Kategori arşivi: KASIM 2008 SAYISI – NOVEMBER 2008 ISSUE

Hüseyin Türk : Nakavt




10 ların ellerinin yumruklarının gövdelerinin ve kaslarının karşısına bir işaret parmağı ve tek gözü ile çıkıyorsa fotoğrafçı; gözleriyle gördüğü gibiyse aktardıkları; zamana not düşülmüş bu şiddetli ve görsel estetiğinde naif kareleri yorumlarken ben size ne bokstan ne de bu sporun inceliklerinden bahsedemem gördüklerimle kurduğum cümlelerden başka bir şey yazamam. Bahsedebileceklerim hissettiklerim ve bunları anlatırken yan yana dizebileceğim kelime oyunlarım.

9 façalı kolun ışığı aldığı gibi, kum torbasının karşısında saygıyla eğilen boksörün yorgunluğunda ve ustasının nasırlı ellini saygıyla öpen boksörün efendiliğinde şu hep kolaylıkla atfedilen barbarlık ve vahşiliği görebiliyor muyuz? Objektifin arkasında, fotoğrafın karşısında. Yanıt belli belirsiz sizde de şekilleniyorsa gerçeğe dair bir şeyleri anlatmaya başlamıştır fotoğraflar.



8 düğüm atılmış ve sonrasında ringe bırakılmış boks eldiveninde, az evvel bütün gücünü tüketmiş dinlenmeye giden boksörün dinlensin diye ringe bıraktığı eldivenleri de uzanmış sanki bir gün batımını izlemekte.



7 ği yumrukların hesabı nasıl tutulmamışsa atılan yumruklar da hesaplanmamış, orada bir savaş var, bedenin ağırlığının ve omuzlara yüklenmiş ağırlıkların savaşı. Bir kol kalkabilir ancak bu karmaşanın sonunda, tedirgin beklerken hakemlerin kararını yüzlerine bakınca o ağırlığın ne kadar fazla olduğunu görün.



6 ndan bakarken ringin iplerinin, haylaz bir çocuk gibi görünen antrenör ve hemen arkasında boksör son bir şeyler dinliyor menajerinden bu üçgenin içinde bir yaşam sözü var sanki, birbirlerinden kopmayan sıkı sıkı kenetlenmiş bir yaşam yoldaşlığı, bir aile.



5 yazan bir levha güzel bir kızın ellerinde havaya kaldırılmış, gülümsemekte. O an boksörleri görmek istiyor gözlerim o rakama bakıp neler düşündüklerini hissetmek istiyorum. 5 sona doğru mu? 5 geride kalan mı? Birazdan bir başka rakam daha görebilecek miyim acaba düşüncesi mi?



4 köşe beş metre kare bir alan içinde olan bitenlerin sonsuzunda, siyah beyaz görüntülere dönüşüyorken bir müsabaka, biz kendi alanımızda oturmuş izlerken bütün bu olup bitenleri, orada o anda, en tepede, bir sandalye üstünde, bacaklarını uzatmış oturan izleyicinin gördüğü gibi mi görüyoruz yaşamı bu karenin içinde, yoksa bizler daha mı tepeden bakıyoruz bütün bu olup bitenlere bir deklanşör zamanı donup kalan yaşamın içinde?



3 ncü kişiyiz biz artık o ringde anlamaya başladıkça o ringi ve üzerindekileri. Gardımızı alıp bekliyoruz yaşantımızdaki gibi ya da en kolayını seçip yabancılaşıyoruz yokmuş varsayıyoruz ya da daha kötüsü tıpkı yaşantımızdaki gibi. Ne bir yumruk yiyoruz ne ter içinde kalıyoruz ama kolaylıkla dahil oluyoruz fotoğraflarla oraya. Ama bir farkındalığın sınırlarındayız ya da …yım. Muhammed Ali benim Vietkongla bir sorunum yok derken aynı gün Eddie Adams ona Pulitzer ödülü getiren bir fotoğraf çekiyor. Bu ikisi arasında ki bağ kadar gerçek bir bağ oluşuyor yaşamda gördüklerimizle bizim aramızda.



2 lemde kalmadan yazamadım fotoğrafların içeriğine dair bir şeyler vardı ancak ben içimdekileri yazdım rakamlarla oynayarak o en kritik rakamlarla, geriye doğru sayıldığında sonu getiren rakamlarla. Zorlama oldu kimi yerde ama geriye sayılırken, zihni saran endişe ile kullanılan her kelime biraz zorlama biraz anlamsız değil midir? Bana bu kadar yazma gücünü veren fotoğrafların gücü, onlar benim verdiğim rahatsızlığı nasılsa alıp götürecek sizden.



1 az sonra bu sayfayı kapatacaksınız ve güne kaldığınız yerden devam edeceksiniz, ne fotoğrafçının ne de sporcuların bundan haberleri bile olmayacak; ama eminim siz fotoğrafçının gözü ile bakarken fotoğrafçı sizi, siz onlara bakarken boksörler sizin onlara baktığınızı hissedecekler. Bu sayfa kapandığında gelecek olan aslında sadece…



NAKAVT…



Can GAZİALEM















































Hüseyin TÜRK Hakkında




1977, Ankara doğumludur. Ankara Üniversitesi’nde grafik tasarımcı olarak meslek hayatına devam ediyor. Tasarımdaki altyapısını son dönemde fotoğrafta yoğunlaştırarak Ankara Fotoğraf Sanatçıları Derneği’nde Temel ve İleri Düzey Fotoğraf Eğitim Seminerlerini 2006 ve 2007 yıllarında bitirdi.


Ardından Mart 2007’de Afsad’a üye oldu. Yönetim Kurulu Üyeliği ve İleri Düzey Eğitim Seminerinde danışmanlık görevlerine devam etmektedir.



Şimdiye kadar sekiz adet karma sergiye katıldı. Işığın peşindeki yolculuğuna yeni projeleriyle devam ediyor…








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Hüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : NakavtHüseyin Türk : Nakavt

Rip Hopkins : Dallas Romanları



Ciprian çöp boşaltım yerindeki çocukların başı. Onların işini demirden bir el gibi yönetmekte. Son derece saygısız ve dürtüleri ile yaşamakta, ama Nicolae’den daha az hareketli, çöplerden ve zararlı gazlardan uzak bir çiftlikte hayvanları ile birlikte yasamayı hayal ediyor. Paranın değer ve ölçümünü de sadece satın alabileceği hayvana göre yapıyor ”¦ “Çok para ile, bir domuz alabilirim, daha çok para ile de iki tane alabilirim.“ Ciprian kendinden konuşmaya başladığımız anda çarçabuk durumu ile alay ederek, durmadan fıkra anlatıyor, şarkılar söylüyor.


Ciprian est le chef des enfants de la décharge. Il gère leur travail d’une main de fer. Impertinent et instinctif, mais moins vif que Nicolae, il rêve de s’installer dans une ferme avec des animaux, loin des déchets et du gaz nocif. Il n’évalue la valeur de l’argent qu’à l’aune du nombre de bêtes qu’il pourra s’offrir : “avec beaucoup d’argent, je pourrais acheter un cochon, avec énormément d’argent, je pourrais en acheter deux”. Ciprian est prompt à tourner en dérision sa situation et lorsqu’il se met à parler de lui, il ne cesse pas de recourir à des blagues et à des chansons.



Cluj’s çöp toplama merkezi, Şubat 1998. Violetta ve Lula 22 yıl diktatörlük yapmış Cavusesku’ nun panosu ile oynuyor.



Cluj’s municipal rubbish dump, february 1998. Violetta and Lula play amongst the remenants of Ceaucesu’s 22 year dictatorship.



Dallas’ın 200 çingene topluluğu, Transilvanya`nin ikinci büyük şehri, Cluj-Napoca Belediyesi çöplüğünden çöp toplayarak yaşamlarını sürdürmekte. Çingeneler kara mizahları ile tanınmakta olup yasadıkları mekanı; hem -bu küçük gecekondu mahallesinde- yaşanan bir çok entrika ve karmaşık asklardan, hem de JR ve Sue Hellen in yaşadığı şatafatın tam tersi sefaletten sebep Dallas olarak adlandırmışlardır. Dallas da otuza yakin aile yasamakta. Aile temel sosyal yapı olup bir ekip halinde hareket etmekte. Baba yüzbaşı rolünü üstlenmiş; anne onun yardımcısı teğmen rolünü, çocuklarda, yedişerli gruplar halinde bölüğü oluşturmakta.

La communauté des deux cents Tsiganes de “Dallas” vit de la récupération des déchets de la décharge municipale de Cluj-Napoca, deuxième ville de Transylvanie. Les Tsiganes, connus pour leur humour noir, ont surnommé leur territoire “Dallas”, autant pour la complexité des intrigues amoureuses qui s’y déroulent que pour le paysage de désolation de ce mini-bidonville, négatif sordide des demeures fastueuses de JR et Sue Hellen. “Dallas” est composée d’une trentaine de familles ; la famille est la structure sociale de base et elle fonctionne comme une équipe : le père joue le rôle du capitaine, la mère est son lieutenant, les enfants, au nombre de sept, forment la troupe.







Lacatus’un ailesi Dallas’ın sıradan ailelerinden birisi”¦ Aileler çöpten toplanmış malzemelerden imal edilmiş onar metrekarelik barakalarda yaşıyor.
Anne ev ile uğraşırken, baba yarım günlük mesai ile çöp boşaltım yerinde, çocuklar ise okulda olmadıkları zaman içinde çöp boşaltım yerinde çalışıyor ve uyuyorlar”¦ Aileler için çocuklar, hemen hemen tüm çingene topluluklarında olduğu gibi beleş el emeği (işçi). Bu mantık ile hayat devam ettiğinde, çok nadiren bir çingene çocuğu 14 yasından sonra eğitim hayatini devam ettirebiliyor. Ailenin ilk iki çocuğu Nicolae (on bir yasında) ve Ciprian (on üç yaşında), kendi istekleri, hayalini kurdukları yasam ile ailelerinin onlardan beklentileri arasında kalmışlar”¦ Kardeşler durumlarından kara bir mizah ve şaşırtan bir ileri görüşlülükle bahsediyor. Her ikisi de aile kavramının çalışmasının sigortası Ciprian kuvveti ile, Nocilae de aklı ve nezaketi ile.



La famille Lacatus est une famille ordinaire de “Dallas” où ils habitent une cabane de dix mètres carrés, construite avec des matériaux récupérés sur les décharges et les poubelles. La mère s’occupe de la maison, le père travaille à temps partiel sur la décharge et les enfants, quand ils ne sont pas à l’école, travaillent et dorment sur la décharge. Les parents, comme c’est souvent le cas chez les Tsiganes, considèrent leurs enfants comme une main d’ş“uvre gratuite et corvéable à merci. Cette mentalité a la vie dure et il est rare qu’un enfant poursuive ses études au-delà de l’âge de quatorze ans. Les deux aînés, Nicolae (onze ans) et Ciprian (treize ans), sont écartelés entre leurs propres désirs et ce qu’attendent d’eux leurs parents. Les frères parlent de leur situation avec humour noir et une lucidité étonnante. Tous deux assurent le fonctionnement de la cellule familiale, Ciprian par sa force, Nicolae par son intelligence et sa finesse.



İris Roma topluluğu, Şubat 1998. Alia kocası ve 12 çocuğu ile yaşadığı evinin yeni odasını temizlerken.




Iris Roma community, february 1998. Alia scrubs her new room, where she lives with her husband and 12 children.





Nicolae kendini bekleyen sondan ve ailesinden kaçmak istiyor, düzenli olarak öğretmenine Dallas`ı nasıl terk edebileceğini soruyor. Aklı ve alaycılığı diğer öğrencilerin kendisine saygı duymasına sebep olmuş, ona soru sormak ve ondan akıl almaktan çekinmiyorlar. İhtiyatlı, kardeşinin ve babasının yüzünün kamerada çok yakın planda çıkmaması için gözcülük ediyor. Komik ve şaşırtacak kadar da zamansız bir davranış. Kendisini ayrıcalıklı tanıtırken içine bulunduğu çıkmaza geri donuyor. Çingene topluluğu içinde, bir `destek el`e ihtiyacı olan baba ile kendi hayal aleminde yasayan oğul arasındaki jenerasyon çatışmalarının en olağan halini temsil etmekte”¦




Nicolae veut échapper à son sort et à sa famille. Régulièrement, il demande à son maître d’école comment il pourrait quitter “Dallas”. Son intelligence et son sens de la dérision inspirent le respect aux autres élèves, qui n’hésitent pas à lui demander conseil. Discret, il veille à ce que ni son frère ni son père n’en révèlent trop face à la caméra. Drôle et étonnement précoce, il s’exprime avec discernement et recul sur l’impasse dans laquelle il se trouve. Il incarne de la façon la plus évidente le conflit des générations qui traverse les communautés tsiganes, conflit entre des pères qui ont besoin de bras et des enfants qui nourrissent leurs propres rêves.





