Kategori arşivi: KASIM 2011 SAYISI – NOVEMBER 2011 ISSUE

Andreas Weinand : Büyük Gençlik



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



BÜYÜK GENÇLİK, Kendini Bulmak


COLOSSAL YOUTH, Finding Oneself


Andreas WEINAND



Fotoritim için Andreas Weinand ile Röportaj





Baybars Sağlamtimur : Sevgili Andreas herşeyden önce çalışmalarını bizimle paylaştığın için teşekkür ederiz. Andreas Weinand kimdir, bize biraz bilgi verebilir misin?



Andreas Weinand : Fotoğraflarımla ilgilendiğiniz için çok teşekkür ederim. Benim için büyük bir zevk.



Ben bağımsız bir fotoğrafçıyım. 1958 Rheine / Westfalen, Almanya’da doğdum. 1978’de Düsseldorf’ta liseyi bitirdim. Sonrasında kişisel ilgi alanlarıma yönelmeye karar verdim ve 1980’de GHS (Folkwang), Essen’de fotoğraf okumaya başladım. On yıllık yoğun fotoğraf eğitimi boyunca fotoğrafın olabilirliklerini araştırdım ve üzerinde çalıştım. 1986’dan beri Essen’de yaşamaktaydım. Şimdilerde, eşimle birlikte Berlin’e taşınıyoruz. Medya ve sanat ortamları arasında, sözleşmeli ve bağımsız çalışmalarımla sanatsal belgesel fotoğraf çalışmalarımı geliştirdim.




Baybars Sağlamtimur : Web sitenizde, fotoğrafınızın temelde kişisel kimliklerin incelenmesi ile ilintili olduğunu belitmişsiniz ve bunları tekil ve panaromik seriler olarak yayınlamışsınız. Neden böyle bir sunum yöntemi seçtiniz?



Andreas Weinand : Ben fotoğraf çekmeyi bir süreç olarak görüyorum. Bir fotoğraf diğerini takip eder. Gözlerimi kapıyor ve sezgilerimi takip ediyorum.



Her bir fotoğraf bir insana, manzaraya veya bir duruma yönelik olası tek yaklaşımdır. Sunum biçimi, ister bir sergide, isterse bir kitapta; tekil fotoğraflar arasında birleştirici bir bağ yaratarak, çok sayıda fotoğrafı düzenleme imkanı sunabilir.




Baybars Sağlamtimur : Fotoğraf stiliniz ‘şipşak’ tarzını anımsatıyor. Bu stilde başarılı fotoğraflara rastlamak çok da kolay değil ve ben sizin bu konuda çok başarılı olduğunuzu düşünüyorum. Fotoğraflarınızda, ister insanları isterse bir demet çiçeği çekmiş olun aynı etkiyi alıyorum. Hepsinin özel ve eşsiz bir ruhu var. Serilerinize bakarken bu kolayca hissediliyor.


Fotoğrafik stilinizi ve serilerin konularını neye göre seçtiğinizi anlatır mısınız?



Andreas Weinand : Evet, size “çekim yapmak” kelimesi dışında tümüyle katılıyorum. Bana göre “bu” fotoğraf çekmek. Bu insanlara ve objelere çok duyarlı bir yaklaşım. Duruma göre ve çok net hareket etmeme rağmen, bir insana baktığımın ve bu insanın çok özelini izlediğimin farkındayım. Konunun içine çok fazla dahil olmak ya da çok kritik bir görüntüyü kaçırmak gibi bir risk ve gerilim her zaman var. Bir dengeyi yakalamak zorundayım.




Belli bir görüntüyü anımsatan fotoğraflar çekmeyi hedefliyorum. Bu göründüğü kadar kolay bir şey değil. Karşımda gördüğüm şeyi fotoğraf makinemin içine almaya çalışıyorum. Sonuç, kişisel bir algı gibi görünmesi gereken bir imge. Bu hem teknik ve psikolojik bir birikim, hem de ne yaptığını biliyor olmayı gerektiriyor.



Ben fotoğraf stilimi “kişisel bakışı olan düz fotoğraf” olarak tanımlıyorum. Konularım zamanla gelişiyor. Bazılarının özünde otobiyografik kökler, bazılarında ise ortak çalışmalar veya ticari işler var. Benim süregelen “hayatta neyin önemi olduğu” na dair fikirlerim sonucu, belli konular, başlıklar ortaya çıkıyor. En çok ilgimi ne çekiyorsa ve ne için enerjimi ve zamanımı kullanmaya istekliysem ona odaklanıyorum.




Baybars Sağlamtimur : İnternet sitenizde en çok Clossal Youth – Büyük Gençlik ve Reflecting Oneself – Kendini Yansıtmak serilerini beğendim. Bu ikisi benim en beğendiklerim. Sizin favorileriniz hangi seriler?



Andreas Weinand : Her ikisi de benim için çok önemli. Yakın bir ilişki var. “Clossal Youth” serisini fotoğraflarken, sanatsal fotoğraflar için diğer insanların özelini istismar eden kendimi, bir fotoğrafçı olarak durduğum yeri düşünmemi sağladı. İçimde ahlaki bir çatışmaya neden oldu. Ve böylece ben de gözlemci kamerayı, kendi mahremiyetimi açmak için -yani ne ölçüde istekli olduğumu keşfetmek için- kendime çevirdim. Kendi kimliğimi araştırmak istedim. Artk hayatımdaki bu dönem bittiği ve değiştiği için çok mutluyum.




Acker Arable Land” gerçekten de önemli bir proje. Çok kişisel olduğu gibi, aynı zamanda küresel bir önemi de var. Doğaya karşı insan ilişkilerini yansıtıyor. “Portreler”i de çok seviyorum.




Baybars Sağlamtimur : Fotoğraflarınızı ilk gördüğümde, fotoğraf makinenizin formatını merak etmiştim. 35mm veya 6X6 değil. Hangi tip makine kullanıyorsunuz ve neden?



Andreas Weinand : Çoğunlukla Makina 6×7 marka fotoğraf makinesi ve negatif film kullandım. Tüm baskıları karanlık odada kendim hazırladım.



Makina’yı indirekt flaş ile kullanmak çok eğlenceli. Fotoğraf çektiğinizi gizlemenin yolu yok. O zaman bu şekilde fotoğraf çekmekten hoşlanıyordum. Artık, uygun ışıkta çekiyorum ve zaman zaman üçayak kullanıyorum.




Baybars Sağlamtimur : Atölyeler hazırlıyor ve kimi zaman konferanslar veriyorsunuz. Bu bana bilgiyi paylaşmaktan hoşlandığınız fikrini veriyor. Bunun altında yatan sebep nedir?



Andreas Weinand : İnsanlarla iletişim içinde olmayı seviyorum. Paylaşacak önemli tecrübeler biriktirdim ve ilgili öğrenci grupları ile fotoğraf üzerine konuşarak stratejiler geliştirmek çok keyifli.




Baybars Sağlamtimur : Pepperoni Yayınları tarafından basılmış “Büyük Gençlik” isimli kitabınız var. Bize bu kitaptaki fotoğraflar ve kitaba dair biraz bilgi verebilir misiniz?



Andreas Weinand : Otobiyografik köklerimi takip ederek “gençlik” teması üzerine yoğunlaştım ve 1988-1990 yılları arasında “Clossal Youth – Büyük Gençlik”i gerçekleştirdim.



Fotoğrafladığım insanların hayat felsefeleri bana, bir şekilde genç bir bireyken kendi felsefemi hatırlattı. Bu gençliğin gücünün manifestosu. Bu güç içinde gençliğin çığlığı.



COLOSSAL YOUTH 25book’dan sipariş edilebilir: >>>




Baybars Sağlamtimur : En çok beğendiğiniz sanatçılar kimler? İlgi alanlarınız neler ve en çok hangi tür müzik dinlersiniz?



Andreas Weinand : Sanatın tümünü seviyorum. Bana ilham veren çok fazla sanatçı var, sadece birkaç tanesinin ismini söylemeyi haksızlık olarak görüyorum. Ama, Jan van Eyk’ın “Man in a Red Turban – Kırmızı Türbanlı Adam”I en beğendiğim portrelerden biri. Fotoğrafçı olarak Diane Arbus bana çok ilham veriyor. 1982’de Garry Winogrand’ın Folkwangschool’da bir konferansını dinlemiştim, bu gözlerimi çatı. 80’lerin başında hafta 4 kez sinemaya giderdim. Bunun da çok önemi var. Son oniki yıldır modern dans ve performnas sanatlarına odaklandım. Her çeşit müzği dinlerim”¦




Baybars Sağlamtimur : Halihazırda devam ettiğiniz veya gelecek projeler söz konusu mu?



Andreas Weinand : Şu anki projem Berlin’e taşınmamız. Son 21 yıla ait her şeyi kutulara doldurmak. Hayatı yeniden kurmak ve gelecek için hazırlıklar yapmak. En önemli projem ise annem. Yedi yıldır yoğun bir şekilde fotoğraflarını çekiyorum. Annem bana bakıyor. Ve elbette portreler.




Baybars Sağlamtimur : Herhangi bir Türk fotoğrafçı veya sanatçı tanıyor musunuz veya karşılaştınız mı?



Andreas Weinand : Ara Güler’in çalışmalarını biliyorum. Sinema filmleri gördüm ancak yönetmenlerin isimlerini hatırlamıyorum. Yoğun filmlerdi.



“Yol” ismini hala hatırlıyorum. Tabi ki Fatih Akın filmlerini biliyorum. Türkiye’de hiç bulunmadım ancak istek listemin başında geliyor.




Baybars Sağlamtimur : Fotoğraflarınız izlemekten büyük zevk aldım. Bana doğru zamanda, doğru yerde ve ve doğru şekilde çekildiği izlenimini verdiler”¦ Atmosferi sezinledim, hissettim ve hatta kokladım”¦ Çok yakın, çok kişisel -hatta kamera benim elimdeymiş gibi- çünkü fotoğrafladığınız insanların çoğu sanki siz orada yokmuşsunuz gibi doğal, sıcak ve samimiler”¦



Bu söyleşi için çok teşekkür ederim ve başarılar dilerim.




Andreas Weinand : Fotoğraflarımla ilgili bu güzel sözleriniz için ben teşekkür ederim. Onlar ne yapmak istediğimi çok güzel anlatıyorlar. Ben de size başarılar diliyorum.




İngilizce Röportaj Metni: Baybars SAĞLAMTİMUR


Türkçe Çeviri : Şebnem AYKOL






Interview with Andreas Weinand for Fotoritim



Baybars Saglamtimur: Dear Andreas first of all thank you for sharing your works with us. Can you please give us some information, who is Andreas Weinand?



Andreas Weinand: Thank you very much for your interest in my photography. It is a pleasure for me.



I am an independent photographer. Born in 1958 in Rheine / Westfalen, Germany. In 1978 I finished gymnasium in Düsseldorf. After that I decided to follow my personal interests and started to study photography at the GHS ( Folkwang ) Essen in 1980. Over the course of ten years I intensively explored the possibilities of photography and examined in 1990. Since 1986 I was living in Essen. Just now my wife and I are moving to Berlin. I have developed my artistic documentary photography in tension between commissioned and independent productions in the contexts of media and art.




Baybars Sağlamtimur : You state that (at your web site) your photography is primarily engaged in the research of personal identities.



And you publish them as singular or panoramic series. Why do you choose this presentation method?



Andreas Weinand: I understand taking photographs as a process. One image follows the other. I open my mind and follow my intuition.



Each image is one possible approach towards a person, a landscape or a situation. The presentation, may it be an exhibition or book, offers the possibility to arrange several images in order to create an associative tension between these single images. The sequenced presentation conveys a more complex understanding of reality.




Baybars Sağlamtimur : Your photographic style reminded me “snapshots”. It is not easy to come across successful images for this “style” and I believe that you are very successful in this area. Your images carries the nearly the same resonance -even if you shoot people or just a bunch of flowers- this resonance (or feeling) is the same (in my opinion). Each of them have a special, unique soul. While looking at your series one can easily sense this…



How do you describe your photographic style and the way of choosing the series topics?



Andreas Weinand: Yes, I absolutely agree with you, except your use of the word “shoot”. For me it is “taking photographs”. This is a very sensitive approach towards people and objects. Although I have to act very straight and situational I am aware that I look at a person and I watch this person in a very intimate way. There is always this tension and the risk of either going too far or missing an intensive image. I have to find my balance.



I aim to take photographs that resemble a certain VIEW. That probably sounds easy but it is not. I have to put “into the camera” what I see in front of me. The result is supposed to be an image that acts as a personal view. This requires some practice in both, technical and psychological experience and an understanding about what I am doing.




I call my photography “straight photography with a personal view”. My topics develop by time. Some of them have an autobiographic origin others are the result of a cooperation or commission. Based on my ongoing reflections on “what is important in life”, certain topics emerge. I focus on what really interests me and for what I am willing to invest time and energy.




Baybars Sağlamtimur : At your web site I like the Colossal Youth and Reflecting Oneself series the most. They are my top 2. Which series are your favorites?



Andreas Weinand: Both are very important for me. There is a close correspondence. Photographing COLOSSAL YOUTH made me think about my position as a photographer utilizing the privacy of other people in order to formulate artistic images. That caused a moral conflict for me. So I turned the observing camera on myself to find out how far I was willing to show my own intimacy. I wanted to explore my own identity. By now I am happy that this period of life has passed and changed.



ACKER ARABLE LAND is a real core project. Very personal and at the same time of global impact. It reflects on the human relationship to nature. The PORTRAITS I also like very much.




Baybars Sağlamtimur : When I first came across your photos I was curious about your camera format. It is not a 35mm or 6×6. What type of camera do you use and why?



Andreas Weinand: I mostly photographed with the Makina 6×7 using negative film. I did all my prints in the darkroom by myself.



Using the Makina with a bounce flash is quite fun. You cannot hide that you are taking photographs. At that time I enjoyed photographing that way. Nowadays I prefer to photograph with available light and using the tripod from time to time.




Baybars Sağlamtimur : You are making workshops and giving lectures time to time… It reminds me that you like to share your knowledge. What is the force behind this?



Andreas Weinand: I enjoy to communicate with people. I have accumulated a profound experience to share and it is great to develop strategies to speak about images in a group of engaged students.




Baybars Sağlamtimur : You have a book “Colossal Youth” published from Peperoni Books. Can you please give us some information about the idea of the images and book?



Andreas Weinand: Following autobiographical roots I focused on the theme of “youth” and realized COLOSSAL YOUTH from 1988 – 1990.



The philosophy of life held by the people I photographed reminded me in a way of my own philosophy as a young person. It is a manifestation of the power of youth. This juvenile claim for omnipotence.



