Kategori arşivi: ARALIK 2010 SAYISI – DECEMBER 2010 ISSUE

Zsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite Serileri




Herkese merhaba,



Aslında bu röportajın benim için çok farklı bir deneyim olacağını daha Zsar Chankian fotoğraflarına bakarken anlamıştım. Bu röportaj, klasik soru-cevap röportajları beklentisi içinde olmamanızı gerektiriyor, gelin biraz Freud’dan, Jung’dan, psikolojiden, psikanalizden, felsefeden, iç karartıcı yalnızlığımızdan, derinlerde sakladıklarımız coşku, öfke, mutluluk ve üzüntülerimizden, hepsinin önemlisi ucu bucağı olmayan hayalperestliğimizden bahsedelim J



Çünkü Zsar Chankian tam da böyle bir adam, hepsinden biraz almış, asla “tek” ya da “bir” olmak üzerinde yoğunlaşmamış, fotoğrafın ve yaptığı dijital manipülasyon ile yarattığı sanatsal çalışmaların yerini kendi hayatında dengeli ölçülere yaymış ve açıkçası bunlardan beslenerek yaptığı çalışmaları ve kendi yaptığı internet sitesi ile sanal dünyanın en iyileri arasına girmiş, işte bu yüzden ben de kim bu Zsar Chankian? Sorusundan çok neler yapar? Nasıl yapar? Sorularına cevaplar aradım. Keyifle okumanızı dilerim”¦




Başlamadan biraz ısınmak için muhabbet ettik, Zsar Bey benim kim olduğumu, ne iş yaptığımı, Fotoritim ile bağımı ve daha birçok şeyi sordu J Ben de tam o sırada başladım kayda;



Zsar Chankian: Hımm, başladık mı? Merhaba, ne diyordum? Çok üstüne gitsem de sorular ve cevaplardan, sebep sonuç ilişkisinin çok hoşlanan biri değilim aslında, hep bir etkileşim halinde olduğumuz için anlam kendisini durmadan değiştiriyor ve geliştiriyor.



Tuba Döner: Evet ben şöyle düşünüyorum, aslında bir cümleye başlıyoruz ve daha konuşma sırasında kendi cümlemiz bize anlamsız gelmeye başlıyor ve sonunda kendi söylediğimize çok tezat düşebiliyoruz.



Z.C.: Gerçi o da bir yolculuk, anlamın akışındaki durumun ta kendisi! Herşey algı ile sınırlı.




T.D.: Karşılıklı bireysel algıyla alakalı mı diyorsunuz yani?



Z.C.: Çok da taraflar oluşturmayı gerektirmiyor bu durum; siz bir şey aktarıyorsanız, aktardığınız zaman ile geçmiş zaman arasında algı değişebiliyor. Karşınızdakinin algısı da o yönde değişebiliyor. Aslında bu da keyifli ve değerli. Deconstructivism, Derrida, severek incelediğim filozof, ilgilenmenizi tavsiye ederim.



T.D.: Dikkat ettim felsefe ile çok ilgilisiniz. Ben felsefe ile ilgilenmeye başladığımda çok küçük yaştaydım, algılarımın çok ötesindeydi. 11 yaşımda felsefe kitapları okumaya başladım.



Z.C.: (Gülüyor) Zordur.



T.D.: Babamın etkileri çok büyük aslında buna, Sofi’nin Dünyası’nı almıştı bana, o biraz daha çocuklar için felsefe tadındadır ya. 11 yaşında onu okumaya başladım, sonra Sokrates çok ilgimi çekmişti. Ama şimdilerde Jung okuyorum, daha analitik psikolojiye yöneliyorum.



Z.C.: Jung Freud’un öğrencisidir!




T.D.: Evet biliyorum, ama bir yerde fikir ayrılığına düşüyorlar.



Z.C.: Nedir o fikir ayrılığı? (Soruları ben sormuyor muydum burada? J)



T.D.: Bildiğim kadarıyla analitik psikolojide Freud insanın bir yerden sonra iyileştirilemez olduğunu düşünüyor ama Jung’a göre her insanın beynine, bilinçaltına girmenin bir yolu vardır.



Z.C.: Biz bu konuda çok iyi anlaşacağız. (Gülüyor) Algıladığım Freud ile başlayan psikanaliz süreçte, bir şeyin arkasındakini aramak sancılı olabiliyor, insanı geçmişe gönderiyor ki hiçbir zaman gidemediğin bu yeri bulunduğun yaşınızla kabul etmek durumunda kalıyorsunuz ve aslında insanı bir yere sıkıştırıyorsunuz. Freud’u ben de kendime pek yakın göremiyorum. Fakat Jung üzerine ekliyor, daha nefes aldırıyor. Fotoğraflarımda bu compozit durumu görebilirsiniz. Deconstructivizm dediğimiz durumda bütün sıkışmış anlamların aslında metafizik olduğunu söylemeye çalışıyor. Anlamları patlatmak, parçalamak üzerine. Bir enerjiyi ne kadar düşük boyuta indirgerseniz o kadar iyi, çünkü her enerji sonsuz ve rastgele ihtimalle değerini düşürmek üzerine planlı. Deneyim.



T.D.: Yani bir şeyi patlatmamaya odaklı mı?



Z.C.: “Patlatmak” çok doğru kelime olmayacak , kelimeler sıkıştırmak istedikçe diğerinin hareket alanı isteyeceği bir süreci başlatıyor. Burada anlam akışı önemli olan, fotoğraflarımda tek bir konuyu anlatsam da beni sınırlayan tek şey fotoğraf aslında.





T.D.: Gruplama var, bütün fotoğraflarınızda var mesela? Her biri için özellikle isimler bulmuşsunuz. Bu obsesif bir yanınız olduğunu düşündürüyor.