Albac Roma topluluğu, Cluj-Napoca. Damsa`nın ailesi 1960’li yıllarda inşaa edilmiş bir binanın, birinci katında, 15 metrekarelik küçük bir odada yasıyor. Roma`lılar geldiklerinde yükte hafif pahada ağır, para edecek kapı, pencere, borular vs. her şeyi söküp satmışlar. Bugün zemin katı ve ikinci kattaki odalar banyo tuvalet olarak kullanılmakta.




Albac Roma community, Cluj-Napoca. The Damsa family live in a small 15m2 room on the first floor of 1960’s appartment building. The Roma on arrival stripped the building of everything of any resale value : doors, windows, plumbing and floor boards. Today the rooms on the ground and second floors are used as lavatorys.






Erkek çocukların oluşturdukları çetelerde kızlar da var. Violeta (13 yasında, çok güzel ve güzel olduğunu biliyor), bana kaş göz işareti yapıyor, parmağı ile cinsel organını tutarak kendisi ile ayni yastaki Loretana ile Cipria`in seviştikleri süreçte o da benimle bir köşede seks yapmak isteğini ifade ediyor. Aşk (seks) ile ilk tanışma teneke kutulardan oluşturulmuş derme çatma bir yatak ve plastik torbalar.




Dans la bande des enfants, il y a aussi des filles. Violeta (treize ans, très belle et elle le sait), me fait signe, un doigt dans le sexe, et m’invite à venir copuler dans un trou, pendant que Ciprian tripote Loretana, du même âge que lui : l’initiation à l’amour a lieu sur un lit de canettes et de sacs en plastique.






Anne aile ekibinin tüm lojistik ihtiyacını karşılamaktan sorumlu. Utangaç, ihtiyatlı, ağzı sıkı, kendini ailesinin kaprislerine adamış, mesafesini korumayı tercih eden, arka planda kalan, kamera karsısında sözü; “olayların üzerine çok bir bilgim ve görüşüm yok” diye geçiştiren bununla birlikte kocasını ve çocuklarını derinden ve çok seven, özellikle de onlara yaşam gücü veren Nicolae’yi.




La mère se charge de la logistique de l’équipe familiale. Timide, discrète et soumise aux caprices de sa famille elle préfère garder ses distances, restant dans l’arrière plan, réticente à s’exprimer devant le caméra : “je n’ai pas vraiment d’avis sur les choses”. Néanmoins elle semble aimer profondément son mari et ses enfants, dont Nicolae particulièrement, c’est elle qui leur donne la force de vivre.







Çocuklar bütün gece boyunca uyumadılar, bu onları hiç üzmedi, tam tersine, çok iyi bu gece bir suru kamyon geldi, dedi Nicolae, gün doğumuna doğru çöpleri karıştırmaya devam ederken.




Les enfants n’ont pas fermé l’ş“il de la nuit, mais cela ne les attriste pas, au contraire : “c’est bien, il y a eu beaucoup de camions cette nuit” dit Nicolae en continuant à piocher parmi les déchets dans l’aube naissante.





Bu çalışmanın başlangıcında bir babayı, benim; gerek onun çocuklarına gerekse kritik ve suçlamalara çanak tutacak davranışlarının fotoğraflarını özgürce çekmeme izin vermeye iten nedenlerini anlamakta güçlük çekiyordum. Zaman içerisinde, ortaya çıktı ki, sadece çocukları ile, onların çalışmalarından, aile yaşamının devamına katkılarından sebep gurur duymaktaydı. Hiç okula gitmemiş, okuma yazması yok, ona Gore bir çocuğun okula gidip okuma yazma öğrenmesi yerine bir çöp toplama yerinde hayatını tüketmesi son derece normal. Tüm ebeveynler, tıpkı çocukları gibi beni çok şaşırttılar. Ebeveynlerin ilgisizliğinin sebebini atalarına bağlarken, yasadıklarını da yok saymadım. Zaten, orda geçirdiğim süreçte gözlemlediğim de ebeveynlerin değil çocukların onlara sahiplendiğiydi.




Au début de ce travail, je comprenais difficilement les raisons qui poussaient le père à me laisser photographier en toute liberté, tant son comportement avec ses enfants pouvait prêter le flanc aux critiques et aux condamnations. Au fur et à mesure, il s’est avéré qu’il était simplement fier de ses enfants, fier de leur travail et de leur contribution à la survie de la famille. Illettré, il lui semble presque normal que ses enfants s’épuisent sur la décharge au lieu d’aller à l’école. Tous, parents comme enfants, ont su m’émouvoir et je me garderais bien de condamner le désintérêt des parents pour le sort de leur progéniture ; ils sont tout simplement dépassés par les événements. D’ailleurs, au terme de mon séjour, ce sont les enfants qui apparaissent comme les responsables des parents et non l’inverse.





Çöp boşaltım yerinde gece çalışması, çocukların aile otoritesinden uzak bir zaman geçirmesine imkan veriyor. Kazandıkları para ile okul masraflarını ödedikleri için bu gece cefasını kendileri için bir fırsat biliyorlar : “İyi ki işe gidebiliyoruz, aksi halde, okuyabilmek için paramız olmazdı”. Çalışma onlar için daha çok şişe toplayanın kazandığı bir yarışmaya benziyor. Ama bu oyun görüntüsünü altında, eğer toplanan şişe şayisi ebeveynlerin beklediklerinin altında ise çocuklar ebeveynleri tarafından dövülüyor”¦ Çalışırken, çocuklar inanılmaz bir bağlılık gösteriyor, ne yaş ne de cinsiyet ayrımı yapmadan karşılıklı saygı çerçevesinde ekip halinde çalışıyorlar.




Le travail de nuit sur la décharge permet aux enfants d’échapper à l’autorité des parents. Ils présentent leur calvaire nocturne comme un moyen de gagner de l’argent pour payer l’école : “mieux vaut que l’on travaille, sinon on n’aurait pas d’argent pour l’école”. Le travail semble une compétition où le vainqueur est celui qui trouve le plus de bouteilles possible ; mais au-delà de cet aspect ludique, si le nombre de bouteilles est inférieur à celui attendu par les parents, les enfants seront battus. Travaillant en équipe, les enfants manifestent une cohésion à toute épreuve, un respect mutuel, sans considération d’âge ni de sexe.






Hava nemli ve soğuk. Sabahın alacakaranlığında uyanabilmek için, ebeveynler bir kaç yudum Suika içiyorlar, Suika bir yerel alkol turu. Topluluk içinde alkol kokusu hatırı sayılır ölçüde hissediliyor. Neredeyse her an her saat alkol tüketilmekte, zira alkol “mikropları öldürüyor”, “ısıtıyor” ve “mutlu” ediyor.




Il fait humide et très froid. Pour se réveiller dans la pénombre du matin, les parents boivent quelques gorgées de Suika, l’alcool fort local. L’odeur de l’alcool est omniprésente dans la communauté, et l’on boit à toute heure, car l’alcool “réchauffe”, “tue les microbes” et “rend heureux”.





Dallas Roma topluluğu, Şubat 1998. Dallas’taki adamların birçoğu yaşamını çöp boşaltım merkezinden topladıkları metallerden kazanıyor.




Dallas Roma community, february 1998. A few of the Dallas men earn a living making buckets from metal found on the rubbish dump.





Ludo, Dallas Roma topluluğunu çöp toplama merkezinde gece çalışmasını idare etmek üzere bırakıp giderken. Şubat 1998.




Ludo leaving the Dallas Roma community, heading for a nights work on the rubbish dump, february 1998.






Nicolae çöpten bir tepenin üzerinde yatarken, birden çok yakınlarında bir gaz patlaması olmuş. Nicolae; “başlarımızın üzerinden metal parçaları uçuştu, artık bıktım”¦ mutlu olmak için hiç bir sebebim yok, hiç bir zaman da olmadım””¦ Buralardan, sadece bir gün çok para bulabilirse gidebileceğini anlatıyor”¦




Nicolae est couché sur les déchets quand soudain une bombonne de gaz explose à proximité, projetant des éclats de métal au-dessus de nos têtes ; Nicolae en a marre : “je n’ai aucune raison d’être heureux, je ne l’ai jamais été”. Il explique qu’il aurait dû partir de chez lui le jour où il a trouvé une importante somme d’argent.




Cluj Belediyesi çöp toplama merkezi, Şubat 1998. Bir çöp kamyonu geldiğinde koşuşturmaca başlıyor, yarış gibi en iyi –para edecek- parçaları toplama yarışı.




Cluj’s municipal rubbish dump, february 1998. When a dustbin truck arrives it is a race to get the best things that are tipped out.






Sis o kadar kalın ki ayaklarımı zar zor görüyorum”¦ Ciprian, buldozerin kepçesinden düsen çöp dalgaları üzerinde sörf yapıyor. Çok soğuk çekim yapmayı bırakıyorum. Ciprian, devam etmem için beni zorluyor ve elindeki kancayı sırtıma saplıyor, kanca montumu delip geçip sırtıma etime saplanıyor. Ne olursa olsun onu filme almamı, onunla ilgilenmemi, görüntüsünün Dallas`ın, Cluj-Napoca`nin sınırlarını asmasını istiyor. Star Cipri, çöp kralı , sineklerin kralı olmayı düşlüyor”¦




Le brouillard est si épais que je vois à peine mes pieds. Ciprian surfe sur la vague de déchets qui tombe devant la pelle du bulldozer ; il fait trop froid et j’arrête de tourner. Ciprian exige que je continue et brutalement il me plante son crochet dans le dos. Le métal transperce mon imperméable et pénètre dans ma chair. Il veut à tout prix que je le filme, que je m’intéresse à lui, que son image dépasse les frontières de “Dallas” et de Cluj-Napoca. Il rêve d’être “Cipri la star”, le “roi de la décharge” ; le roi des mouches.




Albac Roma topluluğu Cluj-Napoca, Şubat 1998.




Albac Roma community, Cluj-Napoca, february 1998.





Albac Roma topluluğu, Şubat 1998.




Albac Roma community, february 1998.




Nicolae`nin ve Ciprian`in babası 40 yasında, Lacatus ailesinin şefi. Evde, en son söz onun, çocuklarına karşı güçsüzlüğünü sıkça dile getiriyor, onlardan bahsederken bir sürü muallak sözler de ediyor, onları okula gitmeye zorladığını söylüyor, az bir zaman sonra da çöp toplama yerinden zamanında gelmezlerse okula göndermeyeceğini söylüyor”¦ Çocukların okula gitmesi gerektiğini söylerken sözleri, talimatları Romen topluma entegre olmak istemeyen diğer çingenelerden farklı”¦ Baba kendisinin çöp toplamasının gurur kırıcı olduğunu düşünüyor ve daha saygın bir iste çalışmak istediğini soyluyor. Çocukların çöpten toplayıp getirdiği kasetleri tamir ediyor ve Dallas’ın diğer çingenelerine satıyor. Nicolae ve Ciprian, onlar da tıpkı babaları gibi daha iyi bir iş olduğuna inanıyorlar”¦ Çöp toplayan diğer çingeneleri hor görüyorlar. Ağızlarında “çingene” kelimesi bayağılık kazanan bir anlama geliyor.




Le père de Nicolae et de Ciprian est âgé de quarante ans, il est le chef de la famille Lacatus. A la maison, il a le dernier mot, au grand dam de Ciprian. Il évoque son impuissance face à ses enfants. Mais quand il parle d’eux il accumule les contradictions ; ainsi il dit les obliger à aller à l’école, et déclare plus tard que s’ils ne vont pas à l’école, c’est qu’ils ne sont pas rentrés à temps de la décharge. Son discours est emblématique de celui des Tsiganes, de leur refus de s’intégrer dans la société roumaine en incitant les jeunes à prendre le chemin de l’école. Le père estime qu’il serait indigne pour lui de s’abaisser à travailler sur la décharge. Il préfère un travail plus respectable : il répare les radios cassettes que lui rapportent ses enfants et les revend aux autres Tsiganes de “Dallas”. Nicolae et Ciprian, eux-aussi, se croient au-dessus d’un tel travail. Ils parlent avec dédain des autres Tsiganes qui ramassent les ordures… Dans leur bouche, “tsigane” prend une connotation franchement péjorative.










Çingenelere dair, bana sıkça, cevap almak istiyorsam onlara fazla soru sormamam gerektiği tavsiye edildi, bu tavsiyeleri dinlemeye çalıştım, ama aldığım cevaplar gerçekten de geçerli mi? Lacatus ailesi atik metal çöp topluyorlar ve gerçekleri yakıyorlar. Onlar kavranılamazken biz hiç bir şeyden emin olamazken onları kavramak da mümkün olmuyor.


