Kategori arşivi: KASIM 2007 SAYISI

Engel(siz) Yaşam Projesi : Erdal Kınacı & Şule Tüzül


ENGEL(SİZ) YAŞAM İÇİN FOTOĞRAFLAR



Fotoğraf”¦ Yaşamdan daha gerçektir”¦ Aksini kim iddia edebilir ki”¦


Ve insan ancak, gerçeğin ne kadarına katlanabilirse o kadarını yaşar”¦




Engel”¦ Engel(siz)”¦


Siz”¦ Her gün, sokağa çıktığınızda kaç tane engelli ile karşılaşıyorsunuz? Karşılaştığınızda ne düşünüyorsunuz? Bir şey düşünüyor musunuz? Türkiye nüfusunun yüzde kaçı engelli biliyor musunuz? Peki onların nasıl yaşa(yama)dıklarını?




Başbakanlık Özürlüler İdaresi Başkanlığı’nın yaptırdığı araştırmaya göre; “Özürlü olan nüfusun toplam nüfus içindeki oranı %12.29′dur. Buna göre ülkemizde 8.431.937 kişi özürlü olarak yaşamlarını sürdürmektedir. Ortopedik, görme, işitme, dil ve konuşma ile zihinsel özürlülerin oranı %2.58 iken (yaklaşık 1.8 milyon) süreğen hastalığı olanların oranı ise % 9.70′dir (Yaklaşık 6.6 milyon).” Nüfusun %12.29′unu oluşturan bu insanlar, ülkemizin işsizlik, eşitsiz gelir dağılımı, beslenme ve barınma yetersizliği, töre cinayetleri, çocuk istismarı, vb. sorunlarından, engeli olmayan insanlara göre kat kat daha fazla etkilenmekteler. Ülkemizin engellilere uygun olmayan mimarlık ve ulaşım altyapısı bu kişilerin evlerinden çıkmalarını ve toplumun diğer bireyleri gibi yaşamlarını sürdürmelerini engellemektedir.




Fotoğraf Sanatçısı Erdal Kınacı ve Engelsiz Yaşam Derneği, engellilerin Türkiye’deki sorunlarına dikkat çekmek, engel ve engellilik kavramlarını gündeme getirerek toplum ve kamuoyunda bilinç yaratmak amacıyla Engel(siz) Yaşam için Fotoğraflar projesini gerçekleştirdiler.




Proje, foto roportaj şeklinde hazırlanmıştır. Projenin emekçisi Erdal Kınacı ile birlikte bu fotoğrafların ortaya çıkabilmesi için en az 300 engelli ile çalıştık. Büyük çoğunluğu haklı sebeplerle görüntülenmek istemedi. Projenin amacını ve olası yararlarını anlatabildiklerimizden modellik yapmalarını istedik. Kabul edenler, yaşadıkları mekânda mevcut ışık ve yaşam şartları değiştirilmeden fotoğraflandı.




Projenin amacına ulaşabilmesi için özellikle rahatsız edici olması istendi. Fotoğraflara bakanların, “alıp duvarıma asmalıyım” yerine “ne yapabilirim” şeklinde düşünmeleri arzulandı”¦




Bir yıl kadar süren çekimler esnasında olağanüstü olaylarla karşılaştık. Öğretmeyi amaçlarken öğrendik, bakışımız-görüşümüz değişti. Birçok dostluk kurduk sevdik-sevildik. Fotoğrafları çeşitli medyalarda paylaştığımızda yoğun tartışmalar çıktı. Hastaları gizlice fotoğraflamaktan tutun, vatan hainliğine kadar uzanan yoğun eleştiriler aldık. Tartışmalar hala sürerken, proje kapsamında çekilen fotoğraflardan biri National Geographic dergisinin 2006 yılında açmış olduğu yarışmada dünya birinciliği kazandı. Proje sürerken, fotoğrafların neden olduğu duyarlı yaklaşımlar, yardımlar, engelsiz yaşama dair atılan adımlar ve uluslararası bir başarı ödülü kazanmak, doğru yolda olduğumuz konusunda bizi sevindirdi ve yüreklendirdi.




Fotoğraf, engellileri engellerinden kurtarmaz, onlara iş bulamaz, daha iyi bir gelir ve daha iyi bir yaşam sağlayamaz, toplumda engellileri reddeden ve yok sayan zihniyetleri yok edemez, bir anda tüm sorunları çözemez ve engelsiz bir dünya yaratamaz. Ama fotoğraf, arzuladığımız tüm bu sonuçları gerçekleştirebilecek, engelsiz bir yaşam yaratabilecek kişi, kurum ve kuruluşları, olayları tetikleyebilir.




Biz sadece göstermek istedik. Engel var. Engelliler var. Görmüyorsanız görün, duymuyorsanız duyun istedik. Engelliler bu toplumda ötekileşen bir kategori değil, her birey gibiler, her birey gibi engelli kimliklerinin dışında kimliklere sahipler.




Onlar doktorlar, öğretmenler, işçiler”¦


Onlar çocuklar, anneler, babalar, kadınlar, erkekler”¦


Onlar severler, nefret ederler, üzülürler, sevinirler”¦




Biz diyoruz ki, engel bedende ya da zihinde değil. Engel, düşüncelerde, duygularda ve yüreklerde. Biz size ENGEL’i göstermek istiyoruz, ENGELSİZ bir yaşam için”¦



Yazı: Şule TÜZÜL


Fotoğraflar : Erdal KINACI





You are looking at a series of photographs Sule Tuzul and I shot together which got exhibited at Ankara Modern Arts Centre between 5 – 14 January 2007. The exhibition has received much appreciated assistance from Mr Mehmet Asik and from LCW, our sponsor.




The project, in ” photo-interview ” mode, intends to draw attention to the problems of the disabled (10 % of Turkey population) to raise awareness and to contribute to overcoming disability.





From 5 to 14 January, eighty photographs created at different times, locations and with different models was shown on exhibition in Ankara. For the project, we contacted at least 300 disabled persons, the majority of whom were – understandably – reluctant to be displayed. We asked those who were receptive to the objectives and usefulness of the project to be our models. Those who accepted were photographed at their homes, without any interference with either the venue or the lighting conditions.




The disturbing element in the photos was intentional. The reaction we aimed to obtain from the viewers was not “I want this on my wall” but “Is there anything I can do?”




Extraordinary things happened to us during the year we prepared our exhibition. We, who had set out to teach others something, learned from the process; our initial approach and vision changed. We found friendship and made acquaintances. The photographs, which we shared with others on different media, gave rise to intense discussion and reactions. We were sometimes accused of photographing patients without permission and even of betraying the fatherland. In this context, when one of the project photographs won international acclaim, we were delighted.



This photograph is the last of a series of eighty. You have already seen on DA pages and some of them are at the bottom of these heading.




Special thanks to all patricipants for our exhibition in Ankara; the exhibition will move onto Istanbul as soon as possible.



Our heartfelt thanks to all those who worked with us and, last but not least, to our models! This photograph is the last of a series of eighty. You have already seen on DA pages and some of them are at the bottom of these heading.



Article : Şule TÜZÜL


Photographer : Erdal KINACI






Vous êtes en train de visionner une série de photos prises par Sule Tuzul et moi-même, qui ont été présentées au public du 5 au 14 janvier 2007 au Centre d’Arts Modernes d’Ankara. Nous remercions M. Mehmet Asik et le LCW, pour leur soutien à notre projet.





Ce projet, a ét é réalisé comme un photo-interview, avait pour objectif d’attirer l’attention du public sur les problèmes des handicapés (qui constituent 10% de la population), et de provoquer une prise de conscience et de contribuer à surmonter leur handicap. A Ankara, du 5 au 14 janvier, quatre-vingt photos prises dans des lieux et à des moments différents avec des divers modèles ont été exposées au public.




Pour réaliser ce projet, nous avons contacté au moins 300 personnes handicapées, dont la majorité était plutôt réticentes à se faire photographier, ce qui est compréhensible. Nous avons demandé à ceux qui étaient réceptifs à nos objectifs et qui appréciaient l’utilité du projet de poser pour nous. Ceux qui ont accepté ont été photographié chez eux, sans modification du décor ou de la lumière.



L’aspect « dérangeant » de ces photos est intentionnel ; nous avons essayé d’orienter le public à se poser la question : « Que puis-je faire ? » et non pas « est-ce que je veux cette photo sur mon mur ?».




Nous avons fait des rencontres extraordinaires tout au long de cette année de pré-paration : nous nous sommes lancés dans ce projet pour apprendre aux autres et mais nous avons fini par apprendre nous mêmes; notre approche et vision ont changé. Nous avons fait des amis. Les photos que nous avons partagées avec d’autres photographes dans différents médias ont suscitées des réactions fortes, intenses. On nous a parfois accusé d’avoir illicitement obtenus des photos des malades ou même d’avoir trahi la patrie. Dans ce contexte, le fait qu’une de nos photos a été internationalement reconnue, nous a rendu très heureux.



Nous voudrions remercier tous ceux qui ont collaboré à notre projet, et plus particulièrement, à nos modèles.



Article : Şule TÜZÜL


Photographer : Erdal KINACI










Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Engel(siz) Yaşam Projesi : Erdal Kınacı & Şule TüzülEngel(siz) Yaşam Projesi : Erdal Kınacı & Şule TüzülEngel(siz) Yaşam Projesi : Erdal Kınacı & Şule TüzülEngel(siz) Yaşam Projesi : Erdal Kınacı & Şule TüzülEngel(siz) Yaşam Projesi : Erdal Kınacı & Şule TüzülEngel(siz) Yaşam Projesi : Erdal Kınacı & Şule TüzülEngel(siz) Yaşam Projesi : Erdal Kınacı & Şule TüzülEngel(siz) Yaşam Projesi : Erdal Kınacı & Şule TüzülEngel(siz) Yaşam Projesi : Erdal Kınacı & Şule TüzülEngel(siz) Yaşam Projesi : Erdal Kınacı & Şule TüzülEngel(siz) Yaşam Projesi : Erdal Kınacı & Şule TüzülEngel(siz) Yaşam Projesi : Erdal Kınacı & Şule TüzülEngel(siz) Yaşam Projesi : Erdal Kınacı & Şule TüzülEngel(siz) Yaşam Projesi : Erdal Kınacı & Şule TüzülEngel(siz) Yaşam Projesi : Erdal Kınacı & Şule TüzülEngel(siz) Yaşam Projesi : Erdal Kınacı & Şule TüzülEngel(siz) Yaşam Projesi : Erdal Kınacı & Şule TüzülEngel(siz) Yaşam Projesi : Erdal Kınacı & Şule TüzülEngel(siz) Yaşam Projesi : Erdal Kınacı & Şule TüzülEngel(siz) Yaşam Projesi : Erdal Kınacı & Şule Tüzül

Marina Cano : Vahşi Yaşam Tutkusu



Bize kendiniz ve fotoğraf yolculuğunuzla ilgili biraz bilgi verir misiniz?



Ben serbest fotoğrafçıyım ve aynı zamanda bir müzisyenim. İşimi seviyorum. Sanatımla mutluyum.



Hangi sanatçıları beğeniyorsunuz? Hangileri sizi etkiliyor?



Sanata tutkunum. Resim, mimari,müzik, edebiyat ve fotoğrafçılık. Bana ilham veren pek çok sanatçıyı beğeniyorum. Brunelleschi’den Steve Blooma’a kadar… Fakat bu soruya yanıt veren herkes büyük ve ölmüş olan sanatçılardan sözeder. Benim yakınımda bana ilham veren pek çok kişi var. Ailem, arkadaşlarım ve tanınmamış fotoğrafçılar…




Tekniğinizle ilgili kısaca bilgi verir misiniz?



Karanlık bir fonda soyutlanmış konuları seviyorum. Konu gün ışığı altındayken gölgeli ağaçlar, karanlık sular gibi fonlar bulmaya çalışıyorum. Bu yöntemle, dikkat dağıtan herhangi bir nesneyi ortadan kaldırabilirsiniz. Çerçeveye çok özen göstermeyi seviyorum.



Fotoğraflarınıza bakanlara, kendiniz ve duygularınızla ilgili aktarmak istediğiniz nedir? Fotoğraf çekmekteki amacınız nedir?



Sadece, insanların fotoğraflarıma bakarken durmalarını istiyorum. Çünkü güzellik, heyecan, mizah… Onları şaşırtmak istiyorum. İlgisizlik en kötü şey. Fotoğraflar izleyiciyi etkilemeli. Her gün bunun için uğraşıyorum.




Genellikle yalnız mı yoksa diğer fotoğrafçılarla mı seyahat edersiniz?



Genelde yalnız çekerim. Bunu tercih ederim çünkü arkadaşlarla daha eğlenceli olmasına rağmen, nereye ve ne zaman istersem gidebilirim.




Vahşi yaşamı çekmek için tercih ettiğiniz yerler nereleridir?



Kesinlikle Afrika’yı tercih ederim. Fakat şimdi, tüm dünyadan vahşi hayvanların yarı özgür biçimde yaşadığı doğal bir rezerv olan ülkemde çekiyorum.




Portfolyonuz harika vahşi yaşam ve manzara fotoğrafları içeriyor. Bize çekim zamanı ve mevsimi ile ilgili biraz ipuçları verebilir misiniz?



Azim ve sabır. Çekim için tüm mevsimleri ve hava koşullarını severim. İyi bir çekim için çok zaman harcarım. Bazen hiç çekemeden eve döndüğüm olur. Aldırmam, yarın geri dönüp tekrar beklerim. Yağışlı, sisli, güneşli… Hiç farketmez. Işık en önemli şeydir…




Vahşi yaşam ve manzara fotoğrafçılığı için yanınında ne çeşit bir donanım taşırsınız?



Aslında, vahşi yaşam için bir Canon 30D ve 100-400 lensler, manzara için 10-20 lens ve Manfretto tripodumla çekim yaparım.




Bu harika çekimlerin anahtarları nedir? Çekimlerden evvel medistasyon yapar ya da müzik dinler misiniz? Ya da sadece olabildiğince konuya mı konsantre olursunuz?



Bence anahtar sadece tektir: Fotoğrafçılığı seviyorum ve ne çekmek istediğimi çok iyi biliyorum. 15 yaşımdan beri fotoğraf çekmekten çok hoşlanıyorum. Konsantrasyona ihtiyacım yok, sadece güzel ve ılık bir ışığa ihtiyacım var.




Fotoğraflarınıza photoshop ile müdahalede bulunuyor musunuz? Varsa ne çeşit?



Evet, fotoğraflarıma photoshopta müdahale ediyorum.Genellikle levels, contrast ve sharp kullanıyorum. Her zaman dikkatliyim.




Bu işi yaparken başınızdan geçen bir hikaye var mı?



Birkeresinde ıssız bir yerde bir yusufçuğu çekiyordum derken arkamdaki çalılarda bir hareketlilik işittim. Bu “şey” bana doğru yaklaşıyordu ve ne olduğunu göremiyordum. Kameramla birlikte yalnızdım ve aniden üç başıboş kocaman köpek göründü. Arabam uzaktaydı. Tehdit edici bakışları ile beni izlerlerken yavaşça arkamı dönmeden uzaklaşmaya başladım. Böylece gün fotoğraflarım sona erdi.




Bir başka seferinde, denizde , uzakta oluşan bir fırtınayı çekiyordum fakat beni hızla geriye attı. Rüzgar, yağmur ve şimşek nefes kesiciydi. Gece, fırtınanın ortasındaydım. Sonra , ve evet, arabama doğru koştum.



Bazen uzak bölgelerde korkuya kapılıyorum , onun dışında hiç sıkılmıyorum, çok eğleniyorum.



Aklınızdaki gelecek projeniz nedir?



Şu anda vahşi hayvanlarla ilgili ilk kitabım üzerinde çalışıyorum.




Hiç Türkiye’de bulundunuz mu? Hakkında ne düşünüyorsunuz?



Türkiye’de bulunmadım ama ülkenizin güzelliğini anlatan pek çok arkadaşım var. En kısa zamanda oraya seyahat etmek isterim.



Röportaj : Levent Yıldız & Baybars Sağlamtimur
Çeviri : Berna AKCAN





Can you give us some brief information about yourself and your journey of photograph?



I’m a freelance photographer, and also a musician. I love my work. I feel happy with my profession.



What artists do you like? Who inspires you?



I am passionate about art. Painting, architecture, music, literature… and photography. So I like a lot of artist who inspires me. Since Brunelleschi to Steve Bloom. But everyone who answer about this question, talk about great and even death artist.There is a lot of people near of me who inspire me. Family, friends, and unknown photographers.





Can you give us some information about your technique shortly?



I like so much isolated subject, with a dark background. So I try to find a background with shade trees or shade water, while the subject is under the sun light. In this way, you can remove any object that distracts the attention. I like caring much frames



What do you want to transfer about yourself and your feelings to people looking at your photographs? What is your purpose taking photograps?



I just want people stop looking the pictures. Because the beauty, excitement, humor… I would like to surprise them. Indifference is the worst thing. Pictures must to impact to the viewer. I try it every day.




Do you usually shoot alone or travel with other photographers?



I usually shoot alone. I prefer it, because I go wherever and whenever I want. Althoug it’s more fun with friends.



Which place or places do you prefer to shoot wildlife?



I prefer Africa certainly. But now I shoot in a Nature Reserva, in my country, where wild animals from all over the world live in semi liberty.




Your portfolio consists of great wildlife and landscape photographs. Can you give us some hints about the shooting time and seasons?



Perseverance and patience. I like all seasons to shoot, and any weather condition. I spend a lot of time waiting for a good shoot. Some days I return home without one. Never mind, tomorrow i’ll be back, and I’ll try again. Rainy, foggy, sunny… never mind. Light is the most important thing.



What kinds of equipment do you usually carry for wildlife and landscape photography?



Actually I shoot with a Canon 30D and 100-400 lenses for wildlife; a 10-22mm for landscapes. And Manfrotto tripod.




