Kategori arşivi: EYLÜL 2007

Selda Salman Acar : Temalar


“Temalar” sergisi hakkında birkaç söz…



Fotoğrafa başladığım 1990 yılından bu yana, ilk karanlık odaya girdiğim andan bu yana, Ansel Adams’ın siyah beyazını gördüğümden ve Jerry Uelsmann’ın yaratıcı fotoğraflarını “siyasal düşünceler tarihi” defterlerimin dış kapaklarına yapıştırdığımdan ve ilk gezdiğim sergilerden birisinin Şahin Kaygun sergisi olmasından bu yana, “temalar” projesi başlamıştı bende… Bir yandan bu temaları gelişen kendi dünyamda anlamlandırırken, bir yandan da fotoğrafta yapmak istediklerime dönüştüğünü gördüm. Orta Anadolu’da doğup büyüyen birisi olarak üniversite döneminde ilk defa Ege’de ve Akdeniz’de yaşayan medeniyetlerle tanışmış oldum. Bu medeniyetlere duyduğum merak, tarihin, zamanın bilinemezliği, insanlığın gizemi, tüm bu veriler belleğime ve fotoğraf arşivime kaydoldu. Bu imgeler taslağa dönüşüp, fotoğrafı basmak için karanlık odaya girdiğimde, (kuşların insanların yüzüne yerleşmesi, istediğim tonların olmaması, çok kart alacak paranın olmaması gibi nedenlerle) hayal kırıklıklarına dönüşünce, bu fotoğraflar hep beynimin derinliklerinde kaldı. Fotoğraf labaratuvarlarına rica minnet yaptırabildiklerim su yüzüne çıktı. Ama bunlar da hiçbir zaman sergilenecek kadar sahiplenilemedi… Ta ki 2000 yılında bilgisayarım olana kadar. Yurtdışındaki bazı müzeleri gezme fırsatı ile de artık iyice dolmuş olan bellek ve arşiv, ürünlerini vermeye başladı. Kısa bir süre içerisinde de sergi oluverdi.



Bu sergi herbiri bir “tema”yı yorumlayan, tamamı (“kader” fotoğrafındaki cenini çekme şansım olmadığı için o hariç) benim arşivimden oluşan fotoğrafların biraraya getirilmesi suretiye tasarlanmış fotoğraflardan oluşuyor. Çocukluğumda kompozisyon yazmayı çok severdim. (hala da saklarım onları) Şimdi bakınca herbiri fotografik “kompozisyonlarım” galiba; giriş, gelişme ve sonuçları olan…



Serginin girişinde şu yazı vardır:



“… Bu sergide bir anı veya olayı belgeleyen fotoğraflar yer almıyor. Dış dünyayı arkanızda bırakın, benim hayal, düşünce dünyama gelin…”



Tabii o kadar kolay olmuyor bu. İnsan beyni otomatik olarak: “bu nerede çekilmiş acaba?” , “acaba kaç fotoğraf birleştirmiş burada?” ,“Analog mu çekmiş, dijital mi?” “hangi filtreleri kullanmış?” sorularını soruyor.Bu sorular cevaplandığında geriye sanki sadece o fotoğraf karesi kalacakmış gibi…



Ama bu sorular perdesi sizi engellemesin ki “kompozisyonlarımı” okuyabilin…. Bireyin benliğini aramasındaki yalnızlığını, huzurun ulaşılamazlığını, doğanın kırılganlığını, aşkın saflığını, ölümü kanıksayan toplumun ve medeniyetin çöküşünü, insanlığın çıkmazını ve kaçış arzusunu görün….



Bu arada özgeçmiş olarak bir cümle gerekirse, okudum, banka müfettişi oldum, istifa ettim, fotoğrafçı oldum…


























Selda Salman Acar



2007










Temalar



Başka Dünya




Gizem




Zaman




Dönüsüm




Müzik




Kader




Huzur




Ask




Susuzluk




Gece




Insanlık




Toplumsal Arınma




Kurtulus




Halk




Direnis









Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Selda Salman Acar : TemalarSelda Salman Acar : TemalarSelda Salman Acar : TemalarSelda Salman Acar : TemalarSelda Salman Acar : TemalarSelda Salman Acar : TemalarSelda Salman Acar : TemalarSelda Salman Acar : TemalarSelda Salman Acar : TemalarSelda Salman Acar : TemalarSelda Salman Acar : TemalarSelda Salman Acar : TemalarSelda Salman Acar : TemalarSelda Salman Acar : TemalarSelda Salman Acar : TemalarSelda Salman Acar : TemalarSelda Salman Acar : Temalar

Fotoröportaj.org



Fotoröportaj.org iki haftada bir yeni bir foto-röportaj çalışması sunumu ile internette yayınlanan, kurucularının “Resimli Hayat Bilgisi” adıyla tanımladıkları bir site. Onuncu ayını dolduran ve her fotoğrafçının bu yöndeki fotoğraf projelerine açık olan Fotoröportaj.org hakkında merak ettiklerimizi, derginin kurucu üyelerine sorduk. Bu röportaja geçmeden evvel, Fotoröportaj.org sitesinden aldığımız platform hakkındaki bilgileri ve künyesini sunuyoruz. Eğer henüz ziyaret etmediyseniz, girdiğinizde fotoğraf adına “doğru yerdeyim” diyeceğiniz Fotoroportaj.org’u size tanıtmış olamaktan büyük mütluluk duyacağız.



Fotoritim











FotoRöportaj.org hemen yanı başımızda süregelen, yalnızca daha yakından bakmamızı bekleyen insan hikayelerine duyduğumuz meraktan yola çıkmış, temel olarak fotoğraf ve röportaj araçlarıyla beslenen bir platform girişimidir. Ölmedikçe öldürmedikçe, soymadıkça soyulmadıkça ilgi gösterilmeyen, fotoğrafı çekilmeyen, fikri sorulmayan insanların hikayelerini, kendi hikayelerimizi anlatmaya, anlatılan hikayeleri daha çok insana ulaştırmaya çalışan bir platform…



Tek kutupluymuş gibi gösterilmeye çalışılan dünyamızın, yaşatabildiğimiz farklılıklarla varolmaya devam edebileceğini biliyoruz. Farklıymış gibi gözükse de aslında birçoğu aynı olan kitle iletişim araçlarının içeriklerine baktığımızda farklılığın sansasyonel haberlere indirgendiğini, “haber niteliği taşıyan haberlerin” aslında “eğlendirme / pazarlama / magazinleştirme” üçlemesinden ibaret olduğunu, “sıradan” diye tanımladıkları insanlara ve hikayelerine yeteri derecede önem verilmediğini düşünüyoruz…




Çocuk İşçiler – Aclan Uraz


Her zaman insanı ve insanın hallerini anlatan belgesel fotoğrafın, fotoröportajın, günümüz Türkiye’sinin iletişim araçlarında kendine yine aynı şekilde yeteri derecede yer bulamadığını görüyoruz. Belgesel tarzda fotoğraf üreten fotoğrafseverlerin hikayelerini anlatacak, fotoğraflarını sergileyecek yayınların olmamasının üretim azlığına yol açtığını, hayatın izi ve belleği olan bu tür fotoğraf çalışmalarının yok olmasının aslında insanın ve onun yaptıklarının yok olması demek olduğunu düşünüyoruz.




Mevcut kitle iletişim araçlarıyla aktarıla aktarıla değer kazandırılmaya çalışılan “önemli insan” hikayelerinin karşısında kendimizi var etmenin en iyi yollarından birinin şahsi hikayelerimizi fotoğraf ve röportaj yollarıyla görünür kılmak olduğuna düşünüyoruz. Bu amaçla yola çıkan FotoRöportaj.org profesyonel-amatör, yaşlı-genç, deneyimli-deneyimsiz gibi ilişkilerin hiyerarşisini reddederek, diyecek bir sözü, anlatacak bir hikayesi olup da eline fotoğraf makinesi ve/veya kalem alan, “insan” hikayeleri peşinden koşan gözü gönlü açık tüm “yaratıcılara” açık olacaktır.




Tarlabaşı – Fatih Pınar





FotoRöportaj.org’u zamanla, özellikle de projemize ilgi duyan yeni arkadaşların katılımıyla değişik mecralara evrilebilecek ucu açık bir platform olarak görüyoruz. Bunun bir parçası olarak yakın gelecekte belgesel ve foto-röportaj tarzı fotoğrafçılığı yaygınlaştırmak ve geliştirmek amacıyla çalışmalar yapabilmeyi hayal ediyoruz.


Kurucu Üyeler:


Canay Özden, Esra Özbek, Ali Saltan, Altan Bal



Fotoğraf Editörü:


Altan Bal



Metin Editörleri:



Canay Özden, Ali Saltan



Bülten Editörü:


Esra Özbek



FotoRöportaj.org Fotoğraf Paylaşımı :


Esra Özbek, Murat Pulat, Ufuk Sarışen









FotoRöportaj. org, belgesel ve foto-röportaj çıkış noktası olan bir site, neleri hedefliyor ileriye dönük olarak ?



FotoRöportaj.org’un ilk hedefi internetten yayılmaya devam etmektir. Daha çok arkadaşımıza ulaşıp, daha fazla yeni çalışmalar ortaya çıkmasını sağlamak ve teşvik etmektir. Diğer önemli bir hedefimiz de belgesel fotoğrafçılık, foto-röportaj konusunda, sürekli güncellenen, her an internet üzerinden ulaşılabilen bir arşiv oluşturmaktır. Şu an 500 kare fotoğraflık, 21 projelik bir arşive sahibimiz. Ve arşivimiz her iki haftada bir büyüyor. Şu hali bile belgesel çalışmalar yapmak isteyen arkadaşlara bir rehber niteliğinde”¦



İleriye dönük hedeflerimiz arasında belgesel fotoğrafçılık, foto-röportaj konularında atölyeler düzenlemek var. Ama bunun için önce bir mekana sahip olmamız gerekiyor ki, şimdilik bu zor gözüküyor.



Bir hayalimiz de, FotoRöportaj.org’da yayınlanan çalışmaların yer alacağı yıllıklar basmak.




Aleviler – Sabriye Çelik



FotoRöportaj.org’un arkasındaki ekip kimlerden oluşuyor? Nasıl bir görev dağılımı var?



FotoRöportaj.org’u hayal eden dört kişi. Şimdi de editörlüklere devam ediyorlar. Fotoğraf editörlüğünü Altan Bal yaparken metin editörlüğünü Canay Özden ve Ali Saltan, bülten editörlüğünü ise Esra Özbek yapıyor. Tüm bu görev dağılımının dışında dergimizi takip eden insanlar tarafından İngilizce çeviri, yayınlayacağımız konuyla ilgili yazı ve çeşitli teknik işlerde yardım görüyoruz.



Dergide ismi yazılı dört kişilik bir ekip olmasına rağmen aslında fotoröportajla ilgili bir çok insanın içinde bulunduğu büyük bir ekipten oluşuyoruz.




Aşura Günü – Altan Bal


Sitenizde çalışmaların yayınlanması için ne gibi özellikler taşıması lazım?



Öncelikle çalışmanın özenilerek yapılması gerekiyor. Yani makineyi kapıp çekime başlamadan önce, fotoğrafçının çekeceği konu üzerinde biraz düşünmesi gerekiyor. Konunun görünenden öte, ne manaya geldiğini, fotoğrafçının konuya nasıl yaklaşacağı, tavrının ne olacağı gibi kararlar ortaya çıkacak çalışmanın düzeyini beliriyor. Kompozisyon, ışık gibi biçimsel değerlerden daha çok hikayenin etkili bir görsellikle ortaya çıkmasını daha çok önemsiyoruz. Yani yayınlanacak çalışmanın bahsettiği konuyu “göstermesi” değil “anlatması” gerekmektedir.






Atatürk’ün Yüzleri – Salva Ferrando Peris



FotoRöportaj.org uluslar arası bir site olmayı düşünüyor mu? Yabancı fotoğrafçılar da olacak mı ilerde? Yoksa Türk fotoğrafçılarının çalışmalarının sesini duyurmak için mi çalışacak?

FotoRöportaj.org teknik imkanların yetersizliği ve zamanın kısıtlı olmasından dolayı Türkçe yayınlanmaya başlandı. Derginin yayınlanmasından bu yana geçen sürede yayınlanan iş ler İngilizceye çevrildi. Yakın bir zamanda derginin ingilizce sayfası yayına girecek. Derginin ingilizce yayınlanması, uluslararası bir site olma saikinden çok, fotoğraf adına düşüncelerimizi farklı ve yaygın bir dilde daha çok insanla paylaşma isteğimizden

ileri geliyor.

Fotoğrafçının Türkiyeli ya da yabancı olmasından çok dergide, işlerini herhangi bir dergide “profesyonel” olmadıkları gerekçesiyle yayınlatamayan fotoğrafçıların çalışmalarını yayınlamaya gayret gösteriyoruz. Ama aynı zamanda tanınmış fotoğrafçıların göndermiş oldukları işlerini de yayınlıyoruz.



Yabancı dilde henüz yayına geç memiş olmamıza rağmen yurt dışında da takip ediliyoruz. Son yayınladığımız “Atatürk’ün Yüzleri Çalışması“ buna örnek olarak gösterilebilir. Moldova’da yaşayan Mustafa Dığdığı’nın Gagavuz Düğünü çalışmasını da burada anabiliriz.




Berber Recep Usta – Murat Germen



Foto-röportaj konusunda size gelen çalışmaların yoğunluk ve kalitesine bakınca, umutlu musunuz?



Foto-röportaj ve belgesel fotoğraf çalışmaları, çalışmayı ortaya çıkaran kişinin kişisel özellikleriyle çok alakalı bizce. Özellikle kişinin entelektüel birikimi ortaya çıkacak çalışmanın sınırlarını belirliyor. Durum böyle olunca, gönderilen çalışmalar hakkında bir genelleme yapmak doğru olmaz. Çünkü yetenekli, ruhu zengin birisi bir çalışma yollar ve bütün genellemeleriniz anlamsız olur. Ama gönderilen her 3-4 çalışmadan bir tanesini FotoRöportaj.org’un özen gösterdiği şartlara sahip oluyor.





Borsaya Endeksli Hayatlar – Onuralp Topal


Foto-röportajı, teknik bir tanımlamaya sokmak istesek, nasıl bir tanım yaparsınız?



Foto-röportaj, nasıl olacağını, çoğu zaman fotoğrafçının belirlediği, çok da genel geçer tanımlamaların yapılamayacağı, çoğu zaman da fotoğrafçının da taraf olduğu bir durumu, birden fazla fotoğrafla etkileyici bir görsellikle anlatmayı amaçlayan bir tekniktir.



Belgesel fotoğrafçılığı teşvik etmek ve özendirmek konusunda önemli bir görev üstlendiğinizi ve başarılı olduğunuzu düşünüyor musunuz?



Aslında belgesel fotoğrafçılığı özendirmek ya da teşvik etmek gibi bir amacımız yok. Yalnızca, her kavramın içinin boşaltıldığı günümüzde belgesel fotoğrafçılıkla ilgilenen insanlara belgesel fotoğrafçılığın nasıl yapılacağına dair fikrimizi iletmek. Türkiye de belgesel fotoğrafçılıkta önemimizi ve görevimizi burada görüyoruz. FotoRoportaj.org dergisinin üye sayısının giderek artması, dergi okuyucularından gelen maillerin içeriklerinin olumlu olması ve fotoğraf camiasından gelen tepkiler başarılı olduğumuzu düşündürüyor.




Panayır – Yusuf Darıyerli


Bu konularda çalışma yapacak arkadaşlara neler önerirsiniz? Konu, eğitim, araştırma, özgünlük ve diğer açılardan ?



Fotoröportaj ve belgesel fotoğrafçılıkla ilgilenen arkadaşlara önereceğimiz David Hurn’un belgesel fotoğrafçılara salık verdiği çalıştıkları konuda derinlemesine araştırmalar yapmaları ve ilgilendikleri konuları içselleştirmeleri olacak. Bu, fotoğraf karesinde bize farklı açılardan zengin görüntülerin sunulması anlamına geliyor. Belgesel ya da foto-röportaj çalışan fotoğrafçıların ışık, renk ve leke dengesinin kusursuzluğunu aramaları yerine fotoğrafladıkları konuyla kurdukları ilişkinin izlerini samimi karelerle izleyiciye sunmaları belgesel fotoğraf adına daha anlamlı.



Röportaj : Levent YILDIZ







Fotoröportaj.org İndeksi :



“Kule Vinç Operatörü Alaattin ben” Fotoğraflar: Murat Pulat Röportaj: Canay Özden



“İran” Fotoğraflar: Erhan Samet Yazı: Salim Aykut



“Atatürk’ün Yüzleri” Fotoğraflar ve Yazı : Salva Ferrando Peris





“Ölüm Oruçları” Fotoğraflar: Gencer Yurttaş Yazı: Ayşe Düzkan



“Kırım, Linç, Talan:Eryaman” Fotoğraflar ve Yazı: Canay Özden

“Geri Donşümün Görünmeyen Yüzü” Fotoğraflar ve Yazı: Ali Saltan

“Aleviler” Fotoğraflar: Sabriye Çelik Yazı: Semra Çelebi

“Sirkeci – Halkalı Banliyö Treni” Fotoğraflar: Yasemin Yıldız Yazı: Ozgur Uğraş Akgün

“Panayır” Fotoğraflar: Yusuf Darıyerli Yazı: Erol Babaoğlu

“Borsaya Endeksli Hayatlar” Fotoğraflar ve Yazı: Onuralp Topal

“At Koşar Baht Kazanır” Fotoğraflar ve Yazı: Cenk Gençdiş

“Mustafa Batur’un Bir Günü“ Fotoğraflar ve Yazı: Ayça Sezgiç

“Berber Recep Usta” Fotoğraflar ve Yazı: Murat Germen

“Nazmiye Korkmazlar” Fotoğraflar: Gülşin Ketenci Yazı: Meltem Sanlav

“Şeb-i Aruz” Fotoğraflar ve Yazı: Ufuk Sarışen

“Aşura Günü” Fotoğraflar ve Yazı: Altan Bal

“Tarlabaşı” Fotoğraflar: Fatih Pınar Yazı: Ali Saltan


“Ortodoks Gagauz Düğünü” Fotoğraflar ve Yazı: Mustafa H. Dıgdığı

“Kurban Pazarları” Fotoğraflar: Ali Öz Yazı: Ali Saltan

“Çocuk İşçiler” Fotoğraflar: Aclan Uraz Yazı: Ali Saltan

“Bir Toplu Nikahın Perde Arkası” Fotoğraflar ve Yazı: Abdurrahman Antakyalı

“Kuşlarla Kahvaltı” Fotoğraflar ve Yazı: M. Yüksel Altun







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Fotoröportaj.orgFotoröportaj.orgFotoröportaj.orgFotoröportaj.orgFotoröportaj.orgFotoröportaj.orgFotoröportaj.orgFotoröportaj.orgFotoröportaj.orgFotoröportaj.orgFotoröportaj.orgFotoröportaj.org

Kah Kit Yoong : Sihirli Saat





Kuala Lumpur Malezya’da doğdum. Melbourne Avustralya’da yaşadım. Avustralya neredeyse tüm yaşamım. Mesleğim doktorluk ve fotoğraf yolculuğum Tazmanya’ya olan mesleki bir seyahatim sonrasında başladı. Bu, Avustralya’nın en küçük eyaleti ve çoğunluğunu çöl ve milli parklar oluşturur. Fotoğrafçılıkla ilgili ilk düşüncelerim 2005’te Cradle Dağı Milli Parkı’nı ziyaretimde ortaya çıktı. Gerçek bir şehir çocuğuydum, çöle insanlık ve şehir dünyasının ötesinde özel bir şey olarak bakmayı öğrendim. Günün ağarmasını seyretmek için oturduğumda durgun göl, dağı mükemmel bir şekilde ayna gibi yansıtıyordu. Manzarada ışığın önemini anladım. Düşüncelerim bu ışığı resmetmek üzere fotoğrafçılığa kaydı. Kısa sure sonra ilk kameram olan Nikon D70 dijital SLR’i aldım.



