Kategori arşivi: EYLÜL 2008 SAYISI – SEPTEMBER 2008 ISSUE

Tacettin Ulaş : 360 Derece İstanbul




Sirkeci Tren İstasyonu â“’ Tacettin Ulaş


www.panoramadunyasi.com



Fotoğrafa nasıl başladınız ve bu konudaki eğitiminiz?



Çocukluğumda, dayım kasabamızdaki tek fotoğrafçıydı. Berber dükkanında aynı zamanda vesikalık da çeker, baskı yapar verirdi. Fotoğrafa merakım onunla başladı. Babam küçük yaşta beni işçi ailesi olarak Almanya’ ya götürdü. Fotoğrafa olan ilgimden dolayı liseyi bitirir bitirmez Dortmund’ daki üniversitenin fotoğraf bölümündeki yetenek sınavına katıldım. Özel yetenekli görülerek fotoğraf okumaya hak kazandım. Eğitimim 5 yıl sürdü. 1997 yılında Fachhochschule Dortmund / Fotoğraf bölümünden Diplom Foto-Designer olarak mezun oldum. 2000 senesinde İstanbul’a geldim ve reklam fotoğrafçısı olarak piyasada çalışıyorum.




Arkeoloji Müzesi â“’ Tacettin Ulaş


www.panoramadunyasi.com




Türkiye’deki fotoğraf eğitimleri hakkındaki düşünceleriniz?



Genel olarak okulların fotoğrafçılığı sanki gizli bir bilim dalıymış gibi göstermeleri beni çok rahatsız ediyor. Bu ve benzeri sebeplerden dolayı fotoğraf eğitiminin çok mantıklı bir şey olduğunu düşünmüyorum. Türkiye’deki fotoğraf okullarına hayran olduğumu da söyleyemem. Fotoğrafçılık eğitimi alabilmek için üniversite seçme ve yerleştirme sınavına tabi tutulmak, sınavı kazanamayan ama sanata yatkın öğrenciler için büyük bir haksızlık bence.




Ahırkapı Feneri â“’ Tacettin Ulaş


www.panoramadunyasi.com




Fotografı sizin için önemli ve ayrıcalıklı kılan nedir?



Fotoğrafçılık gerçek bir bilgelik değildir, dolayısıyla fotoğrafçılığı çok derin ve önemli bulmuyorum. Fotoğraflara birtakım manalar yüklemekten de hoşlanmıyorum.




O da duygularımızı etkilemenin yollarından sadece biri. Evet, zaman zaman duygular seviyesinde etkileyici olabiliyor. Hepsi bu.



Benim çektiğim fotoğrafları sanatsal olarak değerlendirmek gerekirse, fotoğraflarım gerçeğin bir bölümü için yaptığım yorumlardır. Daha özel, daha fazla bir şey değildir. Fotoğraflarla ”kendimi ifade etme” gibi bir kaygım veya arayışım yok. Bir takım fotoğrafçılar kendi arızalarını, çocukluktaki etkilendikleri birtakım olumsuzlukları fotoğraf aracılığıyla tedavi etmeye çalışırlar. Bu konuda çalışmalar yapan, özellikle yurt dışında birçok fotoğraf sanatçısı vardır.




Ayasofya Girişi â“’ Tacettin Ulaş


www.panoramadunyasi.com




Deneysel ya da kreatif fotoğraf diye ortaya konan her fotoğraf yaratıcı bir çalışma mıdır? Neden?



Deneysel, kreatif ve güçlü ile deneysel, kreatif ve sıkıcı arasında çok ince bir çizgi vardır.




Bozdoğan Su Kemerleri â“’ Tacettin Ulaş


www.panoramadunyasi.com




Fotografta üçüncü boyut arayışları önemli midir, gerekli midir? Neden?



Sinemanın icadı da fotoğraftaki üçüncü boyutu arama kaygısıyla olmuştur. Bu arayışlar önemlidir. Bugün fotoğrafçılık çok popülerdir, ancak bir süre sonra yerini şu an keşfedilmemiş başka bir şeye bırakacaktır. Bunun da gerçekleşmesi belki üçünçü boyut arayışlarına devam edilirse olabilir…!?!




Çemberlitaş Meydanı â“’ Tacettin Ulaş


www.panoramadunyasi.com




Fotograf yaparken en önem verdiğiniz şey nedir?



Yaptığım tek şey kendi hoşuma giden fotoğraflar çekmek. Bunu yaparken de hangi açıdan, nasıl bir şey çekme kararını ben veriyorum. Bu karar benim özgürlüğümdür. Yani başkalarının gördüğü o şeyi, benim yorumumla görmelerini sağlamaktır. Çektiğim fotoğrafı duvara astığımda uzunca bir süre sıkılmadan tahammül edebilmeliyim. Önce kendimi mutlu etmek, gerçekten mutlu olduğumda da yaptıklarımı başkalarıyla paylaşmak ve çalışmalarımın başka insanlar tarafından beğenilmesi benim için en önemli şeydir.




Cevahir Alışveriş Merkezi â“’ Tacettin Ulaş


www.panoramadunyasi.com




Fotoğraflarınızın tekniği ve özgünlüğü dikkat çekici. Bu farklılıkta reklam fotoğrafçısı olarak çalışıyor olmanızın da payı var mı? Türkiye’de reklam fotoğrafçılığı ile ilgili söylemek istedikleriniz?



Sanırım Alman eğitim sisteminin bana verdiği disiplin, buradaki en önemli etken. Sergi fotoğraflarımdaki tekniğin ve titizliğin dikkat çekiciliği, reklam fotoğrafçısı olmamdan ayrı düşünülemez tabiki. Çünkü reklam fotoğrafçılığında söylemek istediğinizi bir karede, sıkıcı olmadan ifade edebilmelisiniz. Reklam fotoğrafçılığı; tüketiciyi gözüyle yakalayıp, fikrinden kalbine, oradan da cebindeki paraya uzanabilmeli ve bunu da tüketiciye mümkün olduğu kadar hissettirmemelidir.




Topkapı Sarayı â“’ Tacettin Ulaş


www.panoramadunyasi.com




Türkiye’de reklam fotoğrafçılığına ve prodüksiyona ayrılan bütçelerin az olması sebebiyle, her zaman çok iyi fotoğraflar çekilemediği düşüncesindeyim. Ayrıca dünya kampanyası yapan Türk markalarının yeterince olmaması da reklam sektörünün gelişememe sebeplerinden biridir. ”Onlara göre” iç piyasadaki insanların algılarına en az prodüksiyon masrafıyla, mümkün olduğu kadar cıvık ve içinde bir fikri olayan reklamlar zaten Türkiye’ de işi götürmeye yeterlidir. Yani bizdeki reklamcılık tam bir pazarcı mantığı. Tabii ki arada sırada içinde sempatisi olan, tüketicisine saygı ve incelikle hitap eden reklamlar da yok değil.




Dikilitaş Meydanı â“’ Tacettin Ulaş


www.panoramadunyasi.com




Kaç derecelik panoramik fotoğraflar yapılabilmektedir ve bunlar için kaç kare fotoğraf gereklidir?



Benim çektiğim panoramik planet fotoğraflar 360×180 derecedir. Bulunduğum noktada 360 derece dönerek 12 kare fotoğraf çekiyorum. Daha sonra kareleri birleştiriyorum. Sonuç olarak gözümle gördüğüm her şeyi 1 karede panoramik planet fotoğraf olarak elde edebiliyorum. Bu, panoramik fotoğraflarımın en önemli özelliğidir.




İş Bankası Müzesi â“’ Tacettin Ulaş


www.panoramadunyasi.com




Panoramik fotoğraf oluşturulurken yatay ve dikey kadraj tercihi var mıdır?



Bu tercih, nasıl bir panorama elde etmek istenildiğine bağlıdır. Dikey kadraj çalışılmasını öneriyorum. Küresel panorama yapmak için doğru olan yöntem budur. (Küresel panorama 360×180 derecelik bir fotoğraftır). Ben belirlediğim noktadan 360 derece dönerek küreyi tamamlayıncaya kadar 12 kare fotoğraf çekip, sonra bunları bilgisayar ortamında birleştiriyorum.




Sultanahmet Meydanı â“’ Tacettin Ulaş


www.panoramadunyasi.com


Benim fotoğraflarımın büyük bir bölümü küresel panoramik fotoğraflardır. Küresel olmayan panoramik fotoğraflarda yatay kadraj da çalıştığım zamanlar oluyor.




İstanbul Üniversitesi â“’ Tacettin Ulaş


www.panoramadunyasi.com




Çekilecek kareyi algılamak, derinlik ve bir perspektif görebilmek panoramik fotoğrafta başarıyı artırır mı yoksa çekilen her kare birleştirildiğinde aynı etkiyi uyandırır mı?



Panoramik fotoğrafta, çekilecek kareleri algılamak ve perspektif çok önemlidir. Çünkü çekim esnasında objektife yakın olan objeler fotoğrafta daha abartılı görünürler. Uzak kalan objeler ise bunun tam tersine küçük görünürler. Burada neyi vurgulamak istediğimiz önemlidir. Dolayısıyla izleyicideki etkisi de ona göre değişir.




Levent-Büyükderece Caddesi â“’ Tacettin Ulaş


www.panoramadunyasi.com




Ekipman ne derece önemlidir panoramik fotoğrafta? Örneğin panoramik çekim özelliği standart özelliğinde bulunan bir fotoğraf makinesi, geniş açı objektif, tripod, kameranın eşit aralıklarda dönmesini sağlayan aparatlar vs?



Panoramik fotoğraf çekiminde kameranın eşit aralıklarda dönmesini sağlayan özel tripot başlığı, sehpa, su terazisi, geniş açı objektif standart ekipmanlardır. Bu ekipmanlar önemlidir. Fotoğraf makinesiyle birlikte objektif ve kullandığımız sehpa birbirleriyle kalibre edilmelidir. Yani objektifin odak noktasının tespit edilmesi gerekir. Ancak bu kalibrasyon işleminden sonra çekim yapılabilir. Aksi takdirde birleşmelerde paralax hataları oluşur.




Maslak â“’ Tacettin Ulaş


www.panoramadunyasi.com




180 derecelik bir panoramada her yerin aynı açıyla ışık alması mümkün değil. Bu durumda poz ölçümünü neye göre yapmak gerek?



Poz ölçümünü extern bir pozometreyle ya da makinenin pozometresiyle yapıyorum. Panoramik fotoğrafta her yerin aynı derecede ışık alması beklenemez. 360 derecelik bir alandaki ışık farkları, pozlamaların manuel yapılmasını gerektirebilir. Tur tamamlanıncaya kadar normal pozlamadan başka eksi yada artı pozlamalar yapmak zorunda kalabiliriz.




Sületmaniye Camii ve Külliyesi â“’ Tacettin Ulaş


www.panoramadunyasi.com




360 Derecelik bir panoramik fotograf çekimi için dikkat edilmesi gerekenler, olmazsa olmazları nelerdir?



360 derece panoramik fotoğraf çekimi için sağlam bir sehpa, odak noktası doğru ayarlanmış objektif ve panoramik başlık bu işin olmazsa olmazlarındandır.



Ayrıca çekim esnasında sehpanın kıpırdamamasına da çok dikkat etmek gerekir.





Tacettin Ulaş www.panoramadunyasi.com



Röportaj : Berna AKCAN ve İmren DOĞAN








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Tacettin Ulaş : 360 Derece İstanbulTacettin Ulaş : 360 Derece İstanbulTacettin Ulaş : 360 Derece İstanbulTacettin Ulaş : 360 Derece İstanbulTacettin Ulaş : 360 Derece İstanbulTacettin Ulaş : 360 Derece İstanbulTacettin Ulaş : 360 Derece İstanbulTacettin Ulaş : 360 Derece İstanbulTacettin Ulaş : 360 Derece İstanbulTacettin Ulaş : 360 Derece İstanbulTacettin Ulaş : 360 Derece İstanbulTacettin Ulaş : 360 Derece İstanbulTacettin Ulaş : 360 Derece İstanbulTacettin Ulaş : 360 Derece İstanbulTacettin Ulaş : 360 Derece İstanbulTacettin Ulaş : 360 Derece İstanbulTacettin Ulaş : 360 Derece İstanbulTacettin Ulaş : 360 Derece İstanbulTacettin Ulaş : 360 Derece İstanbul

John F.Conn : New York Metrosu



Bu fotoğraflar 25 yıldan fazladır faaliyet göstermeyen New York metrosuna aittir. Şimdi metroların daha temiz, daha güvenli ve artık ürkütücü olmayışıyla birlikte birdenbire “New York nostaljisi” ellerimdeydi. Geriye baktığımda keşke daha çok çekseymişim diyorum. Ve belki garip gelebilir ama metrodan aşağı inen bir insanı fotoğraflamak şimdikinden daha kolaydı. Çok iyi bir fotoğraf çektiğimi hissedene kadar tüm gün ve gece boyunca metroyla seyahat ediyordum. Bitirir bitirmez evime geri dönüyordum. Küçük New York metro sisteminde elde etmek istediğim şeyi çekebilmek için sadece bir tek şansım vardı. Terkedilmiş bir mekan olmasına rağmen nadiren ikiden fazla çekim yapıyordum. Şimdi yüz kadar fotoğrafı bir kitap olarak yayınlamak için bir araya getirmeye çalışma sürecindeyim.


John F. CONN




These images of the New York City subway lay dormant for over two and a half decades. Now with the subways cleaner, safer and no longer a horror to ride, I suddenly had ‘New York City nostalgia’ on my hands. Looking back, I wish I had shot more. And strange as it may sound, it was easier photographing someone down in the tubes than than it is now. I would ride the subways at all hours of the day or night until I felt I got a good photo. Once that was accomplished, I retreated home. With the subway system a mini New York rapidly on the move, I usually had only one chance to capture what I could. Even with the ‘still-life’s’ of the subway, I seldom took more than two shots. With about a hundred images to the essay, I am now in the process of trying to get these photos published as a book.

John F. CONN






























John F.CONN Hakkında



Bronx doğumluyum, deniz filosunda savaş fotoğrafçısı olarak eğitim gördüm. (1968-1971) ve aynı zamanda NBCD (nükleer, biyolojik ve kimyasal savunma okulu) mezunuyum. Terhis olduktan sonra New York Görsel Sanatlar Okulu’na katıldım ve dört yıl sonra fotoğrafçılık diploması ile mezun oldum (1976) Bir buçuk yıl Citibank’ta kıdemli fotoğrafçı olarak çalıştım. Serbest fotoğrafçı ve yazar olmamdan beri çalışmalarım ; New York Times Sunday Magazine, Time/Life Books, IMAX Films, Village Voice, Human Rights Magazine, Shutterbug Magazine (çalışmalarımla ilgili üç ayrı makale), Hasseleblad Magazine (çalışmalarımla ilgili dört ayrı makale), American Photographer, Ocean Realm, Dive Travel Magazine, Discover Diving Magazine, Picture Magazine, Popular Photography, Nikon World, Black & White Photography, B&W Magazine, Studio Photography gibi çeşitli yerlerde yayınlandı.



Yıllar içinde, emniyette kamyon şoförü olarak ve Bronx’ta hem birinci ve ikinci sınıflara vekil öğretmen olarak hem de yıllarca Ju Jitsu eğitimcisi olarak çalıştı.



About John F.CONN



Bronx born, I was trained as a Combat Still Photographer in the Marine Corps (1968-1971) and was also a graduate of NBCD School (Nuclear, Biological, and Chemical Defense School). Once discharged, I attended the School of Visual Arts in NYC and after four years received a BFA in photography (1976). For a year and a half, I worked as Senior Photographer for CitiBank. A freelance photographer and writer since, my work has appeared in various publications such as: New York Times Sunday Magazine, Time/Life Books, IMAX Films, Village Voice, Human Rights Magazine, Shutterbug Magazine (three separate articles written about my work), Hasseleblad Magazine (four separate articles written about my work), American Photographer, Ocean Realm, Dive Travel Magazine, Discover Diving Magazine, Picture Magazine, Popular Photography, Nikon World, Black & White Photography, B&W Magazine, Studio Photography, to name a few.



Over the years, I’ve also worked in security, as a teamster and a substitute teacher for first and second graders in the Bronx as well as being a Jiu-Jitsu instructor for many years in the Bronx.



In 2003, I had my first novel published, The Society. I’ve completed two other novels, The Devil’s Angel and Nommo’s Ark.




