etrafta uçuşan narin kelebekler beni cezbediyordu. Daha sonra ekipman tercihlerimi bu yönde yaptım, makro, tele ve geniş açı objektifler v.s.




Beyaz benekli zıpzıp




Fransız everesi




Çokgözlü maviler




Kırlangıçkuyruk





Kocaeli’nden Hakan Yıldırım beni İzmit’e kelebek fotoğrafı çekmek için davet edinceye kadar bu güzel canlıların üzerinde fazla durmamıştım. Güzel poz veren bir kelebek denk gelirse çekiyordum fakat özellikle kelebek üzerinde yoğunlaşmak aklıma gelmemişti. O günden sonra kelebeklere de kuşlara olduğu kadar ilgi göstermeye başladım, Hakan Yıldırım’la Kocaeli’nin türlerini çıkarma konusunda beraber arazi çalışmalarımız oldu ve 100′ü aşkın tür tespit ettik.



Gebze gibi yoğun sanayi bölgesi olan bir yerde bu kadar kelebek türü olabileceğini hayal bile edemezdim. Denizli Göleti, Ballıkaya Tabiat Parkı ve Eskihisar sık sık ziyaret ettiğim yerler arasında.




Sarıayaklı nimfalis




Karağaç sevbenisi




Cengaver




Güneyli fisto




Ballıkaya Tabiat Parkı, vadi içerisinden akan deresi ve barındırdığı bitkiler sayesinde çeşitli türlere ev sahipliği yapıyor. Buranın en önemli sıkıntısı çok kalabalık olması. Özellikle hafta sonu kalabalık nedeni ile kelebek fotoğrafı çekmek neredeyse imkansız oluyor. Bu nedenle sabah erken saatte gidip öğlen insanlar gelmeye başlayıncaya kadar olan zamanı değerlendirmeye çalışıyorum. Derenin ıslattığı kayalıklar kaygan olduğundan böyle zeminlere uygun ayakkabı giymek ve yürürken çok dikkatli olmak gerekiyor.




Narinorman beyazı




İspanyol kraliçesi




Turuncu süslü kelebek




Sarıantenli zıpzıp




Benekli iparhan





Eskihisar şirin bir sahil köyüdür. Yalova ve Bursa’ya giden feribotların buradan kalması nedeni ile İstanbul, Kocaeli’nde yaşayan herkesin bildiği bir yer. Sahilden yukarılara doğru çıkıldığında zeytin ağaçlarının arasındaki çimenliklerde kelebeklere rastlamak mümkün. Fakat burası da Ballıkaya gibi insan bakımından oldukça yoğun, özellikle piknik yapan insanların geride bıraktıkları çöpler çok rahatsız edici bir görüntüye neden oluyor. Geçtiğimiz yıl jandarma ekiplerinin bölgeyi araçlara kapatması ile bu yoğunluk biraz olsun azaldı.




Bir kelebeğin gözü




Kelebekle salyangoz




Yırtık pırtık




Bahadır




Böğürtlen brentisi




Denizli Göleti, Gebze’nin Denizli köyü yakınında bulunan yapay bir gölettir. Çevresi çimenlik ve ormanlarla çevrilmiştir, göleti besleyen iki dere bulunmaktadır. Yerleşim alanlarına biraz uzak olması nedeni ile Ballıkaya ve Eskihisar kadar kalabalık olmaması arazi çalışmalarının daha rahat yapılmasına elveriyor. Özellikle dere boylarındaki çimenliklerde ender görülen türlerle birlikte çeşitli kelebeklere rastlamak mümkün. Beyaz benekli zıpzıp, Amannisa, Cüce zıpzıp, Böğürtlen brentisi, Karaağaç Sevbenisi gibi türler aklıma gelenlerden bazıları.




Hafta içi geçen yoğun iş temposunun stresini atmak, rahatlamak için hafta sonu kuş ve kelebeklerin peşinde olmak iyi geliyor. Fotoğraf sayesinde insan, daha önce fark edemediği güzelliklerin farkına varabiliyor.




Saygılarımı sunar, tüm fotoğraf severlere bol fotoğraflı günler dilerim.



Adem YAĞIZ






Adem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : KelebeklerAdem Yağız : Kelebekler

Fatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye Kısmet




DAMONEYE NİYET, CALLİDİCEYE KISMET




2007 Mart ayında rastladığım Osmanlı Ateşi’yle Kelebekler dikkatimi çekmişti, ancak Sevgili Dostum Biyolog Mehmet ÇAKIR ile tanıştıktan sonra Alanya’nın Doğası ile ilgili bazı çalışmalar yapmak ve görsel birikim oluşturma konusunda fikir birliğine vardık. Araziye çıkıp, canlıları, türleri ve çevreyi tanımayı, canlıları kendi doğası içinde korumak ve yaşatmak için bölge bazında kamuoyu yaratmayı kendimize amaç edindik. Her ne kadar fotoğraf bir hobimiz, amatör bir uğraşımız olsa da bu uğraşımızın hissettiğimiz sosyal sorumluluğumuza katkı yapacağına inanıyoruz. Bu çabayla işimizin ve gücümüzün elverdiği ölçüde çevremizdeki Kelebek türlerini tanımak, fotografik kayıt elde edip, bunu kitlelere ulaştırmaya çalışıyoruz.



Alanya’da varlığını bildiğimiz ve peşine düştüğümüz türlerden birisi de şimdilerde Süslü Damone diye anılan Turuncu Süslü Doğu Kelebeği (Antiocharis damone) idi. Bu türün Kargıçayı Vadisi’nde bulunduğunu ve fotoğrafının çekildiğini bildiğimiz için; 2008 yılında iki kez, 2009 yılında 2 kez sefer düzenledik. Ancak garip bir şekilde– o da sadece bir kez- sadece uçarken görme fırsatımız oldu. Neticede 2007 yılından 2010 yılına kadar A. Damone’ yi bir türlü çekemedik.



Kelebek fotoğrafçılarında bir kertik hastalığı vardır. Biz de Süslü Damone denilen bu türün fotoğrafını üç yıldır çekemememin verdiği eziklik ve gerginlikle, 2010 baharında çekme azim ve hevesimizle baharı iple çektik. Nisan başında bölgeye yaptığımız bir iki gezide, yine bu türe rastlamayınca “Tamam, demek ki küresel ısınma nedeniyle bu tür erkenden yükseklere doğru göçüyor, yükseklere bakmak lazım” diye kendimizi kandırıp, daha yükseklerde aramaya karar verdik.



Alanya’nın Doğası Ekibi adına Geyikdağına 23-25 Nisan 2010 tarihinde yapacağımız gezide, Alanya’da çekemediğim A. Damone fotoğrafını 2000-2300 metre yükseklikte çekeceğim konusunda safça bir inanca sahiptim. Nitekim Mehmet Çakır Dostum “Bak eğer, Turuncu Doğu Süslüsü çekersen, sakın Alanya’ ya ayak basma. Kendimi çok kötü hissederim” diye hafif gözdağı da vermeyi ihmal etmemişti.



23 Nisan Sabah erken saatlerde yola çıkarak, Alanya – Kuşyuvası – Gevne Vadisi -Taşkent, Hadim – Dedemköy istikametinden giderek Geyik dağına ulaşabileceğimiz dik ve virajlı toprak yola girdik. Son 400-500 metrede çamur, kar, buz ile mücadele ederek ve umutsuzca denemelerden sonra yüksek yaylaların bulunduğu tepelere ulaştık.



Çamurdan tamamen kurtulduğumuzda yörenin en yüksek tepelerinden birisine çıktığımızı fark ettik. Her yer ayağımızın altında idi. Etrafımızda başı karlı dağlar uzanıp gidiyor, batı ve karşımızda ise tamamen karla kaplı iki büyük dağ kütlesi görüşümüzü kapatıyordu. Batıya doğru yol alıp, karların erimesiyle tamamen bataklık olmuş bir alana ulaştığımızda aracımızı bırakıp, yürüdük. (Aslında çok doğru bir karar verdiğimizi iki gün sonraki dönüşümüzde aynı yerde çamura saplanıp, 7 saate yakın mahsur kaldığımızda anlayacaktık) Uzun bir yürüyüşten sonra, bir tepeyi aşar aşmaz da tüm haşmeti ve karlı zirvesiyle Eğrigöl’ün batısında yükselen Geyik dağı’ nı (2900 metre civarı) karşımızda bulduk. Gölün doğu tarafındaki tepenin üzerine çıkıp, Ters Lalelerin açtığı, tavşanların zıplayarak uzaklaştığı, göl çevresinin kısmen karının eriyip, karların erdiği alanların tamamen yeşil çimenlerle kaplandığı, küçük suyolları ve dereciklerin oluştuğu, ovayı boydan boya S yaparak geçip göle döküldüğü enfes manzarayı izledik. Masmavi bir gökyüzü, yeşil çimenler, yine mavi bir göl, bembeyaz karlarla kaplı kocaman bir dağın verdiği rahatlama; hem beni hem de Yoldaşım olan Cemil’i, deyim yerindeyse tüm dertlerinden arındırıp, sıfır kilometre yaptı. Bir nevi sarhoşluk yaşadık o yüksek dağ başında. Bu arada birçok güzel çiçek türünü fotoğrafladım, Gelengilerin peşinden koştum. Yırtıcı kuşların süzülüp, avlanmasını izledim.