Kah Kit Yoong


2005′in sonlarına doğru hayatımın seyahatine çıktım. Floransa’da 5 hafta İtalyanca öğrendikten sonra İtalya, Fransa, Hırvatistan ve Slovenya’ya 4 haftalık bir tura çıktım Hergün bir sürü fotoğraf çektim, pozlama, kompozisyon ve ışığı nasıl kullanmam gerektiğine dair teknik bilgim hızla gelişti. Avustralya’ya döndükten sonra daha çok manzara ve çöl fotoğrafçılığına yoğunlaştım. Bununla birlikte polarize ve ND filtreler gibi filtrelerde ustalaşmaya sıra geldi.


Baştan beri şanslıydım, ışığın kullanımının farkına varmam fotoğrafçılığımın temelini oluşturdu. Tecrübelerim arttıkça “sihirli saat” benim için özel olmasına rağmen tüm ışık tiplerinde nasıl tatmin edici fotoğraflar elde edeceğimi öğrendim. Fotoğraflarımda bir sır varsa bu, ışığın konuyu nasıl etkileyeceğini önceden anlamama ve bir dizi kompozisyona uygun hazırlıklar yapmama bağlıdır.




Fotoğrafçılıkta profesyonel çalışmalara bu yıl başladım. İnternet sitem www.magichourtravelscapes.com 2007 ortalarında açıldı. Sitemde başka bir fotoğrafçı olan Winnie Ho ‘nun çalışmaları da yer alıyor. Magic Hour Travelscapes çeşitli fotoğrafçılık sitelerinden mükemmel kareler de içerir. Uluslararası bir düzeyde çalışmalarımızın görülmesi önemli birşeydi ve büyük projelerle sonuçlandı. Şu an Canon Asya-Pasifik için bir makale üzerinde çalışıyorum.




Sadece dijital kullanan yeni yetişen fotoğrafçılardan olmama rağmen yaklaşımımda çok gelenekselimdir. Fotoğrafı makinedeyken (çekerken) doğru elde etmek çok önemlidir. Tüm fotoğraflarım bir karede çekilmiştir. Hiç karma, HDR ya da çok çekim yapmam. Bu yüzden ND filtrelerin kullanımı bir sahnedeki kontrastı azaltmakta çok önemlidir böylece bir dijital algılayıcıda tümüyle sunulabilir.Dijital teknolojiyi uygulayabilmek için çalışmalarımı RAW formatta çekiyorum. Çok basit olan Adobe Photoshop CS3 ‘te pozlama ayarı özellikle RAW’da parlaklık ve gölge detayları, contrast yapmak için curves/levels ve renk değiştirme ayarları, seçmeli aydınlatma ve karartma için hue/saturation, burn/dodge ve son olarak spotting ve sharpening kullanıyorum.




Avustralya, manzara ve çöl fotoğrafçıları için şaşırtıcı dağları, çölleri, ormanları ve kıyı şeridi ile fantastik bir ülke . Bu yıl birkaç projem vardı.İlki Viktoria’da ki ünlü havarilerin çok fazla bulunduğu “Büyük Okyanus Yolu”. Ayrıca Tazmanya’da “fagus”un dönüşünü fotoğraflamak istemiştim. Avustralya’ya özgü, çok yüksek yerlerde bulunan ağacı, Nothofagus gunnii ; her sene Nisan sonlarında yaprakları yeşilden sarıya, portakal rengine sonra kırmızıya dönüşerek dökülür. Herhangi bir konuya yaklaşımım ayrıntılı bir portre, bir detay ya da makro fotograf gibi geniş açı bulmak içindir.


Sonuçta 2 haftamı almasına, birkaç yüz kilometre araba kullanmama ve uzun yürüyüşler yapmama rağmen bunları bulduğum için çok mutluyum. Bu yıl Avustralya’nın en uzun ve zorlu yürüyüşü olan Overland Track’ı da başardım. Yağmur ormanları,şelaleler, çimler ve biraz da en eski kır manzaraları ve çok eski buzullarla şekillenmiş dağlarla kaplı muhteşem yerlerin olduğu yolu fotoğraflamak için bir hafta harcadım. 2007 Eylül’ünde Kanada Kayalıklarına olan seyahatim benim için sonbahar renklerini yakalamayı umduğum yılın en büyük projesi olacak.




Doğa ve manzara fotoğrafçılığı medyanın dünyayı nasıl değiştirebileceğine iyi birer örnektirler. İnsanlara dünyanın nasıl güzel bir yer olduğunu onu tüm biçimleri ile göstererek çevre için olumlu bir etki yaratabiliriz. Burada Tazmanya’da daha iyi bir örnek olamaz. İlham kaynaklarımdan biri olan ve Avustralya’nın en iyi fotoğrafçısı olduğunu düşündüğüm Peter Dombrovskis, efsanevi çalışması olan “Rock Island Bend”i Gordon Nehri’ne baraj yapımına karşı başarılı bir kampanyanın bir parçası olarak kullandı. Bu çevresel olarak duyarlı Franklin Nehri’ni yok edebilirdi.




Şu anki ekipmanlarım:



Canon 5D D-SLR gövde


Lensler (hepsi Canon) 16-35mm 2.8L, 24-105mm 4L, 70-300mm 4-5.6 IS, 100mm Macro 2.8 USM


Hoya HMC polarize ve UV filtreler


Singh-Ray Galen Rowell doğal yoğunluk filtresi (1-4 stop arası hizalı)


Singh-Ray Daryl Benson ters doğal yoğunluk filtresi (2-4 stop arası hizalı)


Singh-Ray warming polarizer


Gitzo kömür elyaflı tripod & yuvarlak kafa


Cokin P filter holder


Lowepro Compurover AW





Born in Kuala Lumpur, Malaysia, I have lived in Melbourne, Australia almost all my life. I am doctor by profession and my journey into photography began after taking up a medical job on the island state of Tasmania. This is Australia’s smallest state and the majority of its consists of wilderness and national parks. My first thoughts about photography developed when visiting Cradle Mountain national park in 2005. A real city boy at the time, I learnt to appreciate the wilderness as something special, beyond humanity and the urban world. As I sat watching at dawn, the mountain perfectly reflected mirror-like in the still lake, I recognized the important effect of light on a landscape. My thoughts turned to photography as way to portray this light. Shortly after I bought my first camera, a Nikon D70 digital SLR.




Later in 2005, I went on the trip of my lifetime. After spending 5 weeks learning Italian in Florence, I travelled around Italy, France, Croatia and Slovenia for four months. Many photographs were taken each day, and my technical knowledge of exposure, composition and how to use light developed quickly. After returning to Australia I concentrated more on landscape and wilderness photography. With this came the mastery of using filters such as polarizers and neutral density grads.




I am fortunate that from the very beginning, the use of light has been something I have recognized as the foundation to my photography. As my experience has grown, I have learnt how to take satisfying photos in all types of light, although the “magic hour” is very special to me. If there is a ‘secret’ to my photography, it would be my ability to anticipate how the light is going to effect a subject and prepare a number of compositions to match it.




I started professional work in photography this year. My website www.magichourtravelscapes.com was launched in mid 2007. It also features the work of another photographer, Winnie Ho. Magic Hour Travelscapes has received excellent exposure through various photography websites. It has been important in getting our work seen on an international level and resulted in some great projects. I am currently working on an article for Canon Asia-Pacific.




Although I’m part of the new breed of photographers who have only used digital, I am very traditional in my approach. Getting the photograph correct “in-camera” is very important. All my photographs are taken in one exposure, I never use composites, HDR or multiple exposures. The use of graduated neutral density filters is therefore vital in reducing the contrast of a scene so it can be fully rendered on a digital sensor. To make the most of digital technology, all my work is shot in RAW. My digital workflow through Adobe Photoshop CS3 is very simple : fine tuning of exposure particularly highlight and shadow detail at the RAW stage, then curves/levels for contrast and colour cast adjustments, hue/saturation, burn/dodge for selective lightening or darkening and finally spotting and sharpening.




Australia is a fantastic country for the landscape and wilderness photographer with amazing mountains, deserts, forests and coastlines. I have had several projects this year. First up was the Great Ocean Road in Victoria; there is a lot more to it than the famous Apostles. I also wanted to photograph the turning of the fagus in Tasmania. In late April each year, Australia’s only native deciduous tree, Nothofagus gunnii turns from green to yellow, orange then red in alpine areas. My approach to any subject is to find a wide-angle, an intimate portrait and a detail or macro photo. I was very happy to eventually find these, although it took 2 weeks, several hundred kilometres of driving and a fair bit of hiking. This year I also managed to walk the Overland Track, Australia’s greatest trek. I spent a week photographing the track in some of the most wonderful locations, covering rainforests, waterfalls, buttongrass plains and some of the oldest landscapes & mountains shaped by ancient glaciers. My trip to the Canadian Rockies in September 2007 will be my big project for the year, when I hope to capture some fall colours.




Nature and landscape photography are good examples of how the media can change the world. Showing the people how beautiful the natural world is, in all its forms, has a positive effect on the environment. There is no better example than here in Tasmania. One of my inspirations, Peter Dombrovskis, whom I consider Australia’s greatest ever photographer, used his legendary photo “Rock Island Bend” as part of the successful campaign against a proposed dam on the Gordon River. This would have destroyed the environmentally sensitive Franklin River.




My current equipment :



Canon 5D D-SLR body


Lenses (all Canon) : 16-35mm 2.8L, 24-105mm 4L, 70-300mm 4-5.6 IS, 100mm Macro 2.8 USM


Hoya HMC polarizing & UV filters


Singh-Ray Galen Rowell graduated neutral density filters ranging from 1 to 4 stops


Singh-Ray Daryl Benson reverse neutral density filters, 2 to 4 stops


Singh-Ray warming polarizer


Gitzo carbon fibre tripod & ballhead


Cokin P filter holder


Lowepro Compurover AW



Derleme ve Çeviri : Berna AKCAN







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Kah Kit Yoong : Sihirli SaatKah Kit Yoong : Sihirli SaatKah Kit Yoong : Sihirli SaatKah Kit Yoong : Sihirli SaatKah Kit Yoong : Sihirli SaatKah Kit Yoong : Sihirli SaatKah Kit Yoong : Sihirli SaatKah Kit Yoong : Sihirli SaatKah Kit Yoong : Sihirli SaatKah Kit Yoong : Sihirli SaatKah Kit Yoong : Sihirli SaatKah Kit Yoong : Sihirli SaatKah Kit Yoong : Sihirli SaatKah Kit Yoong : Sihirli SaatKah Kit Yoong : Sihirli SaatKah Kit Yoong : Sihirli Saat

Ali Balkı : Deneysel Fotoğraf


Kendinizden ama ağırlıklı olarak fotoğraf geçmişinizden bahsedebilir misiniz?



Okul yıllarında babamın hediye ettiği bir fotoğraf makinasının bu sanatı sevmemde çok önemli bir rolü oldu. Üniversite yıllarında Hürriyet Gazetesinde serbest muhabirlik yapıyor, çevre haberleri ile ilgileniyordum. Mimar Sinan Üniversitesi’nde tekstil eğitimim sırasında aldığım fotoğraf dersleri ve karanlık oda çalışmaları beni çok etkiledi. Artık bu sanatın çekim alanına girmiştim. Var olanı görmek ve onu da yeniden yaratmak benim belki de eğitimimden kaynaklanan bir yaklaşım.


Göktaşı, 1993 (Meteor)



İyi bir fotoğrafçı, araştırmacı olmalı. İnsanı ve hayatı ilgilendiren her düşünce, onun beslenme ortamıdır düşüncesindeyim. Bu sebep ile sosyoloji, felsefe, tarih, bilim sanatın tüm dallarını müzik dahil takip etmeye çalışıyorum. Sonu olmayan bir yolculuk gibi öğrenmek, düşünmek ve yeniden yapılanarak yansımak heyacan verici. Fotogen ve İfsak üyesiyim. Ulusal ve uluslararası bir çok yarışma, sergi ve projelere katıldım. Çalışmalarımdan bazıları kurum arşivlerine alındı. 1993-1997 yılları arasında “Evren sevgisi ve yaşamın gizemi adlı” çalışmamı 2000-2004 yılları arasında ise “Cesur bir dünya için” adlı çalışmalarımı gerçekleştirdim. 1998’de Şinasi Barutçu Kupası’nı, 1999 yılında da AFİAP ünvanını aldım. İlk kitabım retrospektif olarak Antartist Yayıncılık’tan 2006′da çıktı.



Hediye, 1994 (Gift)


Ne tür fotoğraflar çekmekten hoşlanırsınız?



Kreatif çalışmalar beni heyecanlandırıyor. Yeniden yaratmanın coşkusu müthiş. İnsanın varlık nedenini mistik bir bakış açısından değerlendirmek, doğa ve insan arasındaki ilişkileri görsel olarak sorgulamak ve bunu bir kurgu üzerine yapılandırmaktan zevk alıyorum. Çalışmalarımı bir proje olarak derleyebilmek tercih ettiğim bir yoldur. Tek katmanlı hayat anlayışımızın biraz arkasına geçebilmeyi ümit ediyorum. Fotoğrafta asıl görünmeyenin gücünü ortaya çıkarmaya çalışıyorum. Hayal gücümle yaratıcılığımla ,yerel özgünlükten çok öte, evrensel değerleri çalışmalarıma katarak izlediğim bir yol var




Kaş Limanı’nda Gecenin Başlangıcı, 1993 (Night Falls in Kaş Harbour)



Kendinizi fotoğrafın hangi türüne yakın hissedersiniz?



Deneysel fotoğrafa, kavramsal çalışmalara yakın olduğumu düşünüyorum.




Ağaç, Kapı ve Kadın, 1995 (Tree, Door and Woman)


Dijitalin fotoğrafa artıları ve eksileri nelerdir sizce?



Digital fotoğrafın en önemli artısı zaman kazanmak. Eksisi ise hız ve sayının artması ile fotoğrafınızda asıl hedeflediğinizi gerçek anlamda hissedemeyecek zamansal özümseme süreçlerini ıskalamak.




İçimizdeki Sorgulama, 1995 (Questioning Ourselves)


Sanal ortamlardaki fotoğraf paylaşımı gün geçtikçe artmakta. Bu sitelerin artı ve eksileri nelerdir? Eğrisi var ise düzeltmek için neler yapılmalıdır?



Artık bilgi çağında yaşıyoruz. Her türlü bilgiye sanal ortamdan ulaşılması gelişmemiz ve haberdar olmamız açısından çok önemli. Burada ne hedeflediğiniz bence önemli. Bir fotoğraf sergisini sadece sanal ortamdan izlemek beni hiç tatmin eden bir şey değil. Sanatçının sergilemek istediği üslup anlatılmak isteneni doğru algılamanız açısından çok önemli. Ekrandan sadece belli bir formata bağlı olarak bakmak doğru ve etkileyici değil.




Evren Sevgisi 2, 1995 (Love of Universe)


Dünya fotoğrafçılığında Türkiye nerede?



Böyle bir değerlendirmeyi yaparken genel olarak sanat tarihine şöyle bir geri dönerek bakmanın bugünün durumunu anlayabilmek ve çözüm üretebilmek için önemli olduğunu düşünüyorum. Batıda fotoğraf, resim yapma geleneğinden geliyor. Fırça yerine deklanşör ve diğer malzemeleri kullanıyoruz. Bu sebep ile batıda fotoğraf muazzam bir geleneğe oturuyor. Rönesans dönemi bu gelenekte çok önemli bir dönemeç. Türkiye’de bu anlamda fotoğrafın geçmişi ile ilgili dönemlere bakarak besleneceği kaynaklar çok zayıf. Bunun bir kompleks olarak değil bir tesbit olarak algılanmasını rica ederim.


Ay ve İnsan, 1995 (Moon and Man)



Sanatsal üretimimizi dünya kültürüne katkıda bulundurmak çerçevesinden baktığımızda bir adım geride kaldığımızı düşünüyorum. Batıda üretilen sanat eserleri ve kültür hayatı, o ülkenin gelişmişliği ile doğru orantıda bir ilişki içinde. Ne kadar çok sanat ve kültür hayatı mevcutsa o kadar gelişmişliğinizi ifade ediyor. Tabii ki Türkiye’de tüm sanat alanlarında olduğu gibi fotoğrafta bu bakış değerlendirmelerimizden etkilenmiştir. Son zamanlarda dünya ölçeğinde başarılı işler yapılması ve sayının artması bienaller, ulusal ve uluslararası etkinliklerdeki artış ilerisi için umudumu daha da artırıyor. En önemlisi, ulusal politikamızda sanatın gücünden istifade edilebilecek zengin bir ortamın yaratılması gerektiğini düşünüyorum.


Kuğuların Dansı, 1994 (Dance Of Swans)


İnsanlar fotoğrafçılıklarını geliştirmek için ne tür bir çalışma uygulamalılar?



Yeni başlayanlar yaşadıkları şehirlerdeki fotoğraf derneklerine giderek işe başlayabilirler. Dernek ortamlarındaki eğitim, seminer, gezi proramları ve arkadaşlıklar çok önemli. Tabii ki bu konudaki yayınları da takip edebilmek, sergileri izlemeyi de unutmayalım.




Eve Yolculuk, 1995 (The Journey Home)


Yeni başlayanlar için önerileriniz neler olur? Bir de “Eski Tüfekler”‘ in üzerine düşen sorumluluklar neler olmalıdır?



Yeni başlayanların kendi sözlerinin olmalarını ve hayata daha çok kalpleri ile katılmalarını tavsiye ederim. Sadece bilgi sahibi olmak yeterli değildir İyi bir fotoğrafta güçlü bir yüreği görebilirsiniz. ”Karşındakine ancak kendine bakabildiğin kadar bakar, kendine dokunabildiğin kadar dokunursun”. Fotoğrafta da durum aynen böyledir. Eskilere düşen en önemli görevin bu değerleri ve enerjiyi yeni kuşaklara aktarabilmek olduğunu düşünüyorum.




Doğa Yok Edilemez, 1995 (Nature Can Not Be Destroyed)


Yeni projeleriniz var mı?



Yeni projemi geçtiğimiz yıllarda bitirdim.Kitap ve sergi çalışmalarına dönüştürebilmeyi umut ediyorum. Projenin adına” cesur bir dünya için” adını verdim.Yaşadığımız dünyanın çok ciddi sıkıntıları var. Savaşlar ve kuraklıklar yeryüzünde hayatı tehdit eder oldu. Maalesef bunda insanın ciddi sorumlulukları var.


Doğa, İnsan ve Tarih, 1994 (Nature, Man and History)




Ben insanların bu sıkıntılı dönemden gereken dersleri çıkararak, yeniden başlayabilecekleri daha güzel bir dünyanın kurulabileceği donanımın, insanın yüreğinde olduğunu hatırlatmaya çalışıyorum. Çalışmamın kitap olarak düzenlenebilmesi ve kalıcı olması en büyük arzularımdan diyebilirim. Fotoğraf ve videonun enstalasyondaki kullanımına ilgi duymaya başladım. Neler yaparızı zaman gösterecek.