John F. Conn


Email: ICONN55555@aol.com


Website: www.TheConnArtist.net




Çeviri (translated by) : Berna AKCAN








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

John F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York MetrosuJohn F.Conn : New York Metrosu

Recep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, Bali



UZAKLARDA BİR CENNET ADASI “BALİ”



Bali, Endonezya’nın sahip olduğu 13000’e yakın adadan en önemlisidir.



Ana Kara olan Jawa Adasına oldukça yakındır. Endonezya’nın başkenti Jakarta’ya uçakla 1 saat 20 dakika. Ada 5620 kilometre kare yüzölçümüne ve 3 milyon nüfusa sahip. Yaşayanların yüzde doksan beşi Bali’nin yerlisi ve Hindu, yüzde beşlik bir bölüm ise Jawa göçmeni. Halk ikinci hayatlarında dünyaya hayvan olarak gelmemek için dinine son derece bağlı. Onların deyişi ile Bali ‘’TANRILARIN ADASI’’. Her yerde tapınaklar ve tanrı heykelleri var. Evlerin, köylerin, mahallelerin ve kentlerin ayrı ayrı tapınakları var. Tanrı heykellerine eteklik giydirilmesi ise oldukça ilginç. İnsanlar güne başlamadan önce küçücük kaplar içerisinde tanrılarına adaklarını sunmayı unutmuyorlar.




Aileler üstü kapalı fakat dış duvarları olmayan, bahçesinde ailenin her ferdi için birer tapınak bulunan ve bahçe dışından duvarla çevrili olup yoldan görülemeyen evlerde yaşıyor. Bali de Wuku ve Saka adında iki ayrı takvim kullanılıyor. Wuku festival takvimi. Saka takviminde yılın son günü görülmeye değer. Hiç kimse çalışmıyor hatta ses çıkarmıyor, ışıklar kapatılıyor, uluslararası havaalanı mecburi inişler dışında hizmet vermiyor ve turistlere otel odalarında perdeleri kapalı oturmaları söyleniyor. Bütün bunların nedeni ise kötü ruhların oradan geçerken ada da kimsenin yaşamadığını zannedip bir yıl daha uğramamalarını sağlamak.



Ekvatora 60 kilometre mesafedeki Bali’de 365 gün gündoğumu ve batımı neredeyse aynı saatte. Ada med -cezir açısından inanılmaz. Sular 1 kilometre kadar çekilebiliyor. Bali aslında hepimizin mutlaka görmesi gereken yerlerden biri. Her tür turiste cazip gelecek yönleri var. Dinlenmek, deniz ve güneş tatili yapmak isteyenler, tüple sualtına dalanlar, Uzakdoğunun gizemli dinleri ile ilgilenenler, yerel mimari ile ilgilenenler, dalga ve rüzgâr sörfü yapmayı sevenler, doğal yaşam ve fil safarisi sevenler için bir cennet. Tabii bunun yanında doğal alanların güzelliği, pirinç, çay ve çiçek tarlalarının çekiciliği, yüksek dağları ile onların eteklerindeki göllerin sisler içindeki inanılmaz görüntüleri ve bu görüntülerde bir de Hindu tapınakların muhteşem işçiliği ve estetiği unutulmamalı. Bali’nin tüm bu çekici yanlarına fiyatların çok cazip olduğunu eklemek gerekir. Örneğin şoförü ve benzini ile 8 kişilik bir arabayı günde 40 dolara kiralamanız, deniz kıyısında balık ürünleri ile süslü bir akşam yemeğini yerel müzisyenlerin reggie tarzı eşliğinde 5 ila 15 dolara yemeniz mümkün. Çok iyi kalitede bir tişörtü 2 dolara alırsanız pahalı kaçmış olabilir. Özellikle geleneksel taş ve ağaç işçiliği ürünlerini görünce Bali insanının ustalığına şapka çıkarırsınız.



Bali’de iyi oteller genelde adanın güneyinde, Nusa Dua ve Sanur bölgelerinde. Buralarda 30 ila 60 dolar arasında kalabilirsiniz. Eğer doğal yaşamdan ürkmüyorsanız adanın kuzeyinde 10 dolara oda bulmak bile olası. Kuta plajı Avustralyalı sörfçülerin yeri ve geceleri oldukça hareketli. Sanatçılar köyü olan Ubud’ta, resim ve ahşap üzerine harika parçaları çok ucuza alabilirsiniz, ama pazarlık etmeyi sakın unutmayın. Kısaca uzun süreli uçak yolculuğunu gerektiren böyle bir seyahatte sizleri yaşamınız boyunca unutamayacağınız bir tatil beklediğini bilin ve olanağınız varsa bunu mutlaka yaşayın.



Recep DÖNMEZ



Bali’deki tanrı heykellerinden




Bali’deki tanrı heykellerinden




Bali’deki tanrı heykellerinden




Çiçek tarlası




Jimbaran plajı




Kuta plajı




Kuta plajında sörf yapanlar




Kuta plajında günbatımı




Kuta plajında günbatımı




Pirinç tarlaları




Puru Ulun Danu




Puru Ulun Danu




Puru Ulun Danu




Royal Tempel, Mengwi




Royal Tempel, Mengwi




Sualtı US Liberty batığı




Tanah Lot




Tanah Lot




Tanrılara sunulan adaklar




Uluwata Hindu Tempel’daki ayinden




Uluwata Hindu Tempel’daki ayinden




Uluwata Hindu Tempel’daki ayinden




Uluwata Hindu Tempel’ın sakinleri




Uluwata Hindu Tempel’ın sakinleri







FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :

Denizi Düşlemek : Recep Dönmez







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Recep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, BaliRecep Dönmez : Uzaklarda Bir Cennet Adası, Bali

Jim Zuckerman : Dünyanın Fotoğrafları



“Beni fotoğrafçılığa yönelten şey, güzelliği bütün biçimleriyle yakalamaya olan sevdamdır. Afrika’daki bir hayvan portresinden Hindistan’daki güzel bir çocuğa veya Türkiye’deki eski bir yerleşim yerine kadar, her zaman doğaya özgü işlere, ilgi çekici kültürlere ve insanın başarılarına olan minnettarlığımı ifade etmek için güçlü fotoğrafların arayışındayım.”


“What motivates me in photography is my love of capturing beauty in all its forms. From a tight portrait of an animal in Africa to a beautiful child in India or an ancient site in Turkey, I am always seeking out powerful images that express my appreciation of the natural work, of intriguing cultures and the achievements of mankind.”



























Jim ZUCKERMAN Hakkında



Jim Zuckerman fotoğraf sevdasının peşinden gitmek ve bunu mesleği haline getirmek için 1970 yılında tıbbi çalışmalarını bıraktı. UCLA ve Kent Eyalet Üniversitesi gibi pek çok üniversite ve özel okulda yaratıcı fotoğrafçılık konusunda eğitim aldı. Aynı zamanda Kenya, Tanzanya, Burma, Fas, Çin, Hindistan, Doğu Avrupa, Peru ve Türkiye gibi pek çok egzotik yere uluslararası fotoğraf turları düzenledi.



Zuckerman vahşi yaşam, doğa ve seyahat fotoğrafçılığı, fotomikroskopi ve dijital efektler konularında uzmanlaşmıştır. Tekniği ve tarzındaki farklılığı ile profesyonel alanda benzersizdir. Sadece güzelliğin fotoğrafını çektiğini ve yaşamın karanlık yanlarını diğer fotoğrafçılara bıraktığını belirtir.



Jim, Photographic Dergisi’ne 32 yıldır katkıda bulunan bir editördür. Fotoğrafları, yazıları ve fotoğraf makaleleri Time-life kitapları, National Geographic Society yayınları, Outdoor Photographer, Life Magazine, Omni Magazine, Conde Nast Traveler, Shutterbug, Science Fiction Age, Australia’s Photo World ve Greece’s Opticon gibi çok sayıda kitap ve dergilerde yayınlanmıştır. Fotoğrafçılıkla ilgili 12 kitabın yazarıdır ve şimdi Betterphoto.com’da internet üzerinden eğitim vermektedir.



Çalışmaları otuzdan fazla ülkede ambalajlama, reklam ve makale mizanpajlarında kullanıldı. Takvimlerde, posterlerde, kartpostallarda ve kolektif broşürlerde, yıllık raporlarda yayınlandı ve aynı zamanda fine art baskı olarak pek çok perakende satış yerlerinde satıldı.





About Jim ZUCKERMAN



Jim Zuckerman left his medical studies in 1970 to pursue his love of photography and turn it into a career. He has taught creative photography at many universities and private schools, including UCLA and Kent State University. He also leads many international photo tours to exotic destinations such as Kenya, Tanzania, Burma, Morocco, China, India, Eastern Europe, Peru and Turkey.



Zuckerman specializes in wildlife, nature, and travel photography, photomicroscopy and digital effects. His diversity in technique and style is unique in the professional arena. He states that he only photographs beauty, leaving the dark side of life to other photographers.



Jim was a contributing editor to Photographic Magazine for 32 years. His images, articles, and photo features have been published in scores of books and magazines including Time-Life books, publications of the National Geographic Society, Outdoor Photographer, Life Magazine, Omni Magazine, Conde Nast Traveler, Shutterbug, Science Fiction Age, Australia’s Photo World and Greece’s Opticon. He is the author of 12 books on photography, and he now teaches many on-line courses for Betterphoto.com.



His work has been used for packaging, advertising and editorial layouts in more than thirty countries. He has been published in calendars, posters, greeting cards and corporate brochures and annual reports, and his work is also sold as fine art prints in scores of retail outlets.



Çeviri (translated by) : Berna AKCAN








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Jim Zuckerman : Dünyanın FotoğraflarıJim Zuckerman : Dünyanın FotoğraflarıJim Zuckerman : Dünyanın FotoğraflarıJim Zuckerman : Dünyanın FotoğraflarıJim Zuckerman : Dünyanın FotoğraflarıJim Zuckerman : Dünyanın FotoğraflarıJim Zuckerman : Dünyanın FotoğraflarıJim Zuckerman : Dünyanın FotoğraflarıJim Zuckerman : Dünyanın FotoğraflarıJim Zuckerman : Dünyanın FotoğraflarıJim Zuckerman : Dünyanın FotoğraflarıJim Zuckerman : Dünyanın FotoğraflarıJim Zuckerman : Dünyanın FotoğraflarıJim Zuckerman : Dünyanın FotoğraflarıJim Zuckerman : Dünyanın FotoğraflarıJim Zuckerman : Dünyanın FotoğraflarıJim Zuckerman : Dünyanın FotoğraflarıJim Zuckerman : Dünyanın FotoğraflarıJim Zuckerman : Dünyanın FotoğraflarıJim Zuckerman : Dünyanın FotoğraflarıJim Zuckerman : Dünyanın Fotoğrafları

Sumer Omay : Edebiyat Literatüründen Portreler



Bu projeye başlarken bu kadar uzun süreceğini düşünmemiştim. Başlangıçtaki amacım şiirlerini, romanlarını, öykülerini ve denemelerini okuduğum güzel insanlara bir şekilde teşekkür etmek, sevgimi ifade edebilmekti. O zaman düşündüğüm sayı çok çok azdı; ama Sema Kaygusuz, Ömer Ayhan’ı, İnan Çetin Karin Karakaşlı’yı çağırdı, böylece kitaptan kitaba, yazardan yazara uzanan, mekanik bir saatin uyumlu parçaları gibi düşündüğüm yazarlarımı, şairlerimi fotoğraflamaya başladım. Saatin tamamlanması ne kadar sürer bilemiyorum.



Okuduğum metnin, şiirin verdiği hazzı, belirsizliği, hatıraları, kırıklığı veya acıyı, işte bütün bunları bazen sadece benim için özel olan, bazen herkes için aynı şeyleri anımsatan yazılamayanı/anlatılamayanı göstermek, daha doğrusu işaret etmek istedim sadece.




Sumer Omay

Bir de şu sorun var: Bu güzel insanların bir kısmı artık yaşamıyor, yine de ölüm hayatın bir gerçeği olduğundan, bunu kabullenerek, kendimce unutulmadıklarını göstermek de istedim. Ayrıca sevdiğim yazarların bir kısmına tanıdım, sofralarında oturdum, onlarla birlikte yemek yedim, kahve içtim, kiminin elini öptüm, kimine sarıldım ve tahmin edileceği üzere çok mutlu oldum, ancak bir okuru asıl mutlu eden şey bunlar değil; onların şiirleri, romanları, denemeleri okuru asıl mutlu eden şey budur.



Denebilir ki bu fotoğrafların yazarı/şairi gösterdiğini nasıl/neden anlıyorsun? Veya neden bu fotoğraflar da diğerleri değil? Yanıtım şöle: Aslında birden fazla fotoğraf var. Yani bir tane Turgut Uyar yok, bir tane Mahmud Derviş yok. Sürekli değişen durumlar oluyor. Yıllar sonra aynı kitabı okuyan insan nasıl aynı insan değilse her metinde aynı yazar olmuyor. Aslında tüm soruları birlikte yanıtlamam istenirse: Bütün bu fotoğrafların, okumaya övgü olduğunu söylemek isterim.



Proje sürerken ilginç şeyler de yaşadım: Bazen yardım bazen de şikayet postaları aldım, insanlara bu fotoğrafların (bazıları portre çünkü), isimlerini taşıdıkları kişiler olmadıklarını anlatmak zorunda kaldım, kimi zaman da hem fotoğraftan hem de edebiyattan yola çıkarak yeni arkadaşlar kazandım. Projenin güzel yanlarından bir de bu oldu.



Sumer OMAY





Adonis


Adonis’i 1995 yılında Nazım Hikmet Şiir Ödülü töreninde dinlemek mutluluğuna eriştim. Arapça bilmediğim halde şiiri anladığımı hissettim. Parçalı, kimi yerde kırık, kimi yerde coşkuya kapılan, kimi zaman nereye gideceğini bilemeyen, çaresiz bir şiirdi bu. Şaşırmıştım. İşte Arap şiirinin kanıma karışması böyle oldu.





Andre Breton


Andre Breton’un çok etkilendiğim derin bir kitabı var. Adı Nadja. İsmail Yerguz dilimize çevirmiş, mitos yayınlarından çıkmış. (bendeki 1992 baskısı). Her fotoğrafçının evinde olmalı bence.



Zaman zaman canım sıkılıyor bu kitaptaki fotoğraflar (çok önemli çünkü, kitabı anlamak için) daha kaliteli basılmalı ve daha bir özen gösterilmeliydi diye düşünüyorum -Man Ray var, Henri Manuel var, Andre Bouin var aralarında- ama sonra kitaba dalıp (bizde niye phaidon gibi aperture gibi bir yayınevi yok?) bu dünyayı unutuyorum ve 1928 yılına gidiyorum…



“gözyaşlarıyla ıslanan bir parmağımla huzura dokunmak istiyorum ben.” (Nadja, s.103)





Asaf Halet Çelebi


“Modern türk edebiyatının babalarından. Om mani padme hum, Cüneyd, İbrahim, Mara gibi şiirleri unutulmazdır. Şiirleri tasavvuf, içses, psikanalitik, psikoloji kokar. Tadından yenmez. bütün şiirleri kitabı başucu kitapları arasındadır. bir de bütündüzyazılarıvardır ki, hiç sormayın..” demiş sevdiğim bir ekşisözlük yazarı, ben de öyle düşünmekteyim:





Bejan Matur


Bejan Matur için “doksanlı yılların sonunda en sıkı şiir okurları için bile anlaşılması imkansız hale gelmiş türk şiiri içinde sadeliğiyle ve kendine özgü sesiyle dikkat çekmiş şair. bejan matur’un şiirinde aslolan atmosferdir. sözcüklerden kendine bir aura kurar ve onun içinde sakin sakin hareket eder” demiş Sudaki Duman





Edip Cansever


Edip Cansever deyince, Turgut Uyar’ı, Tomris Uyar’ı, Cemal Süreya’yı düşünmemek elde değil.



Edip Cansever’in şiirleri genellikle uzun ve yoğun şiirler. Bazen bir kaç kez okumak gerekiyor dibine inmek için. Bazıları sevmez onun şiirlerini, çünkü yüzeyden bakınce diğer sıradan şiirlere benzer gibi durur, numarası yoktur, göz boyamaz, heyecanlandırmaz insanı. Ama dil ve kâlp bir kere alışınca bırakılmaz olur bu şiirler.