Z.C.: Öyle algılıyorsanız öyle olsun.



T.D.: Ben öyle olduğum için, benim bakışım beni o algıya götürüyor aslında. Benim obsesif yanımla alakalı, düzen takıntım var, mimari ya da geometrik şekillerle ilgili de takıntılarım var.



Z.C.: İşte o anlamı sıkıştırmaya çalışmanızdan geliyor. Bilgisayar dünyasında 0’lar ve 1’ler vardır biliyorsunuz. Orada ne yaparsanız yapın bir yere sıkışıyorsunuz, “obsesyon” isteseniz de istemesiniz de var. Benim yaptığım her bir fotoğrafa bir isim verip o isme fotoğrafı sıkıştırmamaya çalışmak.



T.D.: Normalde fotoğraf çekerek para kazanmıyorsunuz.



Z.C.: Evet




T.D.: Bu durumda fotoğraf hayatınızın neresinde? Ne kadar önemli? Ne zamandan beri sizinle?



Z.C.: Aslında fotoğraf her an var, Elinizde makine olsa -olmasa da var çünkü gözünüz algılarınızla fotoğraflar çekiyor. Fotoğraf’ı çok da ulvi bir yere koymuyorum. Fotoğraf insanoğlunun anlam akışındaki durumu belgeleyen bir element, bir parametre.



T.D.: Aslında anlamları dondurabilen de bir parametre.



Z.C.: Onu da söylemek istemiyorum, fotoğraflarda zamansız olmayı seviyorum..



T.D.: Uzak, sonsuzluk ifadesi de var fotoğraflarınızda.



Z.C.: Öyle algılıyorsanız öyle olsun tabi, sizdeki yorumlarını da almak isterim. Anlatıyorum ama o anlam ivme olsun istiyorum, o anlam devam ettiğinde bambaşka şekillerde geri dönebiliyor, dönüşebiliyor. Şunu seziyorum; veriyi aktaranlar var, anlamlandıranlar var, bir de anlatanlar var. Fotoğrafa çok sadık olunması gerekliliği fanatikliğinde değilim ama hiçbir değişiklik yapılmamış fotoğrafları çok canlı ve samimi de bulabiliyorum. Siz fotoğraf çeker misiniz bu arada? Ne tarz fotoğraflar çekiyorsunuz?




T.D.: Benim analog bir makinem var, siyah&beyaz çekmeyi, karanlık odada çalışmayı seviyorum ama dijital fotoğraf ile ilgili de yeni şeyler öğreniyorum, portre ve stüdyo fotoğrafçılığı üzerine eğitim alıyorum. Portre fotoğrafları çok seviyorum. İçinde insan olmayan ya da insan duygularından herhangi birini bana hissettirmeyen fotoğrafları sevmiyorum. Mesela safi manzara fotoğraflarını sevemiyorum. Bu benim eksim de olabilir elbette.



Z.C.: Benim fotoğraflarımda da insanın kendinden çok izleri olur genelde.



T.D.: Anlam olarak hep insan duygularından yola çıkmışsınız ama, isimlerinden bile belli bu.



Z.C.: Evet, elbette. Ama insanlardan izin almadan, hissettirmeden, dikizlemek pek hoşuma gitmiyor.




T.D.: Fotoğraf sanat mı burada yoksa amaç mı?



Z.C.: Durum, Fotoğrafın şöyle bir hoşluğu var diyelim, sizi bir yere odaklandırıyor. Baktığınız yönde anlamlı bakmak üzere gidiyor gözlerimiz, o anı yakalayayım diyoruz mesela. Ki “o an” bir belgeyse bence çok çok değerli olabiliyor.





T.D.: İztanbul serisinde çok çarpıcı “o an” fotoğraflarınız var mesela? Bazen rast gele çektiğiniz fotoğraflar en çok anlam yükleyebildikleriniz olabiliyor.



Z.C.: Evet , fotoğrafı çekerken o anı sadece ben yaşayabiliyorum.



T.D.: Peki ne kadar zamandır “Zsar Chankian” olarak internet aleminde varsınız? Ben bir arama motorunda isminizi aradığımda 3000’den fazla sonuç çıkıyor.



Z.C.: Zsar Chankian iki buçuk yaşında J




www.zsarchankian.com


T.D.: İnternet sitesi ve font için de ayrıca tebrik etmek isterim çok güzeller gerçekten.



Z.C.: Evet el yazısı da site tasarımı da bana ait. 5 sene evvel fontu yaptım ve orada durakladım.. Ağabeyim profesyonel fotoğrafçıdır, kendisinin web sitesini yaparken bazı şeyler oluşmaya başladı. www.zsarchankian.com sonradan oluştu. Başkasının ifadesinden destek almayayım, kendi el yazım olsun ve tek aldığım ifade fotoğrafların kendisi olsun istedim. Çünkü fotoğraf benim yarattığım bir şey değil, kameranın yarattığı bir şey ve görsel size fotoğraf makinesi tarafından veriliyor. Anlayacağınız Zsar Chankian dijital verileri kullanarak doğmuş bir canlı türü ama bir marka değil.




T.D.: O zaman bunu siz ticari anlamda hiçbir amaca dökmek istemiyorsunuz ve sadece keyfiniz mi bu?



Z.S.: Yani aslında keyfim olarak başladı ve devam ediyor ama doğru platformu bulursam bir sergi açmayı planlıyorum.