What are the keys to these great shots? Do you make meditation before shooting or listen to music? Or just consentrate on your subject very well?



I think that the key is only one: I love photography. And I know so well what I want to shoot. I enjoyed so much taking photographs since I was 15 years old. I need no concentration, I only need a beautiful and warm light.



Do you make some post processing on Photoshop? If yes, what kinds of?



Yes, I process my pictures in Photoshop. Usually levels, contrast and sharp. Always carefully and zones.




Is there one story / experience that stands out in the making of this work?



Once I was shooting to dragonflies in a lonely spot, then, to my back between some bushes away I heard something move. That “something” was approaching towards me, and I could not see what it was. I was alone with my camera and suddenly appeared three huge stray dogs. My car was far away. Slowly I began to get away without giving back, while they watched me threatening. Thus ended my day photos.



Another time, I was shooting a storm at sea, that seemed distant, but rushed upon me too much fast. Wind, rain and lighting was breathtaking, and I was in the middle of the storm at night. Then, yes, I ran towards the car.



Sometimes I have felt fear, in remote locations, others I have fun a lot, never bored.





What are your next projects in your mind ?



Now I’m working in my first book about wild animals.



Have you ever been to Turkey ? What do you think about it?



I have never been in Turkey, but I have a lot of friends who talk beauty about your country. I would like to travel soon there.



Interview by Levent YILDIZ & Baybars SAĞLAMTİMUR
Translated by Berna AKCAN





Marina CANO Hakkında



İspanya’nın kuzey kıyısında Cantabria’da doğdum.

Fotoğrafçılık benim için bir tutku, yaşam tarzı. Doğayı, hayvanları ve manzaraları seviyorum. O çok harika, çünkü etrafımdaki herşeyi daha yoğun bir şekilde algılayabiliyorum; nesneleri, detayları, manzaraları, hareketi, şekilleri ve özellikle ışığı. Her gün fotoğraf çekmek için dışarı çıkmaktan çok hoşlanıyorum.




Marina Cano (Photo by Max Billder)


Fotoğrafçılığa ilgim küçük bir kızken başlamıştı. Babam, okuldan evvel benimle birlikte gelmek üzere erkenden kalkmıştı ve kış fırtınasını dikkatle izliyordu. Daha sonra onu , karanlık odada filmleri banyo ederken seyrettim, büyülenmişti. Zayıf kırmızı ışıkta şekillerin nasıl hayat bulmaya başladıklarinı hatırlıyorum. O zamandan beri doğa sevgisi ve fotoğraf tutkusu benim bir parçam. Aynı zamanda ben bir müzisyenim, iletişimin sanatsal ve çok güzel bir şekli; fakat yine de fotoğraf makinesi, duygularımı ifade edebilecegim mükemmel bir araç.



Fotoğraflarım dergi kapaklarında basıldı (Photoart, Photocult), sayısız kitaplarda ve National Geographic Travel gibi dergilerde yayınlandı. Ülkemde pek çok ödül aldım. Şu an vahşi hayvanlarla ilgili ilk kitabım üzerinde çalışıyorum. Tüm fotoğraflarım babamın anısına ithaf edilmiştir.



İrtibat için;


www.marinacano.com


http://www.photo.net/photos/Marina Cano




About Marina CANO


I was born in Cantabria, in the North coast of Spain.



Photography is a passion for me, is my way of life. I love nature: animals and landscape. It’s fantastic, because I can perceive more intensely everything around me: objects, details, landscapes, movement, shapes… and specially: light. I enjoy coming out every day to take photographs.



I have been interested in photography since I was a little girl, when my father, before the school, was getting up early with me to go and contemplate the winter storms. Later, I watched him, fascinated, while he was processing pictures in the dark room. I remember how images slowly coming to life under a wake red light.



Since then, love for nature and passion for photography are part of me. I’m also musician, an artistic and wonderful way of comunication, but it’s nevertheless the camera the perfect instrument to express my feelings.



My photographs have appeared on covers for magazines (PhotoArt, Photocult) and published in countless books and magazines such National Geographic Travel. Also I’m the recipient of numerous awards in my country. Now I’m working in my first book about wild animals.



All of my photographs are dedicated to my father’s memory.




My contact:



www.marinacano.com


http://www.photo.net/photos/Marina Cano







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Marina Cano : Vahşi Yaşam TutkusuMarina Cano : Vahşi Yaşam TutkusuMarina Cano : Vahşi Yaşam TutkusuMarina Cano : Vahşi Yaşam TutkusuMarina Cano : Vahşi Yaşam TutkusuMarina Cano : Vahşi Yaşam TutkusuMarina Cano : Vahşi Yaşam TutkusuMarina Cano : Vahşi Yaşam TutkusuMarina Cano : Vahşi Yaşam TutkusuMarina Cano : Vahşi Yaşam TutkusuMarina Cano : Vahşi Yaşam TutkusuMarina Cano : Vahşi Yaşam TutkusuMarina Cano : Vahşi Yaşam TutkusuMarina Cano : Vahşi Yaşam TutkusuMarina Cano : Vahşi Yaşam TutkusuMarina Cano : Vahşi Yaşam TutkusuMarina Cano : Vahşi Yaşam Tutkusu

Adam Jahiel : Son Kovboy



Son kovboy projesi 1989’da, California Nevada sınırında eski bir çiftliği ziyaretimle başladı. Bir gazete için rodeo boğalarını çekiyordum. Bir fincan kahve için kovboyların yemek yedikleri yemek barakasına gittiğimde zamanda yolculuk yaptığım hissine kapıldım. Herşey çok az ve küçüktü. Badanalı duvarlar , boyalı tahta zemin, yağ lekeli tavan, plastik örtülü büyük bir masa, basit oturma yerleri. Duvarlarda hiç bir resim ya da süsleme, hiç bir yumuşak şey yoktu. Orada, kullanılmayan ya da ihtiyaç dışı hiç birşey yoktu.


Bu bana, kurak arazi ve bankaların battığı , insanların evlerinden uzaklaşmaya zorlandığı Amerika’nın ekonomik kriz günlerini belgeleyen fotoğrafçılar Walker Evans ve Dorothea Lange’ın en sevdiğim fotoğraflarını anımsattı. Amerika hükümeti, bu dönemi tarih için fotoğraflama amaçlı bir program oluşturdu ve bir kaç fotoğrafçı, evlerinden uzaklaştırılmış yollarda yaşayan, kamplarda çalışan, kasabalardaki ve kırsaldaki çok fakir insanları fotoğraflamak için Amerika’yı baştan başa dolaştı. Kendimi bu fotoğrafların içine girmiş gibi hissettim.




Bir defa, ne kadar faydalı çiftlikler olduğunu görmekten etkilendim. Oradaki herşey bir sebep içindi. Hiç bir aşırı kişisel eşya yoktu. Gereksiz hiç bir mal veya donanım yoktu. İşlerin ellerle ve kasla yapıldığını görebiliyordum. Herşey kesinlikle modern konforu olmayan, basit, dürüst ve açıktı.




Sanki sihirli bir kapıdan içeri adım atmış ve varolmayan bir zamana geri dönmüştüm. Fakat o oradaydı, eski yaşam tarzı; uzay yolculuklarının, internetin ve kendi kendine parkeden arabaların çağında hala mevcuttu.




Fotoğraflamak için bu konuyu benim seçtiğimden emin değilim. Bence konu beni seçmişti onu fotoğraflamam için. Onu ilk gördüğümde fotoğraflamamı istiyordu. Başka seçeneğim yoktu. Onun ağına yakalanmıştım.Böylece eğlenceli ve benim için ilginç, küçük bir foto deneme olabileceğini düşündüğüm şey neredeyse 20 yıllık bir projeye dönüştü. Çok az sıklıkla geri dönmeme rağmen hala tam olarak yaptığımı sanmıyorum.



Bu proje ile kovboyların günlük yaşamını, Holywood maskesinden sıyırıp göstermek istiyorum. Bu adamlar uzun saatler çalışır, az para kazanır ve rutin olarak potansiyel tehlikeli işler yaparlar. Tam olarak doğru bir şekilde onları anlatmaya çalışıyorum. Çalışmamda, bu adamların herhangi bir yabancıya çekici ve ihtişamlı gözüken bu işte devam etmedikleri açıkça görülmelidir. Özgür ruhların, sayısı azalan üyelerinin sıkı sıkıya bağlı oldukları bir yaşam tarzıdır.




Nevada, Amerika’nın en az nüfüslu bölgelerinden biridir. Nevada yol haritasına bakarsanız yolları çizmeyi bitirmeyi unutmuş gibidirler. Birleşik Devletler haritasında tek olan, büyük ve hemen hemen boş bir alandır. Çiftlik sahipleri ve kovboylar bazen Elko gibi bir şehre 150 mil uzakta yaşarlar ve bir çift gün ziyaret etmek için ayda bir kasabaya gelebilirler.




Bu çiftlikleri içini dışını fotoğraflarım. Fotoğraf çekmeye çıktığımda kamyonetimi, kovboy takımlarımı, eyerimi, çadırımı, atımın dışında herşeyimi alırım çünkü çiftliklerde bir sürü at vardır.




Günün doğumu öncesinden gece vaktine dek ışığın ve formun kameramın ekranındaki tatmin edici mükemmel birleşimi için izler, dinler ve beklerim. Tabii ki pek çok fotoğraf çekerim, fakat amacım her gün , bir müze ya da galeriye asabileceğim bir fotoğraf çekmektir.Bazen günler geçer ve ben elimdeki, istediğim bu olmayan “ hemen hemen” fotoğraflarla boş bir şekilde ayrılırım.Diğer günler fotoğraflar çokça sayıda göz önüne serilirler.Bu bir sabır ve konsantrasyon meselesidir. İçinde oraya ait hiç bir şey olmayan tablolardaki gibi mükemmel imajı istiyorum.




Işıkla ilgili takıntılıyımdır ve her fotoğraf konu içeriği için doğru nitelikte olmalı. Eğer mükemmel negatifi çekmişsem karanlık odada oluşturabildiğim şeyi seviyorum. Maalesef benim konum saniyeler içinde kendi kendine hareket eden, değişen ve yeniden organize olduğu için durum her zaman böyle değildir.




Fotoğraf çekerken zihnimi beklentilerden ya da önceden düşünülmüş beklentilerden arındırmaya çalışırım. Zihnimin ışıkla yapıştırılmayı bekleyen , boş bir film şeridi olduğunu düşünürüm. İzler, bakar ve tepki gösteririm. Doğru birşeyler hissettiğimde düşünmeden çekerim. Çok fazla düşünür ve çok analiz edersem bu sihirli an’ı bozar. Fotoğraf gözlerimden kalbime ve parmaklarıma gider. Fotoğraflarımın beyinden değil kalbimden geldiğini düşünmekten hoşlanırım.



Başka hiç bir insan görmeden millerce yol gidebileceğiniz büyük ve açık bir ülkede yaşarken yaşamın esasının neye benzediğini yakalamaya çalışırım. Boşluğu ve sessizliği severim. İnsan ve doğa arasındaki ilişkiyi toprak, atlar ya da büyükbaş hayvanlar olup olmamasına bakmaksızın incelemeyi severim.



Günler modern dünyada yaptıklarından tamamen farklı geçer. Kovboylar zamanlarının çoğunu çiftlik merkezlerinden uzakta, çölde geçirirler. Toprak o kadar uçsuz bucaksız ve bir noktadan diğerine mesafe o kadar büyüktür ki büyükbaşarın olduğu yerde kamp kurmak, biraraya toplamak, damgalamak ve işlerinin yapıldığı başka bir bölgeye götürmek zorundadırlar.



Oradan oraya gittikleri için “Kovboy Teepees” adı verilen kısa zamanda kurdukları , küçük, üçgen şekilli çadırlarda yaşarlar.Her zaman, yemeklerini bir araya getirebildikleri , biraz daha geniş bir “Yemek çadırları” vardır. Aşçı , kovboylar öğle yemeği yiyemeyecek kadar uzakta olacaklarından ötürü kahvaltı ve akşam yemeği için kocaman yemekler yapar. İşleri at sürmekten büyükbaş damgalamaya kadar çok fiziksel bir iştir. Kovboylorun çoğu zayıf ve zindedir. Çok zor bir iştir ve kuvvet, dayanıklılık , sabır ve mizah gerektirir.




Kovboylar sabah 03:00’da kalkar, kahvaltı eder, atlarını eyerler ve güneş yükselmek üzereyken kamplara giderler. Çölde sabah saatleri serindir ve gün çok geçmeden ve kuru bir hale dönüşür.



İlk çekim deneyimimi dün gibi hatırlıyorum. Hiç bir uyarıya rastlamadan, yıldızlı bir gecede, geç vakit Nevada’da bir inek kampına (kovboyların yaşadığı ve yeni bir yere hareket etmeden önce birkaç gün boyunca çalıştığı geçici kampa) varmıştım. Hayvanlardan mesul olan kişi çadırından başını çıkardı ve kahvaltının sabah 04:30’da olduğunu homurdandı. Bu, o geceki muhabbetin sonuydu. Şafaktan önce soğuk, karanlık çöl havasında uyandım, giysilerimi ve botlarımı giydim, yemek çadırına doğru gittim.



Kısa bir süre, tamamen rahatsız bir şekilde, orada ne yaptığımı bilmeden ve hangi sandalyede oturacağımı anlamaya çalışarak durduğumu hatırlıyorum. Hayvanlardan mesul olan kişi rahatsızlığımı hissederek metal sandalye sırasının sonunu işaret etti ve “ oraya otur,yenilerin oturduğu yer orasıdır.” dedi. Sonraki on gün boyunca, bundan sonra sadece yemeğimi kendim almamı, gözümü açmamı ve çenemi kapalı tutmamı söyledi. Fakat son gün gitmeye hazırlanırken bana doğru atını sürdü, “güle güle” diye homurdandı ve ekledi: ” Eğer yolun yukarısındaki YP çiftliği gibi bir yerde biraz daha çekim yapmak istersen referans için bana sorabilirsin”. Çiftlikten çiftliğe gitmemi sağlayan bu referans, inek patronu olan Bill Maupin’dendi. Bu adama her zaman minnettarım.





Artık Nevada’ya gitmek ikinci evime gitmek gibidir.Hemen hemen herkesi tanıyorum ve herkeste beni tanır ya da beni duymuşlardır. Bir kampa giderim ve kimin nerede ne yaptığından hiçbirimiz habersiz kalmayız. Bu, ikinci bir aileye sahip olmak gibidir.



Kamera donanımım oldukça basit. Işığı yakalayabildiğim sürece seyahat etmeyi seviyorum. Çok fazla ekipman konu üzerindeki konsantrasyonumu bozuyor. Bu aynı zamanda çok ağır oluyor ve fiziken beni yoruyor.Bu da; daha az “iyi fotoğraflar” çekmek demektir. “Az olan iyidir” fikrine kuvvetle inanıyorum.



Bir çift Mamiya 6 body kullanıyorum.Bu kameranın üç lensi var; bir 50 mm, bir 75 mm ve bir 150mm. En çok 50 mm yi, daha sonra 150’yi ve arada sırada 75mm. yi kullanıyorum. Aynı zamanda, benim için çok önemli olan gökyüzünü ortaya çıkarmak için sarı ve yeşil filtreler kullanıyorum. Elde taşınabilir ve kemere takılan bir pozometrem var. Oldukça önemli bir şey. Mamiya 6’nın artık bulunamaması (en azından Birleşik Devletler pazarında) çok kötü.




Yıllar önce gerçekten çok sevdiğim Leica telemetre kameraları kullanmaya başladım. Mamiya, telemetre kameralı, oldukça az yer kaplayan ,hafif ve sağlam olduğu için dev bir Leica gibidir. Mamiya ince metal bir örtücülü telemetresi ile düşük ışık koşullarında çekim yapabilmemi sağlayan, tek lens reflex kameralarda görülen titreşimlere sahip olmayan bir makinedir.Daha çok T-max 400 film ile çekim yaparım. Bu kombinasyon özellikle, benim öznelerim (kovboylar) günlerine tamamen karanlıkta başladıkları için işime çok yarar. Dünyada hiçbirşey, çekim için yeteri kadar kuvvetli ışığı beklemek zorunda olmak kadar sinir bozucu değildir.



Ben kare formatı da çok severim. Neden olduğunu söyleyemem ama bu benim için çok rahat bir biçimdir. Aynı zamanda dikey yada yatay çekim mi olacağına dair karar vermek zorundayımdır. İşte yine bir “az olan daha iyidir” dersi. Ne olacağı tamamen görünmeden ve otomatik olarak çekmeden evvel şekli hissetmek isterim. Hiç bir şey hissetmek istemem ve 18 mi, 24 mü,35 mi, 55 mi, 75 mi, 105 mi, 135 mi, 180 mi kamera çantama bakmam. O zamana kadar duygu yok olur ve hiç fotoğraf yoktur.




Bu proje tamamen 6×6 filmle çekilmiştir. 4×5,Hasselblad, Nikon film ve Nikon dijital gibi bir çok kameram var. Hepsinin avantaj ve desavantajları mevcut. Her konu içeriği yaklaşımımı zorla kabul ettirmiş gibi görünür. Bu durumda 6×6 negatif film kullanırım. Hala karanlık odam var ve hala negatif baskı yapmayı seviyorum. Dijital belgeler çekerek , onlardan siyah beyaz negatifler yaparak ve kendim basarak deneyim ediniyorum.Kendim basmayı seviyorum, her baskı biraz farklı, hiç biri birbiri ile aynı değil. Aynı konuda, dijital dosyalar ve photoshop ile ulaşılan sonuçlar çok şaşırtıcı.Yeni teknolojiler çok harika. Her zaman insanlara söylediğim tek şey: Şekil beni sanatçının bakışı ile büyüler. Sonra teknik faktörler gelir. Söyleyecek birşeyi olmak çok önemlidir.Düşüncelerinizi ifade edebilmelisiniz. Hiç bir şey söylemeyen ama konuşmayı seven binlerce insandan daha kötü bir şey olamaz. Kalbiniz, gözünüz ve dış dünyaya olan dıyarlılığınızdır en önemli olan.