COLOSSAL YOUTH can be ordered at 25books : >>>




Baybars Sağlamtimur : Who are your favorite artists? What are your personal interests and what type of music do you listen the most?



Andreas Weinand: I love art in general. There are so many artists that inspire me that I consider it quite unfair to mention only a few. But, Jan van Eyk’s “Man in a Red Turban” is one of my favorite portraits. In photography Diane Arbus inspired me a lot. I witnessed Garry Winogrand’s lecture at the Folkwangschool in 1982. That opened my eyes. In the early 80′s I attended movies four times a week. That was a magnificent impact. The last twelve years I focused on contemporary dance and performing arts. I listen to all kinds of music. ”¦




Baybars Sağlamtimur : Do you have any currently involving or future projects?



Andreas Weinand: My current project is our move to Berlin. Packing all the stuff from the last 21 years in boxes. Restructure life and plant seeds for the future. One core project is my mother. I have photographed her intensively for 7 years. My mother looking at me. And, of course, the portraits.




Baybars Sağlamtimur : Do you know/meet with any Turkish photographers and/or artists?



Andreas Weinand: I know the work of Ara Güler. I have seen films but I do not remember the names of the directors. Heavy films.



I still remember the name “Yol”. And, of course, I know the films of Fatih Akin. I have not been to Turkey yet, but Istanbul is on top of my wish list.




Baybars Sağlamtimur : I really enjoy watching your photographs. They give me the feeling of being there, right in that situation and in that time… I can sense the atmosphere, I can feel them, even smell them… They are very close, personal and seems that I am there with the camera -because most of the people you photograph seems that they are nor aware of (or care for) you, all natural, warm and intimate…



Thank you very much for this interview and wishing you success!



Andreas Weinand: Thank you very much for your touching words about my photographs. They very well describe what I aim to express. I also wish you lots of success!





www.andreasweinand.de







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Andreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük GençlikAndreas Weinand : Büyük Gençlik

Ali Alışır : Sanal Mekanlar



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



SANAL MEKANLAR


VIRTUAL PLACES


Ali Alışır




Yeni bir aydınlanmanın teknolojik olarak henüz eşiğinde olmamıza rağmen teknolojik gelişmeler bugün düşünce kalıplarımızı kökten değiştirmektedir. Çağımızın teknolojisi geçtiğimiz birkaç bin yılın katmanını adeta sıyırıp altından bambaşka bir evren çıkartıyor; bu sınırsız özgürlüğün adı Sanal Gerçeklik. Sanal Gerçeklik her gün biraz daha büyüyor. Tıpkı bir dönemler telgrafın telefon olması, radyonun da televizyon olması gibi her yere bir virüs gibi yayılıyor.



Bu değişim, bugün bizlere 18.yy “Sanal” terimindeki nesnenin yansımış (optik) görüntüsünün tanımında büyük değişimlerin olduğunu söylemektedir. Artık imgeler yalnızca (optikte olduğu gibi) dünyayı bize yansıtmak için kullanılmamaktadırlar. Tam tersine hayatlarımızı, sosyal ortamımızı, ilişkilerimizi ve bizi şekillendiren bir konuma taşınmışlardır. Sanal Gerçeklik kavramıyla beraber düşüncelerimiz zaman içinde algılarımız ve deneyimlerimizle beraber saydam bir konuma taşınmıştır. Bizler artık bugün hem izleyici kitlesi, hem de iletim ağının kendisi haline gelmeye başladığımızı söyleyebiliriz.



Fotoğraf sanatı da bu noktada teknolojinin hızıyla beraber sanal gerçekliğe benzemiştir. Gerçekliği adeta bu sanal ağların içinde emilip yutulmuştur. Fotoğrafçının çektiği görüntülerin dijital olarak kodlanıyor olması ve hepsinin bir işlemciden ötekine hareket etmesi (bilgisayardan televizyona ve cep telefonuna) fotoğrafın imgesini de etkilemiştir. Artık “gerçek” sanıldığı kadar açık seçik bir şey değildir. İmgesi ise dijital kodlanan ve üst üste yazılan kodlamalar ile tamamen sentetik bir hale gelmiştir.



Haber içerikleri ve yayılımı da bu kodlamalar üzerinden değişikliğe tabi tutulmaktadır. Televizyondaki olaylar, olay tasviri ile aynı şeylermiş gibi ele alınmaktadırlar. (Dijital kodlamaları; yani 1 ve 0 lar yer değiştirmiştir) Ve kitle iletişim araçlarının etkisiyle gerçeklik yapay olarak tekrar üretilir hale gelmiştir. Ekonomi, politika, siyaset bütün bu çözülmenin bir parçası haline gelmiştir. Reel ekonominin yerini sanal ekonomi, politika ve siyasetin yerine ise yeni medya düzenin hakim olduğu bir dönem almıştır.



Günümüzde politikayı kamuoyu araştırmaları, reklamı testler, radyoda çalınan parçaları tüketici panelleri, sinemada oynatılan filmlerin sonunu ve afişlerini anketler, televizyon programlarını reytingler belirlemektedir. Belki de geçmişten günümüze yaşadığımız en büyük değişim, bugün imgelerinin kontrolünün, üretiminin ve dağıtımının dijital işlemcilere, yapay belleklere ve teknolojik iletişim araçlarına geçmiş olmasıdır.



İmgelerin ve bilgilerin bu hızlı değişimi gazeteler, dergiler ve kitaplardan dijital platforma doğru kaymaya başlamıştır. Bu mekan değişikliği matbaanın icadından sonraki en büyük değişim hareketidir. Bilgi bu uzun yolculuk serüveninde –gerçek- mekandan uzaklaşıp -olası- bir mekana, -olay- mekanından –düşünce- mekanına geçmiştir.-Sınırlı- bir alandan –sınırsız- bir alana yayılan bilgi artık Sanal bir mekandadır.



Sanal olma durumu bir şeyin başka bir şey olma durumudur. Yani bir anlamda gerçeğin tüm özelliklerini taşıma potansiyelidir. Dolaşım ağındaki her bilgide bu dolaşım ağında başka bir bilgiyle değişime uğramaktadır. Günümüzde ise bilgisayar temelli “üretilmiş sanal görüntüler” gerçeği kendisiyle tanımlayan bir konuma yerleşmek üzeredirler.



Sanal Mekanlar Projesi Ortaçağ’ın tersten perspektifi ile Rönesans’ın merkezi perspektifi arasındaki kırılmanın sanatsal bir yorumudur. Sosyal hayatlarımızı paylaşıp yaşadığımız ve ticaret yaptığımız bu mekanlarda artık algılanabilecek bir derinlik ve kaçış noktası kalmamıştır. Bizleri bir dönem çevreleyen bu kasvetli ve ağır mimari yapıların yerini günümüzde ara yüz ve ağ temsillerinin çalışma şekilleri almıştır. Elektronik devreler (cep telefonları, internet) yoluyla birbirimize bağlandığımız ve sınırsız bilgi ağını kullanarak seyahat ettiğimiz bu mekanlar artık yerçekimsiz ve ölçü kurallarına bağlı kalmayan etkileşimli alanlara dönüşmüşlerdir. Sanal Mekanlar projesi sürekli yer değiştiren bu bilgi ve imgelerin, fiziki mekanından zihnen uzaklaşan bireylerin üzerindeki sonsuz sayıdaki çoğaltmaya ve müdahaleye imkan veren teknolojik etkisinin, sanatsal bir eleştirisidir.



Ali Alışır, 2011



http://www.alialisir.com


http://www.alialisirblog.com





Even though we are standing only at the threshold of a new enlightenment with respect to technology, today the technological developments are radically changing our thinking patterns. The technology of our era is peeling off the layers left by the last couple of millennia and unearthing a whole new universe from under them. This unlimited independence is called the Virtual Reality. Every single day Virtual Reality is expanding a bit more. Just like what happened in the past, when telegrams were replaced by phones and radio was replaced by the TV. Like a virus, it is spreading to everywhere around us.



This evolvement shows us that too much have changed since the 18th century, when the term “virtual” was first coined to define the optical reflection of an object. Today, -unlike in the optics-, images are not just used to reflect the world to our eyes. On the contrary, they have come to a state, in which they shape our lives, social environments, relations and finally us. With the concept of Virtual Reality, during the course of time, our thoughts along with our perceptions and experiences are carried to a transparent state. Today, we can safety say that we have become both viewers and the communication network itself.



At this point, in parallel with the speed of the technology, the art of photography resembled the virtual reality. It seems as if its realness was absorbed and swallowed inside these virtual networks. The fact that the images shot by the photographer is coded digitally and that all of them are transferred from one processor to another (from the PC to the TV and cell phones etc) had an impact on the image of photograph itself. From this point on, the “reality” is not something as clear and explicit as we thought. Its digitally coded nature and with the overwritten and repetitive coding turned photograph’s image into something completely synthetic.



The contents and spreading of the news have also undergone a change through these coding processes. On TV, the way the events are handled has become depictions of the events. (Only their digital coding, i.e. the 1’s and 0’s are transposed). Plus, with the effect of the mass communication, reality gets reproduced artificially. Economy and politics took their shares in this entire disintegration. In this era, the real economy is replaced by Virtual Economy, whereas the new media order took the place of politics.



In our day, policies are shaped with reference to public surveys. Likewise, commercials are created according to tests. The consumer panels decide which songs are to be played on the radio. The end of the movies and the design of their posters are formulated according to what the opinion surveys say. Ratings are the decision-makers for the TV shows. Maybe, the greatest change we have seen to date is that the control, production and distribution of today’s images are handed over to digital processors, artificial memories and technological communication devices.



This rapid change of the images and information initiated a switch from newspapers, magazines and books, towards the digital platforms. This setting change of setting is actually the greatest evolvement since the invention of the printing press. In this long-lasting journey, information drifted apart from the “real” setting and moved into a “possible” setting; departed from the setting of the “event” and settled in the setting of “thought”. Information spreading from a “limited” field to an unlimited one is –from that moment on- in a Virtual setting.



State of being virtual involves being something else. In other words, in one sense it is the potential of embodying all the qualities of reality. Every information within the circulation goes through a change via other information from inside the web. Today, computer-based “produced virtual images” are about to end up a position where they define the reality through themselves.



The Virtual Places Project is the artistic interpretation of the breaking between the reverse perspective of the Medieval Age and the central perspective of Renaissance. There is no more a perceivable depth and breakpoint for us in these places where share our social lives, lead a life and trade. Today, instead of these gloomy and depressing buildings, which surrounded us once, now we find the operation modes of interfaces and network representations. These places, where we connect to one another via electronic circuits (cell phones, internet) or where we surf using the unlimited information network have now turned into non-gravity interactive areas, which do not abide by any measurement rules. The Virtual Places Project is an artistic critique on the technological effect–enabling infinite reproduction and intervention- of this information and these images, which are trading places all the time, on individuals going mentally alienated from their physical setting.



Ali Alışır, 2011



http://www.alialisir.com


http://www.alialisirblog.com





Fotoğrafları büyük boyutta izlemek için üzerlerini tık’layınız.
For view big size please click on photos.




























Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Ali Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal MekanlarAli Alışır : Sanal Mekanlar

Jessica Hilltout : Amin



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



AMİN


AMEN


Jessica Hilltout




Proje Özeti



Bu proje hayatımı değiştirdi.



Hiç hayal edemeyeceğim derecede tuttu.



Babamla birlikte başladığım, kendi kendini finanse eden bir sevgi işiydi.



Ben Afrika’yı, babam futbolu sever. Ben fotoğraflar çektim ve seyahat ettim. Kitap fikrini o hayata geçirdi.



AMEN’in amacı Dünya Kupası gölgesindeki büyük stadyumlardan uzak ve kurumsal karnaval niteligindeli olayları ışığıyla aydınlatmak.



Afrika ve onu eşsiz kılan her şeyi kucaklamak



Çok azla çok fazlayı yapmanın yolunu bulan bir kıtanın gerçekliği ve saf hünerini anlatmak.



Futbolu en saf haliyle ifade etmek



Hiç bir zaman bir futbol hayranı değildim ama Afrika’yı hep sevmişimdir.



Hasselbladım, 80 mm. lenslerim, dijital makinem, yazıcım, kayıt defterim ve sönük futbol topu stoğu ile 10 Afrika ülkesine olan yollarda sekiz ay geçirdim.



Yalnızca midemi izledim ve Afrika’nın büyük futbol tutkusunu anlatan küçük detayları araştırarak köyleri gezdim.



Bana göre, büyük hikayeler küçük detayların içindedir.



İnsanlar inanılmaz yardımseverdi ve hayal edebileceğimden çok daha fazla güvenlerini kazandım.



Eve döndüğümde kafam ve yüreğim dersler ve güzel anılarla doluydu. Bu proje benim içimde yaşıyordu.



AMEN kitabının son sayfasında bir SÖZ verdim.



Yüzleri kitabımın sayfalarını süsleyen kişilerin beni derinden etkilemesinden sonra kendi kendime verdiğim bir sözdü bu.



Eğer mesajım duyulursa ekipman için sponsor bulabileceğime ve bana inanan insanlara geri verebileceğime inandım.



Adidas ve Chris Bean ile Sarah Caplan gibi diğer beklenmedik bağışçılar sayesinde rüya gerçek oldu, teşekkürler.



Dünya Kupası sona ermiş olabilir ama proje hala hayatta.




Sanatçının Çalışma Şekli



Fotoğraflar konusunda en büyük zorluk insanların güvenini kazanmaktır.



Her zaman fotoğraflarını çekmeden evvel onlarla konuşurum. Onları projeme almak ve amacımı açıklamak istiyorum.



Afrika’ya pek çok defa gittim. Yıllar geçtikçe, ne planlarsan onu elde edebileceğini öğrendim.



Duygularımı da kullanmayı öğrendim; bakmayı, dinlemeyi, konuşmayı..Duygular anahtardır.



Bunun gibi bir proje için bir planlama ya da bir araştırma yoktur. Her şey orada olur biter.



Mümkün olduğunca az ekipman ile çalışmayı tercih ederim. Ne kadar az objektif seçeneğim varsa konuya o kadar çok odaklanıyorum.



1977 Hasselblad 500 cm, 80 mm objektif ve bir ışıkölçer ile çalışırım.



Kodak Portra 400 asa film kullanıyorum.



Çok film harcamam, her bir fotoğraf için bir iki kare çekerim.



Bir kayıt defteri tutmak yıllardır yaptığım bir şey. Bunu tamamen kendim için yapıyorum. Dijital makina ve ufak bir yazıcı ile seyahat ederim.



Amen için yaklaşık 8 ay yollardaydım. Kayıt defteri 2 yönden önemlidir:



İnsanlara ya da yerlere ilişkin bilgileri yazabileceğim ve aynı zamanda zorlu zamanlara, harika anlara ait duygularımı ifade edebileceğim bir yerdir.