T.D.: Peki o zaman ne olacak? “Gerçek kimliğiniz ortaya çıkacak, herkes kim olduğunuzu bilecek. Çatışacaklar mı peki? (Gülüyorum)



Z.S.: Bilecek tabi, bilsinler sorun yok. Bazen kendisini (Zsar Chankian’dan bahsediyor) kıskanabilirim de sonuçta çatışma da bir iletişim hali… (gülüyoruz)




T.D.: Siz çok pozitif bir ayrışım yaratmışsınız karakterinizde aslında. Bir tarafta normal hayatını yaşamaya devam eden gerçek kimlik var, sosyal bir yaşantısı var, belki günde bir kez internete giriyor ve o zaman da Zsar Chankian oluyor.



Z.S.: Evet kesinlikle, bunları duymak güzel oldu. Sonuçta internette insanların kendini güvende hissetmesi için her şey var sizi fişlemeye, adlandırmaya çok müsait. Zsar Chankian da kıvamsız, ucu ya da sonu yok, sonuçta kendiliğinden oluşmadı ama nereye gittiğini de bilmiyorum, sınırları ya da bir şekli bir kalıbı yok, ben de kendisini ilgi ve merakla izliyorum. J



T.D.: Zaten Zsar Chankian’ı herkesin beğenmesini bekleyemeyiz değil mi?



Z.C.: Tabi ki, çok ilginçtir, aldığım veriler doğrultusunda şunu hissediyorum, Benim yaptığım işlere baktıklarında insanlar çok da fotoğraf görmüyorlar, duyguyu ve anlamı hissediyorlar..Benim bile görmediğim başka insanların görüp bana anlattığı veriler olabiliyor ki verinin aynı yönde gördüğümüzü sandığımız fotoğraf ile belgelenmiş gerçeklik olması bundan çok önemli, müthiş mutluluk veriyor.




T.D.: Web sitenizdeki “hakkında” bölümünde yazan felsefe benimsediğiniz bir felsefe mi?



Z.C.: Elbette fakat yazı metni konusunda destek aldım. Dijital kimlik, adımın olmaması, anlamlandırma yolculuğu… Kaldı ki bunun tamamı bir oyundur diyorum. Zaten bir bilgisayar başında imgelerle oynayarak değiştiriyorum. Bazen hiç ellemediğim, çektikten sonra değiştirmediğim fotoğraflar da oluyor elbette, olduğu gibi bırakıyorum, öyle var oluyorlar.




T.D.: Bu felsefe kafanızda nasıl oluştu? Ne zaman oluştu diyeyim?



Z.C.: Varoluşçuluk, duygular, hayat şartları, acılar, gerilimler, coşku, mutluluk ,aşk yöneltebiliyor. Fotoğraflarımda da her zaman gizli ya da öznel aşklar vardır. Ki felsefenin başlaması ile aşkın başlaması paraleldir bence.



T.D.: Fotoğrafı bir düşüncenin üzerine mi çekiyorsunuz yoksa fotoğrafı çektikten sonra mı fikirler beliriyor?



Z.C.: Hayır, o anı dominant olarak ben yaşıyorum. Kurgu yapmadım o zaman yapılan iş bir grafik çalışmaya döner. Çoğunlukla fotoğraf verisinin anlamını incelemeye başlayınca hissediyorsunuz, keşfediyorsunuz. Hayatı bir çerçeveye sıkıştırmaktansa odaklandırmak üzerine kullanmayı tercih ediyorum.




T.D.: Dijital dünyayı çok konuştuk, çok etrafında dönüyoruz ki zaten yapmayı sevdiğiniz de bu, peki dijital dünyanın iyi-kötü yanlarıyla ilgili söyleyecekleriniz var mı?



Z.C.: Yok açıkçası, aslında iyi ve kötüyü hayatımızdan çıkardığımızda çok daha rahat edeceğiz. Dijital dünyada şu olsun, bu olmasın demek biraz daha teknik bir yorum ben bunu diyemem. Ama insanların ifadelerinin nasıl sağlıklı ya da sağlıksız olduğunu söyleyebilirim, söyleyebilirler. Nihayetinde yine de insanın elinde birçok şey. Dijital dünya teknik olarak gidebildiği kadar gelişsin harika olur. (gülüyoruz)



Bu arada ne kadar cevaplar versem de, soruların her zaman çok daha yaratıcı olduğuna inanırım. Bunu yazın J yani soru sorulması benim için daha önemli. Teşekkürler…




T.D.: Elbette, çalışmalarınızı röportaj olmadan da yayınlayabilirdik ama ben özellikle sorularımı sizden karşılıklı iletişim halinde olarak cevaplamanızı istedim.



Z.C.: Açıkçası bazı teklifler yapıldı, televizyon programları, “Structure” serim için yurtdışından sergi daveti de oldu. Ama orada hep bir çelişki içinde oldum. Zsar Chankian reel dünyada olsun mu olmasın mı? Sonuçta Fotoritim farklı ve dijital bir platform, benim kendi dünyamda var, devamlı yolum kesişiyor, girip okuyorum, inceliyorum ve takip ediyorum. Bu yüzden sizlerle tanışmak istedim…



T.D.: Fotoğrafları çekerken yaşadığınız duygu yoğunluğuyla onları bilgisayar başında işlerken yaşadığınız aynı mı oluyor?



Z.C.: Aynı da olabiliyor, farklı da olabiliyor. Yaptığım şey çoğunlukla dijital manipülasyon ve composite çalışmalar. Fakat “if” diye bir fotoğrafım vardır, o manipülasyon değil, çok sevdiğim fotoğraflarımdan biridir. Teknikle cebelleşmek yerine duygulara ve fotoğrafın yarattığı algıya kapılmayı daha samimi ve anlamlı buluyorum.



Mesela seriler hakkında konuşmak istemiştiniz, İztanbul hakkında konuşmayı çok isterim. Anlatayım değil mi?