Bu proje ilginç bir süreçti. Projenin başarılı olmasının anahtarı, çekimleri kişisel bir iş olarak kendim için yapmış olmam ve kimseyi memnun etmek için yapmamış oluşumdur. Her nasılsa yıllar sonra insanlar farkına vardı , ilkönce makaleler vardı, sonra bir kaç gösteri, derken galeriler ve müzeler… Tanınmış bir varlık olacağımı hiç tahmin etmezdim. Başlangıçta, bir sanatçı olmaya çalışmış mıydım? Eminim ki hayır. Diğerlerini memnun etmek için çok fazla cezbedici şey. Çok fazla pazarlama baskısı. Sanat fotoğrafçılığı ticari fotoğrafçılığa dönüşüyor. Bunun yerine, geçinmek için ticari işleririmi yapıyorum, kişisel zevkim için de kovboyları çekiyorum. Bu beni kendi yaşamına aldı ve kendisiyle birlikte taşıdı.




Fotoğrafçılığın farklı kişiler için farklı şeyler olduğunu biliyorum.Hepimiz değişik sonuçlar için benzer aletler kullanıyoruz. Bana göre, fotoğrafçılık kişisel olmayı ve her zaman etrafımızda varolmayacak birşeyleri belgelemeyi gerektirir.Her zaman uzaklarda biryerlerde gizli kalmış, mümkün olduğu kadar zamandan etkilenmemiş kültürlerle ilgilenmeyi seviyorum. Ardımda, çocuklarım ve onların çocukları için çabucak geçiveren yaşamda fotoğrafik bir kayıt bırakabilmeyi umuyorum.





Adam JAHIEL – PhotographerPOB 501

90 North Piney RoadStory, WY 82842

t-307-683-2862
f-307-683-2730



www.adamjahiel.com





The Last Cowboy project began in 1989, when I visited an old ranch on the California/Nevada border. I was shooting a story on a famous Rodeo Bull for a newspaper assignment. When I walked into the cook-shed, the building where the cowboys ate, for a cup of coffee, I felt like I had traveled back in time. Everything was spare and minimal. Whitewashed walls, painted wood floors, a grease stained ceiling, a big table with a plastic tablecloth, simple benches to sit on. No pictures or decorations on the walls, no fluff. Nothing there that was not useful or necessary. It reminded me of my favorite photographs by Walker Evans and Dorothea Lange, photographers who documented the dustbowl days and the great depression of the United States, when the banks failed and people were forced out of there homes. The United States government created a program to photograph this era in history, and a few photographers traveled throughout the US and created images of people living on the road, in work camps, in towns and countryside who were very poor, having been forced out of their homes . I felt like I had walked into one of these images.




I was at once impressed on how utilitarian the ranches were. Everything was there for a reason. No excess belongings. No unnecessary possessions or equipment. I could see that the work was done by hand, and muscle. Things were simple and honest and straightforward, with absolutely no modern conveniences.





It was as though I had stepped into a magic portal, and had gone back in to history in a time that no longer existed. But there it was, an antiquated style of live, still existing in an era of space travel, the internet, and self-parking cars.



I am not sure I chose to photograph this subject. I think the subject chose for me to photograph it. When I first saw it, it demanded to be photographed. I had no choice. I was already caught in it’s web. And so, what I thought would be a fun and interesting little photo-essay, turned into a project that is almost 20 years old. And though I return less often, I still don’t think I’m quite done.




With this project, I want to show the day-to-day life of the cowboy, stripped of its Hollywood veneer. These men put in long hours, earn low pay and perform potentially dangerous tasks on a routine basis. I try and depict them with complete authenticity. In the work that I have produced, It should be obvious that these men don’t stay in this business for any outsider-perceived glamour or glory. It’s a way of life that they cling to as members of a dwindling group of free spirits .




Nevada is one of the least populated areas in the United States. If you look at a road map of Nevada it almost looks like they forgot finish drawing in the roads. It’s a big, almost blank area, the only one like it on a map of the United States. Ranchers and cowboys sometimes live 150 miles from a city like Elko, Nevada and they might come into town once a month or less to visit for a couple of days.




I photograph these ranches from the inside out. When I go out to photograph, I take my truck, cowboy gear, saddle, tent, everything but my horse, because there are numerous horses at the ranches.





From before sunrise to nighttime, I watch and listen and wait for the perfect combination of light, form, and content to converge into my camera viewfinder.



Of course I take many photographs, but my goal is to shoot one image each day, that I would hang in a museum or gallery. Sometimes days go by and I am left empty handed, with a number of “almost” pictures, but not what I need. Other days, pictures seem to unfold in big numbers. It’s a question of patience and concentration. I want that “perfect” image, where like a painting, there is nothing in the pictures that doesn’t belong there.




I am also obsessed with light, and each photograph must have the right quality of light for the subject matter. I love what I can create in the darkroom, if I shoot the perfect negative. Unfortunately, this is not always the case as my subject matter is always moving, changing, and rearranging itself in a matter of seconds.




When I am shooting, I try and clear my mind of any expectations or pre-conceived expectations. I like to think of my mind as an unexposed sheet of film, waiting to get stuck by light. I watch, I look, and I react. When I feel something is right, I take the picture without thinking. If I think too much, and analyze too much, it ruins the magic moment. The photograph goes from my eyes, to my heart, and to my shutter finger. I like to think my pictures are from the heart, not the brain.




I try and capture the essence of what life is like, living in big, open country where you can go miles and miles without seeing another human. I like the space and the quiet. I like to study the relationship between man and nature, whether it is the land, the horses, or the cattle.



The days unfold in a completely different way than they do in the modern world. The cowboys spend most of their time in the desert, far from the ranch headquarters. The land is so vast, and the distances so great between one point and another, that they have to set up camp where the cattle are, round them up, brand them, and move to a different location when their work is done.





They live in “Cowboy Teepees”, small triangular-shaped tents that they set up for a few days at a time, as they move from place to place. There is always a “Cook Tent”, a much larger tent, where they can all gather for meals. The cook makes huge meals for breakfast and dinner, as the cowboys often are too far away to eat lunch. Their work, from riding horses, to branding cattle, is very physical work. Most of the cowboys are pretty lean and fit. It is very hard work, and demands much strength, stamina, patience and good humor.



The cowboys wake up at 3:00 in the morning, eat breakfast, saddle their horses, and leave camp as the sun is about to rise. In the desert, it is cool in the morning hours and the days become hot and dry before long.



I remember my first experience shooting like it was yesterday. I arrived


at a Nevada cow camp (the temporary camp where the cowboys live and work for a few days before moving to a new location), late one starry night without any warning. The cow boss, the man in charge, stuck his head out of his tent and grunted that breakfast would be served at 4:30 a.m. That was the end of the conversation for that night. Before dawn, I woke up in the cold, dark desert air,pulled on my clothes and boots, and wandered into the cook tent.



I remember standing there totally uncomfortably for awhile, not knowing what to do, and trying to figure out which chair to sit in. The cow boss, sensing my discomfort, finally pointed to the end of the line of metal chairs and said, “Sit over there. That’s where the new guy sits.” The cow boss barely spoke another word to me for the next ten days. “From then on, I knew to serve myself last during meals, keep my eyes open, and my mouth shut. But on the last day, just as I was preparing to leave, the cow boss rode over to me, grunted a goodbye, then added, “If you ever want to do some more shooting, like the YP Ranch up the road, and you need a reference, just ask me.” That reference from Bill Maupin, the cow boss, paved my way to ranch after ranch. I have always been grateful to that man.






Nowadays, going to Nevada is like going to a second home. I know most everybody, and they either know me or know of me. I get to a camp. And we all catch up with who is doing what, and where. It’s like having a second family.




My camera equipment is fairly simple. I like to travel as light as I can. Too much equipment takes my concentration on the subject away. It can also get heavy and make me physically tired, and physically tired equals fewer great pictures.


I strongly believe that “less is more”.




I use a couple Mamiya 6 bodies. This camera has three lenses, a 50mm, and 75mm, and a 150mm. I use the 50mm the most followed by the 150, and only occasionally, the 75mm. I also use yellow and orange filters to bring out the skies which are so very important to me. I have a hand-held light meter on by belt. That’s pretty much it. It’s too bad that the Mamiya 6 is no longer available, at least in the US market.




Years ago I began using Leica rangefinder cameras, which I really love. The Mamiya is like a giant Leica, as it is a rangefinder camera, fairly compact, light, and sturdy. The Mamiya, being a rangefinder camera with a leaf shutter, permits me to shoot in very low-light situations, not having to worry about the vibrations that occur in single-lens reflex cameras. And I shoot mostly T-max 400 film. This combination works well for me, especially as my subjects start their day in total darkness. Nothing in the world is as frustrating as having to wait for the light to become strong enough to shoot!



I also like the square format very much. I can’t say why, but it is a very comfortable format for me. It is also one more decision I have to make, whether to shoot horizontal or vertical. It’s the “Less is more” lesson again. I want to be able to “feel” the image before it actually unfolds, and capture it automatically. I don’t want to feel something, then look in my camera bag and think “18? 24? 35? 55? 75? 105? 135? 180? By that time the feeling is gone and there is no picture.




This project has been shot entirely on 6×6 film. I own a number of cameras, from 4×5, Hasselblad, Nikon film, and Nikon Digital. They all have their advantages and disadvantages. No one is superior to the other. Every subject matter seems to dictate the approach I take. In this case, it was 6×6 negative film. I still have a darkroom, and I still love to print. I have been experimenting with taking digital files, having traditional B&W negatives made of them, and printing them by hand. I love printing by hand, each print is a little different, no two are the same. On the same subject, it is amazing what one can accomplish with digital files and Photoshop. It’s great to have new technologies. One thing that I always tell people: It is the image, the artist’s eye that holds the fascination for me. Technical considerations follow. It’s important to have something to say, and you have to be able to express your ideas. Nothing is worse than the thousands of people who like to talk but have nothing to say. Your heart, your eye, and your sensitivity to the outside world are what are most important.






This project has been an interesting process. The key to the success of this project, I believe, is that I created these images for myself, as personal work, and not to please anybody else. Somehow over the years, people took notice, first there were articles, then a few shows, then galleries, then museums. I never imagined that I would become a known entity. Had I tried to become an artist from the beginning, I’m sure I would not have been. Too much temptation to please others. Too much market pressure. Art photography becomes Commercial photography. Instead, I decide to do my commercial work for a living, and shoot the cowboys for my own personal enjoyment. And it took on a life of it’s own, and carried me along with it.





I know that photography is different things for different people. We all use similar tools for different ends. For me, my photography needs to be personal, and it needs to document something that will not be around forever. I have always been interested in cultures that are hidden away somewhere, unaffected by time as much as they can be. My hope is that I may leave behind a photographic record of a life that is quickly disappearing for my children and for their children.


Adam Jahiel – Photographer

POB 501


90 North Piney Road


Story, WY 82842


t-307-683-2862


f-307-683-2730


www.adamjahiel.com

Çeviri (translated by) : Berna AKCAN







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Adam Jahiel : Son KovboyAdam Jahiel : Son KovboyAdam Jahiel : Son KovboyAdam Jahiel : Son KovboyAdam Jahiel : Son KovboyAdam Jahiel : Son KovboyAdam Jahiel : Son KovboyAdam Jahiel : Son KovboyAdam Jahiel : Son KovboyAdam Jahiel : Son KovboyAdam Jahiel : Son KovboyAdam Jahiel : Son KovboyAdam Jahiel : Son KovboyAdam Jahiel : Son KovboyAdam Jahiel : Son KovboyAdam Jahiel : Son KovboyAdam Jahiel : Son KovboyAdam Jahiel : Son Kovboy

Rania Matar : Savaş Sonrası Kadınlar ve Çocuklar



Dörtyol Ağzında Lübnan: Savaş Sonrasında Kadınlar ve Çocuklar




Barbie Girl, Beirut 2006 © Rania Matar




Ortadoğudaki fotoğraflarımın amacı; özellikle kadın ve çocuklardır. Bilhassa Lübnan benim için; Batı ve Arap Dünyası arasındaki anahtar pozisyonundan ötürü Batı ile Arap kültürlerinin, Hristiyanlıkla İslamın, Sünnilikle Şiiliğin, modernlikle gelenekselliğin karışımına tanıklık etmesi açısından çok ilginç bir yer. Büyük kargaşa içindeki Ortadoğu’da olan Lübnan, bölgedeki çözülmemiş sorunların asıl yükünü taşır. Böyle küçük bir ülke için bu sorunlar çok büyüktür.




Boy in the Rubble, Beirut 2006 © Rania Matar




Burada sunulan fotoğraflar, Lübnan’daki Hizbullah ve İsrail arasındaki acımasız iç savaşın kötü etkilerini yansıtan değişik sahnelere ait büyük bir koleksiyonun parçasıdırlar. Tüm savaşlarda olduğu gibi savaş bittiği andan itibaren halkın ilgisi geçer. Ondan etkilenen ve onu yaşayan, evlerini, ailelerini ve arkadaşlarını kaybetmiş insanlar, kayıplarının gerçekliğiyle uğraşmak ve darmadağın olan yaşamlarını yeniden inşa etmekle ilgilenmek zorunda oldukları için ve dünya, dikkatini bir sonraki krize yönlendirdiğinden şimdi unutulmuşlardır. Her zaman, heryerde bir savaş olabilir. Masum insanlar üstündeki etkileri ve savaş sonrası tesirleri aynıdır; yıkımlar, kayıplar ve insani acılarla uğraşmak.




Defiant, Beirut 2006 © Rania Matar





Buradaki, kötü sonuçlar ve molozlardan yeniden dünyaya geliş fotoğrafları; Beyrut ve Güney Lübnan arasındaki savaş sonrası çekilmiştir. Fakat aynı zamanda; Lübnan etrafına yayılmış olan Filistinli mülteci kamplarına ait ve karmaşık politika zemininde kimliğini bulma evresindeki tüm kıyılarında yeni bir savaştan kaçınmaya çalışan, demokrasi biçimine karşı çıkan partilerin marşlar ve gösteriler düzenlediği bir ülkeye ait fotoğraflar da yer almaktadır.




Girlfriends, Beirut 2007 © Rania Matar




Buradaki fotoğraflar, insanların kayıplarından ötürü dine, özellikle de İslama yönelişlerini tasvir ve Lübnan ve komşu ülkelerdeki son çatışmaların anlamını ifade etmektedirler. İslam için bir tehlike olduğundan dolayı dinsel kimlik, en çok Arap ülkelerinde din ve politika birbiriyle ilişkili hale gelerek yavaş yavaş milliyetçiliğin yerini almaktadır.


A Passage from the Koran, Beirut 2005 © Rania Matar




Bu fotoğraflara bakan kişi savaş, yıkım ve ölüm arasındaki ilişkiyi ve bu meselelerden ötürü dine yönelme ihtiyacını görebilir. Aslında savaşın kötü sonuçları daha çok arka planda fotoğrafik olarak kaos ve ölüm anlarında görülen, hayatta kalmış insan örneklerinde gösterilmektedir.


Motorcycling through Destruction, Beirut 2006 © Rania Matar




Herhangi bir çatışmadan sonraki insani durum çok fecidir; ülkenin alt yapısı yok edilir, insanlar evlerini ve sevdiklerini kaybeder, bütün heryer moloz haline gelir. Bununla beraber, beni en çok etkileyen şey büyük ve ağır yıkımların ötesinde, insanların nasıl hızlı bir şekilde savaştan deneyimli olarak yaşamlarına yeniden başladıkları, parçaları toplamaları, saygınlıklarını, çocuklarını ve insanlıklarını korumak için nasıl harekete geçtikleridir.


Open Window, Bourj El Shemali Refugee Camp, Tyre, Lebanon 2005 © Rania Matar




Bu fotoğraflarda savaş sonrasından normal insanları, bazen de yıkımdan ve molozlardan yükselen ve parlayan insanlığı tasvir ederim. Tek bir fotoğrafın içinde yokolmuş bir yaşamın ve yeniden doğmuş birinin görüntüleri aynı zamanda mevcuttur.




Juggling, Aita El Chaab, Southern lebanon, 2006 © Rania Matar




İskelet gibi görünüşlü hokkabazlık yapan bir kız, Barbie gömleği giymiş, yeni yürümeye başlamış, öteki tarafla yüzyüze gelmiş ve yıkımdan masumca yükselmiş gibi görünen bir çocuk, Phoenix gibi, küllerinden yükseliyor, arka planda başka bir kocaman roket deliği belli belirsiz görüldüğü halde mutfaklarında oyalanan çocuklu bir aile, ölmüş annesinin portresinin altında peçeli iki kız, insanlarla çevrili bir yıkımın tamamen garip bir his veren normalliği, yıkım ve yaşam yanyana, melekler ve şeytanlar yanyana.







Lebanon at the Crossroad: Women and Children in the Aftermath of War



The focus of my photography is on the Middle East, on women and children especially. Lebanon in particular is interesting to me because of its key location between the West and the Arab world, witnessing a blend of Western and Arab cultures, of Christianity and Islam, of Sunni and Shiite Islam, of modernity and traditionalism. With the Middle East largely in turmoil, Lebanon bears the brunt of unresolved issues in the region, issues that become magnified in such a small country.




The Dead Mother, Beirut 2005 © Rania Matar





The photos submitted here are part of a larger collection of images on the aftermath of war in Lebanon at different stages: the aftermath of a brutal civil war, and the aftermath of war between Hezbollah and Israel. As with all wars, once the war ends it fades it out of public attention. The people who lived and suffered through it, who lost homes, family members and friends are now long forgotten as they have to deal with the reality of their loss and the difficult task of rebuilding their shattered lives, while the world’s attention moved on to the next crisis.


Rocket Hole, Aita El Chaab, Southern Lebanon 2006 © Rania Matar




War is only half the story; the other half is often ignored and forgotten. It could be any war and any time. The effects on innocent people and the aftermath are the same: dealing with destruction, loss and utter human suffering.




