Kategori arşivi: EYLÜL 2011 SAYISI – SEPTEMBER 2011 ISSUE

Thomas Kelly : Düşmüş Melek



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



DÜŞMÜŞ MELEK
FALLEN ANGEL


Thomas L. Kelly





Badili seks işçisi bir kadın, annesi ve kızkardeşi kendisini izlerken müşterileri için hazırlanıyor. Badili kızlar, aybaşı olmaya başlayınca ailelerini desteklemek için eve müşteri getireceklerini bilerek yetiştirilirler.


Dang, Batı Nepal



A woman of the Badi sex worker caste prepares herself for clients while her mother and younger sister look on. Badi girls are raised knowing that when they reach menarche, they will support their families with clients brought to the home.


Dang, Western Nepal.




79 yaşındaki Tatalau klasik şarkıcı ve dansçı olarak performans gösteren bilinen en son kişilerden biri. Bugünkü kızlar rüzgar gibi. Klasik müzik için gerekli olan sabır ve disipline sahip değiller. İşte bu nedenle fahişelik yapıyorlar.


Orta Batı Bölgesi, Nepal



Tatalau, now 79, is among the last of the who performed as a classical singer and dancer. The girls today are like the wind. They do not have the patience and discipline necessary for classical music. That is why they have to prostitute themselves


Mid Western Region, Nepal.




Badili kız çocuklarının fuhuş yaşamından kaçması çok zor. İlkokula başlayan çok az sayıdaki Badili kız okulu bitirmeden bırakıyor çünkü onlara dokunulmaz olarak muamele ediliyor ve daha kötüsü, bir seks işçisi olarak görülüyorlar. Bu kızlar aileleri tarafından, yaşamlarını bir seks işçisi olarak yönlendirmeye özendiriliyorlar.


Nepal’in uzak batısı.



It is extremely difficult for Badi girl children to escape a life of prostitution. Most of the few Badi girls who enter primary school soon drop out, in part because they are treated as untouchables- and worse, as members of a sex worker caste- and in part because girls are encouraged by their families to direct their lives towards sex work. Far Western Nepal.




Deukili üç nesil. Nepal Deuki sisteminde çocuklar tapınak tanrılarına hizmet etmek üzere verilirler. Evlenmek yasaktır, pek çoğu kendilerini fahişelik ile geçindirirler. Gayrimeşru kızları da genellikle annelerinin “meslek”lerini sürdürürler.


Uzak Batı bölgesi, Nepal



Three generation of Deuki. In the deuki system of Nepal, children are dedicated as servants to temple deities. Forbidden to marry, many support themselves by prostitution. Their illegitimate daughters usually follow in their mothers’ profession.


Far Western Region, Nepal.




Bombay genelevlerinde iş, sabah 04:00 civarında başlar. Divya, Bishakha ve Geetanjali akşam için hazırlar.


Kamathipura, Bombay, Hindistan



Business begins about 4 p.m. in the Mumbai brothels. Divya, Bishakha and Geetanjali prepare for the evening.


Kamathipura, Mumbai, India.




Bengalli yol kenarı seks işçileri.Hindistan’da kamyoncuların durdugu yerde yapılan fahişelik çok tehlikeli bir iş ve kadınlar kuvvetli olmalı.


Murşidabad Bölgesi, Batı Bengal, Hindistan



Bengali roadside sex workers. Truckstop prostitution in India is a dangerous business, and the women must be tough.


Murshidabad District, West Bengal, India.




Aşağıdaki caddeyi seyreden ve müşteri bekleyen kadınlar.


Kamathipura, Mumbai, Hindistan



A women looks down on the street, waiting for clients.


Kamathipura, Mumbai, India.




İstismarcı babası evi terkettikten sonra Dipika’nın annesi daha kötü bir ilişkisinin olacağı yeni bir evlilik yaptı. Dipika güzellik uzmanı ve fahişe olarak çalışıp ailesine destek oluyor.


Dum Dum, Batı Bengal, Hindistan



After her abusive father left home, Dipika’s mother married again, into a worse relationship. Dipika works as a beautician and prostitte to support her family.


Dum Dum, West Bengal, India.




Otel çalışanları sahilde molada. Sri Lanka’da kadın seks işçiliği gizli ve bunlar gibi pek çok kadın, müşterileri kışkırtmak için namuslu işleri bir paravan gibi kullanıyorlar.


Kolombo, Sri Lanka



Hotel workers taking break on the beach. In Sri Lanka female sex work is covert, and many women such as these use straight jobs as a covert for soliciting clients.


Colombo, Sri Lanka.




Bu kız bir geneleve Tsuki ya da bağlı bir seks işçisi olarak satılmış. Gelişinden kısa süre sonra delirmiş.


Dhaka, Bangladeş.



This girl was sold to a brothel as a Tsuki, or bonded sex laborer. She went mad shortly after her arrival.


Dhaka, Bangladesh.




Bangladeş, kızların büyük kısmı genelevlere satılır ya da tsukri (bağlı seks işçisi) olarak girerler.


Tanzabar genelevi, Narayanganj, Bangladeş.



In Bangladesh, a large proportion of girls are either trafficked into the brothels or enter as tsukri (bounded sex laborers).


Tanbazar brothel, Narayanganj, Bangladesh.




Sokaktaki ve kamyon duraklarındaki seks işçileri yüksek oranda HIV enfeksiyonu riski ve polis ve müşterilerin kötü muamelesi gibi pek çok aynı problemi paylaşırlar.


Ramma Park, Dhaka, Bangladeş.



Street sex workers and truckstop sex worker share many of the same problems, including a high risk of HIV infection and little protection from abuse by police and clients.


Ramma Park, Dhaka, Bangladesh.




Rajshahi Tren İstasyonu, Rajshahi Bölgesi, Bangladeş.
Çocuk fahişe ve çöp toplayıcısı Rozina (sağda) Nabangong’a giden trende. Kardeşi ile birlikte altı sene evvel Rajshahi’ye gelmiş. Annesi yeniden evlenip onu terketmiş.



Rajshahi Rail Station, Rajshahi division, Bangladesh.

Rozina (right), a child Prostitutes and scavenger, on a train bound for Nababgong. She came to Rajshahi with her mother six years ago. Her mother married again and abandoned her.


Rajshahi Rail Station, Rajshahi division, Bangladesh.




Roushan ve Ayesha sokak kızları. Sabah boyunca İngiliz Yolu’ndaki bu köprünün üzerinde uyuyorlar ve akşamları çalışmak üzere sokaklara gidiyorlar.


Dhaka, Bangladeş.



Roushan and Ayesha are street girls. They sleep on this overbridge on English Road throughout the morning, and go out to work the streets in the evening.


Dhaka, Bangladesh.




Kadınlar Bangladeş – Hindistan sınırı boyunca yürüyorlar. İki ülke, güvenlik kuvvetlerinin kaçakçılara sık sık göz yumdukları uzun ve açık bir sınırı paylaşıyorlar.


Rajshahi Bölgesi, Bangladeş.



Women walk across the border from Bangladesh to India. The two countries share a long, open border where security forces often turn a blind eye to the operations of traffickers.


Rajshahi Division, Bangladesh.




Bir seks işçici, erkek arkadaşı ve çocukları. Eğer yeterince para biriktirebilirlerse genelev dışında bir eve yerleşeceklerini söylüyorlar.


Daulotdia Genelevi, Bangladeş.



A sex worker, her boyfriend and their child. If they can save enough money, they say, they will settle in a house outside the brothel.


Daulotdia Brothel, Bangladesh.




Bir kadın, müşterisinin gömleğinin arkasına sessizce, su doldurulmuş prezervatifleri tutturup komik görüntüsüyle genelev etrafında yürüttüğü genelev şakasına gülüyor.


Daulotdia Genelevi, Bangladeş.



Laughing at a brothel joke, in which a woman quietly attaches water-filled condoms to the back of a client’s shirt, and lets him walk around the brothel looking ridiculous.


Daulotdia Brothel, Bangladesh.




Bangladeş’te erkekler çok genç kızlara hevesliler. Bir çocuk, yüzüne genelev sahibesi gibi makyaj yapıyor ve yaşlı müşteri izliyor.


Dhaka, Bangladeş.



In Bangladesh, men have a taste for very young girls. A child makes up her face as her madam and an elderly client watch.


Dhaka, Bangladesh.





Kızlar, genelev bölgesi Kandupatti’nin dar yollu labirentinde müşteri bekliyorlar.


Dhaka, Bangladeş.



Girls wait for the clients in the labyrinth of narrow alleys of Kandupatti brothel district.


Dhaka, Bangladesh.




Genç bir kız daimi müşterilerinden biri ile samimi bir anı paylaşıyor.


Kandupatti, Dhaka, Bangladeş.



A young girl shares a moment of intimacy with one of her regular clients.


Kandupatti, Dhaka, Bangladesh.




Genelev kızları Ramazan Bayramı için yeni giysiler giyiyor. Genelevlerde kadınlar çok samimi ve psikolojik destek olmak için birbirlerine çok bağlı. Eğer para sıkıntıları varsa tefeciden almamaları için birbirlerine borç veriyorlar.


Daulotdia Genelevi, Bangladeş.



Brothel girls dress in new clothes for the festival of Eid. In the brothels, the women are close and depend on each other for psychological support. They lend ach other money if they have financial problems, to avoid borrowing from the moneylenders.


Daulotdia Brothel, Bangladesh.




Bir hamamcı çocuk müşteri bekliyor.


Peşaver, Pakistan.



A bathhouse boy waits for client.


Peshawar, Pakistan.