T.D.: Tabi lütfen”¦



Z.C.: İstanbul’un alt metinleri kendinden türedi aslında, bir metinle başlamadım. İnternette paylaştıkça da arttı, kartpostal İstanbul fotoğraflarına bir atıf, eleştiri var aslında bu seride, Birden fazla İstanbul’u bir araya getirirsem, iç içe toplasam, çıkarsam bu şehir değerini yitirir mi? Bir ayrılış hikayesi ile bu şehri terk edersem zihnimde neler kalır diye düşündüm. Zamansızlık kavramına değindim. Ama her fotoğrafı yaparken o kavram bir diğerini doğurdu. Bazen aktaran, bazen anlamlandıran.



T.D.: Sanırım İstanbul’u en iyi anlatan “zamansızlık kavramı” öyle değil mi?



Z.C.: Zamansızlık, izler.. Çünkü şunu da sorguluyorum, şehir mi sizde bir iz bırakıyor yoksa siz mi şehirde bir iz yaratıyorsunuz.



T.D.: Bence çok paralel ve denge halinde bu durum.



Z.C.: Ama onu da bir yere sıkıştırıp kendinize bir brief verdiğiniz zaman o akışkanlığınızı bırakıyorsunuz ve bir fotoğrafta tıkanıp kalıyorsunuz”¦ Gerçi bu da olabilir, bir tek fotoğraf çekebilir ve tamam bitti daha fazla yapmıyorum diyebilirsiniz, bu da bir ifade şekli.




T.D.: Sizin kendinizi ifade etmek için bir şekliniz yok, kendinizi bir kalıba koymuyorsunuz.



Z.C.: Koymamaya çalışıyorum ki çok güzel yapabilirim, seçilebilirim. Bir anlama bir “doğru” diyorsunuz ama o doğruyu diyalektikle ekarte etmek bile başlı başına bir savaş konusu oluyor. Felsefe varılan bir nokta değil yolculuğun ta kendisi oluyor. Ama hayatınızın her anında felsefe oluyor mu? Olmuyor elbette! Arada güvenli limanlar da olması güzel.



T.D.: Fotoğraflarınıza yüklenen anlamlara dönersek?



Z.C.: Fotoğraflarıma ad veriyorum, cümleler yazmıyorum ama o ada sıkıştırmak konusunda da çok çekiniyorum.




T.D.: Aslında fotoğraflarınıza ad vermekten çok sıfatlar kullanıyorsunuz. Mesela “merak”, o da kendi içinde birçok farklı anlama çekilebilir ve ucu açık.



Z.C.: Böyle algılamanıza mutlu oldum J Bir fotoğrafıma isim (anahtar) verebilmek için bazen neredeyse bir gün araştırma yapıyorum ama bazen de çok hızlı da çıkabiliyor. Bazen insanlar fotoğraflarımı anlatmamı istiyorlar ama ben anlatmaya başlayınca sanki tamamen içeriği bozuluyor ve tıkanıyor.



T.D.: Şöyle düşündüm, mimar olan gerçek kimliğiniz için de bir web siteniz var, Zsar Chankian var. Ama ikisi de birbirlerine çok paralel gidebiliyorlar öyle değil mi?



Z.C.: Aslında biraz öyle evet hatta bazen arkadaşlarım “kıskanıyorsun galiba Zsar Chankian’ı“ diyebiliyorlar. (Gülüyoruz) Sonuçta Zsar Chankian birazda olsa duyulmuş bir kişilik ama gerçek kimliğimi reel hayatta tanışmadığım insanlar duyurmayı pek istemedim. Ama sonuçta paralellik sevgi gerektirir. Zsar Chankian böyle oluştu ve devam ediyor.




T.D.: Meine Petite’e dönelim mi biraz da?



Z.C.: Bildiğiniz bir yeri gezerken fotoğraf çekmek farklı, bilmediğiniz yerde çektikleriniz çok daha başka. Benim Sydney fotoğraflarım ve İstanbul fotoğraflarımda öyle oldu.



T.D.: Ama İstanbul fotoğraflarınızda duygular daha yoğun ama Sydney fotoğraflarınızda daha çok merak ya da bir yabancılık ağırlıklı öyle değil mi?



Z.C.: Burada size veriler diretilmiş halde veriliyor, İstanbul’da duygular üzerine yoğunlaşabilirsiniz ama Sydney’de o akışkan durum ve merak halinde çektiğim fotoğraflar daha farklıydı elbette. Ama Meine Petite serisi İztanbul’un oluşmasında etkili olmuştur.




T.D.: Güzel bir soruya geldim, fotoğraflarınıza baktığımda hayal gücünün sınırı olmayan bir adam görüyorum. Siz buna ne dersiniz?



Z.C.: Öncelikle teşekkür ederim derim sanırım (gülüyoruz) Onları fotoğraflandırıp adlandırıp dijital bir platformda sunmak bile bir sınır aslında.



T.D.: Hayır ben daha çok çocuksu bir hayal gücünden bahsediyorum.



Z.C.: Anlaşılmak güzel, O çocuksu hayal gücü yani daha doğrusu içimdeki çocuk biraz baskındır. Zsar Chankian’da çok da güvende hissetmeniz gerekmiyor. Hayal gücünün nereden çıktığını söylemek daha doğru olacak; meraktan, deneyimlere açık olmaktan, tüm duygusal geri dönüşümlerden-öfke, mutluluk, acı, haz- çünkü her şey güzel olmak durumunda değil. Mesela en çok yeni bir duyguyu hissetme halinden mutlu oluyorum, var hissediyorum. Bazen yaşadığım duygunun ne olduğunu bilmeyip onu keşfetmek biraz da hayal gücümü besliyor. Hayal gücümün tam olarak nereden çıktığını daha fazla tarif edersem hayal gücüme haksızlık etmiş olacağım. J



T.D.: Peki daha derine inmeyeceğim, fotoğraf sanatçılarını takip eder misiniz? Etkilendiğiniz fotoğraf sanatçıları var mı?