“Kirli Ağustos” kitabı, hele hele “Bezik oynayan kadınlar” kitabı benim kişisel tarihimde unutamadığım ve unutamayacağım şiirleri barındıran muhteşem yapıtlardır.



“Bezik oynayan kadınlar” kitabı bana vefalı bir arkadaş da kazandırdı. 1990 senesinde lise sıralarında bu kitapla başlayan arkadaşlığımız Edip Cansever in şiirleri gibi uzun ve derinlikli bir dostluğun da başlangıcı oldu. Kötü günlerimiz de oldu. Arkadaşım bu süre içinde babasını kaybetti, ben de bir babamı onunla birlikte kaybetmenin acısını yaşadım ve ağladım, sonra sonra yine Edip Cansever okudum/okuduk, hayatın sürdüğünü öğrendik, acımızı ve sevincimizi hep yanımızda taşıdık…



Edebiyatın hiç bir türü şiir kadar hayatımızın içinde olamaz bence.





İnan Çetin


“Paslı bir geçmişin izini okumaktan geliyor İnan Çetin. Görünmez bir adamın kederinden akan gizli yazıları çeviriyor. Dönüp dolaşıp aynı yere gelen doğuyu, insanın doğusunu anlatıyor.”





Italo Calvino


Calvino yu “Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu” kitabıyla tanıdım. Seneler geçti aradan ama ne zaman Calvino dese birisi edebiyat tarihinin unutulmaz eserlerinden biri diye mimlediğim bu kitabı hatırlarım. Ayrıca “Varolmayan Şövalye” ve “Jaguar güneş altında” yapıtları da benzersizdir.





Jorge Luis Borges


Ders kitaplarında Borges’in bir öyküsü olsaydı çoğu çocuk zihninde birden fazla ülke ve zaman taşıyor olacaktı diye düşünmekteyim. Gerçi ders kitaplarımız modern edebiyatımızı bile anlatmaktan uzak… Çünkü Borges sadece bir kütüphane müdürü veya bir dünya yazarı değildi, aynı zamanda iyi bir okurdu. Gözleri görmemesine rağmen başkalarına okuttuğu hikâyaleri zihninde gezdiriyordu. Sen çok yaşa Borges, gölgelerin büyük yazarı!





Karin Karakaşlı


İlk kez “Başka dillerin şarkısı” isimli kitabını okuduydum. O zamanlardan beri (1999-2000 yıllarında) dönüp dönüp yeniden okurum bu güzel kitabı. Sonra Agos gazetesindeki köşesini okumaya başladım. 19 Ocak 2007′den sonra, eskisinden daha da kederli yazıyor şimdi.





Küçük İskender


Şiir okumaya başladığım yıllarda önceleri pek ısınamadığım bir şairdi. kelime oyunlarına fazlaca yüklendiğini düşünüyordum. sonraları en sevdiğim şairlerden biri oldu, çünkü Türkçe onun elinde farklılaşıyor. Türkçe yazılan şiirin en güzel/sıkı örneklerini o veriyor. en azından bir şiir heyecanı var. ölü değil, canlı bir şiir yazıyor.





Ömer Ayhan


Müstehzi bakışlı yazar. Şimdilerde Meksika İngiltere arasında geziniyor. Öyküleri hemen içine almaz insanı, yavaş yavaş ele geçirir.





Raymond Carver


Raymond Carver denemeleri ve şiirleri de olsa öykü yazarı olarak daha çok bilinir. Kendisi 2 Ağustos 1988’de akciğer kanserinden ölmüş. Öyküleri kısa ve durgundur. Şair Osman Çakmakçı, Carver ile ilgili bir yazısında onu şöyle tanımlıyor: “Carver okumak, Tom Waits’in amansız kentli ağıtlarını dinlemeye benziyor.”



Yine de buraya o nefis ve insanın zihnine usulca yerleşen öykülerinden birini alamayacağıma göre çok sevdiğim fotoğraflı bir şiirini yazayım bari:



BABAMIN YİRMİ İKİ YAŞINDAKİ FOTOĞRAFI



Ekim. Burada bu nemli, yabancı mutfakta


babamın utangaç delikanlı yüzünü inceliyorum.


Endişeli bir gülümseyişle bir eliyle tele geçirilmiş


kılçıklı, sarı levrekleri, ötekiyle


bir şişe Carlsbad birasını tutuyor.



Blue-jean gömleği ve pantalonu içinde


34 model bir Ford’un ön çamurluğuna yaslı duruyor.


Torunlarına kabadayı ve yürekli görünmek isterdi,


eski şapkasını kulağının üstüne devirirdi.


Bütün hayatı boyunca gözüpek olmak istemişti babam.



Fakat gözleri ele veriyor onu, bir de uysalca


ölü balık teliyle bira şişesini uzatan elleri.


Baba, seni seviyorum, ama nasıl teşekkür edebilirim sana,


Ben ki daha ne içki kadehini tutabiliyorum


ne de balık avlayacak yerleri biliyorum.



Raymond Carver, Çev. Zafer Aracakök, Ateşler, Adam yay., Kasım 1990.





Sait Faik Abasıyanık


Sait Faik in “hişt hişt” isimli öyküsünü okudunuz mu bir daha unutamazsınız. Diğer öykülerini de okudunuz diyelim, bazen onları unuttuğunuzu zannedebilirsiniz, ama hayır onlar da unutulmamıştır, unutmak Sait Faik söz konusu olduğunda bir yanılsamadır sadece: İnsan ve doğa sevgisinin bir tohumu usul usul içinizde büyümeye başlamıştır çoktan.



Mükemmel öyküleri, mükemmel edebi yapıtları hiç sevmem. Sait Faik in yazdığı gibi alıp başını giden öyküleri severim ben. Havada kalan, geriye kalan kısmını okurun tamamladığı öyküleri, şiirleri daha bir severim. Sait Faik de işte tam budur, size de bir dilim hikaye bırakır.





Sema Kaygusuz


Sema Kaygusuz has yazardır, iyi yazardır, derin yazardır. Güzelim öykülerinin yanında bir de romanı var şimdi.





Sevim Burak


Sevim Burak kendine özgü bir yazar. “Palyaço Ruşen” isimli dosta düşmana tavsiye ettiğim kitabını ayrı bir severim, özellikle “sanatçı elbisesi” isimli öyküsü kutsal kitap diliyle çok başkadır. grafik bir haz da duymak mümkün, onun eserlerindeki görsel öğeler de insanı şaşırtır. hurufat da önemlidir, öykü kadar önemlidir üstelik. kimi zaman büyük harfler kimi zaman küçük harfler vardır, montajcı bir yazar olduğundan bunları kırıla döküle okumak mümkündür, dağılmanız da mümkündür, toparlanmanız da…



“Ben koş


Ben yetiş


Ben git


Ben dön


Ben dur


Ben bağır


Ben kokla


Ben sus”



(Mut…, Palyaço Ruşen, s.60, nisan yay., 1993)





Sigmund Freud


Freud benim için öncelikle “Hz. Musa ve tektanrıcılık” kitabının yazarıdır. “Bir kitap okudum ve hayatım değişti” demek ne kadar doğru olur bilemem ama sarsıldığımı, sallandığımı, çevre’nin ve aile’nin zihnimde kurduğu düşünce sisteminin parçalanıp kırıldığını söylemek isterim. Ben bu kitabı sadece freud’un yazdığı haliyle değil, kendimce yaptığım eklemelerle geliştirdiğimi düşünüyordum [bu geliştirme işi başkaları için değil], elbette Freud’un derdi ile benim derdim temelde örtüşmüyor olabilir, ama ’sistem analizi’ yapmak için bir yöntem önerisi olarak da okuyor ve başka durumlara/kültürlere uyguluyorum ve çok eğlenceli ama bir o kadar da dokunaklı sonuçlara varıyorum.



Bendeki kitap Kamuran Şipal’in çevirisi ve 1987 basımı (kitaplığımın “kimselere verilmeyecek kitaplar/dergiler” bölümünde duruyor). Tabii basıldığı yıl değil, birkaç yıl sonra okuyabildim. Dünyaya, dinlere ve hemen her türlü inanca olan fikirlerimi de değiştirdiği için çok seviyorum bu kitabı ve yazarını.




Sylvia Plath


Şair. Şiirlerini de günlüğünü de arada sırada yeniden yeniden bıkmadan, her defasında yeni bir şeyler öğrenerek okuduğum bir isim.





Toni Morrison


Toni Morrison ABD edebiyatının en sahici isimlerinden. İlk okuduğumda çarpılmıştım. Alice Walker şiirde neyse Toni Morrison romanda odur bence.





Turgut Uyar


Bilmiyorum şiir insanı kurtarır mı?



Peki fotoğraf? Belki.



Paolo Pellegrin diye bir fotoğrafçı var, Turgut Uyar’ın şiirde yaptığını onun fotoğrafta yaptığını düşünüyorum. Turgut Uyar şiirin çıkmazda olduğunu görmüştü, çıkmazın güzelliğini de görmüştü. Pellegrin de fotoğrafın çıkmazda olduğunu görmüş birisi. Fotoğrafın çıkmaz sokaktaki görüntüsünü o biliyor bence: “Örneğin, kendi adıma konuşacak olursam, bir anda bir adım geri çekilip, fotoğraf çekmekten vazgeçtiğim çok olmuştur.”





Ursula K. LeGuin


Sene 1991 veya 1992 olmalı Ursula K. LeGuin’den ilk olarak Mülksüzler’i okumuştum. Şimdi ilk okuduğum kitabı biri alıp getirmediği için Metis’in 1997 basımı var (biraz küçük boyutları -Baskan boyutu diyorum bu boydaki kitaplara).



Sonra ne bulduysam okudum, Dünyaya Orman Denir, Yerdeniz serisi (bu kitaplardaki Deniz Bilgin’in resimleri unutulmazdır), Bağışlanmanın Dört Yolu içlerinde en sevdiklerim. Bir gün yine Metis yayınlarından çıkmış olan “Kadınlar Rüyalar Ejderhalar” kitabını gördüm. Bu kitapta denemeleri var. Ama müthiş yazılar var kitapta! Edebiyatı seven herkes okumalı, bana kalırsa ders kitabı olarak okutulmalı. Çünkü Bilimkurgu’yu kitapçı dükkânlarındaki izbe köşelerden saygın edebiyat raflarına çıkartan olağanüstü yazarlardan biridir Ursula K. LeGuin. Bilimkurgu sevmeyen biriyle tanıştığım vakit önce bu kitabı okumasını istiyorum. Özellikle 1974’de yazdığı “Amerikalılar Ejderhalardan Neden Korkar?” isimli deneme her derde devadır.










Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Sumer Omay : Edebiyat Literatüründen PortrelerSumer Omay : Edebiyat Literatüründen PortrelerSumer Omay : Edebiyat Literatüründen PortrelerSumer Omay : Edebiyat Literatüründen PortrelerSumer Omay : Edebiyat Literatüründen PortrelerSumer Omay : Edebiyat Literatüründen PortrelerSumer Omay : Edebiyat Literatüründen PortrelerSumer Omay : Edebiyat Literatüründen PortrelerSumer Omay : Edebiyat Literatüründen PortrelerSumer Omay : Edebiyat Literatüründen PortrelerSumer Omay : Edebiyat Literatüründen PortrelerSumer Omay : Edebiyat Literatüründen PortrelerSumer Omay : Edebiyat Literatüründen PortrelerSumer Omay : Edebiyat Literatüründen PortrelerSumer Omay : Edebiyat Literatüründen PortrelerSumer Omay : Edebiyat Literatüründen PortrelerSumer Omay : Edebiyat Literatüründen PortrelerSumer Omay : Edebiyat Literatüründen PortrelerSumer Omay : Edebiyat Literatüründen PortrelerSumer Omay : Edebiyat Literatüründen PortrelerSumer Omay : Edebiyat Literatüründen PortrelerSumer Omay : Edebiyat Literatüründen Portreler

Güzin Tezel : Cafer Eser ile Röportaj



Çocuk oyunu



“Irak’ta önce savaş, ardından direnişin en masum kurbanları çocuklar. Kimi zaman tepelerine düşen bombalar, kimi zaman adres sormayan kurşunlar. Bundan mıdır bilinmez ama silahlar Iraklı çocukların hayatlarının bir parçası oluvermiş. Ama onların bu ölümcül silahlara bakış açısı biraz farklı. Sanki bu silahlarla aralarında bir bağ var. Bunun adına ister ölümcül oyun denilsin, ister çocuk oyunu denilsin.



İsmi Tebarek Müsenna. Bu fotoğraf çekildiğinde 6 yaşındaydı. Evlerinin hemen yakınındaki açık cephanelik onun en sevdiği oyun alanlarından biri. Tebarek, her ne kadar patlamamış uçaksavar mermilerine bebek şefkatiyle yaklaşsa da bu çocukça cesareti onu ve belki yakınındaki birkaç kişiyi her an hayattan koparabilir. 6 yaşındaki çocuğun ölümü istatistiklere ne olarak geçer?



Hangi istatistik?””¦


Kadının yeri



“Bir yolculuk düşünün. Erkekseniz taksinin içinde, kadınsanız bagajda. Duyunca inanılmaz geliyor olabilir ama fotoğraftaki Farsça plakada sağdan sola ilk kelime Kabil… Afganistan’ın başkenti. Başkent böyleyse diğer şehirler nasıl diye düşünmeyin onlar da aynı. Taksinin ön tarafı aslında boş. Yani ortada doluluktan doğan bir mecburiyet yok. Bu yolculuğun iki sebebi var. Birincisi bagajda yolculuk, koltuklarda yolculuktan yarı yarıya daha ucuz. İkincisi, taksinin ön tarafında erkek yolcular varsa, kadınların binmesi yasak. Yani ya paralı bir kadın olarak bütün dolmuş taksiyi kapatacaksınız, ya da bagajda yollanacaksınız. Aslında bütün bu anlattıklarım gerçek olmakla birlikte bu yolculuk için yeterli değil.



Bu yolculuğun özeti Afganistan’da kadın’ın yeri…”




Akıllara zarar



“Irak’ta yıllar süren savaşın ve direnişin bedeli, mezarları olduğu kadar akıl hastanelerini de doldurdu. İran-Irak savaşında esir düşen ve yıllar sonra ülkelerine dönen Irak askerleri Er Reşat Akıl Hastanesi’nde tedavi edilirken, bunlara, 2003 Nisan ayındaki işgal ve sonrasında başlayan direnişin kurbanları da katılmaya başladı. Irak’ın en büyük akıl hastanesi olan Er Reşat Hastanesi’nde kadın ve erkek toplam bin 100 kişi bulunuyor. Kadın hastaların oranı ise yüzde 35.



Objektif karşısında gözyaşlarını tutamayan hastanın ismi Neda. O bir doktor, 1986 yılında mezun olan ve Er Reşat Hastanesi’nde doktorluk yapmaya başlayan Neda, aynı hastanede rahatsızlanıp yine aynı hastanede tedavi olmaya başlamış. Hastane yetkilileri, Neda’nın hastalarının yaşadıklarından etkilendiğini söylüyorlar.”




Sıcak simit



“Aslında her şeyin sebebi para galiba… Kimileri büyük oynuyor kimileri küçük. Kimileri bir ülkenin bütün gelirlerine ortak olmak istiyor, kimileri sadece karnını doyurmak. Irak’taki operasyonun büyük ve küçük oyuncuları. Operasyonun hemen ardından devreye giren yağmacılar, özgürlüğün tadını çıkarıyor. Telekom binasında ne var ne yok aldıktan sonra bir de geride iz bırakmamak, belki de önceki rejime olan öfkelerinin uzantısı olarak binayı ateşe veriyorlar. Ortaya bu resim çıkıyor. Arka planda Irak’ın geleceği, ön planda simit satarak karnını doyurmaya çalışan Iraklı çocuk. Ama umursamaz, duruma adapte olmuş. Zaten Irak’ı bu hale getiren biraz da bu umursamazlık galiba”¦”



Gözyaşı



“Ülke dışına çıkabilmek için İsrail havalimanını kullanamayan Gazzelilerin dünyaya açılan tek kapısı olan Mısır sınırındaki Refah Kapısı, Filistin hükümetinin kontrolünde her gün 2 bin 500 Filistinliyi Mısır yoluyla dünyaya taşıyor. Filistinliler sınır kapısının İsrail ordusunda olduğu dönemleri ise hatırlamak bile istemiyor.