Broken Mirror, Beirut 2005 © Rania Matar






The images here are images of aftermath and rebirth from the rubble, images of aftermath in Beirut and in southern Lebanon after this latest war, but also images of aftermath in the Palestinian refugee camps scattered around Lebanon; and images of aftermath in a country at a critical phase of finding its identity within a very complicated political backdrop, where a semblance of democracy is emerging as opposing parties are organizing marches and demonstrations, trying to avoid a new war at all costs.





Covered in the Heat, Beirut 2005 © Rania Matar




The images here also portray a turning of people to religion and more specifically to Islam as a way of dealing with their losses, and making sense of the recent war in Lebanon and other conflicts in neighboring countries. In view of the perceived threat to Islam, religious identity has slowly been displacing nationalism in most Arab countries, with religion and politics becoming interrelated.


Praying in the Tent, Beirut 2007 © Rania Matar



One can see in theses images the close interrelation between war, destruction and death, and the need to turn to religion as a means of dealing with those issues. As such, the aftermath of war is often present in the background and one can see human patterns of survival in a place, which is often seen photographically in moments of chaos and death.


Mannequin, Beirut 2007 © Rania Matar




The humanitarian situation after any conflict is disastrous; the infrastructure of the country is destroyed; people lose homes and loved ones, and whole areas are reduced to rubbles. However what struck me most, besides the massive destruction, is how quickly people, now seasoned from the experience of war resume their lives again, how they pick up the pieces and move on to preserve their dignity, their children and their humanity.


Hanging Laundry, Aita El Chaab, Southern Lebanon 2006 © Rania Matar




In these images, I portray normal people and a semblance of nor mal life after, and sometimes within, destruction, a humanity that shines through and rises above the rubble. Images of a life that is gone and one that is reborn are often simultaneously portrayed within a single image.




Newspapers, Beirut 2007 © Rania Matar



A girl is juggling in a space that looks like a skeleton of a what it was; a toddler wearing a Barbie shirt seems to innocently rise from the destruction facing the other way, like a Phoenix rising out of the ashes; a family with children casually hangs out in their kitchen as another huge rocket hole looms in the background; two girls put on their veils under the portrait of their dead mother; all giving a strange sense of the normalcy to the destruction surrounding people. Destruction and life side-by-side, angels and demons side-by-side.



Çeviri (translated by Berna AKCAN)





Rania MATAR Hakkında



Rania Matar Lübnan’da doğup büyüdü. Aslen Cornell Üniversitesi’nde mimar olarak eğitim alan Rania, New England Fotoğrafçılık Okulu’nda fotoğrafçılık okudu ve Maine Fotoğraf Atölyeleri’nde Magnum fotoğrafçısı Constantine Manos’tan ders aldı. Sonunda mimarlık mesleğini bıraktı ve serbest fotoğrafçı olarak çalışmaya başladı. Çalışmaları Orta Doğu’daki kadın ve çocuklar üzerine odaknlanmıştır. Filistinli mültecileri, peçe ve anlamını, savaşın kötü sonuçlarını inceleyen en son projeleri, unutulmuş ve yanlış anlaşılmış kişilerin sesini duyurmaya çalışır. Yaşadığı yer olan Boston’da dört çocuğunun fotoğraflarını çekiyor. Yakın zamanda Massachusetts Kültür Komisyonu ödülünü aldı




Rania’nın çalışması, Belmont Sanat Galerisi’nde, Cambridge Çok kültürlü Sanat Merkezi’nde, Northeastern Üniversitesi Eclipse Galerisi, Griffin Fotoğrafçılık Müzesi, Cambridge Sanatlar Derneği ve Fotoğrafçılık Kaynak Merkezi’nde sergilendi. Çalışmaları aynı zamanda ulusal ve uluslararası, kişisel ve grup sergilerinde yer aldı. Rania’nın fotoğrafları Arjantin, Tucuman’da, “İkinci Arjantin Belgesel Fotoğraf Bienali”nde , Suriye Halep’te 9. Yıllık Uluslararası Fotoğrafçılık Toplantısı’nda, Uluslararası OXFAM Oxford ve Kudüs Şubelerinde ve Lübnan’da Soros Vakıflar Ağı’nın bir parçası olan Açık Toplum Enstitüsü tarafından finanse edilen “Uluslararası Hareket Eden Duvarlar” adlı sergide yer aldı.Rania çalışmasını en yakın zamanda Almanya’da, Mr. Thomas Kellner’in özel koleksiyonunun bir parçası olarak, Philadelphia Silver Eye Fotoğrafçılık Merkezi’nde ve Oregon Blue Sky Galerisi’nde sergiledi. Çalışması şu anda Massachusetts Danforth Müzesi’nde, Arsenal Sanatlar Merkezi’nde ve Hollanda’da Nooderlicht İnanç Festivali’nin bir parçası olarak sergilenmektedir. 2008’de İslam Kadınları ve peçe ile ilgili çalışması Şikago Kültür Merkezi’nde ve Houston Foto Festivali’nde yer alacaktır.



Rania’nın savaş sonrasının yan etkileri fotoğrafları B&W Dergisi’nin Ekim sayısında Spotlight Ödülü, Peçe fotoğrafları 2006’da B&W Dergisi’nde Mükemmelik Ödülü ve Shots 92 Dergisi’nde Belgesel Proje’den ötürü yer almıştır. Fotoğrafları, Danforth Müzesi New England Fotoğrafçılar Bienali’nde Purchase Prize, En İyiler Gösterisi Güzel Sanaltlar Fotoğrafçılık Merkezi’nde ve Uluslararası Kadın Fotoğrafçılar birincilik ödülü, Kudüs Fon Galerisi’nde birincilik ödülü, Teksas Fotoğrafçılık Topluluğu ikincilik ödülü, saygınlıkla sözedilen Santa Fe Fotoğrafçılık Merkezi, Silver Eye Fotoğrafçılık Merkezi, Berenice Abbot Ödülü ve Altın Işık Ödülü gibi pek çok ödül kazanmıştır. Uluslararası Kadın Fotoğrafçılar’da “Gümüşe Dönmek” fotoğrafları kazanan olarak seçildi.



www.raniamatar.com



About Rania MATAR



Rania Matar was born and raised in Lebanon. Originally trained as an architect at Cornell University, Rania later studied photography at the New England School of Photography and at the Maine Photographic Workshops with Magnum photographer Constantine Manos, and eventually gave up her career as an architect to work as freelance photographer. Her work focuses on women and children in the Middle East, and her recent projects””which examine the Palestinian refugee camps, the veil and its meaning, and the aftermath of war””give a voice to people who have been forgotten or misunderstood. In Boston where she lives she photographs the lives of her four children. She was recently awarded the Massachusetts Cultural Council grant for the Arts.




Rania has exhibited her work locally at venues such as the Belmont Gallery of Art, the Cambridge Multicultural Arts Center, Northeastern University, Eclipse Gallery, the Griffin Museum of Photography, the Cambridge Arts Association and the Photographic Resource Center. She has also exhibited her work nationally and internationally in solo and group shows. Rania’s images were exhibited in Tucuman, Argentina in the “Secunda Bienal Argentina de Fotografia Documental”, in Aleppo, Syria in the 9th Annual International Photography Gathering, at the Oxford and Jerusalem offices of OXFAM International, and in Lebanon with “Moving Walls International”, an international exhibit sponsored by the Open Society Institue from the Soros Foundation. Rania most recently showed her work in Germany as part of the private collection of Mr. Thomas Kellner, at the Silver Eye Center for Photography in Philadelphia, at the Blue Sky Gallery in Oregon. Currently her work is on exhibit at the Danforth Museum of Art in Massachusetts, at the Arsenal Center for the Arts and in the Netherlands as part of the Noorderlicht festival “Acts of Faith”. In 2008, her work on the “Women of Islam” and the veil will be exhibited at the Chicago Cultural Center in Chicago, and at Fotofest in Houston.




Rania’s images on the Aftermath are published in the October issue of B&W Magazine as a recipient of the Spotlight award. Her images on the veil were published in B&W Magazine in 2006 as a recipient of the excellence award, and in Shots 92 magazine for the Documentary Project. Her images won numerous awards such as the Purchase Prize at the New England Photographers Biennial at the Danforth Museum, Best of Show at the Center for Fine Art Photography, first prize in Women in Photography International, first prize at the Jerusalem Fund Gallery, second place in the Texas Photographic Society, and honorable mentions at the Santa Fe Center for Photography, the Silver Eye Center for Photography, the Berenice Abbott Prize, and the Golden Light Awards. Women in Photography International recently selected her images as winning images for “Turning Silver”.



www.raniamatar.com







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Rania Matar : Savaş Sonrası Kadınlar ve ÇocuklarRania Matar : Savaş Sonrası Kadınlar ve ÇocuklarRania Matar : Savaş Sonrası Kadınlar ve ÇocuklarRania Matar : Savaş Sonrası Kadınlar ve ÇocuklarRania Matar : Savaş Sonrası Kadınlar ve ÇocuklarRania Matar : Savaş Sonrası Kadınlar ve ÇocuklarRania Matar : Savaş Sonrası Kadınlar ve ÇocuklarRania Matar : Savaş Sonrası Kadınlar ve ÇocuklarRania Matar : Savaş Sonrası Kadınlar ve ÇocuklarRania Matar : Savaş Sonrası Kadınlar ve ÇocuklarRania Matar : Savaş Sonrası Kadınlar ve ÇocuklarRania Matar : Savaş Sonrası Kadınlar ve ÇocuklarRania Matar : Savaş Sonrası Kadınlar ve ÇocuklarRania Matar : Savaş Sonrası Kadınlar ve ÇocuklarRania Matar : Savaş Sonrası Kadınlar ve ÇocuklarRania Matar : Savaş Sonrası Kadınlar ve ÇocuklarRania Matar : Savaş Sonrası Kadınlar ve Çocuklar

Serkan Taycan : Arka Sokak





ARKA SOKAK 2005-2006

“Arka sokak”, Beyoglu’nun kuytularında sadece elli metrelik karanlık izbe bir geçitten ibaretti. Yaşlı şarapçıların, evsizlerin, kedilerin, tinerci çocukların, bohem hayat meraklısı yeni yetme genclerin, onların peşinde olan kulamparaların, alkolik kadınların, abaza delikanlıların sabahlara kadar şaraplarını ve hikayelerini paylaşmalarına tanıklık ederdi.



Ama sokak artık var olmayan bir mekan. “Temizlendi”. Daha bir kaç sene öncesine değin sabahlara kadar dolup taşan yerden şimdi eser yok.



Misafirleri ise, tabii ki kendilerine başka “arka sokak”lar çoktan buldular.


Serkan TAYCAN







Serkan TAYCAN Hakkında



1978 Gaziantep doğumlu. Yıldız Teknik Üniversitesinde Mühendislik eğitimi aldı. 2004 yılında Nordens Fotoskola (İsvec) da belgesel fotoğraf okudu. “Genç, Ben” projesi Geniş Açı dergisinin “Türk Fotoğrafında Genç Soluklar II” seçkisinde yer aldı. İstanbul Modern fotoğraf galerisinde Asistan Fotoğraf Küratörü ve Radikal gazetesinde foto-muhabiri olarak çalıştı.



İstanbul’da yaşamakta, kişisel projelerine devam etmektedir. Gamma ve WPN (WorldPictureNews) ajansları için fotoğraflar üretmekte, serbest Fotoğrafçı olarak çalışmaktadır.










Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Serkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka SokakSerkan Taycan : Arka Sokak

Doğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa Vur


Tatile çıkalı henüz iki gün olmuştu. Sabah sekiz’de dayımın oğlu Nevzat aradı. Abi, Havva abla’dan haber alamadım. Sen görüştün mü ? Evet iki gün önce görüştüm, hafta sonu Ankara’ya gelecekler dedim. Abi, İzmit’te deprem olmuş, ulaşamıyorum. Sen haber alabildin mi ? Ne ? Deprem mi ? Hayır haberim yok dedim. Hemen televizyonu açtım. Eyvah! Eyvah! Mahvolduk.


Selim Aytaç

Hemen yola çıktık, gece Ankara’ya indik. Dayım, ben ve Osman gece yarısı deprem bölgesine doğru hareket ettik. Sabahın ilk ışıklarında İzmit’e ulaştık. Yıkılmayan ev sayısı parmakla sayılacak kadar azdı dersem depremin boyutu anlaşılır sanırım. Şehirde ambulans ve korna sesi hakimdi. Kimi yaralı, kimi cenaze taşıyordu. Ali’nin işi nedeniyle İzmit’e dört sene önce taşınmışlardı. Altı bloktan oluşan sitede Havva’lar beş katlı binanın birinci katında oturuyordu. İzmit’in doğasını sevmişlerdi. Yeğenim Eylül Deniz’in; Eylül adını ben, Deniz adını babası koymuştu. Eve ulaştığımızda halen gözümün önünden gitmeyen manzara ile karşılaştım. Binanın üç katı tamamen çökmüş, diğer katlar yandaki blokun üzerine kaymıştı. Havva ! Eylül ! diye bağırdım. Ses yok… Bir daha, bir daha bağırdım ! … Ne çok arzu ediyordum; abi, dayı demelerini. Ama olmadı. Onları kaybetmiştik. Ali yaralı olarak kurtulmuştu. Diğer yeğenim Onur Ankara’daydı. Onur, annesiz ve kardeşsiz kalmıştı. Yatağında yatan Eylül sanki dedesini çağırmıştı. Babam iki kat betonu arasından Eylül’ün eline ulaştı. Havva depreme, Eylül’ün odasına giderken yakalanmış. Üç saatlik uğraşının sonunda önce Eylül’ü sonra Havva’yı çıkarttık. Havva deprem’e sonuna kadar direnmiş. Üst kattaki betonunun düşmesini engellemek istercesine bir eli yukardaki betondaydı.




Selim Aytaç

İkisini de önce buz pateni salonuna götürdük. Cenazeler depremi protesto edercesine yanyana yatmışlar. Sessiz sedasız… Yakınlarını arayanlar isimlerden bulmaya çalışıyor. Kamyonlar ve arabalar sürekli cenaze getiriyor. İşimiz ” O ” ırkçı kuru kafaya kalsa idi herhalde bizimkilerde elbiseleri ile kazılan çukurlara dozerlerle gömülüp gidecekti. Deprem de Devletin, basiretsizlik, beceriksizlik, acizliğini gördük, kısaca devlet sınıfta kaldı. Cenazesini alabilenler ” Şanslı ” sayıldı, ya alamayanlar… Havva ve Eylül’ü köyümüze defnettik.




Selim Aytaç

Serpil Yıldız, durumumdan habersiz beni aradı. Felaketi belgeliyelim dedi. Ben de onun gibi düşünüyordum. Sen ekibi oluştur, kendimi hazır hissedersem sonradan katılırım, başaramazsam ayrılırım dedim.



Ekim ayında, Mustafa Alibaşoğlu ve Gökhan Bulut deprem felaketinin belgelenmesi gerektiği düşüncesiyle deprem bölgesinde fotoğraf çalışmaya karar vermişler ve Özlem (Genç) Alibaşoğlu, Şeyda Aytem, Mehmet Cansoy, Necmiye (Demir) Cansoy, Levent Özmen, Zerrin Yazar ve beni arayarak birlikte çalışmayı önerdiler. Kabul ettim. Selim Aytaç ve Serpil Yıldız’ın da katılımıyla onbir kişi kalıcı konutlar teslim edilene kadar fotoğraf çalışmaya karar verdik. Çalışmanın ilk sergisini 26 Şubat-6 Mart 2000 tarihlerinde Ankara’da Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde, Haziran 2000 tarihinde İstanbul’da Fotoğrafevi’nde, 17 Ağustos 2000 tarihinde ODTÜ Vişnelik tesislerinde açtık.




Selim Aytaç

Ülkemizde büyük bir felaket yaşanmıştı. Anlatılacak gibi değildi”¦ Onu ancak yaşayan ya da yerinde gören bilir. Dile kolay 50.000 ölü, 50.000 yaralı (resmi makamların tespiti böyle değil tabiki..). Bölgede bir milyon kişi etkilendi. Kiminle konuşsam br tanıdığını kaybetmiş. Ülke olarak AKUT dışında çok hazırlıksız yakalandık. Konutların % 80’ I yıkılmış yada kullanılamaz durumda idi. Maddi ve manevi büyük bir dayanışma örneğine tanık olduk. Başta AKUT olmak üzere komşumuz Yunanistan ve dünyanın dört bir tarafından gelen kurtarma ekipleriyle sivil dayanaışma gönüllülerinin fedakarca çalışmaları için hepsini gönülden kutluyorum. Yıllarca düşman gibi gösterilmeye çalışılan Türk ve Yunan halklarının dostluk temeli de her iki ülkede meydana gelen depremle atıldı. Deprem sonrası sağlık, kültürel, psikolojik destek konusunda sivil toplum örgütleri üzerine düşen görevi büyük bir özveri ile yerine getirdiler. En çok etkilenende çocuklar oldu. Olanlara anlam veremiyorlardı.




Selim Aytaç

Deprem bölgesine iki ay sonra ilk kez gidiyorum. Adapazarı’nda enkaz kaldırma çalışmaları devam ediyordu. Kolay olmadı ilk filmi takmak, deklanşöre basmak. Hayatımın en zor fotoğraflarını çektim. Zaman zaman ağlayarak. Her enkaz Havva’ların evi, enkazdan çıkan her eşya onların eşyası, her Anne Havva, her beş yaşındaki kız Eylül Deniz, her yaralı Ali, her Anne’sini ve kardeşini kaybeden çocuk Onur’du.