Z.C.: Açıkçası olduğunu söyleyemem, çok fazla fotoğraf sanatçılarını bilmiyorum. Arkadaşlarımın fotoğraflarını görüyorum, gündelik sitelerde yayınlanan fotoğraflara bakıyorum.




T.D.: Bu işin geçmişine hiç gitmediniz yani? Daha eski ya da profesyonel fotoğrafçıları bilmiyorsunuz? Bu açıdan pek bakmıyorsunuz fotoğrafa?



Z.C.: Hayır pek bakmıyorum aslında. Abim de 20 senelilk profesyonel fotoğrafçıdır, photojournalist yaklaşımları vardır. Bildiğim ve çok sevdiğim fotoğrafçılar var ya da fotoğraf dünyasında belki çok yer bulmayan bambaşka fotoğrafları da sevebiliyorum. Ama çok da birilerinden etkileniyorum diyemiyorum.



T.D.: Peki şöyle bir yere geleceğim, Zsar Chankian, gerçek kimliğin ego tatmini için mi var oldu?



Z.C.: Ego olmaz olur mu her zaman var. fakat Zsar Chankian o egoyu oluşturmaya çalışmıyor, yarattığıyla kendi besleniyor. Ego tatmini herkesin istediği ihtiyaç duyduğu bir şey .




T.D.: Az önce etkilendiğiniz fotoğrafçıları sorduğumda siz cevabını verirken işin içinde başka bir sanat dalı olmalı demiştim. Nedir ilham kaynağınız desem? Çünkü bir şeyden besleniyor olmanız gerekir.



Z.C.: Beslendiğim kaynak doğa, ilham aldığım müzik diyebilirim. Müzik nefis bir şey onu anlatamıyorum. J Mesela web sitemdeki müziğin sahibi ile de irtibat kurdum, kendisi ile iletişim kurmak çok keyifli idi..



T.D.: Şunu da merak ediyorum, çok dikkatli olmanızın yanı sıra çok hızlı dikkatinizin dağılması da mümkün gibi görünüyor. Yani bu fotoğrafları yaratım aşamasında müzik dinlerken kendinizi kaybedip, ona kaptırıp işi bıraktığınız oluyor mu?



Z.C.: O zaman işim müzik olmuş oluyor, elimdeki fotoğraf makinesini bırakayım yada bilgisayar başından kalkayım ne olur ki? (gülüyoruz). Mesele fotoğraf değil orada, yaratma ve odaklanma süreci benim bir oyunum gibi diyelim; ondan sonraki anlamlandırma durumu başlıyor. Bazen de anlamsızlaştırma olabiliyor, irrasyonel serimde öyle mesela. Seriyi web siteme yüklerken fotoğraflara isimler vermek yerine sadece numaralandırma yaptım ama sonra şöyle düşündüm, bunu ben anlıyorum ve kimse de anlamasın ketumluğu yapmaktansa insanlara birazcık anahtar vermek ve hafifi ivme kazandırmak iyi olabilir. Bazen insanların fotoğraflara yorumları, algıları seni aşıyor. Mesela İztanbul serimde “crowd” fotoğrafımda birbirini sonsuza kadar takip eden bir kalabalık, bir internet sitesine yüklediğimde biri çıkıp “yahu arka arkaya klonlamışsın bunları” diyerek tekniğe takılarak bakabiliyor ama bir başkası da o kalabalığın aslında “bir ve aynı” olduğu sonucuna varabiliyor.




T.D.: Buradan da şu soruyu çıkarıyorum o zaman; internetten aldığınız en iyi ya da en ilginç tepkileri öğrenmek istiyorum?



Z.C.: En keyif aldığım tepkiyi anlatmak isterim, Bir bilmece serisi yarattım, sadece internete özel, bu fotoğraflar sadece internet içindi. Bir fotoğraf yüklüyorum ve altına bir bilmece yazıyorum. Şimdi size de sorayım bunu, bakın içimdeki çocuk böyle çıkıyor işte şimdi bile eğleniyorum. (gülüyoruz)



T.D.: Peki dinliyorum sizi.



Z.C.: Bilmece serisi başlatayım dedim çünkü bazen anlamlar, anlamlandırmalar dünyasında yolculuklardan sonra haydi biraz da teneffüse çıkalım, eğlenelim, dinlenelim diyorum.Avustralya’da yılın en iyi vahşi doğa fotoğrafı seçilmiş, sergide gördüğüm bir fotoğraf, kocaman bir balina var, onu çekmeye çalışan minicik bir dalgıç görünüyor, sergi salonunda da bu fotoğrafa bakan minicik bir kız çocuğu var ve fotoğrafa bakıyor. Velhasıl, bu küçük kızı da fotoğrafa bakarken ben çektim bu arada, bilmece de şöyle;


“Görünen ya da görünmeyen kaç göz var görebilen”




T.D.: Balinanın gözleri var, dalgıca bakıyor, dalgıç var, dalgıcın fotoğrafını çeken kişi var, küçük kız ve siz varsınız. Toplamda 5 oldu.



Z.C.: Herkesin 2 gözü var yani? Ee bir de fotoğrafa bakan siz varsınız J



T.D.: Ah evet 10 ve benimle 12 oldu.



Z.C.: Ben de 12 diyerek hesap etmiştim ama orada cevap verenler arasında biri 3 adet de kameraları saydı ve 15 dedi. Herkes bir fikir söyledi, çok keyif almıştım. Tanımadığım insanlardan serine devam et, bilmecelere devam yorumları alıyordum. Çok eğlenerek yapmıştım, çok özeldi onlar benim için.