Eğrigöl ve Geyikdağı




Eğrigöl Yaylası ve Geyikdağı




Eğrigöl Yaylası




Eğrigöl ve Çoban Lalesi




Güzel zamanlar çabuk geçermiş, güneş yavaşça batıya doğru eğilmeye başlayınca aklımız başımıza geldi. Gün batmadan toparlanıp, aracımıza ulaşmamız gerekirdi. Çünkü araçtan çıkarken havanın güneşli ve sıcak olmasına aldanıp, kalın giysilerimizi yanımıza almamıştık.



Dönüşe geçtikten sonra Yol Arkadaşım Cemil aniden “ Bak Fatih, Bir Kelebek uçuyor. Sen seversin Kelebekleri” diye yerden 70-80 cm yüksekten uçan beyazımsı bir kelebeği işaret etti. Aslında sabahtan beri ummama rağmen, hiçbir kelebeğe rastlamamıştım. Uçan bireyi görünce, rengine aldanıp “ Sanırım beyaz meleklerden biri. Sahilde fazlasıyla var” dedim. Ancak gerek Kelebeğin uçuş şekli, gerek yükselti ve gerekse bitki örtüsünün zayıflığı Beni şüpheye düşürdü. Biraz daha bakınca bunu bir dişi Yeni Benekli Melek olduğuna kanaat getirip, izlemeye devam ettim. Yaklaşık 10 metre ileri gidip asfalt zemine konuyor, biz yaklaşınca kalkıp, yine 10-15 metre ileride yeniden asfalt zemine konuyordu. Yaklaşık 100 metre boyunca böyle devam edince, tipik bir davranış olarak asfaltın sıcaklığından dolayı asfalt zemine konduğunu, vücudunu ısıttığını ve kanatlarını açıp güneşlendiğini tahmin ettim. Birkaç denemeden sonra sürünerek yaklaşmayı ve birkaç tane kanat üstü fotoğrafı çekmeyi başardım. Biraz daha yakından ve dik açıdan kanat üstünü çekmeye çalıştığımda uçup, yolun altındaki küçük vadiye doğru indi.




Dorukların Benekli Meleği




İstediğim gibi bir fotoğraf çekmemiş olmanın kaygısıyla peşine düştüm. Önce bir kayaya kondu, yaklaşınca uçtu. Sonra bir küçük bir kaya kovuğuna girdi. Oradan uzaklaşıp Vadinin daha aşağısına doğru uçtu. Peşinden ben koştum. Yaklaşık yarım saat boyunca o kayadan bu kayaya, o çalıdan bu çalıya, o önde, Ben arkada; o uçtu, Ben koştum. Bu arada Yol Arkadaşım Cemil’in yukarıdan Bizi izleyip, kahkahalarla gülmesi olayı biraz daha garipleştiriyordu. Sonunda yorulup, bir kayaya oturdum. Kendi kendime söylenirken bir metre kadar öteye, bir kayanın güneye bakan yüzüne konduğunu gördüm. İçimden “Ya Benimle dalga geçiyor ya da Beni ödüllendirecek” diye geçirip, bu fırsatı değerlendirmem gerektiğini düşünüyorum. Kelebeklerin ani hareketten ve titreşim yayan kaynaklardan rahatsız olduğu bilinir. Bu nedenle askeri usullere başvurup, yere yatarak, iyice zemine yapışıp, hedef küçülterek konduğu kayaya yaklaşmayı planladım. Mümkün olabilecek en sessiz sürünüşle yaklaşmaya çalışırken, daha 30 cm hareket etmeden yerinden havalandı ve daha alçaktaki bir dal parçasına kondu. Pozisyonum biraz daha kolaylaşmıştı. Güçbelâ 20-25 cm daha sürünüp, kanat altı detaylarını görüntüleyebilecek mesafeye erişince deklanşöre bastım. 5-6 kareden sonra kaçmayınca, sürünüp biraz daha yaklaştım. Böylelikle 8-10 kare daha çekip, tekrar yaklaşmayı denedim.




Dorukların Benekli Meleği




Ancak bu kez kalkıp, bir metre kadar daha uzağa bir kayanın üzerine kondu. Askeri taktiğin işe yaradığının farkındaydım ama göğsüm, karnım ve bacaklarım sürtünmenin etkisiyle yanmaya başlamıştı. Yine de sessizce sürünerek, en uygun konuma yerleştim. Bu şekilde 8-10 kare daha kanat altı fotoğrafı çektim. Daha iyi fotoğraf elde etmeyi umarak makinanın ayarlarını değiştirmeye çalışırken, umulmadık bir hızla havalanıp, karşı yamaçlara doğru gözden kayboldu.




Dorukların Benekli Meleğinin Uçtuğu Vadi




Aracımızın Çamura Saplandığı An




Eğrigöl’ de kamp yaptığım diğer iki gün boyunca ne Süslü Damone’ ye ne de başka bir kelebeğe rastlamadım. Henüz çektiğim türün ne olduğunu bilmediğim için (En azından Yeni Benekli Melek olduğu fikrindeydim) de elim boş dönecek olmaktan dolayı hayal kırıklığına uğramıştım. S. Damone yükseklerde de yoktu. Özgün bir tür çekmiş olabileceğimi de pek düşünmemiştim




Dorukların Benekli Meleği Güneşlenirken




Dorukların Benekli Meleği Beslenirken




Dönüşte, çektiğim türün Pontia callidice olabileceğini fark ettiğimde oldukça heyecanlanmıştım. Tür tanımı Özgür KOÇAK Dostuma gönderdiğim fotoğraflarla türün P. callidice olduğu kesinleşti. Şüphesiz Alanya’nın Doğası Ekibi için bu kaydını aldığımız 120’ye yakın Kelebek arasında önemli bir kayıt idi. Literatürdeki bilgilere rağmen bu tür ilk kez buralarda belgeleniyordu ve Karamandan sonraki kaydının alınması dağılım açısından önemli bir bilgiydi.



Nitekim Temmuz ayı ortalarında Gündoğmuş-Akdağ yamaçlarında 2 birey, Ağustos başlarında Hadim ilçe sınırları içinde, Gevne Çayının kuzey tarafında 2 bireyi uçarken gözlemledik. En güzeli de Ağustos ortasında Alanya Akdağ’ında 3 bireyin uçarken, bir bireyinde beslenirken görülmesiydi. Beslenme anında çok kaliteli olmasa da görsel kayıt alma imkânımız oldu. Genel olarak oldukça hızlı uçabilen, ani manevra yapabilen bir tür. Tahminimize göre sabah erken vakitlerde ve aksam gün batmaya yakın fotoğraflamak olası. Temmuz-Ağustos gözlemlerimden iki nesil ürediğini tahmin ediyorum.




Dorukların Benekli Meleği Beslenirken




Dorukların Benekli Meleği




Dorukların Benekli Meleği




Bizim “Körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz” hikâyemiz böyle. Süslü Damone çekmeyi umarken hiç ummadığım, özgün bir türle karşılaşmak, ekip arkadaşım Mehmet Çakır’ın yorumuyla “ Amma şanslı adamsın yaa …” hali.



Fatih KISA


www.alanyanindogasi.com




NOT: Turuncu Süslü Doğu Kelebeğinin fotoğrafını –istediğimiz gibi olmasa da- 2010 yılı Mayıs ayında Kargıçay vadisinde çektik. Haziran ayı başında da Vadinin üst kısımlarında uçarken gözlemledik.






Fatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye KısmetFatih Kısa : Damoneye Niyet, Callidiceye Kısmet

Fatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve Doğa




Kelebek Fotoğrafçılığı ve Doğa




Fotoğraf ve fotoğrafçılık konusunda ülkemizde büyük ilerlemeler olduğunu görüyorum. Filmli makinelere nazaran dijital araçlarla görüntü almak hem kolaylaştı, hem hızlandı, hem de daha ekonomikleşti doğruyu söylemek gerekirse. Kalite ve performans açısından ekonomik makineler bile kabul edilebilir görüntü verebiliyor. Bu durum elbette fotoğraf severlerin çok işine geliyor ve fotoğraf gibi güzel bir hobi tabana yayılıyor; geniş kitleler fotoğrafçılıkla ilgili kursları ziyaret ediyor ve fotoğraf çekerek değişik ortamlarda seyircisiyle paylaşıyor. Bunlar çevremde gördüğüm olumlu gelişmeler.



Fotoğraf yaygınlaştıkça da değişik alanlara yayılıyor, portre, manzara, doğa derken epey bir yere genişliyor. Bunların arasında doğa fotoğrafçılığının da yeri bir başka. Hem fotoğraf, hem doğa… Kelebek fotoğrafçılığının cazibesi de bambaşka. Birincisi göze hoş görünen narin, güzel, estetik canlılar. İkincisi de yaşam döngüleri itibarıyla ilginçler. Yumurta, tırtıl, pupa ve kelebek silsilesi -metamorfoz- bu canlıları model almak için başlı başına bir neden.




Yumurtadan pupaya; müthiş bir dönüşüm.




Bir de insanın temel içgüdüleri arasında avcılık var. Doğa fotoğrafçısı da bir nevi görüntü avcılığı mı yapıyor acaba diye kendime sorduğum, arkadaşlarımla konuyu konuştuğum oluyor. Gerçekten de içgüdü doğrultusunda bir eylem sanki… Bir kuşun, böceğin veya bir sineğin ya da bir kelebeğin görüntüsünü almanın başka ne amacı olabilir ki… Hepsi hareketli, ancak kısa süre poz verir ve kaçar. Modeli kaçırmadan görüntüyü yakalamanın bir macerası -adrenalin tutkusu- herhalde bu doğa fotoğrafçılığı (kaliteli bir kelebek fotoğrafı “nasıl çekilir’i” Tamer’in yazısında bulacaksınız).





Siperde”¦




Tam siperde”¦




P. eurypilos / Gerhard’ın çokgözlüsü



C. acamas / Şeytancık



C. orientalis / Oryantal zıpzıp





C. minimus / Minik kupid




Görüntüyü yakalamakla yetinmeyince işin bu kez de sanatsal yönü ağırlık kazanıp denge unsurunu etkilemeye başlıyor. Birçoğumuza bu da yetmiyor ve değişik türlerin görsel, etkileyici, kaliteli fotoğraflarının çekimi arzulanıyor. Bu noktaya gelindiğinde de işler karışıyor; “bu çektiğim kelebeğin, kuşun, böceğin –her neyse- türü, adı, habitatı, kaç nesil”¦” diyerek sorular uzuyor, konular derinleşiyor.



Derinleşen bu konular arasından bir patika bulup hedefe gitmek, çok emek isteyen bir iş haline geliyor ve artık bilimsel zemine kayıyor. Orjinal makaleleri bulup, değerlendirip sonuca ulaşmak hem alt yapı, hem de deneyim istiyor. Bir fotoğraf sever olarak hobinin bu derece derinleşmesi, derinleştirilmesi elbette kişisel tercih meselesi”¦





E. tages / Paslı zıpzıp



C. galba / Akdeniz mücevheri



Z. cerisyi / Orman fistosu



G. alexis / Karagözlü mavi



P. mniszechii/Step yalancı cadısı



E. belemia / Akdeniz öyklösü




Doğa konusu biraz daha karmaşık. Hele günümüz Türkiye’sinde zenci saçına dönüşmüş durumda. Herkes doğayı koruyor”¦ Ülkemizdeki biyoçeşitlilik dünyayı kıskandırır dersem çok yanlış olmaz. Bu biyoçeşitliliği ebedi muhafaza mümkün olmasa da (termodinamiğin ikinci yasası) uzun süre ayakta tutmanın değişik yöntemleri olsa gerek, ki bunun başında canlının yaşadığı habitatı korumak geliyor. Dikkat edilirse “canlı” diyor sadece kelebekle sınırlamıyorum. Habitatı zarar görmeyen canlı kendi neslini bir türlü devam ettirir; doğa böyle çalışıyor. Ancak, korunması gereken yerlerin iskana açılması, olur olmaz yerden yol geçirilmesi, orman yangınları/talanı, anız yakılması, uçakla ilaçlama, kuş cennetlerinin kurutulması, doğal afetler veya nehirlerin ağzının bağlanması (barajlar), doğaya, örneğin kuş avlayan bir avcıdan çok daha fazla zarar vermekte. Buradan avcıyı, avcılığı onayladığım gibi bir sonuç kesinlikle çıkarılmasın (tam tersine, onları hiç anlamıyorum) ama eğer bir kuşun nesli bir avcının avlamasıyla son buluyorsa o nesil zaten bitmiş demektir”¦





E. alcides / Alsides zıpzıpı



G. astraea / Anadolu karagözlü mavisi




Aynı durum kelebek için de geçerli elbette. Yukarıda saydığım unsurlarla kelebeğin yaşam alanı ortadan kaldırılmış, yerine iri, çirkin bir 15 katlı dikilmiş, yumurtasını bırakacağı, tırtılını besleyeceği, pupasını asacağı bitkilerin yerinde bir yüzme havuzu varsa kelebek için yapacak bir şey kalmamıştır. Önce bu yüzme havuzuna girip, sonra da ben doğayı korurum demek de, apayrı bir doğa koruma yöntemi olsa gerek.




Değerli okuyucular,



doğayı korumanın esası, Einstein’ın “doğadaki tüm yasaların anasıdır” dediği termodinamiğin ikinci yasasında kendisini bulur. Bu yasaya da hepimiz uyar, hepimiz bununla birlikte yaşar ama belki birçoğumuz adını ve işleyişini bilmeyiz. Buna göre doğada her şey sürekli enerjisini kaybeder; yani aşınır, eskir, kullanıldıkça tükenir ve özellikle de fosil enerjiye bağlı olan kullanımda geriye dönüşüm olmaz. Diğer bir ifadeyle, bir yerden yol geçirilmiş, oradaki doğal yapı bozulmuşsa, orayı eski haline getirmek için çok daha fazla alan, başka yerde talan edilir, bozmak için harcanandan çok daha fazlası, yeniden yapmak için harcanır. Sıralı bir deste iskambil kağıdını saçmak için 2 kalori harcanıyorsa, saçılmış kağıtları yerden toplayıp, sıralamak ve eski haline getirmek için 2 kaloriden çok daha fazla enerji gerekir. Kısacası, bu fizik yasası gereği doğa zaten kendiliğinden eskimekte, aşınmakta, doğanın işleyişine her müdahale de bu eskime, aşınma işini hızlandırmakta. Eğer içinde yaşadığın doğanın eskimesini yavaşlatmak istiyorsan (ki durduramazsın!) onun işleyişine mümkün olduğu kadar az müdahale et ki senden sonra gelen nesiller de ondan biraz faydalanabilsin.



İşin özünün bu olduğunu düşünüyor, hepinize saygılarımı sunuyorum.



Fatih KÖLELİ


Mersin






Fatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve DoğaFatih Köleli : Kelebek Fotoğrafçılığı ve Doğa

Hakan Yıldırım : Kelebek Etkisi





KELEBEK ETKİSİ




Amazon Ormanları’nda bir kelebeğin kanat çırpması, ABD’de fırtına kopmasına neden olabilir’ veya bir başka deyişle; ’Bir kelebeğin kanat çırpışıyla rüzgarın yönü değişebilir’. Matematikte kaos kuramını anlatan ve günümüzde hayli popüler olan sözler bunlar. Ancak bendeki kelebek etkisi hayli farklı. Hatta kaos yerine huzur kuramı da diyebiliriz.



Diş hekimi olarak 11. Yılımı doldurmuş ve bu hizmeti kamuda da vermenin yorgunluğu bedenimde ve ruh halimde kendini göstermeye başlamıştı. Her gün yoğun bir stresle baş etmeye çalışırken bunun etkisi çevremde de kendini gösteriyordu. Değiştiğimi, artık daha sinirli ve tahammülsüz olduğumu ailem de dahil pek çok yakınım dile getiriyordu. Bu gerginlik trafikte de birkaç tehlike atlatmama neden olunca bir çıkış yolu aramaya başladım ve fotoğrafla tanıştım.