A propos des Tsiganes, on m’a souvent conseillé de ne pas poser trop de questions si je voulais obtenir des réponses. J’ai tenté suivre ce conseil, mais les réponses que j’ai obtenues sont-elles pour autant valables ? La famille Lacatus ramassent des déchets et brouillent des certitudes. Ils restent insaisissables et nous, sûrs de rien.






Çeviri (translated by) : Faika Berat PEHLİVAN





Rip HOPKINS Hakkında


1972 yılında İngiltere’de doğdu ve her daim kendini daha ileriye götürecek, deneyim kazanabileceği yeni alanlar arayışında.


Paris, ENS, Sanayi Yaratımı bölümünde yaptığı yüksek öğreniminden sonra, kendini fotoğrafa ve Sınır Tanımayan Doktorlar ile belgesel film çalışmalarına verdi. On seneden daha fazla bir süre; tehlike altındaki halklara ve dünyanın her yerindeki toplumun `ötekileri` ile ilgilendi.



Belgesel fotoğraf ile artistik ifade sınırındaki çalışmaları bol bol yayınlandı ve sergilendi. –Sözün gelişi, `gerçeklere` belgeselci yaklaşımla- artistik alanda gelişim göstermeyi tercih etti…



Bugün Rip Hopkins yakınlarında yeni ifade alanları arayışında. Yarattığı görüntüler yaşadığımız toplumların sıradan görüntülerini yansıtmakta. Büyük bir incelikle renk uygulamalarından serbest manzara kurgularına ve portrelere yoğunlaşmakta.



Basının, kurumların, reklamların taleplerine cevap verirken, fotoğrafın sınır, imkan ve suprizlerini de kullanarak şahsi projeler geliştirmekte.



Rip Hopkins ayni zamanda Agence Vu`nun de üyesi olup, Le Réverbère (Sokak Feneri) ve LT2 galerisinde moda ve reklamcılık bölümünde yer almaktadır.

www.riphopkins.com



Rip Hopkins





Né en Angleterre en 1972, Rip Hopkins est toujours à la recherche de nouveaux terrains d’expérimentation.

Dès ses études à l’Ecole nationale supérieure de Création industrielle de Paris, il se consacre à la photographie et aux films documentaires avec Médecins sans frontières. Pendant plus de dix ans, il va s’intéresser aux populations en danger et aux personnes en marge de la société à travers le monde.



À la frontière entre photographie documentaire et expression artistique, son travail est abondamment exposé et publié. Ainsi, il dit avoir « choisi d’évoluer dans le domaine artistique tout en révélant une approche documentaire sur des contextes réels. »



Aujourd’hui, Rip Hopkins s’est mis en quête de nouveaux espaces d’expression tout près de lui. Les images qu’il crée donnent une vision peu banale de notre société. Il se concentre avec une grande finesse sur la pratique de la couleur et passe avec une totale liberté du paysage à la mise en scène ou au portrait.



Tout en répondant à des commandes pour la presse, les institutions, la publicité, il développe des projets personnels explorant toujours les limites, les possibles, les surprises de la photographie. Son travail figure dans des collections publiques et privées internationales.



Rip Hopkins est membre de l’Agence Vu, il est représenté par la galerie Le Réverbère et par LT2 pour la mode et la publicité.



www.riphopkins.com





Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Rip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas RomanlarıRip Hopkins : Dallas Romanları

Hacer Irmak Soldamlı : Mikro Foto



Fotoğrafa ilgim 1998 yılında, Minolta marka analog bir fotoğraf makinesi edinmemle başladı. Önceleri ağaç dokuları, yaprak damarları, ışık hüzmeleri gibi doğanın ayrıntı güzelliklerini makro çekimlerle görüntüledim. Doğadaki detaylar, renkler, dokular, zihnimde estetik çağrışımlar yarattı. Bu formlar canlı hücrelerinin mikroskobik görüntülerine benziyordu. Örneğin bir ağaç dokusu, bir canlının hücrelerinden oluşan doku kesitlerine benzer ya da bir hücre topluluğu çiçek formunda görülebilir. İşte buradan yola çıkarak uzun yıllardır ve halen çalışıyor olduğum sitoloji (hücre bilimi) bölümünde mikroskoptaki görüntüleri bu bilgiler ışında değerlendirerek farklı bir bakış açısı geliştirdim.



Mikroskop altında, ışığın hücrelerle dansı, renkler, şekiller hayal dünyama dair çağrışımlara neden oldu. Gözlemlediğim imgeler bana soyut fotoğraf olabileceğini düşündürdü. Bu düşünceye dayanarak mikroskopta gördüğüm imgeleri fotoğrafa yansıttım. 2000 yılından bu yana, mikroskop altında çektiğim çok sayıda fotoğraflardan oluşan bir arşive sahip oldum. Halen büyük bir keyifle mikroskop altında fotoğraf çekmeye devam ediyorum.



Hacer Irmak SOLDAMLI






























Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Hacer Irmak Soldamlı : Mikro FotoHacer Irmak Soldamlı : Mikro FotoHacer Irmak Soldamlı : Mikro FotoHacer Irmak Soldamlı : Mikro FotoHacer Irmak Soldamlı : Mikro FotoHacer Irmak Soldamlı : Mikro FotoHacer Irmak Soldamlı : Mikro FotoHacer Irmak Soldamlı : Mikro FotoHacer Irmak Soldamlı : Mikro FotoHacer Irmak Soldamlı : Mikro FotoHacer Irmak Soldamlı : Mikro FotoHacer Irmak Soldamlı : Mikro FotoHacer Irmak Soldamlı : Mikro FotoHacer Irmak Soldamlı : Mikro FotoHacer Irmak Soldamlı : Mikro FotoHacer Irmak Soldamlı : Mikro FotoHacer Irmak Soldamlı : Mikro FotoHacer Irmak Soldamlı : Mikro FotoHacer Irmak Soldamlı : Mikro FotoHacer Irmak Soldamlı : Mikro FotoHacer Irmak Soldamlı : Mikro FotoHacer Irmak Soldamlı : Mikro Foto

Ceslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel Hikayeler




Bize biraz kendiniz ve sanat yolculuğunuzla ilgili bilgi verebilir misiniz? Bir sanatçı olacağınızı ilk ne zaman anladınız?



30 yaşındayım, Litvanya Vilnius’da yaşıyor ve çalışıyorum. Birkaç yıl önce ilk dijital kameram olan Olympus C730′u ve bir Toshiba laptop aldım. Daha önceden beni fotoğraf ya da sanata bağlayan hiçbir şey olmadığından bunlara neden ihtiyacım duyduğumu gerçekte bilmiyordum. Sanırım bu, bilinmeyen ve beklenmeyen bir şeylerin hayatınıza girmesi ve önemli konuma gelmesi durumlarından biriydi. Arkadaşlarımı, doğayı, mimariyi ve herşeyi çekmeye, sonra da tüm bu fotoğrafları Photoshop ile bir araya getirip sırf arkadaşlarımı güldürmek için eğlenceli fotoğraflar yapmaya başladım. Bazen duygular fotoğraflarımda daha çok yer kaplar. Henüz bir sanatçı olarak adlandırılıp adlandırılamayacağımı bilmiyorum ama umarım doğru yoldayımdır.




Donanımınız nedir?



Daha çok 14-42, 40-140 lenslerle Olympus E400 kameramı ve kit lens ile Nikon F70 filmli kameramı kullanıyorum. Birkaç ND polarize filtrem var. Minolta Dimage film tarayıcım ve tabii ki 17 inch Samsung ekranı olan bir bilgisayarım mevcut.




Profesyonel işlerinizle ilgili biraz bilgi verebilir misiniz?



Yayıncılık, kitap kapağı illüstrasyonları, posterler, el ilanları ve bazı yazılar için serbest işler yapıyorum. Çoğunlukla müşterilerimle benim düşüncelerim farklı yönlerde olduğundan şu anda tüm potansiyelimi kullanabildiğimi sanmıyorum.




Beğendiğiniz sanatçılar kimlerdir? Size ilham veren biri var mı?



Şu sıralar kişisel kahramanım Büyük Pieter Bruegel (ünlü Belçikalı ressam). Ayrıca fotoğrafçı Gregory Colbert, film yönetmeni Andrey Tarkovsky, besteci Philip Glass da favorilerimden bir kaçı. Pek çok dala ait birçok favori sanatçım var.




Bize tekniğinizden kısaca bahsedebilir misiniz? Bu tekniği nasıl keşfettiniz ve sırrınız nedir?



Bir sırrım olduğunu ve özel bazı teknikler keşfettiğimi söyleyemem. Bu daha çok zamanla geliştirdiğim bir çalışma sistemi. Işık ve gölgenin nasıl işe yaradığını ve sanat okullarında öğrettikleri şeyleri anlamaya başladım. İşe fikir ile başlıyorum. Genellikle 1 ile 3 civarı fotoğraf ile arka plan imajı yapıyorum sonra da düşünceye bağlı olarak içeriği dolduruyorum.




Size göre dijital fotoğrafçılığın avantaj ve dezavantajları neler?



Artık makul fiyatlara yüksek kalitede dijital kameralar alabiliyorsunuz. Dijital mi film mi? Pek çok alanda dijitalin savaşı kazandığını düşünüyorum. Filmli kamera kullanmanın benim için başlıca avantajı, sağı solu çekemiyorsunuz, sınırlı sayıda kareniz olduğundan her çekime konsantre olmak zorundasınız. Futbol terimi ile konuşursak dijital 5-2 önde J




Sanatınıza bakan kişilerde duygularınız ve kendinizle ilgili neler aktarmak istiyorsunuz? Fotoğrafçılık size ne ifade ediyor?



Onlar bir takım duygusal şeyler verirler. Özellikle kendimle ilgili olduklarını söyleyemem, daha çok tüm insanlara ait yalnızlık, neşe, bazı çılgınlıklar ve buna benzer ortak duygularla ilgili. Fotoğraf, süreç boyunca beni meşgul eden bir nevi terapi gibidir.




Uzmanlaşmak ne kadar önemli?



Para kazanmanızı sağlayan işi sevmeniz güzel bir şey. Pek çok insan bunu yapmak ister. Benim için yaratıcı fikirlerimi kullanabilmek önemli. Eğer düşüncelerimin uçuşmasının önlendiğini hissediyorsam pazarda balık satmak ya da başka bir iş yapmak bundan daha iyidir.




Çalışmalarınız bazı hikayeler içeriyor. Bir hikaye kitabı resimleri gibi diyebilirim. Sanatı önce kafanızda sonra bilgisayarınızda yaratıyorsunuz. Sanatınız diji-art mı yoksa dijital fotoğraf mı? Sanatsal ve zihinsel tatmininiz nedir?



Bazı küçük hikayeler daha doğrusu yazılmamış görsel hikayelerin parçaları var. Umarım bir gün hepsini bir albümde toplayabilirim. Çalışmalarımın bir çoğu meraktan ortaya çıkmıştır, etrafımdaki şeyleri ters yüz ettiğimde ya da beklenmedik imkansız durumlar içine koyduğumda nasıl göründüklerini merak ederim.



Bazen ilk önce fikir ortaya çıkar, bazen de fotoğraflarımdan yola çıkarım. Yaptığım şeyi fotomanipülasyon olarak adlandırıyorum. Fotoğraf ile dijital resimin bir birleşimi. Bu işleri yapmak bana büyük keyif veriyor.




Minimalistsiniz. Çalışmalarınızda şapkalı adamlar var, bunlar kim? Sanatınızda sadece kendi çektiğiniz fotoğrafları mı kullanıyorsunuz?



Bazı kesin anlarda fotoğraflarımı birbirine bağlayacak birine ihtiyacım olduğunu hissediyorum ve böylece siyah giysili adam ortaya çıkıyor. Çocukluğa ait bir sihirbaz. Neden bir sihirbaz? Sıradan bir adam da durumu idare edebilirdi. J




Dijital fotoğrafçılığın geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?



Dijital fotoğrafçılık parlak bir geleceğe sahip. Hemen herkes artık bir fotoğrafçı olabildiği için dijital fotoğrafçılığa teşekkürler. Eğer herkes bir kameraya sahip olur ve aile albümlerini başkalarına da yayımlayabilirse, bazı temel fotoğrafçılık kurallarını öğrenme isteğine sahip olurlarsa bu elbette ki iyi bir şey.



Çok teşekkürler”¦





Can you give us some brief information about yourself and your journey of art? When did you first realise you were going to become a artist?



I am 30 years old, live and work in Vilnius, Lithuania. Some five years ago I bought my first digital camera Olympus C730 and a Toshiba laptop. I don’t really know why did I need those as I had nothind linking me to photography or arts before… I think this is one of those cases when “something” unknown and unexpected comes into your life and becomes fundamental. I started taking pictures of my friends, nature, architecture,.. of everything, then mixing all those pictures together with photoshop, making some funny pictures just to make my friends laugh. In some time range of emotions in my images became wider. I don’t know if I’ve already became artist, hopefully I’m in a right direction :)




What are your equipments?