T.D.: Doğma, büyüme İstanbullu musunuz? Onun için mi o kadar çok seviyorsunuz?



Z.C.: Evet öyleyim. Sevmek mi bilemiyorum aslında bazı fotoğraflarda İstanbul değişsin, yenilensin istediğimi de algılayabilirsiniz. İnsanlar İstanbul’a yaşlı bir kadın gözüyle bakarlar. Normalde yaşlılara saygılı ve mesafeli olmak uygundur ama arada bir bu kadını belki mıncıklayıp sevmek istersin belki şakalaşıp onunla beraber dalga geçmek istersin. Niye bu kadın da eğlenmek istemesin? Yani saygısını yitirmeden onunla birazcık iletişimime izin verdi diyelim. (gülüyoruz)



T.D.: Diğer seriniz Meine Petite’in anlamı nedir?



Z.C.: Aslında bu sorunun geleceğini de biliyordum ama bunun net bir anlamı yok. Birkaç dilden karmaşık bir isim çıktı diyebilirim, çoğunlukla insanı abartarak yorumladığım bir seri oluştu.




T.D.: Son olarak, Türk toplumunun gelenekleri etkiler mi sizi? Misal düğün dernekler, asker uğurlamalar ya da kavuşma anları gibi.



Z.C.: Duygumu etkiler elbette ama fotoğraflarımı pek etkilemiyor.



T.D.: Sanırım sonuna geldim, çok teşekkür ederim bu güzel sohbet için.



Z.C: Ben de çok teşekkür ederim, Mutlu oldum”¦




Röportaj: Tuba DÖNER



www.zsarchankian.com






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Zsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite SerileriZsar Chankian ile Röportaj : İztanbul ve Meine Petite Serileri

Dray Van Beeck ile Röportaj


For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



Öncelikle bugün bizimle görüşmeyi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. İsterseniz sizi tanımakla başlayalım. Bize kısaca kendinizden söz eder misiniz?



1961 yılında Hollanda’da doğdum. Lise eğitimi sonrası, 9 yıl sanat okudum. Mezuniyet sonrası 12 yıl sanat eğitmenliği yaptım. Bir yıl sonra işten ayrıldım, evimi sattım ve başlangıçta dalış öğretmenliği (dive master), sonrasında da dalış uzmanı (instructor) olarak çalıştığım Malezya’daki Perhentian Adaları’na taşındım.




Squirrelfish




Fotoğrafa nasıl başladınız? Sualtında hangi ekipmanları kullanıyorsunuz? Ekipmanlarınızla ilgili detaylı bilgi verebilir misiniz?



Fotoğrafa çocukken başladım. İlk SLR’ım, 18 yaşımda sahip olduğum bir Canon A1 and Canon AE1’di. Sonraları bu makineleri dünyayı gezerken; Nepal, Hindistan, Mısır vb. gibi kullandım. Sanat okulunda 2 yıl kadar fotoğraf ile uğraşmıştım. 2000 yılında, enstantane ve diyafram ayarları yapmaya olanak sağlayan kompakt bir makine ile; Canon powershot S40 ile başladım. 2006’da ekipmanlarımı Nikon D80 ve Ikelite housing, DS125 elektronik flaşlar olarak geliştirdim. 2008’de tekrar, Nikon D300, Hugyfot housing, 2x Inon Z-240 ve 2x Ikelite DS 125 flaşlarla ekipmanlarımı geliştirdim.



Dalış konusundaki eğitim altyapınız ve tecrübelerinizi bize aktarabilir misiniz?



Dalışa 1997’de başladım. 1998’de uzman (instructor) oldum. 2003 yılında Mısır’a taşındığımızdan beri dalış eğitmenliği yapıyorum. O zamandan beri eşim ve ben tekneden dalış endüstrisinde çalışıyoruz. Ara sıra ileri seviye veya özel dalış eğitimleri de veriyorum. Teknede, neredeyse her hafta bir fotoğraf atölyesi açıyorum.




Shout…shout…let it all out…




Dalış yaptığınız denizler içinde sizi en çok etkileyen hangisi?



Her deniz, kendi bileşenleri ile farklıdır. Bununla birlikte Kızıldeniz, en çok çeşitliliği olan deniz. Güzel drop-off (duvar dalışı) ve köpekbalıklarının yanısıra makro görüntüler de keşfedebilirsiniz.



Şimdiye kadar gitmediğiniz ama gitmeyi istediğiniz bir yer var mı? Neden oraya gitmeyi istiyorsunuz?



Raja Ampat. Sahip olduğu deniz ortamı, hayatı nedeniyle. Umarım çok geç kalmamışızdır. Şu anda pek çok kişi orada dalış yapıyor.




Red anemone and anemone fish




Sizi ilk “Underwater Photographer” isimli siteniz ile tanıdım. Bu tür internet siteleri sayesinde dünya adeta küçülüyor. Dünyanın her yerinden insanlar birbirleriyle anında ve çaba sarf etmeksizin iletişim kurabiliyorlar. Size göre “Underwater Photographer” gibi internet sitelerinin avantajları nelerdir?



Avantajları şüphesiz vardır. Başka bir fotoğrafçının fotoğraflarına bakarken pek çok şey öğrenirsiniz. Forumlarda fotoğrafçılara teknikleri hakkında sorular sorabilirsiniz. Ben farklı fotoğrafçıların nasıl fotoğraf çektiklerine bakarak çok şey öğrendim.




Colemann’s shrimps





Fotoğraf yarışmaları hakkındaki düşünceleriniz nedir?



Günümüzde fark edilmek çok zor. Farklı bir şeyler sunmalısınız. Ben ışık ve aydınlatmalarla birçok deneme yaptım. Bunlar kimi zaman, yarışmalarda fark edilmeyi sağlayan sonuçlar doğurabiliyorlar. Şu aralar yarışmalarda başarıyı getiren şey hayvan davranışları. Çok şanslı olmalısınız, ama her an da gerçekleşebilecek bir şey.