Kayıt defterim sonunda seyahat haritam olur. Fikirlerimin devamını görebilmeme yardım eder, çok çalışmak için beni cesaretlendirir ve bana güven verir.



İkinci olarak; dilimi konuşmayan ve çok farklı bir geçmişe sahip insanlarla iletişimim için bir anahtardır. Onlar, hikayemin bir parçası, kayıt defterimin bir sayfası olacaklarını görürler.



Ayrıca, bir seyahate bembeyaz boş bir sayfa ile başlamak ve işaretlenmiş, tozlanmış, parmak izi dolu ve tüm seyahate ait hikayelerle dolu bir kitapla dönmek çok güzeldir. Bir projenin sahne arkasına ait çok değerli bir eserdir.



Post prodüksiyon açısından; sadece profesyonel bir yazıcıda büyütücüyle geleneksel yolla lambda renk baskıları kullandım. Dijital çağ başlayıp geleneksel laboratuarlar yok olunca Epson dijital mürekkep püskürtmeli baskılar kullanıyorum. Renkli negatiflerimi Imacon tarayıcı ile tarıyorum. Daha sonra gördüklerimin mümkün olduğunca gerçeğe yakın olması için temel rötüşler yapıyorum. Photoshop’da sadece levels, eğrileri, renk ayarı ve doygunluğu kullanıyorum. Görüntüleri hiç bir zaman manipule etmem ve genellikle tam kare bastırırım.




Afrika’da futbol bir din değildir. Ama bir dinin olması gereken herşeydir.



Afrika’daki her köyde, karşılıklı kaleleri ve ortasında sadık takipçileri ile bir açık hava tapınağı vardır.



Futbol, güneşin yaktığı günler ve yağmurdan ıslanmış akşamlara mutluluk rüzgarı üfler.


Temel bilgilerin bile olmadığı bir kıtada futbol çok değerli.



Ve gerçekten değerli olan her şey gibi, ekmek ve su gibi bir gerekliliktir.



Eyvallah



(kitaptan alıntı) Ian Brower tarafından yazılmış




Çeviri (translated by) : Berna AKCAN





Project Summary



This project changed my life.



It took on proportions that I could never have imagined.



It was a self-funded labour of love that I embarked on with my father.



I love Africa and he loves football. I took the photos and did the travelling. He brought to life the book and its concept.



The aim of AMEN was to shine the light on all those in the shadow of the World Cup, far from the big stadiums and the corporate carnival-nature of the event.



To embrace Africa and everything that makes it unique.



To speak of the authenticity and sheer ingeniousness of a continent that manages to do so much with so little.



To capture people with simple needs and huge hearts.



To express football in its purest form.



I was never much of a football fan, but I’ve always loved Africa.



Eight months were spent on the road in 10 African countries with my Hasselblad, 80mm lens, digital camera, printer, log book and a stock of deflated footballs.



I just followed my gut and felt my way through villages in search of all those little details that speak of Africa’s great football passion.



For me all the big stories are in the small details.



People were incredibly helpful and once I had gained their trust they gave me more than I could ever have imagined.



When I got home my head and heart were full of life lessons and beautiful memories. This project was living inside me.



On the last page of the AMEN book I wrote a PROMISE.



It was essentially a promise I made to myself after being deeply touched by the people whose faces adorn the pages of my book.



I believed if my message was heard that I could received sponsorship in terms of equipment to give back to all those who trusted me.



The dream came true thanks to Adidas and other spontaneous donors such as Chris Bean and Sarah Caplan.



The World Cup may be over but the project is still very alive.




Artist’s Way of Working



For the pictures I take the biggest challenge is getting the peoples trust.



I always talk to people before taking pictures of them. I like to include them in my project and explain my intentions.



I’ve traveled a lot in Africa. Over the years I learnt that what you project as a person is exactly what you get back.



I also learnt that using my senses … looking, listening, talking, feeling is the key.



So there is practically no planning or research for a project like this. It all happens on location.



I choose to work with as little equipment as possible. The less I have choice in lenses the more I am focused on the subject.



I work with a 1977 hasselblad 500cm, an 80mm lens and a light meter.



I use Kodak Portra 400asa film, which I over expose by a stop.



I don’t shoot a lot of film, a couple of frames for each picture.



Keeping a log book is something I done for years. I do it purely for myself. I travel with a digital camera and mini printer.



For amen I was on the road for almost 8 months. The log book is very precious for 2 reasons:



It is a place where I can write all the information relative to people or places, as well as express my emotions during great moments and tougher times. My log book ends up being a map of my trip, it helps me see the progression of my ideas, it encourages me to keep working hard and it gives me confidence.



Secondly, its is the key to my communication with people who sometimes don’t speak my language and come from a very different background. They see that they will become a part of my story, a page in my log book.



Its also wonderful to start a trip with a blank white paged book and to return with a book that is twice as thick, marked with the finger prints, dust and stories from a whole trip. Its a precious trace of the behind the scenes of a project.



In terms of post production I used to simply do color lambda prints the traditional way with an enlarger at a professional printer. However since the digital age arrived and the traditional labs are disappearing I now do Epson digital inkjet prints. My color negative is scanned with an Imacon scanner. I then do basic retouching to try and get as close as possible to what I saw on location. In photoshop I only use levels, curves, color balance and saturation. The images subject are never manipulated and everything is generally printed full frame.




In Africa, football is not a religion. But it is everything a religion should be.



Every village in Africa has one open-air temple with goal posts at opposite ends and devoted followers in the middle.



Football breathes happiness into sun-baked days and rain-soaked evenings.


On a continent where not even the basics are taken for-granted, football is precious.



And like everything that’s truly precious, it’s a necessity, like bread and water.



Amen. So be it



(taken from the book) written by Ian Brower

































Jessica HILLTOUT Hakkında



Hayatım Belçika’da başladı. Doğu, batı, kuzey ve güneyin muhteşem karışımından oluşan dünyam için göçebe aileme teşekkürler. Belki de çocukluğumun sıra dışı görüntüleri beni fotoğrafçılığa itti. Blackpoll İngiltere’deki Sanat koleji zamanlarımda engin görsel dünyanın içine dalmış bir haldeydim. Gözlerimle, sadece görmeyi değil hissetmeyi de öğrendim ve kendi tarzımı geliştirdim.



1999’da kolej sonrasında reklamcılık yapma hatasında bulundum, biraz para kazandım ama hayal kırıklığına uğramış hissettim.



Üç sene sonra bir arkadaşımla eski bir cip alıp Belçika’dan ayrıldım ve doğuya yol aldım. Yolculuk 2 yıl sürdü. Ciple Orta Asya ve Afrika’da 80.000 km gittik. Para (ya da parasızlık) basit bir yaşam sürmemize neden oldu. Rastgele sürüklendiğimiz ve henüz nereye varacağını tam olarak bilmeden Yüzler ve Yerler’in çekimlerini yaptığım zamanlardı.



Geçmişe bakınca bu yolculuğun bugünkü bakış açımın başlangıcı olduğunu anlıyorum. Daha çok batılı ülkeler beni çekmiştir. Ruhaniyetin materyalden daha önemli olduğu yerlerdeki her şeyde belirli bir temel enerji parıldar. Küçük, görünürde önemsiz şeylerdeki şiirsel karakterlerle ilgileniyorum. Gözden kaçan sıradan ve muhteşem güzelliklerin içinde gizli güzellikler vardır.



2004’te, sonraki projelerimi biriktirmek üzere Brüksel’e geri döndüm. Üç yıl sonra çantam; filmler, Hasselblad’ım, 80 mm objektifim ve gerekli diğer şeylerle dolu olarak hazırdı. İlk kez yalnız olarak, Madagaskar’a doğru yola koyuldum. Zihnim düşüncelerle doluydu. Çalışmam net bir yöne doğru gitmeye başlıyordu. Otobüsle, yürüyerek ve öküz arabaları ile sessizliğin içinde gözlemleyerek seyahat ettim. Pek çok çelişki beni büyüledi. Küçük şeyler büyüktür. Az, fazladır. Kusurlar güzeldir. Üç ay sonra onsuz pek çok şeyin mümkün olmayacağı Fidsoa ile (iğne deliği kameranın kralı) tanıştım. Yapmayı istediğim seyahat ve çalışmanın nüanslarını anlıyordu. O bir dosttu.



İki sene sonra 2008’de AMEN adlı projeme başladım.



En son ve ilginç projem, AMEN adındaki halk futbolu hakkındaki kitabımdır. Güney Afrika ve Batı Afrika’daki 10 ülke boyunca 15.000 km. yol kat ettiğim AMEN, başkalarının sadece mahrumiyeti görebildikleri yerdeki güzelliği ve neşeyi aramaya sadık kalır. AMEN, diğer herşeyden önce insan ruhunun gücünü yakalar.





Jessica Hilltout


About Jessica HILLTOUT



My life started in Belgium. Thanks to my nomadic parents my world has been a wonderful mixture of East, West, North and South. Perhaps the extraordinary sights of my childhood persuaded me to study photography. Art college in Blackpoll, England was a time to immerse myself in the vast world of the image. I learnt not just to see with my eyes, but to feel with them and to develop my own style.



After college in 1999, I stumbled into advertising, earnt some money, yet felt frustrated.


Three years later, along with a friend, I bought an old jeep, left Belgium and headed east. The journey lasted two years. The jeep took us 80,000 km through Central Asia and Africa. The money (or lack of it) forced us to lead a simple life. This was a time to drift and appreciate the countries that nourished our eyes and mind. I took photographs when it felt right, capturing FACES an PLACES, not guite knowing where my work was going.



In retrospect, that trip feels like the start of the way I see things today. Ive often been attracted to western countries. A certain essential energy shines through everything where the sipiritual far outweighs the material. I am interested in the poetic character of things; in the small, seemingly unimportant things. There is hidden beauty in the ordinary and great beauty in the overlooked.



In 2004 I went back to Brussels to save up for my next projects. A short three years later my bag was ready, loaded with film, my hasselblad, an 80 mm lens and a few other essentials. I headed for Madagascar, traveling alone for the first time. My mind was full of thoughts. My work was starting to find a clear direction. I traveled by bus, foot pirogue and ox cart, taking time to observe in silence. Many paradoxes fascinated me. Little things are Big. Less is More. Imperfection is Beautiful. After three months I met Fidsoa (king of the pin hole camera), without whom many things wouldnt have been possible. He understood the nuances of the way I wanted to travel and work. He was a friend. We wondered in search of IMPERFECRION, trying to be open to all of lifes wonderfull little quicks.



In 2008 I started a project called AMEN, two years later.



My most recent and challenging project has been a book on grassroots football entitled AMEN. 15,000 km through ten countries in Southern Africa and West Africa, AMEN remains true to finding beauty and joy where others may only see deprivation. AMEN above all else, captures the strenght of the human spirit.





www.jessicahilltout.com






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Jessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : AminJessica Hilltout : Amin

Damla Yeğin : Beyin Fırtınası




1986 Antalya doğumluyum ama İstanbul’da büyüdüm. Bütün eğitim hayatım Antalya’da geçti. İlkokul çağlarımda resme ilgim hiç yoktu diyebilirim. Babamın mimar olması bile bu durumda bir değişiklik sağlamamıştı. Başımdan geçen bir olaydan sonra Güzel Sanatlar Lisesi’nin yetenek sınavlarına girmeye karar verdim. Ailem bu konuda en büyük destekçim olmuştur.



Güzel Sanatlar Lisesine girdikten sonra sanata karşı olan ilgimin farkına vardım ve kendimi ait olduğum yerde buldum. Bu farkındalık hayatımın dönüm noktasıydı. Eğitim sürecimde beni yetiştiren öğretmenlerimin bilgileri benim için çok değerlidir. Bugün bulunduğum noktaya gelmemi sağladılar.



Liseyi bitirdikten sonra Süleyman Demirel Üniversitesi Grafik Bölümünü kazandım. Aslında bölüme girdiğimde grafik tasarım hakkında çok bir bilgim yoktu, ama havasını soludukça birşeyler öğrendikçe ne kadar harika bir dünya olduğunu anladım ve içimden gelerek yapacağım bir meslek edindiğimi anladım.




Damla Yeğin


Bunların dışında kendi portfolyom için çalışmalar yapıyorum. Bir tasarım yapmadan düşünce sürecine giriyorum ve ardından şiddetli bir beyin fırtınası geliyor. Daha sonra ne tarz bir arka plan kullanacağıma karar veriyorum. Ardından ise elimde mevcut fotoğrafların uygunluğunu tespit ediyorum, renk uyumu da tüm bunları takip ediyor.



Uygun bir fotoğraf bulamadığım zaman fotoğrafı kendim çekiyorum. Tabiki fotoğraf çekimi için de harcanan bir süreç oluyor. Çizimlerimde ise tablet kullanıyorum. Aslına bakarsanız bütün hepsi emek ve azim isteyen bir yol. Sabırlı ve titiz çalışmayı tercih ediyorum.



Bir kere daha denemekten asla kaçınmıyorum. Böylece mükemmel sonuca bir adım daha yaklaşmak için önümde bir engel kalmıyor. Çalıştığım ortam kesinlikle sessiz olmaz. Çalışmalarımda müziğin etkisi ciddi derecededir. Çalışırken arka fonda çalan soft bir müzik benim için çok değerlidir. Çalıştığım işe göre müziğin tarzı değişkenlik gösterebiliyor. Örneğin bir Night Club afişi tasarlıyorsam House müzik veya daha dramatik bir konu üzerinde çalışıyorsam o ruh halini yansıtan müzikleri dinlerim. Gece ya da gündüz çalışmak çok fazla ayırt ettiğim bir konu değildir.




İlham geldikten sonra saatin kaç olduğunun hiçbir önemi yok. Aklıma bir konu geldiği zaman yatağımdan kalkıp çalışmaya asla üşenmem. Genelde çekmiş olduğum fotoğraflar üzerinden çalışmalar yapmayı tercih ediyorum. Yapmak istediğim tasarıma göre, elle çizip dijital ortama aktarıp tamamladığımda oluyor.



Yanımdan ayıramadığım bir eskiz defterim vardır. Önce defterimde tasarlayıp tablet kullanıyorum, dijital ortama geçirerek yaptığım tasarımlarda vardır. Çalışmalarımda Gramajı düşük olmayan kağıt, eskiz defteri ya da kartonları, 2B çizim kalemi, rapido kalemleri ve yanımdan ayıramadığım renkli kalemlerimi kullanıyorum. Tüm malzemelerimi büyük bir titizlikle muhafaza ediyorum. Sonuçta hepsi sanatınızın bir parçası. Dijital fotoğraf olmazsa olmaz dediğim bir unsur. Günümüz fotoğrafçılığında yüksek oranda tercih edilen bir sistem. Tasarımlarımın %50’si dijital fotoğraflar ile yapılmış diyebilirim. Makine olarak Canon markasını tercih ediyorum. 350D ve 40D modelleri. Objektif seçimlerim ise: 50mm, 75-300mm, 28-200mm ve 19-35mm.