İsrail hükümetinin, aldığı kararla Gazze’den çekilmesiyle birlikte Filistin hükümetine devrettiği Refah Sınır Kapısı İsrail ambargosuna rağmen Gazzelilerin dünyayla buluştuğu tek nokta. Başta tedavi olmak isteyen hastalar olmak üzere ağırlıklı olarak öğrenciler, işadamları ve Avrupa’ya gitmek isteyen Filistinlilerin kullandığı sınır kapısında bu gözyaşlarının sebebi İsrailli askerleri aratmayan Filistinli görevliler. Gözyaşların sebebi, kendi ülkesi görevlileri tarafından aranan kişisel çantası, x-ray cihazından geçirilirken adeta parçalanan bavulu. Gözyaşlarının sebebi, değişmeyen zihniyet”¦”



Cafer Eser


Fotoğraf çekmeye başlamanıza sebep ne oldu? Böylesi bir başlangıca adım atmaya iten nedir sizi?



Fotoğraf çekmeye spor muhabiri olarak başladım. Aslında foto muhabiri olarak değil spor muhabiri olarak başlamıştım ama fotoğraf spor muhabirliğinin ayrılmaz bir parçası oldu. Özellikle hareketli fotoğraflar beni çok etkiledi. Sonrasında arkası geldi. Spor foto muhabirliğinde insan hızlı düşünmeyi öğreniyor. Özellikle bugünkü gibi dijital fotoğraf makinelerinin olmaması, çektiğiniz fotoğrafı saatler sonra görmeniz ve yanlış yapma şansınızın sınırlı olması sizi çok dikkatli yapıyor. Fotoğrafa ve işinize sonuna kadar konsantre oluyorsunuz.



Fotoğraf çekerken o fotoğrafın o anı ölümsüzleştirdiğini düşünüyorum. Aslında haberde de bu böyledir. Yıllar sonra arşivlerde o haberi eksiksiz olarak görmek istedim. Tarihe tanıklık ediyorsunuz ve o anı donduruyorsunuz. Çok keyif alarak çektiğiniz fotoğraflar olur, zorlanarak çektiğiniz ve hatta istemeyerek çektiğiniz. Kazada ölen bir çocuğun başında ağlayan anneyi ya da tam tersini çekmek çok zordur elbette. Ama şampiyon olmuş bir sporcuyu elinde madalyasıyla çekmek çok farklıdır. İkisi de önemli fotoğraftır ama birini içiniz tabiri yerindeyse cız ederek çekersiniz.





Fotoğraf çekerken ne hissediyorsunuz? (Muhakkak konum, konu ve duruma göre değişiyordur ve birden fazla cevabı olabilir. Hepsini dinleyebiliriz :)



Foto muhabiri olmaya içinde bulunduğum ortam sürükledi demek yanlış olmaz. Ben dört yıl kameramanlık da yaptım. Aslında ikisi birbiriyle benzerlik taşıyan işler. Sadece kameramanlıkta devamlılık var, olayı anlatmak için bir saniyeden daha çok vaktiniz var. Onda da hata yapma şansınız yok, çünkü arada kaçıracağınız bir an bütün görüntüyü bozabilir. Foto muhabirliğinde ise olayı anlatmak için sadece 1 saniyeniz var. Bütün olayı o 1 saniyeye sığdırmak zorundasınız. İşimi seviyorum, zaten sevmezseniz yapamazsınız. Dünyanın hiçbir yerinde de bu işi sevmeden sadece meslek olsun diye yapan kimsenin olduğunu zannetmiyordum. Çünkü insanlar mesleği olmadığı halde bu işi yapıyor.



Şu an bir ajansta foto muhabir olarak çalışıyorsunuz. Bu dalı seçme sebebiniz nedir? Yaptığınız “işi” seviyor musunuz? Bulunduğunuz alanda genel bir bakışla, bir basın fotoğrafçısının sorunları nelerdir?



Her fotoğraf farklı şeyler anlatır. Hatta aynı olayla ilgili birçok foto muhabirinin farklı açılardan çektiği kareler bile çok farklı şeyler anlatabilir. Fotoğraf detaydır. Bütün detaylardan oluşur. Her foto muhabirin fotoğrafa bakış açısı farklıdır. Özellikle yaşanan olaylarda insanların yüzündeki ifadeler bana göre fotoğrafa çok şey kadar. Ağlanacak durumda gülen insanlar, gülerken ağlayanlar. Akşam televizyonda seyrettiğiniz bir görüntüyle ilgili çekilen bir fotoğraf ertesi günü sizi bambaşka bir aleme götürebilir. Akşam seyrettiğiniz haberin fotoğrafı olduğuna inanamazsınız. Bazen altına fotoğrafı anlatan birkaç satıra da ihtiyaç duymazsınız. Zaten kendisini anlatır. Fotoğraf, sizi bazen o haberin bütününün çok dışına çıkartabilir. Her fotoğraf başlı başına ayrı bir dünyadır. Çekildiği yerle sınırlı kalmaz asla.



Fotoğrafın değiştirme gücüne dair, anlatım gücüne dair bakışınızı alabilir miyiz?



Çalıştığım bölgeler sıkıntılı bölgeler ama ben buna doğru zamanda doğru yerde bulunmak diyorum. Çünkü böyle durumlarda iki türlü avantajınız oluyor. Birincisi bütün dünyanın gözü o bölgelerden gelecek fotoğrafa ve habere kilitleniyor, ikincisi de bu bölgelerden gelen fotoğraflar direk günlük yaşamı, yani doğallığı anlatıyor. İnsanların yaşadıkları ya da daha çok yaşayamadıkları yüzlerine yansıyor. Böyle yerlerde çalışmanın elbette çok zor tarafları var. Ama oralara giden her foto muhabiri bunu bilerek gider. Zaten çalışırken nasıl bir tehlikenin ortasında bulunduğunuzu fark etmezsiniz. Kendiniz kaptırdığınız olaylar adeta uyuşturucu etkisi yapar. Çünkü çevrenizdeki herkesle aynı ortamı paylaşırsınız. Halkla, askerle, savaşanlarla. Orada bütün bu olanlar çok sıradanmış gibi gelir. Ama fotoğrafları görüp haberi yazmaya başladığınızda aklınız başınıza gelmeye başlar. Benim burada ne işim vardı dersiniz. O akşam onun muhasebesini yaparsınız, daha dikkatli olmalıyım dersiniz ama ertesi gün sanki bir önceki gün bunları yaşamamışsınız gibi devam edersiniz. Belki bu çaresizlikten de kaynaklanıyor olabilir. Eğer iyi fotoğraf çekmek istiyorsanız, orda olmanız gerekiyor. Buna kendinizi alıştırdığınızda daha rahat çalışıyorsunuz. Tarihe tanıklık etmek elbette kolay değildir. Ama hiçbir yerde yalnız olmuyorsunuz. Haber insanın olduğu yerdedir. Haberini yaptığınız insanlar ne kadar tehdit altındaysa siz de ancak o kadar tehdit altında olursunuz. Her gazetecinin böyle ortamlarda dikkat etmesi gereken bazı şeyler vardır. Korunmak için yapabilecekleriniz sadece bununla sınırlıdır. Öyle bölgeler vardır ki üzerinizde çelik yelek olması bile sizin için vurulma sebebidir. Bu sizin asker olduğunuzun düşünülmesi şeklinde de olabilir, üzerinizdeki çelik yeleğe daha çok ihtiyacı olduğunu düşünen bir militan vasıtasıyla da. Çünkü günümüzdeki savaşların çoğu düzenli ordular ve terörist, militanlar arasında, yani düzensiz, yeterli malzemesi olmayan gruplar arasındadır.



Genellikle belgesel çalışıyorsunuz ve birçoğu da savaşın sürdüğü ya da izlerinin bulunduğu bölgeler çalışma alanlarınız. Zor koşullarda çalışmanın sizde olumlu ve olumsuz etkileri nelerdir?



Çalıştığımız bu tür bölgelerde en büyük sıkıntımız tarafsız olduğumuzu anlatamamak. Bazen iki taraf için de düşman gözüyle görülebilirsiniz. Savaş durumlarında öyle akıl almaz savaş suçları işleniyor ki, kimse bunların fotoğraflanmasını ya da görüntülenmesini doğal olarak istemez. Bunun dışında istediğiniz noktalara ulaşmakta çok zorlanırsınız. Sivil halkın girdiği yerlere girmeniz yasaktır, bir sürü prosedür gerekir, yerel gazetecilerle çalışmak zorunda kalırsınız. Gelişen sıcak olaylarda zamanında olay yerinde olmanız çok zordur. Hatta çok ilginçtir zamanından önce de olay yerinde olmanız bazen çok daha tehlikelidir. Çünkü eğer tesadüfen olay yerine yakınsanız ve fotoğraf ya da görüntü çekiyorsanız bu başınıza olmadık işler açacaktır. Bunu kısa bir örnekle anlatmak gerekirse, Irak’taki intihar saldırıları artık direnişçiler tarafından film gibi başından sonuna kadar çekilip ajanslara servis yapılmaya başladığında en büyük risk, polis ve askerden önce olay yerinde olmaktı. Çünkü gazeteci, olaydan haberdarmış gibi düşünülüp gözaltına alınıp sorgulanıyordu. Özellikle yerel bir gazeteciyseniz direk direnişçi muamelesi de görebiliyordunuz. Kendinizi anlatıp kurtulmanız ise bazen günler sürebiliyordu.





Farklı bir tarzda çalışmak isterseniz bu ne olabilir? Sizi çeken farklı alanlar hangileridir?



Beni bu işin dışında çeken en farklı alan nedendir bilmiyorum ama reklam metni yazarlığı. Küçüklüğümden bu yana hep aklımdadır. Ürünlerin tanıtımıyla ilgili metin yazmak. Onu senaryolaştırmak. Çekim işine hevesli değilim. Ama reklamları çok izlerim ve bazıları bana film gibi gelir. Üzerinde çok düşünüldüğü, çok uğraşıldığı bellidir. Bir ürünü hiç beklenmedik farklı bir yönüyle tüketiciye sunar. Günümüzde bunun örnekleri var. Hatta artık sadece reklam filmlerinden oluşan programlar yayınlanıyor.


Bir fotoğrafçı olarak savaş alanlarında gördüklerinizin sizdeki değerlendirmesi ile bu röportajı okuyacak ve fotoğrafları izleyecek kişilere bir mesajınız var mı?



Burası gerçekten önemli. Yaklaşık 3 yıl boyunca farklı ülkelerde savaş sonrası fotoğraflar çektim. Her ülkede de kendi ülkemin önemini anladım. Biz ülkemizden zaman zaman şikayet ediyoruz. Elbette aksaklıklar olabilir, istemediğimiz olaylar yaşayabiliriz. Ama özellikle orta doğuda gittiğim her ülkenin hayalinde Türkiye ve Türk vatandaşlığı vardı. Biz çok ciddi şekilde bulunduğumuz coğrafyanın lider ülkesiyiz. Bu ülkenin önemini her defasında çok daha iyi anladım. Böyle bir ülkede yaşayabilmek, böyle bir ülkenin vatandaşı olmakla gurur duydum. Kıymetini anladım.



Röportaj : Güzin TEZEL

http://caferceser42.spaces.live.com/photos/








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Güzin Tezel : Cafer Eser ile RöportajGüzin Tezel : Cafer Eser ile RöportajGüzin Tezel : Cafer Eser ile RöportajGüzin Tezel : Cafer Eser ile RöportajGüzin Tezel : Cafer Eser ile RöportajGüzin Tezel : Cafer Eser ile RöportajGüzin Tezel : Cafer Eser ile RöportajGüzin Tezel : Cafer Eser ile Röportaj

Aykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar Festivali



3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar Festivali






Şimdi tam olarak hatırlamıyorum ama okulun kapanmasına az bir süre kala (sanırım ya Nisan ya da Mayıs ayıydı) e-mail adresime düşen bir mail beni garip bir şekilde heyecanlandırdı. “Bu yıl 3. sü düzenlenecek olan Uluslar Arası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar Festivali’ ne katılmak istiyorsanız aşağıdaki adrese başvurunuz” benzeri bir yazıydı gelen. Hemen arama motoruna başvurdum ve fabrikartgrup ismini araştırdım. 2.si yapıldığında dostum Tahir ÜN ‘nde katılmış olduğunu görünce, hemen aradım kendisini. Kendisinin katılamadığını, sadece işlerini gönderdiğini ancak düzenleyici arkadaşları takip ettiğini ve desteklenmesi gerektiğini söyleyince katılmaya karar verdim.

Çağdaş sanatlar ismi beni biraz gerse de (çünkü geçmiş sanat yolculuğumda katıldığım bu tür bir deneyim olmamıştı. Fotoğraf disiplini kendi içinde ayrıksı bir duruşa sahipti. Kendi içinde düzenlediği festivallerle, fotoğraf günleriyle kendi kabuğuna çekilmiş bir durumdaydı), farklı disiplinlerden insanlarla tanışmak, eğitim yılının yorgunluğunu atmak ve yeni yüzler, işler görerek besleneceğim düşüncesi beni gerçekten heyecanlandırdı. Bir diğer sebepte açıkçası yıllar önce gördüğüm Kapadokya bölgesini yeniden görmek isteğiydi. (Aslında bir nevi rövanş duygusuydu beni oralara sürükleyen. Oğlum Can yeni doğmuş ve ben evdeki kalabalıktan bunalmış bir durumdayken, eşimden gelen bir teklifle düşmüştüm bir Eylül sabahı Kapadokya yollarına. On gün boyunca Eylül ışığında yüzlerce slayt çekmiş, kahvelerde yerel insanlarla tavla oynamış, yeni rekolte şaraplarından tatmıştım. Hayatımda böyle bir foto safari fırsatı bir daha hiç karşıma çıkmadı. Tam bir emekli gezgin modundaydım. Sabah ışığı, akşam ışığı ne varsa kullanarak büyük keyifle çektiğim fotoğrafları, büyük bir heyecanla almak için fotoğrafçıya gittiğimde, hepsinin neredeyse seçilemeyecek kadar soluk renklerde olduğunu görmek fotoğraf hayatımda bugüne kadar başıma gelen en tatsız durumdu. O geziden elimde Çavuşin’de çektiğim tek bir kare var bugün. Sonradan öğrendiğime göre slaytları arabanın içinde bırakmak yol açmıştı bu duruma. Çünkü sabah arabada ısınan slaytlar gecenin soğuğunda kalarak renk kaymalarına uğramıştı. Artık elimde rövanşı alabileceğim bir Nikon D 200 ‘e sahiptim).Uzun zaman sonra otobüsün camından akan İç Anadolu görüntüleri eşliğinde hep bu duygularla gittim festivale.



İsterseniz size öncelikle Fabrikartgrup kimdir, amaçları nedir ve kurucuları kimlerdir biraz ondan bahsedeyim (bunu kendi sitelerinden alıntı yaparak yapmak daha doğru olacak sanırım);



Fabrikartgrup Hakkında:



Fabrikartgroup bir sanat grubudur. Çağdaş sanat alanında ürünler vermektedir. Grup sergi açar, konferans ve seminer düzenler. Davet ettiği sanatçılarla veya derneklerle ortak projeler hazırlar. Farklı sanat disiplinlerini bir çatı altında toplamayı hedefler. Kar amacı olmadan sanat festivali düzenler. Bölgedeki, Avrupa’daki ve farklı kıtalardaki sanatçıları Kapadokya merkezli festivalde buluşturur, sanatçıları farklı zaman dilimlerinde ağırlar. Workshoplar düzenler ve elde edilen eserleri müzede sergilenmesi için belediyeye teslim eder. Yapılan projelerde, farklı konularda disiplinlerde üretim veren sanatçıları, disiplinleri ve konuları dışında kalan diğer sanatçılarla ortak projeler üretmeleri konusunda destekler. 2008 yılındaki festival grubun düzenlediği 3. festivaldir.



Fabrikartgrup ve Festivalin Hedefleri:



”¢ Değişik disiplinlerde çalışan sanatçıların katılacağı, her yıl yeni bir tema ile düzenlenecek bir Çağdaş Sanatlar Festivali oluşturmak.



”¢ Çağdaş Sanatlar için uluslararası bir platform yaratmak, Festival süresi boyunca hem iç hem dış mekânlarda (aşağıda anlatıldığı gibi) yüksek kalitede Çağdaş Sanatlar eserleri yaratmak ve sergilemek.