Tavus Kelebeği – Inachis io / Kocaeli





İlgi alanım birkaç ay içinde doğaya, makroya ardından da kelebeklere doğru değişti. İşte ne olduysa o zaman oldu ve doğada yürümenin, nefes almanın farkına varmaya başladım. Bazen 5-6 saatimi doğada geçiriyor, oturup koca bir kayanın üzerine kuşları dinleyip, kelebekleri izliyor, kelimenin tam anlamıyla rehabilite oluyordum.





Çokgözlü Güzelmavi – Polyommatus bellis




Tabi fotoğrafla uğraşırken sizlerin de gayet iyi bildiği gibi yaptığınız işlerin değerlendirilmesini ve mümkünse beğenilmesini de istiyorsunuz. Bu amaçla fotoğraflarımı bir paylaşım sitesine yüklemeye başlayınca kelebek sevdalısı arkadaşlarımla da tanışmaya ve kelebek fotoğrafında alacak çok yolum olduğunu fark etmeye başladım. Meğer bir sürü insan daha düne kadar hepsini aynı zannettiğim kelebekleri gözlüyor ve fotoğraflıyormuş.



Bu gelişmelerin peşinden ekipman iyileştirme ve türleri tanımak için kaynak edinme zamanı geldi. 100 mm makro lens, Canon 7D, tripot, monopot derken bu işin tek stres yaratan tarafıyla da tanışmış oldum.




İdas Mavisi – Plebeius idas




Rehabilitasyonun en iyi taraflarından biri de içine sıkıştığım çevreden çıkmam ve hastalardan başka şeyler konuştuğum insanlarla tanışmamdı. Dünyada sağlıkçılar ve hastalar dışında da yaşayanlar vardı. Hastalık teşhisi hakkında değil, kelebeğin tür teşhisi hakkında konuşmak çok ama çok daha eğlenceliydi.




Turuncu süslü – Anthocharis cardamines




Kitaplar edinmeye başladım, ilk kitabım tüm kelebek meraklılarının elinde olan Sn. Ahmet Baytaş’ın ‘Türkiye’ nin Kelebekleri‘ kitabıydı. Ardından Collins Butterfly Guide geldi.



Kocaeli ‘de tespit edilmiş ve listelenmiş 79 türü Adem Yağız ve Murat Gençer ile birlikte iki yılda 108’e çıkarmayı başardık. Bu tür amaçlar edinerek bu işten aldığım hazzı daha da arttırıyor ve kertik peşinde daha yeni yerleri keşfetmenin heyecanını yaşıyordum.




Zümrüt – Callophrys rubi




Kelebekleri tanımaya başladıkça farklı türleri görmek için uzak yerlere gitmek zaruret oldu. Kırklareli ve Artvin e kelebek gezileri yaptık. Özellikle Kırklareli de bu işle uğraşan ve müthiş işler başaran harika arkadaşlarla tanıştım. Artvin’de de dizanteri ve Apollo ile.




Apollo – Parnassius apollo / Artvin




Son ve en güzel olanlardan biride Trakel (
http://www.trakel.org ) in kuruluşu ve burada görev almam oldu. Türkiye’nin kuşları ve memelilerinin ardından artık bu altyapı üzerinde Türkiye’nin kelebeklerinin de herkese açık bir sitesi olmuştu.




Sarıbantlı Zıpzıp – Pyrgus sidae / Kırklareli




Çevremdekilere gelince önce deli olduğumu düşünmeye başladılar, zira mesai arasında beyaz önlükle, paçalarını çorabının içine sokmuş beni (keneye karşı) yeşilliklerin arasında yuvarlanıp dururken görüyorlar ve içten içe acıyorlardı.



- Napıyo bu.?


- Kelebek çekiyomuş..?!


- Genç de daha”¦



Sonra fotoğraflarımı ve bendeki değişimi görmeye başladıkça mutlu oldular sanıyorum. Eşimi sadece kelebek çekmek için Artvin’ e gittiğime ikna etmek hayli zor oldu ama desteğiyle çıktığım yolda o da yeni benle mutlu sanıyorum”¦



Benden bir yazı istendiğinde hayli düşündüm doğrusu, bilgim bu konuda yazılar yazacak seviyede değildi, tecrübe derseniz yıllarını bu işe veren hocalarım, arkadaşlarım var. Bende kendimi anlatayım dedim.



Hakan YILDIRIM






Hakan Yıldırım : Kelebek EtkisiHakan Yıldırım : Kelebek EtkisiHakan Yıldırım : Kelebek EtkisiHakan Yıldırım : Kelebek EtkisiHakan Yıldırım : Kelebek EtkisiHakan Yıldırım : Kelebek EtkisiHakan Yıldırım : Kelebek EtkisiHakan Yıldırım : Kelebek Etkisi

Mehmet Çakır : Çift Kuyruklu Paşanın Peşinde




Çift Kuyruklu Paşanın Peşinde




Çift Kuyruklu Paşa, bilimsel adı Charaxes jasius. İlk önce kitaplarda tanıdık. Akdeniz Bölgesi’nde yaygın olduğu yazılan türlerden. Fotoğraf sitelerine yüklenen fotoğraflarını inceledik. Çok net, keskin fotoğrafları var. Birçoğu fotoğrafçıların kendi bahçelerinde çekilmiş ya da Akdeniz’e tatil veya iş için gelen fotoğrafçı dostlarımız elleriyle koymuş gibi bulup çekmişler. 2007 yılında başlayan, Alanya’nın kelebek türlerini fotoğraflama maceramız hala aynı heyecanla devam ediyor. Çift Kuyruklu Paşa’nın peşine düşme geçmişimiz de aynı tarihte başladı. Geçen sürede Alanya’da 115 türün kaydını aldık, bu türlerin bir çoğununda fotoğrafını çekmeyi başardık. Ancak geçen bunca zamana karşın Çift Kuyruklu Paşa gibi ülkemizin büyük kelebeklerinden birini sadece kayıt olarak belgeleyip fotoğrafını çekemememmiş olmamız Alanya Doğası Ekibi olarak bu türle aramızda bir gerginlik doğmasına sebep oldu…



Sevgili dostum Fatih KISA ile Alanya Kalesi Tophane Mahallesinde bulunan Mustafa Abi’nin Marketinde oturup sohbet ederken önümüzden geçen ve kanat sesini duyduğumuz kelebeğin Paşa olduğunu anladıktan sonra Alanya Kalesinde ayak basmadığımız yer, bakmadığımız meyve ağacı kalmamıştı. Bir daha denk gelemedik kendisine. 2007 yılında en azından gördük ve Alanya’ da var olduğunu anlayıp bir sonraki sene kesin çekeriz umuduyla arazi programları yapmaya başladık.



Kayınpederimin şehir hayatından sıkılıp Bademağacı Köyünde ev yapıp orada yaşamaya başlaması ile hafta sonlarımızı mümkün olduğunca bu köyde geçirmeye başladık. Mersin Kızılmeleği, Süslü Damone, Mücevher, Bavius, Zümrüt, Böğürtlen Brentisi, Çokgözlü Gümüşmavi ve daha pek çok türü fotoğrafladık Bademağacı Köyü civarında.



2008 yılının Temmuz ayının son haftasında Fatih KISA ve Ailesi, Ahmet DÖKMECİ ve Eşi ile birlikte Bademağacı Köyünde kahvaltı yapıp biraz kelebek peşinde koşup misafirlerimizi uğurladıktan sonra, Fatih dostumun bir emaneti unuttuğunu fark ettik. Hemen arayıp emanetini çeşme başına getirdiğimi söyleyip beklemelerini istedim. Çeşme başında buluşup emaneti kendisine teslim ederken Çift Kuyruklu Paşa geldi Fatih Üstadın arabasına kondu. İlk kez bu kadar yakından görmenin verdiği heyecanla fotoğraf makinelerimizi çıkarmakta gecikince Paşamız uçup gitti. Paşanın Bademağacı Köyünde bulunabileceğini öğrenmiştik artık ya, elimizden kaçamazdı diye düşünmüştük. Tabi bu düşüncelerimizden Paşanın haberi yoktu. Daha sonraki 2 hafta sonu Paşanın peşinde koşturup durduk. Uçarken gözlemlemek dışında bir şey yapamadık.