Özellikle tercih ettiğim bir konu yok fotoğraf çekme konusunda, yaratıcılıktan yanayım, farklı açılar ve konseptler uygulamayı seviyorum.






















Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Damla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin FırtınasıDamla Yeğin : Beyin Fırtınası

Jim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil’i Hatırlamak




SAYGI DURUŞU: ÇERNOBİLİ HATIRLAMAK


HOMAGE: REMEMBERING CHERNOBYL


Jim KRANTZ




1986 yılından beri girilmemiş bir evde bir kutuda bir mektup buldum. Yemek tabakları hala masanın üzerinde, giyecek eşyalardan kalanlar saçılmış, terk edilmiş bu ev, Çernobil’in yaklaşık on dokuz millik menzili içerisinde, 1986 yılındaki nükleer patlamadaki radyoaktif serpintinin büyük bir kısmını absorbe eden “Yasaklanmış Bölge” içerisindeki boş bir köyde. Bir şişedeki yazarı bilinmez bir mesaj gibi, sessizce boş bir gardroba bırakılmış bu vasiyetnameye, mektuba rastladım.



Kelimelerle ifade edilecek derin bir kayıp ve insanlık duygusuyla doldum. Çınlayan mesaj, evim benden koparılıp alındığında tutunmam gerektiğine inandığım duygularla aynı. Çernobil felekati ile ilgili farkındalıkların pek çok reaktörlerin tesadüfen patlama anı değildi. Olayın mevcutdiyeti ve sarsıntısının mahiyeti, toprak ve üzerinde insanların yaşadığı uzayan bozulmanın sert jukstapozisyonuna dayanıyordu.



Bizim en önemli başarımız, refah için daha iyi bir yaşam, daha iyi bir dünya sağlama yeteneğimizdir. Temel hedef, gelecek nesiller için pozitif bir şeyler sağlayacak bir miras bırakmak için yorulmadan çalışmaktır. Bu rüyadan, bedelinin ağırlığını göremeyecek şekilde kör olmuş bir amansız enerji arayışı sebebiyle trajik bir şekilde taviz verildi. 26 Nisan 1986’da, insan ve torapk için yavaş, huysuz, buruk bozulma ve ölüm süreci başladı.


Beni evine devat eden bir kadınla tanıştığım bir günü özellikle hatırlıyorum. Yiyecek ve votka sunduğu yere kadar onu takip ettim. Konuştuğu tek bir kelimeyi bile anlamadım. Sesi alçaldı ve elimi tuttu ve beni perde ile örtülü karanlık ve sessiz bir odaya götürdü. Işığı açtı ve görmemi istediği küçücük insan düzgün bir yatakta yatıyordu. Yatakta yatan çocuk inanılmaz bir şekilde sakatlanmıştı. Kızının fotoğrafını çekmemi istediğini ve benim varlığımın kızının durumunun evinin dışındaki dünyaya duyurulması ve birilerinin onlara yardım etmesi için bir umut olduğunu anladım. Bu benim için samimi ve harika ama bir o kadar da nazik bir durumdu. Bir yıl sonra tekrar döndüm ve o kadın ile kızını aradım. Beni hatırlamayan sarhoş bir kadın buldum. Kızı sessizce ölmüştü.



Çernobilde yaşayanlar için geçen her günün sonu, her günbatımıyla şehrin perişanlığı ve bozulması artarken hem bir zafer hem de bir mücadele. Bununla birlikte unutulan her ev, hastlıkla doğan her çocuk, katastrofik yoksulluk içindeki her başıboş aile ve doğaya her saygısızlık, aşırı miktarda insanlık daha çok meydana çıkıyor. Bağlamsal bilgiden habersiz fotoğrafçıların pek çoğu için görsel ilk tepki zaman zaman yatıştırıcı olabilir, sakin ve organik görünen kırsal güzellik. Bununla birlikte, görülmez şeytan radyoaktivite, her karenin içine işlemiş.


Toprak, kimlik, aile ve yapı kaybına tanık oldum. Aşırı derece duygusal stres yerini, şiddet ve suistimale bıraktı. Bu duyguların kaybı pek çokları için alkolle uyuşturuldu: tahrip olmuş seçenekler için bir değiştirme, kişinin kendi öfkesiyle sahte bağlantı. İnsanımızın ve ailemizin en temel esası için düşüncesizce enerji arayışımızın büyüklüğünü gösteren mektubun ilk çevirisini okuduğumda duyduğumda tutkulu ve çaresiz bir ses hissettim: toplumun ve temel köklerin kaybı: yuva.



Burada yaşayanların hissetmek zorunda kaldığı felaketin büyüklüğünü kavramak çok zor ama enkazlar arasında ümidin ısrarını hissediyorum.



Konu başlığı olarak, toplum var olmaya devam ediyor.




Çeviren: Hülya Yeltepe Ercan




In a box in a home that may have not been entered since 1986, I found a letter. Dinner plates still on the table, remaining articles of clothing strewn about, the abandoned house was situated in an equally vacant village within the “Forbidden Zone,” the nineteen mile radius around Chernobyl that absorbed the bulk of the radioactive fallout from the 1986 nuclear explosion. Like a message in a bottle from an unknown author, I came across this last testament, this letter, quietly left to rest in an empty armoire.



I was overwhelmed by the profound sense of loss and humanity the words expressed. The message resonated, mirroring the same sentiments I believed myself to hold should my home be torn from me. Most sobering about the Chernobyl disaster is not the moment the reactors so fortuitously went off. The immediacy and jarring nature of the event stands in stark juxtaposition to the prolonged, decaying after-effects that have so ruthlessly ravaged the land and its inhabitants.



Our most crowning achievement has been the ability to provide a better life, a better world, in any aspect for posterity. It is a principle goal to work tirelessly to leave a legacy that can provide something positive for future generations. The dream was tragically compromised due to an unrelenting quest for energy, blind to the severity of the cost. On April 26, 1986, began a slow, churlish, twisted process of disfiguring and killing both land and people.



I remember one day particularly, that I met a woman who invited me into her home. I followed her in where she set out food and shots of vodka. As we ate and drank I did not understand a word of what she was speaking. Her tone became quiet and she took my hand and led me to a curtain draped room, dark and silent inside. She turned on a lamp and lying in a neat bed was a tiny person she wanted me to see. The child in the bed was terribly deformed. I understood that she wanted me to photograph her daughter and hoped my presence indicated there was a chance her daughter’s condition would be exposed to the world outside their home and that someone would help them. So intimate and beautiful, it was also an extremely tender moment for me. One year later I returned and sought out this same woman and her daughter. I found an inebriated woman who did not remember me. Her daughter had since died.



For the inhabitants of Chernobyl, the culmination of each passing day is both a triumph and a struggle as the desolation and decomposition of the city is increased with each sunset. However, with every home forgotten, every child born with disease, every family adrift in catastrophic poverty, and every desecrated landscape, the overflowing amount of humanity becomes more obvious. The initial visual response to many of these photographs without any contextual information can be calming at times, the pastoral beauty seeming serene and organic. However the invisible demon of radioactivity, permeates each frame.



I witnessed the loss of land, identity, family and structure. The overwhelming amount of emotional distress displaced into violence and self-abuse. This loss of epic proportions is numbed by alcohol for many; a replacement for demolished options, the forged connection to one’s own anger. The passionate and desperate voice I felt when I read the first translation of the found letter brought the magnitude of careless energy seeking to the most basic core of our person and family, loss of community and the basic root of: home. It is hard to comprehend the magnitude of the disaster that the inhabitants must have felt, but among the ruins I feel hope persists.



Still, by a thread, a society continues to exist.











































Jim Krantz, Lucie Awards 2010 Yılının Uluslararası Fotoğrafçısıdır. Nokia Corporation, Wells Fargo ve The United States Army, tasarımcı Adam Kimmel ve Jack Daniels Whiskey gibi küresel isimler için ödül kazanan çalışmalar üretti. Krantz, kariyerinin büyük bölümünü Batı Amerika’yı fotoğraflamaya adadı, iki seçenek sunan kalitedeki manzaralar: haşin ve romantic, sert ve güzel, ruhu capsule eden ve ulusun tarihi.

Uluslararası sergilerde ve George Eastman House ve Sheldon Museum of Art koleksiyonlarında kalıcı işleri olan başarılı bir sanatçıdır. Communication Arts, The American Photography Awards, the Lucie Awards ve the Art Director’s Club tarafından ödüllendirilmiştir ve çalışmaları dünyanın pek çok yerindeki dergilerde yayınlandı.




Jim Krantz is the Lucie Awards 2010 International Photographer of the Year. He has produced award-winning work for a global roster of clients ranging from the Nokia Corporation, Wells Fargo and The United States Army to designer Adam Kimmel and Jack Daniels Whiskey. Krantz has devoted much of his career to photographing the American West, a landscape where dichotomous qualities: rugged and romantic, violent and beautiful, encapsulate the spirit and history of the nation.



He is an accomplished artist with multiple international exhibitions and works in the permanent collections of the George Eastman House and Sheldon Museum of Art. He has been honored by the likes of Communication Arts, The American Photography Awards, the Lucie Awards and the Art Director’s Club, and his work has been featured in scores of publications throughout the world.



www.jimkrantz.com










Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Jim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i HatırlamakJim Krantz : Saygı Duruşu, Çernobil'i Hatırlamak

Mehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı Heykeller





ASSA




Gri şehir Ankara’da, sokakta sanat yapma iddiasında olan, farklı mesleklerden ve öğrencilerden oluşan grubumuz, 2009 yılının Ağustos ayında Ankara Sokak Sanatları Atölyesi ismiyle kuruldu. Başlarda biraz zorlandık açıkçası. Sanatı sokağa iten özelliklerden biri, kapitalist sistem içinde oyuncuların/katılımcıların oyunu kurallarına göre oynamak istememesi, sanatın doğasından gelen bir tepkiyle özgür ve dolaysız ulaşım yolunu denemesiydi, uyum sağlamaksa kolay değildi. Grubun ilke ve sınırlarını oluşturmak zaman aldı. Grup olmak zor iş. Hele ki insanlar birbirinden bu kadar uzaklaştırılmışken”¦ Önceleri vurucu gösterilere temkinli yaklaştık. Çünkü önceleri önyargıyla gri dediğimiz Ankara bizlere alışmalıydı. Avrupa’da yaygın olan sokak sanatı kültürünü Ankara sokağına taşımak delilikti bazılarına göre. Bir hafta sonra kapatırsınız grubu diyenler oldu.Sokağa çıkıp hayallerimizi kaldırımlara serdiğimizde, Ankara üzerine basıp geçmedi, bağrına bastı. Şimdi grubumuzun adı Ankara Sine-i Sanat Atölyesi (ASSA). İki yılı aşkın süredir sokağa gönül veren öğrencisi, inşaatçısı, öğretmeni, hemşiresi, oyuncusu, sporcusu, müzisyeniyle, ”¦ sokak sanatını Ankara’ya benimsetti. İkinci yılında kendi imkânları ve destekçileri (Nefes, Telve, Eskiyeni, Ankara MSM, Çağdaş Sanat Merkezi, Yapıder, Capoeira Luanda, NHKM) ile birde festival başlattı.



Bunca çaba ve bunca yapılanlara Ankara’daki belediyelerin duyarsız yaklaşmalarını es geçiyoruz ve gölge etmesinler başka ihsan istemeyiz diyoruz. Son dönem ülke genelinde sokak sanatçılarına yapılan anlamsız baskı karşısında çok şaşkınız. Şimdi kısa bir anı; İstanbul 2010 kültür başkenti olacak dediler, istiklal caddesine gidip deneysel bir oyun (pantomim) oynamak istedim, nabız yoklamak adına, polis geldi kovdu J. Eğitim Kültür Müdürlüklerinin web sayfalarındaki amaçlarına bakacak olursak, aynı yoldayız. Sokağa çıkınca farklı yoldayız. Onlarda alışacak. Sanatın icrası konusunda alan ayrımı yapmadığımızı ve sahnelere de zaman zaman destek verdiğimizi belirterek, sanatı salonların hazırlanmışlığı ve yalıtılmışlığı içinde yapanların bazıları ise bizleri sakil görüyor. Sokak tiyatrosu, bir alt tür değildir. Seçenek tiyatro anlayışının önde giden, riski çok fazla olan, cesur bir savaşçısıdır.



Zamanla kendini ve sokağı keşfeden Assa, Fluxus akımını benimsedi.



Fluxus sözcüğü, doğadaki ve insan yaşamındaki sürekliliği, değişimi ve yenilenmeyi, durağanlığa karşı koyuşu ifade eder. Buna bağlı olarak, sürekli değişim içinde olan bir evrende sanat eseri de tamamlanmış bir çalışma değil, sürekli değişen ve gelişen bir süreçtir. Fluxus, yaratımı ve yok oluşu, daha genel olarak da geçici olanı ön plana çıkararak yaşamın akışına gönderme yapar. Toplumsal kaygılar, estetik düşüncelerden önce gelir. Burjuva tavır ve tutumunun şemalarını kırmak isterler.



Kısaca assa



*Sanatla yaşam arasındaki sınırları yok etmek, sanatın icrası için alan sınırlamasını ortadan kaldırmak.



*Hiçbir sanat dalıyla sınırlı kalmamak, yaramazlığa kadar giden yaratı sürecinde serbest deneyim oyunsallığı süreçlerini yaşamak, yaşatmak.



*Deneysellik, araştırmacılık, tabu kırıcılık gibi kavramların altını doldurmak, iyi sonuç veren ve deney olmaktan çıkan araçları kullanarak ilkelere oturtup yol almak.



*Temsiliyet ve içerikli projelere imza atma çabası.



*Disiplinler arası sıkı bir iletişim vardır.



*Seyircinin dikkatini basit, iyi tanımlanmış eylem dizisine yönelterek, kafalarda soru işareti oluşturur.



*Gösteri alanlarını irdeleyerek seçer. Örneğin açılışlarda gösteri yapmaz.



*Yaşanılır dünya bilinçli insanlarla olur şiarını yaymaya çalışır.



*Performanslardan sağladığı gelirle yeni projelere kaynak oluşturup tekrar sanata çevirmeye çabalar.



*Basın çağırmaz. Eğer çekmeye değer bir şey yapıyorsak, duyar, gelir çeker, gider yazar zaten.



*Festivallere vs. Başvuru yapmaz. Davet üzerine gider. Sadece sokağa davetsizce gider.