Anuradha kurtardığı kızlarla, Maiti Nepal. Geçmişte bir zamanlar Nepal Maiti’de Anuradha’nın sorgulamaları seks işçilerini kurtarmıştı. Çoğunlukla kızların hikayeleri aynıdır; fakir aileler, evlilik dışı hamilelik, bir borçtan kurtulmak veya aileyi karşılayamayacakları bir çeyiz sorumluluğundan kurtarmak için haberi olmadan satılmak.

Anuradha with girls she has rescued, Maiti Nepal. Once back at Maiti, Nepal, Anuradha questions rescued sex workers. Often the girls stories are the same; family poverty, out of wed-lock preganancy, unknowingly sold to clear a debt or release the family from the responsiblity of a marriage dowry they cannot afford.




Hijras bir düğünde eğleniyor. Qissa Khawani veya Masalcı Pazarı, Peşaver, Pakistan.



Hijras entertain at a wedding celebration.


Qissa Khawani, or the Storyteller Bazaar, Peshawar, Pakistan.




Kaçakçı olduğu iddia edilen Rajan (sağda), Jamuna (solda) ve Jyoti’nin (solda) şahitliğiyle suçlu olarak kaydediliyor. Jamuna 1998’de kurtarılmadan önce Mumbai genelevinde 3 yıl geçirmiş. Ranjan Önce Jyoti’nin kızkardeşini daha sonra da Jamuna’yı aynı geneleve satmış.


Hanuman Dhoka, Katmandu, Nepal



Alleged trafficker Rajan (center) is booked on evidence from Jamuna (left) and Jyoti (right). Jamuna spent three years in the brothel of Mumbai, before rescued in 1998. Ranjan had earlier trafficked Jyoti’s sister, and later sold Jyoti to the same brothel.


Hanuman Dhoka, Kathmandu, Nepal.




Soldaki üç kadın 1999’da Nepalli kızları Mumbai’ye satma suçu ile tutuklandı. Pek çoğu fakir ailelerden geliyor ve insan ticareti geçimi sağlamak için en kolay ve çabuk yol. Hindistan’daki genelevlerde 100.000’den fazla Nepalli kızın olduğu tahmin ediliyor.


Hanuman Dhoka Hapishanesi, Katmandu, Nepal.



The three women on the left were arrested in 1999 for the alleged trafficking of Nepali girls to Mumbai. Many come from poor families and trafficking is a quick and easy way to make a living. It is estimated that there are over 100,000 Nepalese girls in the India brothels. Hanuman Dhoka Jail, Kathmandu, Nepal.




STD/HIV Müdahale Programı Sonagachi Genelevi bölgesinde bu klinikle başladı. Burada doktorlar genel sağlığa bakarlar. Diğer klinikte HIV için test ve danışmanlık sadece seks işçilerinin isteği üzerine yapılır.


Sanagachi, Kalküta, Hindistan.



The STD/HIV Intervention Program began with this clinic in the Sonagachi Brothel area. Here, physicians provide general health care. In another clinic, testing and counseling for HIV is conducted, but only at the sex workers request.


Sanagachi, Calcutta, India.




HIV pozitif bir kamyon şoförü, yol kenarındaki STD/HIV kliniğinde doktor tarafından muayene ediliyor.


Batı Bengal, Hindistan.



An HIV-positive truckdriver is examined by the doctor at a roadside STD/HIV clinic.


West Bengal, India.




Annuradha Koirala (sağda) Mumbai genelevlerinden yeni kurtarılmış Nepalli bir kızı teselli ediyor. Kızlar Nepal-Hindistan sınırına götürülüyor ve oradan otobüsle aileleri ile mümkünse yeniden biraraya getirilecekleri Katmandu’ya götürülecekler. Kurtarılan 28 kızın 18’i HIV pozitif.


Merkez bölgesi, Nepal.



Annuradha Koirala (right) comforts a Nepali girl just rescued from the Mumbai brothels. The girls have been transported to the Nepal-India border and are being take by bus to Kathmandu, where they will be reunited with their families, if possible. Eighteen of the 28 rescued girls are HIV-positive.


Central Region, Nepal.




Eski Devadasi’ler, şimdi Devadasi* Rehabilitasyon Projesi işçileri genç Devadasi’nin uygulamaları reddedişini simgeleyen rastalarını kesiyor.


Saundatti, Karnataka, Hindistan.


* (ÇN) Devadasi: Hindistan’da doğurganlık tanrıçasına kurban edilen cocuk yaştaki kutsal seks köleleri.
Binlerce yıl öncesinden gelen eski bir inanış.



Former Devadasis, now project workers for the Devadasi Rehabilitation Project, cuts the dreadlocks of a young Devadasi, symbolizing her rejection of the practice.


Saundatti, Karnataka, India.




Tanrıçaya adanacak olan dehşet içindeki bir çocuk. Her yıl tahminen 3.000 genç kız Yellama festivaline Devadasis veya hizmetçikız olarak Tanrıça’ya adanmak üzere getirilir.


Saundatti, Karnataka, Hindistan.


Devadasi Hindistan’ın iki ilerici eyaletinin sınırında ikamet eder: Maharastra ve Karnataka. Kanuni yasaklamaya rağmen her yıl 5.000 kız Tanrıça Yellama’ya adanmaya devam ediliyor. Ocak ayında dolunayın olduğu bir gece binlerce kız Karnata’nın uzak bir kasabasında Tanrıça Yellama için tapınağa dini bir kafile ile katılır. Adandıktan sonra açık artırma ile en yüksek fiyatı verene satılır ve fuhuş dünyasına adım atarlar.


Saundatti, Karnataka, Hindistan.



A terrified child, about to be dedicated to the Goddess. Each year, an estimated 3,000 young girls are brought to the festival of Yellama to be dedicated as Devadasis, or `handmaidens of the Goddess. Saundatti, Karnataka, India.


The Devadasi inhabit the border of two of India’s most progressive states: Maharastra and Karnataka. Despite the legal banning of dedication every year over 5,000 girls continue to be dedicated tot he goddess Yellamma. On the night of the full moon in January, thousands of young girls join in a religious procession to the temple for goddess Yellamma in a remote village of Karnataka. After being dedicated, they are auctioned to the highest bidder and enter the world of prostitution.



Saundatti, Karnataka, India.




Sahodaranlı işçi ülkenin her yanından transseksüellerin katılacağı geleneksel Aravan Festivali için hazırlanıyor.


Villiupurum, Chennai, Güney Hindistan.



Sahodaran worker gets ready to go out for work at the annual Aravan festival which attracts trans-sexuals from all over the country.


Villupurum, Chennai, South India.




Erkek sağlık projesi Prakriti Sahodaran’ın danışmanı Samson adındaki Sahodaran işçisi, tüm ülkeden transseksüellerin katılacağı geleneksel Aravan Festivali’nde çalışmak üzere hazırlanmış, poz veriyor.


Villiupurum, Chennai, Güney Hindistan.



Sahodaran worker named Samson, a counsellor for Prakriti Sahodaran, a men’s sexual health project poses as he gets ready to go out for work at the annual Aravan festival which attracts trans-sexuals from all over the country.


Villupurum, Chennai, South India.




Sahodaran işçileri tüm ülkeden transseksüellerin katılacağı geleneksel Aravan Festivali’nde çalışmak üzere hazırlar.


Villiupurum, Güney Hindistan.



Sahodaran worker gets ready to go out for work at the annual Aravan festival which attracts trans-sexuals from all over the country.


Villupurum, South India.




Çeviri (translated by) : Berna AKCAN








Thomas Kelly, Nepal’e ilk defa 1978’de ABD Barış Gücü gönüllüsü olarak geldi ve o zamandan beri marjinal insanların mücadelelerini ve tüm dünyada kaybolan kültürel gelenekleri belgeleyen bir foto-aktivist olarak çalışıyor.Bill ve Melinda Gates Vakfı tarafından finanse edilerek Güney Afrika’daki seks işçilerinin yaşamlarını ve fuhuş geleneklerini kayıt ediyor.Thomas yoğun olarak; UNICEF, Çocukları Koruma Vakfı (ABD), Aga Khan Vakfı, DFID, İngiltere, Çocuk Sağlığı Enstitüsü (ICH), İngiltere için çocuk fahişeler, insan ticareti, daha güvenli annelik / yenidoğan yaşamları, Çatışma ve Çözüm ve diğer çeşitli konular üzerinde çalışmıştır.Editoryal çalışmaları; The New York Times, Time, Newsweek, National Geographic ve The Observer, İngiltere gibi dünya çapında yayınlarda yer almıştır. 1990-1991 arası Body Shop Int. ‘in kurumsal fotoğrafçısıydı. Şirket Basın Kampanyaları’nı belgelemekte uzmanlaşmıştır. Şu anda Nepal’de Gamma Press,Fransa’yı temsil ediyor.



Fotoğrafçılık dışında; Discovery Communications, ABD, National Geographic ve the BBC için fuhuş, kadına karşı şiddet ve ezoterik etnik uygulamalar ve diğer konularla ilgili filmler ve videolar üretip yönetmektedir. Araştırıp fotoğrafladığı kitaplar: Kutsal Kıta-Tibet’te Hac: Kayıp Krallık Bon Araştırması, Tibet: Yaşam Çarklarından Yansımalar; Saklı Himalayalar; Katmandu: Dünyanın Kıyısındaki Şehir, Abbeville Yayınları, New York, Düşmüş Melekler: Güney Asya’nın seks işçileri, Tibet Ölüm Kitabı, Roli Books Int. Yeni Delhi, Hindistan, Milenyum: Kabile Bilgeliği ve Modern Dünya, Viking Penguin, New York ve Hinduizm ve Sahduların Kültürel Gelenekleri, Cuerpos Pintados, Santiago, Şili.