Necmiye Cansoy

Gelelim bizim Kızılay’a. Okulda öğretmenimiz Kızılay’a yardım için zarf dağıtırdı. Toplanan paralar kara gün içindi. Kızılay “deprem, yangın ve sel’de kara gün dostu” idi. Bize öğretilen buydu. Ama öyle değilmiş. Mahçup olduk, utandık. Çadırlar rezaletti, hepsi su geçiriyordu. Çadırların üstü naylon kaplıydı. Kızılay görevlilerini bir hafta çadırların içine koyacaksın. Buyrun siz yaşayın … Kızılay için verdiğim paraların hepsini faiziyle istiyorum. Hemen, Şimdi!




Necmiye Cansoy

17 Ağustos 1999 tarihindeki 7.4 şiddetindeki Marmara depreminin acıları bitmeden, yaralar sarılmadan 12 Kasım 1999’da bu defa 7.2 şiddetindeki depremle sarsıldık. Depremin adresi Bolu, Düzce ve Kaynaşlı idi. Unutmaya çalışırken nereden çıktı bu deprem şimdi. Olanları tahmin etmek hiç de zor değildi. Çöken evler, binlerce ölü, yaralı, acı, hüzün, gözyaşı … Çocukluğumda deprem haberlerini radyodan dinler, okunan haberi hayal gücümle anlamaya çalışırdım. Televizyon evlerimize girdikten sonra depremi beyaz camdan gördüm. Yarattığı acının ne olduğunu yaşadığım zaman anladım ki ben şimdiye kadar sadece deprem filmi izlemişim.




Necmiye Cansoy

İlk görüntüler yine yüreğimden vurdu beni. Sobaların sebep olduğu yangın daha vahim sonuçlar yarattı. İki çocuğu yanan evde kalan anne taşıma suyla yangını söndürmeye çalışıyor. Belediye otobüsünün üzerine bina yıkılmış; yirmi ölü, on yaralı. Düzce hastanesinde doktor, hemşire ve hasta toplam otuz ölü. Deprem yine yaptı yapacağını. Dört yaşındaki kızım artık televizyona bakmak istemiyor. Üzülüyorum baba ! evler yıkılmış, insanlar ölmüş diyor. Devam ettiği kursta seramikten yıkılmış ev yapmış.




Necmiye Cansoy

14 Kasım 1999 Kaynaşlı, Düzce



Sabah 05.00 de yola çıktık. E-5 karayolunun Kaynaşlı’ya bakan iniş kısmında sağ taraftaki iki şerit kopmuş. O anda araç geçmemesi büyük şans. Kaynaşlı’da çöken “Durmuşoğlu” dinlenme tesisinde son bir ümitle kurtarma çalışması devam ediyordu. 40 kişiden kurtulan yok. Tesisin önündeki 23 kamyon kibrit kutusu gibi devrilmiş. ” Bayrak ” tesisinde yangın çıkmış, elli kişiden kurtulan yok. Yanık ceset kokusu çevreyi sarmış. Yanan cesetler ip uçları ile tanınmaya çalışılıyor. ” Bir erkek, sağ tarafında cep telefonu var “, ” Kahverengi kazaklı bir erkek “, ” Siyah pantolonlu bir erkek “, ” Kolyeli bir kadın “”¦ Tanı tanıyabilirsen ! Kordon ile çevrili binada canlı olma ihtimali var. ” Beş dakika konuşmayın, yürümeyin, mümkün ise nefes bile almayın ” diye uyarılıyoruz. Ekipten biri ” Ben üç defa vuracağım, beni duyuyorsan üç defa vur ” diyor. Bekliyoruz, zaman geçmek bilmiyor. Ses yok… Hepimizin morali bozuluyor.




Şeyda Aytem

İçinden fay hattı geçen Kaynaşlı Lisesi bisküvi gibi kırılmış. Kaynaşlı’da bir cami’de kırk, diğerinde altmış ölü. Ceset kokusu dayanılacak gibi değil. Çıkarılan cesetler tanınmayacak durumda. Cebinden çıkan küçük bir çakı ile, kolunda saat olan kişiyi oğulları teşhis etti.




Necmiye Cansoy

Enkazlardan evlerin kaç katlı olduğunu anlayabiliyorduk. Sanki binalarda kolon kullanılmamış. Arabalar enkaz altında. Ben bu filmi daha önce izlemiştim. Manzara hep aynı. Yıkılan evler, başında umutla bekleyenler… O özenerek alınan eşyalar, oyuncaklar, doğum günü, evlilik yıldönümü, yeni yıl, bayram hediyeleri artık yok ya da kırık. Onlar da anılara karıştı. Sahiplerinin bir kısmı da yaşamıyor artık. Sağ kurtulanlar kırık dökük anılarını toplamaya çalışıyor.




Şeyda Aytem

Enkazlarda; A.Y işareti: Arama yapıldı, X işareti: Evin yıkılacağını, işaretlerin yanında rakam varsa: o binadan çıkan ceset sayısını gösteriyor. Rakam yazan evleri gördüğüm zaman hüznüm bir kat daha artıyor.




Necmiye Cansoy

Behiç Pek’in bir karikatürü vardı: Biri enkazın başında ” Deprem geçti, hadi çıkın ” diye sesleniyor. Keşke çıkıp gelseler, size şaka yaptık, işte buradayız deseler. Binalarda gördüğümüz ” Biz sağız, merak etmeyin ” yazısı keşke her evde olsaydı.




Şeyda Aytem

17 Ağustos depreminde çatlayan ve oturma izni verilen evlerin bir çoğu bu Deprem’de yıkılmış. Canlı ihtimali olan bina önünde yine nefeslerimizi tutuyoruz. ” Beni duyuyorsan üç defa vur ” diyor kurtarma elemanı. Vur haydi ! Vur ! Heyecanla bekliyoruz. Kurtarma elemanı sevinçle iki elini kaldırıyor. Yaşıyor… Günün en güzel haberiydi bu.




Mehmet Cansoy

21 Kasım 1999 Düzce, Kaynaşlı



Gölyaka, Cevizli, Selçuklu köy yolundaki deprem hasarları tamir ediliyor, yolumuza güçlükle devam ediyoruz. Fay hattı bir evin tam ortasından geçmiş. Toprak seviyesi yer yer üç metre kaymış, dağda bir adam boyu yarıklar oluşmuş, ağaçlar devrilmiş. Cevizli ve Selçuklu’da camiler yıkılmış. Selçuklu’da yıkılan caminin önünde namaz kılan adam ibadetini yerine getiriyor.




Mehmet Cansoy

6 Şubat 2000, Kaynaşlı



Otobüs ile Kaynaşlı yolculuğumuz yoğun kar ve sis altında geçti. Prefabrik konutlarda ve çadırlarda yaşam devam ediyor. Buna yaşamak denirse”¦ Karda çamaşır kurutmaya çalışıyorlar.




Şeyda Aytem

Depremde ölenler, oluşturulan özel mezarda hep birlikte yatıyorlar. Mezarların hepsinde yapma çiçekler var. Çünkü onların hepsi bir çiçekti. Mezarlarda “Deprem Şehidi “, ” Depremden öldü ” yazıyor. Birinde ölen kişinin eşarpı asılı idi. Ölenlerin adını okumaya çalışıyorum; sanki hepsinin adı Havva ve Eylül Deniz, doğum tarihleri 1964 ve 1994, ölüm tarihleri ise 17 Ağustos 1999. Ağlayarak ayrıldım. Kar yağmura dönüştü, benimle birlikte gökyüzü de ağlıyor.




Mehmet Cansoy

30 Ağustos 2000



Yağmur Yalova’ya kadar bize eşlik etti. Aradan bir yıl geçmesine rağmen halen temizlenmeyen enkazlar var. Orada yaşayanlar için zor olmalı. Binalarda kolonları ve temelleri güçlendirme çalışması yapılıyor. Ben bu aşının tutacağını sanmıyorum, güven vermiyor. Siz hiç enkaz dağı gördünüz mü ? Karamürsel yakınlarında beş katlı bir binanın hemen yanında bina boyunca bir enkaz dağı vardı. Enkaz içinde yok yok. Ev eşyası, elbiseler, oyuncaklar ve ağır ceset kokusu. Tüylerim ürperdi.




Mehmet Cansoy

Gölcük Donanması’nda kaybedilenlerin anısına yapılan iki ” Deprem Şehitleri ” anıtına tüm isimler yazılmış. Değirmendere deniz feneri yıkılmış. Parkın ağaçları deniz içinde. Bahçecik’te sevgili Havva ile Eylül’ü kaybettiğimiz yere çiçek bıraktım.




Mehmet Cansoy

2 Haziran 2001



Demek ki oluyormuş. Gölyaka Hacı Süleyman Köyü’nde Dayanışma Gönüllüleri Derneği ile Hollanda’nın Gelderland Eyaleti’nin maddi desteğini üstlendiği ortak proje ile depremde evini kaybedenlere tek katlı dört oda, salon’dan oluşan yirmi altı adet ” İmece Evleri ” törenle teslim edildi. O gün yirmi dört adet ev yapma sözü verildi. Emeği geçen herkesi kutluyorum.



Darısı bizim kalıcı konutların başına.



” Deprem değil bina öldürüyor ”




Mehmet Cansoy

Binalarda deniz kumu kullanılmış, kolon kiriş bağlantısı yapılmamış, çimento eksik kullanılmış, dolgu yerlere binalar yapılmış, gereğinden fazla kat çıkılmış, temel etütleri yapılmamış. İnsan hayatı bu kadar ucuz mu ? Yaptıkları yıkılan mütahhitler, kalıcı konutları yapmak için kuyruğa girdiler. Yürekleri sızlamadan … Bu ne yüzsüzlük anlamıyorum. ellerini kollarını sallayarak geziyorlar. “Ne yaparsan yanına kar kalıyor” mantığını yok etmediğimiz ve hesap sormadığımız sürece insan kirlenmesini hep göreceğiz. Bizler bunları hak ediyor muyuz ? Depreme engel olmak mümkün değil ama insanların ölmesine engel olunabilir. Kötü yapılaşma nedeniyle yaşanılan mekanlar mezar olmasın. Artık ambulans sireni duymak istemiyorum. İbret olsun diye çöken evlerden birkaç tanesi kalmalı idi.




Doğanay Sevindik

Deprem ve sonrası yaşananlardan ders almak ve aynı acıları yeniden yaşamamak için bir çalışma yapabildikse kendimizi mutlu sayacağız. Her çekim dönüşünde bir hafta kendime gelemiyorum. Çalışma sırasında bazan can sıkan bazan dert dinleyen kişiler olduk. Bizler de her gidişimizde depremzedelere bir şeyler götürdük. Çektiğimiz fotoğrafları broşüründe kullanan firmanın hediye ettiği okul malzemelerini Kaynaşlı ve Bolu’daki prefabrik konutlarda dağıttık. Merhaba dediğimiz her evde çay, kahve, yemek ikramı yapıldı, yaptıkları el işlerini hediye ettiler. İşte bizim insanımız bu. Depremde acı ve hüzün yaşarken, sivil insiyatif’in önemini, dayanışmayı, yardımlaşmayı, Dünya insanlarının kardeş olduğunu bir kez daha yaşadık.




Doğanay Sevindik

” Fotoğrafçı Çocuklar Atölyesi ”



Deprem sonrasında aklımızda kalacak önemli bir çalışma da ” Fotoğrafçı Çocuklar Atölyesi ” idi. Ülkemizde ve Dünya’da bir “ilk” olan atölye, İzmit Cephanelik Çadırkent’te kuruldu. Amaç; depremin acılarını biraz olsun unutturmak. Dayanışma Gönüllüleri Derneği ve Fransız Enfants du Monde – Droit de L’homme işbirliği ile yürütülen projeyi Dora Günel, Gökhan Gedik, Mehmet Kaçmaz, Allaoua Sayad, Alp Sezeralp ve Özcan Yurdalan üstlendi. Üç aylık fotoğraf eğitiminden sonra, çocukların çektiği fotoğraflardan oluşan sergi yurtiçi ve yurtdışında sergilendi. Ürünler katalog haline getirildi. JaponNHK TV’nun hazırladığı 25 dakikalık belgesel Japonya’da gösterime girdi. TRT Televizyonu hazırladığı 22 dakikalık belgesel ile Avrupa Yayın Birliği’nin düzenlediği “2000 yılı Çocuk Belgeseli” yarışmasında ikincilik ödülü aldı. İfsak’ın her yıl fotoğraf dalında verdiği Ödül, 2000 Yılında “Depremden Sonra ” çalışmasına verildi”¦.




Doğanay Sevindik

Gölyaka Hacı Süleyman Köyü’nde 5 tane ” Fotoğrafçı Çocuklar Atölyesi ” ve 1 tane ” Sinema Atölyesi ” kuruldu. Projenin koordinatörlüğünü Dayanışma Gönüllüleri Derneği adına Özcan Yurdalan yürütüyor.




Şeyda Aytem

Her iki atölyede yer alan çocukları ve emeği geçen herkesi kutluyoruz.



Depremden önce kaç kişi yarın görüşürüz dedi ? Kaç kişi görüşebildi ? Kaç çocuk anne ve babasını öperek iyi geceler diledi ? Kaçı sabaha sağ çıktı ? Kaç kişi 17 Ağustos ve 12 Kasım’da evlendi ? Kaçının evlilik günü ölüm günleri oldu ? 17 Ağustos ve 12 Kasım kaç kişinin hem doğum hem de ölüm günü oldu ?




Doğanay Sevindik

17 Ağustos, 12 Kasım ve yaşadığımız diğer depremlerde kaybettiğimiz insanlarımızı, KASK üyesi fotoğrafçı dostlarımız Murat Aydın, Serhat Deniz, Bülent Erdoğan, Sabri Yalım ile sevgili kardeşim Havva ve yeğenim Eylül Deniz’i sevgi, saygı ve hasret ile anıyorum.



Yüreğimdeki fay hattı gün geçtikçe derinleşiyor, artçı şoklar devam ediyor.




Doğanay Sevindik

Ağlayalım, depremde ölen elli bin canımıza, anılarımıza, hayallerimize …



Ben zaten ağlıyorum …




Doğanay Sevindik

”¦ ve o günlerde düşündüğüm şeyleri şimdi de düşünüyorum ki :



Amatör fotoğrafçı kimdir ? Fotoğraf sanatçısı kimdir ? Fotoğraf sanatına gönül veren, onu yaşam biçimine dönüştüren kimdir ? Fotoğrafçı ne/neyi çekmelidir ? Fotoğraf sadece stüdyoda mı çekilir ? Fotoğrafçının topluma karşı sorumluluğu var mıdır ? Fotoğrafçının belge bırakmak gibi bir görevi var mıdır ? Fotoğraf dünyası depremde üzerine düşen görevi yerine getirdi mi ? Getirdiyse ne kadar ?



Doğanay SEVİNDİK



Ağustos, 2001



” Fotografya dergisinin 10. sayısından alınmıştır “









Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Doğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa VurDoğanay Sevindik : Beni Duyuyorsan Üç Defa Vur

Fotoğraf Değerlendirmeleri : Gece



Fotoğraf Değerlendirmeleri bölümümüz; Gece Fotoğrafları konusunda gelen çalışmalarınız ile oluşturuldu. Fotoritim yönetimince seçilen fotoğraflar, Fototrek Fotoğraf Merkezi‘nde Fotoğraf Eğitmeni ve Eğitim Merkezi’nin sahibi Sn. Cenk GENÇDİŞ tarafından değerlendirildi ve yorumlandı. Bu bölümümüzün fotoğrafseverlere faydalı olacağına inanıyor ve tüm katılan okurlarımıza, Fototrek Fotoğraf Merkezi’ne ve Sn. Cenk GENÇDİŞ’e sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Değerlendirme bölümümüze katılan;

Hasan Yavuz ve Kadir Kayhan BİŞKİN, Fototrek Fotoğraf Merkezi’nde fotoğraf atölyesi,

Mehmet Yasa, İZ Dergisi aboneliği,

Murat Yazar ve Bahar Kaleli, Photo World dergisi aboneliği,

kazanmışlardır.

Ayrıca; Köksal Kayhan ve Mutlu Topaloğlu, portfolyoları ile dergimizde yer alabileceklerdir.

Sevgi ve saygılarımızla,
FOTORİTİM

Not : Fotoğraf Değerlendirmeleri bölümüne fotoğraf gönderen kişi, bu fotoğrafların kendisine ait olduğunu, gönderdiği fotoğrafların Fotoritim Fotoğraf Dergisi’nde kullanımına izin verdiğini, fotoğrafları ile ilgili doğabilecek her türlü sorumluluğu üstlendiğini peşinen kabul ve taahhüt eder. Fotoritim gönderilmiş bulunan fotoğraflar ile ilgili hiçbir sorumluluğu kabul etmez.







Merhabalar,



Gece fotografları hem çalışma şartları hem de sonuçları açısından en keyifli fotograf konularından biri. Bu konuyu duyurduğumuzda çok daha fazla sayıda aydınlatılmış şehir görüntüleri ve ışık oyunları ile karşılaşmayı umuyordum. Farklı bir çok çekim çalışmasından örnekler ile karşılaştım. Bu işin keyifli tarafı. Ancak beni düşündüren en önemli nokta tüm fotograf çalışmalarında kullanılan tekniğin, çekim ortamının içerik ve anlatım için de bir özelliği olması gerektiğidir. Yani bu fotografı neden gece çekmiş, gece değil de gündüz olsa sonuç – anlam değişir miydi sorusunun doğru yanıtlanması gerektiğini düşünüyorum. Bazı çalışmalarda bu noktanın gözden kaçtığını sadece renge ya da çekim saatinin gece olmasına kanıldığını gözlemledim.



Genel olarak tavsiyem fotografın içerik, anlam, anlatım, teknik olarak bir bütün olduğunun unutulmaması olacaktır.



Cenk GENÇDİŞ






Ahmet Yurtal BİLGİÇ


İstanbul


Selamlar, fotografınızda gece koşullarındaki tekne ve ışığının deniz üzerindeki uzantısının sizi etkilediği belli oluyor. Ancak ışık koşullarının aynı derecede izleyici için de etkileyici olmaması, renklerin canlı olmaması, teknenin fotografın içinde küçük kalması ve teknenin fotograftaki yeri fotografın etkili olmasını engelliyor. Daha iyi bir ışık koşulunda ve daha dikkatli bir kompozisyon ile çok daha başarılı olacağını düşünüyorum.