*Kostümlerini üyeler atölyede kendileri diker, butaforunu, aksesuarını kendileri yapar.



*Bilgi sahibi olmadan söz sahibi olmaz. Yapabildiğini yapar.




ASSA ‘’Ankara Sine-i Sanat Atölyesi’’


www.ankarasokaksanatlari.com


ankaraassa@gmail.com






































Mehmet ÇALLI Hakkında



1958 yılında Isparta / Yalvaç’ da doğdu. Ankara ‘da yaşıyor. Orta öğrenim döneminde fotoğrafla tanıştı ve yaklaşık iki yıl kadar fotoğraf çekmeyi sürdürdü. O dönem aynı semte oturan bir üniversite öğrencisinden teorik bilgiler aldı. Ancak fotoğrafa uzun bir süre pasif bir şekilde devam etti. Ta ki 2006 yılında FSK ile tanışana kadar. 2006 yılında temel eğitim aldı. Amatör ruhla fotoğraf çekmeye başladı. Analog sistemle başladığı fotoğraf serüvenine bu kez 2008 yılında dijitale geçişini de yine FSK’ da dijital eğitim alarak devam etti ve 2008 yılında FSK üyesi oldu. FSK bünyesinde oluşturulan çeşitli atölyelere katıldı. 2009 yılı Ankara 5. Ankara Fotoğraf Günleri (AFG) etkinliğinde yer alan “Kentle yüzleşme” sergisi ile “Çamlıdere” karma sergisine katıldı. 2. İstanbul Uluslararası Su Formu’nda da sergilenen “Sulak Alanlar” konulu sergide fotoğrafları ile yer aldı ve söz konusu forumda FSK adına görevli olarak bulundu. 2010 yılında FİAP üyesi oldu, life kart aldı.




Mehmet Çallı


Çallı’nın da fotoğraflarıyla katıldığı, FSK’ nın düzenlediği “Sulak Alanlar” konulu karma fotoğraf sergisi 2010 yılında çeşitli yerlerde sergilendi. 2011 yılı Nevşehir Belediyesi 2. uluslararası fotoğraf yarışmasında 1 adet sergileme aldı.



01 Kasım 2011 tarihinde “Sokak Sanatı – Canlı Heykeller” konulu ilk kişisel sergi ve sunumunu ASSA ‘nın katkılarıyla FSK’da gerçekleştirdi.



Halen özel bir firmada elektrik teknikeri olarak çalışmaya devam etmektedir.






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Mehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı HeykellerMehmet Çallı : Sokak Sanatı, Canlı Heykeller

Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi




Türkiye Hava Gösterisi 2011


Zafer BUNA



Belki de ömrümün en yorucu ve en heyecanlı dört günüydü”¦ 8 uçağın 30 dakikalık gösterisini fotoğraflamak için saatlerce yol giden birisi için, 20 ülkeden 148 uçağın yer alacağı 4 günlük bir etkinliğe katılımın ne demek olduğunu tahmin etmek zor değil. Normalde tel örgünün yanına dahi yaklaştırılmayan bir noktada rahatça dolaşıp demir kuşları özgürce çekme imkânı tanınıyor. Hem havacılık aşığı hem de fotoğraf tutkunu olan birisi için bundan daha ötesi yok”¦



3 Haziran sabahı Çiğli 2. Ana Jet Üssü kapısında uzun bir kuyruk bizi bekliyor. Hava fotoğrafçıları programına katılan 1000 civarındaki fotoğrafçı güneşin ilk ışıklarıyla beraber giriş için hazır. Girişte gün içerindeki uçakların geliş ve prova saatlerini belirten listeler dağıtılıyor. İki kilometrelik pist kıyısında en uygun noktaya geçiyoruz. Art arda inişler ve gösteri provaları”¦ Yoğun buharlaşma ve sıcak hava çekim için zorlasa da yine de mutluluğun önüne geçemiyor.




4-5 Haziran’da ilk günün acemiliğini geride bırakarak tekrar üssün yolunu tutuyoruz. İki günde toplamda 250.000 seyirci gösterileri yerinde izlemek için üsse geliyor. Ve gösteri sırası Türk Yıldızları ve Solotürk’te. Bağıranlar, çığlık atanlar, ağlayanlar görülmeye değer. Daha önce bu tarz bir durumla karşılaşmamış birisi olarak etkilenmemek mümkün değil. Hakim olan en büyük duygu gurur”¦



Son gün dönüş hazırlıklarını ve ekiplerin ayrılışlarını fotoğraflamamız için üs kapıları tekrardan fotoğrafçılara açılıyor. Kısa zaman aralıklarıyla birer ikişer dönüş macerası başlıyor… Kalkışların tamamlanmasıyla birlikte fotoğrafçı programı da sona ermiş oluyor.



Zafer BUNA


zaferbuna@yahoo.com


http://www.zaferbuna.com
































Zafer BUNA Hakkında



1983 Çanakkale, Ezine ilçesi, Geyikli Beldesi doğumlu. İlk ve orta öğrenimini Geyikli’de, lise öğrenimini de Çanakkale’de tamamladıktan sonra sınıf öğretmenliği bölümünde okumak üzere İzmir’e yerleşti.4 yıllık eğitim sonrasında Anadolu yollarındaki macerası başladı. Afyon, Manisa, Mardin’de görev yaptı.


İlk makinesini 2007 yılında aldıktan sonra fotoğraf eğitimlerini tamamlayarak yavaş yavaş ilerlemeye başladı. Hızla akıp giden hayat içerisinde gözüne takılan belgesel ve manzara karelerini fotoğraflamakta. Havacılık özel ilgi alanı. Halen Mardin’de sınıf öğretmeni olarak görev yapmaktadır.




FOTORİTİM ARŞİVİNDEN:

http://www.fotoritim.com/yazi/zafer-buna–mardin-guneydogunun-gizemli-kenti
http://www.fotoritim.com/yazi/zafer-buna–okul




Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi Zafer Buna : Türkiye Hava Gösterisi

AFSAK Alanya Fotoğraf Sanatçıları Kulübü




Alanya Fotoğraf Sanatçıları Kulübü (AFSAK) Başkanı Ali Aral ile Röportaj



Röportajı Yapan: N. Ersan Gürkan (TEKİN ERTUĞ ATÖLYESİ; Mayıs-Haziran 2011)


Fotograf Sanatı Kurumu Derneği (FSK)





Ali Aral


Derneğin tarihçesini kısaca özetleyebilir misiniz?



AFSAK, resmi olarak 06.04.2008 tarihinde kurulmuştur.



Derneğin kuruluş aşamasında ne gibi sorunlarla karşılaşıldı, bu sorunlar nasıl aşıldı?



Belirgin olan ve şu an aklımda kalan ciddi bir sorundan bahsetmek zor. Dikkate değer bir sorun yaşanmadı denebilir.



Derneği kurmakla düşlenen amaca hangi ölçüde ulaşılabildiğini düşünüyorsunuz?



Birliktelik açısından, fotoğraf ruhunun özüne ve paylaşımlara gönderme yapmak gerekirse, bence değişen çok bir şey olmadı ve olmamalı da. Sadece işin içine biraz resmi bir kimlik de girince ilişkilerde kısmen soğukluk hissine kapılanlar oldu. Bakış biraz duygusal olmakla beraber bazı yönlerden haklı da görülebilirler. Dernekleşme kendi içinde yasal bir süreç ve kurumsallaşma adına yapılan bir girişim. Dernek / Kurum olmaya ihtiyaç var mıdır denildiğinde de, birçok iş ve projelerde muhatap alınma noktasında bana göre ihtiyaç vardır. Bunu, kurulduktan sonra, şu ana kadar zaman içinde gerçekleştirdiğimiz ve halen de devam eden projelerle anlatabilirim. Tüm bu işler, ancak sahip olduğumuz bu dernek statüsü ile olabilirdi. Zira genel anlamda koyulan birçok hedefin, orta ve uzun vadedeki amaçlarına başka bir şekilde ulaşılması mümkün olmayabilir!




Fatih Kısa




Dernek mekânınız fiziksel olarak size yeterli midir?



Şu an için yeterli. Elbette ki planlarımızın var. Önümüzdeki yıllarda gerçekleştikçe yaşam bulması, bizi yeniden şekillendirecektir. Bu noktadaki hayalimiz, kendi mekânımıza sahip olmak”¦



Web siteniz var mı? İşlevselliği bakımından açıklama yapabilir misiniz lütfen?



Kurulduğumuz günden beri bir web sitemiz var. www.afsak.org olarak yaşamını bu adreste devam ettiriyor. Gündeminde olan tüm duyuru ve haberlere yer verilmekte. Tüm üyelerimiz için de, portfolyolarından seçilmiş fotoğraflar ve biyografilerine yer verilmekte. İhtiyaç olduğu sürece de güncellenmekte. Gerek derneğimiz ve gerekse camiasında olan gelişmeleri buradan aktarmaktayız. Aynı zamanda, yaşadığımız coğrafyanın ve ilişki içinde olduğumuz diğer yapılanmalarında linkleri bulunmakta.




İlhami Yetkin




Teknolojiden yeterince faydalanabilmekte misiniz?



Şimdilik maddi olarak imkânlarımızın yettiği gerekli olan tüm teknolojiye sahip olduğumuz kanaatindeyim. Diğer yandan ihtiyaçlar sonsuzdur. Hiç mi yok derseniz, bulmak kolay.



Derneğinize kayıtlı kaç üye var?



2011 yılı Şubat ayı itibariyle, kayıtlı üye sayımız 52 olmakla beraber, ayrıca şu an 6 kişiden de değerlendirme aşamasında olan üye olma talebi var.




Ali Aral




Derneğe üyelik koşullarınız nelerdir? Ne gibi şartlar aramaktasınız?



Derneklere üyelikler, bilindiği gibi 18 yaşını doldurmuş olma ana koşuluyla temel medeni bir hak! Buradan sonrası tüzükte belirlediğiniz ilkeler. Derneğin ana konu ve amaçlarını gerçekleştirme noktasında, beraber yol alabileceğimiz, beklentimiz odur ki amatör ruhunu da kaybetmemiş tüm insanlar.



Dernekte farklı mesleklerden insanların oranı nedir? Ağırlıklı olarak hangi meslek grupları bulunmaktadır?



17 ayrı meslekten oluşan üyemiz var. Ağırlıklı olarak bölgenin özelliğinden dolayı turizmci bulunmakta (11). 2. Sırada, girişimci ya da işletme sahibi denilebilir (10). Sırasıyla, profesyonel fotoğrafçı (5), avukat (4), diş hekimi (4), grafiker (3), mimar (2), mali müşavir (2), eğitmen (2), mühendis (2) ve birer kişi de, arkeolog, müzisyen, ücretli, ekolog, müteahhit ve hekim bulunmakta.



Üyeleriniz arasında genel olarak fotoğrafta hangi alana eğilim daha yüksek?



Genel olarak Doğa ve Çevre fotoğrafçıları yoğunlukta.



Dernekte temel fotoğraf eğitimi veriyor musunuz? Veriyorsanız, bu seminerlere katılanların, eğitim sonrasında derneğe devam etme oranı nedir?



Geçtiğimiz yıllar içinde, 5 dönem temel fotoğraf ve bir dönemde fotoğraf işleme teknikleri üzerine eğitim semineri düzenledik. Şu an 52 üyemizin 16 üyesi, bu seminerler sonrası bizimle birlikte olmaya karar vermiş insanlardan teşekkül etmektedir. Kurulduğundan sonraki ilk seminere kadar olan üye sayısının yaklaşık 20 civarında olduğundan hareketle, seminerlerin üye yapılanmasındaki katkısı oldukça önemlidir. Toplamda tüm seminerlere katılanların sayısı ile şu ana kadar bu seminerlerden üye olanlar arasında bir oran kurmak gerekirse, AFSAK ’ta bu oran yaklaşık %12 civarındadır.




Ali Aral




Fotoğraf eğitimi verebilen kaç üyeniz var?



Bu konuda şu an için çok net bir şey söylemek kolay değil. Bugüne kadar değişik zamanlarda verilen seminerlerde, birikiminden faydalandığımız 5 üyemiz oldu. Benim kanaatim odur ki, bu sayı AFSAK ’ta bugün için artık çok daha fazladır. Bu potansiyeli, önümüzdeki süreçte yapacağımız eğitimlerde daha etkin ve verimli kullanabileceğimizi düşünüyorum.



Derneğinizin gelir kaynakları nelerdir?



Elbette ki doğrudan cevap, genele yayar ve oranlarsak üyelik aidatlarıdır. Fakat geçtiğimiz 3 yıl içinde gerçekleştirdiğimiz seminerlere katılanlardan aldığımız bağışlar da yadsınamayacak derecede önemlidir. Doğrudan içinde olduğumuz ya da katkı verdiğimiz bazı fotoğraf / görsel altyapılı işlerden de bağış yoluyla elde ettiğimiz gelirlerimiz olmakta.



Mali sorunlarınız var mı? Varsa, ne gibi mali sorunlar yaşıyorsunuz?



Şu ana kadar, kurulduğu günden bu yana kadar geçen süre içinde, bir taahhüdümüze ya da borçlanmaya bağlı bir mali sorun yaşamadık. Ayağımızı yorgana göre uzatıyoruz.



Derneklerin önemli bir kısmında her ay periyodik olarak gerçekleştirilen, Ayın Fotoğrafı, Ayın Portfolyosu, Ayın Kitap Okuması ve bunun gibi etkinliklerden hangilerini gerçekleştirebiliyorsunuz? Yahut bunlara benzer periyodik etkinlikleriniz var mıdır?



Bahsedilen başlıklar altında şimdilik yok. Fakat her hafta Cuma günleri tüm üye ve fotoğraf severlere de açık olan, genel fotoğraf teknikleri üzerine söyleşilerin yanı sıra, fotoğraf okuma, foto kritik ve film günleri yapmaktayız.




Cafer Gürsel Yaman




Dernek üyelerinin faaliyet ve aktivitelere katılımı nasıldır? Katılım oranı düşük ise, bunun sebebini neye bağlıyorsunuz? Katılımı nasıl sağlıyorsunuz?



Katılım arzulanan düzeyde değil. Genelin ilgisini çekecek başlıklarda aktiviteler üzerinde daha çok düşünmemiz gerek. Hafta sonları fotoğraf gezilerini arttırmak, bu oturumların artması için bence en etkili malzeme sağlayıcı.



Derneğiniz kapsamında sürdürülen atölye eğitimleri var mıdır? Varsa nelerdir?