I now mainly use digital camera Olympus E400 with 14-42, 40-140 lenses and film camera Nikon F70 with kit lense. I have a few ND, polarizing filters. Minolta Dimage film scaner. Of course PC with 17 inch Samsung monitor.




Can you give us some information about your professional works?



I do some freelance work in publishing, book cover illustrations, posters, flyers and stuff. I don’t think I fully use my potencial at this moment as very often my ideas and ideas of customers fly in different directions.




What artists do you like? Who inspires you?



At this moment my “personal hero” is Pieter Bruegel the Elder (famous belgian painter). Photographer Gregory Colbert, film director Andrey Tarkovsky, composer Philip Glass.. this is just to name few of my favorites. I have plenty of favorite artists of many discipline




Can you give us some information about your technique shortly? How did you discover this technique and what’s your secret?



I couldn’t say I’ve discovered some special technique and there realy is no secret. It’s is more that with time I’ve developed some working system. I started understanding how light and shadow work, things they teach in art schoolsJ Starting with the idea for the work. I do the background image which usually take 1 to 3 photos, then fill it with the content depending on the idea.





According to you, are there any advantages and disadvantages with digital photography’s ?­



These days you can buy high quality digital cameras for decent prices. Digital vs. Film camera? Well, I think digital is winning the battle in most of the fields. The main advantage (for me) of using film camera is the fact that you can not “shoot to the right and to the left”, you have to concentrate on each shot as you are limited number of frames. Speaking in football terms I would give victory to digital 5:2 :)




What do you want to transfer about yourself and your feelings to people looking at your arts? What does photography mean to you?



They do bring some emotional set. Couldn’t say they’re about me particularly, more about simple feelings common to all people, like loneliness, joy, some craziness and so on. Photography is some sort of therapy, the process occupies me completely during the session.




How important is it to specialise?



It is good when the job you love helps you gain money. Most of the people reach for this. For me it is important until I can use my creative ideas. If I start feeling like doing something that stops my “thoughts flying”, I’d rather start selling fish in a marketplace or do any other job




Your works’re including some stories, may be i can say like pictures of a story-book”¦ You’re making arts first in your mind and than in your PC”¦ Is your art a digi-art or digital photography? or? What are your artistic and intellectual satisfactions?



There are some small stories, or to be more precise parts of unwriten visual stories. I hope one day I will be able to combine them all together in one album. Many of my work are born out of curiosity, I’m simply wondering how would things look if turning them upside-down or put them into unexpected not possible situation.



Sometimes the idea comes first, sometimes I run through my photographs. I call what I do photomanipulation, its a combination of photography and digital painting. Process of the work gives me the bigest satisfaction, I think




You’re a minimalist ”¦ There’re some men who wearing hat in your works, who are they? Do you only use your photos in your arts?



In some certain moment I felt like I needed someone linking my images together this is how the black dressed man appeared. He is a magician from the childhood. Why magician? –An ordinary man simply could handle the situationsJ




What do you think about digital photography’s future?



Digital photography has a bright future I think. Thanks to digital photography almost everyone is photographer now. Of course it would be nice if everyone who has a camera and comes out of his “family album” to public, had a will to learn some minimal basics of photography



Thank you very much!!




Röportaj (interview by) : Levent YILDIZ
Çeviri (translated by) : Berna AKCAN








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Ceslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel HikayelerCeslovas Cesnakevicius : Yazılmamış Görsel Hikayeler

Alper Güçlü : Manken Atölyeleri



Bu proje Dolapdere’deki iki manken atölyesinde çekilen fotoğraflardan oluşuyor. 2000 yılının baharında Mirmiran sokağını fotoğraflamaya gittiğimizde tesadüfen adım attığımız bu dünya bizi içine çekti ve uzunca bir süre etkisinde bıraktı. Dışarıdan sızan loş ışığın içinde elleri zift, macun ve polyester kaplı insanlar, gerçek olamayacak kadar gerçek insan parçaları, eller, bacaklar, torso ve başlar… Sanki başka bir evrenin yaratılış babına girdik, sanki Hazreti Hıdır buralardan geçmiş, yeşil elleri bu insanlara değmiş onları ab-ı hayatla sulamıştı.



Kalıplara dolan polyester, orada katılaşarak vücut bulan insan suretleri, her şeyiyle ideali temsil eden gergin kalçalar, dik göğüsler, badem gözler, ince bilekler ve sicim gibi uzun eller, birbirine eklenen eklemlerle, burada yaratılan dünya aslında zamansızlığın dünyası. Bu mankenlerin yaşı yok, çizgileri, selülitleri, kırışıklıkları yok. Sarkmıyorlar ve kambur durmuyorlar, fıtıkları yok. Oysa insanoğlu bir tek doğduğu an tam ve mükemmel, sonra giderek hızlanan bir düşüşe geçiyor. Yaşlı biri bana yaşlanmanın anlamını şöyle anlatmıştı: “Yaşlanma olmasa ölüme katlanılmaz. Ölüm yoksa yaşam yoktur ve yaşlandıkça ölüme alışılır.” Herkesin doğduğu gibi diri ve güzel kaldığını düşünelim, ölüm doğal bir şey olarak algılanabilir miydi acaba?



Bütün bu sütun gibi bacaklar, selvi boylu, sırma saçlı güzellerin arasında uzaylı suratlılar da bu mükemmel evrenin zındıkları olarak karşımıza çıkıyordu. Bu suratların ne anlama geldiğini sorduğumuzda: “Dikkat çekmek için abi”, cevabını aldık. Dikkat çekmek, acaba bütün bu çaba, bu ideal insan evreni dikkat çekmek için miydi? Mükemmellikten uzak insan yığınları işinde gücündeyken, işten eve, evden işe koşuştururken ve kendi doğasından olanca uzak hayatların kıyısında sürüklenirken, “bir dakika buraya bak, işte sen busun, tanrı, evrenin bütün güzelliğini kendinde toplamış olandır ve seni kendi ruhundan üfleyerek var etmiş. İşte sen aslında saçların dökülmüş, derin çatlamış, baldırların yağlanmış, böbreklerin su toplamış haldesin ama yine de bu kadar mükemmelsin, dur ve bu kıyafetleri al”, diyen bir ses mi bu plastik hanımlar ve beyler?



İnsanlık medeniyetinin mükemmellik arayışı sürüp gidiyor. Yunan heykelleri, Roma portreleri, Helen yüzleri, podyumlarda bir gram yağla ve porselen ciltlerle doğaya karşı akıl almaz bir savaş vererek yürüyen gerçek mankenler hep bu umutsuz arayışı çağrıştırıyor. Michelangelo’nun Davud’u gergin kasları ve mükemmel proporsiyonları ile bir anatomi harikası olarak hala dimdik. Üzerinde kıyafet yok çünkü hiçbir şey onun mükemmel yaratılışına halel getiremez. Buna izin verilemez. Yunan tanrıları, Hint tanrıları ve diğerleri binyıllardır birbirleriyle bu mükemmeliyet için savaşıyor sonra Yahudilerin tek Tanrısı Yahveh, Baal, Anat, Asera ve diğerlerini alt ederek bu tahta yerleşiyor ve biz insanlar işte bu en üst mertebenin ürünleri olarak yaşıyoruz. Endüstri devrimi ve kapitalizme rağmen dimdik ayaktayız ve mankenler işte bu savaşı anlatıyor. Bir mankenin yapılışı altı saat sürüyorsa, sonunda bir sigara molası ve bir saatlik dinlenme, sonra devam…



Metin Yazısı : Zümrüt ALP

























Alper GÜÇLÜ Hakkında



1979 Biga-Çanakkale doğumlu. Elektrik Yüksek Mühendisi. Lisans ve yüksek lisansını İstanbul Teknik Üniversitesinde tamamladı. 2000 yılında Fotoğraf Evi’nin “İstanbul 2000” isimli projesi kapsamında Dolapdere’de Mirmiran sokağını fotoğrafladı. Bu projenin dia gösterisini çekim yapılan sokakta ve İstanbul Saydam Günlerinde fotoğraf sahipleriyle buluşturdu. Bu projeyi takiben aynı bölgedeki manken atölyelerini fotoğrafladı. Belgesel ağırlıklı çalışıyor.


Alper Güçlü (fotoğraf: Dora Günel)






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Alper Güçlü : Manken AtölyeleriAlper Güçlü : Manken AtölyeleriAlper Güçlü : Manken AtölyeleriAlper Güçlü : Manken AtölyeleriAlper Güçlü : Manken AtölyeleriAlper Güçlü : Manken AtölyeleriAlper Güçlü : Manken AtölyeleriAlper Güçlü : Manken AtölyeleriAlper Güçlü : Manken AtölyeleriAlper Güçlü : Manken AtölyeleriAlper Güçlü : Manken AtölyeleriAlper Güçlü : Manken AtölyeleriAlper Güçlü : Manken AtölyeleriAlper Güçlü : Manken AtölyeleriAlper Güçlü : Manken AtölyeleriAlper Güçlü : Manken AtölyeleriAlper Güçlü : Manken AtölyeleriAlper Güçlü : Manken AtölyeleriAlper Güçlü : Manken AtölyeleriAlper Güçlü : Manken AtölyeleriAlper Güçlü : Manken Atölyeleri

Mikel Arrizabalaga : Antikalar ve Natürmort



Bize kendiniz ve sanat yolculuğunuzla ilgili biraz bilgi verebilir misiniz? Bir sanatçı olabileceğinizi ilk defa ne zaman anladınız?



Sanatla her zaman yakın ilişkim vardı çünkü ben bir duvar kağıdı (wallpaper) tasarımcısıyım ve dekor modası dünyası bana yabancı değil. Desenler ve fotoğraflar aynı değiller ama estetik kurallar tarafından yönetilirler. İyi tat en önemli şeydir.




Ekipmanınız nedir?



Dijital DSLR olan Nikon D50 ile başladım ama şimdi daha çok Canon EOS 40D kullanıyorum. Şu sıralar yeni 5D MII’ı ve Canon EF 50mm f/1.8, EF S 10-22mm, EF 24-70mm f/2,8L USM, EF 70-200mm. f/2.8L IS USM lenslerimle beraber tripotlar, projektörler,flaşlar gibi pek çok diğer malzemeyi bekliyorum.




Bize biraz still life çalışmalarınızla ilgili bilgi verebilir misiniz?



Still life fotoğrafçılık muhteşem. Stüdyoda kendinizi özgür hissediyorsunuz çünkü şartların kontrolü tamamen sizde. Unsurların kurgusu, ışıklar, gölgeler, yansımalar ve tüm farklı bakış açıları… hepsi sizin elinizde. Bir tarih fanatiğiyim ve ışığın sıcaklığı ile eski zamanların ruhunu fotoğraflarıma yansıtmayı seviyorum. Ivır zıvır dükkanlarında kullanacağım parçaları arıyorum, bu çok eğlenceli. J




Hangi sanatçıları beğeniyorsunuz? Size kim ilham verir?



Mitomani (Bazı kişilerde gerçeği değiştirmek, uydurmak, aldatmak biçiminde ortaya çıkan kalıcı hastalık) değilim. Güzel şeyler ortaya çıkaran herkesten birşeyler öğreniyorum. Photo net’teki pek çok insan bana fantastik işleri ile ilham veriyor. Bununla beraber ilham kaynağım, başlıbaşına fotoğrafçılıktan daha çok yağlı boya ressamlarına daha yakın.Belki de ben, hedefine ulaşamamış bir ressamım.




Bize tekniğinizi anlatabilir misiniz? Bu tekniği nasıl keşfettiniz ve sırrınız nedir?



Her zaman RAW formatta çekerim ve stüdyoda çalışırken doğru dinamik bölgeye ulaşmak amacı ile pek çok farklı pozlama değerlerinde çekim yaparım, bu benim takıntımdır. Bazen tüm bu dosyaları, resimsel bir etki vermek için HDR bir imaja eklerim. Katman maskeleri, katman yorumlamaları ve opasite ile oynayarak istediğim sonucu elde ederim. İşim, Photoshop beceri bilgilerini bana erkenden öğrettiği için bir tasarımcı ile benzeşir ve bu, günümüz fotoğrafçılığı için çok önemlidir.




Size göre dijital fotoğrafçılığın avantaj ve dezavantajları nelerdir?



Dijital fotoğrafçılıkta sadece avantajlar görüyorum. En önemli şey, çekim sonrası işlemlerde tam kontrol sağlaması. Buna ilaveten, ekranda yaptığınız işi görebiliyorsunuz ki bu çok muhteşem birşey. Belki analogla kıyaslandığında birkaç dezavantajı olabilir ama bu geçmişe ait bir şey, ben her zaman geleceğe bakarım.




Sanatınıza bakan insanlarda kendiniz ve duygularınızla ilgili neler aktarmak istiyorsunuz? Fotoğrafçılık size ne ifade eder?