24 Ağustos günü gene Paşanın peşinde bir o meyve ağacı senin bu meyve ağacı benim deyip yediğim incirlerden midem ağrımaya başlayınca ve köyden ayrılma vaktinin gelmiş olmasıyla Alanya’ ya doğru yola çıktık. 1 ay önce Paşayı ilk gördüğümüz yer olan çeşme başına gelince Paşanın su içtiğini görür görmez arabayı durdurup makinemi çantadan çıkarıp arabadan fırlayışım karşısında eşim ve oğlumun yüz ifadeleri ni düşündükçe hala gülüyorum. Tabi paşa bu kadar hareketi duyarsız kalmayıp hemen uçtu ve ileride bir kayanın başına kondu. Koşup kaya tırmanarak ilk Paşa ve en iyi fotoğrafımı düşmemeye çalışırken (120 kg lık bir adamı her kaya parçası taşımıyor tabiî ki) çektim. 2008 yılının en iyi fotoğrafıydı benim için. Daha sonraki denemelerde bir sonuca ulaşamadık ve 2008 yılını en azından bir fotoğrafla kapatmış olduk.


2009 yılında Paşa çekme hevesi devam etti. Fatih KISA eşi Ayten KISA ve ben meyve bahçelerinde, incir ağaçlarında Paşanın peşinde bir oraya bir buraya savrulduk. Sonuç elde var yok. Eylül ayında Sayın Adnan ATAÇ ve dostları ile Sultan için Manavgat Sorgun’ da buluştuk. Kaldıkları sürede onları Alanya’ da misafir etme şansım oldu bir gece. Ertesi gün yine Bademağacına Paşa’ nın peşine gittik. Yarım günlük uğraşımızdan sonra yine elde bir şey olmadan misafirlerimizi yolcu ettik. Aradan 2 gün geçtikten sonra Sayın Adnan ATAÇ’ın Paşayı Serik’te uçarken, kaçarken, konarken çektiğini öğrendiğimde duygularımın tarifini yapmakta zorlandığımı hatırlıyorum. 2009 yılını da yine Paşanın fotoğrafını çekemeden kapatmış olduk böylece.



2010 yılında Güzelbağ Orman Şefi Sayın İsmail GÜBEŞ ile tanıştık. İsmail’in Paşa fotoğraflarını gördükten sonra arazi alanını değiştirip Güzelbağ’ı hedef olarak belirlemiştik artık. İsmail’in fotoğraflarında Paşaların 3ü–5i aynı dal üzerinde besleniyorlar ve İsmail’ in çok kolay çekilebildiğini söylemesi iştahımızı iyice kabartmıştı. Doğal olarak arazi çalışmalarımızı yoğunlaştırdık. Temmuz ayında Sayın Fatih KÖLELİ’ de bizim serüvenimize katıldı Paşanın peşine. Güzelbağ tarafında İsmail’ in tarifi ile gittiğimiz yerde Paşayı bulduk. Bulmasın bulmuştuk ama bulunduğu yer 45 – 50 derecelik bir yamacın 50 m aşağısında ve benim gibi 120 kg lık bir adam için kabus demek olan bir arazi koşulu. İnmenin zorluğu ayrı bir de geri çıkmak. Off… gene Paşa yapacağını yapmıştı. Fatih KÖLELİ üstat ilk önce 400 mm çıkartıp yukarıdan hem kayıt hem fotoğraflarını çekmişti. Bizde elimizdeki 150 mm macro objektiflerle ne yapacağımızı düşünüyorduk. Sevgili dostum Fatih KISA Yörük çocuğu olmanın verdiği avantajla arazide 10 keçi gücünde olduğundan sekerek Paşanın bulunduğu yere kadar inip fotoğraf çekmeye başlamıştı. Ben ise hala bekliyordum. Sonunda cesaretimi toplayıp aşağıya inmeye karar verdim. Yöntem olarak ta kaykay yönetimini benimsedim. İki Fatih ve Ayten aşağıda seri halde fotoğraf çekerken, bir an önce aşağı inmek dürtüsü ile küçük taşların üstüne sanki kaykaya biniyormuş gibi pozisyon alıp aşağıya kaymaya başladım. Gittikçe hedefe doğru yaklaşıyordum. Ancak kader gene ağlarını örmüş, aşağıya inerken nasıl duracağımı hesap etmemiştim. Durmak için Paşanın bulunduğu dala asılmak zorunda kaldığımdan, Paşa gene uçmuştu. İki Fatih beni teskin etmeye uğraşıyorlardı. Bu yılda Paşayı çekemeden bitecekti. Kabusum olmuştu artık. Kendi kendime söylenirken Paşa geri geldi ve aynı dala kondu. Zorluklar içerisinde fotoğraflarını çekmeyi başardım ama bu seferde ışık koşulları bana oyun oynuyordu. Çektiklerim kayıt olmaktan öte gidemedi.


Daha sonra bir kez daha İsmail, Fatih ve Ayten ile birlikte Paşanın peşine düştük ama bu seferde Paşa 5 m nin altında hiçbir dala konmayınca uzaktan kayıt alabildik.


2010 yılıda böylece kapandı ve umutlarımızı 2011 yılına taşımış olduk. Bu senenin ne getireceğini göreceğiz…



Sevgi ve saygılarımla.



Mehmet ÇAKIR






Mehmet Çakır : Çift Kuyruklu Paşanın PeşindeMehmet Çakır : Çift Kuyruklu Paşanın PeşindeMehmet Çakır : Çift Kuyruklu Paşanın Peşinde

Murat Genç : Kelebekler




Rize gibi yeşil bir yerde doğup büyümek insanı doğa ile iç içe yapıyor. Kuşlara kelebeklere hep bir adım mesafede yaşadım.



Everes kelebeği



Lise yıllarında fotoğraf denemeleri birkaç basit manzara ve portreden öteye gitmedi.




Mormeşe kelebeği



Üniversite yıllarında arkadaşlarla beraberce Zenith SLR Analog fotoğraf makinesi ile çok keyifli fotoğraf denemelerimiz oldu. Filmlerin fotoğrafa dönüşmesini heyecanla beklerdik.



Sarı antenli zıpzıp



Üniversite döneminde edindiğim filmli Yashiga Kyocera kompakt fotoğraf makinesi ile esas ilgimi çeken manzara ve makro fotoğraf çekmeyi denedim. Çevrede malzeme bol olmasına karşın eğitim eksikliği ve ekipman zayıflığı ön plana çıkıyordu.




Apollo Kelebeği



Dergilerde gördüklerimle benzer kareler çekmenin yolunu henüz bilmiyordum.



Orman Bakır Kelebeği



İnternet hizmetinin yaygınlaşması ile web üzerinden beğendiğim fotoğrafları izlemeye devam ettim. Daha sonra 20 X optik zoom lu dijital video kamera alarak dilediğim görüntülere yaklaşmaya çalıştım.



Rus Zıpzıp Perisi



Ardından teknoloji iyice gelişmiş ve artık 5-6 MP dijital kameralar, makro çekim özellikleri ve titreşim önleyici sistemler eşliğinde kompakt makinelerin üretilmesi ilgimi iyice arttırdı.




Kafkasyalı İparhan



Kafkas Fisto Kelebeği



Kardeşimin evimiz civarında çektiği kelebek fotoğraflarını bana göstermesi ve bu güzelliklere bu kadar yakınken çeşitliliklerini fark edemeyişim beni çok etkiledi.



Everes, çokgözlü mavi ve benekli bakır gibi yaygın kelebek türleriyle başlayan ilgim zamanla tırmanmaya başladı. Yaptığım arazi çalışmalarından birinde Tavus Kelebeğine rastlamak aklımın ucundan geçmeyen bir güzellikle karşı karşıya kalmak demekti benim için. Hem de iş arasındaki bir mola mesafesinde.



Amannisa Kelebeği



Dijital SLR makine ve bunu makro lenslerle destekledikten sonra kelebek güzelliğini daha yakından görmeye, yaşam alanlarını ve türlerini öğrenmeye çalıştım. Fotoğraf paylaşım sitelerinde kelebek bilgisi ve fotoğraf tekniği çok iyi olan diğer arkadaşlarla tanıştım. Yaptığımız arazi çalışmalarıyla çok şeyi öğrendim.



Turuncu Süslü Kelebeği



Kızıl zıpzıp



Bu sırada Türkiye’de son yıllarda sadece 1-2 kez görüldüğü söylenen efsane bir tür olan C.palaemon (Sarıbenekli zıpzıp) türünü bulup fotoğraflamam ilgimi artarak devam ettirdi.



Güneyli Fisto Kelebeği



Rize, Trabzon, Artvin, Erzurum gibi yakın illerden başlayarak Samsun, Kayseri, Osmaniye, Hatay, İstanbul ve Kırklareli gibi uzak illere de kelebek gözlemlemeye ve fotoğraflamaya gittim.




Esmergöz



2011 yılında yine maddi ve manevi imkanlarım elverdiğince göremediğim türleri gözlem ve fotoğraflama adına doğayla baş başa geçirecek olduğum zamanların hevesini şimdiden yaşıyorum.