Henüz eğitim maksatlı başlatılan bir atölye çalışması yoktur. Yeni bir dernek olmamız, şu an kadar bu çeşit bir çalışmayı planlamaya olanak vermedi. Şu aralar bu konuda sunulan öneriler bulunmakta. Değerlendiriyoruz. Diğer yandan, ilişki içinde olduğumuz bazı derneklerce başlamış ve devam eden atölyelerine davet aldık. Bu atölyelere katılan birkaç üyemiz bulunmakta.




Olcay Korkmaz




Dernek üyelerini ortak bir çabaya yönlendirebilmek için planladığınız ya da düşündüğünüz faaliyetler nelerdir?



Bir önceki soruya cevaptan da atıfta bulunarak cevap vermek gerekirse, ayağı yere basan atölye / eğitim çalışmaları yapılmalı. Yapılabilirliği iyi hesaplanmalı. Yarım kalmamalı yani. Bence bu çok önemli. Bu atölyeler, fotoğraf temelli olmasının yanında, içinde daha birçok teknik de sayılabilecek içeriği (mesela belgelemeyi, konu hikâyelerini v.s.) barındırmalı. Diğer yandan dernek merkezimizde planladığımız bir bölüme, stüdyo kurmayı da karara bağladık. Bu konuya ilgisi olanları da merkeze çekme amacı içindeyiz. Buradan hedeflenen bir diğer amaç da, dernek üyesi ya da dışarıdan gelecek stüdyo kullanım taleplerinden gelir elde etmek.




Cafer Gürsel Yaman




Sergi, sohbet, vs gibi etkinliklere konuk bulma konusunda ne gibi zorluklarla karşılaşmaktasınız?



Şu ana kadar yaptığımız tüm bu etkinliklere konuk bulma konusunda hiç sıkıntı yaşamadık. Kimden destek ya da katkı istedikse, beklentilerimizin çok üzerinde ilgi gördük. Bunu biraz da, fotoğrafın etrafında toplanan insanların, bir şekilde dost enerjilerinin yüksek olmasına bağlıyorum. Şu ana kadar tanıdığım üstatlar bu konuda bizi hiç yanıltmadı. Buradan hepsine şükranlarımı sunuyorum. Fotoğraf, birçok sanat dalında da olduğu gibi, bir arada olma adına bence en doğru ve en güzel paydalardan. Umarım bu düşüncem katkı görür ve daha nice paylaşımlar gerçekleştirebiliriz.



Derneğinizde, üyelere fotoğraf bilgilerini geliştirmeleri konusunda ne gibi katkılarda bulunmaktasınız?



Her şeyden önce, birçok verdiğimiz eğitim seminerlerinin önemi üzerinde durmam gerek. AFSAK olarak verdiğimiz eğitim seminerlerinde, eğitmenlerin çoğunu ülkenin çeşitli bölgelerinden olan üstat ve ustalardan seçmekteyiz. Buradaki amaç, eğitim için katılan kursiyerler olduğu kadar, üyelerimizin de ufkunu genişletmek. Gelen fotoğrafçı dostlarımızda bu konuda, şu güne kadar, bize düşünülenin üzerinde katkı sağlamışlar, birikimlerini aktarma konusunda çok cömert olmuşlardır. Tekrar teşekkür etmeyi bir borç bilirim.



Derneğinizde bir kütüphane var mı?



Şu an için nitelikli bir kütüphane köşemiz henüz yok. Oluşturmaya yönelik materyalleri topluyoruz. En yakın zamanda bunu gerçekleştireceğiz. Tüm camiadan da sizin vesilenizle ve aracılığınızla destek beklediğimizi belirtmek isterim.




Derya Doni




Derneğinizin çıkartmış olduğu yayın var mı?



Şimdilik maalesef yok.



Bulunduğunuz bölgede amatör fotoğrafçı potansiyeli nasıldır?



Geçtiğimiz üç yıl içinde, özellikle derneğe olan ilgi ve potansiyele bakıldığında görülen o ki, fotoğraf profesyonellerinin öncelikleri doğaldır ki bizden farklı. Onlarla çok sık bir arada olamadığımızı da söyleyerek, genelleme yapmak gerekirse, varlığımız amatör arkadaşlarla devam etmekte. Sayımızda her geçen gün artmakta.



Bulunduğunuz bölgede fotoğraf sanatını sevdirmek için ne gibi faaliyetlerde bulunuyorsunuz?



Bu konuda ana başlık olarak iki temel başlıktan bahsedebilirim. İlki, olmazsa olmaz olan, her konuda olduğu gibi mantığı, disiplini ve farkında olmayı arttırma adına yapılan tüm eğitim çalışmaları. Bu çalışmalar temel eğitim sonrası ileri tekniklerle de devam etmeli. Şu ana kadar çok sayıda temel eğitim çalışmalarımız oldu. AFSAK olarak artık ileri eğitim seminerleri ve bunlara bağlı olarak projeler ve atölyeleri hedefimize koymuş durumdayız. Konuyu destekler bir diğer başlık ise, konusunda ve camiasında tüm gelişmeleri ve teknolojiyi takip etmeli, uygulama fırsatı bulan gerek amatör/profesyonel, gerekse akademisyenlerle işbirliği yollarını zorlamalıdır. Bu noktada da, elimizden geldiğince bu amaca hizmet etmenin yollarını arıyoruz. Konusunda uzmanlaşmış ustaları konuk ediyoruz. (Dijital uygulamalar konusundaki ustalardan olduğu kadar, geleneksel tavırda devam eden ustaları da ağırlamaktan büyük bir onur duyduğumuzu da belirtmek isterim.)




Feyzi Açıkalın




Bölgenizin tanıtımına ve yaşamına kurum olarak ne gibi katkı vermektesiniz?



İçinde bulunduğumuz bölge olan Alanya, Türkiye’de müstesna, güzel bir yer. Bilinen yönlerinin dışında (turizm, deniz, kum, güneş v.s.), gerek fauna/flora çeşitliliği, gerekse arkeolojik anlamda önemli bir coğrafyadır. Bu nedenle bugüne kadar var olan, yapılanların dışında, bölgenin yeni yüzünün tanıtımı için yerel yönetimlerinde içinde olduğu birçok proje ya da düzenlemeye dair gerekli olan görsel verilerin tedarikinde çalışıyoruz. Bu fotoğrafla destek olduğu kadar belgelemeye dair çalışmalar da olmakta.



Kendi yörenize ilişkin ne gibi özel projeler düşünüyorsunuz ya da hayata geçiriyorsunuz?



Şu günlerde altyapı çalışmaları ve düzenlemeleri devam etmekte olan, dernek üyesi ve özellikle doğa fotoğrafçısı olan iki arkadaşımın/üyemizin hayata geçirdiği, bölgenin bio çeşitliliğine de geniş yer veren bir web sayfası çalışması var. Sevgili fotoğraf severlerin www.alanyanindogasi.com sayfasını incelemesinden memnun oluruz. Devam edenlerin dışında, ilk fırsatta “Eski Alanya Evleri” konulu bir atölye çalışmasının yapılmasını istiyoruz. Bu arada Birleşmiş Milletler (UNOPS)’un da onayladığı ve desteklediği, “ALANYA KALESİ KELEBEKLERİ” Konulu Fotoğraf Kitabı projemiz yakında bitecek. 6.000 adet basılacak bu kitap, tüm akademik çevreler içinde bir kaynak olabileceği gibi, uluslararası camiada konu ile ilgili tüm kurum ve kuruluşlara dağıtılacak. Bölge ile ilgili, alternatif turizm alanlarından birine daha ilgi çekmek adına önemli bir çalışma olduğunu düşünüyoruz. Geçtiğimiz 2010 yılı, Selçukluların Alanya’ya ilk gelişlerinin 789. yılı idi. Alanya Belediye’sinin sahibi olduğu ve adını da “789” koyduğumuz bu fotoğraf kitabı, 3 bölümden oluşmakta idi. 504 fotoğrafa yer verilen bu kitaptan sadece 500 adet basıldı. Tüm görsellerinin tedarik ve teknik düzenlemelerini derneğimiz üstlenmiştir. Alanya için bir prestij kitabı sayılan bu fotoğraf kitabı, şehrimize gelen diplomat, üst düzey bürokrat ile yabancı kardeş şehir temsilciliklerine başkanlık düzeyinde dağıtılmış ve dağıtılmaktadır. Ayrıca başlanan ve ilk bölümünü bitirdiğimiz bir projemiz daha var. “3 Köy, 3 Vadi” adını verdiğimiz bu projenin “Alanya Sapadere Köyü ve Vadisi” olan ilk bölümü geçtiğimiz yıl bitirdik. Bu yıl da, “Alanya Dim Ala Cami Köyü ve Vadisi” olan ikinci bölümü arazi/alan çalışmalarına başlamış durumdayız.




Feyzi Açıkalın




Faaliyetlerinizi halkla hangi ölçüde paylaşabiliyorsunuz?



Bu aşamada en önemli paylaşım elbette ki sergi ve saydam gösteriler. Bu güne kadar yadsınamayacak sayıda bölgesel/ulusal fotoğraf sanatçısının kişisel ya da karma sergileri açtık. Birçok saydam gösteri yaptık. Elbette bu paylaşımlar öncelikle kendi camiasına olduğu kadar, bölge halkına aktarılmasını hedeflediğimiz ciddi bir kültür aktivitesidir. Öncelikle bölgemizde yapılan tüm şenlik ve festivallerde yerimizi alarak, etkinliklerimizi / çalışmalarımızı gerek bilgilendirme, gerekse paylaşma amaçlı bu standlar da ortaya koyuyoruz.



Başka sivil toplum örgütleri ile ortak çalışmalarınız var mıdır? Varsa nelerdir? Ne gibi sosyal sorumluluk projeleri yaptınız / yapacaksınız/planlıyorsunuz?



Elbette var. Bitirdiklerimiz olduğu kadar, devam ettiğimiz ve proje aşamasında olan ve görüşmeleri süren çalışmalarımız var. Kentin ve coğrafyanın tanıtımı adına yaptıklarımıza yukarıdaki satırlarda geniş yer vermiştim. Çok yakında TEMA VAKFI Alanya Temsilciliği ile birlikte dernek merkezimizde, bölgemiz ortaöğretim öğrencilerini kapsayan bir çevre bilinci oluşturma seminerlerine başlıyoruz. Bir başka çalışma ise Alanya SİNEMATEK (Alanya Sinema Kültür-Sanat Tanıtım Derneği) ile yapılacak olan bir proje. Bu kez, taşımalı eğitim yapan bir ilkokulda, özellikle çevre köylerden her gün taşınarak getirilen çocuklar arasında yapılacak bir fotoğraf projesi. Bu çalışmada, kullanılmayan fotoğraf makineleri toplanarak bu çocuklara dağıtılacak. Öncesinde basit çekim teknikleri eğitimi vereceğiz. Sonrası belli bir süre içinde, özellikle doğa fotoğrafları çekip getirmelerini isteyeceğiz. Çekilen fotoğraflar içinden bir sergi ve sunum çıkarıp bunu gerek milli eğitim destekli, gerekse talep eden özel okullarda sunacağız.




İlhami Yetkin




Ülkemizin çeşitli kurum ve derneklerince gerçekleştirilen etkinliklere hangi oranda katılmaktasınız?



Yapılan birkaç fotoğraf maratonu etkinliğine, 2010 yılı sonu yapılan TFSF dernekler ortak toplantısına (YK Başkan ve delegelerimizle birlikte) katılımın dışında, ayrıca Birleşmiş Milletler (UNOPS)’un Türkiye çapında yaptığı bir seminere de bir YK üyesi arkadaşımızla katılım gerçekleşmiştir. Diğer yandan yapıla gelen ve devam eden birçok etkinliğe, kendi kanaatleri ile katılan birçok üyemiz de bulunmakta.



Diğer fotoğraf dernekleriyle iletişiminiz nasıldır? Ve sizce nasıl olmalıdır?



Geçen yıl TFSF üyesi olduk. Bundan amaç, ülke çapında bir örgütlenmeye olan inanç olduğu kadar, üye dernekler ile ilgili daha etkin bir ilişki içinde olabilmekti. Diğer yandan üye olmadan da var olan ve gerek ulusal, gerekse uluslar arası arenada güzel işler çıkaran yapılanmalar/dernekler var. Her iki statüde olan bu etkin birçok dernekle olabildiğince iletişim içindeyiz. Şimdiye kadar karşılıklı taleplerin karşılanması adına hiçbir dernek ya da grupla herhangi bir sorun yaşamadık. Ortak payda fotoğraf olması itibariyle de, bu camianın bu noktadaki paylaşımların hakkını gerektiği gibi vermesi gerektiği inancındayım.




Kadir Barçın




Diğer derneklerle yardımlaşma ve destek içerisinde misiniz? Diğer fotoğraf dernekleriyle ortak çalışmalarınız var mıdır?



Elbette. Diğer yandan TFSF’ye üye olma nedenlerimiz içinde de önemli bir yer tutar.



Şu günlerde, Ankara Bölgesinden Sn. Tekin ERTUĞ’ un Ankara FSK üyeleri ile gerçekleştirdiği bir atölye çalışmasında kısmen birlikte oluyoruz. Başka bir fotoğraf derneği ile şimdilik ortak bir çalışmamız bulunmamaktadır.



Deneyimli derneklerden beklentileriniz var mıdır? Varsa nelerdir?



Şu an için gündemimizde buradan telaffuz edebileceğim bir konu olmamakla beraber, önümüzdeki zamanlar içinde muhakkak olacaktır.



İleriye dönük ne gibi plan ve projeleriniz vardır?



Bulunduğu yerin farkında olarak, gerek resmi dernek kimliği ile, gerekse amatör ruhuyla, amaçları için bir arada olma noktasındaki manevi birlikteliğinde, uzun yıllar bir arada olabilmek için hızlı koşup hemen yorulmak yerine, etkin, verimli ve sağlam durabilmek. Bugünkü varlığını, gelecek yeni güzel insanlarla da arttırarak devam ettirmek. Temelinde insan ve paylaşım olan her şey”¦




Mehmet Çakır




Dikkat çeken bir husus var ve buna başka bazı fotograf derneklerinin isimlerinde de rastlıyoruz. Derneğinizin ismi “Alanya Fotoğraf Sanatçıları Kulübü”, “Sanatçıları” kelimesi, sizce buraya uygun düşüyor mu, uygun düşüyorsa neden, uygun düşmüyorsa bu ibare yerine neden “Amatörleri” veya benzer başka ibareye yer verilmedi. Lütfen görüşlerinizi bizimle paylaşır mısınız?