Red anemone and anemone fish




Sualtı fotoğrafçılarının çevre korumada rolleri olduğunu düşünüyor musunuz?



Evet ve hayır. Evet, çünkü böylelikle dünyadaki denizlerde neler olup bittiğinden insanların haberi oluyor. Son yıllarda farkındalık arttı.



Diğer yandan”¦ Her gün, çok sayıda fotoğrafçının (özellikle yeni olanların) resiflere zarar verdiğine şahit oluyorum. Düzenlediğim atölye çalışmalarında, resiflerin korunması üzerinde özellikle duruyorum. Yüzme becerisi, paletlerinizi tanımanız büyük fark yaratıyor. Bazen insanlar resife zarar verdiklerini fark ediyorlar ancak fotoğrafı daha çok önemsiyorlar. Lütfen sizler de onlardan biri olmayın.



Bir kişinin sualtı fotoğrafçılığında başarılı olabilmesi için neye ihtiyaç duyduğunu düşünüyorsunuz?



Sabır, şans ve daha çok sabır. Beceriler kolaylıkla kazanılabilir. Martin Edge- Underwater photography kitabı, bu konu hakkında bilmek istediğiniz her şeye sahip bir kitaptır. Fotoğraf düzenleme becerisi ve ayrıca dalış sonrası düzenleme de işe yaramaktadır.




Shark




Bize hiç unutamadığınız bir dalış tecrübenizi anlatır mısınız?



2009 yılında, Güney Afrika Alıwal Shoal’da Kaplan Köpekbalıkları, Boğa Köpekbalıkları ve Okyanus Blacktip’ler ile yaptığım dalış. Biz dalış için gelmeden önce suyu tokmaklarla hareketlendirmişlerdi. Suyun üzerinde 2 kaplan köpekbalığı yüzgeci ve düzinelerle blacktip vardı. Rehberimiz; tamam atlayın dedi. Bu şimdiye kadar yaptığım en korkutucu şeylerden biriydi. Tüm dalış boyunca (120 dakika)etrafımızda sürekli köpekbalıkları vardı. Görüş mesafemiz 3 metre iken ve en büyük kaplan köpekbalığının boyu 3 buçuk metreydi. Asla unutamayacağım bir şey de, balıkgözü objektifim ile ilk dalışım olduğudur. Vizörden baktığımda, henüz 120 derecelik bakış açısına sahip objektif ile baktığımı algılayamadan, kaplan köpekbalığının tümünün görüntüye sığamadığını gördüm. Makinayı yavaşça indirdiğimde köpekbalığıyla aramda sadece bir metre vardı. Dalış giyisimle iken altıma kaçırdım. Bununla birlikte hiç unutamadığım bir dalıştı.




Flabellina





Çok başarılı bir sualtı fotoğrafçısısınız. Bu başarıda ailenizin rolü var mı? Varsa liütfen anlatır mısınız?



Eşim, safari teknelerinde benimle birlikte çalışıyor. O da dalış eğitmenidir ve çok iyi video kameramanıdır. Fotoğraflarımı ilk gören ve onlar üzerine yorum yapan kişidir.



Yakın gelecek için planladığınız yeni projeleriniz (fotoğraf ve veya dalış üzerine) var mı? Yeni projelerinizi planlarken dikkat ettiğiniz konular nelerdir?



Şu sıralar i-pad için bir balık kimlik kitabı üzerine çalışıyoruz. Ayrıca bir sualtı fotoğrafçılığı ve su altı fotoğrafçıları için düzenleme kitapçığı.



Su altında denemek istediğim başka fikirlerim de var. Bir tanesini söyleyeyim; UV ışığını kullanmak. Diğerlerini umarım bir yıl içinde görürsünüz.




Nitrogen narcosis





Fotoğraflarınızdaki manipülasyonlar büyüleyici. Diğer yanda düzenlenmemiş fotoğraflarınız ve ilgili makaleleriniz çok ilginç. Fotoğrafçılığınızın daha belgesel mi yoksa sanatsal mı olduğunu düşünüyorsunuz? Sizce hangisi daha önemli?



Sanat eğitimi aldım, yani bu her zaman daha öncelikli bir durum. www.aqualifeimages.com adındaki internet sitem için balık kimlikleri/bilgileri dışında sıradan fotoğraflardan kaçınmaya çalışırım. Bunu söyleyebiliyorum çünkü neredeyse istediğim her balığın fotoğrafını çektim. Elimde fotoğraf makinemle bütün gün sudayım ve her hafta yaklaşık 400 kare çekiyorum. Ek olarak, şu sıralar, o mükemmel kareyi yakalayabilmek umuduyla ayarlarla oynuyorum, objektifler, ilginç ışık kullanımları (üçayak ile gece dalışı gibi) deniyorum.




Red




Son olarak, genç ve yetenekli sualtı fotoğrafçılarına tavsiyeleriniz var mı?



Aynı konu üzerine çok fazla fotoğraf çekin. Bilgisayarınızın ekranında görmedikçe, fotoğraf makinenizin ekranında görünen görüntüyle tatmin olmayın. Makineyi olabildiğince sabit tutun. Geniş alanda gezinmek yerine küçük alanda uzun zaman geçirin. Beğendiğiniz bir yere tekrar gidin ve daha fazla zaman geçirin. Kızıldeniz’in güneyinde düzenli olarak gittiğim bir dalış bölgesi var. Orada kırmızı anemonlar var ve bu tek anemon için tüm dalış zamanımı orada kullanabilirim. Sonunda da gerçekten buna değiyor. Çok sayıda başka fotoğrafçıların fotoğraflarına bakın. Işığı nasıl kullandıklarına bakın. Eski sanatçılara ve onların ışık kullanışlarına bakın. Ve tabii ki bolca şansa da ihtiyacınız var”¦



Mutlu Kabarcıklar, Dray van Beeck





Birgül Erken, Değer Erken
… , Dry Van Beeck


First off, we’d like to thank you for accepting to talk with us today. Let’s start by getting to know you. Could you tell us a little about yourself?