Aysun YİĞİT




Merhaba, ilk iki fotografınızda gece fotografları için en uygun zaman dilimi olan mavi karanlık kaçırıldığı için fotograflardaki estetik doz düşük. Daha erken saatlerde çekilecek bir fotografta hem gökyüzünden renk görmek hem de diğer alanlarda daha doğru aydınlanmalarla karşılaşmak olasıdır. İkinci fotograftaki teknenin varlığı fotografta ilgi merkezi yaratması anlamında doğru bir tercih. Son fotografınızda günbatımının sağlayacağı renk etkisini kullanma niyetiniz doğru bir yaklaşım. Ancak bu niyeti vurgulayan fotografik bakış tam oturmamış. Tekne oldukça uzak, güneşin etkisi güçlü değil. Birkaç farklı çekim ile daha etkili fotograf oluşabileceğini düşünüyorum.









Bahar KALELİ


İstanbul


Merhaba, çekim zamanınız, ışık ölçümünüz doğru tercihler. Yürüyüş yolu üzerinde bir kişi nin bulunması ilgi merkezini sağlamak anlamında yine doğru bir tercih. Kompozisyon olarak fotografınızın yatay kadraj ve daha yakın çekim ile çok daha başarılı olacağı duygusu hakim. Bu kadrajda da yolun tam köşeden başlaması grafik olarak çok daha doğru bir tercih olurmuş.










Bilge Sultan YILMAZ


Bursa


Merhabalar, üç fotografınızda konu olarak çok güçlü olabilecek fotograflar iken ışık ölçümünde ve çekim zamanında yapılan hatalar nedeniyle etkili olamamış. İlk fotografınızın çekim yeri / açısı çok güçlü ancak mavi karanlık dönemini geçirdiğiniz için fotografınız etkileyici olamıyor. İkinci fotografta da aynı şekilde dokusuz üst bölüm hem ağacı yutuyor hem de fotografı tekdüze hale dönüştürüyor. Son fotografta ise çekim anınız ve konunun gücü fotografı ilginç hale getiriyor, ancak pozlama süreniz olması gerekenden uzun olduğu için fotograf da olması gerekenden daha açık olmuş. Teknik olarak zayıf olan fotografların içerik ya da kompozisyonları ne kadar güçlü olursa olsun başarı şansı oldukça zayıftır.









Cihan CEYLAN


Kütahya


Selamlar, fotografınızdaki gökyüzündeki kızıllık keyifli bir renk, ancak diğer bölgeler yeterince aydınlanmadığı için sizde uyandırdığı duyguları izleyicide uyandıramıyor. Dolayısıyla da yeterince etkili bir fotograf olamamış. Alt bölgenin daha ışıklı, daha aydınlık olduğu bir fotograf çok daha başarılı olabilirmiş.









Erinç ERDOĞAN


Ankara


Merhaba, lunapark vb mekanlar özellikle de gece ışıklandırmaları ile çok etkili fotograflar sağlayabilecek yerlerdir. Ancak tüm fotograflarda olduğu gibi bu mekanlarda da amaçlanan şeyin ne olduğunun net bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir. İlk ve son fotograflarınızda anlatılmak istenen duygu ve düşünce yeterince açık değil. Anlaşılan o ki ışıklar ve renkler sizin ilginizi çekmiş ancak yeterince güçlü vurgulanamamış. Karanlığın içinde patlayan ışık lekeleri olarak algılanıyorlar sadece. İkinci fotografta ise 20 mm objektif kullanmanıza rağmen çekim açınız ve yüksekliğiniz yeterli olmamış. Bu nedenle dönme dolabı tam olarak göremiyoruz (aynı zamanda estetik bir grafik leke olarak da görünmüyor). Daha aşağıdan ve sola doğru dönülerek yapılacak olan bir çekim daha etkili sonuç almanızı sağlayabilirmiş. Yine bu fotografta gökyüzünden renk alınabilecek bir zamanda yapılacak çekim çok daha farklı ve güçlü bir fotograf oluşturabilirmiş.









Fatih CAM


Ankara


Selamlar, ilk fotografınızda ışık ve estetik koşullar etkili bir fotograf oluşturmaktan uzak olmuş. Doğru renkler ve etkiler sağlayacak bir ışık koşulunda çalışılmaması durumunda konu ne kadar güçlü olursa olsun sıkıntı yaşanacağı bir gerçek. Ayrıca bu farklı kadrajların (örneğin makinenin eğik tutulması ile elde edilenler) mutlaka bir nedeni, estetik dozu arttırıcı bir etkisi olması da gerekiyor. “Ben yaptım, oldu”dan biraz daha iyi bir nedeni olması şart. İkinci fotografınız ise hem mekan kullanımı hem de ilgi merkezinin güçlü olması anlamında daha etkili bir fotograf olmuş. Her ne kadar fotografın bir keskinlik sorunu olduğu göze çarpsa da ilk fotografa oranla çok daha etkili olduğu da bir gerçek. Son fotografınızda ise bu sayıda hemen herkesin yaşadığı sorunu yaşamışsınız. Çekim zamanı doğru olmadığı için tekneyi doğru pozlanmış olarak görürken, arka plan tamamen karanlık kalıyor ve ön plandan kopuk hale geliyor. Daha iyi bir zamanlama ile çok daha iyi sonuç alacağınız kesin.









Fatih KISA


Alanya


Selamlar, ilk fotografınızda çekim zamanınız mavi karanlık denilen dönemde olmasına rağmen, çekim açısı, objektif, diyafram tercihleriniz doğru olmamış. Gece fotograflarının 8 diyafram ile çekilmesi olası netlik sorunlarını da ortadan kaldıracaktır. Çok daha keskin görüntüler elde etmenizi sağlar. Daha soldan ve 18 mm yerine daha dar açılı bir objektif ile yapılacak bir çekim de çok daha etkili sonuç almanızı sağlayacaktır. İkinci fotografınız ilk fotografınıza oranla daha başarılı. Kısık diyafram kullanmanız, daha yakın bir objektif kullanmanız bu fotografta konunun daha güçlü vurgulanmasını sağlamış.









Fehmi ELALDI


Bursa


Merhaba, üç fotografınız ilk bakışta bir foto – öykü içinden alınmış üç kare duygusu uyandırıyor. Ancak bu üç fotograf o öykünün bir özetini sağlamıyor. İlk fotografınız atmosferi itibariyle çok daha etkili bir fotograf. Barakanın önünde yürüyen kişinin bize daha yakın olması ve yolu doldurması çok daha güçlü bir kompozisyon oluşmasını sağlayacakmış. Diğer iki fotograf ise sadece (sanırım) çekim saati olarak gece fotografı olarak nitelendirmenize neden olmuş. Çünkü fotograflarda gece olmasının etkisini ya da anlamını katacak bir anlatım maalesef bulunmuyor.









Feride Zeynep GÜDER


İstanbul


Selamlar, ilk iki fotografınızda hatalı pozlama yapıldığı dolayısıyla tonların açık kaldığı dikkati çekiyor. İlk fotografta 2,5 saniyelik pozlamanın daha kısa süresinde kadraja giren kişinin (belki de sizsiniz ?) kattığı bir ilginçlik olduğu kesin, ancak fotografın etkisini çok güçlü yapacak bir etkinlik değil maalesef. İkinci fotograf da öndeki şemsiyeler nedeniyle ilginin dağıldığı bir kompozisyona sahip. Daha kontrollü bir kadraj daha etkili olabilirmiş. Son fotografınızda ise hem ışık koşulu hem de kompozisyon fotografı güçlü kılmak için uygun değil. Daha çok ışık ve renk görebileceğimiz bir dönemde çekilmesi ve daha dolu bir kadraj yapılması, sıradan bakış yerine daha fotografik bir açı aranması etkili fotografın yollarından bazıları.









Gökhan ÇELEM


İstanbul


Merhaba, fotografınızda ilk dikkati çeken yüksek ISO nedeniyle oluşan NOISE. Teknik kaliteyi etkileyen bu sorunun görsel bir etki için kullanılmasında zaman zaman başarılı sonuçlar alınabildiğini düşünüyorum. Ancak bu fotografta NOISE’in kattığı bir anlam görünmüyor. (NOISE daha doğrusu analog fotograf çalışmalarındaki GREN’in en etkili kullanımlarından biri için Cemil AĞACIKOĞLU’nun Hüznün Grenleri çalışmasının görülmesini tavsiye ederim.) ISO’nun yükselmesi ile kullanılan enstantane hala düşük olduğu için hareket duygusu halen fotografta görünüyor. Dolayısıyla daha düşük bir ISO, daha uzun bir pozlama ve tripod kullanımı ile de benzer bir görüntüyü elde etme şansınız olabilirmiş. Bu durumda daha az NOISE ile daha temiz bir görüntü elde etme şansınız olabilirmiş. Son olarak da yürüyen kişilerin kadrajdaki yerinin öndeki boşluğu dolduracak bir alan olması daha güçlü bir kompozisyon yaratabilirmiş.









Hasan YAVUZ


İstanbul


Selamlar, her iki fotografınızda da çok güçlü bir ışık koşulu yakalamışsınız (zaten peşpeşe çekilen 2 fotografta çok büyük sürprizler dışında normal sonuç bu) . Ancak her iki fotografta da bu ışığın hakkını verecek kadrajlar oluşturmamışsınız. Her iki fotografta ortak hata ön planın (yani denizin olduğu alanın) çok boş bırakılması. 2 şey yapılabilirmiş; makine biraz yukarı kaldırılarak güçlü olan gökyüzünün daha da vurgulanması sağlanabilirmiş ya da o boşluğu dolduracak bir obje (örneğin bir gemi, tekne vb) beklenebilirmiş.









Kadir Kayhan BİŞKİN


İstanbul


Merhaba, fotografınızın çekim zamanı, pozlaması, ön planda ilgi merkezi olacak konusu ile doğru tercihlerin bir araya getirildiği bir kare olduğunu düşünüyorum. Ancak çekim sonrası Photshop uygulamalarında özellikle kontrast ayarının bir miktar kaçmış olduğu dikkati çekiyor. Daha az müdahale ederseniz doğala daha yakın görüntüler elde etmeniz mümkün olacaktır.









Kayıhan BALABAN


İstanbul


Kayıhan selamlar, ilk fotografında gökyüzü atmosferi oldukça güçlü, yoldaki arabaların izleri uzun pozlama sırasında hep aynı yerde olduklarından dolayı kalın beyaz bir çizgi oluşturmuşlar. Bunun yerine daha yüksek bir noktadan yapılacak çekim ile bir çok araç izi görmek daha güçlü bir etki sağlayabilirmiş. İkinci fotograf ise zamanlama ve kompozisyon olarak daha zayıf. Hem siyah alan çok fazla hem de ana konu olacak lekeler fotografın içinde oldukça küçük olarak yer alıyorlar. Daha yakın bir çekim çok daha güçlü görüntü elde etmeni sağlayabilirmiş.









Köksal KAYHAN


Ankara


Merhaba, her iki fotografınızda da benzer tarzın olması önemli. Daha geniş gökyüzü, ana konunun aşağıdaki altın kesin çizgisinde yer alması fotografçı tercihi olarak dikkat çekiyor. Her iki fotografta da mavi karanlık dönemin kullanılması, ışıklı alanların doğru pozlanması doğru tercihler. İkinci fotografta Amasya evlerinin yüksek kontrast nedeniyle biraz fazla patlamaları küçük bir dert olarak göze çarpıyor.









Mehmet YASA


İzmir


Selamlar, üç fotografınızda da farklı yaklaşıma sahip olmanız ve her birinde ortalamanın üstünde bir başarı tutturmuş olduğunuz görünüyor. İlk fotografın atmosferi, ışığı, konu oldukça etkili bir fotograf için uygun görünüyor. Fotografın eksik olan kısmı daha yakın bir objektif ile (85 mm yerine 200 mm gibi) çekilmemiş olması. İkinci fotografta ise meydanı sınırlayan çizgilerin fotograf karesi içine simetrik olarak yerleştirilmemesi grafik açıdan etkiyi zayıflatıyor. Son fotografta ise asıl vurucu olacak olan konu yoldaki ışık çizgileri olarak dikkati çekiyor. Ancak fotografın geniş görüş açısı dikkatin sol tarafa da dağılmasına neden oluyor. Daha dar bir kadraj çok daha etkili bir görüntü oluşturmanızı sağlayabilirmiş.









Murat YAZAR


Şanlıurfa


Merhaba, ilk fotografınızda çekim zamanı yine çevreden detay ve renk elde edilmesine engel oluyor. Daha yakın ve dar bir kadraj (hatta yatay kadraj) çok daha etkili bir fotograf sağlayabilirmiş. O kadrajda da yürüyen insanların yapıya biraz daha yakın oldukları anda deklanşöre basmak insan – mekan ilişkisinin daha kolay kurulmasını sağlayacaktır. İkinci fotografta ise ışık koşulu, renk, ilgi merkezi olan kişi, çekim anı oldukça başarılı.








Mustafa KARA


Hatay


Selamlar, üç fotografınızda da ışığın, rengin etkili fotograf için çok uygun olduğu bir zaman dilimini kullanmanız çok doğru tercihler. Ancak sadece bir değişkenin güçlü olması etkili fotograf oluşturmaya yeterli değil. Fotograflarınızda ilgi merkezinin güçlü olmaması, herhangi bir öğeye, lekeye vurgu yapılmaması, kısaca fotografik bir arayış olmaması bu güçlü ışık koşulunu yeterince etkili değerlendirmemenize yol açmış.









Mutlu TOPALOĞLU


Ankara


Merhaba, dört fotografınızda da farklı konular ve arayışlar içinde olduğunuz, bu arayışlarınızda da ortalamanın oldukça üstünde bir başarı sağladığınız görünüyor. Işık koşullarının doğru tercihi ve kullanımı, pozlamaların doğru yapılmış olması, kompozisyon kriterlerinin titizlikle uygulanmış olması dikkat çeken diğer konular.








Onur ÖZEN


Çanakkale


Selamlar, fotograflarınızda farklı bir bakış arayışınız dikkati çekiyor. İlk fotografınızda solda kalan siyah – karanlık alan fotografın gücünü zayıflatıyor. İkinci fotografta ise lekeler daha dengeli dağılmış. Mekanın aydınlanması, ilgi merkezi olacak alandaki kedi fotografın artıları. Eğik kadrajınız sokağın ritmini de daha fazla vurgulamayı sağlamış.








Rukiye KORKMAZ


İzmir


Merhaba, ilk fotografınızda pencereden dışarı bakış niyeti doğru, ancak dışarıda ilgiyi toplayacak güçlü bir konu ya da ışık koşulu bulunmaması fotografı karmaşık bir hale getiriyor. İkinci fotograf ise net değil ve bu netsizlik fotografçı tarafından anlamı güçlendirmesi amacı ile yapılmış bir şey değil. Son fotograf ise ilk iki fotograftan daha güçlü. Sahne fotografları, fotografçılar için kolay çalışılan konuların başında gelir. Çünkü ışık profesyonel kadrolar tarafından konuyu en doğru aydınlatacak şekilde hazırlanır. Fotografçıya düşen en güçlü kompozisyonu yakalamaktır. Bu fotografta daha soldan (konunun tam karşısından) yapılacak bir çekim ile kişilerin üst üste binmesi engellenebilir ve daha güçlü bir kadraj sağlanabilirmiş.








Taner AKA


Ankara


Selamlar, fotografınızın ışık koşulu, ilgi merkezinin yeri doğru tercihler. Dört köşenin / kenarların karanlık olması, tungsten ışığın kattığı sıcaklık, aydınlık alanda gözü yakalayacak lekenin bulunması fotografı etkili kılıyor.








Tuğba BEŞEL


Ankara


Merhaba, ilk fotografınızdaki fotografik arayış çok doğru. Sağ üst köşede ışıklı alanlar fotografa dahil olmasa ilgi yansıma üzerinde daha çok toplanabilirmiş. İkinci fotografınızda kayıkların üst üste binmesi algıyı zorlaştırır. Yine iyi bir ışık koşulu olmasına rağmen çekim açınızı, yüksekliğinizi doğru seçmemekten kaynaklanan bir sonuç bu. Son fotograf ise doğru pozlanmış olmasına rağmen, mavi karanlık dönemin geçirilmiş olmasından dolayı “koyu karanlık içindeki ışıklı obje”den fazlasını söyleme şansı olmayan bir fotograf.









Uğur KAPLAN


İzmir


Selamlar, üç fotografınız içinde en güçlü olanı ilk kare. Gerel ışık, gerekse kompozsiyon (ayıklama) anlamında en fotografik sonucu aldığınız kadraj bu. İkinci fotografta hem arka planın koyu karanlığı hem de ön planda flaş ile aydınlatılan (ya da başak bir ışık kaynağı ile aydınlatılan) flu çiçek karmaşaya neden oluyor. Son fotografınız ise iyi bir konu gördüğünüzü ama gerekli düzenlemeyi yapmadığınız için zayıf bir sonuç aldığınız fotograf olarak görünüyor. Sandalyenin kadrajdan temizlenmesi, arka plandaki ışıkların biraz sağa kayılarak konunun arkasına gizlenmesi ve biraz daha detay görebilmemiz çok daha etkili bir fotograf oluşturabilecekmiş.








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Fotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : GeceFotoğraf Değerlendirmeleri : Gece

Oğuz Kurum : Simurg




La Martine ‘Şiir, üstün zekaların rüyalarıdır’ demiş… Benim onları portrelememdeki amacım da o renkli rüyaların kıyısından geçme isteğimdir. Bana bu hevesi ilk aşılayan çok değerli büyüğüm-ustam Lütfi Özkök’tür. Onunla tanışana dek portrenin büyüsünü bilmezdim. Simurg bu ülkede şiir ve şair oldukça sürdürmeyi dilediğim bir proje.