Fotoğrafçılık benim için bir sanattır ve ben sanatı, yorumlama olarak algılıyorum. Görüntüler vasıtası ile gerçeğe farklı bir bakışı aktarmaya çalışıyorum.




Uzmanlaşmak ne kadar önemli?



Bugün çok uzmanlaşmış bir dünyada yaşıyoruz ama fotoğrafçılıkta yeni sınırları keşfetmeyi seviyorum. Her gün yeni birşeyler öğrenebiliriz.




Dijital fotoğrafçılığın geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?



Bunu söylemek çok zor ama son yılların muazzam ilerlemelerine bakarsak gelecek bize çok güzel şeyler getirecektir. Eminim ki yaklaşan zaman içinde çok şaşırtıcı avantajlar göreceğiz.




Röportaj (interview by) : Levent YILDIZ


Çeviri (translated by) : Berna AKCAN




Can you give us some brief information about yourself and your journey of art? When did you first realise you were going to become an artist?



I’ve always had a close relationship with art cause I’m a wallpaper designer and the world of decor fashion isn’t strange for me. Designs and photographs are not the same but they are strongly ruled by aesthetic principles. Good taste is the most important thing.




What are your equipments?



I started in digital DSLR with a Nikon D50 but now I mostly use a Canon EOS 40D –now I’m waiting for my new 5D MII- with different lenses: Canon EF 50mm f/1.8, EF S 10-22 mm., EF 24-70 mm. f/2,8L USM, EF 70-200 mm. f/2.8L IS USM…. and many other material like tripods, spotlights, flashes and many more.




Can you give us some information about your still life works?



Still life photography is great. In studio you feel free because you have full control of the situation. It’s all in your hands: the set up of elements, the lights, the shadows, the reflects…and all from different points of view. I’m a fan of history and I like to show in my pictures the warm light and mood of old times. I use to seek in junk shops the pieces that will work well in my next images. It’s fun J




What artists do you like? Who inspires you?



I’m not a mythomaniac. I learn from anyone who’s able to create beauty. Many people in PN has inspired me with their fantastic works. However, my source of inspiration is closer to the oil painting than to photography itself. Probably I’m a frustrated painter.




Can you give us some information about your technique shortly? How did you discover this technique and what’s your secret?



I always shot in RAW format and when I work in studio I use to do several takes with different exposition values in order to reach the correct dynamic range (it’s my obsesion). Sometimes I add to these files an HDR mapped image to give a pictoric touch. Playing with layer masks, layer interpretations and opacities I get the look I want to. My work like designer gave me an early knowledge of Photoshop skills and that is very important in today’s photography.




According to you, are there any advantages and disadvantages with digital photography’s?



I only see advantages in digital photography. The most important thing is that it brings you the full control of post-processing. In addition, you always can see in the screen what are you doing and it’s great. Maybe there are some disadvantages comparing with the analogic, but this belongs to the past and I always look to the future.




What do you want to transfer about yourself and your feelings to people looking at your arts? What does photography mean to you?



Photography for me is art, and I understand art as interpretation. I try to transfer an alternative view of reality by means of my images.




How important is it to specialise?



We live today in a world strongly specialized but in photography I like to explore new borders. We can learn something new everyday.




What do you think about digital photography’s future?



It’s difficult to say, but if we bear in mind the enormous advances of these last years, the future can bring us wonderful things. We will see stunning advances in the upcoming times, sure.






Mikel ARRIZABALAGA Hakkında


İsmim Mikel Arrizabalaga ve Bilbao (Bask ülkesi)’da 1954’te dünyaya geldim. Yani 54 yaşındayım. Fotoğrafçılığa 15-16 yaşlarımda babamdan öğrenerek başladım. Büyük bir fotoğrafçı değildi ama kamerasını nereye giderse yanına alırdı. Bununla beraber fotoğrafçılığa esas geçişim, ilk SLR makinem olan Nikon FM’i aldığım zaman olan 17-18’lerimin sonlarında oldu. Daha sonra bunu bir Nikon F2 ve Nikon F3 izledi… 30 yıldır duvar kağıdı (wallpaper) tasarımcısı olarak çalışıyorum ve artık fotoğrafçılık işimin bir parçası haline geldi. Çalıştığım şirket için atölyede pek çok fotografik toplantıyı yönettim ve çalıştığım fotoğrafçılardan çok şey öğrendim. Dijital çağ bana fotoğrafçılıkta, çekim sonrası süreçleri kontrol edebilmeme ve fotoğraflarımı istediğim şekilde sunabilmeme yardım eden fırsatlar dünyasını sundu.



mikel_arrizabalaga@hotmail.com



About Mikel ARRIZABALAGA


My name is Mikel Arrizabalaga and I was born in Bilbao (Basque Country) in 1954, so I’m 54 years old. I started in photography when I was 15 0r 16, learning from my father. He was’nt a big photographer but always took with him a camera wherever he was going. However, my definitive jump to the world of photography was at the end of seventies/early eighties when I bought my first SLR -a Nikon FM-. Then, came a Nikon F2, Nikon F3….. I’ve working like a wallpaper designer for thirty years and now photography is a part of my job. I’ve directed many photographic sesions in studio for the company I’m working for, and I’ve learned a lot from the photographers I’ve worked with. The digital era brought for me a world of oportunities in photography cause now I can control the post-process and show my photographs the way I always wished to.



mikel_arrizabalaga@hotmail.com








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Mikel Arrizabalaga : Antikalar ve NatürmortMikel Arrizabalaga : Antikalar ve NatürmortMikel Arrizabalaga : Antikalar ve NatürmortMikel Arrizabalaga : Antikalar ve NatürmortMikel Arrizabalaga : Antikalar ve NatürmortMikel Arrizabalaga : Antikalar ve NatürmortMikel Arrizabalaga : Antikalar ve NatürmortMikel Arrizabalaga : Antikalar ve NatürmortMikel Arrizabalaga : Antikalar ve NatürmortMikel Arrizabalaga : Antikalar ve NatürmortMikel Arrizabalaga : Antikalar ve NatürmortMikel Arrizabalaga : Antikalar ve NatürmortMikel Arrizabalaga : Antikalar ve NatürmortMikel Arrizabalaga : Antikalar ve NatürmortMikel Arrizabalaga : Antikalar ve NatürmortMikel Arrizabalaga : Antikalar ve NatürmortMikel Arrizabalaga : Antikalar ve NatürmortMikel Arrizabalaga : Antikalar ve NatürmortMikel Arrizabalaga : Antikalar ve NatürmortMikel Arrizabalaga : Antikalar ve Natürmort

Lung S Liu : Muay Thai Kültürü



Bize kendinizden bahseder misiniz? Ne zaman fark ettiniz sanatçı yönünüzü?



Öncelikle kendimi hiçbir zaman sanatçı olarak görmedim. Tabii ki çekmek istediğim fotoğraflar için sanatsal bazı detay ve hassaslıklar gerekli ama benim için bu daha çok bir zanaat gibi oldu. Yani aslında ben, olmayan bir şeyi yaratmıyorum. Bunu belirtmişken, fotoğrafa başlamam da şöyle oldu. İçinden çıkılmaz kötü dönemler geçirdim ve o dönemlerde yapmam gereken mesleğin yaşamı analiz edip bir şeyler üretmek olduğunu anladım. Hayatımın 3 yılı kendi iç yolculuklarımla geçti. İşte tam o süreçte sonunda karar verdim ve fotoğrafçılığı seçtim.



İlk kullandığınız kamera neydi? Ve şimdi ne kullanıyorsunuz?



Benim ilk fotoğraf makinem 35 mm Pentax Slrdi. Şu an kullandığım Bronica SQAi. Ayrıca bir Pentax K20D’em var, normal çekimler için kullanıyorum.




Muay Thai Kültürü* Projenizle ilgili bize biraz bilgi aktarabilir misiniz? Ne zaman, Nerede çalışmalarınızı yaptınız ve çalıştığınız insanların hikâyeleri neler?



Muay Thai Kültürü Projesi, 2008′in Ocak ayında Bangkok ve Chiang Mai’de yapıldı. İnsanlara ve onların hikâyelerine gelince, sanırım bunu en iyi anlatan hikâyelerinin yazılmasını sağlayan Lucie Ödülleri anlatırdı.



Daha çok Siyah & Beyaz fotoğrafları tercih ediyorsunuz. Neden?



Aslında birçok çalışmam renkli ama son çekimlerim daha çok Siyah&Beyaz. Hatta birçok örnek var ama ben genellikle renk kontrasında zorlandığım ve düzeltmenin zor olduğu çekimlerde genellikle S&B tercih ediyorum. Çektiğim obje için S&B daha uygun ise bu tabii ki öncelikli tercihim oluyor”¦




Hangi fotoğrafçılardan hoşlanıyorsunuz? Kim size ilham veriyor?



Uzun bir liste J Ancak şu an aklıma gelen ve sevdiğim isimler arasında Susan Meiselas, James Nactwey, Diane Arbus, Mary Ellen Mark, Nan Goldin.



Bize kısaca fotoğraf tekniğiniz hakkında bilgi verebilir misiniz? Ne yapıyorsunuz?



Bu soru benim biraz kafamı karıştırdı. Teknik sadece uygun ışıkla uygun ölçüde gerçekleşir.



Ben uygun ışığı tespit eder ve pozlarım. Diyafram ve enstantane değerlerini ayarlarım. Zaten bu eninde sonunda bütün fotoğraf öğrencilerinin ilk bir yıllarında yapmaları gereken ana prosedür.



Her şey kompozisyon, zamanlama ve çekilecek olandır”¦




İnsanlar çalışmalarınıza bakarken “neyi görmeli”? Sizin için fotoğrafın anlamı nedir?



İsteğim, insanların birbirlerine yaklaştığını ve çalışmalarımda kendilerini bulabilmeleri aslında”¦ Benimde hissettiğim gibi”¦ Fotoğrafın anlamı bu aslında ve ben kendimi bir fotoğraf hikâyecisi olarak tanımlamalıyım”¦



Siz daha çok ‘Belgesel Fotoğraf’ üzerine çalışıyorsunuz. Lütfen bize biraz bunlardan bahseder misiniz?



Evet, belgesel fotoğrafı tercih ediyorum. Ancak manzara fotoğrafları da çekiyorum (Hatta manzara çekimlerimle oluşturduğum arşivim de var). Arşivcililik benim için sunum gibi. Arşivcilik, bir hikâyenin girişini tamamlayıp, daha kolay ortaya çıkartıp, anlatmamı sağlıyor.




Birçok başarılı sanatçının başarısının altında ‘zor geçen’ bir hayatın etkisi olduğu söylenir, buna inanıyor musunuz?



Buna kesinlikle katılmıyorum. Bence fotoğrafçılık zaten zor mesela ben hiç başarılı değilim parasal konularda. Ancak zorluğuna rağmen seviyorum”¦ Ve bu daha fazla üretmeniz ve daha iyi olmanız ve daha fazla araştırma yapmanız anlamına da geliyor”¦



Uzmanlaşmak sizin için ne kadar önemli?



Bununla ilgili düşüncem şöyle, uzmanlık çeşitlilik adına önemli. Bazen sevip de yapamadığımız şeyler olur ve bu parayla değil sizin yaratıcılığınızla ilgili bir durumdur. Zaten yaşamak için bizi ayakta tutan şey de sahip olduğumuz değerler ve özelliklerimiz değil mi? Yani ”Bir şey yapmak, onu söylemekten daha kolay.”




Fotoğrafçılığın geleceği ile ilgili ne düşünüyorsunuz?



Bence fotoğraf hayatımızda hep yer alacak. Giderek daha fazla rakiplerin arttığı farklı bir yöne doğru gidiyor”¦ Açıkçası bizim gibi fotoğrafçılar etrafta olacak ancak giderek azalacak.



Fotoğraf yarışmalarına dair fikrinizi duymayı isterim?



Benim için bazen şans olabildiği gibi bazen de jürinin tercihine bağlı gibi geliyor. Ben aslında çalışmaların köşelerde saklanmasını ve güncelliğini yitirmesini gereksiz buluyorum bu nedenle yarışmalarda bir şekilde, kazanın ya da kazanmayın, insanlarla karşılaşma şansınız oluyor.



Sizinle çalışmak isteyen insanlar çıkabiliyor karşınıza. Yani yarışmalar sadece sizin iyi ya da kötü olduğunuzu belirleyen bir skala değildir aynı zamanda sizi tanıtmayı da sağlar. Ve bence kendinizi tanıtmak için önemli bir enstrüman yarışmalar.




Bir sonraki projeniz nedir?



Kaliforniya’da bulunan Salton Denizi ile ilgili manzara çekimlerim var ve bir ay içersinde onları derleyeceğim ve ardından 4 ay sürecek olan Kanada Büyükelçiliğinin sanat çalışmaları kapsamında başlattığı ‘Araştırmacı Fotoğrafçılık Projesi’ üzerinde çalışmaya başlayacağım. Vietnam anısına yapılacak olan bir çalışma olacak.