Thomas, Güney Afrika’da 15-23 yaş arası genç insanları tesbit etmek ve ailesel ve toplumsal değerler, HIV/AIDS, uyuşturucu bağımlılığı, istenmeyen gebelik ve cinsel istismar hakkında seslerini duyurmalarına yardım etme amacındaki bir program olan Gençlik İfade Projesi’nin (YEP) teknik danışmanıydı. Proje onların sorunları, kaygıları, umutları , korkuları, hayal kırıklıklarını anlamaya ve bu endişeleri halka açık bir platformda anlatmak için medyanın (yazı, fotoğraf, video) nasıl kullanılacağını öğrenmeye yardım ediyordu. Onların medya çıkışları aileler, öğretmenler ve genel kamuoyu ile yönetiliyordu.




Thomas L. Kelly
first came to Nepal in 1978 as a USA Peace Corps Volunteer, and has since worked as a photo-activist, documenting the struggles of marginalized people and disappearing cultural traditions all over the world. Funded by the Bill and Melinda Gates Foundation he has been recording the lives of sex workers and the traditions of prostitution across South Asia. Thomas has worked extensively for UNICEF, Save the Children Fund (USA), Aga Khan Foundation, DFID, U.K. , Institute of Child Health (ICH), U.K., on the subject of child prostitution, trafficking, Safer Motherhood/Saving Newborn Lives, Conflict and Resolution, and numerous other subjects. His editorial work has appeared in publications worldwide, including, the New York Times, Time, Newsweek, National Geographic, and The Observer, U.K., From 1990-1991 he was the Corporate photographer for The Body Shop Int., UK specializing in documenting the Press Campaigns of the Company. He currently represents Gamma Press, France in Nepal.



Apart from photography, he has produced and directed films and videos on prostitution, violence against women, and esoteric ethnic practices, among other subjects for Discovery Communications, USA, National Geographic, and the BBC. He has researched and photographed the books: Sacred Landscape-Pilgrimage in Tibet: In Search of the Lost Kingdom of Bon, Tibet: Reflections from the Wheel of Life; The Hidden Himalayas; Kathmandu: City on the Edge of the World, Abbeville Press, N.Y., N.Y., Fallen Angels: Sex Workers of South Asia, The Tibetan Book of the Dead, Roli Books Int. New Delhi, India,) Millennium: Tribal Wisdom and the Modern World, Viking Penguin, N.Y., N.Y. and Cultural Traditions on Hinduism-Sadhus, Cuerpos Pintados, Santiago, Chile.



Thomas was the AV Technical Advisor for The Youth Expression Project, YEP, a program in South Asia to help young people (ages 15-23) to identify and voice their concerns about parental and societal values, HIV/AIDS, drug abuse, unwanted pregnancy, and sexual abuse. The project was about aiding them to understand their problems, concerns, hopes, fears, frustrations, and learning how to use media (writing, photography, video) to express those concerns on a public platform. Their media outputs were directed to parents, teachers and the general public.








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Thomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş MelekThomas Kelly : Düşmüş Melek

Nanni Fontana : La Moskitia



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



La Moskitia. Gracias a Dios


Nanni Fontana




La Moskitia, Honduras ve Nicaragua arasında bölünmüş bir bölgedir ve Miskitos yerli azınlığının evidir. Honduras Moskitia’da nüfusun %75’i yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Kadınlar ve çocuklar acil sağlık hizmetlerinin ana mağdurlarıdır: 1000 çocuktan 77’si ishal, sıtma, tüberkuloz ve yetersiz beslenme sebebiyle ölmekte. Bebek ölümlerinin bu oranı Gana ve Uganda’dakilere benzemektedir.



Tam olarak bir alt yapı, ilaç ve tıbbi yardım eksikliği mevcuttur. Tek hastane Dipartimiento de Gracias a Dios’un başkenti Puerto Lempira’da. Nüfusun ihtiyacı olan pek çok ameliyat için gerekli olan ekipmanları olmayan iki ameliyat odası var. Miskitos’ların çoğu hastaneden oldukça uzak köylerde yaşıyor ve bu toplulukların çoğunda da “Centro de Salud” (Sağlık Merkezi) yok. Sadece şanslı aileler küçük teknelere güveniyorlar ama bu teknelerle bile hastaneye ulaşmak saatler sürüyor. Bu anne-çocuk ölümlerinin ana sebebi. Diğer bir sebep ise hamile kadınların hastlanmalarını önleceye ve onları takip edecek önleme çalışmalarının olmaması.



La Moskitia ulaşılması çok zor bir yer. Işin aslı ulaşılabilir bir yer ama sadece uçak ya da tekneyle. Ülkenin geri kalanıyla yol bir bağlantısı yok. Su, Miskitos’ların hayatında hakim bir element. Doğal olarak hayatta kalmanın bir yolu ama aynı zamanda bir düşman. Aslında USA’ya kırmızı istakoz ithal eden Honduras ve ticaretin büyük bir kısmı bu bölgede yapılıyor. Koyun adalarından zengin iş adamları gemilerini Puerto Lempira’ya çalışmak isteyen insanları toplamaları için gönderiyorlar. Ekipmanlar eski ve daha çok para kazanma bakış açısıyla Karayip sularına dalıp çıkan dalgıçlar sağlıklarına çok fazla dikkat etmiyorlar. Bunun sonucunda, felce ve iş göremez duruma gelmeye sebep olan Vurgun Sendromu yaşayanların oranının çok yüksek olması ve hükümet ne bu insanlara ne de ailelerine herhangi bir yardımda bulunmuyor. La Moskitia’nun diğer bir problem de içme suyu azlığı. Aslında bölgede sadece Puerto Lempira civarına hizmet eden bir temiz su tesisi var ve bölgenin geri kalanına yetmiyor ve bu da onların hastalıklara daha açık hale gelmesine sebep oluyor.



2007 Eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, “Yerli Halklar Hakları Bildirgesini (Declaration on the Rights of Indigenous People)” onayladı. Bildirgede, Avustralya, USA, Yeni Zelanda ve Kanada gibi Aborjiniler, Kızılderililer, Maoriler ve Inuit gibi en büyük Yerli halk azınlığına sahip dört ülke aleyhte oy kullandı. Bu sebeple bende Yerli halk azınlıkları hakkında uzun dönemli bir proje başlatmaya karar verdim; bu gezegende yaşadıkları sorunları ve yaşamlarını yazmak, yerli halklar olarak insan hakları konusunda yaşadıkları ana sorunlara odaklanmak istedim.



Bu proje IMAGINE Onlus adına gerçekleştirilmiştir.


Honduras, Ağustos-Eylül 2008




Çeviren (translated by) : Hülya YELTEPE





La Moskitia is an area split between Honduras and Nicaragua and is home of the Miskitos indigenous minority. In the Honduran Moskitia, 75% of the population live below the poverty line. Women and children are the main victims of the sanitary emergency: 77 out of 1000 children die because of diarrhoea, malaria, tuberculosis and malnutrition. This rate of infant mortality is comparable to those of Ghana and Uganda.



There is a total lack of infrastructures, medicines and medical assistance. The only hospital is in Puerto Lempira, the capital of the Dipartimiento de Gracias a Dios. There are two surgery rooms but unequipped for most of the surgeries needed by the population. Most of the Miskitos live in small rural communities far away from the hospital and most of these communities do not have a “Centro de Salud”. Only the luckiest families can rely on small 15-horses-offboard boats but even with those boats it can take many hours to reach the hospital. This is a major cause of maternal-infantile deaths. Another major cause is that there is no disease prevention at all and no monitoring on pregnant women as well.



La Moskitia is very inaccessible. As a matter of fact it is reachable only by plane or by boat. There are no roads that connect it with the rest of the country. Water is the predominant element in the life of the Miskitos. Naturally it is a mean of survival but it is an enemy at the same time. In fact, Honduras is the first exporter of red lobsters in the USA and most of the business is run in this area.



Rich businessmen form the islands of the bay send their ship in Puerto Lempira to collect people wishing to be employed. Their equipment is old and not sure while divers are pushed by the perspective of gaining more money to go up and down the waters of the Caribbean without paying attention to their health. The result is that the rate of men suffering the Decompression Syndrome, that naturally lead to a paralysis and therefore to the inability to work, is very high and the government doesn’t provide any kind of assistance for them nor their families.

Another problem of La Moskitia daily sanitary emergency is the lack of drinkable water. In fact in the region there is only one purifying water plant which mainly serves only the area around Puerto Lempira, leaving the rest of the population in need and more subject to get related diseases.

In September 2007 the General Assembly of the United Nations ratified the ÒDeclaration on the Rights of Indigenous peopleÓ. The Declaration was voted against only by four countries, Australia, USA, New Zealand and Canada, where the biggest communities of Indigenous minorities, the Aborigines, the Native Indians, the Maori and the Inuit, live. I therefore decided to start a long term project on Indigenous minorities willing to reach those who are facing different problems across the planet and to narrate their way of living, focusing on the main struggles regarding the respect of their rights as human beings and as indigenous people.



This project was realized on behalf of IMAGINE Onlus.


Honduras, August-September 2008








































Nanni FONTANA Hakkında



1975 yılında Milan’da doğdu. Bocconi Üniversitesi’nde uluslararası mali piyasalar eğitimi aldıktan sonra bütün çabasını fotoğrafçı olmak üzerinde yoğunlaştırdı. Daha çok NGO’lar ve hayırsever vakıflarla çalışan bağımsız bir fotoğrafçıdır. Fotoğrafları İtalya ve diğer ülkelerde sergilendi ve The Financial Times, The Guardian, L’Espresso, Die Tageszeitung, Suddeutsche Zeitung, The Economist, Newsweek, Internazionale ve National Geographic gibi dergilerde yayınlandı. Çalışmalarının odak noktası uluslararası haberler ve sosyal konularda derin ropörtajlardır.