Oğuz KURUM





SİYAH BEYAZ ŞİİRLER




Farkında mısınız? Şiiri unuttuk”¦



Şiiri unuttuk, çünkü bize sunulan yalanlar ve gerçekler var, tekdüzeleşen hayatımızı hızlandıran, bizi sonsuz bir koşturmayı sürdürmeye iten sanrılar”¦





Cengiz Bektaş


Yalan ve gerçek… Birbirine karşı olduğunu düşündüğümüz bütün kavramların sarmaş dolaş bir birliktelikle, yaşamlarımızı tehdit ettiği bir zaman diliminde, bu birlikteliklerin başını çeken iki iyi dost gibiler… Farkında mısınız, bize söylenen, sunulan, gösterilen her şeye karşı içgüdüsel bir tepkisizlik, sessizlik içindeyiz. Artık her şey olabilir, dün olması ya da olmaması için çabaladığımız her şeyi kaderine bıraktık, olsunlar ya da olmasınlar, huzurumuzu, vicdanımızı, sıradanlaşan yaşamımızı rahatsız etmesinler yeter….



Kemal Özer


Savaşa, şiddete, çaresizliğimizi en çok yüzümüze vuran çocuk ölümlerine, kısaca tüm kötü haberlere alışmaktan ziyade doymuş bir halimiz var. Yarının güzel olacağına dair inançsızlığımızı, görmeden, duymadan, aldırmadan örtbas etmeye çalışıyoruz, serde insanlık var, duyarsızlık yaftasını kimse üstüne yapıştırmak istemiyor. O yafta hep başkalarına yakışıyor, ama kendimize asla… Peki kim bu başkaları?


İsmet Özel

Sürekli kan kaybeden dünyada en çok can çekişenlerden biri de sanat olmalı… Hatta sanatın varlığı bile tartışmalı, varlığını öyle az hissediyoruz ki. Bizim sanatçı diyebildiğimiz ya da kendilerini sanatçı olarak tanımlayanlar, ama artık sanat üretememenin sancılarını yaşayanlar, sanatın can çekişmesine ait gerekçeler üzerine kafa yoruyorlar. Felsefeciler, sanat tarihçileri, kuramcılar, sosyologlar, herkes bir oldu soruyor: sanat neden can çekişiyor, ne yapmalı, çare ne?




Fazıl Hüsnü Dağlarca



Bize yaşamı olduğu gibi anlatan, ait olduğu yaşamlardan soyutlanmamış birşeyler hala üretilebiliyor mu? Yaşamın olduğu gibiliği yokolmuş sanki. Çözüm olarak bize sunulan düşünce; modernizmin de ömrünü tamamladığı, postmodern bir dünyanın kaçınılmazlığı altında, yapılacak tek şeyin, sanatçının varolan ve üretilmiş şeyler üzerinde yeniden bir yaratıma gidebilmesi.


Güven Turan


Çünkü keşfedilmemiş hiçbir şey kalmadı. Bu gidişte ne kadar anlaşılmaz, ne kadar kapitalizmi besleyen bir popülizm varsa, hassas kavramlara ve inanışlara ne kadar rahatsız edici biçimde dokunulabilirse o kadar başarıdan söz ediliyor.


Seyhan Erözçelik


Gerçek ve yalanın dostluğu, para ve seksin dünyanın yegane gerçekleri olduğu konusunda bizi ikna edebilecek kadar güçleniyor. Aşk, sevgi, insanlık kavramları bu sistemin pazarlama stratejilerinin en çok kullanılan malzemeleri. Onlar pazarlanacak “şey”lerin albenili etiketleri. Bu dostluk bizim alkışlarımızla güçlenmiyor mu sizce?


Ebubekir Eroğlu

İşte biz, çıkmaz bir sokağın sonunda, tam da bu noktada şiiri unuttuk. Bir hatırlasak, sokak açılacak, bize ait ama unuttuğumuz o sokak canlanacak. Ah bir hatırlasak!..




Ülkü Tamer

Hepimiz arayışlarımızı, tutunabildiğimiz bir şeylerle somutluyoruz. Bazı insanlar, yalanla gerçeğin sorgulamasına girdiklerinde ve duyarsızlık yaftasının kurşun gibi ağırlığını hissettiklerinde, ki ne güzeldir o his, uyanmak için yüzlerine çarpacak soğuk su kaynakları ararlar. Eğer bu arayışa giren kişi bir fotoğrafçı ise, bir izleyici olarak buna sevinirim, çünkü ruhumuzu besleyecek, kendimizi özdeşleyeceğimiz hikayelerin ayak sesleri kapıdadır. Oğuz Kurum, bir fotoğrafçı, arayışlarını fotoğrafla somutlaştıranlardan. Şiiri hiç unutmayan, sabırlı bir azınlıktan.


Sait Maden


Şiiri unutan dünyaya, fotoğraflarıyla şiir yazmaya çalışıyor. Şiiri unutmamakla yetinmiyor, unutturmamak için de önemli ve cesur bir çaba içine girdi. Cesur, çünkü objektifi ile şairlerin dünyasına girmek ve o dünyayı, kendi gördüğü gibi belgelemek cesaret ister. Her şair koca bir dünya iken, onlarca dünya arasında, herbir şairi eksiksizce fotoğraflara yansıtabilme çabası içine girmek cesaret ister. Üstelik, artık cep telefonları ile görüntü tüketen bir dünyaya,” fotoğraf ve şiir ne söyleyebilir ki?” nin inatçı bir cevabı onun fotoğrafları.


Ruşen Hakkı

Fotoğrafın içinde bir yaratma ediminin varolduğu ve fotoğrafçının da, pek çok sanatçı gibi yaratıcı bir kimliğe sahip olduğu gerçeğini yadsımıyorum. Ancak, unutmamamız gereken (çünkü maalesef hep unutuluyor) diğer bir gerçek de şu ki, fotoğraf, temelinde bir belge ve belge olmak amacıyla varedilmekte dersek, bu doğrultuda fotoğrafçı da bir belge üreticisidir diyebiliriz.


Egemen Berköz


Elbette bu belge, kadrajladığı konuyu, fotoğrafçının görüşünü, yaşama bakışını ve yaşamdaki duruşunu içine alarak ortaya çıkacaktır. Bir fotoğrafın, yaratıcısından soyutlanması, onun ifadelerini bize sunması kaçınılmaz.


Refik Durbaş


Ancak, fotoğrafçı bu türde bir belge yaratıcısı olma gerçeğini yadsıyıp, bir sanat eseri üretme çabasına girdiğinde, fotoğraf izleyicisi de benzer kaygılarla bir fotoğrafa baktığında, yani o da bir sanat eseri arayışına girdiğinde, her ikisinin de çıkmaz sokaklarda sonuçsuz arayışları hüsranla sona erecek, bu ülkenin fotoğraf camiası da, konu sıkıntıları ve sokak aralarında sümüklü çocuk fotoğrafları çekerek şöhreti yakalama telaşından kurtulamayacaktır. Oysa bu ülkenin topraklarına dağılmış, belgelenmeyi bekleyen ne çok konu var.


Özdemir İnce

O konular ki, belgelenmek için, yürek, bilgi birikimi, emek, sabır gerektirir, o konular ki fotoğrafı fotoğraf yapacak… Yaşamlar ve insanlık durumları, olduğu gibilikleri ile dört bir yana dağılmış bekliyorlar… Herşeyin tükendiği ve denendiği inancının aksine, özlediğimiz, eskide kaldığını düşündüğümüz, artık yok sandığımız anlar, duygular, insanlar ve iletişimler aslında varlar. Varolmasalar, hala nasıl bu özlem içinde olurduk, bunlara ihtiyaç duyar, sıcak sohbetlerin kıyısına geldiğimizi hissettiğimizde, büyük bir heyecanla o sohbetleri uzatmaya çalışırdık.


Metin Demirtaş


Varolmasalar, okuduğumuz şiirleri, tekrar tekrar okur, elden ele sevdiklerimize okuturduk. Eğer bir şiir okumak için, rastlantı eseri o gün bir arkadaşımızın, içinde şiir olan elektronik postasının bize ulaşmasını bekliyorsak ve çoğu zaman o iletiyi okumak için bile koşturmacalarımızdan taviz veremiyorsak, soruyorum, kim tüketiyor bu yaşamları? Oğuz Kurum işte o belgelenmeyi bekleyen konulardan birini yaşam boyu sürdüreceği bir projeye dönüştürdü.


Melisa Gürpınar



Şairler… Onlar kim? Herşeyin tanımını alt üst edip yeniden tanımlayan postmodern dünya, şair tanımını da, “izm”ler sürecinde, hak ettiğini düşündüğü yere doğru sürüklüyor. Bu sürüklenişte, tüketim çılgınlığının, ezen ve ezilenlerin dünyasının, popülizmin getirisi ile beslenen yeni şair kimlikleri ortaya çıkarken, şiiri şiir yapan, şairin yüce kimliğini yürekleri ile yazan sözcük ustaları, bu çılgın dünyayı sabırla izliyor olmalılar diye düşünüyorum.


Mehmet Başaran


Çünkü çok şükür ki onlar hala varlar, varolduklarını tek tük şiirlerine rastladığım dergilerden, ara sıra gazete köşelerine çıkan haberlerden biliyorum. Sabırlarını şiirlerinden okuyorum. Söyleşilerindeki kızmayan, bağırmayan, gülümseyen gözleri ile inatla yaşamın ne olduğunu anlatmaya çalışan hüzün kırıntıları ile bezenmiş yüzleri, varoluşlarının ağırlığını görmeye yetiyor.


Ataol Behramoğlu


Onlar, şiirleri ile, yalnızlığımıza dost, umutsuzluğumuza umut, çekingen adımlarımıza cesaret veriyorlar. Hala inanacak birşeylerin varolduğunu anlatıyorlar. Sabırla dünyayı izleyen bu yüzleri, fotoğraflarla yarına taşımayı amaçlayan Oğuz Kurum fotoğraflarının, bu anlamda çok değerli ve önemli olduklarını düşünüyorum.


Lütfi Özkök

Bir şiiri ne kadar çok sevdiysem, bende ne kadar derin bir iz bıraktı ise, şairine olan hayranlık ve beğenim ile doğru orantılı olarak, benzer biçimde bu şaire olan ilgi ve merakım da o kadar artıyor. Hiç tanımadığım bu insanın, beni, bana ait bir gerçeği bu kadar iyi anlattığına inandığım bir şiiri yazması için, neler yaşadığını, hangi acıları ve sevinçleri yürek süzgecinden geçirdiğini düşünürüm.


Cevat Çapan


Benim inmeye cesaret edemediğim derinliklere inme cesaretini gösteren, gerçekle yüzleşmenin dayanılmaz acılarından geçmiş, nietzschevari bir güçlenme ile o derinliklerden çıkmış dizelerin sahibini merak ederim.


K. İskender

Gelmek istediğim nokta, bir şair fotoğrafına baktığımda, o fotoğrafta ne görmek istediğime dair beklentilerim. Bir fotoğrafçının bir şairi fotoğraflaması için, o şairin bütün şiirlerini de bir fotoğrafa koyabilme becerisi. Fotoğrafa bakan izleyicinin, eğer o şairi biliyorsa bildiği herşeyi o fotoğrafta görebilmesi. Şairi tanımayan bir izleyiciye onu anlatabilmesi. Oğuz Kurum fotoğrafları işte bunu yapmış.


İlhan Berk


Bir şiir okuyucusu için en acı şeylerden biri, okuduğu şiirlerin sahibinin onu hayal kırıklığına uğratmasıdır. Eğer izleyici, bu hayal kırıklığını bir fotoğrafta yaşarsa, suç elbette şairde değil, fotoğrafçıdadır. Bu nedenle bir şairi fotoğraflamak dünyanın en zor işlerinden biri olmalı.


Arif Damar


Bütün şiirlerini okumak ve bilmek yetmez, şairin portresi ruhun karanlık odasında kendini ortaya çıkarana dek fotoğrafçının şairin dünyası ile özdeşleşmesi gerekir.


Ahmet Necdet


Mesele bir kadraja bir şair koyabilmek değil, o kadraja o şaire ait dünyayı koyabilmek… Şiirleri okuduğumuzda hissettiklerimizi, bizdeki değişimleri o fotoğrafta duyumsayabilmek…




Hilmi Yavuz


Biz, şairlerini yakan bir ülkenin çocuklarıyız. Bu yüzden şairlere olan borcumuz çok büyük, ödenmesi mümkün olmayan bir borcu devraldık. Oğuz Kurum’un, fotoğraflarında gördüğüm belgeselci sorumluluğu ve bilinci, bu anlamda içimi rahatlatıyor. Fotoğrafları, şairlerle aramızda bir köprü, herşeyin bu kadar hızlı yokolduğu bir dünyada, şiirin yokolmasına izin vermememiz gerektiğini söylüyor.


Haydar Ergülen


Şairler, hızla kirlenen bu dünyayı sabırla izlemek durumunda kalabilirler, dünya onlara başka bir şans tanımayabilir, bizim ise, borcu olan bir ülkenin çocukları olarak, yaşamın gerçeklik ve değerlerinin yokoluşunu önlemek adına, Oğuz Kurum’un davetine cevap vermemiz gerekiyor.


Gülseli İnal

Bir şairin kendisine ait olmayan ama o şairi anlatan bir şiiri olur mu? Olur. Oğuz Kurum, fotoğrafları ile şairleri anlatan şiirler yazmış: Siyah beyaz şiirler. Bizi şiire davet ediyorlar, bizi unuttuğumuz, hızla yanından geçip gittiğimiz yaşama davet ediyorlar…




Ahmet Oktay



Yazı : Şule TÜZÜL








Oğuz KURUM Hakkında



‘Simurg’ dışında ‘İstanbulArt’ ile MÜ GSF Fotoğraf Bölümü’nün Istanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti çalışmaları kapsamında İstanbul Kültür ve Sanat İnsanlarını portreliyor. Bu proje kapsamında İstanbul’da yaşayan ve kentin sanat ve kültür yapısının oluşmasında emeği olan sanatçılar var.



Ayrıca kurucusu olduğu İstanbul Gren Fotoğraf Üretim Atölyesi ile reklam ve tanıtım alanlarında çalışmalarına devam etmekte.











Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Oğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : SimurgOğuz Kurum : Simurg

Hakan Temuçin : Geride Kalanlar



Terk edildiler yaşarken ve sırt çevrildiler hala sahnedeyken, geçen zamanla yıprandılar. Kutsandılar yalnızlıkla ama yine de parladılar ihtişamlarından hiçbir şey kaybetmeden.



Hakan TEMUÇİN


2003, İstanbul

















Hakan TEMUÇİN Hakkında

1983 Ankara’da Doğdu.


1999 Doğa fotoğrafçısı Faruk Akbaş’ın eğitimiyle fotoğraf çekmeye başladı.


2000 Fotoğraf Vakfı kurucularından Dora Günel gözetiminde karanlık oda uygulamalarına başladı.


2002 Dereceyle bitirdiği Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf bölümüne kabul edildi.


2004 İstanbul Fotoğraf Merkezi’nin düzenlediği Genç Bakış Yarışmasında Portfolyo ödülüne layık görüldü ve Türkiye’de on kişinin bildiği Platinyum Paladyum baskı tekniğinin eğitimine hak kazanarak genç bakış karma sergisine katıldı.


2005 Ada yarışmasında üçüncülükle dereceye girdi.


2006 Pera Müzesi EL/LE karma sergisine katıldı.


2007 Goethe Enstitüsü’nün (Almanya) düzenlediği dilin gücü adlı yarışmasında sergileme aldı ve aynı adlı karma (Academy of Arts, Berlin) sergiye katıldı.


2007 ‘Hayalimdeki İstanbul’ adlı ilk kişisel sergisini Fotoğrafevi’nde açtı.






Web :www.hakantemucin.com
E-posta: Contact@hakantemucin.com

Tel: 0212 248 21 19







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Hakan Temuçin : Geride KalanlarHakan Temuçin : Geride KalanlarHakan Temuçin : Geride KalanlarHakan Temuçin : Geride KalanlarHakan Temuçin : Geride KalanlarHakan Temuçin : Geride KalanlarHakan Temuçin : Geride KalanlarHakan Temuçin : Geride KalanlarHakan Temuçin : Geride KalanlarHakan Temuçin : Geride KalanlarHakan Temuçin : Geride Kalanlar

Dave Anderson : Kaba Güzellik



KABA GÜZELLİK, Güneydoğu Teksas’ın fakir, dışlanmış ve Ku Klux Klan kasabası olarak çok iyi tanınan uzun tarihi ile Vidor halkına ve yerleşim yerlerine ait kuvvetli bir fotografik dokümandır.



Çalışma, 2003 sonbaharında başladı ve 2006 başlarında bitti. Anderson karakteri araştırmış ve zor tarihi (ve dirençliliği ve güzellikten uzak oluşu) ile damgalanmış bir toplumun külfetini yüklenmiştir. Vidor, Klan hareketleri ile dolu tarihi nedeniyle lanetlenmiştir fakat bu basmakalıp yalanların ötesinde; kaydadeğer bir direnç, zor geçmişe ait tarihinden kurtulmak ve yeni bir kimlik yaratmak için mücadele gösteren bir kasabadır. Fotoğrafları, en kaba yerlerde bile keşfedilmemiş saklı güzellikleri sunar.




Waking Grave




ROUGH BEAUTY is a powerful photographic documentation of the people and places of Vidor, Texas, a poor and isolated town in rural Southeast Texas, most known for its long history as a Ku Klux Klan town.




Begun in the fall of 2003 and completed in early 2006, Anderson explores the character and burden — and the resilience and off-kilter beauty — of a community branded by a difficult history. Vidor is reviled for its history of Klan activities, but behind this stereotype lies a town with remarkable resiliency, struggling to create a new identity out of a difficult past. His images show a hidden beauty that lies dormant even in the roughest places.