Can you give us some brief information about yourself and your journey of art? When did you first realise you were going to become a artist?



First of all, I don’t really see myself as an artist. I suppose some artistic sensibilities are necessary in order to take the kind of images I want to take, but for me, it is more of a craft. I create nothing that which is not already there. Having said that, I came into photography several years ago when I realized that my job as a systems analyst produced a life that had days indistinguishable from the next. Three years of my life had vanished right in front of me. That was the moment that I had decided upon a change which eventually led me to photography.



What was your first camera? And now?



My first camera was a 35mm Pentax slr, and now I mainly use a Bronica SQAi. I also have a Pentax K20D for less formal images.




Can you give us some information about Muay Thai Culture* project? When did you work on it, where, who are they people, what’s theirs story?



The Muay Thai Culture project had been done mainly in the January of 2008 in Bangkok and Chiang-Mai. The people and their story is best told in the write-up found on the entry of the Lucie Awards.



You prefer take b&w photos, why?



Much of my work is also in colour, it’s just that recently the images shown have just been in black and white. There are some instances where it is more appropriate, but I generally use b&w if I’m concerned about colour casts which might make corrections difficult or if the tonal characteristics of b&w film suits the subject matter better.




What artists do you like? Who inspires you?



This is a long list. Off the top of my head I do like Susan Meiselas, James Nachtwey, Diane Arbus, Mary Ellen Mark, Nan Goldin just to name a few.



Can you give us some information about your photo technique shortly? How did you created it?



I am a little confuse with this question. The technique is merely the appropriate metering in the appropriate light. I look for good light and choose the right exposure and apply the aperture and shutter speed properly. Ultimately, it is a very basic procedure that all photography students should have mastered in their first year! Everything else is composition, timing, and subject matter.




What do you want to transfer about yourself and your feelings to people looking at your arts? What does photography mean to you?



I merely want to connect to people and have them see and feel as I do. It is not internal. It does not come from within, but from the subject themselves. At best, I am just a storyteller.



You usually work “documentary photography”, please tell us about documentary?



Actually, I do prefer documentary photography, but I also do landscapes (although I suppose that even my landscapes have a documentary feel to them). Documentary for me is just presentation. The story exists and I am merely packaging them up so that others can easily grasp what it is that I am trying to show them.




Do you believe this opinion “most of successful arts lived difficulty life” ?



I disagree completely. It is extremely hard to photograph because I am not very successful financially. I do this because I love it, but I would be much more prolific and much better if I have more resources.



How important is it to specialise?



I have recently discovered that it is important to diversify. Sometimes, to do what we love to do is not possible because it is not financially viable. In order to make ends meet we have to be creative in applying our skills in a way that we can make a living. That is much easier said than done.




What do you think about photography’s future?



There will always be a place for photography, however, I see it becoming more competitive in the future. There will be less of us, but we will be around.



I want to hear from your ideas about “photo contests”?



To me it almost seems to be a matter of luck or the preferences of the judges. I don’t find that it has any importance save for the fact that it validates your work, which can make it easier to convince others that your work is good enough to have them hire you. Just because you do not win competitions means that your work is not good and the opposite also applies. It is more of a marketing tool than anything else.




What are your next projects on photography?



I am completing a landscape project on the Salton Sea which will wrap up in about a month and after that, I will be spending the next four months working on a photographic research project funded by The Canada Council for the Arts. It will be spent in Vietnam regarding the exploration of identity.




Röportaj (interview by) : Levent YILDIZ


Çeviri (translated by) : Pınar DAĞ



*MUAY THAI CULTURE



Muay Thai, also known as the Art of the Eight Limbs, employs eight points of contact when striking: fist, elbows, knees and shins. These fighters are trained from as young as they can walk until the toll of their training breaks their body down to the point where they cannot continue – typically in their early twenties. They calcify the bones used for striking and build muscles as sheathes of armour. To many, this is their only path to a better life – no different than many disadvantaged American youths turning to Football or Basketball. The Thai youths merely pay a higher price.





IPA 2008 Nonprofessional Photographer of the Year: People






FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :

Lung S Liu : Bangkok Demiryolu






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Lung S Liu : Muay Thai KültürüLung S Liu : Muay Thai KültürüLung S Liu : Muay Thai KültürüLung S Liu : Muay Thai KültürüLung S Liu : Muay Thai KültürüLung S Liu : Muay Thai KültürüLung S Liu : Muay Thai KültürüLung S Liu : Muay Thai KültürüLung S Liu : Muay Thai KültürüLung S Liu : Muay Thai KültürüLung S Liu : Muay Thai KültürüLung S Liu : Muay Thai KültürüLung S Liu : Muay Thai KültürüLung S Liu : Muay Thai Kültürü

HoryMa : Işıkla Boyamak



Eski bir sanatçı ve müzisyen olarak fotoğrafa büyük ilgi duyduk. İş o kadar eğlenceli ve ilgi çekiciydi ki bu eni denemeler yapmamıza neden oldu. Böylece ilk denemelerden, gelişmiş-ayrıntılı teknolojiye sahip ışık çalışmasına kadar, son 5 yıldır ciddi bir şekilde “ışıkla boyama” ya da “ışık grafiği” ile meşgul olduk.



Sanat çalışmalarımızda, modelin uzun süre sabırla poz vererek karanlıkta, küçük aydınlatma kaynakları tarafından aydınlatıldığı ışıkla boyama ya da ışık grafiği teknikleri uygulanmıştır. Böylece bütün kompozisyon, örtücünün tek bir defa açılıp kapanmasıyla şekillenen tek bir pozlamadan oluşur.



Grafik düzenleyiciler bizim için boyalar, fırçalar ve tuvallerle aynıdır. Bu tekniğin uygulandığı taslaklar tuvaldeki bir fırça darbesi gibi, genellikle grafik düzenleyicide çizilirler.Yazılımlar ya da filtreler kullanılmaz.



Kısaca söylemek gerekirse bu resimleri yapmak çok zor. Çekim süresince karakteri, karanlıktan gelen ışık yolu ile göstermeye çalışırız. Burada nesne veya modeli tamamen ya da kısmen gizleyerek sunarız. Tabii ki fotoğraftaki geleneksel olmayan görüş tersine dönmüştür. Genellikle çizdiğimiz gerçeklikte kendiliğinden parlayan bu miktarda ışık kaynakları, nesnelerin en beklenmedik düzlemleri ve modelin içinde ışık kaynağı yoktur. Biz onun içindeki ışıltı fikrini temel olarak aldık. Bunun için çeşitli yollar olduğunu anladık. Esasen stüdyo çekimleri yapıyoruz. Bazen hazır işler yaparız ama sıklıkla garip ışıltılar, ışık yamaları ve yansımaları olan kurgular yaparız ve dijital düzenlemede çeviririz. Sadece nadiren, bize fazla mantıklı görünenleri izleyicileri şaşırtmak amacıyla değiştiririz.



Bizim etiketimizde Santa Taruba temsil edilmiştir. Bu kısmen, güvendiğimiz, saygı duyduğumuz, dinlediğimiz ve çoğunlukla onun ilkelerine göre yaşadığımız karaktere ait felsefedir.



Bu karakterle ilgili tarihçeyi ve bizim rumuzumuzu sadece Rusça olarak burada görebilirsiniz. http://www.horyma.ru/str_tr/text.htm


Çeviri (translated by) : Berna AKCAN




Once the artist and the musician have taken a great interest in a photo. Employment it has appeared so interesting and entertaining, that induced to constant experiments. So happens, that last 5 years we seriously are engaged «The painting of light» or «LightGraphic» – from the first experiments to the developed detailed technique of work with light.



Our artworks are executed in technics «The painting of light» or «LightGraphic», that assumes illumination of model by small light sources in darkness on long endurance.Thus, all lightcloth (composition) - is one Photo Exposition, is embodied on a matrix of the camera in one click of a shutter.



Graphic editors for us the same tools as paints, brushes and canvases. Very often the sketches executed in this technic further are drawn in the graphic editor as it would be on a canvas a brush. Plug-ins and filters are not used.



To tell about that as pictures briefly are done is very difficultly. During shooting we try to carry out, execute process of display the character by means of light from darkness. And here to show it (object, model) in full or in part to conceal depends already on the put art tasks. Certainly, the nonconventional sight at the image turns out. In fact in a reality from which we usually draw, there is no such quantity of light sources, which simultaneously shine, at times, moreover, the most unexpected planes of object and even, apparently, that the light source is inside of model. We for a basis have taken idea of a luminescence from within. We realize in its absolutely various ways. Shootings basically studio also it is enough labour-intensive process. Sometimes we do at once ready work, but we do sketches is more often, and that strange luminescence, patches of light and reflections which it is received, we transfer in the digital editor and only rather accurately leading up them up to any as it seems to us, more less logic end and is surprised together with spectators to that turns out as a result.



On our label it is represented SantaTaruba. It is that, partly thought up character in whom we trust, we respect, to which we listen and often we live and we operate according to its principles.



We have a history of occurrence of this character and our pseudonym while only in Russian.
Here
http://www.horyma.ru/str_tr/text.htm























Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

HoryMa : Işıkla BoyamakHoryMa : Işıkla BoyamakHoryMa : Işıkla BoyamakHoryMa : Işıkla BoyamakHoryMa : Işıkla BoyamakHoryMa : Işıkla BoyamakHoryMa : Işıkla BoyamakHoryMa : Işıkla BoyamakHoryMa : Işıkla BoyamakHoryMa : Işıkla BoyamakHoryMa : Işıkla BoyamakHoryMa : Işıkla BoyamakHoryMa : Işıkla BoyamakHoryMa : Işıkla BoyamakHoryMa : Işıkla BoyamakHoryMa : Işıkla Boyamak

Cristian Stefanescu : Photokina ve Thomas Hoepker


Peki, geçen ay Photokina’da gördüklerim ile ilgili ayrıntılı bir teknik rapor bekliyorsanız, hayal kırıklığına uğrayacaksınız. Bunun iki sebebi var. İki yılda bir Köln, Almanya’nın ev sahipliği yaptığı Görüntüleme Dünyası Fuarı, tam olarak üreticilerinin kendi eserlerini sergiledikleri bir fuar değil ancak, müşteri, aynı yerde tüm sektör ile görüşme, bir stanttan diğerine geçme, özellikle, İnternette zaten duymuş oldukları her bir harikayı fiziksel olarak hissetme ve tanımlama fırsatını yakalar. Aslında, yeni teknolojiler hakkında gerçekten bilmek istediğiniz ve öğrenmek istediğiniz her şey, hali hazırda çevrimiçi olarak mevcuttur. Diğer taraftan, Photokina, sadece yaklaşık olarak bir hafta değil de bir ay sürseydi, yine de tüm fuarı görmek için yeterince zamanımız olmayacaktı. Yüzeysel oryantasyon ve teknik anlayış açısından – ziyaretim esnasında nerdeyse tüm zamanımı, nerede olduğumu anlamaya çalışarak geçirdim.


Kısa bir özet: yoğun bir fuardı. Yüksek piksel kalitesi aralığı ve yüksek çözünürlüklü dSLR video, daha yüksek ISO (ve 6400, artık nadir bir durumsa, Canon’un 5D Mark II’sini veya Nikon’un ISO 25600’lü D3’ünü hayal edin!), güçlü mercekler, amatöre yönelik yazılım için daha büyük kapasiteler – düzenleme aletleri veya düzenleyiciler, (aile kullanımı amaçlı fotoğrafların kısa süreli baskıları ile ilgilenenler için) itici olan talep üzerine baskı ve tabi ki, çok daha fazla pikselli ve önceden seçilmiş opsiyonları bulunan, “sabun kutuları” veya “krakerler” olarak adlandırılan, bas çek kameralarının bir (birden çok) zengin çeşidi dahildir. Zira, dSLR, artık aydın fotoğraf hayranları için bir kod ama bu alan, daha da genişliyor ve her şey, kamera ile iletişimi nasıl anladığınıza bağlı. Mobil flaş sanayisi de, Köln fuarında dikkat çekiciydi ve piyasanın teklifsiz yeni gelenleri olarak hareket eden, henüz tanınmayan Uzak Doğulu birçok üretici vardı. Fotoğrafçının nerdeyse evrensel sorunu olan raf da önemli bir konudur – ve herhangi bir yerden gelen tüm bu tasarımcılar, dünya çapında kolayca hareket etmeniz için, size, sevgili fotoğrafçı dostuma yardım etmeye çalışıyorlar. Bana güvenin ve eğer güvenmezseniz, o zaman gidin ve onu google’da arayın – çünkü benim burada listelediğim her şeyin zaten bir geçmişi var ve arama motorunun gizli bir yerinde ikinci bir hayatı yaşıyor. Hali hazırda modası geçmiş değilse – çünkü “en son teknoloji” tabirinin değerini bilmek için günümüzde garanti edemezsiniz. Ve o halde, bu, görüntülemenin analog geleceğini halen tavsiye etmekte olan lomografları hatırlamak mükemmeldir.