Nanni Fontana



About Nanni FONTANA



Born in Milan in 1975. After a BA in international financial markets economy at Bocconi University, he puts all his efforts to become a professional photojournalist. He’s an independent photographer working mostly with NGOs and charitable foundations. His pictures have been exhibited in Italy and abroad and published, among others, on The Financial Times, The Guardian, L’Espresso, Die Tageszeitung, Suddeutsche Zeitung, The Economist, Newsweek, Internazionale and National Geographic. His work is focused on international news and on in-depth reportages on social issues.










Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Nanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La MoskitiaNanni Fontana : La Moskitia

Celil Sezer : Şehirdeki Fotoğraf




Hiç şiir yazmamış olsa da bir heykeltraş aynı zamanda bir şairdir bence, resim yapmamış bir müzisyen de zannediyorum ki henüz eline fırça almamış bir ressam.



Ben sanat dairesine adım atmış olanların birbirleriyle doğaları gereği akraba olduklarına inanıyorum. Onların, hayatı anlama ve yorumlama biçimleri, o daire içerisinde yer almanyanlara göre zannediyorum ki çok daha birbirine benzer. Sözgelimi bir tiyatro oyunu yazarının Kabataş sırtlarından Kızkulesine baktığında gördüğü, bir romancının o anda gördükleriyle nitelik olarak, diğer insanlara göre, daha çok benzeşir.



Dergiyi temsilen bana burada yer veren Levent Yıldız beyefendi, kendi fotoğraf anlayışım ve hikayemden bahsetmemi istediğinde, fotoğrafa geçiş sürecim üzerine yukarıda bahsettiklerimi yazmayı zorunlu gördüm. Çünkü benim için fotoğrafa başlayış hiç olmadı, ancak geçiş söz konusuydu.



Üniversitenin ilk yıllarında küçük bir tiyatro grubu için bir oyun yazmak durumundaydım ve ikinci perdenin ortalarına geldiğimde, yazdığım tüm sahnelerin, odanın içerinde keskin görüntülerle belirip belirip yıkıldığını fark ettim. Bir süre sonra oyunu tamamlamam, aslında sadece her detayını kolaylıkla görebildiğim görüntülere bakıp, onları kağıda aktarmam demekti.



Sonra bu “görüntüler”in fotoğrafını çekebilir miyim diye sorduğum an, benim fotoğraf serüvenimin başladığı andı.



Her ne kadar, fotoğraf dairesine “kurgusal” fotoğrafı hayal ederek dahil oldumsa da, kendimi sokak çekerken buldum.



Ben, içinde insan olmayan fotoğrafla ilgilenmiyorum. Dahası içinde insan olmayan her fotoğraf eksiktir bence. Bu yüzdendir ki, dünyanın en güzel manzarası, en kötü portresi kadar kıymet taşımıyor gözümde. Yani insan olmalı diyorum karede; hiç olmadı gölgesi düşsün bir kenara, kendi olmasa da rüzgarda uçan şapkası girsin kadraja, yüzünü görmeyelim ama tükürüğü en azından uçuşsun havada.



Sanat, kendisini dinleyen, izleyen, okuyan bir insan olmadığında nasıl ki onun “güzel” olduğunu söyleyebilecek bir şahitten mahrum kalırsa, bir şehir, sokak fotoğrafı da, içinde gezinen bir çift sevgili, bir çocuk olmaksızın, sadece bir yapıdır nazarımda.



Makinemle sokağa çıktığımda, bu şehrin en mutlu adamıyım ben.



Kendime ait bir yürüme parkurum var. Bu parkuru, her gün çevresindeki yeni sokak ve geçitleri de keşfetmemle birlikte, sürekli dallar veren kocaman bir çınara benzetiyorum. Yapım gereği çekinmek doğamda yok. Bu bana büyük kolaylık sağlıyor sokakta. Ben sokakta çekerken, insanlara çok sırnaşmam, çok muhabbet etmem, izin almam, onay beklemem. Arabesk bir “çeker giderim” halini daha doğru buluyorum. Hoşlanmayacak olduğunu hissettiğim kişiler, iyi fotoğraf verecekse “saygı”yı pek umursamıyorum. Saygısız da olabilirim iyi bir fotoğraf için. Genel kanı fotoğrafçının olabildiğince görünmez olması gerektiği yönündedir ama bence bazen de fotoğrafçı insanlar yokmuş gibi yapmalı.



Evimde küçük bir baskı cihazım var. Fotoğraf hediye etmeyi bir alışkanlık haline getirdim. Renkli zarflara fotoğrafları yerleştirip, bir adrese postalamayı, bunu yaparken, fotoğraftaki kişiyle aramızda geçen konuşmaları bir gülümsemeyle hatırlamayı seviyorum.



Sokak fotoğrafı literatürde kendi içinde dallara ayrılıyor. Ancak bence sokak fotoğrafı “durum” ve “olay” diye ikiye ayrılır. Örneğin iskele üzerindeki adamın bira şişesini bir martıya doğru atması bir olay iken, üzerinden martı geçen iskeledeki adam bir durumdur. Her ikisi de fazlasıyla ilgimi çekiyor.



Tabii insanın gözünün gelişmesi ve kadraj anlayışının oturmasıyla birlikte, gördüklerini fotoğraflama şekli de değişiyor. Fotoğrafa ilk geçtiğim dönemde, iskeledeki adamı yakınlaştırıp çekmekle bir hüzün duygusu elde edeceğimi zannederken, şimdi o adamı, bir şehir silüetinin içerisinde, bir martının altında ve koyu siyah suların üzerinde, yani bir atmosferle birlikte fotoğraflamayı, yakalamak istediğim bu hüzün duygusuna erişmek için daha uygun buluyorum.



Şehirdeki fotoğraf, bir de bu İstanbul ise, hüznü içermeksizin ne kadar başarılı olur bilmiyorum.



Bu bağlamda Ahmet Rasim’in “Manzaranın güzelliği hüznünde yatar” sözü benim için tam bir el feneri. Ancak buradaki mesele ise o hüzün duygusunu nasıl yakalayacağımızdır. Ben kendi fotoğraflarım itibariyle bu duyguyu yakalayıp, yakalayamadığımı bilmiyorum ama nasıl yakalanabileceği ile ilgili bir fikrim var.



Fotoğrafı çeken kişi neyi çeker aslında? Bence yine kendisini. Elinde makineyle şehirde fotoğraf arayan kişi bence farkında olmadan kendisini arar durur. Neşe içerisinde-ki bir fotoğrafçının fazla neşeli olmasını yakıştırmıyorum- dolanan bir fotoğrafçıyı, yine şehirdeki neşe çağırır ve o kişi onu bulur. Eğer bunu doğru kabul edersek, fotoğrafçı tüm neşesine rağmen, bir yerlerinde bir hüznü taşımadığı taktirde, şehirdeki hüznü farkedebilmesi yalnızca bir şans işidir.



Bunu ben, hüznü en iyi yansıtan fotoğraflarımı çektiğim günlerdeki kendi hüznümden biliyorum.



Fazla uzatmadan ekipmanla ilgili de birkaç şey söylemek isterim.



Ben, klasik manada “ekipman hiçbir şey, göz her şey” fikrine pek katılmıyorum. İnanın “mont blanc” marka bir dolmakalemi, parmaklarınız arasına alırsanız, yazmak isterseniz. Yazdığınız iyi olur kötü olur, o ayrıdır, ama yazarsınız; hatta yazmak için çıldırabilirsiniz.



Fotoğrafa bir analog makina olan Canon A-1 ile başladım ve bir buçuk sene aralıksız bu filmli makineyi kullandım. Dijitale geçmem ikinci senenin başındaydı. Daha sonra birçok dijital makine kullandım; şu an Canon 5D Mark II taşıyorum. Bundan önceki makinemle kıyasladığım zaman, görüyorum ki bu makina bana neredeyse “çek” diye emrediyor ve ben bu emri yerine getiriyorum.



Yani inandığım; fotoğrafçı kendi imkanları dahilinde en iyi ekipmana sahip olmalıdır. Bu ona, bir fotoğrafçının, içinde bulunması gereken atmosferi yaşamasını sağlar.



Objektifte ise aynı şeyi farklı şekilde düşünüyorum. Tek lens takıyorum makinama genelde. 20mm. En iyi fotoğraflarımı da onunla çekiyorum. Zaman zaman uzaklık-yakınlık sorunu yaşasam da, bu lense “mecbur” kalmanın yaratıcılıkla bir ilgisi olduğunu düşünüyorum. Bir başka deyişle, mecburiyet yaratır, mecbur kalan yaratıcıdır, yaratıcılık mecburiyetten de beslenir, mecburen yaratır mecbur kalan.



Lens çeşitliliğindense, bir lensin en iyisinin daha anlamlı olduğunu düşünüyorum.



Tabii tüm bunların olması iyi fotoğrafı üretmek için yeterli olduğunu söyleyemeyiz. Ben fotoğrafçının diğer sanat dallarından da beslenmesi gerektiğine inanıyorum. Fotoğrafçı iyi bir kitap okuyucusu, iyi bir müzik dinleyicisi, iyi filmler seyircisi de olmalıdır aynı zamanda. Fotoğrafçı, bir uzak doğu resmine baktığında, en azından bir şeyler hissedebilmeli ve düşünebilmelidir de.



Eğer bir Tarkovski filmi, ya da bir Vivaldi bestesi ilginizi çekmiyorsa, gözünüzün gelişmesi için dua etmelisiniz. Çünkü aslında gelişen göz değildir, gelişen sizsinizdir, içinde bulunduğunuz bilgi ve ruh durumu.



İnanıyorum ki, bugün makinamızı elimizden bırakalım ve Dostoyevski’nin “Karamazov Kardeşler”ini okuyalım, kitap bittiğinde çektiğimiz şeyler değişecektir. Sokakta, nasıl ki kendinizi ararsınız, bununla birlikte içinizdeki her şeyi.