Bu projenin hikayesi ve amacı nedir? Hedefinize ulaştınız mı?



Kaba Güzellik, Teksas’taki küçük, kırsal bir kasaba olan Vidor’un araştırmasıdır. Portreler ve manzaralar vasıtasıyla bu yerdeki insanların yalnızlıklarını, içinde bulundukları yoksulluk ve ayakta kalma güçlerini araştırmaya çalışıyordum. Başladığım zaman belirgin bir hedefim olmadığı halde projenin ortaya çıkışından çok mutluyum. Ben sadece yer ile ilgiliydim.




Troy’s Battle




Fotoğrafçılığınızla insanlara ne anlatmak istiyorsunuz?



Oldukça inatçıyım ve insanları şaşırtmayı severim. Tüm çalışmalarımın, şaşırtıcı şeyleri güzel bir yolla resmettiklerini düşünüyorum.




Tadpole




Bize “Kaba Güzellik” adlı kitabınızla ilgili biraz bilgi verebilir misiniz?




Kaba Güzellik, İngiltere’ye getirip yayıncı Dewi Levis’e gösterdiğim bir model olarak başladı. O, çalışmayı sevdi ve bir kaç ay temasta kaldık, daha sonra basmaya karar verdi. Kitabın fotoğraf düzeni, görünüşü ve duygusu ile ilgili özel bir fikrim vardı ve Dewi bunu kuvvetlendirmeye yardımcı oldu. Daha sonra kitap baskıdayken onunla birlikte İtalya Verona’ya gittim. Böylece ortaya çıkan şeyin olabildiğince iyi olmasını sağlayabilecektim. Bu çok etkileyiciydi.




Stump Dinette




Bu proje ile ilgili çalışırken başınızdan geçen ilginç bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?



Amerika’da Sükran Günü adlı bir tatil vardır.Herkes hindi pişirir ve bütün aileyi davet eder. Genellikle, hindi fırında pişer fakat Vidor’da daha çok ızgarada yapmak popüler olduğundan bu şekilde tasvir ettim. Birilerini buldum ve bu adam sabah 7.30’da pişirirken bu gösterişli kadın sendeleyerek garajdan geldi. Özenilmiş bir şekilde makyajlıydı ve küçük bir köpeği vardı. Beni görmüş olduğunu ve fotografını çekebilmem için çabucak giyindiğini düşündüm. Kendisine sordum ve “tamam” dedi . Şimdi bu fotoğraf “Kraliyet” adı ile kitapta yer almakta.


A View From The Drain




Daha sonra yolun aşağısına doğru arabamı sürdüm ve ufak bir dereyi sisler içinde çekmek için durdum. Fotoğraf çekmeye gittiğimde deredeki kanlı büyük torbaları farkettim. Fotoğrafları çekip ne yapabileceğimi söyleyecek birilerini bulmaya gittim. “Kraliyet” evine geri döndüm ve onlara neler olduğunu anlatmaya başladım. Gülmeye başladılar ve kanunsuz bir şekilde vurulup dereye atılmış bir geyik olabileceğini söylediler. Kitabın (Kanaldaki bir manzara) ana bölümündeki son fotoğraf budur. Eğer fotoğrafa yakından bakarsanız yerde tuhaf bir nesne görürsünüz. Bu , kanlı geyik parçaları dolu torbalardan düşmüş bir geyik bacağıdır.




Small Escapes




Tekniğinizi – özellikle bu projedeki- merak ediyorum. Burada tarihi ve gizemli bir etki var. Bunu çekme ve basma aşamasında neler yaptınız ve hangi donanımları kullandınız?



Bu, arkasında 220lik takılı olan bir 501 cm Hasselbald çekimi idi. Çoğunu Plu-x ve Tmax ile çektim. Fotoğrafların büyük çoğunluğu elle çekimdir.




Relaxing with the Guidrys




Neden siyah-beyaz?



Bu projeye başladığımda siyah-beyaz en iyi bildiğim ve kendimi en rahat hissettiğim yöntemdi. Tabii ülkede varolan yoksulluğu gördüm ve konuyu kendime uygun gördüm. Tahmin ederim beni siyah-beyaz çekim yapmaya iten bu şeyler oldu.




Ray Wilson




Kaba Güzellik’le yaşamınız arasındaki bağlantıyı bize anlatabilir misiniz?



Ortanın üstü bir sınıf kasaba olan Michigan East Lansing’te büyüdüm. Güzel bir evde aşırı olmayan güzel şeylerle yaşadım. Ailem, iyi eğitimli çok politik ve Protestandı. Annem, New York Scarsdale’de yetişmiş ve hali vakti yerinde entelektüel bir aileden gelmeydi. Babası mucit bir biyokimyacıydı. Babam, Michigan Sparta’da bir çiftlikte yetişmiş ve ben East Leansing’te çiftliğe yakın bir yerde, yazın zamanımın çoğunu orada geçirerek büyüdüm. Bu, babamın ailesinin sahip olduğu bir meyve çiftliği idi. Zengin insanlar değillerdi ancak insanlara iş verirlerdi. Muhtemelen suyu akmayan,s ağlık şartları iyi olmayan, çok kiracılı ucuz apartmanlarda oturan işçiler vardı.


Raking



Babam, çiftlik evinin arkasına yüz adım uzaklıktaki tek odalı binalarda büyümüştü. Elektrikleri olduğunu sanıyorum, olmalıydı… Fakat haraptılar. George adlı bu yaşlı Hintli adam bunlardan birinde yaşıyordu ve bir sarhoş olmasına rağmen çok iyiydi. Diğer binalarda yaşayan mevsimlik göçmen işçiler vardı. Adlarını hiç bir zaman bilmediğim göçmenleri sadece görmek ve el sallamak isterdim. Fakat o sahneyi, o yaşam tarzını hiç unutmayacağım. Vidor ile büyüdüğüm kasaba arasında hiç bir şey benzemese de dikkatle bakıldığında bazı benzerlikler vardı.Sıradanlığa karşı olan insanlara hayranım ve buraya bu konuya ve bu kasabanın insanlarına yardımcı olmak üzere geldiğimi düşünüyorum.

Hedeflediğiniz yerde misiniz? Gelecekteki planlarınız nelerdir?



Galerilerde baskılar satıyorum ve Amerikan ve Alman dergileri için yazı işleri yapıyorum. Bunları yapmaya devam etmeyi planlıyorum ama daha fazla yazma işi yapmak isterim.




Leashed




Lütfen bize eski projeleriniz ve medya işlerinizi anlatır mısınız? Halen devam ediyor mu?




“Yol Kenarı Hayaletleri” daha çok Birleşik Devletler’e yaptığım seyahatlerden oluşan bir koleksiyondur. Seriler, melankoli duygusu ifade eder ve benim daima sahip olduğum hassasiyeti yansıtır fakat bir tanesi, annemin kaybı ile abartılmıştır. O ve ben çok yakındık ve onu kaybetmek bana çok ağır geldi. Ölümden sonraki yaşama ait şeyleri inkar etmememe rağmen onun varlığına dair net bir his duymuyorum.


BBQ Queen




Nerede olduğunu ve beni izleyip izlemediğini düşünmeye çalıştığımda bu biraz ümit ve biraz kuşkuyla oluyor. Yukarıda bir yerlerde olduğunu umuyorum ama emin değilim. Bu ruh halinin fotoğrafları kapladığını düşünüyorum. Bazıları biraz dini, bazıları nesnelerin tamamen katı bir şekilde kendileri oldukları çalışmalardır. Fakat hepsinde kayıp duygusu olmasına karşın onun anısından edindiğim bir parça umut ve ilham kaynağı mevcuttur. Bana her zaman verdiği ilham kaynağı ve işimle duyduğu gurur için minnettarlık duygusu da vardır.




Jug Riding




Bir sonraki projem renkli çekimler olacak ve New Orleans’ta çekim yapıyor olacağım. Katrina Kasırgası’ndan sonra yeniden toparlanmaya çalışan bir grup insandan oluşacak.


Röportaj : Levent YILDIZ
Çeviri : Berna AKCAN






What’s the story and aim of this Project? Did you reach your target ?



Rough Beauty is an exploration of a small, rural American town in Texas called Vidor. Through portraiture and landscapes, I was trying to explore the isolation of the people in this place, the poverty they live in and the resilience and strength that keeps them going. I am happy with how the project came out, though I didn’t have a specific goal when I began. I was just interested in the place.




Janine




What do you want tell to people with your photography ?



I’m somewhat of a contrarian and I very much like to surprise people. I think in all of my work illustrates surprising things in a beautiful way.




A Bad Week




Do you give us a bit information about Rough Beauty’s book?



Rough Beauty started as mock-up that I brought to England and showed to the English publisher, Dewi Lewis. He liked the work and we stayed in touch for a number of months and then he decided to print it. I had a specific idea for the sequence of images and the look and feel of the book and Dewi helped make it stronger and then I went to Verona, Italy (EBS were the printers) with him while the book was “on press” so I could make sure it came out as well as possible. That was quite fascinating.




Her Public Face


Do you share us a memory when did you work in this Project?



In America there is a holiday called Thanksgiving. Everybody cooks turkey and invites family over. Usually the turkey is cooked in the oven, but I figured that since barbecuing is so popular in Vidor, that someone was bound to have a turkey on their bbq. Sure enough I found someone and while this man was cooking (at 7:30am), this regal woman came teetering out of the garage. She was elaborately made up and had a little dog. I think she had seen me and had gotten dressed in a hurry so that I could take her picture. I asked, she said okay and the picture is now called “Royalty” and it’s in the book. I then drove down the road and stopped to take a picture of a small creek in the fog. As I went to take the picture I noticed to large bloody bags in the creek.


Breeze




I took the picture then went to look for someone who could tell me what to do. I went back to the “Royalty” house and when I started to tell them what had happened, they began to laugh and said it was probably a deer that had been illegally shot and then dumped in the creek. That’s the last image in the main section of the book (called “A View from the Drain.” If you look closely at the image you’ll notice that there is an odd object on the ground. That is a deer leg that fell out of one of the bloody bags of deer parts.




Hank’s Velvet Elvis




I wonder your technics – speciality over this project ; there’s a historical and mystic effect on it,how do you do it ” in taking level or pressing level “? And which equipments did you use ?



This was shot with a Hasselblad 501cm with a 220 back. I shot most of it with Plu-X to Tmax. The vast majority of the images are shot hand-held.




Carts




Why Black&White?



When I began this project, B&W was the method I knew best and felt comfortable with. I certainly saw a level of poverty that existed in the country which seemed and appropriate to the subject matter and I guess those things made me want to shoot BW.




Fist




Could you tell us the connection your life between Rough Beauty ?



I grew up in East Lansing, Michigan, an upper-middle-class college town. I lived in a nice house with nice things – but not extravagant. My parents were well educated, very political, and Quaker. Mom grew up in Scarsdale, New York, a well-to-do town, and came from a family of intellectuals. Her father was an inventor, a biochemist. Dad grew up on a farm in Sparta, Michigan and I grew up in East Lansing, close to the farm, and spent a lot of time there in the summer. It was a fruit farm. Dad’s family owned it. They weren’t rich or anything, but they employed people. There were farm workers living in tenement style housing, probably with no running water, and definitely without health care.


Cruiser




One hundred feet to the back of the farmhouse my dad grew up in were a pair of one-room buildings. I guess they had electricity, they must have”¦ but they were ramshackle. This old Indian man named George lived in one of them, and he was very nice, though he was a drunk. And there were seasonal migrant workers who lived in the other building. The migrants, I never knew their names, I would just see them and wave to them. But that scene, that lifestyle, I’ll never forget it. So while the town of Vidor is nothing like the place I grew up, but there is something similar in that regard. I have a lot of admiration for people who keep going against the odds and that’s how I think I came to respond to that kind of subject matter and the people of that town.




Depression Modern




Have you got a position that you purposed? What’s your future plans?



I sell prints in galleries and do editorial assignments for American and German magazines. I plan to continue doing that but would like to do more editorial.



Please tell us your old Projects and media Works? İs it stil surrender?



“Roadside Ghosts” is a collection of images from my travels (mostly in the US) couple of years. The series conveys a sense of melancholy and I think that reflects a sensibility that I have always had, but one that has been heightened by the loss of my mother. She and I were quite close and losing her has been hard on me. Though I don’t disbelieve anything specific about the afterlife, I also don’t have any clear sense that it does exist.


Death in Vidor




So when I try to think of where she is and whether she’s watching over me, it’s with some hope and some uncertainty. I hope that she is “up” there, but I don’t know for sure. And I think that mood pervades the pictures. Some of them are quasi-religious and some are more strictly about the objects themselves. But in all of them, I think there’s that sense of loss, but also some degree of hope and the inspiration I gain from her memory. It’s also with a sense of gratitude to her for the inspiration she has always given me and for the pride she would have had in my work.



My next project is being shot in clor and I’m shooting it in New Orleans. It follows one block of people as they try to recover from Hurricane Katrina.




Interview by Levent YILDIZ
Translated by Berna AKCAN




Dave ANDERSON Hakkında



Dave Anderson diğer alanlarda çalıştıktan sonra fotoğrafçı oldu. Protestan bir ailede doğdu ve Michigan, East Lansing’te büyüdü. Üniversitede tarih ve film okudu. Dave , Başkan Bill Clinton’un iletişim ve medya işleri ofisinde , genç seçmenleri kabul eden, MTV’nin ülke çapında dolaşan “Seç ya da Kaybet” otobüsü için ve daha sonra New York’ta, bağımsız bir film stüdyosu olan Madstone’da çalıştı.




New York Uluslararası Fotoğrafçılık Merkezi’nden bir kurs kataloğunu şans eseri olarak görmesi onun kurslara gitmesine ve kısa sürede fotoğrafçılık için yanıp tutuşmasına neden oldu.



Son dört yıldır güzel sanatlar ve ticari fotoğrafçı olarak tam zamanlı çalışmakta. Kısa sürede Almanya’nın fotoMAGAZİN’i tarafından “Amerikan fotoğraf sahnesinin fotoğraf çeken yıldızlarından biri” ve Bölgesel Fotoğraf Haberleri tarafından “Yükselen Yıldız” olarak tanımlandı. Kaba Güzellik projesi, Santa Fe Fotoğraf Merkezi tarafından 2005 Proje Yarışması’nda birinciliği kazandı.



Çalışmaları; New York Times, NPR, New Yorker, Esquire, Newsweek, Time, Stern, British Journal of Photography, B&W gibi pek çok yayında yayınlanmış ve, Houston Güzel Sanatlar Müzesi, George Eastman Evi, GüneydoğuTexas Sanat Müzesi, Massachusetts’deki Worcester Sanat Müzesi ve New Orleans’daki Ogden Museum of Southern Art gibi müzelerin koleksiyonlarında yer almıştır.



Dave‘in kitabı Kaba Güzellik, 2006 sonbaharında Dewi Lewis Yayımcılık (ingiltere) ve Mets & Schilt (Hollanda) tarafından Anne Wilkes Tucker’in bir makale ve röportajı ile güncellendi. New Yorker çalışmasını, “duygusal ve sempatik olduğu kadar açık-gözlü ve duygusuz ” olarak tanımladı. American Photo yılın kitaplarından biri olarak tanımladı.



Aslen Michiganlı ve uzun süredir New Yorklu olan Dave şimdi Arkansas, Little Rock’ta eşi Ashley ve oğulları Noah ile birlikte yaşamakta.



www.dbanderson.com
info@dbanderson.com




About Dave ANDERSON


Dave Anderson came to photography only after working in other fields. Born to Quaker parents and raised in East Lansing, Michigan, he studied history and film in college. Dave worked for President Bill Clinton’s communications and media affairs office, MTV’s nation-touring “Choose or Lose” bus recruiting young voters, and later for Madstone, a maverick independent movie studio in New York.




A chance sighting of a course catalog from the International Center of Photography (ICP) in New York led to classes and soon an all-consuming passion for photography.




For the past four years, he has been a full-time fine art and commercial photographer. In that short time, he has been recognized as “one of the shooting stars of the American photo scene” by Germany’s fotoMAGAZIN and named a “Rising Star” by Photo District News. His project Rough Beauty was the winner of the Santa Fe Center for Photography’s 2005 Project Competition.



His work has been featured in numerous media (New York Times, NPR, New Yorker, Esquire, Newsweek, Time, Stern, British Journal of Photography, B&W) and is in the collection of various museums (Museum of Fine Arts, Houston; George Eastman House; Art Museum of Southeast Texas; Worcester Art Museum in Massachusetts and the Ogden Museum of Southern Art in New Orleans).




Dave’s book Rough Beauty was released in the Fall of 2006 by Dewi Lewis Publishing (UK) and Mets & Schilt (Netherlands) with an essay and interview by Anne Wilkes Tucker. The New Yorker called his work “as clear-eyed and unsentimental as it is soulful and sympathetic.” American Photo called it one of its books of the year.




Originally from Michigan and a longtime New Yorker, Dave now lives in Little Rock, Arkansas with his wife Ashley and their son Noah.



www.dbanderson.com
info@dbanderson.com





Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Dave Anderson : Kaba GüzellikDave Anderson : Kaba GüzellikDave Anderson : Kaba GüzellikDave Anderson : Kaba GüzellikDave Anderson : Kaba GüzellikDave Anderson : Kaba GüzellikDave Anderson : Kaba GüzellikDave Anderson : Kaba GüzellikDave Anderson : Kaba GüzellikDave Anderson : Kaba GüzellikDave Anderson : Kaba GüzellikDave Anderson : Kaba GüzellikDave Anderson : Kaba GüzellikDave Anderson : Kaba GüzellikDave Anderson : Kaba GüzellikDave Anderson : Kaba GüzellikDave Anderson : Kaba GüzellikDave Anderson : Kaba GüzellikDave Anderson : Kaba GüzellikDave Anderson : Kaba GüzellikDave Anderson : Kaba GüzellikDave Anderson : Kaba GüzellikDave Anderson : Kaba Güzellik