Karagözlü mavi kelebek



Ülkemizde yaşayan yaklaşık 400 tür kelebek Avrupa ülkelerinden birkaçının kelebek türü toplamından bile fazla. Şimdilik 100’leri aşan gördüğüm tür sayısını olabildiğince ileriye götürmek istiyorum. Özellikle ülkemizin Kuzeydoğu yöresinde var olan türlerin kayıtlarını yenilemek en büyük hedefim. Rize listesine ve doğu komşularımızla sınır hattımızda çalışmalarla Ülkemiz listesine yeni türler ekleyebilmek düşüncesi bile çok güzel.



Merhaba çokgözlüsü



Yaşadığım çevrede bu güzellikleri fark etmek artık doğaya farklı bir açıyla bakmamı sağladı. Bu güzelliklerin fark edilmesi ve doğa sevgisinin herkeste daim olması dileğiyle”¦



Murat GENÇ






Murat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : KelebeklerMurat Genç : Kelebekler

Nevzat Çağlar : Anamur’un Kelebekleri




ANAMUR’UN KELEBEKLERİ





Anadolu’nun Akdeniz kıyılarında en güneyi, muzu kadar virajlı yollarıyla meşhur, Türkiye’de il merkezine en uzakta olan, uzaklığın başka bir adı ANAMUR.




Belki bu yüzdendir doğa ve tarih cenneti olması. Doğasının zenginliği denizinden başlar. Nesli tehlike altında olan Akdeniz Foku, Caretta caretta’sı, lagosu, sinavriti”¦



Mavinin bittiği yerde, sıfır metrede, ormanı başlar, yani yeşili. Kendi sınırları içinde Toroslar 2500mt. görür. Bu yüksekliğin içinde kum zambağı, kardelenler, laleler, orkideler, kuşlar, kelebekler, dağ keçileri, sediri, ardıcı, niceleri boy gösterir.



Anamur’un zengin doğasını, ilkokulda, yaz tatillerini geçirdiğim uzak bir dağ köyünde tanımaya başladım. Doğaya duyduğum ilgi, beni, ekseni doğa ve insan ikilisi üzerine kurulmuş olan coğrafya öğretmeni olmaya götürdü.



İlk fotoğraf makinem, Ankara’da Rus pazarında aldığım Zenit XP’ dir. Bundan yıllar sonra edindiğim Minolta marka filmli makineyle manzara fotoğrafları ve doğal çiçekleri çekmeye başladım.



Sultan




Sony H 5’ le dijital dünyaya adım attık. Kompakt bir makine olan H 5’e uyumlu yine Sony’nin 58 mm close- up lensiyle doğanın inceliklerini daha yakından tanıma fırsatı buldum. Çiçekleri çekerken çiçeklere konan kelebekler dikkatimi çekmeye başladı. Birkaç kare kelebek fotoğrafı çektim. Çektiğim kareleri bilgisayarda gördüğüm zaman kelebeklerin üzerindeki renk zenginliği ve benekler beni büyüledi.



Turuncu Süslü Kelebek




Her şey tamam da türü neydi bunların? İmdadıma yetişen Google amcadan ilk sırada Türkiye’de kelebek gözlemciliği ve fotoğrafçılığının duayenlerinden biri olan Sayın Olcay Yeğin’in Antalya Kelebekleri adlı sitesi çıktı. Siteyi inceledikten sonra ne den Anamur’un kelebekleri olmasın deyip kelebek çekimlerini hızlandırdım. İnternetteki paylaşım sitelerine fotoğraf yüklemeye başladığım zaman kelebek tutkusu doruğa ulaştı. Kendisini bir fotoğraf sitesi aracılığıyla tanıdığım Mersin Üniversitesi Kimya profesörü olan sayın Fatih Köleli’yle birlikte Mersin’in kelebek türlerini adım atabildiğimiz her yerde aramaya başladığımız zaman kelebeklerin sadece iyi bir makro fotoğrafını çekmenin yanında gözlemlenmesi gerektiğini anladım. Geçtiğimiz yıl Fatih Köleli’nin girişimleri sonunda kurulan TRAKEL (Türkiye’ nin Anonim Kelebekleri www.trakel.org) adlı site kelebek severleri bir araya getirmiş olup Türkiye’nin tüm kelebek türlerini kayıt altına almak için çaba göstermektedir.



Çokgözlü Dafnis




Anamur çevresi, Türkiye’de kelebek türlerinin en çok bulunduğu Aladağlar, Van, Hakkari çevresi, Uludağ vb. kadar olmasa da hatırı sayılır bir zenginliğe sahip. İki yıl içerisinde 140 türü gözlemleyip kayıt altına aldım. Bunların içinde Osmanlı Ateşi, Karsandra, Karagöz, Sultan, Çift Kuyruklu Paşa, Akdeniz Zıpzıpı, Levantin Zıpzıpı gibi bazı türler dikkat çeker. Türlerin zenginlik göstermesi farklı ekosistemlerin bulunmasıdır. Sahilden itibaren her yükselti basamağında bitki türlerinin değiştiğini görüyoruz. Maki bitki örtüsü, kızılçam ormanları, yükseklerde Toros sediri, köknar ormanlarının yer aldığı kalkerli arazi. Şubat sonunda sahil kesiminde kendisini gösteren Yalancı Apollo, Orman Fisto, Turuncu süslüyle açılan sezon yükseklerde Nisan - Mayıs aylarında Zegris ve Doğu Turuncu Süslünün uçmaya başlamasıyla iyice renklenmiş olur. Haziran – Temmuz aylarında Satyridae ve Lyaenidae ailelerine ait türler kanat çırpmaya başlar. Yörenin kalkerden oluşan arazi yapısı nedeniyle kaya üstlerini ve buralarda yetişen dikenli bitkileri seven esmer kelebekleri sürekli gözlemek mümkündür. Ağrı Esmer Perisi, Güneyli Kurşunu Kelebek, Haşmetli Piri Reis, Mersin Kızılmeleği vb.



Sultan



Yazın yaylalarda kelebekleri en iyi gözlemleme yerlerinden biri de çeşmelerdir. Toroslar’ da en çok görülen taş türü kalkerdir. Kalker çatlaklı yapısıyla kışın yağan yağmur ve kar sularını yer altına gönderir. Bu sulardan bir kısmı kaynaklar aracılığıyla tekrar yeryüzüne geri döner. Ancak birbirinden uzakta ve nadirdir. Kaynağın bulunduğu yere içme suyu için çeşmeler yapılır. Çeşmeler, insanlar kadar kelebeklerin de ilgisini çeker. Çeşmelerin önündeki ıslak zemin mineral ihtiyacını karşılamak isteyen erkek türlerle dolup taşar. Konukçu bitki aramadan çok sayıda türü bir arada görebiliriz. Toprağın tek düze rengine bir ressamın fırçasından çıkan renkler gibi canlılık veren kelebekleri görünce kim etkilenmez”¦ Yeryüzünün bu narin canlılarının bulunduğu her yerde kanat çırpmaya devam etmesi dileğiyle”¦



Nevzat ÇAĞLAR


ncaglar72@mynet.com




Çift Kuyruklu Paşa



Çok Gözlü Dafnis



Orman Fisto Kelebeği



Sarı Azamet



Yeni Benekli Melek



Büyük Sevbeni



Tırtıl








Nevzat Çağlar : Anamur'un KelebekleriNevzat Çağlar : Anamur'un KelebekleriNevzat Çağlar : Anamur'un KelebekleriNevzat Çağlar : Anamur'un KelebekleriNevzat Çağlar : Anamur'un KelebekleriNevzat Çağlar : Anamur'un KelebekleriNevzat Çağlar : Anamur'un KelebekleriNevzat Çağlar : Anamur'un KelebekleriNevzat Çağlar : Anamur'un KelebekleriNevzat Çağlar : Anamur'un KelebekleriNevzat Çağlar : Anamur'un Kelebekleri