Siz ne kadarsanız, sanıyorum ki fotoğrafınız da o kadar olacaktır.



Kadrajdaki estetik kaygılarımız, resimden ve müzikten de beslenecektir. Hepimizin, fotoğraflarını hayranlıkla izlediği Ara Güler’in “Babil’den Sonra Yaşayacağız” isimli bir hikaye kitabı yazarı olduğunu hatırlamakta fayda var.



Benim fotoğraf anlayışım, kısaca yukarıda bahsettiğim temellerde yükseliyor.












































Celil SEZER Hakkında



Aralık 1985 yılında, İstanbul’da doğdum. Lisenin sonuna kadar burada çeşitli okullarda okuyup, 2004 senesinde Ankara’ya üniversite eğitimi için gittim.



Bilkent üniversitesi Uluslararası İlişkileri bitirip, 2010 senesi, 333. kısa dönemde, Tokat’ta askerliğimi tamamladım. Yaklaşık bir yıldır Gaziosmanpaşa’daki Özel Duygu Hastanesinin iletişim müdürlüğü görevini yapmaktayım.



Ankarada bulunduğum süre içerisinde iki kez fotoğraf sergisi açtım.



Halen bazı dergilere yazı-fotoğraf, bazılarına ise sadece fotoğraf vermeye devam ediyorum. Fotoğrafı ticari olarak hiç yaşamadım, ihtiyacım oluncaya dek de yaşamayı pek düşünmüyorum. Bazı küçük gruplara zaman zaman ücretsiz temel fotoğraf eğitimi veriyorum.



İstanbul’daki ilk sergimi açmak üzere, bazı yerlerle yaptığım görüşmeler şu günlerde devam ediyor.






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Celil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki FotoğrafCelil Sezer : Şehirdeki Fotoğraf

Balazs Gardici : Su Krizi ile Karşı Karşıya



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓





SU KRİZİ İLE KARŞI KARŞIYA
FACING WATER CRISES


Balazs Gardici




Bu proje suyun dünya çapındaki stratejik değeri, yıkıcı varlığı ve hayatı felce uğratan yokluğu hakkındadır.



Kendimi; algısını fotoğraf çekerek geliştirmeyi amaç edinmiş, meraklı ve tutkulu bir gezgin olarak görüyorum. İzlenimlerden, sorulardan, farkındalıklardan ve deneyimlerimden çıkardığım sonuçlardan derlediğim görsel mesajları paylaşmak için çalışıyorum. Genellikle medya tarafından geçiştirilen ve bu yüzden en soruşturmacı seyirci tarafından bile görülemeyen su krizi konusunda sorumlu düşünce adamlarına, karar mekanizmalarına önemli mesajlar vermeyi umuyorum.



Mesajımın özü fotoğraflarımda bu fakat projeyle ilgilenen insanların da deneyimlerini ve bilgilerini paylaşmasını ve genişletmesini istiyorum. Onların konuyla ilgili makaleleri okumasını, diğer fotoğraf galerilerini ve videoları izlemelerini ve benim hikayelerimin konusuyla kişisel iletişim içine girmesini istiyorum. Bu projeye; işleri sık sık dergilerde veya gazetelerde yayımlanan, fotoğrafları başka hikayeleri anlatan, sessiz bir fotoğrafçı olarak; genel limitlerimi aşma niyetiyle başladım.




Fotoğrafçı Hakkında



Bağımsız bir fotoğrafçı olarak ümitsiz durumdaki sınırlarda yaşayan toplumların hikayelerini yakalamaya çalışıyorum. Medya tarafından ön yargı ile yaklaşılan ve ekranda fazla yer verilemeyen kenar mahallelerde, mülteci kamplarında, doğal afet ve savaş bölgelerinde ve diğer kriz bölgelerinde en ağır koşullarda yaşayan insanlarla vakit geçiriyorum.



İnanıyorum ki bu tür insan hayatını tehlikeye sokan durumlardaki insanların gerçek duygularına ve hikayelerine sadece dürüstçe dikkatle ulaşılabilinir. Bu yaklaşımı; hikayeler duygusal haberlere dönüşmeden önce, felaketin ilk etkilerini almakta kullanıyorum.



Düzinelerce Doğu Avrupa ülkesindeki Çingene azınlıkların artan fakirlik, sosyal statülerinin düşüklüğü ve kötü yaşam koşulları ile ilgili olarak 2 yıl harcadım. Afganistan ve Pakistan’a düzenli bir şekilde giderek bölgedeki güvensizliği ve bu ülkeleri tekrar savaşa sürükleyen sebepleri belgeledim.



Geçtiğimiz yıllarda ilgim ise yavaşça gelen global su krizinin yerel haberlerini raporlamaya yöneldi. Bu da ‘Su Kriziyle Yüzleşmek’ isimli benim bu güne kadarki en tutkulu projeme dönüştü. Bu proje insanoğlunun karşılaştığı en hayati tehlikesi olan kriz hakkında kişisel hikayeleri anlatıyor.



Ana Ödüller:



Küresel Vizyon Ödülü, Uluslararası Yıl Fotoğraf Ödülü (2009)


Bayeux Calvados Savaş Temsilcilik Ödülü(2008)


PX3 Yılı Fotoğrafçı Ödülü(2008)


Dünya Basın Fotoğrafı, Birincilik, Genel Haber Hikayeleri(2007)


Dünya Basını Fotoğrafı, Birincilik, Genel Haber Tek (2007)


Alexia Bağış Vakfı (2006)


Editoryal fotoğrafçılık için Getty Fotoğrafı (2005)


Dünya basını fotoğrafı, Birincilik, Spor Hikayeleri(2002)






This project is about the crises that currently surround the vital yet destructive presence, crippling absence and strategic value of water worldwide.



I consider myself to be a curious and passionate traveller, committed to developing my perception through photography. I work to share the visual messages compiled from the impressions, questions, realizations, and conclusions attained through my experiences and encounters. I hope to convey important messages to responsible thinkers and decision-makers, and to spark further thoughts and actions about water crisis issues that are too often overlooked by the media and thus remain unseen by even the most enquiring audiences.



The gist of my message is conveyed in my photographs, but I would also like to enable those who connect with this project to share and broaden their experience and knowledge. I would like them to read related articles, view other relevant photo galleries and videos, and make personal contact with the subjects of my stories. I began this project with the intention of exceeding my usual limits as a silent photographer whose work is often published in print magazines or newspapers as mere visual support to another story to sell.



About



As an independent photographer I work to capture stories about marginalized communities in desperate situations. I spend time with people struck by the harshest conditions as events unfold in overpopulated slums, refugee camps, natural disasters, war zones, and other crisis areas, which are often under-represented or treated with prejudice in the mainstream media.



I believe that only honest attention wins the trust and reaches to the real emotions and personal stories of people entangled in such life-threatening situations. I use this approach to identify early symptoms of catastrophes before they develop into sensational news stories or gain widespread attention.



I spent two years following how the Roma (gypsy) minorities tried to deal with their growing poverty, declining social status and appalling living conditions in a dozen Eastern European countries. I have travelled regularly to Afghanistan and Pakistan to document life in a region in a state of insecurity and a downward spiral that is dragging these countries back to open warfare.



In recent years, my attention gradually turned to reporting the local harbingers of a global water crisis. This has evolved into “Facing Water Crisis”, my most ambitious photography project to date. It features an expanding series of individual stories about the most life-threatening environmental crisis mankind has ever faced, covering numerous heavily-affected regions around the world.



Major awards:



Global Vision Award, Picture of the Year International (2009)


Bayeux Calvados Award for War Correspondents (2008)


PX3 Photographer of the Year (2008)


World Press Photo, 1st Prize, General News Stories (2007)


World Press Photo, 1st Prize, General News Single (2007)


Alexia Foundation Grant (2006)


Getty Images Grants for Editorial Photography (2005)


World Press Photo, 1st Prize, Sports Stories (2002)




Çeviri (translated by) : Pınar DAĞ





Greenland




Himalaya, Pakistan




California, USA




Los Angeles, USA




Dubai, UAE




Rio de janeiro, Brazil




Karachi, Pakistan




Mumbai, India




Rio de janeiro, Brazil




Bihar, India




Las vegas,USA




Dubai, UAE




Bihar, India




Bundelkhand, India




Las Vegas, USA




Dubai, UAE




Salton Sea, USA




Lake Wayangala , Australia




Hay, Australia




Bundelkhand, India




Bundelkhand, India




Hay, Australia




Bundelkhand, India




Venice, Italy




Dubai, UAE




Mardan, Pakistan




Las Vegas, USA








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Balazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı KarşıyaBalazs Gardici : Su Krizi ile Karşı Karşıya

Mara Catalan : Seyir



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓




Mara Catalan, 1967’de Madrid’de doğmuştur. İspanya ve Amerika’da büyümüştür. Madrid’deki Complutense Üniversitesi’nden Coğrafya ve Tarih üzerine aldığı Ba derecesinden sonra Ciclorama Fotoğraf Stüdyosu’nda fotoğrafçı Javier Vallhonrat’ın yanında asistan olarak fotoğrafa başladı. 1992 senesinde New York Görsel Sanatlar okulunda Film ve Fotoğrafçılık üzerine eğitimler aldı.



Mara Catalan’ın fotoğraf ve film çalışmaları onu çoklu ortamların içine sürüklemiştir. Gala, The Village Voice, The Brooklyn Rail, La Revista DF, Travesias, El Europeo, Backstage ve Şili’li bir dergi olan COSAS gibi pek çok gazete ve dergide çalışmıştır. New York’ da Hal Hartley, Tom Noonan ve Laura Waddington’ un da aralarında olduğu pek çok yönetmen tarafından yönetilen film projelerinde fotoğrafçı olarak çalışmıştır. Ayrıca sanatçı Txuspo Poyo ile 2001 yılında, sonuncusu MHT(Monkey Honkey Town) olan Multi-Medya projelerinde birlikte çalışmıştır.