Rüyalarımdaki Kuğu, 1994 (Swav of My Dreams)


Kendinize örnek aldığınız fotoğrafçılar kimlerdir ?



Ansel Adams’ ın doğaya ve ışığa olan saygısına hayranlık duyuyorum. Doğa hakkındaki “Duygusal bilgilerimizi genişlettiği için ona şükran duymalıyız” sozü çok etkiler beni.



Sebastio Salgodo ve Andre Kertesz beğendiğim sanatçılardan.




Yüreğinizdeki Meleği Zincirlemeyin, 1996 (Do Not Chain The Angel In Your Heart)



Siyah/beyaz fotoğraf size ne anlam ifade ediyor ? Renkli fotoğraf ile farklılığı neler sizin için ?



Anlatmak istediğinize göre bu değişir. Fotoğraf vardır sizin hissettirmek istediğinizi siyah beyaz daha iyi aktarır, ama fotoğraf vardır ulaşmak istediğiniz görüntüyü ancak renkli ile ifade edebilirsiniz. Her birinin yeri sizin ne yapmak istediğiniz ile çok alakalı. Bu konular üzerine keskin ve ön yargılı konuşmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Bu tamamen sanatçının tekelinde olan bir yaklaşım olarak kalmalı.




Sevgidir Onu Hedefe Ulaştıran, 1997 (Love Is What Takes Him To Target)



Fotoğraf yarışmalarına katılır mısınız ? Bu konudaki organizasyonları nasıl buluyorsunuz ?



Yarışmalara bir dönem katıldım. Motive ettiği için olumlu buluyorum. Ama bu sadece bir fantezi olarak hayatımızda olmalı. Sürekli yarışmalar ile yaşamak yeni projeler üretme aşamasında çok şartlı bir süreç oluşturacağı için gelişmemizin önüne geçme tehlikesi oluşturabilir. Son yıllarda belli projelere odaklanarak yaşamak beni daha mutlu etmeye başladı, bu konudaki organizasyonları daha disiplinli ve başarılı buluyorum. Fotoğrafın toplum tarafından sevilmesi aşamasında yarışmaların az bile olsa katkısını unutmamak lazım.




Röportaj : Berna AKCAN







Ali BALKI Hakkında


1961 Yılında İstanbul’da doğdu. Mimar Sinan Üniversitesi Tekstil Sanatları bölümünü bitirdi. Öğrencilik yıllarında Hürriyet Gazetesi`nde muhabirlik yaparak İstanbul’ un çevre sorunları ile ilgilendi. İFSAK ve FOTOGEN fotoğraf sanatı derneklerinde üye olan sanatçı 1993-1997 yılları arasında çalışmalarını ” EVREN SEVGİSİ ve YAŞAMIN GİZEMİ ” adlı saydam gösterisine dönüştürdü. Bu çalışmaları İfsak 12. İstanbul Fotoğraf Günlerinde, İstanbul Saydam Günleri gösterilerinde, İstanbul Üniversitesi’ nde ve Tarih Vakfı’ nda düzenlenen gösterilerde izlendi.



2000-2004 yılları arasında ise “Cesur bir dünya için” adlı projesini hazırladı. Sergi ve kitap projesi için çalışmalarını sürdürmektedir.



Ulusal bir çok sergi ve etkinliklere katılarak ödüller aldı. (İstanbul Büyükşehir Belediyesi fotoğraf yarışması 1994 birincilik) Eserleri kurum arşivlerine ve katologlarına kabul edildi. Çalışmaları kültür ve sanat dergilerinde yayınlandı. Panel ve söyleşilere katılarak amatör fotoğrafın gelişmesini destekledi. 1998′de Türk fotoğrafında verilen ödüllerden biri olan Şinasi Barutçu Kupasını almaya layık görüldü.



Uluslararası bir çok yarışma ve bienallere katılarak sergilemeler ve ödüller aldı. (FIAP patronajı ile Avusturya, Fransa, Danimarka, Finlandiya, Makedonya’da düzenlenen yarışmalarda 1994-2000 yılları arasında sergilemeler aldı.) 1998′de FIAP’ın Danimarka’da düzenlenen uluslararası yarışmasında ” The Golden Best Essay ” ödülünü aldı. 1996′da 19.FİAP saydam bienalinde ülkelerde gümüş madalya alan Türkiye fotoğraf ekibinde bulundu. Japonya’da Türkiye’nin tanıtıldığı sergi projesine katıldı.




Sanatçıya 1999’da Uluslararası fotoğraf fedarasyonu tarafından AFİAP ünvanı verildi.


Fotogen fotoğraf sanatı derneğinde 4 yıl yönetim kurulu başkanı olarak görev yaptı.(1999-2003)



İlk kitabı 2006 yılında Antartist Yayıncılık’tan Türk fotoğrafçılar kütüphanesi serisinde retrospektif çalışmalarını içerecek formatta yayınlandı.



Sanatçı, kreatif düşüncenin, fotoğraf çalışmalarında görsel zenginliği ve düşünce ufkunu genişlettiğini düşünüyor. Gerçekleştirdiği projelerde, insanın varlık nedenini mistik bir düşünce ile derinleştirerek sorgulamaktan zevk alıyor. Ali Balkı sanatçıların taşıdığı sorumluluğu şu sözler ile ifade ediyor. “ Biz sanatçıların bu basmakalıp düzenin dışına çıkıp, egemen kalıplaşmış imgelerin dışında yeni bir dünya kurmaları gerektiğine inanıyorum .”


Evren sergisi projesinin oluşumunda esinlendiği duygularını da şu sözlerle dile getiriyor. “Doğada ; sistemi bozmaya yönelik katkımız, uyma katkımızdan daha fazla olduğunu bildiğimiz halde vazgeçemeyiz dünyadan, kuşlardan, dağlardan, birbirimizden, korkularımızdan bile. Çünkü biz, hepimiz, evreniz bu muhteşem geçişlerde.”



“ Evrenin bir parçası olmak ne güzel. Dünya bizim evimiz ve hepimiz aynı evde yaşayan ortaklarız, kimimiz çiftçi, kimimiz yazar, kimimiz ağaçlar, kimimiz bulutlar, kimimiz kayalardaki yeşil yosunlarız, evrenlerin ötesindeki bitmeyecek olan yolculuğa çıkmışız.”




“Evrensel sorularımızın cevaplarını bulabilmemiz için: barışın,sevginin ve yüksek bilincin peşinde olma gerekliliğini, evrensel sevgiyle bu bilincin korunabileceğini savunuyorum .” 1993








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Ali Balkı : Deneysel FotoğrafAli Balkı : Deneysel FotoğrafAli Balkı : Deneysel FotoğrafAli Balkı : Deneysel FotoğrafAli Balkı : Deneysel FotoğrafAli Balkı : Deneysel FotoğrafAli Balkı : Deneysel FotoğrafAli Balkı : Deneysel FotoğrafAli Balkı : Deneysel FotoğrafAli Balkı : Deneysel FotoğrafAli Balkı : Deneysel FotoğrafAli Balkı : Deneysel FotoğrafAli Balkı : Deneysel FotoğrafAli Balkı : Deneysel FotoğrafAli Balkı : Deneysel FotoğrafAli Balkı : Deneysel FotoğrafAli Balkı : Deneysel FotoğrafAli Balkı : Deneysel FotoğrafAli Balkı : Deneysel FotoğrafAli Balkı : Deneysel Fotoğraf

DASK DOGAY : Bolu’dan Hemşin’e 11 Yıl




Avcılığın alternatifi “Görüntü Avcılığı”





Sualtından, yeryüzüne”¦



“Görüntü Avcılığı” fikri ilk kez 1990’lı yılların başında ODTÜ “Sualtı Araştırmaları Topluluğu” (SAT) üyesi Gökhan Türe tarafından sualtında düzenlenecek bir yarışma olarak gündeme getirildi.



“Sualtında Görüntü Avlama Yarışması” (SAGAY), ilk kez 1992’de Bozcaada’da SAT tarafından düzenlendi. Bir sualtı fotoğraf yarışması olmasının yanı sıra, zıpkınla avcılık yerine fotoğraf makinesiyle görüntü avcılığı gibi anlamlı bir seçeneği sunarak, Kuzey Ege’de deniz parkları kurulmasını amaç edindi.




(Gökhan Türe) Sualtı fotoğrafı

Aynı zamanda Doğa Araştırmaları Sporları ve Kurtarma Derneği (DASK) üyesi de olan Gökhan Türe, birkaç yıl sonra “Görüntü Avcılığı” yeryüzündeki versiyonunun düzenlenmesi fikrini DASK’ın gündemine taşıdı. Yapılan hazırlıklar sonucunda ilk “Doğada Görüntü Avcılığı Yarışması” (DOGAY), Bolu Aladağlar İzci Kampı’nda 1995’te düzenlendi.




(Saner Gülsöken) DASK DOGAY 1995-Bolu Genel Doğa ikincilik ödülü



İz bırakma !..



Üyeleri avcılığa karşı olan iki derneğin düzenlediği görüntü avcılığı yarışmalarının temel ilkesi aynıydı”¦ Sadece ilk cümlede zorunlu bir fark vardı…



Sualtındaki “Kabarcıklardan başka bir şey bırakma!”¦”


Yeryüzündeki “Ayak izinden başka bir şey bırakma!”¦”


ile başlıyordu”¦


Ve devam ediyordu aynı yürek sesiyle”¦


Anılardan başka bir şey götürme !”¦


Zamandan başka bir şey öldürme !”¦


Görüntüden başka bir şey alma !…



SAGAY hala çeşitli sualtı dernekleri/grupları tarafından değişen içeriğiyle düzenlenmektedir.



DOGAY ise ilk yılından bu yana kısa adı “DASK” olan “Doğa Araştırmaları, Sporları ve Kurtarma Derneği” tarafından düzenlenmektedir.




DASK DOGAY logosu


Herşey 60-70 saatte bitiyor”¦



Aslında her iki yarışmada amaçlanan da aynıydı. Aralarındaki tek fark birinin sualtında diğerinin ise karada yapılıyor olmasıydı. Doğal olarak karada yapılan DOGAY’a katılım sualtındaki versiyonuna göre, daha herkese açık bir yarışma olmasını sağlıyordu.




Amaç aynı yerde, aynı zaman diliminde, eşit sürede, eşit sayıda kare çekerek yarışmaktı.



“ DASK DOGAY’larda yarışmacılara işaretli bir veya iki makara 36’lık slayt filmler verilir. Her yarışmacı bu 36’lığı belirlenen süre sonuna kadar istediği zamanda kullanır ve çekimlerini yapar. Belirlenen süre bittiğinde çekim yaptığı işaretli filmler etkinlik düzenleyicileri tarafından teslim alınır ve ertesi sabah banyo edilmiş olarak yarışmacılara tekrar verilir. Her yarışmacı çektiği filmlerden kendi seçtiği karelerle dilediği kategorilerde yarışmaya katılır. Aynı gün toplanan seçici kurul değerlendirmeyi yapar. Ardından da ödül töreni ile dereceye girenlere ödülleri verilir. Ödül alan ve sergilemeye giren karelerin slayt gösterisi bu tören sırasında yapılır.”




(Faruk Akbaş) DASK DOGAY 2007 yarışmacılar

(Faruk Akbaş) DASK DOGAY 2007 yarışmacılar


Bolu’dan Hemşin’e onbir yıl”¦



İlk DASK DOGAY 7-8 Ekim 1995’te Bolu Aladağlar İzci Kampı’nda düzenlendi.



O yıllarda iletişim kanallarının günümüzdeki kadar gelişmemiş olmasına karşın, telefonlarla tanıdıklara haber ulaştırılarak, fotoğraf dernekleri ile ilişkiye geçilerek ve afişler, broşürlerle duyurusu yapılan yarışmaya 58 yarışmacı katıldı. Genel doğa ve makro doğa olmak üzere iki kategori vardı ve kategorilerin tanımları bile tam olarak yapılmamıştı.



Yarışmacılarımızın olumlu görüş ve katkıları, sponsorlarımızın sürekli destekleri, DASK üyelerinin kararlılığı sonraki DOGAY’ların devamını sağladı.




(Serdar Akyay) DASK DOGAY 2007 yarışacak karelerini seçen yarışmacılar




(Hakan Gönendik) DASK DOGAY 2003 yarışacak karelerini seçen yarışmacılar


Gelişimi”¦



1995’deki ilk DASK DOGAY’dan sonra, DASK’ın kurucularından, yılların doğa fotoğrafçısı ve o zaman ki DASK Yönetim Kurulu Başkanı Necmettin Külahçı’nın değerli çabaları, yarışmanın sonraki yıllarda da düzenlenmesi ve, gelişmesindeki en önemli unsur oldu. Külahçı başından beri tüm DASK DOGAY seçici kurullarında görev almış, hem kendi, hem de DASK’ın, olanaklarını yarışmanın başarısı için seferber etti.



1999’daki Marmara depremi sırasında enerjisini Arama-Kurtarma ve Yaşatma yönünde kullanan DASK, Doğada Görüntü Avcılığı’na iki yıl ara vermiş ve yeni üyelerinin de katılımıyla, 2001’den itibaren DASK DOGAY’ı tekrar düzenlemeye başlandı.



2001 yılından sonra siyah-beyaz olan afişler renklenmeye başladı, yarışma kategorileri çeşitlendirildi “Yerel Yaşam” “Genel Doğa” ve “Makro Doğa” temel kategoriler olarak belirlenirken, yörelere özgü “Bafa Gölü Kuşları” “Taraklı Evleri”, “Gece Kaş” ve “Frig Vadisi” gibi özel kategoriler yarışmaya eklendi. Yarışma şartnamesi geliştirildi ve detaylandırıldı, performans ödülü ve özel ödüller eklendi. Sonuçta DASK-DOGAY her yıl çeşitli kategorilerde toplam 20’ye yakın ödülün verildiği kapsamlı bir yarışma halini aldı.




DASK DOGAY afişleri




(Ufuk Alırız) DASK DOGAY 2002 Bafa Gölü Kuşları Kategorisi birincilik


Gönüllülük temelinde, profesyonel yaklaşımla düzenlenen DASK DOGAY, 2000’li yıllarda her yıl 100’den fazla yarışmacının, 300-500 dolayında izleyicinin ve bölge halklarının da katıldığı bir etkinlik halini aldı. En önemli özelliği, her yıl farklı bir ilde ve yörede düzenlenmesi olan yarışmaya çeşitli yerlerden teklifler gelmeye başladı.



2006’da DASK DOGAY’ın onuncu yılı Sakarya’nın Taraklı ilçesinde kutlandı. Rekor düzeyde katılımın olduğu yarışmaya ilk kez yurtdışından gelen 4 yarışmacı da katıldı.



2007’de ise Rize’nin Hemşin ilçesinde düzenlendi, yurtdışından 13 yarışmacı katıldı ve ilk kez ÇOCUK DOGAY olarak 8-12 yaş grubuna özel bir bölüm eklendi.



DASK – DOGAY’ın düzenlendiği yerler :

1995 BOLU – Aladağlar – İzci Kampı


1996 KASTAMONU – Azdavay – Kayabaşı Kanyonu


1997 BOLU – Mengen – Bürnük Göleti


1998 KONYA – Hadim – Yerköprü Şelalesi ve çevresi


2001 BURSA – Keles – Keles Göleti ve çevresi


2002 MUĞLA – Milas – Bafa Gölü – Latmos Herakleiası ve Kapıkırı Köyü


2003 ANTALYA – Kaş – Antiphellos


2004 KÜTAHYA – Sabuncupınar Köyü – Frig Vadisi


2005 ISPARTA – Yalvaç – Hoyran Gölü – Psidian Antiochea


2006 ADAPAZARI – Taraklı İlçesi – Karagöl Yaylası


2007 RİZE – Hemşin ve yaylaları




DASK DOGAY’ın yapıldığı yerler


Nasıl düzenleniyor”¦



Yarışma ile ilgili çalışmalar bir yıl öncesinden başlar”¦


Önce yeni düzenleme kurulu oluşturulur.


Sonra sıra en önemli karara gelir”¦



Yer seçimi”¦



DOGAY bu yıl nerede düzenlenecek? Gelen teklifler değerlendirilir”¦ Farklı bir il, farklı bir yöre belirlenmeye çalışılır”¦



Tanıtıma gereksinimi olan, fotografik olanaklara sahip yerler arasından seçim yapılır. Yer seçiminin en belirleyici özelliklerinden biri de, o bölgedeki kamu kurum ve kuruluşları ile halkın DASK DOGAY’a desteği, katkı ve katılım düzeyidir.



Bölgeye yapılan ilk ziyarette, mülki idarelerle (Valilik, Kaymakamlık, Belediye Başkanlıkları, Muhtarlıklar) görüşülerek gerekli izinler alınır, yarışmanın yapısı ve gereksinimler anlatılır. Bölgede, doğal canlılığın en fazla olduğu tarihler incelenir ve yarışma tarihi tespit edilir.



Ulaşım seçenekleri değerlendirilir, kamp alanı olabilecek yerler, wc, su vb olanakları göz önüne alınarak gezilir. Gelen yarışmacıların çadır dışı konaklama olanakları araştırılır, karanlık oda, ödül töreni, seçici kurul odası, film kesim alanları için uygun mekanlar belirlenir.



Ödül kupaları yörenin özgün bir özelliği varsa (Kütahya’nın seramiği, Taraklı’nın ahşap kaşığı, Isparta’nın halısı gibi), o özelliğe göre tasarlanır. Yarışmacılara verilen yerel hediyeler (Muğla’nın Zeytinyağı, Hemşin el işi çorapları vb) ve diğer ödüller için yerel ve sürekli sponsorlarla görüşülür.




DASK DOGAY ödül kupaları


Yarışmanın şartnamesi o yıla ve yöreye göre yeniden hazırlanır, afiş-pankart tasarımları yapılır, yarışma duyuruları hazırlanır.



Ve asıl yorucu süreç başlar”¦



Basınla ilişkilerin kurulması, seçici kurulun belirlenmesi-ağırlanmasının planlanması, diğer sponsorlukların bulunması, karanlık oda, banyo ekibi ve malzemeleri, filmler-banyolar, teşekkür ve katılım belgelerinin tasarımı-basımı, o yıla özgü tişörtlerin tasarımı ve yaptırılması, kategorilerin saptanması, yarışma formlarının basımı, görevlilerin belirlenmesi–görev dağılımı, ulaşım ve konaklamalarının planlanması, ödül töreni akışının hazırlanması, diğer yan etkinliklerin planlanması, jeneratör-data projektör temini”¦


Ve daha onlarca iş yarışma öncesinde bitirilir”¦



Yarışma sırasında ise en hızlı ve yoğun dönem yaşanır”¦



Bütün işlerin 60-70 saat içinde aksamadan bitirilmesi gerekmektedir.


Önceden yapılan plan doğrultusunda DASK görevlileri hangi gün nerede olacaklarını ve hangi görevle yükümlü olduklarını bilirler.


Kimi zaman gruplara ayrılarak kimi zamansa vardiyalar halinde 24 saat çalışarak, yarışmanın sağlıklı bir biçimde yürümesi sağlanır.


İşlerin özelliklerine göre çeşitli ekipler (Kayıt ve film dağıtım masaları ekibi, film kesme masaları ekipleri, banyo ekibi, seçici kurul ekibi, ödül töreni ekibi, yol işaretleme ve pankart ekibi, kamp ekibi, bilgi işlem ekibi vb) oluşturulur.