”¢ Yerli ve yabancı sanatçıların katılımıyla kültürler arası iletişim ve paylaşım ortamı yaratmak.



”¢ FabrikArtGrup festivali düzenlerken, değişik sanat disiplinleri arasında iletişimi sağlayarak ve katılımcıların sanatsal ve kültürel geçmişlerinin Kapadokya’nın kültürel ve ekolojik çevresi ile harmanlanmasından faydalanarak, yaratıcılığa uygun bir zemin hazırlamayı hedefler.



”¢ Çağdaş Sanatlar yaratımının etkisi ve onun getirdikleri bölgenin gelişimi adına son derece önemli bir dönüm noktası meydana getirme potansiyeline sahiptir. Yerel halk ile sanatçıların işbirliği bu açıdan son derece önemlidir. Volkanik malzeme ile ev yapımı ve taş işçiliği (kâgirlik), seramikçilik (çömlekçilik), ve dokumacılık yerel üretimin odak noktalarıdır. Çağdaş Sanatçılar bu yetenek ve deneyimlerden faydalanabilir.



FabrikArtGrup Çağdaş Sanatları da bu listeye eklemeyi hedeflemektedir.



FabrikArtGroup kim?



Gülhan Sarı – FabrikArtGrup insiyatifinin kurucusu, öğretmen, sanatçı, festivalin sanat direktörü.


Sibel Payyu – Fabrikartgrup insiyatifinin kurucusu, öğretmen, sanatçı, Festivalin düzenleme komitesinde yer almaktadır.


Nazile Arda – Fabrikartgrup insiyatifinin kurucusu, grafiker, Sanatçı, Festivalin düzenleme komitesinde yer almaktadır.


Kaan Sarı: – Fabrikartgrup insiyatifinin kurucusu.



Destekleyenler:



Willemijn Bouman, Babayan Kültür Evinin sanat direktörü, sanatçı.


Paul Broekman – Babayan Kültür Evini, sanatçı, müzisyen.


Özge Celikaslan, Ankara KozaVisual’in koordinatör.




Gülhan ve Kaan SARI çifti



Sibel PAYYU



Nazile ARDA (Grubun tüm grafik tasarımını üstlenmiş)



Festivalin bu yıl ki temasını da şöyle açıklıyorlar kendi sitelerinde;



SU!=PIRILTI?



FabrikArtGrup senelik festivali, ekolojik, kültürel ve çevre ile ilgili meselelere odaklanarak düzenlemeye karar verdi. Her sene belirli bir tema seçilecek ve katılımcı sanatçılar bu temayı en geniş anlamıyla ele alarak çalışacaktır.



Kapadokya coğrafi özelliklerinin yanı sıra hem kültürel hem de tarihi açıdan ilgi çekici bir bölgedir. Burası hızlı işleyen çağdaş dünyadan hala uzak ve sakin, sanat üretimi ve sergilenmesi için mükemmel bir yer.



Açık hava müzeleri, boyalı mağara kiliseleri, tarihi alanlar ve güvercinlikler ile bezeli coğrafyası onu incelemeyi ve ona yakınlaşmayı daha da kolay ve çekici yapıyor. Nefes kesen elle oyulmuş mimari ve 40,000 km² ‘yi kaplayan heykel gibi şekil verilmiş volkanik tabiat, bölgeye adımını atan herkesi hayrete düşürüyor. Bu bölge, beraberinde getirdiği tüm çevresel altyapı problemleri ile birlikte artık yavaş yavaş dünyaya açılıyor.



Bu sebeple 2008 senesinin teması: SU! = PIRILTI?



Kapadokya’nın UNESCO Dünya Koruma Mirası Listesinde yer almasından ötürü, festivalin hedefi bu özel ve tekil bölgenin değişik yönleri ile tanınmasına pozitif anlamda katkı sağlamak ve var olan sorunlarına doğru ve uygun çözümler üretilmesine önayak olmak. Bu sorunları özetlersek: içme suyunun yetersizliği, kanalizasyon yetersizliği, açık arazide yol alan atık su sistemleri, çöpün serbestçe vadilere ve tabiata atılması, açık hava çöplükleri, çevrenin ve vadilerin turistik amaçlı arabalar, motosikletler vs. için açılan yollarla katledilmesi, gelecek için planlan atık suyu Kızılırmak’a bağlama projesi.



FabrikArtGrup sanat üretmek ve sergilemek dışında yerel halkı tabiatın ve çevrenin ekolojik, dikkatli kullanımı konusunda bilgilendirmeyi ve eğitmeyi de ummaktadır. Festivali ziyaret edenlere açık ve net olarak çevremizi geleceğe kullanılır halde bırakmak için ona son derece dikkat ve ihtimamla yaklaşmak gerektiğini aktarmak istemektedir.



Sanatçılar, temayı geniş sanatsal bir perspektifte ele alarak festival için özel çalışmalar yapabilir ya da zaten yaptıkları üretim festivalin temasına uygun olduğu için festivale davet edilebilir.



Sanatçı bir yandan ortaya konulan temayla eserini ilişkilendirirken, sanatının içeriğine nasıl şekil vereceği konusunda tamamen serbesttir. FabrikArtGrup sanat çalışmalarını hem sanatsal değer hem de temaya uygunluk açısından inceleyecektir.( tam da bu noktada festival temasına uygun işlerin azlığından bahsedile bilinir bence. Bu durumdan bir özel konuşmamızda Kaan SARI’da şikayetçi olduğunu belirtti zaten.”Biz katılmak isteyen sanatçılardan öncelikle temaya uygun işler istiyoruz ancak gelen işlerin birçoğundan bu karşılığı alamıyoruz”)



Yukarıdaki paragrafta geçen – sanat üretmek ve sergilemek dışında yerel halkı tabiatın ve çevrenin ekolojik, dikkatli kullanımı konusunda bilgilendirmeyi ve eğitmeyi de ummaktadır.- konuya en çok dikkat çeken sanatçı bence Deborah Semel’di. Çalışması tamamen çevreden toplanan pet su şişeleriyle çevrelenmiş 6 adet resimden oluşan sanatçı resimlerinde güzel doğa peyzajlarının içine sıkışmış pet şişeleri yerleştirmiş. Fotoğraf olsaydı kolayca algılanabilecek olan pet şişeler, sanatçının kullandığı resim tekniğinden dolayı zor anlaşılıyordu. Bu durumu bilen sanatçı konuya dikkat çekebilmek için resimlerin etrafına, doğadan toplanmış pet şişelerden birer kolye asmıştı sanki. Birde sanatçının çalışmasında beğendiğim bir başka yön ise yaptığı işi gezen insanların anlaması için yazılı bir metinde koyması oldu. Bu durum özellikle günümüz sergi salonlarında görüpte anlamadığımız için kendimizi biraz garip, biraz ezik hissettiğimiz çağdaş sanat işlerinde de uygulansa ne güzel olur diye düşündüm doğrusu. Deborah Semel aslında Amerikalı fakat Bodrumda yaşayan bir sanatçı. (Aynı zamanda Hacettepe G.S.F. fakültesinde doktorasını da tamamlamış.) Disiplinler arası sanata gönülden bağlı bir sanatçı hem de. Ama onda sırıtmayan ve işlerindeki samimiyete yansıyan şey hem bu işlerin diyarından gelen birisi olmanın verdiği bir şeyler var, hem de ne de olsa yaşdaşım. ( oturmuş bir dünya görüşüne ve aynı zamanda her daim sorgulayan bir beyne sahip).Oldukça iyi bir Türkçesi var. Yıllar öncesinden beri Türk insanını tanıması onun için bu topraklarda sanat yaparken kolaylık yaratıyor olsa gerek. Aynı zamanda çok meraklı bir insan ve işini çok ciddiye alıyor. Bu iki özellik bizi buluşturdu diyebilirim.

Festival süresince -ki ben sadece yedi gün kalabildim-çevre köyleri oldukça uzun mesafeler kat ederek gezdik. Yol boyunca sanat yolculuğumuz hakkında birçok bilgi paylaştık. Festival süresince, her sanatçının kendisini ifade edebileceği, sunumlar yapıldı. Deborah buradaki sunumunda şu sözcüklerle ifade etmiş sanatın tarifini; sanat yapmak ve sanata bakmak, hayatı zenginleştirebilir. Fakat sanatçılar olarak kabul etsek de etmesek de, sanat, çoğu insan için gereksiz bir şeydir. İnsanların çoğu sanat eserlerinin, herhangi sat ılınabilecek veya satın alınabilecek herhangi bir nesneden farklı olmadığını düşünürler. Sanat aynı zamanda öyle bir rol oynar ki birisinin statüsünü yükseltebilir ve belli bir dünya görüşünü desteklemek için kullanılabilir. Bu görüş var olan düzeni de destekler. Festivale katılan sanatçılardan istenen bir konu da, festival süresince orada yapacakları atölye çalışmaları sonucunda bitirdikleri bir işini belediye müzesine teslim etmesiydi. İşte Deborah burada da oldukça bilinçli bir yöntem geliştirmişti bence. Kapadokya bölgesine ait bir peyzaj yapıp onu hediye etmek istemişti çalışmasının sonucunda. Bu işinin de oldukça etkileyici olmasını istiyordu. Gezilerimiz boyunca gittiği birçok yerde yerel halkla iletişim kurdu ve onlara anketler uyguladı. Bulundukları bölgede en çok nereyi ve neden sevdikleri vb. gibi sorular. Yazı boyunca onu anlatarak sizleri sıkmak istemem ama dediğim gibi festivalin temasına en uygun çalışan sanatçıydı bence.





Deborah Semel benim zorumla işinin başında poz verirken.

Festivalinin açılışına bir gün kala gittiğimden –ki yanılmıyorsam ilk katılan bendim- hazırlık heyecanını yaşayan- daha doğrusu telaşını demek daha doğru olacak- ev sahiplerini görmek bana nasip oldu. Bir kere hepsi çok şeker insanlar onu söylemeliyim. İnanılmaz bir iş bölümü ve yardımlaşma vardı aralarında. Hiç kapris yapan veya birbirinin önüne geçen yoktu. Herkes mütevazı bir bilinçle kendine düşeni yapmakla meşguldü. El birliğiyle sanatçıların işleri yerleştiriliyor, gelen konuklarla kısa bir sohbetin ardından, yerlerine yerleştiriliyor ve yeniden tatlı bir telaş içine giriliyordu.








Tam bu noktada kamuoyunda Alev Alatlı ismiyle hatırlanan Kapadokya Meslek Yüksek Okulundan da bahsetmek gerekecek. Çünkü festivalin en büyük yükünü çekecek, yeme-içme, konaklama ve sergi mekanı sıkıntısını festivale sponsor olarak onlar sağlamışlar. Bu arada festivalin yapıldığı en önemli merkez Mustafapaşa ilçesiydi. Herkes kalemi kağıdı eline alsın ve not etsin bu adı. Mutlaka görün derim. Benim gibi mübadele üzerine kafa yoran birisi için karşıma çıkan en güzel şeydi Mustafapaşa. Oysa burası – ben gidince öğrendim- Asmalı Konak dizisinin çekildiği yermiş meğersem. Bu arada bir sır vereyim; konak aslında orada 15 yıldır faaliyet gösteren bir otel aslında. Dizi ekibi oraya kira ödeyerek film platosuna çevirmiş. Bu arada tam döneceğim gün gördüm Son Ağa diye bir diziyi de çekmeye başlamışlardı buradaki başka bir otelde. Yani düşünün mekanların güzelliğini-deniz olsa yerleşmeyi düşüneceğim ikinci mekan oldu Çanakkale’den sonra- insan, hele ki fotoğraf çekiyorsa mutlaka bir gitmeli oraya. Belediye başkanı Mustafa Özer festivale son derece destek veriyor. Ancak son çıkan kanunla belediye olmaktan çıkarılacakmış Mustafapaşa. Onlar bilinçli insanlardan kurulu bir belediye oldukları için mahkemeye vermişler bu durumu. Tarihi Kentler Birliği’ne üyeler. Aynı zamanda Mustafapaşa YG21 Genel Sekreteri ve Mustafapaşa Belediyesi Halkla İlişkiler Müdürü Süreyya Aytaş gibi değerli bir beyne sahipler. Mustafapaşa beldesi Lozan anlaşmasında en büyük mübadeleye sahne olan yerlerden birisi. Eski adı Sinasos. 1924 tarihinde Yunanistan ‘a gönderiliyorlar. Şimdiki yerel halkta aynı mübadele sonucunda Makedonya’dan gelen insanlar. Geldiklerinde hiç birisi Türkçe bilmeyen bu insanların yaşadıklarını Süreyya hanımdan dinlemek çok öğreticiydi. Bu arada Sinasos halkı giderken son kez ilçelerini belgelemek istemişler ve önemli birkaç fotoğrafçıya geride bırakacakları yurtlarını fotoğraflatmışlar. Önce Rumca yayınlanan kitap Türkçe olarak da yayınlanmış adı Sinasos. Bu kitap oldukça önemli, hemen bir tane temin ettim kendime. Gezdiğim mekanların asıl hallerini görmek benim için oldukça heyecan vericiydi. http://picasaweb.google.com/aykanozener/MustafapaASinasos



Evet, yukarıda bahsettiğim gibi Kapadokya M.Y.O. festivalin ağırlığını taşıyor. Gelen sanatçıların çoğu burada konaklıyor ve yemek yiyor. Bu arada bu yıl ki festivale 91 sanatçı katıldığını da belirteyim. Bunların 3 ‘ü Rusya federasyon’undan, 1’i İran’dan, 1‘i Azerbaycan’dan, 1’i İsveç’ten, 1’i Almanya’dan, 9’u Hollanda’dan ve geri kalanı Türkiye’den katıldı.








Yemek ve konaklama ihtiyacının karşılandığı okul idari binası. Bina arkasında yer alan yine taş binalarda içinde 24 saat sıcak su bulunan 3’er kişilik odalarda konaklama yapılıyor.



Sergilemeler ve atölye çalışmaları ise aşağıdaki binalarda yapıldı.






Medrese Binası dışarıdan görünüm. (Sergilerin çoğu burada yapıldı.)




Medresenin içinden sergileme alanlarından genel görünümler.







Diğer bir sergileme ve atölye çalışma alanı yine M.Y.O. hizmetine verilmiş bir alan.



Festivalin açılışı fabrikartgrup insiyatifi kurucusu Kaan SARI’nın konuşması ve Belediye Başkanı’nın katılımıyla medrese binası avlusunda yapıldı. Katılım oldukça yoğundu. Sergiler ilgiyle karşılandı.












Medrese ve diğer alanlardaki sergi açılışlarından sonra sergi kokteylinin verileceği Uçhisar’daki Karlıkevi isimli otele hareket edildi. Karlıkevi sahibi Mustafa Bey tam bir sanatsever. Aynı zamanda festivale sürekli sponsorluk yapıyormuş. Zaten otelin girişinden, arka bahçesine kadar her yerin bir sanat müzesini andırmasından bu durum hemen anlaşılıyor. Gecede Kaan SARI yine bir konuşma yaparak sponsorlara plaketler vererek onlara teşekkür ettikten sonra, müzik eşliğinde, içkiler Uçhisar’ın görkemli silüetine karşı yudumlanarak tatlı sohbetlere dalındı.








Sergilerin açılışının yapıldığı günün ertesinde artık geriye kalan 9 günlük süre içerisinde sanatçılar atölye çalışmalarına başladılar. İşin en çok bu kısmını sevdiğimi söylemeliyim. Adeta bir okul halini almıştı tüm mekanlar. Sanatçılar birbirleriyle kaynaşıp sanat konuşuyor, üretiyor, birbirlerine fikirlerini açık yüreklilikle söylüyordu. Sonuçta düşündüğünüz zaman bu gerçekten çok güzel bir şey. En azından konuştuğunuz bütün insanların ortak ilgisi sanat olunca bir başka tat alınıyor. Aslında bence organizatörler festival ismini değiştirip sanat kampı adını koysalar hiçte fena olmaz. Zaten onların tam da istediğinin bu olduklarını söylediklerini hatırlıyorum.