Ben dernek kurucu üyesi değilim. Dernek kurucu üyeleri, derneği kurarlarken aralarında bu hususu bir hayli tartışmışlar. O günkü salt çoğunluk oyları, şimdi de kullanılmakta olan ünvanı benimsemiş. Bence uygun değildir. Daha sonra gerek içeriden (ben de dahil) ve gerekse dışarıdan bu konuda gelen eleştiriler oldu. Bir tüzük değişikliği olması münasebetiyle, 2010 yılı Şubat ayında yapılan genel kurula, görüşülmesi / değiştirilmesi ile ilgili bu konu gündeme girdi. Konuyla ilgili gündem görüşmeleri sonrası yapılan oylamada oyçokluğu ile değiştirilmesi reddedildi.



Alanya daha çok kumsalları ve deniziyle popüler bir yer. Bu yönüyle turizm cenneti olarak kabul edilen il yapılması da gündemde olan, önemli kıyı ilçelerimizden biri. Biliyoruz ki en fazla yabancı uyruklu insanın yerleştiği bir yer aynı zamanda. Yabancıların Alanya’ daki aktivitelerinden söz eder misiniz?



Alanya gerçekten dünyanın birçok ülkesinden (özellikle İskandinav Ülkeleri) turizm amaçlı gelip kalanların yanı sıra, buradan mülk edinip yerleşmiş insanlarla azımsanmayacak sayıdadır. Bu insanların yaşamlarını burada sürdürme kararları, Alanya’nın doğal cazibesi olduğu kadar, sosyal olarak da yaşanabilir olduğu konusunda kendini ispat etmiş olmasındandır. Yaklaşık 22 yıldır yaşadığım bu şehir, özellikle son 10 yılın içinde, kalitesi ortalamanın üstünde yaşam standartları sunan, uluslar arası spor ve kültür aktiviteleri ile hem yurtiçi, hem de yurtdışında etkin bir dünya şehridir. Artarak da devam etmektedir. Türkiye’de şehircilik anlamın da, birçok ilki gerçekleştirmiş bir kenttir. Bunlardan biri de, Alanya Belediyesi Çatısı altında, kendi aralarından seçtikleri insanlarla temsil edilen, “Yabancılar Meclisi” bulunmasıdır. Kendi seslerini ve dinamiklerini duyurma adına aldıkları kararlar ve talepler, gerek Belediye Meclisi, gerekse diğer kent örgütlenmelerine tavsiye niteliğinde de olsa ciddi katkılar sağlamaktadır. Yerel yönetimler bu kararlara oldukça duyarlılık göstermektedir. Diğer yandan, gerek dini vecibelerini yerine getirebilmeleri, gerekse her türlü geleneksel tören ve bayramlarını da tüm ilçe halkı ile kaynaşıp paylaşma olanakları da yerel yönetimlerce sağlanmaktadır.




Mehmet Çakır




Bu aktivitelere hangi ölçüde Alanya’nın yerli insanı iştirak edebiliyor? Uyum sorunu yaşanıyor mu? Fotografçı duyarlılığı ile gözlemlerinizi ve müşahede ettiğiniz bu sosyal yapıya ilişkin bilgi aktarır mısınız?



Yerli ve yabancı kavramını neredeyse çoğu zaman pratikte kullanmıyoruz artık. Kentin her yerinde iç içe yaşıyoruz. Yaklaşık son 30-35 senedir, Alanya’da her gün artarak da devam eden sürekli turizm tabanlı bir değişim/gelişim yaşanmakta. Yani uyum konusu artık genelleştirilebilecek bir sorun değil. Şehrin nüfusu, bu değişim / gelişime paralel olarak da sürekli artmakta. Doğusundan batısına, her anlamda ciddi büyüme yaşayan bir Alanya var! Çeşitli spor ve kültür etkinlikleri ile renklenmiş. Bu etkinliklerin birçoğu da Uluslar arası! Böyle olunca uyum ve iştirak konusu bence çoktan aşıldı bu coğrafyada. Dünyanın 12 farklı şehri ile kardeş şehir protokolü var. Türkiye’nin en çok kardeş şehri olan bir kenttir. Bu şehirlerle karşılıklı olarak sürekli bir kültürel ilişki içindeyiz. Hem de uzun sürelerdir.



Ayrıca Alanya’da ikamet eden yabancı uyruklu insanların fotoğrafa ilgisi nedir? Derneğinizle iletişimleri hangi boyuttadır. Alanya’ nın bu kesiminden hiç üyeniz var mı? Birlikte yürüttüğünüz yahut yürütmeyi arzu ettiğiniz, planladığınız etkinlikler var mı? Dernek olarak veya Alanyalı fotoğrafçılar olarak bu sosyal yapının belgelenmesine ilişkin etkinlikleriniz oldu mu, olacak mı?



Alanya’da yerleşmiş yabancı nüfusun fotoğrafa olan ilgisi konusunda olumlu / olumsuz çok net bir tespitim yok. Etkinlikleri izleme ya da katılım konusunda genel nüfus içindeki yoğunluklarına / oranlarına bakacak olursak, azımsanmayacak sayıda yabancı nüfusu da görüyoruz. Ama şu an 53 olan üyemiz içinde hiç yabancı üye de yok! Burada suçu, AFSAK olarak kendimizde aramamız gerektiğini düşünüyorum. Alanya’da yeni, henüz 3 yaşında bir derneğiz. Henüz onları harekete geçirmeye ya da bir analiz/tespit yapmaya yönelik özel bir çalışma da yapabilmiş de değiliz açıkçası. Bu konuya dair dernek olarak kendi aramızda görüşmelerimiz var elbette. En kısa zamanda, bir program dahilinde bu hususu yaşama taşıma sorumluluğumuz var. Alanya kardeş şehir fotoğraf kulüpleri arası birkaç ortak bitmiş ve devam etmekte olan çalışmalarımız var. Örneğin Almanya Gladbeck, Avusturya Schwechat ve Alanya fotoğraf kulüpleri arası “TWINS2010” adında, öncesinde bir workshop, sonrasında da bu kentlerin fotoğrafçıları arası bir çapraz değerlendirmeli fotoğraf yarışması yaptık. Bu şehirlerde yaşayan / göç eden yabancıların uyumu konusu işlendi. Her şehrin başarılı bulunan fotoğrafçıları, çapraz olarak karşı şehirlerde tatil ile ödüllendirildiler.




Olcay Korkmaz




Turizmi deniz ve plajdan ibaret saymayan insanlar için Alanya, malûm aynı zamanda çok sayıdaki eski evleri ile bilinir. Bir kısmı restore edilen, bir kısmı restorasyonu bekleyen, bir kısmı projelendirilmeyi bekleyen çok sayıda ev. Bu evlere ilişkin bizi bilgilendirip, aynı zamanda, varsa onlara ilişkin çalışmalarınızdan söz eder misiniz lütfen. Bununla birlikte; Eski evlerin bir benzeri ve çok daha görkemlisi Alanya kalesidir. Kale hakkında bilgi aktarabilirsiniz? Kale çevresindeki restorasyon çalışmaları ve fotografçıların buna ilişkin çabaları, etkileri, dernek olarak sizin çabalarınız, ortaklaşa çalışmalarınız, …vb şeyler hakkında bilgi aktarabilir misiniz?



Elbette. Alanya birçok kişinin de bildiği gibi asla deniz ve kum değildir. Popüler tarafı ve turistik pazarlamada öne çıkan kısmı budur sadece! Alternatif tanıtım demenin haksızlık olacağını düşündüğüm önemli bir tarihi kent olma özelliği vardır. Tarihin her döneminde, bulunduğu coğrafya nedeniyle önemli bir deniz ticaret merkezi olduğu kadar (ki bu çağda bu özelliği hiç kalmamıştır) çok sayıda (Helen, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi) medeniyetlerin de gelip geçtiği bir tarihi dokusu bulunmakta. (M.Ö. 4. Yüzyıl). Bunca yaşanmışlıkların bıraktığı izler, çok güzel eserler ve yapılar var. Örneğin Akdeniz’in ilk ve günümüze kadar korunabilmiş yapısı, gemi tersanesi var! Önümüzdeki yakın bir zamanda “Gemicilik Müzesi” olarak gezilebilecek. Bugüne gelebilmiş ve yarınlara taşınması sorumluluğunun bizlere düştüğünün farkındalığı içindeyiz. Korumaya yönelik şahsım ve çok sayıda duyarlı dernek üyesi arkadaşım var. Dernek üyelerimiz içinde Arkeolog, Ekolog, Şehir Plancısı, mimar arkadaşlarımız var. Tüm bu arkeolojik (sit) alanlarda fiilen çalışmaktalar. Arkeoloji dışında coğrafyanın fauna ve florası konusunda da bu çalışmalara önemli destekler sağlamaktayız.



Alanya’nın öne çıkan en önemli arkeolojik yapısı bilindiği üzere “Alanya Kalesi” dir. Öncesinde Bizans, sonrasında Selçuklu ve diğer medeniyetler tarafından her daim bir merkez ve şehrin korunmasında önemini daima korumuş bir kale! Günümüze kadar, oldukça iyi durumda gelmiştir. Yarınlara taşınması sorumluluğu da bizlere düşmektedir. Alanya Kale’si ve tüm çevresi bu durumundan dolayı 1. Derece sit alanı olarak koruma altındadır. UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde “Alanya Eski Kent Dokusu ve Surları ile Selçuklu Tersanesi” dosyası ile ilk sıralardaki en önemli adayıdır. Bu adaylık/müracaat süreci aşamalarının fotoğraf ile tespit ve belgelendirme çalışmalarında desteğimiz oldu ve bu destek devam etmekte. Alanya ve çevresine dair gerek doğa (Bio çeşitlilik, fauna, flora) gerekse arkeolojik tüm yapıların fotoğraflanması (belgeleme veya kişisel arşiv) adına çalışmalar yapan arkadaşlarımızda bulunmakta. Buradan tüm bu katkıları için Alanya adına teşekkür ederim.




Yelda Aral




Yardımınız ve cevaplarınız için teşekkür ederiz.



Ben de, öncelikle tüm AFSAK adına ve sonrasında şahsım olmak üzere, bu atölyeye emek veren herkese çok teşekkür ederim.






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

AFSAK Alanya Fotoğraf Sanatçıları Kulübü AFSAK Alanya Fotoğraf Sanatçıları Kulübü AFSAK Alanya Fotoğraf Sanatçıları Kulübü AFSAK Alanya Fotoğraf Sanatçıları Kulübü AFSAK Alanya Fotoğraf Sanatçıları Kulübü AFSAK Alanya Fotoğraf Sanatçıları Kulübü AFSAK Alanya Fotoğraf Sanatçıları Kulübü AFSAK Alanya Fotoğraf Sanatçıları Kulübü AFSAK Alanya Fotoğraf Sanatçıları Kulübü AFSAK Alanya Fotoğraf Sanatçıları Kulübü AFSAK Alanya Fotoğraf Sanatçıları Kulübü AFSAK Alanya Fotoğraf Sanatçıları Kulübü AFSAK Alanya Fotoğraf Sanatçıları Kulübü AFSAK Alanya Fotoğraf Sanatçıları Kulübü AFSAK Alanya Fotoğraf Sanatçıları Kulübü AFSAK Alanya Fotoğraf Sanatçıları Kulübü AFSAK Alanya Fotoğraf Sanatçıları Kulübü

Alpgiray Kelem : Zaman Aşımı




ZAMAN AŞIMI


Alpgiray Kelem




Görmeyen, duymayan, en güzel olanın nasıl koktuğunu bilemeyenin çığlığı. Tam suya sokar ayaklarını, tanıştığı karanlık her şeyin tekrarına dönüşürken.



Bilmediği odanın ortasında şu birkaç dakikada aklından geçenler; odaya ilk ayak basanın huzursuzluğu, bir martının kanadı, avuçlarına alamadıkları, çiçeklerin sarıya döndüğü, duvardaki parmak izleri, en küçük acılar, terk edilişleri, ellerindeki sabah kokusu, babasının kederine ortak olamayışı, başı kırılmış raptiye, perdeyi açtığında yüzüne düşen ışığın rengi, parmaklıklar, yastığın soğuk tarafı, karısının gözleri.



Her şeyi taklit etmeye çalışırken izlediler onu, bütün sesleri, bütün renkleri ve bütün yalvarmaları taklit etti.



Kaderi; tükenmişlik.



















Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Alpgiray Kelem : Zaman AşımıAlpgiray Kelem : Zaman AşımıAlpgiray Kelem : Zaman AşımıAlpgiray Kelem : Zaman AşımıAlpgiray Kelem : Zaman AşımıAlpgiray Kelem : Zaman AşımıAlpgiray Kelem : Zaman AşımıAlpgiray Kelem : Zaman AşımıAlpgiray Kelem : Zaman AşımıAlpgiray Kelem : Zaman AşımıAlpgiray Kelem : Zaman AşımıAlpgiray Kelem : Zaman Aşımı

ZFD Zonguldak Fotograf Derneği




Zonguldak Fotoğraf Derneği (ZFD) Başkanı Can Çetin ile Röportaj



Röportajı Yapan: Özlem MUŞLU (TEKİN ERTUĞ ATÖLYESİ – 2011)


FOTOGRAF SANATI KURUMU (FSK) – ANKARA




Derneğin tarihçesini kısaca özetleyebilir misiniz?



20.10.2010 tarihinde kurduğumuz Henüz çok yeni, emekleme aşamasında olan bir derneğiz. Zonguldaklı veya Zonguldak’ta yaşayan fotoğrafçıları tek çatı altında birleştirmek gerçekleştirmeyi yıllardır hayal ettiğimiz bir fikirdi. Bunun için oldukça geç bile kalındığını düşünüyoruz. Bizler 30 yaş ortalamalı genç fotoğrafçılarız. Kurumsal yapısı oturmuş, bürokratik işlemleri tamamlanmış, etkinliklerinde ivme kazanmış bir derneğin genç ve dinamik yeni kadrolarını oluşturmayı gönülden isterdik. Biz bu derneğin kurucuları olduk. Geç kalınmış olunmasından üzgün ama elimizi taşın altına koymuş olmaktan da son derece gururluyuz.



Derneğin kuruluş aşamasında ne gibi sorunlarla karşılaştınız ve bunları nasıl aştınız?



ZFD’ nin Kuruluş aşamasında genel olarak bürokratik işlemlerin sıkıcılığı dışında, fotoğrafa gönül vermiş ve yıllardır üretim yapan kişilerin dernek olgusuna önyargılı yaklaşmaları sorun oluşturdu. Bu sorunu geniş katılımlı bir kuruluş yapmak yerine mevzuat olarak gerekli olan 7 kişi ile işlemleri tek elden ve hızlıca yürüterek aşmaya çalıştık.



Dernek olgusuna önyargılı yaklaşan fotoğrafçıların konuya yaklaşımları nasıldı?



Daha önce dernek olmak adına çalışmalar yapmış büyüklerimiz. Edindikleri tecrübeler, onları fotoğrafa emek vermenin bürokrasi ile uğraşmaktan daha anlamlı olduğu noktasına getirmiş.