(Hikmet Biçken) DASK DOGAY 2007 Hemşin ödül töreni hazırlığı


Aylar süren yorgunluğun semeresi ödül töreninden sonra alınır”¦


Bir yarışmacının bile gelip “elinize sağlık, çok başarılı bir organizasyon” demesi her şeye bedeldir”¦




(Funda Gönendik) DASK DOGAY 2002 Bafa Gölü ödül töreni


(Yücel Yücetaş) DASK DOGAY 2007 Hemşin ödül töreni

(Serdar Akyay) DASK DOGAY 2007 Hemşin ödül töreni


Kim bu gönüllüler !”¦



DASK üyesi 35-40 kişinin gönüllü olarak görev aldığı DOGAY’lar karşılıksız paylaşımın ürünüdür. Çeşitli meslek ve yaş gruplarından oluşan gönüllüler birbirine sıkı şekilde bağlı bir gruptur. Takım oyununu ve iş bölümünü bilen insanlardan oluşur.



Dostluklar ve güven ortamı birlikteliği sağlar”¦


Her DASK üyesi işin bir ucundan tutar”¦


Aksaklıklar, sorunlar büyütülmeden çözümlenir”¦


Birlikte ulaşılan başarı, üretilen özgün ve kapsamlı etkinlik, bir sonraki yarışmanın enerjisini oluşturur, alt yapısını hazırlar”¦



Yeni dostluklar ve katılımlar devamlılığın sağlanmasının en önemli öğesidir”¦


1995’ten bu yana süregelen gelenek devam ettirilir”¦




DASK üyeleri

On birinci yıl sonrasında DASK DOGAY”¦



İlk düzenlendiği yıllarda bu noktalara gelineceğini belki de kimsenin hayal bile etmediği DASK DOGAY, artık sadece bir fotoğraf yarışması olmasının da ötesinde her yıl Anadolu’nun farklı yerlerinde düzenlenen yöre halkının da katıldığı bir doğa şöleni halini almıştır.



Aslında DASK DOGAY’ı çekici kılan bir fotoğraf yarışmasının standart aşamalarının (çekim, banyo, seçim, değerlendirme ve ödüllendirme) hepsinin iki-üç gün içinde aynı yerde tamamlanmasının yanısıra tüm katılımcıların fotoğrafların çekildiği ortamda her aşamayı sonuna kadar izlemeleri, paylaşmaları ve sonucu öğrenmeleridir.



Amaç ve hedeflerini sürekli büyüten ve yarışma içindeki devinimi gelişimi sürdüren düzenleme kurulları yarışmayı, özgün bir fotoğraf yarışması haline getirmiştir.




(Hakan Gönendik) DASK DOGAY 2004 Kütahya-Frig Vadisi Kamp alanı


Bugüne kadar katılım ve ulaşım kaygılarından dolayı daha çok Anadolu’nun batı kısımlarında düzenlenen yarışma, onuncu yılından itibaren diğer bölgelerdeki illere de ulaşmayı hedeflemektedir.

On birinci yılında (2007’de) Doğu Karadeniz’de Rize’nin Hemşin ilçesinde düzenlenen DASK DOGAY’daki en önemli yenilik “8-12 yaş grubu” çocuklara yönelik ayrı bir bölümün “ÇOCUK DOGAY”ın yapılması olmuştur.



Hemşin’li 26 çocuğun da katıldığı, bir günlük eğitim ve çekim gezisi şeklinde yapılan bu yeniliğin gelişimi deneyimlerimize göre şekillendirilecektir.




(Faruk Akbaş) ÇOCUK DOGAY 2007 Hemşin


Bu güne kadar yarışmacıların sadece analog kameralarla katılabildiği DASK DOGAY’a Digital kameralarla katılımı da olanaklı kılan değişiklikler için çalışmalar sürdürülmektedir. Digital çekimlerde “aynı yerde, aynı zaman diliminde ve eşit kare çekerek yarışılması” ilkesine uyum şu anda en büyük engeli oluşturmaktadır.





Fotoğraf yarışması olmasının ötesinde DASK DOGAY”¦


DASK DOGAY’ın yıllardır gelişen yapısı çerçevesinde amaçları:



1- Fotoğraf sanatının tanıtılması ve yaygınlaştırılması



a-Yerel resmi ve sivil kuruluşlarla ilişkiler kurulması ve fotoğraf sanatıyla ilgili daha fazla bilgi sahibi olmaları.


b-Yerel fotoğraf dernekleriyle işbirliği yapılması, fotoğraf derneklerinin ve üyelerinin aktivasyonunun arttırılması. Fotoğraf derneklerinin üye sayısının arttırılması. Fotoğraf dernekleri bünyesinde doğa fotoğrafçılığı gruplarının oluşturulmasının teşvik edilmesi.


c-Bölge halkının yarışmaya desteği ve yardımları için gereken koşulların oluşturulması. Daha önce fotoğraf sanatıyla tanışmamış birçok kişinin fotoğraf sanatıyla tanıştırılması.


d-Basın kuruluşları ile geliştirilen ilişkilerle, fotoğraf sanatının basında daha fazla gündeme getirilmesi.



2-Doğa sevgisi ve çevre bilincinin yaygınlaştırılması



a-Yarışma merkezinin doğal bir mekanda oluşturulmasıyla, çadırla konaklama seçeneği ve yürüyüş, bitki tanıma, yön bulma gibi yan etkinliklerin düzenlenmesi.


b-Katılımcılara, doğaya saygılı bireyler olarak sorumlulukları her fırsatta anımsatılması.




(Gülcan Acar) DASK DOGAY yürüyüş etkinliği


3-Anadolu’nun tanıtımı



a-Her yıl farklı ve az bilinen bir bölgede düzenlenerek, bu bölgelerimizin tanıtımına katkıda bulunulması.


b-Yarışmanın tüm aşamalarının seçilen bölgede gerçekleştirilmesiyle katılımcıların o bölgenin kültürünü ve özelliklerini tanımasının, halkı ile sıcak ilişkiler kurma olanağının sağlanması.


c-Ödül kupalarının her yıl düzenlendiği bölgenin özelliklerine göre dizayn edilmesi ve bölgenin ana tanıtım öğesi olarak ön plana çıkartılması, yerel hediyelerin katılımcılara sunulması.


d-Yurtdışından yarışmacı davet edilmesi ve katılımları için kolaylık sağlanması.




(Mustafa Eser) DASK DOGAY 2006 Sakarya-Taraklı Makro birincilik


4-Turizm ve ekonomiye katkı



a-Düzenlendiği bölgenin, kısa süreli de olsa turistik hareketliliğine ve ekonomisine katkı sağlanması.


b-Yarışma duyurularında katılımcılara bölge olanakları detaylı olarak duyurulması ve alışverişlerini o bölgeden yapmalarının önerilmesi.


c-Yarışma merkezinde bölge halkının yiyecek, içecek ve yerel üretimlerini katılımcılara sunmaları için birimler oluşturmalarının teşvik edilmesi. Otel ve misafirhanelerde konaklama olanağı olmayan yerlerde ev pansiyonculuğunun ilk tohumlarının atılmasının sağlanması.




(Faruk Akbaş) DASK DOGAY 2007 Hemşin Gito Yaylası’nda yarışmacılar



5-Eğitim ve öğretime katkı



a-Her yıl düzenlendiği bölgede seçilen 50-60 ilkokul öğrencisine; kamp alanında veya ödül töreninde öğretim yılı boyunca kullanacakları malzemelerin (defter, kalem, kitap, boya malzemesi, resim defteri vb.) hediye edilmesi.


b-İlkokul öğrencilerine fotoğrafçılık, doğa sevgisi ve çevre bilinci konularında bilgi verilmesi ve kamp ortamını görmeleri dernek üyeleriyle tanışmalarının sağlanması.




(Funda Gönendik) DASK DOGAY 2006 Sakarya-Taraklı öğrencilerle birlikte



Son söz”¦



Önümüzdeki yıl DASK DOGAY’ın nerede düzenleneceği henüz belirlenmedi. Düzenleme Kurulu 2007 sonuna kadar bunu belirleyecek.



Yine farklı bir il ve yörede, o bölge halkının ve kurumlarının katılımıyla düzenlenecek”¦



Fotoğrafa ve Anadolu’ya gönül verenler, yeni dostlar edinmeyi sevenler yine bir araya gelecek”¦



Ayak izinden başka bir şey bırakma!


Anılardan başka bir şey götürme !”¦


Zamandan başka bir şey öldürme ! ”¦


Görüntüden başka bir şey alma ! …



Yazı:Hakan Gönendik



İletişim: dask@dask.org.tr , daskbilgi@gmail.com , daskinfo@gmail.com


533 394 89 67 , 538 732 69 62


www.dask.org.tr





1995- 2007 tarihleri arasında yapılan DASK DOGAY’larda


ödül ve sergileme alan kareler…



Slayt şovun açılması bağlantı hızınıza göre zaman alabilir… Lütfen bekleyiniz…




Fotoğrafçılar : (alfabetik)



A.Fatih Sönmez


Adalet Erdal


Ahmet Boyancı


Arman Camgözoğlu (3 fotoğraf)


Banu Akgün


Aziz Çataltepe


Barış Ürünlü


Baybars Sağlamtimur (6 fotoğraf)


Can Gazialem


Doğanay Sevindik (2 fotoğraf)


Emre Şanlıtürk


Fikret Özkaplan


H.Alper Özkan


Haldun Orhun


Halil İbrahim Tutak


Hasan Daşdemir


İlker Şahin


İsmail Arzu Açıkel (3 fotoğraf)


İsmail Hakkı Baliç


K.Uğur Varlı


Kezman Yılmazbilek


Muhsin Divan (3 fotoğraf)


Murat Selam


Nader Fareghi


Ömer Yağlıdere (2 fotoğraf)


Osman Güzey


Osman Önder (2 fotoğraf)


Özlem Yıldırım


Önder Turacı


Rahmiye Tanrısever


Reha Bilir


Remziye Özcan Yolaç


Şehnaz Milli (2 fotoğraf)


Talat Bayburtoğlu


Taner Yıldırım


Tarık Yurtgezer (2 fotoğraf)


Tufan Kartal


Tülin Ağca


Turan Sezer (3 fotoğraf)


Yelda Diker








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

DASK DOGAY : Bolu'dan Hemşin'e 11 YılDASK DOGAY : Bolu'dan Hemşin'e 11 YılDASK DOGAY : Bolu'dan Hemşin'e 11 YılDASK DOGAY : Bolu'dan Hemşin'e 11 YılDASK DOGAY : Bolu'dan Hemşin'e 11 YılDASK DOGAY : Bolu'dan Hemşin'e 11 YılDASK DOGAY : Bolu'dan Hemşin'e 11 YılDASK DOGAY : Bolu'dan Hemşin'e 11 YılDASK DOGAY : Bolu'dan Hemşin'e 11 YılDASK DOGAY : Bolu'dan Hemşin'e 11 YılDASK DOGAY : Bolu'dan Hemşin'e 11 YılDASK DOGAY : Bolu'dan Hemşin'e 11 YılDASK DOGAY : Bolu'dan Hemşin'e 11 YılDASK DOGAY : Bolu'dan Hemşin'e 11 YılDASK DOGAY : Bolu'dan Hemşin'e 11 YılDASK DOGAY : Bolu'dan Hemşin'e 11 YılDASK DOGAY : Bolu'dan Hemşin'e 11 YılDASK DOGAY : Bolu'dan Hemşin'e 11 YılDASK DOGAY : Bolu'dan Hemşin'e 11 YılDASK DOGAY : Bolu'dan Hemşin'e 11 YılDASK DOGAY : Bolu'dan Hemşin'e 11 YılDASK DOGAY : Bolu'dan Hemşin'e 11 Yıl

Enver Şengül : Şehirlerin Sultanı Edirne



“Hebros (Meriç) önce Ariskos’un (Arda) suları ile buluştu, büyüdü ve gürleşti. Coşku ile akarak Tonzos’a (Tunca) kavuştu.



Mitolojiye göre, Şafak Tanrısı Eos’un oğlu olan Boreas, Atina Kralının kızı Oreithyia’ya âşık olmuştu.




Bir gün tozu dumana katarak onu kızılkanatlarına alıp, soluğu bu üç nehrin birleştiği yerde aldı.



Boreas buralardan her geçişinde ortalığı birbirine katardı. Irmak Tanrısı Okeanos da Tunca’nın, Meriç’in ve Arda’nın sularını kabartmak zorunda kalırdı.




Baş tanrı Odra’ya bağlı Odrysler’in işte bu üç nehrin birleştiği yerde kurulan kasabası büyük zarar görürdü.



Bu kasaba ise Edirne’nin ilk kurulduğu yerdi”



***




Odrisa, Odrisia, Orestia, Orestias, Hadrianapolis, Hadrianupolis, Adrianapolis, Edrinus, Edrune, Edrinabolu, Edrine, Erdene ve Edirne”¦



Dilden dile, kavimden kavime değişen ismiyle suların ve kültürlerin birleştiği bir masal şehri.



Trak, Roma, Bizans, Osmanlı ve diğerleri”¦




Çok derin tarihsel miras ve çok eskilere giden bir şehrin kökleri”¦



Edirne, Trakya’ya adını veren ve mitolojiye kadar uzanan bir Trak şehri midir? Yoksa günümüzün ayakta kalan tek kulesinde izlerini hissettiğimiz bir Roma şehri mi?




Bir şehrin kimliğini hissetmenin yolu, o kenti yaşamak, oranın havasını solumak ve dar sokaklarında girip zaman koridorlarında kaybolmaktan geçer.



İşte Edirne’deki bu zaman yolculuğunun izleri, sizi Trakların o savaşçı ruhlarına, Romalıların dünya hâkimiyetine değil, Osmanlı’nın mistik ve gizemli dünyasının kapılarına götürüp bırakır.




Bu kapıyı araladığınızda karşınıza sultanların bu topraklar üzerindeki gücünü yansıtan eşsiz bir kültürel mirasla karşılaşırsınız.




II.Murat’la başlayan, Fatih’le boyut değiştiren ve IV Mehmet’le zirveye çıkan Osmanlının Edirne macerası, ardında sayılmayacak kadar derin izler, anılar, zaferler ve imparatorluğun çöküşünü hazırlayan hayal kırıklıkları bırakır.




Bir zamanlar üç kıtaya yön veren Tunca Nehri kenarındaki Edirne Sarayı Cihannüma Kasrının yıkık duvarları şu an bir mesaj ulaştırır mı bizlere, asırlık söğüt ağaçlarının arasından esen rüzgârlar Fatih’in ayak seslerini taşır mı?



Yine de gördüğünüz her kalıntı, dokunduğunuz her eser ve ufuktaki minare siluetlerinin beynimizdeki izdüşümü bu şirin kenti bir “sultanlar şehri” yapmaya yetecek zenginliğin günümüze ulaşan hatıralarıdır.





Ünlü nakkaşların oya gibi bezediği Sultan II.bayezid Camii’nin ulu kubbesi altında saltanat kayıkları ile namaz kılmaya gelen hünkarların ayak izlerinin peşine düşmek, Avrupa seferlerine çıkan orduların günümüze ulaşan nal seslerini duymak,Sinan’ın mimari dehasının eşsez eserlerine tanık olmak ve Balkan Savaşlarında Hıdırlık Tabyaları’nda ünlü Şükrü Paşa’nın destan yazan savunmasındaki kılıç seslerinin dinlemek bu şehri gezenlerin hayallerinin birer parçalarıdır.




Sadece Osmanlı Sarayı’nın yıkık harabeleri midir bizi geçmişe götüren, veya ilk bakışta dikkati çeken anıt eserler mi?



Ya aradan geçen yüzyıllara rağmen dimdik ayakta duran onlarca cami, han, hamam, çarşı, kule, imaret, medrese, çeşme, su terazisi ve kervansaray sizi gerçek anlamda Osmanlı kokan tarihi kent yolculuğuna çıkarır.




Uzaklardan bakıldığında adeta bir kubbeler ve minareler tarlasına dönen kent silueti bu mistik atmosferin ilk habercisi olur.



Kentin tacı olarak bilinen ve dünyadaki tek kubbeli yapıların zirvesi olarak kabul edilen Mimar Sinan eseri, Selimiye’ye sizi uzaktan büyüler ama içine girdiğinizde adeta çarpılır, sonsuzluğun kubbesi içinde kaybolursunuz.




Eşsiz mimarisiyle Sultan II.Bayezid Külliyesi’nin çok kubbeli grafiksel yapısından etkilenir, darüşşifa bölümünde bundan 500 yıl önce psikolojik hastaların tedavi edildiği müzik nağmeleriyle huzur bulursunuz.



Sular şehri Edirne’nin taş köprülerine vurulur, bu köprülerin korkuluklarına tutunarak Osmanlı’nın görkemli günlerine doğru bir zaman yolculuğuna çıkarsınız.




Meriç Küprüsü’nün sultanların oturduğu “seyir Köşkü”nde oturup Meriç Nehri’ndeki en güzel gün batımlarından birini izlerken tarih ve doğanın bu kadar güzel nasıl bütünleşebildiğine şaşarsınız”¦




***




Evet Edirne, sultanların şehri”¦ Bir başka deyişle “Şehirlerin Sultanı”


Geçmişe dair kökleri olan, tarihin görkemini günümüze taşıyan, her taşında, her sokağında kulağımıza fısıldayacak çok sözü olan”¦


Gidip te kalmak mıdır?


Kalıp ta dönmemek mi?


Döndüğünüzde ise gönlünüzü o şehirde bırakmak mı?




Sultanlar şehrini geride bırakınca bir kez daha dönüp bakarsınız sizden uzaklaşan nehirlere, köprülere”¦


Bir kez daha bakarsınız size el sallayan minarelerine Selimiye’nin”¦


Bir kez daha helalleşmek,


Bir kez daha veda etmek için”¦

Yazı ve Fotoğraflar : Enver ŞENGÜL

Arşivden :
Enver Şengül : Hayallerin Sığınağı Endülüs
Enver Şengül : Son Süpürgeciler








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Enver Şengül : Şehirlerin Sultanı EdirneEnver Şengül : Şehirlerin Sultanı EdirneEnver Şengül : Şehirlerin Sultanı EdirneEnver Şengül : Şehirlerin Sultanı EdirneEnver Şengül : Şehirlerin Sultanı EdirneEnver Şengül : Şehirlerin Sultanı EdirneEnver Şengül : Şehirlerin Sultanı EdirneEnver Şengül : Şehirlerin Sultanı EdirneEnver Şengül : Şehirlerin Sultanı EdirneEnver Şengül : Şehirlerin Sultanı EdirneEnver Şengül : Şehirlerin Sultanı EdirneEnver Şengül : Şehirlerin Sultanı EdirneEnver Şengül : Şehirlerin Sultanı EdirneEnver Şengül : Şehirlerin Sultanı EdirneEnver Şengül : Şehirlerin Sultanı EdirneEnver Şengül : Şehirlerin Sultanı EdirneEnver Şengül : Şehirlerin Sultanı EdirneEnver Şengül : Şehirlerin Sultanı Edirne

Fotoğraf Değerlendirmeleri : Manzara


Sunuş :


Dergimizin, Ağustos sayısında duyurduğumuz, Fotoğraf Değerlendirmeleri bölümümüz Manzara konusunda gelen çalışmalarınız ile oluşturuldu. Fotoritim yönetimince seçilen fotoğraflar, Fototrek Fotoğraf Merkezi‘nde Fotoğraf Eğitmeni ve Eğitim Merkezi’nin sahibi Sn. Cenk GENÇDİŞ tarafından değerlendirildi ve yorumlandı. Bu bölümümüzün fotoğrafseverlere faydalı olacağına inanıyor ve tüm katılan okurlarımıza, Fototrek Fotoğraf Merkezi’ne ve Sn. Cenk GENÇDİŞ’e sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Bu organizasyonumuza katılan ve değerlendirme bölümüne seçilen okurlarımızdan;

Koray Demiriğe ve Mustafa Tavsız, Fototrek Eğitim Merkezi’nde Fotoğraf Atölyesine katılma hakkı kazanmışlardır.