Farklı disiplinlerle birlikte olmak benim için çok eğiticiydi. Onların konularını seçiş, işleyiş biçimi, yaratı süreçlerini görmek besleyici bir süreçti. Türkiye’den gelen sanatçıların çoğunun genç olması ve ülkemizin ileri gelen sanat okullarından mezun olmaları veya halen okumakta olmaları( Mimar Sinan, Anadolu, Marmara Üniversitesi vb.) kayda değerdi. Ancak burada daha da ilginç olan başka bir şey ise bu genç sanatçıların çoğunun aldıkları eğitimden yana olan sıkıntılarıydı. Çoğu okula girmeden önceki üretkenliklerini kaybetmekten ve özgünlüklerini yitirdiklerinden bahsetti. Eğitimin kendilerine olan güvenlerini kaydettirdiğinden ve tek düze işler üretmelerine yol açtığından söz ettiler. Bu bence dikkate alınması gereken bir konuydu. ( Kendimde bir eğitmen olduğum halde sık sık dile getirdiğim sanatın eğitimi olmaz sözü geldi aklıma sürekli. Bende bir alaylıydım aslında. Fotoğraf eğitimi almadan kendi kendimi yetiştirdim ama şimdi eğitmenlik yapıyorum. Acaba ben mi yanılıyorum derken böyle bir konuyla karşılaşmak haklıyım galiba dedirtti doğrusu). Okullarımızın çoğu bugün gerçekten bu konuda batmış durumda. Gittiğim birçok yerde bunu gözlemliyorum. Sanki fabrikasyon bir eğitim veriliyor hissindeyim. Şöyle ki ; “siz falanca okuldan mı mezunsunuz” diye sorduğumda yanıldığım çok az olmuştur. Genç sanatçı adaylarının en büyük şikayeti de bu noktada başlıyor zaten. Öğretmenlerinin kendi tarzlarını oluşturmalarına müsaade etmediklerini sürekli dile getiriyorlar. Biz yine festivale dönsek iyi olacak aslında. Tespitte bulunduğum bu konu bence konunun uzmanlarıyla, başka bir platformda ele alınmalı.



Bu yazıyı yazdığım site bir fotoğraf sitesi sonuçta. Ben isterseniz fotoğraf alanında sergilenen işlerden bahsedeyim. Aslında itiraf etmeliyim bu dalda katılan sanatçıların içinden tanıdığım kimse yok ( bir tek Ali Saltan’ı tanıyordum o da niyeyse gelmedi). Fotoğraf dalında katılanlara geçmeden önce hepsinin su=parıltı temasına uyduğunu söylemeliyim.






Su üzerine çamaşır makinesi üzerinden bir göndermede bulunmuş sanatçı.(Kendisi gelmediğinden tanışamadım ve ismi henüz asılmadığı bir dönemde çektiğimden üzülerek ismini veremiyorum.) Konsept olarak güzel kotarılmış eserin teknik yönden oldukça zayıf olduğunu söylemeliyim. Bianel tarzı bu tür işlerde konsept ve biçimsellik –eserin sergilenme şeklide dahil- her zaman güzel olurken, tekniğe önem verilmemesi oldukça ilgimi çekiyor doğrusu. Benim gibi tamamen kendisini tek bir disipline adamış birisi için ilginç diyelim daha doğrusu.




Zeynep Nihal İçöz tarafından çekilmiş bu fotoğraflarda festivalin konusu olan parıltı temasıyla ilintili. Sanatçının konuya oldukça somut bir bakış açısıyla yaklaştığı oldukça belirgin. Zeynep Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tekstil ve Moda Tasarımı Bölümü’nden.




Ayfer Kurtuluş’un fotoğrafları. (O da yukarıdaki örneklerde olduğu gibi konuya oldukça grafiksel bir bakış açısıyla yaklaşmış) Ayfer’de Mimar Sinan Üniversitesi Tekstil Tasarım Bölümünden. Tekstil üzerine önemli yarışmalarda oldukça başarılı sonuçları var. Bunu ne kadar hak ettiğini festival sırasında ürettiği atölye işinden de anladım. Aynı zamanda iletişimi çok güçlü sağlam bir insan olduğunu söylemeliyim. Bunu bilgisayar ve internet üzerine bizlere yardım ettiği için söylemiyorum J





Rusya Federasyonu’ndan gelen sanatçılara ait işler. Fotoğrafların bir kısmı temaya uygun iken bir kısmı değildi. Onların fotoğraflarında geçen yıllarda izlediğim Dönüş/Return filminden etkiler gördüm. Zaten kendileri de yönetmenden çok etkilendiklerini söylediler. Fotoğraflarındaki ışığı ve hareketi kullanışları, ayrıca konularını soyut bir bakış açısıyla çekmiş olmaları kayda değerdi. Aynı grubun ( Ildar Karım, Adel Rıza, Farıd Bıkchantaev‘dan oluşuyordu Rusya heyeti.) kısa filmleri ise tek kelimeyle nefisti. Çok gençler ama atmosfer konusundaki gösterdikleri yaklaşım inanılmazdı.




Yazımda da belirttiğim üzere Hollandalı grupla pek diyalog kuramadım. O yüzden sanatçısının ismini almayı unuttuğum başka bir fotoğraf sergilemesi de bu. Buradaki fotoğraflarda temaya oldukça uygun ve grafiksel bir bakış açısı dikkat çekiyor. Sergileme tekniği olarak da kolaja yakın bir teknik kullanılmış. Konu olarak günlük modern yaşantımızda karşımıza çıkan su elemanlarını bir araya getirmiş. ( musluk, lavabo, logar kapağı vb.)








Bende birkaç yıldır uğraştığım bir konu da katılmaktan keyif aldım etkinliğe. Su temasına tersinden baktığım-aslında dönem dönem farklı anlamlarda yüklediğim-çalışmalarımı sergiledim burada. Fazla su ne yapar? Yönünden baktığım su temasının aslında beraberinde içsel temaları da tetiklediğini düşündüğüm çalışmalarım 70×100 ebatlarında foto blok üzerine yapıştırılarak sergilendi.



Bu arada diğer disiplinler atölye çalışması yaparak birer işlerini verirken bu durum bende bir eksiklik duygusu yarattı ve bende sunumum sırasında iki adet gösteri yapmayı düşündüm. Bir mübadele kasabasında mübadele içerikli “aynı şehirde aklar düşemedi saçlarına” isimli gösterimi sunmak çok hoş bir duyguydu. Ardından yaptığım “monochrome cumartesiler” isimli gösterimde oldukça ilgi gördü. Bunlarda beni vicdanen rahatlatmadığından Mustafapaşa’da bulunduğum süreçte çektiğim fotoğrafları belediye’ye göndereceğim.



Fotoğraftan sonra benim açımdan en ilginç gelen işler kısa film ve video art dalında gösterilen işler oldu. Bu alanda az önce yukarıda bahsettiğim Ruslardan sonra, kendilerini sunum, imece usulü iş yapabilme, acımasız eleştiri, üretkenlik ve ifade edebilme gücü yönünden belirgin bir şekilde ortaya çıkan bir gruptan söz edeceğim sizlere; Bermu- D.A.S. (Bermuda Disiplinler Arası Sanat) Burçak Konukman, Funda Oruç, Uğur KARAGÜL ‘den oluşuyor grup. Grubu şöyle tanımlıyorlar;



Bermu-D.A.S. , birbirlerinden habersiz farklı eğitim süreçlerinden geçip, farklı ortamlarda, aynı sorunları yaşayıp, aynı sanat görüşünü benimseyen üç kişinin yollarının kesişmesiyle kurulmuş bir sanat oluşumudur.



“Sanat” anlayışının felsefi boyuttan, teknik ve malzeme boyutuna kadar sürekli bir devinim ve değişim halinde olmalarına karşın, gerek fakültelerde gerekse göz ardı edilemeyecek kadar geniş kitleleri kapsayan sanat-sanatçı camiasındaki “sanatsal değişim sürecini” gerilerden takip etme eğiliminin yarattığı” sıkışma etkisi” sonucu oluşan bir çekim alanıdır Bermu-D.A.S.



Üçgenin üç köşesinin de farklı yönlere baktığı halde bir bütün olduğu gibi, Bermu-D.A.S. üyeleri de sahip oldukları farklı özellikleri-farklı görüşleri aynı amaç için bir kotada bütünleştirip ortak enerji ve üretim alanı yaratmışlardır.



Bu üçgenin ayaklarını oluşturan grup üyeleri farklı sanat disiplinlerinin ayrı ayrı başlıklar altında birbirinden bağımsız ele alınması görüşünü benimsememeleri sonucunda, bütün sanat dallarından /disiplinlerinden beslenen ve sanat başlığı altında toplanan çalışmalar/eylemler yapmayı amaçlamaktadırlar.



Burçak Anadolu Üniversitesi Resim, Funda Gazi Resim, Uğur’da Hacettepe grafik mezunu.








Uğur-Funda gösteri öncesi hazırlık yaparlarken, Burçak’ta kendi sunumu sırasında.



Oldukça uzun bir yazı olduğunun farkındayım ama merak ederseniz tekrar tekrar geri dönüşler yaparak okursunuz. Ülkemde bu tür etkinlikler o kadar az yapılıyor ki bunu es geçemem. Bunu yaparsak organizasyonu düzenleyen ve orada işlerini sergileyen arkadaşlarıma haksızlık yapmış olurum.



Bu seneki festivalde aslında en çok katılım Hollandalı sanatçılar tarafından oldu. Ancak burada eleştirmeden geçemeyeceğim bir konu var ki o da onların çok ayrıksı bir duruş sergilemesi oldu. Bu onların ayrı mekanlarda yerleşmiş olmasından oldu gibi geliyor ama yine de daha samimi bir ortam yaratılabilirdi diye düşünüyorum. Çünkü bu tür etkinliklerde farklı kültürlerden ve yaptıklarından beslenmek çok önemli diye düşünüyorum. Hollanda grubu üyeleri oldukça deneyimli bireylerden oluşuyordu. Özellikle video art gösterisi donanımları, sergileme teknikleri açısından çok öğretici sunumlardı. Bir tercüman aracılığıyla kişisel sohbetler yapabilmek çok etkileyici olurdu diye düşünüyorum.








Hollanda grubu sergilerinden seçkiler.

Festival temasına uygun ama sergilenme tekniği açısından yanlış mekanda durduğu için dikkat çekmeyen bir işte beni oldukça etkiledi. Aslında tam bir doku çalışması olan işin etkisini yitirmesine sebep tam da biz fotoğrafçıların fark edeceği bir konuydu: ışık



Bir musluk ağzından birbirine misina ile bağlamış küçük taşlar akıyordu. Musluğun arkası taşlarla aynı renge sahip olduğundan kaybolmuştu. Yere dökülen taşlardan oluşmuş göletin içinde küçük küçük, kadın, erkek suratları vardı. Halbuki yandan gelen bir ışık altında sergilenseydi etkisi çok büyük olurdu. Ama yine de çok etkileyici bir işti bence. Sanatçısı; Laetitia Giraud.









Diğer bir etkileyici çalışmayı ise RemDans Proje topluluğu sergiledi. Pırıl pırıl gençlerden oluşan (ne demekse), disiplinli çok şeker bir gruptu. Mimar Sinan kökenli dansçılardan oluşan grup çok etkileyici bir gösteriye imza attılar. Sonradan öğrendik ki gösteri birbirlerinden habersiz yani çalışılmadan, doğaçlama gerçekleştirilmiş. Oysa bana göre o kadar uyumluydular ki, hiçbir şey fark etmedim. Sunumları sırasında öğrendim. Çanakkale’de de zamanında bir gösteri yapmışlar. Santral İstanbul’daki gösterilerinden sine vizyon da fotoğraflar gösterdiler. Çok etkilendim. Performans Sanatçıları: Erdinç Anaz, Yoseob Kim, Çiğdem Agas, Melis Tuzcuoğlu, Emre Karaca, aslı Bostancı, Tuğçe Tuna’dan oluşuyor. Gelemeyen arkadaşları Tuğçe Tuna’dan da övgüyle söz ettiler. Topluluğu oluşturan esas ismin o olduğundan falan bahsettiler.











Doğaçlama yaptıkları gösteriden ve mekandan detaylar.

Heykel disiplininde; genç yaşına göre başarılı çalışmalara sahip olduğunu düşündüğüm Melis ASLAN ve Eskişehir’de kurulmuş olan Kamil Abi Sanat Grubu üyesi Ahmet AVCI oldukça etkileyici işler sergilediler.





Melis Aslan’ın işlerinden örnekler.




Ahmet Avcı’nın işlerinin sergilendiği bölüm.

Azerbaycan’dan gelen Sabina Shikhlinskaya’da oldukça yaratıcı ve temaya uygun bir işle katılmıştı. Çalışmasının ismi hamam’dı. Yere serilmiş beyaz ipek çarşaf üzerine, yukarıdan aşağıya yönlendirilmiş bir sine vizyon cihazı vasıtasıyla, havuzda yüzen bir erkek figürü yansıtılmıştı. Çalışma da ses de çok önemliydi. Adeta bir meditasyon etkisi veriyordu. (su sesi) İpek çarşafın kenarına bırakılmış bir beyaz havlu da dekoru tamamlıyordu.





Festivalde kaldığım 7 günlük süre içerisinde o kadar çok insanla tanıştım, o kadar çok iş gördüm ki; burada aslında hepsinden tek tek bahsetmek isterdim. Ama buna imkan yok. Burada sözünü ettiğim sanatçılar benim yakın ilişki kurabildiğim ve kendilerini tanıma imkanı bulduğum kişiler. Ayrıca bir ay sonra geriye dönüp baktığımda beni etkileyen işler ve kişiler. O yüzden umarım diğer arkadaşlara haksızlık yapmamışımdır.



Festival boyunca- en azından kaldığım süre içerisinde- çekebildiğim diğer işler için bakınız;
http://picasaweb.google.com/aykanozener/FabrikartgrupSergilerden



Festival organizasyon heyetinin yaptığı birçok güzelliğin içinde benim hoşuma giden şeylerden birisi de her disiplin için farklı renklerde yapılmış tişörtleri dağıtmalarıydı. Herkes çocuklar gibi şendi o gün. Herkes birbirinin rengini kıskandı durdu. Ben çok şanslıydım. Çünkü sevdiğim bir renk denk düştü benim disiplinime ; gri=zon sistemdeki beşinci skala.





Tişörtler dağılırken ve ben aldıktan sonra hiç çıkarmadığım tişörtümle sunumumu yaparken.

Bir diğer güzel uygulama ise, herkesin katılmasının özellikle istendiği sanatçı tanıtım sunumlarıydı. Her sanatçı kendisini istediği şekilde tanıtma fırsatına sahipti. Oldukça besleyici oldu bence.





Festival boyunca yaptığım geziler içerisinde beni en çok etkileyen yerin İbrahimpaşa olduğunu söylemeliyim. Salih Bilir dostum sayesinde gördüğüm yerde festivali destekleyen Babayan Kültür Evi’ni görmekte hoş bir süprizdi doğrusu.





Bunların dışında bana kalan zamanda neler yaptığıma gelecek olursak;



Oldukça güzel geziler gerçekleştirdim. Bol fotoğraf çektim. (kıtlıktan çıkmışçasına rövanş aldım) Çok güzel dostlarla tanıştım. Bunlardan festival heyetinden Kaan, Gülhan SARI çiftini, Sibel PAYYU ve güzel çocuğunu, Nazile ARDA’yı, kibar ve beyefendi kişiliğiyle Salih BİLİR’i, akşamları güzel sohbetlerin geçtiği Eleni Kafe çalışanlarını, öğretmen böyle olmalı dedirten hemşerim (ikimizde aslında Balıkesirlilerin hemşerilik yapmadığını söyledik ama yaptık) Ferda ve sevgili eşi Sinan Önengüt’ü (evinde bir gitar atölyesi var) unutmak mümkün değil.



Ardında tatlı anıları bırakıp, Çanakkale otobüsüne bindiğimde üstümde festivalin derin izleriyle mutlu bir yüz ifadem olduğuna adım gibi eminim. Şimdi düşünüyorum da ne kadar çok şey öğrendim, gördüm.