1996’ da Meksika’ya taşındı ve Chapas’daki San Cristobal de las Casas’ da bulunan Na-Bolon Müzesinde bir fotoğraf arşivcisi olarak çalıştı. 1998’ de New York’a geri döndü ve kendi S/B Güzel Sanatlar baskı laboratuarını açtı. New York’da bağımsız fotoğrafçı olarak çalışmasını sürdürdü ve bu arada Magnum’ un S/B baskı işlerini yaptı.



Mara Catalan’ın fotografik projeleri: Las Mayas, Yalnızlık Baladı, Marruecos: 42 km hasta timbuctu: Brooklyn, N.Y: Gece Yürüyüşleri; New York: Gezi Kitapları ve Los Invencibles: onu İspanya ve Amerika’dan Türkiye’ye getiren Dünya Çocukları, Vietnam ve Nepal. Meksika, Chiapas’da yaşarken Zapatista’nın yaşamı üzerine hazırladığı uzun bir foto-öykü: La Realidad: La Otra Cara de un Pueblo Zapatista. Son çalışmalarını, İspanya ve Türkiye’den portre serileri oluşturmaktadır.




Mara Catalan was born in Madrid, Spain in 1967. She grew up in Spain and the United States. After receiving a Ba in Geography and History from the Universidad Complutense in Madrid, she then apprenticied herself to photographer Javier Vallhonrat at Ciclorama Photo Studio.She received an additional degree in Film and Photography from the School of Visual Arts in new York in 1992.



Mara Catalan’s work with photography and film has taken her into multiple arenas. She has colaborated with magazines and newspapers such as Gala, The Village Voice, The Brooklyn Rail, La Revista DF, Travesias, El Europeo, Backstage and the Chilean magazine COSAS . In New York she worked as a photographer on numerous film projects, including those directed by Hal Hartley, Tom Noonan and Laura Waddington. Mara also collaborated with artist Txuspo Poyo on Multi-Media projects being the latest MHT(Monkey Honkey Town) in 2001.



In 1996 she moved to Mexico and worked as a photo archivist at the Museum of Na-Bolon in San Cristobal de las Casas, Chiapas. In 1998 she came back to New York and started her own B/W Fine Art printing lab. In New York Mara continues to work as a freelance photographer and for Magnum Photos as a fine Black and White printer.



Mara Catalan’s photographic projects include: Las Mayas, Ballad of the Allone, Marruecos: 42 km hasta timbuctu: Brooklyn, N.Y: Night Walks; New York: Wander Books and Los Invencibles: Children of the World wich took her from Spain and the United States to Turkey, Vietnam and Nepal. While living in Chiapas, Mexico, Mara did an extensive photo story on the life of the Zapatistas: La Realidad: La Otra Cara de un Pueblo Zapatista. Her latest work is a series of portraits taken in Turkey and Spain.





































Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Mara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : SeyirMara Catalan : Seyir

Matteo Bastianelli : Hiç Çocuk Olamadılar



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓




HİÇ ÇOCUK OLAMADILAR


NEVER BEEN A CHILD


Matteo Bastianelli



Bosna’da büyümek kolay değildir. Oradaki çocuklar çabucak büyümek zorundadırlar. Hayatta kalmak için mücadele etmek zorundadırlar. Nihat, Tarık, Sucur ve sokakta yaşayan diğer çete üyeleri gibi çoğunu siyahların oluşturduğu gençler, geleceklerini düşünerek kalmaya karar verdiler. Sokak yaşamının kuralları onlara, sadece kendilerine güvenmeyi öğretti. Onların çoğu, biraz da isteyerek, fiziki gücün tek geçerli kanun olduğu yerdeki, savaş ve hilelerin kolay kazancından yararlanan kişilerin efsanelerinden etkilenmişlerdir. Pek çoğu arkadaşlarının ölümüne şahit oldu. Diğerleri anne-babalarını ve aile üyelerini kaybetti. Sonuç olarak; onların gözlerinde hüznün daima bir izi vardır.


Ve bu melankolik gülümseyişler, hiç bir zaman doyasıya yaşayamadıkları çocukluklarına ait bir işarettir.



It hasn’t been easy growing up in Bosnia. Children there have had to grow up quickly. They have had to struggle to survive. A lots of youths see their future rather black yet some have decided to stay: Nihad, Tarik, Sucur and the other “members of the gang” who live on the streets. The rules of street-life have taught them that they can only rely on themselves. Many of them have been, more or less willingly, influenced by the “myth” of those who took advantage of the war and of the mirage of easy gain, where the law of the physically powerful seemed to be the only law feasible. Many of them have witnessed their friends die. Others have lost parents and family members. Consequently, there is always a hint of sadness in their eyes.


And those melancholic smiles mark the time of their childhood, never really lived to the full.


www.matteobastianelli.com



Çeviri (translation by) : Berna AKCAN






























Matteo BASTIANELLI Hakkında

1985 doğumluyum, Roma’da yaşayan serbest fotoğrafçı ve gazeteciyim. 2009′da Roma Fotoğraf Okulu’ndan mezun oldum. Çalışmamda; konularıma yakın olmamı ve basit bir fotografik öykünün ötesine geçen kişilerle insani ilişkiler kurmamı sağlayan kişisel deneyimlerimi ve sivil sorumlulukları biraraya getirdim. Fotoğraflarım Burn, Blur, Corriere della Sera, Drome, Foto8, Liberazione, Left, L’Espresso, Messaggero, Photo District News ve Private gibi bazıları çok önemli İtalyan ve uluslararası dergi ve gazeteler olan yerlerde yayınlandı. Uzun dönemli projelerim İtalyan ve Fransız sanat galerilerinde sergilendi.


Born in 1985, I’m a free-lance photographer and journalist based in Rome. I graduate at the “Scuola Romana di Fotografia”, 2009. In my work I merge my personal experiences and civil commitment, that allow me to come within close proximity of my subjects and with whom I love to establish human relationships that go far beyond a simple photographic tale. My pictures have been published in some of the most important Italian and International newspapers and magazines, such as Burn, Blur, Corriere della Sera, Drome, Foto8, Liberazione, Left, L’Espresso, Messaggero, Photo District News and Private. My long term projects have been exhibited in Italian and French art gallery.



Awards –Ödüller



Ӣ 2010 Canon Young Photographers Prize- Best project


2010 Canon Genç Fotoğrafçılar Ödülü- En İyi Proje


Ӣ 2010 Emerging Photographer Grant Finalist


2010 Gelecek Vaat eden Fotoğrafçılar Büyük Finalisti


Ӣ 2010 International photo contest JFF -Blur magazine winner


2010 Uluslararası Fotoğraf Yarışması JFF- Blur Dergisi kazananı


Ӣ 2010 PDNs Photo Annual contest in photojournalism winner


2010 PDN Geleneksel Fotoğraf Yarışması fotomuhabirliği dalı kazananı.


Ӣ 2009 Festival Internazionale Foiano Fotografia, 1st prize for best portfolio


2009 Festival Internazionale Foiano Fotografia, En İyi Portfolyo ile 1.lik ödülü


Ӣ 2009 Festival Internazionale della Fotografia di Roma, 2nd prize for best portfolio


2009 Festival Internazionale della Fotografia di Roma, En İyi Portfolyo 2.lik ödülü


Ӣ 2009 Festival Fotoleggendo, 3rd prize for best portfolio


2009 Festival Fotoleggendo, En İyi Portfolyo 3.lük ödülü





Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Matteo Bastianelli : Hiç Çocuk OlamadılarMatteo Bastianelli : Hiç Çocuk OlamadılarMatteo Bastianelli : Hiç Çocuk OlamadılarMatteo Bastianelli : Hiç Çocuk OlamadılarMatteo Bastianelli : Hiç Çocuk OlamadılarMatteo Bastianelli : Hiç Çocuk OlamadılarMatteo Bastianelli : Hiç Çocuk OlamadılarMatteo Bastianelli : Hiç Çocuk OlamadılarMatteo Bastianelli : Hiç Çocuk OlamadılarMatteo Bastianelli : Hiç Çocuk OlamadılarMatteo Bastianelli : Hiç Çocuk OlamadılarMatteo Bastianelli : Hiç Çocuk OlamadılarMatteo Bastianelli : Hiç Çocuk OlamadılarMatteo Bastianelli : Hiç Çocuk OlamadılarMatteo Bastianelli : Hiç Çocuk OlamadılarMatteo Bastianelli : Hiç Çocuk OlamadılarMatteo Bastianelli : Hiç Çocuk OlamadılarMatteo Bastianelli : Hiç Çocuk OlamadılarMatteo Bastianelli : Hiç Çocuk OlamadılarMatteo Bastianelli : Hiç Çocuk OlamadılarMatteo Bastianelli : Hiç Çocuk OlamadılarMatteo Bastianelli : Hiç Çocuk OlamadılarMatteo Bastianelli : Hiç Çocuk OlamadılarMatteo Bastianelli : Hiç Çocuk Olamadılar

Mehmet Uçkun : Bir Usta, İki Çırak




Bir Usta, İki Çırak




Alkış sana!



Özü ile sözü arasında bağlantı kurana.



Sözün çıktığı yere vardığında anlamı değişebiliyor diyordu, bilge.