İbrahim Peynirci ve Altuğ Tekin, Fotoritim Fotoğraf Dergi’mizin, gelecek sayısında portfolyoları ile kendilerine köşe hazırlanması hakkı kazanmışlardır.

Nilgün Pamuk, İstanbul Modern Yayınları’nın “Magnum Fotoğrafları ile Türkiye” adlı kitabını kazanmıştır.

Salih Esen, “İz” dergisinin 1 yıllık aboneliğini kazanmıştır.

Sevgi ve saygılarımızla,
FOTORİTİM

Not : Fotoğraf Değerlendirmeleri bölümüne fotoğraf gönderen kişi, bu fotoğrafların kendisine ait olduğunu, gönderdiği fotoğrafların Fotoritim Fotoğraf Dergisi’nde kullanımına izin verdiğini, fotoğrafları ile ilgili doğabilecek her türlü sorumluluğu üstlendiğini peşinen kabul ve taahhüt eder. Fotoritim gönderilmiş bulunan fotoğraflar ile ilgili hiç sorumluluğu kabul etmez.






Merhaba,



Geçen sayıda olduğu gibi bu sayıda da yorumlara geçmeden önce Manzara Fotografları ile ilgili genel bir çerçeve oluşturmanın doğru olduğunu düşünüyorum.



Öncelikli olarak manzara fotografı denildiğinde akla doğa fotografçılığının bir dalının geldiğini kabul etmek lazım. Hatta FIAP’ın (Uluslar arası Fotograf Dernekleri Federasyonu) tanımları arasında “içerisinde insan yapımı herhangi bir öğe bulunmayan doğa fotograflarına manzara fotografı denir” cümlesi de yer alır (İnsan yapımı öğelerin – kulübe, sürülmüş tarla, çit vb – giren doğa fotograflarına peyzaj fotografı denir). Ancak şehir manzaraları da (binalar, sokaklar vb) artık değerlendirilemeye alınmaktadır. Fotografçı, karşısındaki doğa manzarasından en etkili fotografı elde etmek için en doğru ışık koşulunda, en doğru objektifi seçerek, en doğru kompozisyonu oluşturmak durumundadır. Hiçbir koşulda fotografçının “oraya gittiğimde ışık iyi değildi, yanımda şu objektif yoktu, o açıdan bakamadım” gibi mazeretleri geçerli değildir. Mutlaka en etkili fotografı elde etmek durumundadır.



Cenk GENÇDİŞ










Altuğ TEKİN


İstanbul




Altuğ merhaba (bu samimiyet geçen hafta sonu birlikte Portre Atölyesi’nde yer almamızdan kaynaklanıyor). Öncelikli olarak tanıştığımız süre boyunca Photoshop üzerindeki hakimiyetinin ve fotograf çekerken – çektikten sonra ne yapacağını bilerek çalışmanın oldukça başarılı olduğunu söylemeliyim. İlerleyen dönemlerde birlikte Photoshop üzerine çalışmalar yapabilmeyi umut ediyorum.



Buradaki çalışmalarına gelince ; Portre Atölyesi sırasında yaptığın Photoshop çalışmalarının başka bilgisayarlarda ya da projeksiyonlarda farklı olarak görünebildiğini konuşmuştuk. İkinci fotografında böyle bir durum söz konusu kayalıkların üzerindeki kontrast fotografın genel kontrastından çok fazla olarak görünüyor, ayrıca solda yürüyen kişi üzerinde de bir müdahale olduğu çok belli olmuş. Genel olarak fotograflarında anlatmak, göstermek istediğin konuyu vurgulamaya çakışman güzel. Yine de ilk fotografta kayıkların daha vurucu olarak fotografta yer alması (belki yatay kadraj ile daha güçlü olurmuş), son fotografta da daha aşağıdan bir bakış ile balıkçıların iyice vurgulanması daha etkili olabilirmiş diye düşünüyorum.









Bülent İZCİ


Adapazarı




Bülent Bey merhaba, fotograflarınızda ışık koşullarının oldukça güçlü olduğunu söyleyebilirim. Ancak genel olarak fotograflarınızda ilgi merkezinin (ya da ana konunun) yeterince vurgulanmaması göze çarpıyor. Örneğin ilk fotografta bulutların daha yakın daha büyük fotograflanması, ikinci fotografta da silüetlerin yaslandıkları yerlerden ayrılarak ilgiyi toplaması daha etkili sonuç verebilirmiş.











Cevher BİLGER


İstanbul




Merhaba, ilk iki fotografınızda görsel olarak oldukça güçlü bir mekanda çekim yapmanıza rağmen vurgulayacak ya da öne çıkaracak bir öğe oluşturamamışsınız. Genel görüntünün güçlü olabilmesi için çok etkili bir ışık koşulu ve çok güçlü bir kompozisyon uygulaması gerekmektedir. Ancak ilk fotografınızda görüntüyü güçlendirecek dağların gölgede (ters ışıkta kalması) ikinci fotografınızda da gökyüzünün yeterince güçlü olmaması fotografların etkisini zayıflatıyor. Son fotografınızda ise ışık koşulu konuyu vurgulamak için yeterli değil. Eğer çiçek ve binaların kontrastını vurgulamak istiyorsanız çiçeği daha öne çıkaracak bir ışık koşulunun olması gerekmektedir.









Engin ÖRER


İzmir




Selamlar, öncelikli olarak panoramik görüntünün manzara fotografları için akıllıca bir yaklaşım olduğunu söylemeliyim. En azından insan gözünün görüş açısı duygusunu vermesi anlamında doğru bir tercih. Ancak insan gözünün fotograf makinesi ile en önemli farkı ”algı”dır. Yani biz herhangi bir manzaraya bakarken neye dikkat etmek istersek ya da en ilgi çekici ne ise ona odaklanarak çevremizi algılarız. Ancak fotograf makinesi her şeyi olduğu gibi kaydeder ve insan durağan görüntüye (fotografa bakarken) çıplak gözle manzaraya bakar gibi değil fotografa bakar gibi algılar. Bu nedenle ilgi merkezi olacak konuların doğru yerlerde ve belirgin olarak izleyiciye sunulması esastır. İlk fotografınızdaki büyük gemi önemli bir ilgi merkezi ancak gerçekten de merkezde olması, çevresinin boş olması, fotografik bir anlatımı zorluyor. İkinci fotografta ise at – kayık , ağaç – kayık gibi görsel lekelerin üst üste binmesi algıyı zorlaştırıyor. Son fotografta da ışığın ana konuyu ortaya çıkarmaması ve ufuk hattının eğik olması anlatımı zayıflatıyor.









Ergin MURAT


İstanbul




Merhaba, fotograflarınızdan gezmeyi seven ve bunu yapabilen bir fotografçı olduğunuz anlaşılıyor. Bu açıdan tebrik ederim. Gezi sırasında fotograf çekmek oldukça zahmetli bir iştir. Zira “gezme” ve “fotograf” disiplinlerini birbirlerine bağdaştırabilmek en zor işlerden biridir. Bir taraftan gezmekten, görmekten keyif almak gidilen yerin atmosferini solumak ve yaşamak gerekirken, diğer yandan da fotografça bir bakış aramak, çevreyi dikdörtgen bir vizör içerisinde yaşamak gerekir. Aynı zamanda o bölgelere gidemeyen / daha önce gitmiş kişilere fotograf aracılığı ile bir tanıştırma , hatırlatma yapmak da gerekir. Bu açıdan baktığımızda dağ fotograflarınız bize gidilen bölge hakkında bir tanıştırma, hatırlatma duygusu veriyor. Mutlaka çok daha etkili bir ışıkta çok daha etkili bir tanışma yaşayacaktır, ancak bu fotograflar da oldukça başarılı. Ancak ikinci fotografınız biraz önce konuştuğumuz başlıktan uzak. Bunun en önemli nedeni de kompozisyonun yeterince güçlü oluşturulmamış olması. Alt bölgenin (evlerin olduğu alan) karmaşık olması, ufuk hattının ortaya yakın bir yerden geçmesi, lambanın fotografa girişi ve bulunduğu yer fotografı zayıflatıyor. Ayrıca ışık da istediğiniz etkiyi verebilecek şarttan oldukça uzak.









İbrahim PEYNİRCİ


Bursa




Selamlar, öncelikli olarak fotograflarınızda ışığın çok doğru kullanıldığını, en güçlü şekilde konuyu vurgulayacak açıda geldiğini söylemeliyim. İlk fotografınızda crop (kırpma) yaptığınızı sanıyorum, herhalde objektifiniz ve fotografın 2:3 oranı sizin istediğiniz etkiyi vermediği için bu yolu seçtiniz. Peşpeşe sıralanan tepelerin ritmi, sis ile oluşan atmosfer, Kelvin derecesinin sağladığı mavilik fotografınızı oldukça güçlü kılmış. Kayık fotografınızdaki ışık da etkileyici ancak yüksekliğiniz soldaki kayığı ortadaki kayığın yansımasından kurtaramamış lekeler birbirine karışmış, biraz daha yüksekten yapılacak bir çekim daha etkili sonuç verebilirmiş. Ayrıca fotografın tamamının net olması da fotografı daha güçlü yapabilirmiş (sanırım açık diyafram ve tele objektif kullanmanızdan kaynaklanan sınırlı alan derinliği ile karşı karşıyayız) . Son fotografınızda ışık yine duvar üzerindeki detayı doğru gösterecek açıdan geliyor, ancak o duvarın fotografın kenarına sıkışmış olması, solda açılan boşlukta bir öğe görememiz fotografı etkili olmaktan uzaklaştırıyor. Yine de bir ilgi merkezi oluşturma çabanız doğru tercih.









Kayıhan BALABAN


İstanbul




Kayıhan selamlar (Portre Atölyesinden ikinci arkadaşımız), ilk iki fotografında ışık huzmelerini fotograflama çaban çok doğru bir tercih, ancak fotografların biraz daha koyu olması ışığın bu etkisini daha güçlü kılacakmış. İkinci fotografta bir tercih sorunu var diye düşünüyorum. Işık huzmelerini mi yoksa oradaki insanları mı anlatacağın konusunda tam bir karar verememişsin gibi görünüyor. Biraz daha koyu bir fotograf insanları daha az görünür ancak ışığın etkisini daha güçlü yapabilirmiş. Fotografın sağ üst köşesinde bir ışık patlamasını engellemiş olurdun diye düşünüyorum. Son fotografta ise objektif yetersizliği göze çarpıyor. Günbatımının en etkileyici fotografı için en az 200 mm tele objektif kullanmalı ve güneşe kadraj içerisinde mümkün olduğu kadar büyük yer vermeliyiz.







Koray DEMİRİĞE
İstanbul



Selamlar, üç fotografınızda da dikkati çeken konu ışığın konuyu doğru verecek zamanın beklenmiş (ya da yakalanmış) olması. Ancak bir fotografın etkili olabilmesi için sadece ışığın güçlü olması yeterli değil. İlk fotografınızda bulutlar güçlü bir atmosfer sağlarken, fotografın ön planının boş olması, ortadaki geminin / teknenin küçük kalması kadrajın etkisini zayıflatıyor. Diğer iki fotografınızda gün batımının rengini kullanmak oldukça akıllıca yapılan bir tercih, ancak her iki fotografta da ana öğenin ne olduğu belirlenmemiş. İkinci fotografta ağaçlar arasından görünen güneş tamam ama fotografın sol tarafına doğru baktıkça etki zayıflamaya başlıyor. Son fotografta ise Fenerler ya da ufuktaki tekneler güçlü bir kompozisyon yaratabilirmiş, eğer ön planda ışık dengesini bozan boş alan olmasaymış. Ayrıca bu fotografta fenerlerin tam tam silüet olmaması da ışık ölçümünde kararsızlık yaşandığını gösteriyor.








M. Akif MARABAOĞLU


Trabzon




Selamlar, fotograflarınıza ilk baktığım zaman fotograf makinenizin istediklerinizi yapmakta verimsiz kaldığını düşündüm ”¦ EXIF bilgilerinden de yanılmadığımı anladım. Kompakt makineler ile (ne kadar gelişmiş olursa olsun) en etkili sonucu almak oldukça zor. Gerçekten çok etkili bir konu, inanılmaz bir ışık ve uygun mesafede olursak ancak şansımız oluyor. Bunun dışında fotografça bir anlatım için daha rahat kontrol edebileceğimiz daha doğrusu kontrolün bizde olduğu SLR makineleri kullanmayı öneririm. İlk fotografınızda ışık koşulu, renk, gökyüzünden geçen kablolar fotografınızı oldukça zayıflatıyor. Diğer fotograflarda da istediğiniz etkiyi sağlayacak kadraj için objektifiniz yetersiz kalmış. Daha iyi bir makine ile daha başarılı sonuçlar alacağınızı düşünüyorum.








Mustafa ÇAĞLAR


İstanbul




Selamlar, üç fotografınızda da aynı konuyu işlemiş olmanız yoğunlaşma istediğiniz konuyu seçmeniz anlamında oldukça doğru bir tercih. Üçünde de doğru bakış açılarında durmanız ve doğru teknik tercihler yapmanız da güzel. Bir tek ikinci fotografta flaş kullanmanız ön planı çok fazla aydınlatmış ve ilginin dağılmasına neden olmuş, aynı zamanda sağ tarafta insanların fotografa dahil olması da ilgiyi dağıtabiliyor. Diğer iki fotografta ise kadrajlarınız ilgiyi şelaleye daha çok yönlendiriyor. Biraz daha yakın kadrajları da denemenizi tavsiye ederim. Böylece düşük enstantane ile şelaleleri çok daha etkileyici olarak fotograflayabilirsiniz.









Mustafa TAVSIZ


İstanbul




Mustafa Bey merhaba, aynı mekanda farklı ışık koşullarında, farklı mevsimlerde çekimler yapmak pek çok yönden doğru ve etkili bir tarzdır. Bir yandan ışığın değişimini ve konu üzerindeki etkisini inceleme imkanı verirken, diğer yandan da etkili fotograflara ulaşmayı sağlayabilir. Bu amaçla yapılan çekimlerde kadrajların birebir aynı olması en ideal durumdur. İlk iki fotografınızda konunun ve ışık koşullarının güçlü olmaması fotograflarınızın çok etkili olmasını engellemiş. Son fotografınızda ise karlı manzaralarda genelde karşılaşılan sorunu yaşamışsınız. Kar, beyaz olduğu için pozometreyi yanıltır ve az pozlamaya neden olarak gri çıkar. Poz düzeltmesi yaparak beyaz renge ulaşabilirsiniz. Bunun dışında sağda ve solda kalan ağaçların fotografın çerçevesine temas ediyor oluşu, ön ortadaki açık alanın fotografa grafik olarak daha güçlü bir yerden (örneğin köşeden) girmemesi de kompozisyonu zayıflatan öğeler.









Neşe KILAVUZ


İstanbul




Merhabalar, kullandığınız fotograf makinesi (Nikon Coolpix L2) gerek objektif gerekse ayarlar açısından tam bir amatör kullanıcı makinesidir. Bu nedenle tam olarak istediğiniz kadrajlara ve sonuçlara ulaşamamışsınız. Ancak genel tavsiyem manzara fotograflarında sabah ya da akşamüstü ışığı kullanmanız ve fotograflarınızda ana öğe olacak bir konu yerleştirmenizdir.









Nilgün PAMUK


İstanbul




Selamlar, yansımaları kullanmak manzara fotograflarında sıkça kullanılan bir yöntemdir ve çoklu görüntü tekilden daha güçlü olacağı için de etkili fotograflar elde edilebilir. İlk fotografınızda yansımanın yeterince güçlü olmaması bu etkiyi zayıflatmış, dolayısıyla fotografın ön bölümünde kalan alan gereksiz bir boşluk oluşturmuş, ana konu olacak olan karşı kıyı uzak ve küçük kalmış. Diğer iki fotografınızda ise yansımaların konuyu destekleyecek kadar güçlü olması, fotografta kapladıkları alan oldukça doğru. Daha iyi bir ışık koşulunda çok daha etkili fotograflar olabilirmiş.









Salih ALPBAZ


İzmir




Merhaba, fotograflarınızdaki en önemli sorun ışığın estetik kullanılmamış olması. Daha yumuşak, daha sıcak tonlara sahip, gölgeler ile derinlik duygusunun vurgulandığı bir ışık koşulunda tüm fotograflarınız çok daha güçlü olacaktır. Ayrıca fotograflarınızda öne çıkarılan, vurgulanan ya da fotografa başlangıç yerimiz olan ilgi merkezinin yeterince büyük ve doğru noktalarda olmaması da kompozisyon açısından fotograflarınızın gücünü azaltıyor.









Salih ESEN


Mersin




Selamlar, ilk iki fotografınızda kompozisyon, ışık, fotografça bakış ve fotograf duygusu oldukça doğru tercihlerle oluşturulmuş. Bu nedenle de “derdini anlatan” etkili sonuçlara ulaşmışsınız. Son fotografta ise ışık rengi, dokuyu, detayı ortaya çıkaracak kadar güçlü değil. Ayrıca ilgi merkezi olan bir öğe de eksik. İlk fotograflarınızdaki fotografça bakış bu fotografta eksik kalmış.









Sevgi DURMAZ


İzmir




Sevgi Hanım merhaba, fotograflarınız kadrajları ile sonradan oynamanız dikkat çekici. İlk fotografınızda normal fotograf oranına göre daha ince uzun bir kadrajı tercih ederken, diğerlerinde kar formata yaklaşmanız 135 görüntünün 2 : 3 oranından hoşnut olmadığınızı gösteriyor. Ancak her fotografta farklı bir oranda yaptığınız kadraj, bana objektiflerinizin de yetersiz olduğu istediğiniz yakınlığı sağlayamadığınızı da söylüyor. Gelelim fotograflarınıza ; ilk fotografınızdaki ışık koşulu, 1 : 2 oranındaki kırpma, öndeki renkli dokunun (ağaçların) arka plandaki dağ ve bulutlarla desteklenmesi fotografınızı etkili kılmış. Ancak diğer fotograflarınızda aynı bakış yok. Son fotografınız ise aşırı maviye kaçan rengi ile ışık açısından da sorunlu.









Uğur KAPLAN


İzmir




Selamlar, şehir manzaraları üzerine yoğunlaşmanız ve bunda da (ilk 2 fotograf için) siyah beyaz tercih etmeniz güzel. Ancak siyah beyaza geçtiğiniz zaman karşılaştığınız sorunları da çözebilmeniz gerekiyor. Bunlardan en önemlisi kontrast, bir diğeri de gri tonların doğru oluşmasıdır. Fotograflarınızda tam siyah ve tam beyaz dışında en az 4 – 5 gri ton görmemiz gerek. İkinci fotografınızda tam siyah ve tam beyazın olmaması yanı sıra görebildiğimiz 2 -3 gri ton fotografın etkisini azaltıyor. Ayrıca ilk iki fotografınızda keskinlikte yeterli değil. Son fotografınızda gökyüzündeki renk ve ışık oldukça iyi. Ancak sizin kadraja dahil ettiğiniz öndeki alan hem doğru aydınlanmıyor (ne detay var ne tam silüet) hem de güçlü fotograf olabilecek bir konu değil. Dolayısıyla ışığın iyi olması fotografı kurtarmaya yetmemiş maalesef.