Aykan ÖZENER





FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :

Aykan Özener : Aynı Şehirde Aklar Düşemedi Saçlarına
Aykan Özener : Dijital Fotograf Teknolojisinin Gelişmesi ve Yaygınlaşmasının Fotoğraf Bilgisi , Bilinci ve Kültürüne Etkileri
Monochrome Cumartesiler : Aykan Özener
Aykan Özener : Arkeoloji Fotoğrafçılığının İlk Zamanları
Aykan Özener : Arkeoloji Fotoğrafçılığı
Aykan Özener : Denİz Kıyısında (Sanal Sergi)






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Aykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar FestivaliAykan Özener : 3. Uluslararası Fabrikartgrup Çağdaş Sanatlar Festivali

Hikmet Şükrü Ertangün : Foto-Finish



FOTO-FINISH




“Lütfen Bağırmayın!Atlar Sizi Duyamaz…”


Beyoğlu’ nda Bir Ganyan Bayisinin Televizyonunun Altında Bir Uyarı



“elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim


elbette gayet rasyoneldir attan atlamak”


Ah Muhsin Ünlü





Hayvan sevgisi konusunda şehirlileştikce “sabıkalılaşan” bir toplumun; ve aynı zamanda kırsal kesimde hayvanlarla ilişkisi “et, süt, yumurta, yün…” ekseninde gelişen faydacı ve görece rasyonelleşen bir toplumun; yani Ahmet Turan Alkan’ın deyimiyle mevcutların değil ölmüşlerin yüzü suyu hürmetine değirmenin suyunun döndüğü “Yaşasın İrrasyonelite” diye bağıran bir toplumun fertleriyiz.




Bundan yıllar önce danasını Murat 124′ ünün arka koltuğuna sığdıran Sivaslıyı da, sokak köpeklerini zehirleyerek öldüren şehir belediyeciliği anlayışını da yukarıdaki cümlenin satır aralarında bulabilirsiniz.




İşte böyle bir ülkede belki tek bir hayvan geniş kitlelerce tanınmasına rağmen bu çelişkili sevgiden daha az yara almayı başarabiliyor. Maalesef tecrübelerimiz, bu biricik hayvanın tüm akrabalarının aynı kaderini paylaşmadıklarını gösteriyor.





At sahiplerinin, at antrenörlerinin, jokeylerin oluşturduğu “bir kısım zümre” yi saymazsak; at yarışı oynamak, yani yüksek bir miktar parayı kazanmak için sınırlı gelirini ganyan bayiilerinde bitirmek pek de rasyonel bir davranış gibi görünmüyor.





Türkiye Jokey Kulübünün istatistikleri ise bu irrasyonel davranışı, yarış bültenlerine saatlerini ayırarak, hesap makineleriyle “rasyonel” hesaplar yaparak sergileyen insan sayısının oldukça yüksek olduğunu gösteriyor. Yani hayvanları et, süt, yün ekseninde fayda merkezli “severek” rasyonel davranış gösteren, ama irrasyonalitesiyle ünlü bir toplum, bültenlerden `sprint hesapları` yapan rasyonel bir görüntü altında, ama özünde irrasyonel bir şekilde atlarla ilişki kuruyor. Öyle ki bazen atlar eşinden kaçak at yarışı oynayan insanlardan eşlere söylenmemiş sevgi sözcükleri duymaktan geri kalmıyor.




İstatistiklere bulaşmadan, sadece sağımıza solumuza bakıp, çevremizde kaç kişinin “parayı beygirlere yatırdığını” düşünürsek, bu rasyonalizm dilemmasının büyüklüğünü biraz daha anlayabiliriz.




Dışarıdan kapalı bir cemiyet havası veren ganyan bayilerinden, bu “tekinsiz” mekandan ve insanlarından korktum uzun bir süre. Belki de `Belgesel Fotoğraf` bireyin iç hesaplaşmasına bir yol açmıyor olsaydı ganyan bayilerini belgeleyemezdim. Bir anlamda babamın yıllarca at yarışı oynayip hiç kazanamamasının anılarıyla dolu zihnimi bu yeni fotoğraflarla temizledim.





Her iş ve her yer gibi ganyan bayilerinin de bir raconu ve jargonu olduğunu, masandaki adam ‘at çalışırken’ sessiz olmanın bunlardan biri olduğunu çabucak öğrendim. Adam diyoruz çünkü uzun bir zaman diliminde telefonla oynayan birkaç kişi `At Yarışı` oynayan bir kadına rastlamadım.





Belgesel fotoğrafın vektörünün izleyici ucunda bulunanlar açısından kahvehane ve hipodromlarla karıştırılabileceğini düşündüğüm ganyan bayilerinin ikisiyle de ortak noktaları olduğu halde ikisinden de apayrı bir sosyal kimliği var. İçerideki tanışıklıklar, müdavimleri sima olarak tanımanın ötesinde geçmişte paylaşılmış veya esirgenmiş tüyolara, yapılmış ortak kuponlara ve hatta paylaşılmış ortak paraya kadar uzanıyor. Benim kanaatim onları birleştiren şeyin, müdavimler arasında zımnen yapılmış “ganyan bayisi, acımasız hayatın dertlerini, okul taksitlerini, emekli maaşlarını, hastalıkları ve vefasız evlatları hiç konuşmadan, sadece atlardan bahsederek herkesin lüks bir ev, bir araba, refaha ermiş bir hayatı düşledikleri yerdir.” sözleşmesi olduğudur.





Gayet şık müşterilerin, LCD ekranlardan yarışları izlerken, içkilerini yudumlayarak at yarışı oynadığı ganyan bayilerinin bulunduğunu duysam da ben bu soğuk mezeli ve tefeci sırıtışlı kozmetik mekanları tercih etmedim. Daha karanlık ve daha izbe olan ücraları aradım. Umut ve umutsuzluk, ışık ve karanlık at yarışı oynayanlar kadar benim de gitgellerimin karşılıklı limanları oldu bu süre zarfında. Ama neticede Türkiye’de günde yaklaşık 4 trilyon cirosu olan bir sektörün “en ücra” köşesini sosyal-belgesel bir anlayışla insanı merkeze koyarak belgelemeye çalıştım.





Kasanın yanında, telefon başında uzaktan arayacak olan rafine müşteriye kupon yapmak üzere gün boyu çalışan ve büyük oynanan kupondan yüzdesini alan profesyoneli gördüm. Polisleri ve sosyal demokrat öğretmenleri, tefecileri ve temizlik işçilerini, hayatında hiç at görmemiş Ankaralı memur emeklisini ve atıyla hurda toplayan çingeneyi aynı masada, aynı umudu beslerken, aynı dili konuşurken gördüm.




Ama daha önemlisi Ganyan Bayisi, riskli bir “fayda” merkezinde de olsa, insanı ve atları bir arada gördüğüm, bir sirk kadar sahte ve bir Fellini filmi kadar gerçek bir “umut akvaryum” uydu benim için.



Artık atları daha çok seviyorum.





Hikmet Şükrü ERTANGÜN





FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :

Anıl G.Özgüç ve Hikmet Ş.Ertangün : Çocukluğumun Renkli Labirenti





Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Hikmet Şükrü Ertangün : Foto-FinishHikmet Şükrü Ertangün : Foto-FinishHikmet Şükrü Ertangün : Foto-FinishHikmet Şükrü Ertangün : Foto-FinishHikmet Şükrü Ertangün : Foto-FinishHikmet Şükrü Ertangün : Foto-FinishHikmet Şükrü Ertangün : Foto-FinishHikmet Şükrü Ertangün : Foto-FinishHikmet Şükrü Ertangün : Foto-FinishHikmet Şükrü Ertangün : Foto-FinishHikmet Şükrü Ertangün : Foto-FinishHikmet Şükrü Ertangün : Foto-FinishHikmet Şükrü Ertangün : Foto-FinishHikmet Şükrü Ertangün : Foto-FinishHikmet Şükrü Ertangün : Foto-FinishHikmet Şükrü Ertangün : Foto-FinishHikmet Şükrü Ertangün : Foto-FinishHikmet Şükrü Ertangün : Foto-FinishHikmet Şükrü Ertangün : Foto-FinishHikmet Şükrü Ertangün : Foto-FinishHikmet Şükrü Ertangün : Foto-Finish

Tamay Açıkel ve İ.Arzu Açıkel : Santorini



SANTORİNİ


Tamay Açıkel



Güzel bir feribot yolculuğundan sonra, saat 18’e doğru, Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki Kiklad Adalarından Santorini’ye varıyoruz. Bizi burada tur görevlisi karşılıyor. Görevlinin taşıdığı pankartta adımız yazıyor, ama şöyle: Acikelis!



Şaşırtıcı bir coğrafyada, minibüsle, bitmeyen bir tırmanış”¦ Otelimize geliyoruz. Fira’ya, yani adanın merkezine yakınız. Eşyamızı bırakıp hemen çıkıyoruz.



Böyle bir oluşum dünyada yok. Milattan önce 1600’lerde büyük bir volkanik patlama olmuş ve adanın ortası sulara gömülmüş. Önceden tek bir adaymış, şimdi beş adadan oluşan bir adalar kompleksi”¦ İkisi volkan adası ve kapkara; günümüzden elli altı yıl öncesine, 1950’deki son patlamaya kadar süren çeşitli patlamalar boyunca ortaya çıkmışlar.




After a wonderful ferry trip, we reach one of Greece’s Cyclades Islands in the Aegean Sea, Santorini. A tour guide welcomes us there. Our surname is written on the card that he carries but in a different way: Acikelis!



An endless climb, with a minibus, in an amazing geography… We arrive at our hotel. We are close to Fira, the center of the island. We go out as soon as we drop our luggages.



Such a formation does not exist in the world. In 1600s BC a great volcanic eruption took place and the middle of the island was flooded. Earlier it was a single island, now it is an archipelago consisting of 5 islands… Two of them are volcano islands and are pitch-dark, they have appeared in the course of various eruptions until the last eruption in 1950s.




Biz ana adada (Thira) kalıyoruz. Yüzölçümü 73 kilometrekare ve hilal biçiminde. Gemiden görünüşü ilginç: Liman tarafı dimdik kayalık. Yerleşim ancak kayaların tepesinde ve bembeyaz yapılar, tepelere kar yağmış görüntüsü veriyor. Diğer tarafta yemyeşil bağlarla kaplı yamaçlar ve kıyıda geniş düzlüklerde birbirinden güzel yerleşimler ve plajlar var. Buraları daha sonra, adayı gezerken görüyoruz.



We stay at the main island (Thira). Its area is 73 km squares and it’s in the form of a crescent. It has an interesting appearance when looking from the ship. The harborside is rocky and steep. The islanders have settled only on the rocks and pure white buildings appear as if snow has fallen on the hills. On the other side the hillsides are covered with green vineyards and on the coast there are beautiful settlements and beaches. We discover these places later on, when we are travelling around the island.






Fira’da kalabalığa karışıyoruz. Bir pastaneden çok lezzetli çörekler ve içecek alıp bize gerçeküstü gibi gelen bir manzaraya karşı keyifle yiyoruz. Aşağıya, eski limana inen beş yüz basamak var. Bulunduğumuz yüksekliğe bu yolu kullanarak tırmanmak da bir seçenek. Hava bu kadar sıcak olmasaydı düşünülebilirdi”¦ Minik sinekler bulut gibi”¦ Yürürken üstünüze yapışıyor”¦



İnsan bu kadar yüksekten baktığına inanamıyor. Kayalık ve çok dik olduğundan, yükseklik abartılı yansıyor göze”¦




In Fira, we mingle with the crowd. From a bakery, we buy delicious cookies and something to drink and we joyfully eat them while gazing at a view which seems surrealistic. There are five hundred steps that go down to the old harbour. It is possible to climb the height that we are at by taking this route. This alternative could have been chosen if it wasn’t this hot. Tiny flies are like a cloud… They stick on you while walking..




One cannot believe that he is looking from such an altitude. The altitude is exaggerated because of the rocks and the steepness…





Kocaman, kızıl tüylü bir köpek, turist kaynayan bir noktada, uçurumun kenarındaki duvara sakin bir sıçrayışla tırmanıp oturuyor. Önce Japonlar, sonra biz ve diğerleri anında toplanıyoruz. Fotoğraf karelerinde yer almaya alışık; hiç istifini bozmuyor.



Santorini’deki ikinci günümüzde araba kiralıyoruz. Denize girme molaları vere vere adayı çepeçevre dolaşıyoruz. Kırmızı renkte, çok yüksek kayalarla çevrili ünlü plajı Red Beach’in uzaktan fotoğraflarını çekmekle yetiniyoruz.




At a spot full of tourists, a big red-haired dog calmly jumps and climbs up to a wall and rests there. At first Japanese tourists, then we and the others gather around the dog. It is accustomed to pose, it is not disturbed at all.



On our second day in Santorini, we decide to rent a car and travel all aroud the island. We can never give up the sea. We settle for only taking photos of Red Beach, the famous red-colored beach surrounded by high rocks.





Bir sonraki plaj Kamari”¦ Kumsal boyunca şemsiyeler, şezlonglar dizilmiş”¦ Kumu gri renkte”¦ Bir yanardağ adasına da bu yakışır! Deniz, yine olağanüstü güzel!




The next beach is Kamari… Sun umbrellas and chaise longues are lined up along the beach… The sand is gray… This is what looks good on a volcano island! The sea is incredibly beautiful!




Arka sırada lokantalar uzanıyor”¦ Madam İrini yanık sesiyle şarkı söylüyor yemek yiyen müşterilerine”¦ Başında hasır şapkası, önünde beyaz önlüğü ve güleç yüzüyle”¦ Kara, yas elbiseleri var sırtında”¦ Burada yaşamış ve yaşlanmışlığının öyküsünü, lokantanın içinde, duvarlara asılmış fotoğraflardan öğreniyoruz. Kucaklaşıyoruz ayrılırken”¦




In the back row restaurants are lined up… Madame Irini sings to her guests with her poignant voice… With a straw hat on her head, with a white apron on her and with her cheerful face… Black, mourning clothes are on her back… From the photos on the walls, we learn about the story of how it was living here and the story of getting old. When leaving, we hug each other…




Megalohori”¦ Daracık sokakları ve beyaz badanalı, kübik evleriyle şirin bir köy. Geleneksel köy yerleşimi ve yaşamının tanıtımı için bu köy örnek seçilmiş. Bağcılık, şarapçılıkla geçinen aileler var burada. Birinin (Gavalas) kapısını çalıyoruz. Ailenin genç üyesi, üniversite öğrencisi Sotirios bize bilgi veriyor. (Büyükannesinin mübadelede Kayseri’den gelmiş olduğunu söylüyor.)




Megalohori”¦ A pretty village with its narrow streets and with its whitewashed and cubical houses. This village was chosen as a sample to present the traditional village settlement and village life. There are families that live on viniculture. We knock on one of the doors (Gavalas). Sotirios, the young member of the family, a university student, gives us information. (He says that his grandma moved from Kayseri during the population exchange.)





Şaraplarıyla ünlü Santorini’de yağış az ve de rüzgârı sert esiyor. Buraya özgü bir yöntem geliştirmiş Santorinililer. Asma kütüklerini yuvarlak bir form vererek buduyorlar. Böylece meyve, olgunlaşma döneminde merkezde kalarak sert rüzgârlardan korunmuş oluyor. Yaz aylarında denizden gelen sis, hafif bir yağmur etkisiyle Santorini şaraplarının kalitesini yükseltiyor. Toprağındaki lav, kül, kireçtaşı vb. karışımların da bunda katkısı büyük.



Akşama doğru şehre dönüyoruz.



Akşam güneşinde manzara nefes kesici”¦ Ön planda, masal ülkesi izlenimi veren bir beyazlık, kubbeler, gözü oyalayan özenli ayrıntılar; arka planda Ege’nin uçsuz bucaksız maviliklerine uzanan adalar”¦




In Santorini which is famous for its wines, rain is rare and the wind is strong. The islanders have developed a method unique to here. They trim the grapevines by giving them a round shape. In this way, the fruit stays at the center during maturation and is protected from the strong wind. The mist that comes from the sea during summer increases the quality of Santorini wines with its light rain effect. The lava, ash, limestone and similar substances found in its soil also make a significant contribution.



Towards the evening we come back to the city.