Usta ve çırak kavramlarına güncelin aklı ile baktığımızdaki anlamı ile çıktığı üretim ilişkileri ve toplum yapısına doğru yaptığımız bir yolculuktaki anlamı farklı. Günümüzde usta; sözünde durmayan, eh şurası da şöyle olsun diyebilen, işi geciktiren, eskimiş bir kafa ve teknoloji ile çalışan günümüzün tu kakası ve günah keçilerinden biri. Çıraklık; yoksulluğun acımasız sınırları ile güncelin cazibesi arasında sıkışmış çaresiz insan yapılarının, çoğunlukla geçici tercihlerine karşılık gelen bir olgu. Ya sözün çıktığı günlerdeki anlamı? Toplumun dinamiklerinin daha çok kendine ait olduğu, ürettiğimiz ve tükettiğimiz şeylere henüz yabancılaşmamış olduğumuz zamanlardaki anlamı ise o toplumun doğru, yanlış, gelenek, inanç vb her şeyinin bir aynası gibi bizleri aydınlatıyordu”¦ Usta tıpkı düne kadar anne ve babalarımızın bizleri okula verirken ‘eti senin kemiği benim hocam’ dediği gibi okumayan haytaların adam olabilmesi, bir meslek öğrenebilmesi için çocuklarımızı teslim ettiğimiz bir mesleğin ileri gelenleriydi.



Usta ve çırak ilişkisinde beni çeken şey neydi de ben onları fotoğraflamaya kalktım. Öncelikle bu tür işlere ve meslek erbaplarına olan yakınlığım. Diğeri ise çalışmaya konu olan ustayı yakından yıllardır tanımam. Üçüncü bir neden ise günümüzde dahi varlığını sürdüren bu yapılar içinde oynanan pandominin ayak izlerinin beni çağıran sesi.



Ustam diyordu ki ‘fanilanın kollarını kesersen atlet olur’, ‘şimdikilerin hepsi sök-takçı, kimse hiçbir şeyi tamir etmiyor, oysa biz bir şeyi ya tamir ederdik ya da yeni baştan yapardık’. Bu sözlerin arkasında, geçmişi ile bugünü arasında barışık bilge bir insan vardı. Onların çalışma ortamında günün, geçmişin ve geleceğin sürekli harmanlandığı tartışmalar olur, üstelik işler de bir yandan yürür. Çıraklar işlerini bir yandan yaparken bu tartışmalara tanık olur ve adeta gizli bir elin yontusuyla şekillenirler. Ustan iyiyse gelecek ile arasındaki bağın, terbiyenin ve ahlakın ona göre şekillenir, aydınlanır. İşte benim de ustam olan İhsan Usta nesli tükenen bir algı ve üretim şeklinin son temsilcilerindendir.



Çırak diyordu ki, ‘bilgisayarım arızalandı çok canım sıkılıyor, zaten bu işten ayrılıp kızların bolca olduğu tekstil atölyelerinde çalışmayı düşünüyorum. Sonrasında askere giderim, gerisi Allah kerim. Gerçi ustam bizleri çıraklık okuluna gönderiyor ve bizlere mesleği öğretmeye çabalıyor ama benim gelecek ile ilgili planlarım başka, para böyle kazanılmıyor’ diyordu.



Çırakların günümüz koşulları ile girdiği ilişki şekli onların gelecek ile olan bağlarını çoktan koparmış. Müdahalelerin yarattığı zorunluymuş gibi gözüken gidişatların içindeki bozgunların şimdiden sinyallerini görmek mümkün. Onu çevreleyen koşullar ile kafasında yaratılan çakma gelecek arasındaki uçurum sanki yüz ifadelerine yansımış gibi. Öte tarafta, durduğu yer ile algısı arasında santim şaşma olmayan, zaman ve mekân içinde elde ettiği birikimleri ile bastığı yere sağlam basan ustam neyin değişip neyin değişmeyeceği konusunda az olan ipuçlarını en iyi şekilde kullanabilme yetisiyle yaşamdan korkmuyor”¦ ki bunun ardında yaşamıyla onadığı, ödenmiş bedeller ve bunun gölgesinde kazanılmış mutluluklar var. İnsanı sıcak tutan şey para değil sindirilmiş birikimdir dercesine.



İnsana ait her şeyi yapanın insan olmasına rağmen sınırlı ömrüne sığdırdığı kareler ile algısı arasındaki şaşmanın onda yarattığı sapma onu daha aza razı olarak, emin olduğu bir şeritten yürümesine engel oluyor ve yozduruyor. Tıpkı pastadan biraz daha pay almış olan herkesin üniversitede okuması gerekiyor algısı gibi. Bu ise şikâyet ettiğimiz günceli çirkin bir şekilde yeniden üretiyor.



Sevgiyle,



Mehmet UÇKUN










































Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Mehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki ÇırakMehmet Uçkun : Bir Usta, İki Çırak

William J. Palank : Güney Doğu Asya



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓





William J. Plank, başarılı endodondist (kök kanal uzmanı) mesleğini yaklaşık beş yıl evvel bırakıp dijital fotoğraf tutkusunun peşinden gitti. Seyahat ve güzel sanat fotoğrafçısı olarak, evleri ve işleri sokaklarda, savanalarda ve çöllerde olan yerlilerin çevresel portesini yapmak amacıyla dünyayı dolaştı. Esasında Fransa’daki bir Amerikan hava üssünde doğduktan sonra iki haftalıkken ilk pasaportunu almış ve anne ve babasıyla Avrupa’ya gitmiş olması onun dünyayı bir an evvel keşfetmeye ve karşılaştığı insanların enerjisini ve direnme gücünü açığa çıkarmaya yönelik doymak bilmez açgözlülüğünü açıklayabilir.



William J Palank left his successful practice as an endodontist (root canal specialist) about five years ago to follow his passion for Digital Photography. Now as a Travel Assignment Photographer and Fine Art Printer, he scours the globe making environmental portraiture of indigenous people in the streets, savannas and deserts where they make their home and work. The fact that after being born on a US Air Force base in France he had to get his first passport at the age of two weeks and follow his mother and father throughout Europe, may help explain his insatiable urge to explore the world and expose the energy and strength of the people he comes across.




William Palank



Güneydoğu Asya



Altı yıllık kız arkadasımla yeni evlendiğimizden izin almaya karar verdik, böylece Tayland’a gidebilirdik ve ben Batı Bangkok’a üç saat uzaklıktaki küçük bir kasabada yaşayan üvey annemle ailesini görebilirdim. Bu benim, harika ülkeye olan ikinci seyahatim olacaktı.



Yaklaşık üç yıl evvel vize almak için Burma elçiliğine gitmek üzere Bangkok’a uçmuştum. Niyetim sınırı geçmek ve ülkeyi harap eden kasırgadan sonra insanlara yardım etmekti. Maalesef Burma cuntası tüm batılıların girişlerini reddediyordu. Sınırı Tachileik’de kuzeyden ve Myawaddy’de batıdan geçmeyi denedim. Yoğun hükümet devriyeleri beni uzaklaştırdı.



Eşimin ailesiyle zaman geçirmek isteyebileceğini bildiğimden bir buçuk hafta izin aldım ve yeniden Burma’da biraz zaman geçirmeye karar verdim. Artık turizme yeniden açılmışlardı. Hedefim Rangoon, Mandalay, Bagan ve Inle Gölü Bölgesiydi. Bu defa vizemi yarım günde alabildiğim için şanslıydım.



Rangoon’daki Shwedagon Pagoda’ya inanmak için görmek gerekir. Çoğu fotoğrafta sadece büyük altın stupayı (çan heykeli) görebilirsiniz ama esasında orası bir sürü gösterişli dua alanları ve manastırlarla dolu büyük bir yer. Baskı altındaki ülkeye olan ilk seyahatimden, sivillerin pagodaya yalnızca dua etmek için değil, takılmak ve bizim burada, Amerika’da yaptığımız gibi haber yakalamak için gittiklerini öğrendim. Bu nedenle Burmalı sivillerle tanışmak ve onları fotoğraflamak açısından benim için harika bir yerdi.



Bagan’dayken Irrawaddy Nehri üzerinde kurulmuş pek çok pagodadan bir kısmına tur yapma şansına eriştim. Mandalay kıpır kıpır, tozlu, büyük ve büyüleyici bir tarihi şehirdi. Oteldeki sevgili kapı görevlisine yerel bir pazarı nerede bulabileceğimi sorduğumda gitmek istediğim yerin bu olduğuna inanmayı reddetti. Sonunda otelin güvenlik görevlilerinin birinin arkasından gitmeyi kabul etmemden sonra bir Tuk-tuk kiralayıp şoförüne isteğimi tercüme etmeye razı oldu. Aradığım tüm meyve, sebze ve et, satıcılar tarafından asfaltsız yollar üzerine serdikleri battaniyelerin üzerine yayılmıştı. Longhisli adamlar (sarong benzeri etek) müşterilerini üç tekerlekli binek araçları ile taşıyor ve kadınlar tanaka kökleri ile yüzlerini boyamıştı. İlk bakışta insanlar, siz onların dilinde merhaba ya da günaydın diyene kadar soğuk görünüyor.



Sonra kıkırdayıp birbirlerine bakıyor, gülüyor ve onlar da merhaba diyor. Inle Gölü bölgesi; ayaklarını botlarından suya sokmuş balıkçılardan kıyılarda nokta nokta yer alan küçük kasabalara yayılmış pazarları ziyaret etmek için tepelerden inen birçok kabileye kadar çok özel bir yer. Burada gölün ortasında, ulaşabilmek için arabayla pek çok yüzen gür bitkilerin arasından gitmenizi gerektiren bir manastır ve bir pagoda bile var. Orada kaldığım altı haftanın sonuna doğru iki hafta Tayland’daki üvey annemle kaldıktan sonra beş günlüğüne Kamboçya’da Phnom Penh’ geçmeye karar verdim.