Zülcenah ŞAHİN


İstanbul




Merhaba, ilk fotografınızda ışık, kadraj, ilgi merkezinin vurgulanması doğru yapılmış tercihler. İkinci fotografta ise gece fotografı için gereken ışık koşulunu kaçırdığınız bir saatte çekim yapmışsınız. Flaş kullanmanız da ön plandaki ağacı yeterince aydınlatmadığı ya da estetik bir katkıda bulunmadığı için çok iyi sonuç vermemiş. Son fotografınızda sizi etkileyen denizin dinginliği ve teknenin bu dinginlikteki sakin durulu olmuş diye düşünüyorum. Bu durumda yapılması gereken hiç yeşil alan katmadan bu dinginliğin etkisini arttıracak şekilde sadece deniz ve teknenin fotografta yer alması olabilirmiş. Ayrıca kompozisyon kriterleri açısından da baktığımızda teknenin biraz daha sağ alt noktada olması ve altın kesime oturtulması daha iyi bir tercih olabilecekmiş”¦









Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Fotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : ManzaraFotoğraf Değerlendirmeleri : Manzara

Juan Calle : Bogota Bataklığı


Bize kendiniz ve fotograf yolculuğunuz hakkında kısa bir bilgi verebilir misiniz?



Öncelikle 70’li yıllarda genç bir kolej mezunu olarak birçok grup ve kişisel sergiye aktif katılım için Kolombiya’ya geri döndü. Bu ilk yıllarda, Mamiya RB 67’de özel bir Polaroid baskı filmi kullanarak “Tenants” adlı mükemmel ve karmaşık kurgular yaptı. Fiber kağıda bazı başarılı dönemlere ait çalışmaların halen yaşamakta olan güzel kopyalarını yaptı.



Bununla beraber genç Calle daha çok ticari maceralarla ilgilendi.Eş zamanlı olarak 20-30 projektör kullanarak bilgisayarlarda çok görüntülü sunumlarla New York , New Orleans ve diğer Amerikan şehirlerini görme şansını elde etti ve çok etkilendi. Bu sistemi Kolombiya’da kurmak için çaba harcamaya konsantre oldu.




Juan Calle özportre – Juan Calle selfportrait / The Juan and I


Son yedi yıldır teknik yazarlık ve öğretmenlikle sanatına inanılmaz bağlandı. Özellikle yaratıcı amaçlar ve Miami Undercurrent Sanat Galerisi’nde Nisan ayında sergilenen ve Ekim ayında New York’ta sergilenecek olan “Octava Dia” gibi sıradışı örnekler için tarayıcı kullanımı konusunda tanınmış bir okutman ve müfettiştir.



Bugün Juan daha olgun ve alçakgönüllüdür, bazıları kararlılıkla birleşen anlaşılırlık ve hayalgücünün yaşla birlikte geldiğini söyler. “Aqua”, “Momentos”, “Materas”, “Juan y Yo”, “ Miradas” , “Cronicas Surrealitas” gibi bir çılgınlık eseri olan büyük projeler kendiliğinden gelen sıçramalardır. Bugün birçok fotoğrafı Kolombiya ve yurtdışında özel koleksiyonlarda yer almaktadır.




Can you give us some brief information about yourself and your journey of photograph?



First, as a young graduated from College in the early 70´s he came back to Colombia to start an active participation in numerous solo and group exhibitions. From this early years is the “Tennants” project; exquisite and complex montages done directly on camera using special Polaroid Print film on a Mamiya RB 67.Some beautiful vintages images copied on fiber paper still survive.



However, young Calle was more interested in commercial ventures. Fascinated with Multiimage pesentations using 20 – 30 proyectors in sync with dedicated computers he had the chance to see in New York, New Orleans and other US cities, he concentrated his efforts to set up the system in Colombia.




For the last seven years, he has beeen incredible adict to his art, technical writing and teaching. His a reconized lecturer and investigator, specially in the use of the scanner for creative purposes- and extraordinary example of it is the “Octavo Día” which was exhibited at Miami´s Undercurrent Arts Gallery in April and wil be shown in NYC this coming November.



Today, Juan is more mature and humble, some say clarity and vision combined with determination comes with age. As a result of a frenzy work , mayor projects like “Agua”, “Momentos”, “Materas”, “Juan y Yo” “ Miradas” “ Crónicas Surrealistas” have sprung almost spontaneously. Today many of his photograps are in private collections here in Colombia and abroad.




Makinanız ve donanımınız nedir?



Fazla yok. Çeşitli lensleri olan eski bir Olympus OM-1 kamera ve orta format bir Mamiya, dijital olarakta lensleri ile Canon 5D ve Sony DSC R1 kameram var.


Tarayıcılarım Epson ve Hewlett Packard ve bir set stüdyo ışıkları…



What are your cameras and equipment ?



I dont have much. And old Olympus OM-1 film camera with various lenses,


And a Mamiya medium format, Digital: Canon 5 D with lenses and a Sony DSC-R1 camera.


Scanners: Epson and Hewlett Packard


And a set of Studio Lights




Açtığınız ya da katıldığınız sergiler hakkında bilgi verir misiniz?



Can you give us some information about exhibitions you opened/joined



2007 “ El Octavo Día” Undercurrent Arts, Miami (solo)


2006 IX Bienal de Arte Museo de Arte Moderno Bogotá


2006 XX Salon de Fotografía U. Bolivariana. Medellín


2006 ACA Gallery. “Changes” Surreal Photography Exhibition, Toronto,


2005 Centro Cultural Alianza Francesa, Cali (Solo)


2005 Nuestras Realidades . Centro Cultural Comfandi Cali


2004 Galería de Arte Deimos (Solo)


2003 First Digital Latin American Exhibition, OEA Washington


2003 Galería Proyecta


2003 Galería de Arte Club El Nogal


2003 Centro Cultural Universidad de Salamanca, Bogotá


2003 Galería Deimos (Solo)


2004 Galería El Callejón, Universidad de Los Andes, Bogotá (Solo)


1981 Galería de Arte Los Helecho, Bogotá, Colombia


1980 Taller Cinco Centro de Diseño. Bogotá (Solo)


1979 Centro Colombo Americano, B/manga Solo)


1979 Galería Comfenalco, Bogotá


1975 Alianza Francesa, Cali, Colombia (Solo)


1974 XXVI Bienal Latina Americana de Artes Gráficas, Cali


1972 XXV Bienal Latina Americana de Artes Gráficas, Cali



Klasik fotoğrafçılıkla modern fotoğrafçılığı kıyasladığınızda ne gibi farklılıklar söyleyebilirsiniz?



Teknoloji çok önemli çünkü gerçekliği yakalayabilmek için yeni yolları açar. Yine de dikkatli olmak önemlidir çünkü kaynaklar sadece kendimizi ifade etmemizi sağlayan aletlerdir.




What do you think about it’s difference in the contemporary photography compared with the classical photography?



Thecnology is crucial because it opens new ways to capture reality, however its important to be careful, because resources are only the tools that let us express ourselves.



Hangi sanatçıları beğenirsiniz ve kimlerden ilham alırsınız?



Praglı Jan Saudek’i ve sanatçı Marcel Duchamp’ı beğenirim ve, sözde “Klasik” bestecilerden Shostakovcich, çellocu Rostropovich gibi özellikle Ruslardan , Çek besteci Gutave Mhaler, ve Amerikalı yenilikçi besteci John Cage ‘den ilham alırım.





What artists do you like? Who inspires you?



I like Prague´s Jan Saudek, and artist Marcel Duchamp, and I get much of my inspiration from the so-called “Classical” composers specially Russians like Shostakovcich, chello player Rostropovich, also Check composer Gutave Mhaler, and American avant-garde composer John Cage.



Bu proje üstünde ne kadar çalıştınız?



Bir buçuk yıl.



How long have you worked on this project?



A year and half.



Proje nasıl başladı?



Bogota, Andes’de 9000 feet yükleklikte yayılmış bir yer ve bu güzel yerler eskiden pekçok farklı türün barındığı binlerce hektar bataklıktı. Bugün 500 hektardan fazla olmayan bataklıklar halen mevcut. Çalışmalarım tam olarak belgesel sayılmaz, daha çok kurgu gerçekçilik gibi, çünkü son bir kompozisyon oluşturmak için farklı farklı unsurlar kullanıyorum. Yine de göz tek bir çekim gibi algılar.




How did this project begin?



Well, Bogotá is on a sprawling sabana high on the Andes at 9000 feets high, and theses beatiful lands used to have thousands of hectares of marhsland with a huge diversity of species. Today no more than 500 hectares of swamps still survive in very fragile conditions. My work is not strictly documental, It is more like a “fiction realism”, because I used separate elements to made a final comp. However, the eye perceives as a stright shot.




Aklınızdaki bir sonraki projeniz nedir?



Pekçok var ama “8. Gün’e” ve “Tango” adlı bu dansın şehvetini araştırmayı planladığım projeme devam edeceğim. Şu anda bu ülkeyi parçalayan şiddet yüzünden Kolombiya’da insanlara karşı kullanılan mayınların dehşetini sembolik olarak gösterdiğim bir seri üzerinde çalışıyorum.




What are your next projects in your mind ?



I have several but I will continue working on the 8th day, and on a Tango project where I intend to explore the sensuality of this dance. Also I am currently working on a series where I show symbolically the horror of the antipersonal mines in Colombia, due to the violence that has ripped this country apart.



Tekniğiniz hakkında kısa bir bilgi verebilir misiniz?



Tüm fotoğraflarım ayrı ayrı unsurların birleşiminden oluşturulmuştur. Düşünce, olabildiği kadar doğal bir son görüntü oluşturmaktır. Bu, son çalışmalarımda değişmez olmuştur.




Can you give us some information about your technique shortly?



All in all my images are constructed from separate elements which are then combined to make the final comp. The idea is to get a final image as natural as posible. This have a been a constant of my recent work.



Yeni başlayan fotoğrafçılar için bir proje üstünde çalışmanın farklılıkları hakkında neler söyleyebilirsiniz?



Odaklanmak, açık fikirli olmak ve teknolojiyi iyi kullanmak önemli diye düşünüyorum.




For new photographer, what do you say to us in what kind of differences made about working on a Project?



I think its important to focus – be open minded- and use thecnology as well.




Size göre dijital fotoğrafçılığın avantaj ve dezavantajları nelerdir?


Bununla ilgili tartışmalar bitmez ama dijitalin bir sınırı olması gerektiğine inanıyorum- en azından benim durumumda – görüntü üzerinde daha fazla kontrolüm var. Kontrol anahtar kelimedir.


According to you, are there any advantages and disadvantages with digital photography’s?


There are endless discussions about it, but I convinced digital has and edge because – at least in my case- I can have more control on the image. Control is the key word.



Ülkenizde bir fotoğrafçı olmak nasıl bir şey?



Heryerde olduğu gibi reklamcılıkta fırsatlarınız var bununla birlikte bütçeler diğer gelişmiş ülkelere oranla çok az. Ve bir sanat türü olarak çok kısıtlı çünkü Kolombiya’da fotoğraf koleksiyoncuları da yok.




How’s it to be a photographer in your country?



As elswhere, there are opportunities in advertising however budgets are too small compared with other developed countries. And as an art form its very limited, because in Colombia, there are no photography collectors at all.



Hiç Türkiye’de bulundunuz mu? Hakkında ne düşünüyorsunuz?



Ziyaret etmek istediğim yerlerden biri .Enerjik bir yer olmalı. Avrupa, Asya ve Ortadoğu’nun bir parçası oluşundan ötürü kültür ve tarih zenginliğinin az bulunur bir karışımı.




Have you ever been to Turkey ? What do you think about it?



I think its one of those places I would love to visit. Its must be a very energetic place. Just to be part of Europe but also of Asia and Middle East, its a very unique mixture of cultures and historical richness!.



Fotoğraflarınıza bakan insanlara kendiniz ve duygularınızla ilgili neler aktarmak istiyorsunuz? Fotoğraf çekme amacınız nedir?



Hareket etmek, bağlantılar yaratmak, fotoğraflarımda betimlenen düşüncelerimin ve kanaatlerimin gücünü iletmek.




What do you want to transfer about yourself and your feelings to people looking at your photographs? What is your purpose taking photograps?



To move, to create connections, to transmit the power of my thoughts and convictions represented in compelling images.



Sanatsal ve entelektüel memnuniyetleriniz nelerdir?



Mümkün olabildiğince dürüst olmak.




What are your artistic and intellectual satisfactions?



To be as honest as posible.



Gelecekle ilgili ne düşünüyorsunuz?



Büyük bir nükleer patlama ile insanın kendini yoketmesi sadece bir an meselesi.



What do you thinking about future?



Its just a matter of time when a mayor nuclear blast happens, its part of man´s selfdestructive drive.

Röportaj ve Çeviri : Berna AKCAN







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Juan Calle : Bogota BataklığıJuan Calle : Bogota BataklığıJuan Calle : Bogota BataklığıJuan Calle : Bogota BataklığıJuan Calle : Bogota BataklığıJuan Calle : Bogota BataklığıJuan Calle : Bogota BataklığıJuan Calle : Bogota BataklığıJuan Calle : Bogota BataklığıJuan Calle : Bogota BataklığıJuan Calle : Bogota BataklığıJuan Calle : Bogota BataklığıJuan Calle : Bogota BataklığıJuan Calle : Bogota BataklığıJuan Calle : Bogota BataklığıJuan Calle : Bogota Bataklığı

Birgül Erken : Asi Yeşil, Derin Mavi






ASİ YEŞİL..


DERİN MAVİ…



Temmuz güneşinin yakıcılığını arkamızda bırakmak istercesine, yol alıyorduk Rize’ye doğru. Yüzümüzü yalayan sıcak esintiyi, bir köy çeşmesinin sularını yudumladığımız piknikle sevince dönüştürdük. Çünkü bu mevsimde güney kavrulurken, biz doğru yoldaydık fikrimizce. Samsun üzerinden kıyı şeridine çıkacaktık programımıza göre; ama önce Taşköprü”¦




Köprü

Sarımsağı dünyaca ünlü bir memleketten geçip de atlamak olmaz. Kırdık aracımızın direksiyonunu Kastamonu’ya.



Yol boyunca minicik kulübelerin içinde çocuklar, demet demet sarımsakları, küçücük ellerinin alışık olduğu ivecenlikle sunuluyorlar bize… Aralıklarla dizilmiş mavi boyalı, derme çatma kulübelerden birinin önünde duruyoruz. Yeşim ve ağabeyi Hasan bu yol parçasında içinde bekleyenlerden”¦ Gün sona eriyor, kulübenin içine ince bir dal dibi gün ışığı süzülüyor. Uzaklardan ıslıkla çalınan ezgi hâlâ kulaklarımda. Fotoğrafladığım her karede hafızama kazıyorum ezgiyi; yeniden ortaya çıkarmak üzere.




Taşköprü, Sarımsak satan çocuklar

Yolumuz uzun vakitlice gidilmeli deyip vedalaşıyoruz Yeşim ve Hasan ile”¦ Samsun’da pes ediyorum, uzun yol şoförü değilim, yedek şoförüm de yorgun savaşçı… Konaklama kararı alıyoruz.Samsun sahilini gece turluyoruz. Sevgi Parkı ışıklarıyla, havuzuna yansıyan ışık oyunları cezbediyor bizi. Üstelik kuğular da var. Günün yorgunluğunu sahil kafelerinde atıyoruz. Yöre halkı da bunu yapıyor… Gerçi ilanlara ve çevreye bir göz atılırsa: sirk , festival, yarışmalar vb. etkinlik enflasyonu yaşanıyor belli ki. Ancak güzergahımızı planladığımız üzere yolcuyuz, kalamıyoruz.




Samsun

Sabahın alacasında yola çıkıyoruz. Derler ki: “Çağırıldığın yere erinme; çağrılmadığın yere görünme.” Samsun’u geride bırakıp, çağrıldığımız yere: Rize’ye hareket ediyoruz. Duble yol yapım çalışmaları devam ettiği için, kötü durumda olan yollarda gece yolculuğunun akıl kârı olmadığı konusunda hemfikiriz. Neyse ki yemyeşil bitki örtüsü yanında, yukardan aşağı coşarak akan suların paralelinde keyifli bir yolculuk bekliyor bizi. “Her nimetin bir külfeti vardır” deyip ilerliyoruz bozuk yollarda.




Akçaabat’a kadar kahvaltı dışında bir şey atıştırmıyoruz. Çünkü meşhur köftesini yememek olmaz. Ülke çapında adını duyuran Akçaabat Köftesi diğer köftelerden lezzet açısından farklı gerçekten de. Yörenin otuyla beslenmiş ineklerin döş, kol, gerdanıyla yapılan; sinir ve yağı alınmış etinin kıyılıp yoğrulan ve bir gün dolapta bekletildikten sonra, köfte ocağında pişirilip servis yapılan meşhur Akçaabat köftesinin tadı bir başka. Ortaya bir sürahi ayran geliyor. Samimiyet ise en baş mezemiz oluyor.



Akçaabat köftesini internetten sipariş verilir duruma getirmiş girişimcileri takdir ettim doğrusu. Buradan çıkardığım sonuç, Karadeniz insanının düş adamı değil iş adamı olduğu yönünde. Hamburgerciler de köfte satmıyor mu sonuçta? Sunum çok önemli gerçekten de. Yaptığınız işte dünya üzerinde biricik olsanız bile dışa açılamıyor, kabuğunuzda kalıyorsanız ne işe yarar?. Selam olsun yurdumun girişimci kafalarına diyoruz !…Tekrar yollardayız.




Rize, panorama


Rize güler yüzlü bir güneşle karşılıyor bizi. Sahil uysal bir günü yaşayacak gibi. Öğretmenevi’ne yerleşiyoruz. Tesis denize sıfır. Ilık bir duş sonrası derin maviyi izliyoruz. Karadeniz’ in çırpınmadığı çok nadir günlerinden birini yaşadığımızı öğreniyoruz. Denize gireceğiz; ama önce Ayder Yaylası’na çıkmalı günü kaçırmadan.



Sabah günün ilk ışıklarıyla Rize’yi selamlayıp, Kaçkar Dağları Milli Parkı içerisinde yer alan Çamlıhemşin İlçesi’ndeki Ayder Yaylası’na gidiyoruz. Kaçkar Dağları Milli Parkı 51.550 Hektar alanı kapsıyor. Milli Parkın bir bölümü Çamlıhemşin İlçesi, diğer bölümü de Artvin İli Yusufeli İlçesi sınırlarında kalıyor.




Ayder Yaylası’na ulaşmak için Rize’den çıkıp Artvin istikametine doğru devam ediyor, Çayeli’nden Ardeşen’e ulaşmadan Fırtına Vadisi boyunca güneye doğru yönelip tırmanışa geçiyoruz.



Yeşilin açığından koyusuna bütün tonlarıyla bezenmiş ağaçların süslediği yamaçlardan, tepelerden geçip, şırıl şırıl akan derecikleri aşa aşa sonunda bir yeryüzü cennetine varma hayaliyle ilerliyoruz. Fırtına vadisinin üzerinde kurulmuş kemer köprüler ilgimizi çekiyor. Sık sık duraklayıp vadinin bitki örtüsünü inceliyor; su kaynaklarından içip yorgunluğumuzu atarken yöre halkıyla söyleşiyoruz. İnsanları, açık yürekli,tok sözlü, çalışkan..Çetin bir savaşçı gibi doğayla savaşında.O ilkel koşullarda, geçit vermez dağlarla, fırtınalara meramını anlatmada üstün gayretli. Küçük yaban çileklerini, çiçeklerini fotoğraflamak için dört dönüyorum vadiyi. Çocuklar gibiyiz. Yüreğimiz tazeleniyor doğayla buluştuğumuz için. Sabah maviyle yıkanan gözlerimiz; şimdi yeşille bayram ediyor metropollerin kasvet ve stresini unutmak istercesine. Doğanın parçası olduğumuzu hatırlamak iyi geliyor ruhumuza.