Derneği kurmakla düşlediğiniz amaca ne kadar ulaşabildiğinizi düşünüyorsunuz?



ZFD’yi kurmaktaki asıl amacımız, Zonguldaklı veya Zonguldak’ta yaşayan fotoğrafçıları tek çatı altında birleştirmek ve dernek çatısı altında daha sağlıklı ve bilinçli ürünler üretebilmeyi başarabilmekti. Henüz çok yolun başında bir derneğiz ve amacımıza ulaşabilmek için çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.



Derneğinize kayıtlı kaç üyeniz bulunmaktadır?



17.02.2011 itibari ile 54 üyemiz bulunmaktadır.



Derneğe üyelik koşullarınız nelerdir? Ne gibi şartlar aramaktasınız?



Derneğimize üyelik için gereken koşulları derneğimiz tüzüğünde belirttik. Koşullar aşağıdaki gibidir;



Üyeliğin kazanılması


Fiil ehliyetine sahip bulunan, medeni haklardan yararlanma hakkına sahip ve tüzük hükümlerini benimseyerek bu doğrultuda çalışmayı kabul eden her gerçek ve tüzel kişi, aşağıdaki koşulları da taşıması halinde üye başvuru belgesini doldurarak dernek üyesi olmak için başvurabilir. Ancak, yabancı gerçek kişilerin üye olabilmesi için Türkiye’de yerleşme hakkına da sahip olması gerekir. Onursal üyelik için bu koşul aranmaz.


Üyelik



1- Fotoğraf ve sinema sanatının tekniğini bilen ve uygulayan veya düşünsel ve eleştirel çalışmalar yapan, üyeliğin kazanılması konusundaki koşullara uygun olduğunu düşünen kişiler, Yönetim Kurulunun belirlediği Fotoğrafik ve sinema çalışmalarını sunarak ve Üyelik Kayıt Formunu doldurarak üyelik için başvuruda bulunurlar. Dernek başkanlığına yazılı olarak yapılacak üyelik başvurusu, dernek yönetim kurulunca en çok otuz gün içinde üyeliğe kabul veya isteğin reddi şeklinde karara bağlanır ve sonuç yazıyla başvuru sahibine bildirilir. Başvurusu kabul edilen üye, bu amaçla tutulacak deftere kaydedilir.



2- Üye, Yönetim Kurulunun olumlu kararını bildirmesinden sonra yedi gün içinde üye başvuru ödentisini yatırarak üyelik hakkını kazanır. Yedi gün içinde ödentisini yatırmayanın başvurusu düşer.



3- Yönetim Kurulunun belirlediği koşullara uygun fotoğraf ve / veya sinema çalışmalarını yerine getiremeyen kişiler, 1. Seviye, 2. Seviye ve 3. Seviye (sayısı ve içeriği Yönetim Kurulunca değiştirilebilir) Eğitim Seminerlerinin yanı sıra atölye, birim ve projeler gibi dernek içi çalışmalarda bulunup, çalışma sorumlularının önerisi ile altı aylık süre (Yönetim Kurulunca uzatılabilir ya da kısaltılabilir) sonunda on tane fotoğraf baskısı ya da on tane saydam veya sayısal fotoğraf ya da iki tane kısa film ya da bir tane belgesel sinema çalışmasını (aynı kısa film ve belgesel çalışması ile en fazla iki kişi üyelik başvurusu yapabilir) sunarak dernek üyeliği için başvurabilirler.



4- Başvuruda bulunup, bu maddenin (1) ve (3) nolu bentlerindeki sayılan koşulları yerine getiremediği Yönetim Kurulunca takdir edilen kişiler, aynı koşulları sağlayarak tekrar başvuruda bulunabilirler.”








Nadir Özsoy









Dernekte farklı mesleklerden insanların oranı nedir? Ağırlıklı olarak hangi meslek grupları bulunmaktadır?



Eğitim Alanı: 18


Sağlık Alanı: 9


Kamu Kurumu: 9


Serbest Meslek: 8


Mühendislik: 6


diğer: 4



Dernekte kaç profesyonel fotoğrafçı bulunmaktadır?



İki üyemiz Fotoğrafhane sahibidir. Diğer üyelerimiz geçimlerini fotoğraf dışındaki mesleklerinden elde etmektedir.



Üyeleriniz arasında genel olarak fotoğrafın hangi alanına eğilim daha yüksektir?



Neredeyse her alanda fotoğraf çeken üyemiz olmakla birlikte genel olarak doğa ve gezi fotoğrafçılığı ön plandadır.



Derneğinizde temel fotoğraf eğitimi veriyor musunuz? Veriyorsanız, bu seminerlere katılanların, eğitim sonrasında derneğe devam etme oranı nedir?



Eğitim Semineri düzenlemekteyiz. Genel olarak eğitime katılanların %25’i derneğe devam etmektedir.



Fotoğraf eğitimi verebilen kaç üyeniz bulunmaktadır?



Fotoğraf eğitimi veren 10 üyemiz bulunmaktadır.



Dernek mekânınız fiziksel olarak size yeterli midir?



Şu an için yeterli değildir. Derneğimiz, ilk genel kurulunu yaptıktan sonra daha uygun bir mekân için girişimler yapacaktır.







Kerem Öztürk












Web siteniz var mıdır? Varsa ne sıklıkla güncelliyorsunuz? Özellikleri nelerdir ve genelde hangi amaçla kullanmaktasınız?



Web sitemiz bulunmaktadır. Kontrol paneli kullanılarak oluşturulmuş sistemimiz çok yakında hayata geçecek olup, güncellemeler yetki verilmiş üyeler tarafından anlık olarak yapılabilecektir. Sitemizde üye paneli bulunmaktadır. Üyeler kendilerine ayrılmış olan alana 10 ar adet fotoğraf yükleyip, 500 karaktere kadar yazı yazabileceklerdir. Ayrıca ayın fotoğrafı bölümüne her üyen 5 fotoğraf yükleme hakkı bulunacaktır. Üyeler diğer üyeler ile sitemiz üzerinden haberleşebilecek, yönetim tüm üyelere anlık olarak haber ulaştırabilecektir. Sitemiz ana sayfasında her ay “ayın konuğu” bölümü bulunacak ve konukların özgeçmişleri ve portfolyoları sunulacaktır. Yine aylık etkinlik takvimimiz ile ziyaretçiler ay boyunca hangi gün kimin etkinliğinin bulunduğunu kolayca takip edebileceklerdir.



Derneklerin önemli bir kısmında her ay periyodik olarak gerçekleştirilen, Ayın Fotoğrafı, Ayın Portfolyosu, Ayın Kitap Okuması ve bunun gibi etkinliklerden hangilerini gerçekleştirebiliyorsunuz? Yahut bunlara benzer periyodik etkinlikleriniz var mıdır?



Ayın Fotoğrafı, Ayın Portfolyosu ve Ayın Konuğu etkinliklerini ilk genel kurulumuzu yaptıktan sonra (27.02.2011) periyodik olarak her ay yapmayı planlıyoruz.



Dernek üyelerinin faaliyet ve aktivitelere katılımı nasıldır? Katılım oranı düşük ise, bunun sebebini neye bağlıyorsunuz? Katılımı nasıl sağlıyorsunuz?



Şu ana kadar yaptığımız etkinliklere üyelerimizin yaklaşık %70’i katılmaktadır. Etkinliklerimiz üyelerimize toplu SMS ve E-Mail ile duyurmaktayız. Toplu SMS sisteminin oldukça etkili olduğunu düşünüyoruz.



Derneğiniz kapsamında sürdürülen atölye eğitimleri var mıdır? Varsa nelerdir?



Henüz bir Atölye çalışmamız olmamakla birlikte, Doğa Fotoğrafçılığı, Portre Fotoğrafçılığı, Makro Fotoğrafçılık, Gece Fotoğrafçılığı v.b. Atölyeler düzenlemeyi planlamaktayız.



Dernek üyelerini ortak bir çabaya yönlendirebilmek için planladığınız ya da düşündüğünüz faaliyetler nelerdir?



Eğitim Seminerleri, Fotoğraf Gezileri, Atölye Çalışmaları, Gösteriler ve Sergiler düzenleyerek üyelerimizi ortak bir çabaya yönlendirmek istiyoruz.



Sergi, sohbet, vs gibi etkinliklere konuk bulma konusunda ne gibi zorluklarla karşılaşmaktasınız?



Genel olarak sponsor bulma ve ağırlamak istediğimiz konukların boş vakitlerini bulma konusunda sıkıntılarımız var.



Derneğinizde, üyelere fotoğraf bilgilerini geliştirmeleri konusunda ne gibi katkılarda bulunmaktasınız?



İyi bir fotoğraf kitaplığı kurma çalışmalarımız devam etmektedir. Her ay 1 ya da 2 kere yapmayı planladığımız üye toplantıları ile deneyimli üyelerin ve konukların bilgi birikimlerini üyeler ile paylaşmalarını sağlamasını hedeflemekteyiz.



Derneğinizin gelir kaynakları nelerdir?



Üye Aidatları ve Bağışlar.



Ne gibi mali sorunlar yaşıyorsunuz?



Üye aidatlarının düzenli olarak yatırılması konusunda az de olsa sıkıntılarımız bulunmaktadır. Üyelerimizin neredeyse tamamı bir bankadan ücret ya da maaş ödemesi aldığı halde, üye aidatları için otomatik ödeme talimatı vermek konusunda biraz isteksiz davranmaktadırlar.



Derneğinizde bir kütüphane var mıdır? Oluşturma çabası içinde misiniz?



Var, çalışmalarımız devam etmektedir. Diğer dernekler ve kurumlar ile işbirliği içinde iyi bir kütüphane kurma hedefimiz vardır.



Derneğinizin çıkartmış olduğu yayın var mıdır?



Henüz yoktur.



Türkiye ve Dünya’da isim sahibi fotoğrafçılarla, yeni kuşak fotoğrafçıları üyelerinize tanıtma konusunda çalışmalarınız var mıdır? Nasıl bir yöntem izliyorsunuz?



Böyle bir planımız var. Bunun için web sitemizin ana sayfasında “Ayın Konuğu” bölümünü kullanacağız. Mümkün olup ağırlayabildiklerimiz ile de söyleşiler, gösteriler ve sergiler yapmayı planlıyoruz.



Bulunduğunuz bölgede amatör fotoğrafçı potansiyeli nasıldır?



Derneğimizi kurduktan sonra umduğumuzun üstünde bir potansiyel olduğunu gördük.



Bulunduğunuz bölgede fotoğraf sanatını sevdirmek için ne gibi faaliyetlerde bulunuyorsunuz?



Sergi, Söyleşi, Gösteri, Eğitim, Atöyle Çalışmaları ve Fotoğraf Gezileri düzenleyerek fotoğraf sanatını tanıtmak ve sevdirmek istiyoruz.







Can Çetin











Bölgenizin tanıtımına ve yaşamına kurum olarak ne gibi katkı vermektesiniz?



Bölgede bulunan kurumlar ile işbirliği içerisinde bulunarak, yapmakta oldukları yayınlarda derneğimiz üyelerine ait fotoğrafların kullanılmasını sağlamaktayız.



Kendi yörenize ilişkin ne gibi özel projeler düşünüyorsunuz ya da hayata geçiriyorsunuz?



Üyelerimizin Maden ve Madenciler ile ilgili yürüttükleri projeler bulunmaktadır.



Faaliyetlerinizi halkla hangi ölçüde paylaşabiliyorsunuz?



Mümkün olduğu kadar geniş bir kitleye duyuru yaparak etkinliklerimize katılmalarını sağlıyoruz.



Başka sivil toplum örgütleri ile ortak çalışmalarınız var mıdır? Varsa nelerdir?Ne gibi sosyal sorumluluk projeleri yaptınız / yapacaksınız / planlıyorsunuz?



Henüz bir çalışmamız olmamakla birlikte Ulusal Ajans ile kısıtlı gruplar için bir AB Projesi yapmayı planlıyoruz.



Projenizden kısaca bahseder misiniz? “Kısıtlı grup” tanımını biraz detaylandırabilir misiniz?



Hükümlüler, engelliler ve ev hanımlarını kısıtlı grup olarak düşündük. Bu gruptan kişilere fotoğraf eğitimi vereceğimiz ve bu kişilerin durumlarını dünyalarını anlatan fotoğraflardan oluşmuş kişisel sergilerini yapacağımız ve başka ülkelerle bu anlamda paylaşıma geçeceğimiz bir proje.



Ülkemizin çeşitli kurum ve derneklerince gerçekleştirilen etkinliklere hangi oranda katılmaktasınız?



Uygun olan etkinliklere katılmak ve destek vermek istiyoruz.



Diğer fotoğraf dernekleriyle iletişiminiz nasıldır? Ve sizce nasıl olmalıdır?



Bu konuda derneklerin daha etkin bir iletişimde olmaları gerektiğini düşünüyoruz. Dernekler kendi etkinliklerini diğer derneklere duyurmalı ve bu etkinliklerin değiş-tokuş edilmesi ile farklı bölgelerde yapılması sağlanmalıdır.



TFSF’ye üye misiniz? Değilseniz üye olmayı düşünüyor musunuz? Böyle bir üst kurum üyeliği hakkında ne düşünüyorsunuz?



Yeni kurulan bir dernek olduğumuzdan dolayı TFSF’ye tüzük gereği üye değiliz. Üst kurulun mutlaka olması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun TFSF çatısı altında ya da başka bir çatı altında olmasının çok önemli olmadığını, önemli olanın birlikte hareket edebilmek olduğunu düşünüyoruz.



Deneyimli derneklerden beklentileriniz var mıdır? Varsa nelerdir?



Tabi ki beklentilerimiz var. Öncelikle deneyimlerini bizlerle paylaşmalarını, etkinliklerini bizlere de göndermelerini, kütüphanemize katkıda bulunmalarını, Sergi, Gösteri ve Atölye çalışmaları için bizlere destek olmalarını bekliyoruz.



İleriye dönük ne gibi plan ve projeleriniz vardır?



İlk hedefimiz Zonguldak’ta kalıcı ve kurumsal yapısı iyi oturtulmuş bir dernek olmak. Bunun için aceleci davranmıyoruz. Kurumsal yapıyı oluşturduğumuzda gerisinin kendiliğinden geleceğini düşünüyoruz. Mümkün olduğunca çok farklı konuda eğitimler vermek, Sergiler düzenlemek, Atölye çalışmaları yapmak, Geleneksel bir Fotoğraf Yarışması (Ulusal ya da Uluslararası) düzenlemek projelerimiz arasında yer almaktadır.






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

 ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği ZFD Zonguldak Fotograf Derneği