Nusret Başaran : Vizörün İçinden İki Çift Kanat İle Hasbihal




Vizörün İçinden İki Çift Kanat İle Hasbihal




İnsanoğlunun yaratılışı nedeniyle güzelliğe, zarafete karşı daima bir zaafı olmuştur. Kuşlar, çiçekler, ağaçlar, kelebekler bunun en güzel örnekleridir. Çiçeklerin, bitkilerin kültürünün yapılması bahçelerin oluşturulması, insanlık tarihi ile beraber gider. Sadece beslenme taşıma gibi insana hizmet amacı ile değil, sırf gücü, güzelliği, ötüşü sebebi ile de hayvanlar ehlileştirilmiş üretilmiştir. Biz insanlar vahşi hayvanları böcekleri yakalayıp tahnit ederek koleksiyon malzemesi yaparak güzellikleri kendimizce hep yanımızda bulundurarak saklamaya çalıştık. Ama bunu çoğu kez öldürerek veya esir ederek yaptık. İnsan doğada evrimleşmiş ama medeniyetini arttırdıkça da çıktığı, geliştiği vasattan koparak suni ortamlara kendini hapsetmiştir. Fakat içimizde hep geldiğimiz yerlere olan özlemimiz ve sevgimiz baki kalmıştır. Günümüzde artık öldürmeden, hapsetmeden doğa ile kaynaşmak için çeşitli fırsatlar var. Canlılara kıymadan onlara sahip olma, güzelliklerinin doyumuna varma şansımız var. Kuş ve kelebek gözlemciliği modern dünyanın insanlığa en büyük fırsatlardan biridir bence. On yıldan fazladır kuş gözlemciliği ve 2008 yılından beride kelebek gözlemciliği yapıyorum. Soruyorlar bazen; ne anlıyorsun bu işlerden diye. Bende çok şey diyorum! Modern yaşamın getirdiği o herc-ü merc içinden kurtulup doğaya karışmak benim için bir zikir, aynen bir derviş gibi.






Kuşları, kelebekleri hem yakın çevremizde hem de bakir bir doğa parçasında görüp fotoğraflamak kayıtlarını tutmak en azından bana bir ibadetçesine huzur vermektedir. Yunus Emre’nin tersi bir öngörü ile yaratılmıştan ötürü yaratana yaklaşmak bir çeşit zikir âlemine dalmak. Burada tekkeniz, ağaçları, çiçekleri, kuşları, kelebekleri, güneşi, gökyüzü, bulutları her şeyi ile doğa. Musikiniz, rüzgârın sesi, yaprakların hışırtısı, kuşların ötüşü. Elinizde bir makro lensi fotoğraf makinesi kelebeklerin peşinden giderken yavaş yavaş kapıldığınız bir sonsuzluk hissi. Arkasından kendinizin de doğanın bir parçası olduğunuz idrakine varmanız. Dervişin gönül gözünün açılıp başka âleme geçmesi gibi artık sende doğanın koynunda derin bir vecd ile hem-hal olmuşsundur. Gün boyu devam eder iki çift pul pul kanatla hasbihaliniz. Kâh peşinden seğirterek, kâh vizörden bakışarak. Güneş yavaş yavaş ufuk çizgisine yaklaşıp ta etrafı kızıla boyamaya başlayınca, artık eve dönme zamanı da gelmiştir. Yavaş yavaş içine girdiğin ruh halinden çıkarsın; lakin heyecan bitmemiştir. Modern dünyanın nimetleri fotoğraf makineleri, gigabaytlar mertebesinde bilgiyi senin hafıza kartlarına kaydetmiştir.






Gece ekranda çektiğin bilgiler bilgisayara aktarılmış fotoğraflar ekrana yansımaya başlamıştır. Artık daha dünyevi bir meşgaleye başlamışsındır. Fotoğrafladığın kelebek türlerini tanımlar, eğer heyecan verici türler varsa telefonla, e posta veya internet ortamında arkadaşlarınla paylaşırsın. Bu da başka bir heyecan ve zevk biraz da gururdur, pek görülmeyeni, nadiri görüp fotoğraflamak. Şunu da unutmamak lazım zevk için, hobi için yapılan bu uğraş ülkemiz kelebek varlığı hakkında da inanılmaz bir bilgi birikimi sağlamaktadır.





Kuş gözlemciliğini daha çok Edirne ve Trakya bölgesinde yaptım. Bazıları nadir birçok türü saptayıp kayda geçirdim. Fakat eskiden beri yaptığım makro doğa fotoğrafçılığından kuş fotoğrafçılığına bir geçiş yapamadım. Uzaktan takip ettiğim, birçok kişinin kuş gözlemciliği ile beraberce götürdüğü kelebek gözlemciliğine 2008 yılında makro fotoğrafçılık geçmişimin de katkısıyla başladım. Kelebek gözlemciliği kuştan farklı olarak neredeyse fotoğraf ile beraber giden bir uğraşı. Önce Edirne ve ilçelerinde takiben ülkemizin önemli kelebek alanlarından olan Kırklareli ili kırsalında özelliklede Kırklarelili kelebekçi arkadaşlar Tamer ve Timur Arda kardeşler, Ufuk Karaca ve Selçuk Balaban’la beraber yaptığımız arazilerde bazıları nadir olan 100 türün üzerinde kelebeği fotoğraflayıp tanıma fırsatım oldu. Halen çalıştığım Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinin bulunduğu Balkan Yerleşkesi de benim için önemli bir gözlem alanı oldu. Öğle tatilinde birkaç yüz dönümlük bir alanda kısa süreli yaptığım gözlemlerde 50 türün üzerinde kelebek saptadım. Tüm Britanya adasında 70 kadar tür varken memleketimizin ufacık bir alanında neredeyse bir ülke zenginliğinde kelebeğimiz var. 2010 yılında özellikle Google Earth üzerinde Edirne, Kırklareli ve eşimin memleketi Eskişehir kırsalını tarayarak kelebek açısından zengin olabileceğini düşündüğüm alanları saptadım. Yanıma bazen eşim Sevilay ve oğlum Ege Nusret’i de alarak yaptığım arazilerde güzel yerler ve kelebek dışında diğer hayvanları çiçekleri görüp tanıma kızılcık, muşmula gibi orman yemişlerini toplayıp tatma şansını da bulduk. 2011 yılında ise Kırklareli’nde Yunanistan’da olup Edirne’de varlığı bilinmeyen türleri bulmak en önemli hedeflerinden biri.





Tıp Fakültesinde öğrencilerimize tıp dışı konulardan da olabilecek şekilde özel çalışma modülü adı altında ders açılmaktadır. Bu öğretim döneminde bende kelebek gözlemciliği adı altında bir modül açtım. Amacım birkaç öğrenci de olsa bu dünyada sadece bizim değil bitkisiyle hayvanıyla da başka canlılarında yaşadığını, onlarında bu dünyada hakkı olduğu farkındalığını verebilmek. Tabii bu arada Edirne ve Trakya’daki kelebek türlerini fotoğraflayıp tanımlamakta diğer öğretim hedeflerimizden biri olacak. Burada en büyük beklentim modüle kayıt yaptıran öğrencilerin kelebek gözlemciliğine öğrenci değil talebe olarak gelmeleridir. İsteyen, talep eden birkaç gönüllü benim için en büyük ödül olacaktır. Bildiklerimi onlara aktarmak, yol göstermek ardından memleketlerinde tayin oldukları yerde bu hobilerini devam ettirmeleri, arada bir hocalarını yâd etmeleri benim için yeterde artar bile. (24 Ocak 2011)



Doç.Dr. Ümit Nusret BAŞARAN


Trakya Üniversitesi, Tıp Fakültesi


Çocuk Cerrahisi AD


EDİRNE






Nusret Başaran : Vizörün İçinden İki Çift Kanat İle HasbihalNusret Başaran : Vizörün İçinden İki Çift Kanat İle HasbihalNusret Başaran : Vizörün İçinden İki Çift Kanat İle HasbihalNusret Başaran : Vizörün İçinden İki Çift Kanat İle HasbihalNusret Başaran : Vizörün İçinden İki Çift Kanat İle HasbihalNusret Başaran : Vizörün İçinden İki Çift Kanat İle HasbihalNusret Başaran : Vizörün İçinden İki Çift Kanat İle HasbihalNusret Başaran : Vizörün İçinden İki Çift Kanat İle HasbihalNusret Başaran : Vizörün İçinden İki Çift Kanat İle HasbihalNusret Başaran : Vizörün İçinden İki Çift Kanat İle HasbihalNusret Başaran : Vizörün İçinden İki Çift Kanat İle Hasbihal

Olcay Yeğin : Türkiye’de Amatör Kelebek Gözlemciliğinin Tarihçesi




Türkiye’de Amatör Kelebek Gözlemciliğinin Tarihçesi




Türkiye de kelebek gözlemciliğinin tarihçesini yazmak, pek çok konuda olduğu gibi, yazılı kaynak ve görsel kayıtların azlığından çok zor. Ben sadece, çok sınırlı olan, kişisel bilgilerimi paylaşabilirim. Kelebeklerle ilgili bilimsel çalışmaları çok eskiye dayanan-yaklaşık 40 yıl- ve dünya çapında tanınan sayın Prof. Dr. Ahmet Ömer Koçak ve diğer bilim insanlarımızın bilimsel çalışmalarından, yayınlarından ve bilimsel gözlemlerinden söz etmeden geçmek olmaz. Ancak bu konu yazımızın kapsamı dışındadır. Bu yazı amatör kelebek gözlemciliğinin Türkiye deki gelişimi konusunu özetlemeyi amaçlamıştır.