Başkente vardığımda muson benzeri havanın sokakları hızla suyla doldurmasıyla karşılaştım. İnsanların küçük mobilet ve motosikletleriyle caddeleri dolduran akıntıya karşı diğer günlerdeymişçesine ilerlemelerine şaşırdım. Nehir Bölgesindeki bir Fransız oteline yerleştikten sonra yoldaşım Leica ile şehrin farklı bir kısmını oluşturan dar yollar ve pazarlarını keşfetmeye çıktık. Her sabah güne doyurucu bir kasede Khmer Wonton çorbası (Vietnamlıların Pho’suna benziyor) ve Vietnam kahvesiyle başlayıp kendimizi bir Tuk-tuka atıyor ve şehrin, adı kötüye çıkmış S-21 cezaevinin de yer aldığı farklı bir bölgesini keşfetmeye gidiyoruz.



Güney Batı Asya seyahatlerim boyunca batılı komşuları çalışırken, dua ederken ve gülerken yakalamak için geniş açı objektifimi kullandım. Fırsat buldukça sınırlı Tay, Kimer ve Burma dilimle iletişim kurmaya çalışıyordum. Çoğu zaman bir gülüş, bir el sıkış, bir gülümseme gibi acemi girişimlerimizle iletişim kurmaya çalıştık.



SE Asia



Having just married my girlfriend of six years, we decided to take six weeks off so that we could travel to Thailand and I could meet my mother-in law and her family who live in a small town about three hours east of Bangkok. This would be my second visit to the marvelous country.



About three years earlier I had flown to Bangkok to try to walk through my passport at the Burmese embassy to get a Visa. My intention was to get across the border and help the Burmese people after the cyclone ravaged the country. Unfortunately, the Burmese junta were denying all western foreigners entry. I did manage to get across the border in the north at Tachileik and in the west at Myawaddy. Heavy government patrols kept me from getting any further.



Knowing my wife would want to spend some catch up time with her family, I decided to take a week and a half to spend some time again in Burma now that they were open to tourism again. Rangoon, Mandalay, Bagan and the Inle lake Region were my destinations. This time I was lucky enough to get my Visa in half a day and was off.



The Shwedagon Pagoda in Rangoon has to be seen to be believed. In most pictures you see only the large golden stupa (bell like structure), but it actually consists of a huge area with many ornate prayer areas and monasteries. What I learned from my first short visit to the repressed country is that the civilians go to the pagodas not only to pray, but to hang out and catch up on news much like we do at coffee shops here in the US. So it was a great place to meet and photograph Burmese civilians.



While in Bagan I got a chance to tour a few of the many Pagodas that make up the landscape nestled on the Irrawaddy River. Mandalay is fascinating as a bustling, dusty major city steeped in history. When I asked my lovely concierge at the hotel where I could find the local’s market, she refused to believe that is where I wanted to go. She finally agreed to hire and translate my wishes to a Tuk-tuk driver only after I allowed one of the hotel’s security personnel to tag along. It was everything I was looking for, fruit, vegetable and meat vendors spreading their goods out on blankets on the sides of the unpaved streets. Men in longhis (sarong like skirts) pedaling their patrons with tricycle rickshaws and women with their faces tribalistically streaked in tanaka root. At first glance the people seem a little cold until you say hello or good morning in the native dialect.


Then they giggle and look at each other, laughing and saying hello back. The Inle Lake region is something very special. From the fishermen paddling the boats with their feet to the numerous tribes that come out of the hills to visit the markets dispersed among the small villages that dot the shores. There is even a monastery and pagoda in the middle of the lake that you have to motor through the numerous lush floating gardens in order to reach. Towards the end of my six week stay after spending a couple of weeks with my in-laws in Thailand, I decided to jet off to Phnom Penh, Cambodia for five days.



My arrival in the capital city was met with monsoon-like weather that quickly flooded the streets. I was amazed how the residents on their small mopeds and motorcycles pushed through the currents filling the streets as if it was just any other day. After taking up residence in a French hotel in the River District, I met up with a fellow Leica shooter and explored the numerous alleyways and markets that made up a distinct portion of the city. Starting each day with a hearty bowl of Khmer Wonton soup (similar to Vietnamese Pho) and a Vietnamese coffee we would jump in a Tuk-tuk and drive off to investigate a different area of the city each day including the infamous S-21 prison camp.



Throughout my travels in South East Asia my objective was simple yet obtuse. To capture the human condition of our Eastern neighbors as they worked, prayed and laughed. When possible I would try to engage in conversation as far as my limited Thai, Khmer or Burmese language would allow. Often times it was our awkward attempts at communication that lead to a laugh, smile or handshake, two strangers trying to make a worldly yet human connection.

Çeviri (translated by) : Berna AKCAN
























Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

William J. Palank : Güney Doğu AsyaWilliam J. Palank : Güney Doğu AsyaWilliam J. Palank : Güney Doğu AsyaWilliam J. Palank : Güney Doğu AsyaWilliam J. Palank : Güney Doğu AsyaWilliam J. Palank : Güney Doğu AsyaWilliam J. Palank : Güney Doğu AsyaWilliam J. Palank : Güney Doğu AsyaWilliam J. Palank : Güney Doğu AsyaWilliam J. Palank : Güney Doğu AsyaWilliam J. Palank : Güney Doğu AsyaWilliam J. Palank : Güney Doğu AsyaWilliam J. Palank : Güney Doğu AsyaWilliam J. Palank : Güney Doğu AsyaWilliam J. Palank : Güney Doğu AsyaWilliam J. Palank : Güney Doğu AsyaWilliam J. Palank : Güney Doğu AsyaWilliam J. Palank : Güney Doğu Asya

Emilian Chirila : Duvarlar



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓




Emilian Chirila



Brasow, Romanya Doğumlu


İkamet: Brasow


Meslek: tasarım mühendisi, fotoğraf editörü



Fotoğraflarımın çoğunda, yaygın açı ve durumlarda olmayan gerçekliği yakalamaya çalıştım.



Herhangi bir ilgi gösterilmeyen, çoğunlukla ilgi gösterilmeden göz ardı edilerek geçilen, yaygın ve klişe şeyleri göstermeye çalıştım.



Daima siyah beyaz fotoğrafı sevdim ve her gün “Işığı” anlamaya çalıştım.






Emilian Chirila



Born in Brasov, Romania


Resident in : Brasov


Job: engineer designer, photo editor




In most of my photographs I try to capture reality in not so common angles and circumstances.



I try to present common and trite things that do not show any interest and that are most often ignored and passed by with indifference. This gives a touch of abstract to my photographs.



Always I loved black and white photography and every day I try to understand ‘The Light’.





Çeviren (translated by) : Hülya YELTEPE





























Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Emilian Chirila : DuvarlarEmilian Chirila : DuvarlarEmilian Chirila : DuvarlarEmilian Chirila : DuvarlarEmilian Chirila : DuvarlarEmilian Chirila : DuvarlarEmilian Chirila : DuvarlarEmilian Chirila : DuvarlarEmilian Chirila : DuvarlarEmilian Chirila : DuvarlarEmilian Chirila : DuvarlarEmilian Chirila : DuvarlarEmilian Chirila : DuvarlarEmilian Chirila : DuvarlarEmilian Chirila : DuvarlarEmilian Chirila : DuvarlarEmilian Chirila : DuvarlarEmilian Chirila : DuvarlarEmilian Chirila : DuvarlarEmilian Chirila : DuvarlarEmilian Chirila : Duvarlar

Mehmet Koru : Semâ Aşktır




SEMÂ AŞKTIR




SEMÂ, kulun hakikât’e yok oluşu ve olgunluğa ermiş, kâmil bir insan olarak tekrar kulluğuna dönüşüdür. Bütün varlığa, bütün yaratılanlara yeni bir ruhla, sevgi için hizmet için dönüşüdür. Semâzen hırkasını çıkarmakta, manen, ebedî âleme, hakîkate doğar, orada yol alır. Başındaki sikkesi (nefsinin mezar taşı), üstündeki tennuresi (nefsinin kefenidir). Kollarını çapraz bağlıyarak, görünüşte BİR rakamını temsil eden, böylece Allah’ın birliğini tasdik eden Semâzen, Semâ ederken, kolları açık, sağ eli dua edercesine göklere, Hak gözüyle baktığı sol eli yere dönüktür. Hak’tan aldığı ihsanı, halka saçmasıdır. Sağdan sola kalbin etrafında dönerek, bütün insanları, bütün yaratılmışları, bütün kalbiyle sevgi ve aşkla kucaklayışıdır.

























Mehmet KORU Hakkında



1970’te Konya da doğdu. İlk orta ve liseyi Konya da bitirdi”¦ 1995’te Hacettepe Üniversitesi sağlık idaresi yüksek okulundan mezun oldu”¦ Evli, İzzet, İsmail ve Melih’in babası. Yaklaşık 3 senedir fotoğrafla amatör olarak ilgilenmekte”¦ Konya daki bir çok karma sergiye katıldı”¦ İkisi uluslar arası olmak üzere çeşitli yarışmalarda başarılar ve sergilemeler kazandı.. FOTOSEL derneği 3. Dönem yönetiminde bulundu”¦ Şu anda derneğin halen aktif üyesi”¦ Bugünlerde siyah beyaz fotoğrafa olan ilgisi artmaya başladı dolayısı ile siyah beyaz çalışmalardan oluşan bir sergi açma isteği de artmakta”¦


Mehmet Koru







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Mehmet Koru : Semâ AşktırMehmet Koru : Semâ AşktırMehmet Koru : Semâ AşktırMehmet Koru : Semâ AşktırMehmet Koru : Semâ AşktırMehmet Koru : Semâ AşktırMehmet Koru : Semâ AşktırMehmet Koru : Semâ AşktırMehmet Koru : Semâ AşktırMehmet Koru : Semâ AşktırMehmet Koru : Semâ AşktırMehmet Koru : Semâ AşktırMehmet Koru : Semâ AşktırMehmet Koru : Semâ AşktırMehmet Koru : Semâ AşktırMehmet Koru : Semâ Aşktır