Bir sanat değerlendiricisi ve taklitçi bir fotoğrafçı olarak, üstatlardan gizli bir “çalma” isteği ile, çeşitli atölyelere ve sergilere odaklanmaya karar verdim. İtiraf etmeliyim ki: bu Babilistan’da odaklanmak, hiçte kolay değil. Ve bu durum, yalnızca Köln fuarının dolup taşan gerçek bir karınca yuvası olması, neredeyse mümkün olan her dilin konuşulması, düzensizce buradan oraya hareket edilmesinden değil, aynı zamanda her yere gidiyormuş gibi olup, hiçbir şeye gidilmemesinden kaynaklanır. Geleneksel Köln fuarı olan, KoelnMesse’nin içinde bulunduğu bu küçük şehirde zorla nefes alınabilen bir atmosfer olduğu gerçektir. Ama, yalnızca fuarları görmek için değil, aynı zamanda sanatçılarla buluşmak ve resmin ardında yatan hikayeleri dinlemek için her cilacının ve atölyelerin çalışma saatlerine göre hareket etmeye çalışmak – oldukça zordu.




Bu yüzden, her bir yazılım geliştiriciden (ve tek tek saymayacağım çünkü, liste uzun ve bazılarının unutulması, onları üzecektir) alanında devrim yaptığını öğrendim. En kullanıcı dostu uygulamaya sahip olduklarını öğrendim. –neden olmasın?- onun editörü ile fotoğrafınızı açmanız yeterlidir ve farenizi bile hareket ettirmeden, bir güzel sanat baskısına sahip olacaksınız. Bu arada, kulağınızı her nereye çevirirseniz çevirin, iyi bir fotoğrafın nasıl görüleceği veya nasıl çekileceğinden, nasıl 3. milenyumda milyonlarca satan bir fotoğrafçı olunacağına kadar, sanayinin her bir sırrını bilmeyi talep eden sesler duyuluyordu. Onların bazıları asla bir resim satmadı, bazıları, yalnızca pazarlamacıydı – gerçek hayatta olduğu gibi cereyan eder: iyi bir kuramcı, uygulamada iyi olmak zorunda değildir. Ve ipuçlarını ve hileleri bildiğinizde, geri gitmek ve onları bırakmak size bağlıdır. Aslında, dinleyiciler arasındaki birisinin söylediği gibi: birisi, ya yetenekli olarak doğar ya da nasıl yetenekli olunacağını öğrenir – ama bu, Photokina’da altı gün geçirmekle mümkün değildir.




Ama farz edelim siz hem fotoğrafçı olarak doğdunuz hem de yaptığınız her fotoğraf çekiminde daha iyi olmak için kendinizi sürekli olarak geliştiriyorsunuz. Pekala, bu durumda kendinizi Thomas Hoepker olarak görebilirsiniz. 9/11/2001 günü güneşli bir öğleden sonra, Manhattan’da arka planda bulunan diğer tarafta yanan WTC ikizleri ile Hudson Nehri kenarında oturan Brooklyn’li beş genci içeren en tartışmalı çekimi dahil, geçmişe yönelik 1955-2008 arası çekimleri ve belgeli yardımcı Magnum Fotoğraflarından bir maestro, oradaydı. Bu fotoğraf belgesi ile ilgili canlı bir tartışma idi çünkü, Hoepker onu yayınlamaya karar verdikten sonra, herkes istediği şekilde yorumladı. Fotoğrafın ardında yatan hikayeyi anlatırken Hoepker “onun, gerçeklerin olduğu herhangi bir yer olduğunu ve herkesin başka bir şey gördüğünü” söylüyor. Aynı şekilde, örneğin, beş genç New Yorklu, memleketlerinde felaketle karşılaşma endişesi olmaksızın hayatlarını yaşıyorlar. 2005 yılında, fotoğraftaki beş gençten biri olan Walter Sipser (bugün Brooklyn’li bir sanatçı), kendisini tanıtmak için elli adım daha yürümeyen Hoepker’e sitem etti ve Sipser daha sonra Slate.com dergisine şunları söyledi: “Gerçekten ne olduğuna dair canlı bir görüşme yaparak, bir grup New Yorkluyu keşfedebilirdi”. Hoepker ise, Köln’deki Görüntüleme Dünyası fuarının sergi salonunda dinleyicilere şöyle söyledi: “Ben bir foto muhabiriyim, konuma müdahale etmem çünkü eğer müdahale edersem, eminim ki atmosfer değişecek ve otantikliği kaybolacaktır”. Ve, aynı bağlamda, içinde bulunulan duruma göre merceği mükemmel kullanabilmek için, öncelikle daha fazla cihazın gerekli olduğunu söyleyen Alman sanatçı, iyi bir foto muhabirinin zorunlu kamera stoku ile ilgili sorumu cevaplarken, geçmişe döndü ve şunları belirtti: “Gerçekliği bozmamak için, fark edilmeden gitmeniz gerekir. Ve emin olunuz ki, boynunuzda tüm bu muazzam kameralarla fark edilmeden gidemezsiniz”. Ayrıca, omzunda basit bir G9 olduğunu da belirtilmeliyim. Yapımcı ile ilgili bazı hususlar varsa veya kendi seçimi ile – bu, onun küçük sırrı olarak kalır.




Tüm tartışmada, New York fotoğrafının hayatın devam ettiğine dair verdiği mesajın vurgulandığı, gerçek olabilir ama Hoepker, gerçekte tıpkı çağdaşları gibi şok ve korku içinde olsa bile, katı yürekli bir muhabir gibi davranmıştır. Ve tüm bu yıllardan sonra, Hoepker’in Magnum’dan bazı meslektaşları, gerçek dehşet anını çekmek için yerin sıfır noktasına gitseler bile, onun fotoğrafı, halen New York’un o Eylül gününün en güçlü belgelerinden biridir.




Münih’te doğan Alman sanatçı, uzun yıllardır ABD’de yaşamaktadır. Ama, geçen yıllarda gazeteciliğin nasıl değiştiği hakkındaki başka bir kanıt olarak, Okyanus aşırı ilk gezilerini hatırlıyor. “Çalışmakta olduğum Alman dergisindeki patronum, beni aradı ve çekimler yapmak ve gerçek Amerika hakkında bir belgeselle geri dönmek için, ABD’ye uçakla gitmeyi, bir araba kiralamayı ve iki veya üç ay boyunca kıtayı bir baştan diğer başa gezmeyi kabul edip etmeyeceğimi sordu. Bu tür şeylerin mümkün olmasının, bugüne inanılmaz bir etkisi olabilir. Aslında konularla birlikte uzun bir süre için oraya gidip yaşamak, onlara yakın olmak”¦ Şimdilerde, editörler fotoğrafçıları arıyor, bir sonraki gece yine gece treni ile geri dönmek üzere, onları gece treni ile Hamburg’tan Münih’e gönderiyorlar. Otelden bahsetmeyeceğim bile!”.




Gazeteciliğin romantik günlerinde Hoepker, başka bir dünya ünvanı ile eğitimleri esnasında onunla birlikte her yere giden, ismini Muhammed Ali olarak değiştirdiği esnada Cassius Clay ile karşılaştı. Bu, 1966 yılında bir gün Clay’ın Chicago’da bir tatlı dükkanını keşfetmesi ile oldu. Hoepker, yarışmadan önce gerekli ağırlığı korumak için, profesyonel boksörün diyette olduğunu biliyordu. Ama, biraz tatlı aldı, geri döndü ve bir dilim tatlı daha aldı ve eğitimden çıkıp evine doğru giderken, tekrar aynı tatlı dükkanında durdu ve üçüncü dilimini istedi. Hoepker, Clay ve tezgahtar kızın birkaç fotoğrafını çekti ama bu resimlere başka açılardan dikkat etmedi, ancak yıllar sonra, iyi bir arkadaşı, onlardan birini gördü ve “Bu, Belinda” dedi. Hoepker, Belinda’nın kim olduğunu merak etti. Daha sonra, tezgahtar kızın, tarihteki en büyük boksörün ikinci hanımı ve dört çocuğunun annesi olduğunu öğrendi. Hoepker, “Hanımı ile karşılaştığında, ben oradaydım” diye fısıldayarak ortaya çıktı. Yine 90’larda Hoepker, Clay (şimdiki adı Muhammed Ali) ile tekrar karşılaştı ve 30 yıl önce çekmiş olduğu fotoğrafları içeren bir fotoğraf albümünü kendisine hediye etti. Clay’ın o yıllarla ilgili bir şey hatırlayıp hatırlamadığı belli değil. Ama, Parkinson hafızasının büyük bölümünü tahrip etmişti.




“Çok seyahat ederdim ve işimin nerdeyse % 50’si buydu. Diğer yarısı ise, periyodik olarak fotoğrafla ilgili filmlerimi Hamburg’a göndermekti. Bu yüzden, iki üç hafta veya hatta daha fazla bir süre boyunca onları toplardım ve yüzlerce kutu içerisinde onları gönderirdim. Şimdilerde, artık basit bir fotoğrafçısın. Seyahat ediyorsun, çekimler yapıyorsun, onları yüklemek, seçmek, düzenlemek, son fakat aynı derecede önemli olan, yanında yazılı hikayesi ile birlikte, çalıştığın medyaya birkaç son fotoğrafı gönderme işi için bilgisayar bilgisine sahip olmak zorundasın” diyor Hoepker. Belki de o bakış açısından dolayı, önceki fotoğrafları ile geçen yıllardaki fotoğrafları arasında algılanabilen bir farklılık var. Günümüzde konuya odaklanırken, kameranın, kameramanın gözden kaçırdığı her şeyi gördüğü çok doğrudur. Bu sebeple, neslimiz, “Bu çekim, istediğimden daha iyi oldu” adlı bir Flickr kategorisini icat etti. Ama Thomas Hoepker tarafından çekilen eski ve gürültülü fotoğraflar, kesinlikle çok daha dokunaklıdır. Bu, konularla harcanan bir süredir. Ve çifte zaman kısıtlaması ve düşük bir bütçe ile çalışmazsanız, 1970 tarihli Sam Amca’nın askerleri ile ilgili olan gibi hayret verici hikayeler yaratabilirsiniz. Magnum’daki Parris Adası ABD Denizcilik Eğitim Kampının fotoğraf geçmişine bir bakın, o zaman gerçek bir fotoğrafçının gücünü anlayacaksınız. Her ne kadar Hoepke şahsi olarak kendini artık bir fotoğrafçı olarak görmese bile. “Görüntüleme dünyasında ben, bir görüntü yaratıcısıyım. Pek yakında, artık fotoğrafçılıktan bahsetmeyeceğiz ancak, görüntü ve görüntülemeden bahsedeceğiz. Ve aile toplantılarında bizden büyükanne ile yeğenin fotoğrafını çekmemiz istenmeyecek. Bizden onları görüntülememiz istenecek!” diyor Thomas Hoepker. Belki fotoğrafçı değil – ama sanatçı olduğu kesin.



Cristian STEFANESCU




Well, if you’re expecting a detailed technical report on what I saw last month at Photokina, you will be disappointed. There’re two reasons. The World of Imaging fair, hosted every two years in Cologne, Germany, is not quite a fair for the producers to exhibit their own achievements but rather the customer’s occasion to meet the entire branch at the same place, to skip from a stall to another and, especially, to physically feel and put the fingers on every single wonder they already heard about on the Internet. In fact, everything you really want to know and learn about the new technologies is already available online. On the other hand, if Photokina would last a month and not just almost one week, there still wouldn’t be enough time to see the entire fair. I spent almost the entire time of my visit trying to understand where I am – in terms of spacial orientation and technical understanding.




A short roundup: it was a busy fair. High range of pixel quality and high definition video with dSLRs, higher ISO (and if 6400 is no longer a rare case, imagine Canon’s 5D Mark II or Nikon’s D3 with ISO 25600!), powerful lenses, greater capabilities for amateur-oriented software – including editing tools or organizers, the print-on-demand offensive (for those interested in short run editions of their photographs for family use) and, of course, a (more than) generous offer of point-and-shot cameras, the so-called “soap boxes” or “crackers” with more and more pixels and preselected options. Then: dSLR is no longer a code for the literate photo-fans but this territory becomes wider and wider and everything depends on how one understands to communicate with the camera. Mobile flash industry was also a highlight of the Cologne fair and there are a lot of until now unknown producers from the Far East acting as uninhibited newcomers on the market. And, well, the rack, the almost universal problem of the photographer, is also a hot topic – and all those designers coming from nowhere are trying to help you, my dear fellow photographer, to move easily around the world. Trust me and if you don’t, just go out and google it – because everything I would list here already has a history and lives a second life in the cache of the search engines. If it isn’t already obsolete – because you cannot guarantee, in our days, for the value of the “last hour technology” phrase. And, well, this is the perfect place to remember the lomographs which are still preaching the analog future of the imaging.