Bu yazıda kelebek gözlemciliğini derinlemesine bilimsel sistematiğe dayanmayan ve bilimsel olarak düzenlenmemiş, yurt genelinde hobi olarak yapılan gönüllü çalışmalar konu edilecektir. Amatör kelebek gözlemcileri adı altında toplayabileceğimiz bu topluluğun içinde, doktorlar, avukatlar, mühendisler, üniversitelerin değişik bölümlerinden öğretim üyeleri başta olmak üzere hemen hemen toplumun her kesiminden ve meslekten insanın yer aldığı gözlenmektedir.



İnternet kullanımının yaygınlaşması, fotoğraf paylaşım sitelerinin artması ve bu konuyla ilgilenen internet gruplarının oluşması ve belki de en önemlisi dijital fotoğraf makinelerinin yaygınlaşması ve ucuzlaması sonunda konuda son 10 yılda çok sevindirici bir ilgi ve bilgi artışı sağlanmıştır. Başlangıçta kelebek gözlemciliğine ivme kazandıran fotokritik (www.fotokritik.com ) gibi fotoğraf paylaşım siteleri olmuştur.



Bu ortamda birbirini tanıyan kişiler bir araya gelerek internette gruplar oluşturmaya başladılar. Başlangıçta sayın Ali Atahan, Evrim Karaçetin ve Prof. Dr. Ahmet Baytaş’ın öncülük ettiği bu gruplar bilgi ve ilginin artmasında önemli rol oynamıştır. Son yıllarda sayın Ahmet Baytaş’ ın Türkiye’ nin Kelebekleri kitabının yayınlanması da bu konuda fevkalade önemli gelişmelerden biridir. Bir dönem www.leptr.org amatör kelebek gözlemcilerinin toplandığı bir ortam sağlamış ve önemli ilgi ve bilgi birikimi olmasına karşın maalesef varlığını sürdürememiştir. Türkiye kelebekleri konusuna dikkat çeken önemli tüzel kişilik Doğa Koruma Merkezidir (DKM). Konuya ilişkin olarak Doğa Koruma Merkezinden Didem Ambarlı, “Doğa Koruma Merkezi (DKM) 2007de Avrupa Kelebekleri Koruma Birliği Türkiye temsilcisi olmuştur. Doğa Koruma Merkezi, kelebeklerin Türkiye’nin en önemli doğal miraslarından olduğu ve kelebek korumanın Türkiye’nin doğa koruma önceliklerinden biri olması gerektiği düşüncesinde olan bir kuruluştur. DKM’ nin kelebeklerle ilgili ilk çalışmaları kelebek gözlemciliğini destekleme çalışmalarıdır. İlk faaliyet olarak 2008 yılında “kelebek günleri” düzenlenmiş, bu çalışmada kelebek tanımlama ve doğa korumaya yönelik araziden veri toplanması konusunda 3 günlük teorik eğitim verilmiş, eğitimden sonra Sivas ve Kayseri’de 1 hafta süren arazi çalışmaları ile bilgiler pekiştirilmiştir. DKM, benzer bir çalışmayı 2009 yılında Kaçkarlar bölgesinde gerçekleştirmiştir. Bu aktivitelere katılan değişik bilgi düzeyindeki gözlemciler daha sonra Anadolu Çaprazı Biyoçeşitlilik Projesi (http://www.dkm.org.tr/anadolu-caprazi/kelebek-gozlemcileri.php ) ve Kaçkar Dağları Sürdürülebilir Orman Kullanımı ve Doğa Koruma projesinde uzmanlar ile birlikte arazi çalışmaları yapmışlar ve sistematik yöntemlerle kelebek verisi toplamışlardır.” demektedir.



Kelebekler konusunda internette herkese açık olan ilk kişisel web sayfaları sayın Özgür Koçak (www.ozgurdoga.net ), Ali Atahan (şimdi www.antakya-kelebek.org ) ve benim tarafımdan (www.butterflies-moths-turkey.com ) oluşturulmuştur.



Son 5 yılda amatör kelebek gözlemcileri fotokritiğin yanı sıra www.kelebek-turk.com, www.adamerkelebek.org , sitelerinde toplanarak gözlemlerini fotoğraflarını paylaşmaya, devam etmektedirler. Trakuş (Türkiyenin Anonim Kuşları) ve Tramem’den (Türkiyenin Anonim Memelileri) sonra TRAKEL’in (Türkiyenin Anonim Kelebekleri, www.trakel.org ) devreye girmesiyle, ülkemizin kelebekleriyle ilgilenen doğaseverlerin toplandığı yeni bir merkez oluşmuştur.



Sevindirici olan bu sitelere katkı veren gözlemci sayısının on yıl önce iki elin parmaklarını geçmezken, bugün 250’nin üstüne çıkmasıdır. Bu olumlu gelişmeler sonunda Türkiye de 330’dan fazla kelebek türünün gözlemlenerek fotoğraflanmış olması gurur duyulacak bir başarıdır.



Bu çalışmalar sonunda daha önce Türkiye de varlığı bilinmeyen yeni türlerin de;



Yunan Anormalçokgözlüsü (Polyommatus aroaniensis)



Melike Amannisa (Melitaea britomartis)



Bataklık Noktalığı Kelebeği (Boloria eunomia)



Kolev in Anormal Çokgözlüsü (Polyommatus orphicus)



Halkacık (Aphantopus hyperantus )



gibi varlığının kanıtlanması heyecan vericidir.



Bu çalışmalar sırasında;



Carbonell Mavisi (Polyommatus lycius)



Rose nin Çokgözlüsü (Polyommatus rosei)



Çokgözlü Dianamavisi (Polyommatus Diana)



gibi nadir türler sahada gözlenerek fotoğraflanmıştır.



Üzüntü verici olan ise henüz kelebekler konusuyla bilimsel yönden ilgilenen değerli bilim insanlarımızla, amatör kelebek gözlemcileri arasında yeterli güç birliği ve iletişimin sağlanamamış olmasıdır. Türkiye’ nin doğası, tabiat varlıkları ile ilgili devlet kurumlarının desteğinin alınamaması, değişik web sayfalarında toplanan bilgilerin derlendiği bir üst yapının henüz oluşturulamamış olması bu çalışmaların daha geniş kitlelere ulaşmasını ve katılımını engelleyen önemli olumsuz etmenlerdir.



Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’ deki önemli sorunlardan biri de nüfus artmasının sonucu olarak yerleşim alanlarının hızla genişlemesi ve doğanın aynı hızla tüketilmesidir. Buna bir de ülkemizin ekonomik politikaları ve kişisel servet ihtirasları eklenince en önemli kelebek gözlem alanlarından olan Çoruh Havzası ve Istranca Ormanları, HES projeleri ve Taş Ocakları nedeniyle ciddi zararlar görmeye başlamıştır ve böyle giderse daha da fazla görecektir.



Kelebek Gözlemcileri olarak dileğimiz, tüm insanların kendisini doğadan soyutlamadan, doğanın bir parçası olarak görmesidir. Bütün doğal güzelliklerimizi koruma, sevgi ve bilgi artışının oluşmasıyla mümkün olacaktır.



Dr. Olcay YEĞİN






Olcay Yeğin : Türkiye’de Amatör Kelebek Gözlemciliğinin TarihçesiOlcay Yeğin : Türkiye’de Amatör Kelebek Gözlemciliğinin TarihçesiOlcay Yeğin : Türkiye’de Amatör Kelebek Gözlemciliğinin TarihçesiOlcay Yeğin : Türkiye’de Amatör Kelebek Gözlemciliğinin TarihçesiOlcay Yeğin : Türkiye’de Amatör Kelebek Gözlemciliğinin TarihçesiOlcay Yeğin : Türkiye’de Amatör Kelebek Gözlemciliğinin TarihçesiOlcay Yeğin : Türkiye’de Amatör Kelebek Gözlemciliğinin TarihçesiOlcay Yeğin : Türkiye’de Amatör Kelebek Gözlemciliğinin TarihçesiOlcay Yeğin : Türkiye’de Amatör Kelebek Gözlemciliğinin Tarihçesi