Yayla


Dereyi solumuza alıp yola koyulduğumuz her defasında “Geç kaldık, bir daha durmayalım.” desek de, yüreğimiz pır pır bu muhteşem doğa karşısında, dayanamıyor duruyoruz yeniden. Bu yüzden ağır ağır yol alıyoruz. Tepelerin yamaçlarındaki asılı evleri yalnızca uzaktan tele objektifimizin el verdiği oranda izliyorum.Yörenin mimarisini eski ahşap evler oluşturuyor. Kimi evler bir yamaçtan diğerine teleferik tertibatıyla bağlı.



Ayder ile sahil şeridi arasında tek yerleşim yeri olan Çamlıhemşin’e giriyoruz. Kadınlar renk renk giysileri içinde salınıyor. Çocuklar tezgahları başında yöreye ait dokuma kumaşlarını, hediyelik eşyalarını ve yörenin meşhur balını sunuyor.




Çiçekler


Çamlıhemşin’den çıkıp yirmi dakika sonra Ayder Yaylası’na ulaştık. 1358 m. yükseklikteki Ayder Yaylası Karadeniz yaylalarının en meşhuru. Yeni gelişmekte olan yerleşim birimi. Yaylada bulunan küçük büyük yirmi beş adet otel ve pansiyonun çoğunluğu aile işletmeciliği şeklinde çalışmakta. Alt yapı hizmeti tamamlanmış olan yayla daha çok bir kasabayı andırıyor. Ayder’in balı, havası, suyu ve kaplıcasının ünlü olduğunu biliyoruz. Laz böreğinin ününü ve tadını ise burada öğreniyoruz.




Ayder güzeli

Aracımızı park edip yöresel yemeklerin tadına bakmak üzere bir lokantaya giriyoruz. İkram edilen Laz böreğini yedikten sonra mutfağa girip hiç benden beklenmeyen bir şey yapıyorum. Laz böreğinin tarifini alıyorum Ben de şaşırdım kendime laf aramızda. Belki de Karadeniz kadınının çalışkanlığından etkilendim. Bizim oralarda nesli tükenmek üzere olan kadın tipini yaşatmak adına, elimdeki fotoğraf makinemi de bir an olsun bırakmadan, mutfağa dalıyorum.(Eşim görse gözleri yaşarırdı herhalde.)Tam bu sırada çok komik bir şey oluyor: Mutfakta kah fotoğraf çekip kah yemek tarifi alıp ikramları kabul ederken; yaşlıca bir teyze geçip karşıma- eli de belinde-: “Neydi zorin?..” diyor. Donup kalıyorum. Gözlerine bakıyorum. İfadesinde bir olumsuzluk da yok.


-Yok bir zorum. Ne olsun işte geziyoruz mu demeli?


Şaşkınım.



Neden sonra genç bir kız anlıyor durumu. Kendi şivesiyle açık ediyor bu diyalogun anlamını. Meğer teyzem: “İhtiyacın olan bir şey var mı?”demek istiyormuş. Konukseverlik edecek besbelli.




Ana, kız

Dağların başı dumanlı. Yağmur yağmıyor; ama güneş bir görünüp bir kayboluyor. Ayder, gerçek bir yeryüzü cenneti. İçimize çektiğimiz mis gibi havası, billur gibi berrak su kaynakları, yamaçlardaki çimenlikler arasında yer alan eski ahşap evleri, yemyeşil çayırları ile insana huzur veren sakin bir doğa parçası. . Ayder’e beton bina yapmak yasak olduğu için doğallığını yitirmemiş..Doğayla bütünleşmiş otel ve pansiyonların yanı sıra kamp çadırları ve karavan turizmine de rastlamak mümkün.




Kivi kıyısında serinleyenler

Türkiye jeotermal kuşak üzerinde ve dünyada bu konuda ilk yedi ülke arasında. Ayder Yaylası’ndaki Kaplıca yerli ve yabancı turistlerce en çok ilgi gören yerlerden biri. Gün boyu ziyaretçi akınına uğruyor. Kaplıca suları iki yüz altmış metre derinlikten çıkıyor, elli derece olarak banyolara ve havuza veriliyor. Romatizmal rahatsızlıklar başta olmak üzere, sindirim sistemi, dolaşım sistemi hastalıkları, üreme organları ve idrar yolları hastalıklarının tedavisine yardımcı olduğu belirtiliyor. Ayrıca cilt hastalıklarının tedavisinde de şifa dağıtmaya devam ediyor.




Sohbet

Ülkemizin sayılı kaplıcalarından olan Ayder Kaplıcası’na gidip de girmemek olmazdı. Biz de özel banyolarına gömülüp yorgunluğumuzu atıyoruz. Kaplıcanın verdiği huzuru, dinginliği yüklenip devam ediyoruz yolumuza.




Alış veriş için dolaşırken elinde el tartısıyla dut, elma, armut kurusu satan yaşlı amcadan dut kurusu alıyoruz bir kaç fotoğraf çekebilmek için. Pek de hoşnut olmasa da poz veriyor bize..




Ceviz satıcısı, Ayder

Ayder Yaylası yerleşim alanında günübirlikçiler için de piknik yeri bulunuyor. Milli park, topografyası ile dağcılık ve doğa yürüyüşüne elverişli. Ayder’e gelenlerin pek çoğu trekking yapmak için geliyor.Doğanın herkese cömert davrandığı bu coğrafya, her türlü beklentiyi karşılamak istercesine konuksever..



Fırtına Deresi ve Hemşin Deresi olmak üzere bitki çeşitliliği ve zenginliği görülmeye değer nitelikte.. Dağ çayırları arasında çok sayıda kır çiçekleri ve frambuazlara rastlıyoruz. Ülkemizin önemli zirvelerinden birisine sahip olan Kaçkar Dağları’nın doğal zenginliği dağcıları, turistleri ve bilim çevrelerini buraya çekmiş durumda.




Hediyelik el işi satan kız



Fauna açısından da zengin olan Kaçkar Dağlarında yüksekliği otuz-kırk metreyi bulan ağaçlar heybetli birer anıt gibi.. Doğa, renklerini öyle güzel sunmuş ki, sizi sarıp sarmalıyor, hüznü alıp götürmek için bir araya gelmiş sanki her şey. Zümrüt yeşili, papatya sarısı, menevişli çiçeklerin çeşit çeşit renkleri..Yenilendiğinizi duyumsuyor; yeni bomboş sayfalara güzel umutlar yazıyoruz.




“Yaylalarun başina, kar yağar ince ince


İnsan bir garip olur, yayladan ayrilince.”



Yaylanın tadını çıkaranlar söylemiş bu dizeleri belli ki. Biz ağzımıza bir parmak bal çalmışız sadece..Bir rüyadan uyanır gibi döne kıvrıla inen yollara yöneliyoruz.




Bizi konuk eden dostlarımızla beraber Rize’yi gün batımında Kalesi’nden izliyoruz. Kemençenin incecik ezgileri eşlik ediyor bize. “Çayeli’ den öteye”¦”güneşi uğurluyoruz.




Yazı ve Fotoğraflar : Birgül ERKEN

Arşivden :

Birgül Erken : Ölüdeniz Fotoğrafçılar Buluşması
Birgül Erken : Üzümlü’de Dastar
Birgül Erken : Yamaç Paraşütü
Birgül Erken : Heraklia







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Birgül Erken : Asi Yeşil, Derin MaviBirgül Erken : Asi Yeşil, Derin MaviBirgül Erken : Asi Yeşil, Derin MaviBirgül Erken : Asi Yeşil, Derin MaviBirgül Erken : Asi Yeşil, Derin MaviBirgül Erken : Asi Yeşil, Derin MaviBirgül Erken : Asi Yeşil, Derin MaviBirgül Erken : Asi Yeşil, Derin MaviBirgül Erken : Asi Yeşil, Derin MaviBirgül Erken : Asi Yeşil, Derin MaviBirgül Erken : Asi Yeşil, Derin MaviBirgül Erken : Asi Yeşil, Derin MaviBirgül Erken : Asi Yeşil, Derin MaviBirgül Erken : Asi Yeşil, Derin MaviBirgül Erken : Asi Yeşil, Derin MaviBirgül Erken : Asi Yeşil, Derin Mavi

Anton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`si



Anton Hazewinkel` in 83 – 84 yillari arasinda Turkiye` ye yapigi ziyaret sirasinda cektigi fotograflarina internet ortaminda rastladigimda, -fotograflarini bir solukta izledikten sonra- yaptigim ilk is ona yazmak oldu… Olumlu cevabina sevincimi ifade etmek guc..


Zaman zaman TV kanallarindaki akil almaz abuk yarisma programlarinda (Guzel ve Dahi son nokta idi…) , yazili basinda ve genclerle yapilan soylesi ve etkinliklerde sahit oldugum -o yillara ait- bilmezlik, bilenlerin de sindirilmisligi, beni hep derin yaralamistir… 1980 yili Turkiye Cumhuriyeti tarihine “12 Eylul“ gibi koca kara bir delik birakarak gecip gitti…



Annesine onun ressam oldugunu soyleyin, annesi onu darbeci saniyor!


Cocuklara onun darbeci oldugunu soyleyin, cocuklar onu ressam saniyor!


Insanimiza artik gercegi soyleyin, insanimiz onu kurtarici saniyor!




Sagima soluma o doneme ait sahitlik, fotograf, belge toparlama icin dagildigimda gordum ki arsivlerde ve anilarda kocaman delikler var…



Yine de bu sayfadan ciktiktan sonra;



Yildirim Turker` in asagida linkini verdigim bu yazisini okumanizi,



http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=163885



Gala Film tarafindan piyasaya surulen; Hikmet Bila ve Ridvan Akar arastirmasi; 12 Eylul Belgeselini izlemenizi,




Ve Cumhuriyet Gazetesi Istanbul Haber Servisinin, gazetenin 12 Eylul 2000 tarihli baskisinda cikardigi bu bilancoyu asla unutmamaniz dilegimle…


Istanbul Haber Servisi – TBMM kapatıldı, anayasa ortadan kaldırıldı, siyasi partilerin kapısına kilit vuruldu ve mallarına el konuldu.


** 650 bin kişi gözaltına alındı.


**1 milyon 683 bin kişi fişlendi.


**Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.


**7 bin kişi için idam cezası istendi.


**517 kişiye idam cezası verildi.


**Haklarında idam cezası verilenlerden 50′si asıldı (18 sol görüşlü, 8 sağ görüşlü, 23 adli suçlu, 1′i Asala militanı).


**İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi.


**71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.


**98 bin 404 kişi ”örgüt üyesi olmak” suçundan yargılandı.


**388 bin kişiye pasaport verilmedi.


**30 bin kişi ”sakıncalı” olduğu için işten atıldı.


**14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.


**30 bin kişi ”siyasi mülteci” olarak yurtdışına gitti.


**300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.


**171 kişinin ”işkenceden öldüğü” belgelendi.


**937 film ”sakıncalı” bulunduğu için yasaklandı.


**23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.


**3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.


**400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.


**Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.


**31 gazeteci cezaevine girdi.


**300 gazeteci saldırıya uğradı.


**3 gazeteci silahla öldürüldü.


**Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.


**13 büyük gazete için 303 dava açıldı.


**39 ton gazete ve dergi imha edildi.


**Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.


**144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.


**14 kişi açlık grevinde öldü.


**16 kişi ”kaçarken” vuruldu.


**95 kişi ”çatışmada” öldü.


**73 kişiye ”doğal ölüm raporu” verildi.


**43 kişinin ”intihar ettiği” bildirildi.





Bu girizgah sonrasi, sizleri; Anton Hazewinkel ` in calismasina dair kendi sunumu ve -1980 yilina ait almanak satirlari arasina serpistirdigim- fotograflariyla 12 Eylul 1980 den yaklasik 3 sene sonrasinin Turkiyesi` ni bir Alman vatandasi gozu ile izlemeye davet ediyorum…



Bir rica : Lutfen 1980 yili oncesi ve sonrasi almanaklarini da inceleyin… nerden nereye nasil geldigimizin en canli ve yakin tanigi zaman dilimini unutmayin, unutturmayin…






Turkiye` ye ait tum fotograflar 1983 – 1984 yillari arasinda cekilmistir.



All pictures of Turkey are made in 1983 and 1984.



O zamanlar Holland’a da Enschede Guzel Sanatlar Akademisi` nde okuyordum.


1986 yilinda AudioVisual (işitsel-gorsel) bolumunden mezun oldum



At that time I was studying at the Academy of Fine Art in Enschede, The Netherlands.


I graduated in Audio Visual Arts in 1986.



Anektod: 1984 yilinda bir Alman dergisine Turkiye fotograflarimdan olusan bir sunum yapmam istenmisti. Ozel durumum-o zaman yeterli param olmadigi icin- kaynakli dergiye bu isi hazirlayamadim ve bu sansi kaybettim. Kimbilir, belki bir gun profesyinel fotografci olabilirim…



Anecdotic note: Actually in 1984 I was offered a portfolio presentation (the Turkey series) in the leading Dutch photo magazine. Due to private circumstances I did not have the money at that time to make the production ready for the magazine and I missed the chance. Who knows, maybe I would have become a professional photographer otherwise.




Mezuniyetim sonrasi Amsterdam Sehir Sanat Muzesi , Alman Televizyonu ve bazi firma ve kuruluslar icin muhtelif calismalar yaptim. 1981 yilinda Teknologi enformasyonu alarak 15 yil boyunca KLM Alman Kraliyet Havayollarinda uzun sayilabilecek bir kariyer yaptim. Ve bir gun bu ortak yasamdan sikilip, beni hali hazirda oglum ve esimle yasamakta oldugum Cin` e goturen kendi isimin sahibi oldum. (www.one2call.cn) Ve yeniden fotograf cekmeye basladim. Kendimi hala amator bir fotografci olarak hissetmekteyim. 80 lerdeki imkan ve sartlari ve kaliteyi yakalamanin artik cok zor oldugunu dusunuyorum. Bir kac senemi daha alacaktir sanirim. Fotografci olmak tam bir adanmislik ve zaman istiyor. Simdilik Beijing de gunluk yasami kaydetmekle yetinmekte ve mutluyum. (http://www.flickr.com/photos/antonhazewinkel )



After my graduation I was involved in various productions for the City Art Museum of Amsterdam (“Stedelijk Museum”), Dutch Television and some companies and institutions. In 1988 I switched to Information Technology and made a 15 year long career at KLM Royal Dutch Airlines. Then, bored of the corporate life, I become my own boss, which eventually led me to China where I am living now with my wife and son. I have my own business in China ( www.one2call.cn ) and I started to pick up my photography again. I still feel like an amateur photographer and I feel it is hard to catch up with the way and quality of making photographs like I used to do in the 80’s. It will take a few more years I guess. Being a photographer requires complete dedication and a lot of time. At the moment I feel happy with just recording daily life in Beijing as I see it (http://www.flickr.com/photos/antonhazewinkel) .




Turkiye serisi 80 li yillarda Hollanda da bir cok yerde sergilendi. Bu sergilerin yanisira :



Time Based Arts (Amsterdam 1986) – Video


“Cyber Art” (Manipule edilmis fotograflar karma sergisi) Londra - 1996/1997, Paris (Centre Pompidou), Gent ve Tokyo da sergilendi.



The Turkey series have been displayed in various exhibitions in the 80’s in the Netherlands.


Other exhibitions include video work at Time Based Arts (Amsterdam 1986) and group exhibitions of manipulated photographs (“Cyber Art”) in 1996/1997 in London, Paris (Centre Pompidou), Gent and Tokyo.





Turkiye fotograflari :


About the Turkey pictures:



Dunya uzerinde 65 den fazla ulke dolastim. Gezdigim bu ulkeler icinde en guzel olaninin –hala- Turkiye oldugunu dusunuyorum. En sevdigim de Turkiye` nin dogusundaki manzara ve insan (portre) cekimleriydi. Dolasirken, manzara bir vadiden digerine , kirmizi kayalardan, kar beyazina, agacin yesiline degisiyordu… Harikaydi. Kaldigimiz koylerin etrafinda dolasan kurtlarin uluma seslerini hala hatirliyorum . Insanlarin sicacik misafirperverligi , ve dag koylerinde ayasayan turk cocuklarinin -avrupali cocuklarda hic bir zaman gormedigimiz- yasam tecrubesi cok ozeldi… Turkiye` yi bir arkadasimla dolastim, hic bir yol plani yapmadan nerde duracagimizi bile tesbit etmeden otobusun gittigi son yere kadar gittik ,indik. Bır ulkeyi tanimanin en iyi yolu bu… O surecte; ihtiyaclarimizi karsilayabilecek, meramimizi anlatabilecek kadar temel turkce kelimeler de ogrenmistik.



I have travelled in many countries in the world (more than 65). I still consider Turkey as the most beautiful country I have ever visited. I particularly love the landscapes and people of the East of Turkey. The variety of the landscape where, when travelling, the landscape turns from valley to valley into the red of lava rocks, the white of snow, the green of trees. Beautiful! I also vividly remember the howling sounds of the wolves around villages where I stayed. The hospitality of the people was heart warming; and also the experience of Turkish children in mountain villages that had never seen Europeans before was very special. I was travelling with my friend and we used to take just a bus and see where we would end up. The best way to explore and get to know a country! In the meantime I had learned enough of the Turkish language (grammar aside) to get around pretty well and have basic conversations.




Seride goreceginiz fotograflar Turkiye` nin dogusunda Erzincan, Erzurum. Kars, Dogubeyazit, Urfa, Diyarbakir ve Adana da cekilmis fotograflardir.



The photos mostly taken in the East of Turkey: Erzincan, Erzurum, Kars, Dogubeyazit, Urfa, Diyarbakir, Adana, etc.




En çok ilgimi çeken günlük yaşam fotoğrafları çekmektir. Dondurulmuş bir an olarak sahneleri ya da insanları çekmek…Sahne hakkında size kendi yorumunuzu veren bir fotoğraf…Neler olup bittiğine, insanların düşüncelerine ya da tecrübelerine dair sizi derin derin düşünmeye davet eden bir fotoğraf…




What interests me most in taking pictures is daily life. Shooting scenes or people in a way that the moment “frozen in time”. A picture that allows for giving your own interpretation of the scene. A picture that invites to muse about what is going on, what people think or have experienced.



Anton Hazewinkel





1980



2 Ocak: Komutanların Hükümete bir uyarı mektubu verdiği ileri sürüldü ancak mektubu kimse sahiplenmedi.


-Diyarbakır Belediye Başkanı Mehdi Zana (Leyla Zana’nın kocası) hakkında, bölücülük ve Kürt propagandası yaptığı gerekçesiyle dava açıldı.



5 Ocak: Demirel, Ecevit’in ‘AP-CHP işbirliği’ önerisini reddetti.


6 Ocakürkiye Emekçi Partisi (TEP) Genel Başkanı Mihri Belli tutuklandı.



11 Ocak: Buca Cezaevi’nde siyasi mahkumların kaldığı tarafta 150 metrelik bir tünel ortaya çıkarıldı.




16 Ocak: Adalet Bakanlığı’nda bazı önemli dosya ve belgelerin çalındığı açıklandı.



23 Ocak: İzmir Tariş’te Güvenlik Güçleriyle eylemciler arasında çıkan çatışmada, 20′si Polis, 1′i Jandarma olmak üzere toplam 35 kişi yaralandı.