The view is breathtaking under the evening sun… In the foreground there is a whiteness that gives the impression of a fairy tale and there are domes and careful details that keep the eye busy; in the background islands that stretch beyond the Agean Sea’s boundless blueness…







Oia (okunuşu, İa) ’da günbatımı ayinini kaçırmayın deniyor; biz de herkesin gittiği yöne, batıya yöneliyoruz. Gerçekten de bir ayin havası var burada; nereye baksak Japonları ve diğer insanları yüksek noktalarda toplanmış görüyoruz. Günbatımı fotoğrafı çekmeye hazırlananlar arasında biz de varız, ama değişiklik olsun diye, biz günbatımını izleyenleri çekeceğiz. İlginç görünüyor bu fikir. Birbirimizden ayrılıyoruz”¦ Herkes kendi havasında; biz de dahil”¦




It is recommended not to miss the sunset ritual in Oia (read as Ia), we head to the west, the direction where everyone is headed. There is indeed a ritual atmosphere here, wherever we turn we see Japanese tourists and other people gathered at high spots. We are among those who are getting ready to take sunset photos, but for a change, we will take the photos of people watching the sunset. This idea seems attractive. We break apart… Everyone is in a different mood; including us…






Törenin her gün tekrarlanması bir hoşluk, doğrusu”¦ Adaya ve özellikle Oia esnafına getirisi yüksekçe olan bir hoşluk! Dükkânlarda çok kaliteli, şık ürünler ilişiyor gözüme. Seramik, cam işçiliği örnekleri, yağlıboya tablolar gibi sanatsal ürünler de incelenmeye değer, ama yorgunluk ve açlık ağır basıyor”¦



Gece otele dönerken birkaç fotoğraf daha çekmeyi ihmal etmiyoruz.



Feribotumuz sabah 07’de kalkacak. Limana götürecek minibüs 5.30’da alacak bizi. Otelde kalan gürültücü bir grup yüzünden doğru dürüst uyuyamıyoruz. Limanda gündelik telaş başlamış bile”¦



Feribotumuz bizi başka bir Kiklad Adasına, Mykonos’a götürecek.



“29 Haziran 2006 tarihli Bizim Sakarya Gazetesi’ nden alınmıştır.”


It is a delight to know that this ceremony is repeated every day… A delight that returns a high profit to the island and especially to the craftsmen in Oia! I spot some high quality and stylish goods in the shops. It is worth checking out the artistic goods such as ceramics, glasswork samples, oil paintings; but fatigue and hunger dominate…



We don’t forget taking several photos when going back to our hotel.



Our ferry will leave at 7 o’clock in the morning. The bus that will take us to the harbour will arrive at 5:30. We cannot sleep properly because of a noisy group staying at the hotel. In the harbour, the daily excitement has already began…



Our ferry will take us to another Cyclades Island, Mykonos.










Fotoğraflar İ.Arzu AÇIKEL








İ. ARZU AÇIKEL



1953 yılında Adapazarı’nda doğdu. Galatasaray Lisesi’ni ve İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirdi. Uzun yıllar boyunca fotoğraf sanatıyla ilgilenmiş, çok sayıda sergiye katılmış ve birçok ödül almıştır. Evli ve iki çocuk babasıdır.




TAMAY AÇIKEL



Ordu’da doğdu. İlköğrenimini Çanakkale’de, orta ve lise öğrenimini İstanbul’da Nişantaşı Kız Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirdi. Evli ve iki çocuk annesi. Özellikle fotoğraf sanatıyla yakından ilgileniyor. Resim ve fotoğraf dalında karma sergilere, dia gösterilerine katılıyor.



SAGÜSAD yayın organı Gren Dergisi’nin yayın kurulunda ve Sakarya Dokümantasyon Merkezi (SADOMER) çalışma grubunda yer alan üyemizin köşe yazıları, gezi yazıları ve röportajları yerel basında ve Gren Dergisi’nde yayımlanıyor.




Web adresleri http://www.sagusad.org










Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Tamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : SantoriniTamay Açıkel ve  İ.Arzu Açıkel : Santorini

Fotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 Projeleri


FOTOĞRAF TOPLULUKLARINDAN
Hazırlayan : Celal KILIÇ
celalklc@gmail.com



BİZDEN YANSIMALAR 2007 PROJELERİ



Bizden Yansımalar oluşumu, Kasım 2006’da İstanbul ODTU Mezunları Derneği’nde gerçekleştirilen Fotoğraf Kültürü ve Proje geliştirme Atölyesi ile şekillenmeye başladı diyebiliriz. Vedat Konyalı tarafından gerçekleştirilen atölye çalışmasının temel amaçları:



”¢ proje bazlı çalışmaların ortaya çıkarılmasında fotoğrafçının düşünsel ve entellektüel altyapısının hazırlanması,


”¢ proje fikirlerinin sergi, albüm ve gösteri gibi ürüne dönüşmesi süreç deneyiminin kazandırılması,


”¢ ürüne dönüşmesi surecinde gerekli imkan ve ortamın oluşturulmasıdır.



Bu amaçla yola çıkarak fotoğrafta kişisel dilimizi oluşturmak, proje bazlı çalışmalar için nasıl bir yol izlenebileceği, fotoğraf kuramlarının açıkladığı farklı yaklaşımlar, tanınmış fotoğrafçıların fotoğrafları arkasındaki dünya görüşü, fotoğraf çözümlemede hangi kriterlerin söz konusu olabileceği, iyi bir fotografik söyleme sahip olabilmenin ayni zamanda iyi bir çözümleyici olmamızı da gerektirdiği, görme biçimimizin geliştirilebilir olduğu, fotografik tarzın ne olduğu ve nasıl geliştirilebileceği, başarılı bir proje çalışmasının fotoğrafçının geliştireceği kendi iç disiplinine bağlı olarak ortaya çıkabileceği konuları üzerinde durduk.



Dış dünyaya bakışımızda düşünsel fotografik altyapımızı oluştururken, fotoğrafın ardındaki düşünce, bizleri fotoğraf çekmeye yönelten nedenler, fotoğrafın tarafsız olamayacağı, iyi bir anlatımın arkasındaki birikim, istenen etkiyi yaratmanın hangi tercihlerin sonucunda ortaya çıktığı sorularına ve daha nicelerine cevaplar aradık.



Tekil fotoğraflar çekmek yerine daha geniş bir vizyonla hareket ederek, belli bir amaca hizmet eden ve söylemi olan çalışmalar ortaya koyarak, sergi, gösteri ve albüm gibi ürüne dönüşen kalıcı islerin ortaya çıkarılması doğrultusunda projelerimizi gerçekleştirdik.



Galeri Artist İstanbul’da 15 Aralık 2007 – 4 Ocak 2008 tarihleri arasında sergilenen ve albüm tanıtımı yapılan Bizden Yansımalar 2007 ‘de bir pazarın kendi iç dünyası “Bir Salı Pazarı Günlüğü” ile hayata tutunmaya çalışan seyyar satıcılar “Seyyar Yasamlar” ile kurulduğu günden günümüze gelinceye değin değişiklik gösteren Süleymaniye’yi “Süleymaniye” ile seyahat etmenin ve farklı yerler görmenin çeşitliliğini “Tatil İzlenimleri” ile artik günümüzde kaybolmaya yüz tutan, ama hala Büyükada’nın tek tekerlekli tasıma aracı olan faytonları ve etrafında şekillenen dünyayı “Büyükada Fayton Dünyası “ile belgesel tarzda isledik.



Bizden yansımalar 2007 ile başlayarak geleneksel hale gelen çalışmalarımız yeni proje ve katılımlarla Bizden Yansımalar 2008 ile fotoğraf severlerle buluşacak. Bizden Yansımalar yıllık etkinlikleri her yıl yeni projeler ile düzenli olarak gösteri, sergi ve albüm çalışması ile sonuçlandıracaktır. Katılımcılar bireysel ve ekip çalışmaları ile yer alabilmektedirler. Farklı görüş, yas ve mesleklerden kendi fotoğraf projesini gerçekleştirmek isteyen fotoğraf amatörlerinin, oluşturduğu, Bizden Yansımalar, 2008 den itibaren çağrılı olarak gerçekleştirilmektedir.



Proje Danışmanı


Vedat KONYALI



Gelin hep birlikte Bizden Yansımalar 2007 proje çalışmalarına birlikte bakalım”¦




REFLECTIONS FROM US


2007 WORKS

It is possible to say that the formation of Reflections From Us began to take shape within the domain of the Photographic Culture and Project Development Atelier which took place in November, 2006 under the umbrella of the İstanbul METU Graduates Association. The main objectives of the atelier undertook by Vedat Konyalı were:



. the preparation of the photographer’s mind and intellectual infrastructure in the exposition of project-based work,


. the enabling of the experience of transforming project ideas into such products as exhibition, album, and demonstration, and


. the enabling of the opportunity and milleu required for the process of transformation ideas into product.



Based on the above objective, we discussed, in the atelier, such issues as composing our unique language in the photograph, what road we should take in project-based labor, the unique approaches photographic theories explain, the world view behind the photographs of renowned photographers, what criteria may be used in photographic analyses and the fact that it is necessary to be a good photographic analyst, first, in order to attain a good photographic diction, that it is possible to improve the way we see things, what is photographic style and how it could be improved and the fact that a successful project labor would arise based on the photographer’s cultivation of his/her own inner discipline.



In enabling intellectual photographic infrastructure related to our outlook on the outer world, we searched answers to such questions and many others as, the idea behind the photograph, the factors that orient us to take photographs, that photograph can not be impartial, the accumulation behind a good expression, how we can create the desired impact based on what preferences.



Rather than singular photographs, we realized our projects with the vision of creating work which serves a mission, work that has a certain disclosure, targeting to create permanent work that transforms into a product such as an exhibition, demonstration and an album.



Reflections From Us was exhibited at Galeri Artist, İstanbul during November 15, 2007 and January 4, 2008 and had a tone of documentary exhibiting the following works: ‘On a Tuesday Bazaar Per Diem’ which exhibits the inner world of an open bazaar, ‘Peddler Lives’ which exhibits the peddlers who struggle to earn a living, ‘Süleymaniye’ which narrates Süleymaniye which has considerably changed since it was established up till today, ‘Vacation Impressions’ which shows visiting many different places that comes with travelling, and finally ‘the Princess Island Coaches’ which have been almost distinguished today but nevertheless maintain to be the only transporation means of the Princess Island…all carrying a taste of a documentary.



Our works which have become a tradition since Reflections From Us 2007 will meet again the photograph devotees as Reflections From Us 2008 in December with the inclusion of new projects and participants. The annual activities of Reflections From Us will culminate in new projects and in demonstrations, exhibitions and album work regularly each year. The participants can come up with individual or team works. Reflections from Us 2008 which is composed of photograph amateurs coming from different view points, age and professions who want to realize his/her photography projects will be implemented, after 2008, based on invitation.



Project Consultant


Vedat KONYALI



Let us now all look at the Reflections From Us 2007 projects one by one…




Bir Salı Pazarı Günlüğü – Ayperi Okur



110 yıllık geçmişi ile cıvıl cıvıl, her türden malın pazarlandığı, rengarenk bir Salı Pazarı. Salı Pazarı’nın yerine çok katlı otopark ve çevre düzenlemesi yapılacağı söyleniyor. Yeni projede pazarcılara yer verildiği söyleniyor. Bakalım nasıl bir değişime tanıklık edeceğiz?



A Tuesday Bazaar Per Diem – Ayperi Okur



A colorful Tuesday Bazaar which has a 110 years past, vivacious, where any type of goods are marketed. It is said that the Tuesday Bazaar will be demolished and in place of it a multi-storey parking place and environmental arrangements will be built. It is also said that there will be space for the sellers of market also. Let us see what type of variations we will witness.















Seyyar Yaşamlar – Bahar Yağcıoğlu



Seyyar Satıcılar… Şehir yaşamında her gün sıklıkla karşılaştığımız ve hatta birçok yerde sokakların dekoru gibi algıladığımız seyyar satıcılar”¦



Yaşamlarını sürdürebilmek için sokakları mekan seçen, akla gelebilecek yüzlerce çeşit ürünü, alıcı bulduğu her yerde satmağa çalışan insanlar”¦



Peddler Lives – Bahar Yağcıoğlu



The peddlers…the peddlers who we meet frequently in our daily city lives and who we many times regard as a decor of the streets…



Those who select the streets in order to make a livelihood, people who try to sell hundreds of goods eveywhere they find a buyer…















Tatil İzlenimleri – Jale Akyel



Yoğun tempo içinde, sadece tatil zamanlarında fotoğraf çekebiliyorum… Ancak fotoğraflarım da tatilde bile olsa hızlı ve acele yaşantımı yansıtıyor… Bende iz bırakan, güzel duygular uyandıran, ‘işte hayat bu’ dediğim kareleri yakalamaya çalışıyorum telaşla. Ya kaçarsa diye. Yolculuk, yemek, dinlenme, kültür, gezi, eğlence… Tatil güzel şey…



Vacation Impressions – Jale Akyel



In my highly busy life, I can take photographs only when I am on vacation…However, my photographs even though they pertain to vacation scenes, they reflect my rapid and hasty life… With my camera, I try to capture those instances that give me pleasant emotions, those instances where I say, “This is life!” and with hastiness because I am worried that they may suddenly disappear. Travelling, dining, relaxing, culture, touring, entertainment… Vacationing is nice…















Süleymaniye – K. Sina Dülgeroğlu



Süleymaniye Camisi ve yakın çevresinin, tarihi ve mimari dokusu nedeni ile kendine özgü bir konumu var. İstanbul’un fethinden sonra ilk saray burada kurulmuş. Topkapı sarayı, inşa edildiği ilk yıllarda sadece padişahlık ofisi olarak kullanılmış, harem Süleymaniye’de kalmış. Haremin taşınmasından sonra da kalburüstü bir mekan olarak kalmış. Süleymaniye Camisi zemin ıslahından, halatla minaresinin düzeltilmesine(!) kadar özellikler taşıyan bir başyapıt. Önemli sayıda Bizans yapıtı da barındıran semt son senelerde yerli nüfusunu yitirmiş ve önemli miktarda göç almış. İstanbul belediyesinin uygulayacağı dönüşüm projesi ile çehresinin hatırı sayılır şekilde değişeceği muhakkak.



Süleymaniye – K. Sina Dülgeroğlu



The Süleymaniye Mosque and its vicinity has a unique position thanks to its historical and architectural fabric. After the conquest of İstanbul, the first palace had been established here. When the Topkapı Palace was first constructed, it had been used only as a palace office whereas the Harem was left at Süleymaniye. After Harem moved to the palace, it remained to be an elite space. Süleymaniye Mosque is a masterpiece from its ground improvement to the fixing of its minaret with ropes. The neighborhood which accomodates many Bizantenium works of art lost its indigenious population in the recent years and received immigration to an important extent. It is certain that with the transformation project of the İstanbul municipality, the appearance of the neighborhood will considerably change.















Büyükada Fayton Dünyası – Vedat Konyalı ve Salih Zeki İlban



Artik günümüzde yok olmaya yüz tutan faytonlar”¦ Büyükada’nın tekerlekli tek taşıma araçları”¦ Yazın sıcağından ve şehrin kalabalığından ve yazın sıcağından bunalan İstanbulluların fayton sefaları”¦



Sonbahar ve Kış geldiğinde, ada sakinleri ve sevdalılarının yavaş yavaş terk ettiği Büyük Ada’da seyrek de olsa atların ayak sesleri ve faytonların tıngırtısı duyulur sadece. Faytoncular için yaşam Fayton Meydanı’nda kahvelerde çay ve simit eşliğinde sohbetlerle yolcu beklemeye dönüşür. Meydan, adada faytona binecek yolcuların ilk durağıdır, faytoncuların, nalbantların, tedarikçilerinin, samanlarda büyük bir iştahla tane arayan güvercinlerin”¦ Dünyası’dır.



Proje Fotoğraflarının tamamını aşağıdaki linkden izleyebilirisiniz:


http://www.vedatkonyali.com/tr_project.php?kul=.&id=39



The Princess Island Coach World – Vedat Konyali and Salih Zeki İlban



The coaches which are about to extinguish at the present day…The only transportation vehicles with wooden wheels of the Princess Island…The Coach delight that the İstanbul people who swelter with the summer heat and the crowdiness of the city find in the island…



When Fall and Winter arrive, when the island dwellers and the lovers of the island abandon the island, it is still possible to hear the sound of the horses’ feet and the coaches’ clinks though rather rarely. From there on, the life of the owners of the coaches is to merely wait scarce passengers while they drink tea and eat ‘simit’ in the coffee houses in the Coach Square. The Square is the first stop of the passengers who will take a coach trip. This is the world of the coach owners, blacksmiths, suppliers, and the pigeons who look for grains among the hays with great appetite.



You can watch all the Project Photographs in the following link:


http://www.vedatkonyali.com/tr.project.php?kul=.&id=39






















Çeviri (translated by) : Ayperi OKUR









Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Fotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 ProjeleriFotoğraf Topluluklarından : Bizden Yansımalar : Bizden Yansımalar 2007 Projeleri