As an art appreciator and a wannabe photographer, I decided to concentrate on the various workshops and exhibitions, with the secret wish to “steal” from the maestro’s. I have to admit: concentration, in this Babylonia, is not that easy to achieve. And it’s not just because of the real ant-hill which swarmed at the Cologne fair, talking almost every single possible language, moving chaotically from here to there and everywhere but just like going nowhere. It’s true, there was a hardly breathable atmosphere in this little town inside a town which is the KoelnMesse, the traditional fair of Cologne. But trying to share my attention according to the schedule of workshops and every varnishing in order to not only see the exhibitions but to also meet the artists and listen the stories behind the image – that was pretty hard.




So, I learned from every software developer (and I won’t enumerate because the list is long and neglecting some would offend the omitted ones) that he brought the revolution in his field. That he has the most user-friendly application. That – why not? – it’s enough to open your photo with his editor and you’ll have a fine art print without even move your mouse. Meanwhile, wherever you turned an ear there were voices claiming to know every single secret of the industry, from how to see a good photo or how to shoot it till how to became the million seller photographer of the 3rd millennium. Some of them actually never sold an image, some are simply marketers – it happens like in the real life: a good theoretician doesn’t has to be as good in practice. And when you’re shelled with tips & tricks, it’s up to you to go back and decant them. In fact, as someone in the audience said: one either was born with the talent or learned how it goes – but in a hard time, not six days at Photokina.




But what if you are both a born photographer and permanently educated yourself to become better and better with every shot you take? Well, in this case you could call yourself Thomas Hoepker. The maestro from the documentary cooperative Magnum Photos was there with his 1955 – 2008 retrospective, including his most controversial shot, the five youngsters from Brooklyn sitting in the sunny afternoon of 9/11/2001 on the Hudson River waterfront with the WTC twins burning, on the other side, in the background, in Manhattan. It was a lively debate about this photodocument, because after Hoepker decided to publish it, everyone translated the picture in his own way. “It’s a nowhere land of realities and everybody sees something else”, Hoepker says when telling the story behind the image. Like, for example, five young new yorkers carefree living their life in face of the disaster going on in their hometown. In 2005, one of the five young folks in the photo, Walter Sipser (today a Brooklyn artist), reproached Hoepker of not walking another fifty steps to introduce himself: “He would discovered a bunch of New Yorkers in an animated discussion about what just happend”, Sipser later told to Slate.com magazine. “I’m a photojournalist, I do not interfere with my subject because if I would, it will be for sure changing the atmosphere and kill the authenticity”, Hoepker explained to the audience in the exhibition hall of the World of Imaging fair at Cologne. And, in the same context, answering me at a question regarding the imperative camera arsenal of a good photojournalist, the German artist firstly talked about the need of more devices, in order to be able to use the perfect lens for the given situation, but then took back and pointed: “You have to go unnoticed in order to not spoil the reality. And you for sure can’t go unnoticed with all those huge cameras on your neck”. I should also mention that he had a simple G9 on his shoulder. If there’s some deal with the producer or his own choice – that remains his little secret.




It could really be that the whole debate stresses the life-goes-on-quality of the New York image but Hoepker actually acted like a coldhearted reporter even if, in reality, just like every contemporary of the moment, he was under shock and fear. And after all this years, his image is still one of the most powerful documents of that New York September day, even if some of Hoepker’s colleagues from Magnum were near to ground zero, shooting the real horror of the moment.




Born in Munchen, the German artist has been living for decades in the States. But he remembers his first trips over the Ocean as another documentary about how journalism has changed in the last years. “My boss at the German magazine I used to work for called me and asked if I would accept to take the plane to US, hire a car and travel across the continent for two or three months, doing shots and turning back with a documentary about real America. It might sound incredible today that such things were possible. Going and living, actually, for a good while there, with the subjects, close to them… Nowadays, editors are calling photgraphers, sending them from Hamburg to Munchen by night train for coming back the very next night also by night train. I won’t even mention the hotel!”.




Romantic days of journalism, when Hoepker met Cassius Clay just at the time when he changed to Mohammad Ali, going with him everywhere during his trainings before another world title. It happened, one day, back in that 1966, that Clay discovered a donuts shop in Chicago. Hopeker knew that the prize fighter was on diet to keep the required weight before the competition. But Clay took some donuts, returned and bought another round of donuts and during the way back home from the training, stooped again at the same donuts shop and asked for a third round. Hopeker took some shots with Clay and the shop girl but didn’t payed any other attention to those pictures until, years later, a good friend saw one of them and said “This is Belinda”. Belinda who, was the obvious question of Hoepker. He then learned that the shop girl became the second wife of the greatest boxer in history and mother of his four children. “I was there when he met his wife”, exited whispers Hoepker. Back in the 90′s, Hoepker met Clay again (now Mohammad Ali) and gave him a present: the photoalbum with the shots they took 30 years ago. Vague, Clay remembered something about those years. But Parkinson destroyed most of his memories.




“I used to travel a lot and that was almost 50% of my duty. The other half was to send, periodically, my photographic films to Hamburg. So I used to collect them for two or three weeks or even more and send them in boxes of some hundreds. Nowadays, you’re no longer a simple photographer. You travel, you take the shots, you have to be computer-literate in order to download and select and edit and, last but not least, send, via Internet, the few final photographs to the media you are working with, alongside with the written story too”, recalls Hoepker. Maybe, in that perspective, there’s a perceptible difference between his earlier photographs and those from the last years. It’s very true that in our times, the camera also sees everything that the cameraman overlooks, while concentrating on the subject. That’s why our generation invented a Flickr category called “This shot came out better as I intended”. But the old and noised images took by Thomas Hoepker are definitely far more touching. It’s the time spent with the subjects. And when you are not working under the double guillotine of a deadline and a low budget, you can create amazing stories like the one about Uncle Sam’s recruits, back in 1970. Take a look at his Parris Island US Marines Boot Camp photostory on Magnum and you will understand the power of a real photographer. Even if Hoepker, personally, doesn’t consider himself any longer a photographer. “I’m an image maker in a world of imaging. Soon, we will no longer speak about photography but about image and imaging. And during the family reunions we will not be asked to photograph grandma with the nephew. We will be asked to image them!”. Thomas Hoepker dixit. Maybe not a photographer – but an artist for sure.



Cristian STEFANESCU




Cristian STEFANESCU Hakkında



Cristian Stefanescu, diplomalı bir sosyologdur ve 1993 yılında beri gazeteci olarak çalışmaktadır. Kendisi Bükreş’te mukimdir, halihazırda Romanya ve Almanya’daki yazılı ve sesli basın için çalışan, serbest bir muhabirdir. Ziua, Lumea Magazin ve Jurnalul National gibi Romanya’nın başlıca yayınlarında yazmakta ve alman yayımcı Deutsche Welle’nin Romanya masasında muhabirlik yapmaktadır. Cristian’ın fotoğrafçılık geçmişi, 2006 yılında başlamıştır ve özellikle geçen yıldan beri başlıca hobisi haline gelmiştir.




About Cristian STEFANESCU



Cristian Stefanescu is a graduated sociologist and works as journalist since 1993. Based in Bucharest, he currently is a freelancing reporter, working for printed and audio media in Romania and Germany. He used to write in Romanian major publications like Ziua, Lumea Magazin and Jurnalul National. Currently, his major task is as correspondent for the Romanian Desk of the German broadcaster Deutsche Welle. Cristian started with photography back in 2006, which especially since last year became his major hobby.




Çeviri (translated by) : Perpa Tercüme Bürosu




Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Cristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas HoepkerCristian Stefanescu : Photokina ve Thomas Hoepker

Murat Saygıner : Ödül Getiren Kalp Krizi



Murat bey merhaba, öncelikle Fotoritim’e hoş geldiniz. Söyleşimize sondan başa giden bir soru silsilesi ile başlamak istiyorum. International Photography Awards (IPA)‘da kazandığınız başarılar ile başlayalım. Nasıl oldu yarışmaya katılmanız, fotoğraflarınızı nasıl seçtiniz? Neler hissettiniz? Anlatır mısınız kısaca öyküsünü?



IPA yarışmasını geçen sene duymuştum fakat katılmaya fırsatım olmamıştı. Kazananlar listesine baktığımda ise gerçekten ilgi çekici çalışmalar ile karşılaştım ve orda yer almam gerektiğine karar verdim. Çalışmalarımı yarışmanın sunduğu kategorilere ve ortak noktalarına göre düzenleyip gönderdim. Katıldığım ilk yarışma olduğu için de heyecanla sonuçları bekliyordum.



Eylül ayında gelen bir mail aracılığı ile iki birincilik, iki üçüncülük kazandığımı ve ayrıca ”Heart Attack” serisinden iki karenin ”Best of Show” başlıklı sergide yer alacağını öğrendim. Uluslararası 22.000 çalışma arasında bu derece ödül almak ve bu sene Türkiye’yi temsil etmek beni çok onurlandırdı. Ama bu sadece bir başlangıç…




Tebrik ederiz”¦ Modelli ve seri (dizi) fotoğraflar üzerinde çalışmayı seviyorsunuz. Bu öykü anlatma isteği bir sinemasal meraktan mı kaynaklanıyor? Sahneleri nasıl kurguluyorsunuz?



Aslında teknik meraktan çok, hayata karşı olan merakım ve tecrübelerim öyküler anlatmama neden oluyor. Kimliğimi yansıtmak ve bakış açımı paylaşmak seri çalışmalar ile daha etkileyici bir hal alabilmekte. Genelde üstünde düşündüğüm konular hakkında not alır, kişisel görüşlerimi katar ve bunu nasıl yansıtabileceğime karar veririm. Böylelikle çalışmalarım ne kadar farklı ve gerçeküstü görünseler de, hayatım ile paralel kalırlar.




Yurtdışından Türkiye’ye geldiniz. Mesleğiniz açısından yurtdışında kalmak daha mı avantajlı olurdu sizce? Yurtdışı ile bağlantılarınız halen devam ediyor mu?



Buna bir meslek olarak bakmıyorum, aslında yarı profesyonel çalışıyorum ve toplum için iş yaptığımı söyleyemem fakat yurt dışında insanların vizyonu kesinlikle çok daha geniş. Yurt dışı ile pek bağlantım olmamasına rağmen uluslararası sitelerde üyeliklerim var ve her türlü insan ile paylaşmayı hedefliyorum.




Nikon D300 ve Sigma 17-70mm f:2,8-4,5 DC Macro, makine ve lensiniz. Memnun musunuz? Teknik olarak değerlendirir misiniz?



Daha önce D50 kullanıyordum, şu anki ekipmanımdan gayet memnunum. Kompozisyonlarım, kurguladığım sahneler geniş açılı bir lens gerektirdiği için başka bir lense ihtiyaç duyduğumu söyleyemem. Keskin ve kaliteli sonuçlar alıyorum, tabii bunu bir sınırı yok.




Ödül alan seriniz “Heart Atack” dan bahsedelim isterseniz. Fikir nasıl doğdu? Nasıl çalıştınız? Çok ilgi çektiği muhakkak?



Fikir doğmadı aslında, mevcuttu. Hayatımın bir döneminde geçirdiğim olayların yansıması diyebiliriz. İlk seri fotoğraf projem olduğundan dolayı biraz zorluk çektim fakat anlatımda kopukluk olduğunu düşünmüyorum. Çekimleri inşaat halindeki bir metro istasyonunda gerçekleştirdim. Manipülasyon ağırlıklı kareler olduğu için tripod kullandım.




Yerli fotoğrafçıların uluslararası yarışmalara katılmalarını öneriyor musunuz? Bu onlara farklı ufuklar ve kapılar açabilir mi sizce? Neler önerirsiniz?



Kesinlikle büyük referans olduğunu düşünmekteyim. Önerim ise çalışmanın tekniğinden çok kompozisyonuna odaklanmaları olur.




Klasik bir soru ile bitirelim; fotoğraf düzenleme-işleme uygulamalarınızda hangi programı kullanıyorsunuz? Sizce fotoğraftan manipülasyona geçiş hangi sınırlarda başlıyor?



Corel Paint Shop Pro Photo X2, Adobe Photoshop CS3 ve Adobe Lightroom kullanmaktayım. Fotoğrafın düzenleme işlemi bittiğinde çalışma temelinden farklı bir anlam içeriyorsa bir manipülasyon söz konusudur.



Röportaj : Levent YILDIZ





PRIVACY WITH CREAKS


Model : Tuğçem Şölencan















Murat Saygıner International Photography Awards 2008



1st place – Editorial – Personality


1st place – Advertising – Music


3rd place – Advertising – Other


3rd place – Special – Digitally Enhanced



http://photoawards.com/08/contests/2008winners.asp












Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Murat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp KriziMurat Saygıner : Ödül Getiren Kalp Krizi