-Çıkan olaylar üzerine Ege Üniversitesi tatil edildi.



24 Ocak: Ünlü ’24 Ocak Kararları’ alındı. IMF’nin isteklerini kabul ettik. Devalüasyon sonucu dolar 70 lira oldu. A’dan Z’ye herşeye zam geliyor.



7 Şubat: Bern Büyükelçimiz Doğan Türkmen, Ermeni teröristlerin saldırısından yaralı olarak kurtuldu.




12 Şubat: İzmir’de artan gerilim üzerine şehre 3.000 asker gönderildi. Çatışmalar devam ediyor.



13 Şubat: Bern Büyükelçisi Doğan Türkmen’e ateş eden Ermeni terörist Kilimciyan, Fransa’da yakalandı.



14 Şubat: İstanbul Valisi Nevzat Ayaz, kepenk kapatan esnafa çağrıda bulunarak, dükkanlarını açmalarını istedi. Kent genelinde yapılan operasyonlarda 322 militan yakalandı.


-İzmir’de işçiler ve bazı gruplar tarafından işgal edilen TARİŞ’e asker girdi, 500′den fazla direnişçi gözaltına alındı.




15 Şubat: İstanbul’da kepenkleri kapalı dükkanları askerler açtı. İzmir’de asker TARİŞ’e girdi. DİSK, genel grev ilan ettiğini bildirdi.



16 Şubat: İstanbul’da esnaf dükkanlarını açtı.



17 Şubat: İzmir Gültepe’de Polis, aşırı sol görüşlüler tarafından ‘kurtarılmış bölge’ olarak ilan edilen yere girdi, 16 Polis yaralandı, 3 kişi öldü.



19 Şubat: Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Nurettin Ersin’in görev süresi 1 yıl uzatıldı.



21 Şubat: Büyük turizm acentası TUI, yaşanan anarşi ortamı ve can güvenliği olmadığı gerekçesiyle Türkiye’yi kara listeye aldığını açıkladı ve yapılmış olan rezervasyonların yaklaşık yarısını iptal etti.



29 Şubat: Dövizli askerlik yasası kabul edildi.




3 Mart: Hatay eski Cumhurbaşkanı olan ve Hatay’ın Anayurda katılmasında büyük emekleri geçen Tayfur Sökmen öldü.



9 Mart: Genelkurmay başkanı Org. Kenan Evren, Cumhurbaşkanlığına aday olacağı söylentilerini yalanladı.



21 Mart: Nevruz Bayramı nedeniyle yurdun çeşitli yerlerinde çıkan olaylarda 8 kişi öldü, onlarca kişi yaralandı.



23 Mart: TBMM’de Cumhurbaşkanlığı seçimi, aday bulunamadığı için yapılamadı. (Kimse talip değil.)



26 Mart: TBMM’de Cumhurbaşkanlığı seçimleri için turlara başlandı. Yapılan ilk turda bağımsız aday Nurettin Yılmaz 80 oy aldı.



29 Mart: Şiddetli yağışlar nedeniyle Sivas Develi’ye bağlı Ayvazhacı köyünde meydana gelen toprak kaymasında 57 kişi öldü, 100′den fazla kişi yaralandı.




1 Nisan: Van Cezaevi’nde 58 mahkum, kazdıkları tünelden kaçtı.



2 Nisan: Devalüasyon yapıldı. Dolar 75 lira oldu.



5 Nisan: Ortadoğu Gazetesi yazarı İsmail Gerçeksöz, solcular tarafından öldürüldü.



6 Nisan: Eskişehir’de DİSK’in düzenlediği mitingde çıkan olaylarda 5 kişi öldü, 4 kişi yaralandı.



7 Nisan: 7 yıllık görev süresi dolan Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, törenle Çankaya Köşkü’nden ayrıldı. Cumhuriyet Senatosu Başkanı İhsan Sabri Çağlayangil, Cumhurbaşkanı Vekili oldu.



12 Nisan: Yazar Ümit Kaftancıoğlu, Müslümün Kardeşler Birliği adlı örgüt tarafından öldürüldü.



22 Nisan: Sağmalcılar Cezaevi’nden de 23 mahkum kaçtı.




3 Mayıs: Eski Başbakanlardan Nihat Erim’in ikametinin girişinde görevli bir Bekçi teröristlerce şehit edildi.



4 Mayıs: Demokrat Parti Kongresi’nde partinin feshedilmesine karar verildi.



5 Mayıs: Anayasa Mahkemesi, Türkiye Emekçi Partisi’ni kapattı.



15 Mayıs: AP’li Devlet Bakanı Muhammed Kelleci istifa etti.



21 Mayıs: Tuzla Piyade Okulu Komutanı Sabri Demirbağ, uğradığı silahlı saldırı sonucu yaralandı.



28 Mayıs: MHP Milletvekili ve eski Bakanlardan Gün Sazak öldürüldü.



2 Haziran: Zonguldak Ağır Ceza Mahkemesi, ‘mobilya davası’ndan dolayı Yahya Demirel’i 4 yıl ağır hapis cezasına çarptırdı.




10 Haziran: Bu yıl içinde 8. kez devalüasyon yapıldı.



21 Haziran: Şair ve oyun yazarı Ahmet Muhip Dranas öldü.



23 Haziran: İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Yardımcısı Bülent Demir, Müslüman Kardeşler Birliği adlı örgüt tarafından öldürüldü.



25 Haziran: MHP İlçe Başkanı Ali Rıza Altıok, karısı ve kızıyla birlikte öldürüldü.




28 Haziran: Adana Cezaevi’nde 16 mahkum, kazdıkları tünelden firar ederken Güvenlik Güçlerinin fark etmesi sonucu çatışmaya girdiler, 4 mahkum öldü, diğerleri kaçmayı başardı.



2 Temmuz: Sivas’ta artan çatışmalar üzerine sokağa çıkma yasağı kondu.



3 Temmuz: TBMM’den güven isteyen Demirel, 214 red, 227 kabul oyu aldı.



4 Temmuz: Cumhurbaşkanlığı seçimleri bir türlü sonuca bağlanamıyor. Partiler arasında en ufak bir uzlaşma ümidi görünmüyor. Bunalım devleti derinden etkiliyor.



5 Temmuz: Çorum ateşler içinde. Alevi-Sünni çatışması çıktı. Olaylarda 3 kişi öldü, 30 kişi yaralandı.




6 Temmuz: Çorum’da olaylar yatıştırılamadı, çatışmalar devam ediyor. Kente askeri birlikler gönderildi. Askerler yollara barikatlar kurdu. Sokağa çıkma yasağı kondu.



7 Temmuz: Çorum’da çatışmalar devam ediyor. Ölü sayısı 20′ye çıktı.



8 Temmuz: Polis ve Asker Çorum’a hakim olabildi, şehirde az da olsa sükunet sağlanabildi.



9 Temmuz: Fatsa’da 2 Astsubay, DEV-YOL (Devrimci Yoldaşlar) militanlarınca kaçırıldı.



10 Temmuz: Fatsa’da gerginlik doruk noktasında, çatışmalar devam ediyor. Komando birlikleri şehri kuşattı.


-Çorum’da çatışmalar sona erdi, toplam ölü sayısı 25.




12 Temmuz: Güvenlik Kuvvetleri Fatsa’ya hakim oldu. 200′den fazla kişi gözaltına alındı.



16 Temmuz: CHP İstanbul Milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu öldürüldü.



19 Temmuz: Eski Başbakanlardan Nihat Erim, solcu teröristlerin düzenlediği bir suikast sonucu öldürüldü.



22 Temmuz: DİSK eski Genel Başkanı ve Maden-İş Sendikası Başkanı Kemal Türkler öldürüldü.




1 Ağustos: Atina Büyükelçiliği İdari Ateşesi Galip Özmen, ASALA’ya bağlı ermeni teröristlerce öldürüldü.



5 Ağustos: Ali Özgentürk’ün ‘Hazal’ isimli filmi, Paris’te düzenlenen ‘Prades Film Festivali’nde en iyi film seçildi.



6 Ağustos: ASALA militanları, Türkiye’nin Lion Konsolosluğu’nu bastılar, 4 Konsolosluk görevlimiz yaralandı.



9 Ağustos: Kahramanmaraş olaylarının (23 Aralık 1978) faillerinden 22 kişi idama mahkum edildi.




27 Ağustos: Alman Hükümeti, Türkiye’ye verdiği notada MSP Genel Başkanı ve eski Başbakan Yardımcısı Necmettin Erbakan’ı eroin kaçakçılığı ile suçladı.



28 Ağustos: Ankara Savcılığı, Erbakan’ın dokunulmazlığının kaldırılmasını istedi.


3 Eylül: İzmir Cumhuriyet Başsavcısı, müstehcen pozlar veren Bülent Ersoy hakkında tutuklama kararı verdi.



5 Eylül: AP’li Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen, gensoru ile düşürüldü. İlk defa bir bakan gensoru ile düşürülmüş oldu.



6 Eylül: MSP, Konya’da Kudüs’ü kurtarma yürüyüşü yaptı. İstiklal Marşı okunurken protestolar oldu, bazı kişiler yere oturdu.




12 Eylül: DARBE… Genelkurmay Başkanı Org. Kenan Evren Başkanlığında, Kara Kuvvetleri Komutanı Org. Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Org. Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oram. Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Org. Sedat Celasun’dan oluşan Milli Güvenlik Konseyi (MGK) yönetime el koydu.



-Milli Güvenlik Konseyi’nin yaptığı açıklama ile, Hükümet, Senato ve Parlamento feshedildi. Siyasi Partilerin faaliyetleri durduruldu. Milletvekilleri ve Senatörlerin dokunulmazlıkları kaldırıldı. Tüm yurtta saat 05.00′den itibaren sokağa çıkma yasağı kondu. Anayasa yürürlükten kaldırıldı.


Tüm sendikalar faaliyetten men edildi. Tüm dernekler kapatıldı. Yurtdışına çıkışlar yasaklandı.




-Sabah saatlerinde Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren, radyo ve televizyondan halka hitaben bir konuşma yaptı:



Yüce Türk Milleti… Türkiye Cumhuriyeti Devleti, son yıllarda izlediğiniz gibi dış ve iç düşmanların tahriki ile varlığına, rejimine ve bağımsızlığına yönelik ciddi ve fiziki haince saldırılar içindedir. Devlet, başlıca organları ile işlemez duruma getirilmiş, Anayasal kuruluşlar tezat ve suskunluğa bürünmüş, siyasi partiler, kısır çekişmeler ve uzlaşmaz tutumlarıyla Devleti kurtaracak birlik ve beraberliği sağlayamamışlar ve lüzumlu tedbirler almamışlardır…


Kısaca Devlet, güçsüz bırakılmış ve acze düşürülmüştür. Azizi Türk Milleti, işte bu ortam içinde Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun kendisine verdiği ‘Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevini’ yüce Türk Milleti adına, emir ve komuta zinciri içinde yerine getirme kararı almış, Ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur… Vatandaşların, sükunet içinde radyo ve televizyonları başında yayınlanacak bildirileri izlemelerini ve bunlara tam uymalarını ve bağrından çıkan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne güvenlerini beklerim.


-Tüm yurtta sıkıyönetim ilan edildi.




13 Eylül: Org. Kenan Evren, Devlet Başkanlığı görevini üstlendi.


-Milli Güvenlik Konseyi’nden yapılan açıklamada, AP Genel Başkanı Süleyman Demirel, CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit ve MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan’ın ‘güvence altına alındıkları’ bildirildi. (Gözaltına alınmanın kibarcası.)


-MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş’e teslim olması için saat 15.00′e kadar süre tanındı.



14 Eylül: DİSK, HAK-İŞ, TÜRK-İŞ ve MİSK yöneticilerine teslim olmaları için 15 Eylül günü saat 18.00′e dek süre tanındı.


-İşçi ve memur maaşlarına %70 zam yapıldığı ve tüm grevlere son verildiği açıklandı.


-Alparslan Türkeş teslim oldu.


-Adana’da Yüzbaşı Bülent Angın şehit edildi. Teröristlerden, Serdar Soyergin yakalandı. 5 gün sonra hakkında idam cezası verildi.




15 Eylül: Tüm sendikaların, bankalarda bulunan paraları bloke edildi.


-İhtilalden önce grevde bulunan 51.000 işçi işbaşı yaptı.



16 Eylül: Sendikacılar teslim olmaya başladılar.



17 Eylül: Gözetim altında tutma süresi 15 günden 30 güne çıkarıldı.



18 Eylül: Kenan Evren ve MGK üyeleri, TBMM’de törenle ant içtiler.


-AP’den 7, CHP’den 25, MHP’den 11, MSP’den 5 ve Bağımsızlardan 2 olmak üzere toplam 50 parlamenter gözetim ve güvence altına alındığı açıklandı.



19 Eylül: Avrupa Parlamentosu, AET-Türkiye ilişkilerinin askıya alınmasını reddetti.


-Enflasyon oranının %78 olduğu açıklandı.




20 Eylül: Devlet Başkanı ve Genelkurmay Başkanı Org. Kenan Evren, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oram. Bülend Ulusu’yu Hükümeti kurmakla görevlendirdi.



21 Eylül: Değişiklik yapılan yeni Sıkıyönetim Kanunu yürürlüğe girdi. Bülend Ulusu, Kabinesini açıkladı.


Başbakan :Emekli Oramiral Bülend Ulusu


Başbakan Yardımcısı :Turgut Özal


Başbakan Yardımcısı :Zeyyat Baykara


Devlet Bakanı :Prof. Dr. İlhan Öztrak


Devlet Bakanı :Mehmet Özgüneş


Devlet Bakanı :Prof. Dr. Nimet Özdaş


Sosyal Güvenlik Bakanı :Sadık Şide


Kültür Bakanı :Cihad Baban


Adalet Bakanı :Cevdet Menteş


Milli Savunma Bakanı :Haluk Bayülken


İmar ve İskan Bakanı :Şerif Tüten


İçişleri Bakanı :Emekli Korgeneral Selahattin Çetiner


Enerji ve Tabi Kay. Bk. :Serbülent Bingöl


Köyişleri Bakanı :Münir Raif Güney


Turizm Bakanı :İlhan Evliyaoğlu


Sanayi Bakanı :Şahap Kocatopçu


Ulaştırma Bakanı :Necmi Özgür


Tarım ve Orman Bakanı :Prof. Dr. Sebahattin Özbek


Çalışma Bakanı :Prof. Dr. Turan Esener


Dışişleri Bakanı :İlter Türkmen


Maliye Bakanı :Kaya Erdem


Milli Eğitim Bakanı :Emekli Korgeneral Hasan Sağlam


Bayındırlık Bakanı :Tahsin Onalp


Ticaret Bakanı :Kemal Cantürk


Sağlık Bakanı :Emekli Tümgeneral Prof. Dr. Necmi Ayanoğlu


Gümrük ve Tekel Bakanı :Emekli Korgeneral Recai Baturalp




22 Eylül: Türk-İş’e bağlı kapatılan sendikaların yeniden açılmasına karar verildi.



26 Eylül: Paris Büyükelçiliği’nin Basın Danışmanı Sevinç Bakkalbaşı, ASALA teröristlerince düzenlenen silahlı saldırı sonucu yaralandı.


-Ellerindeki silah ve patlayıcı maddeleri 15 gün içinde teslim edenlerin affedileceği açıklandı.



27 Eylül: Hükümet programını, Milli Güvenlik Konseyi’ne sundu.


-Fransa, Türk vatandaşları için vize uygulayacağını açıkladı.




8 Ekim: Balgat Katliamı sanıklarından sağcı Mustafa Pehlivanoğlu ile Telsizler Katliamı sanıklarından solcu Necdet Adalı idam edildi. 8 yıldan beri uygulanan ilk idam cezaları.


-Suç işleyen milletvekillerinin dosyaları, mahkemelere gönderilmeye başlandı.



10 Ekim: MGK, faaliyetleri durdurulan sendikalara ‘kayyum’ tayinini öngören yasayı onayladı.



11 Ekim: Güvence altında tutulan parlamenterler ile sendikacıların salıverilmesine başlandı.


-Genel Nüfus sayımı yapıldı. Nüfusumuz 45.000.00′u geçti.




13 Ekim: Münih-İstanbul seferini yaparken ‘akıncı’ olduklarını söyleyen 4 terörist tarafından kaçırılan THY’ye ait uçak, korsanlar tarafından Diyarbakır’a indirildi.


-Siyasi Partilere ‘kayyum’ tayinini öngören yasa kabul edildi.



14 Ekim: Korsanlar tarafından Diyarbakır’a kaçırılan uçağa operasyon düzenlendi. Korsanlar yakalandı.



17 Ekim: 27 İlin valisi değiştirildi.




22 Ekim: Gözaltında tutulan 500 DİSK üyesi, serbest bırakıldı.



23 Ekim: 160.000 silahın yetkili makamlara teslim edildiği açıklandı.



24 Ekim: 14 Eylül tarihinde Yüzbaşı Bülent Angın’ı Şehit eden Serdar Soyergin, idam edildi.


-Demirel ve Ecevit’in evlerinde ifadeleri alındı.



27 Ekim: Geçici Anayasa açıklandı.


-Siyasi Partiler ve Sendikalar dışındaki kuruluşlara Kayyum tayinini öngören yasa, MGK’da kabul edildi.



30 Ekim: Ecevit, CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa etti.



31 Ekim: TİP (Türkiye İşçi Partisi) Genel Başkanı Behice Boran, normal pasaport ile yurtdışına gitti.



1 Kasım: MGK Genel Sekreteri Org. Haydar Saltık, şartlar sağlanınca Kurucu Meclis’in toplanacağını açıkladı.




4 Kasım: MHP Genel Başkanı Türkeş’in bankalardaki paraları bloke edildi.



7 Kasım: Toplu olarak işlenen suçlarda gözaltında tutma süresi 30 günden 90 güne çıkarıldı.


-34′ü tutuklu bulunan 44 eski milletvekili hakkında dava açıldı.



8 Kasım: MGK bünyesinde, yurt dışında Türkiye aleyhindeki propagandaları izleyecek bir denetleme kurulu oluşturulduğu öğrenildi.



10 Kasım: Güvenlik Kuvvetlerince gözaltına alınan yazar ve yayıncı İlhan Erdost’un askeri araçla Mamak Cezaevi’ne götürülürken, bir askerin başına vurması sonucu öldüğü açıklandı.




11 Kasım: Cumhuriyet Gazetesi kapatıldı.



1 Aralık: İsrail ile ilişkiler donduruldu.



13 Aralık: Yeraltı dünyasının önde gelen isimlerinden 15′i tutuklandı.



21 Aralık: Ankara Baro Başkanlığı’na Prof. Dr. Muammer Aksoy seçildi.



24 Aralık: Irak, Türkiye’nin tüm petrol ihtiyacını karşılamayı taahhüt etti.



27 Aralık: Tutuklu bulunan ‘babalardan’ 10′u serbest bırakıldı.



31 Aralık: 1980 yılında enflasyon oranının %106 olduğu açıklandı.




Hazırlayan ve Çeviri : Faika Berat PEHLİVAN



Fotoğraflar : Anton HAZEWİNKEL



Kaynakça :


Almanak : http://almanakturkiye.awardspace.com/1980.html


Bilanco : 12 Eylul 2000 tarihli Cumhuriyet Gazetesi


Yildirim Turker : Cocugu astilar – 12 Eylul 2005 – Radikal gazetesi


http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=163885


12 Eylul Belgeseli Hikmet Bila ve Ridvan Akar arastirmasi; www.galafilm.com.tr








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Anton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`siAnton Hazewinkel : `80 li Yılların Türkiye`si