I was born in Holland in 1961. After high school I spend 9 years studying art. After graduation I than taught art for 12 years. In a holiday ton Malaysia I started diving and was immediately sold to it. A year later I quit my job, sold my house and moved to Perhentian Islands, Malaysia where I started working at first as a dive master and later as an instructor.



How did you start off in photography? What kind of equipment do you use underwater? Could you briefly describe your equipment?



I started photography as a child. I had my first SLR camera a Canon A1 and Canon AE1 when I was 18. Later on I used them on my trips around the world; Nepal, India, Egypt etc. In art academy I studied photography for 2 years. I started with the Canon powershot S40 in 2000 a small compact camera but with aperture and shutter control. Upgraded to S70. In 2006 upgraded to the Nikon D80 with Ikelite housing and DS125 strobes. Upgraded again in 2008 to Nikon D300 with Hugyfot housing, 2x Inon Z-240 and 2x Ikelite DS 125 strobes.




Porcelain crab




Could you tell us about your background and experience in diving?



Started diving in 1997. Became an instructor in 1998. I have been teaching diving until 2003 when we moved to Egypt. Since then we (My wife and me) are working on a live-aboard. Occasionally teaching Advanced or specialty courses. I give almost every week a photo workshop on the boat.



Of all the seas you have gone diving in, which one affected you the most?



Every sea is different with it’s own interesting stuff. However the Red Sea has the most of variety . You can find macro as well as beautiful drop-offs and sharks and other pelagics.




Mandarinfish




Can you tell us one place you would like to go to that you haven’t been to yet? Why would you like to go there?



Raja Ampat. Because of the marine life there. I hope we are not too late. Many people dive there now.



I was first introduced to you on the website, “Underwater Photographer”. Because of websites like these, the world seems like it’s getting smaller. People all over the world can communicate with each other instantly and effortlessly. What, in your opinion, are the advantages of websites like “Underwater Photographer”?



For sure there are advantages. You learn a lot from looking at another photographer’s photos. In the forums you can ask photographers about their techniques. I learned a lot from looking at how different photographers took their photos.




Lionfish




What is your opinion on photography contests and competitions?



Nowadays it’s very hard to get noticed. You have to come with something special. I experiment a lot with light and the position of the strobes. This gives sometimes some great results that are noticed in competitions. However animal behavior is nowadays the way to win. You have to be very lucky but it can happen any time.




A quiet day on the Giannis D.





Do you think underwater photographers have a role in protecting the environment?



Yes and No. Yes, because they make the world more aware of what is going on with the world seas. Awareness grew over the last years.



However”¦Every day I see a lot (especially new) photographers damaging the reef. Most of them unconsciously. In my workshops I specially put the attention on protecting the reef. Good buoyancy, awareness of where your fins are makes a great difference. Sometimes I see people realizing they destroy the reef but think the photo is more important. Please don’t become one of them.




Gorgonian and divers




What do you think a person needs in order to be successful in underwater photography?



Patience, luck and more patience. Skills can be easily learned. A good book to get all the information you want is Martin Edge- Underwater photography. Being skilled in editing helps also a bit in post dive editing.



Can you tell us about an underwater adventure that you will never forget?



Diving with tiger sharks, bull sharks and oceanic black tips in Aliwal Shoal in South-Africa in 2009. They chomped the water before we arrived at the dive site. There were 2 tiger fins on the surface and dozens of black tip sharks. The guide said; ok, jump in. That was one of the most horrible things I ever done. For the whole dive (120 minutes) we constantly had sharks around us. The visibility was 3 meters and the biggest Tiger shark was about 3 and a half. The one thing that I will never forget was that this was my first dive with a fish eye lens. I looked through the viewer and saw that the tiger shark did not fit into the frame, before I realized that I was looking through a fish eye lens that gave me a 120 degree view. I slowly lowered my camera seeing the tiger shark a meter away from me. I almost shit my wetsuit. However it was a dive never to forget.




Glassfish and soft coral




You are a very successful underwater photographer. Does your family play a role in this success? If so, could you please explain.



My wife works with me on the safari boats. She is also an instructor and a very good videographer. She is the one that sees my photos first and comments on them.



Do you have any new projects planned in the near future (in photography and/or diving)? When you’re planning your new project, what are some things that you pay close attention to?



At the moment we are working on a fish id book for i-pad. Also a underwater photography booklet and an editing booklet for UW photographers.



I still have some ideas for some experimenting under the water. One I will give away, which is using UV light. The rest you will see hopefully within a year.




First day with a snoot




Your manipulations in your photography are fascinating. On the other hand, your untouched photography and related articles are very interesting. Do you think your photography has a more documentary or artistic style? Which is more important in your opinion?



I was trained as an artist so I think this will always have the overhand. I try to avoid normal photography unless it’s for fish id for my website www.aqualifeimages.com . I can say this because I have mostly all the animals I wanted to shoot. I’m in the water every day with my camera and make about 400 photos a week. Again mostly now experimenting with settings , lenses, strange light uses (like night dive with tri-pod) and hoping for that one golden shot.




A mouth full of eggs




Finally, do you have any advice for young and talented underwater photographers who want to follow in your footsteps?



Make lots of photos of the same subject. Don’t be happy with what you see on the screen of your camera but wait until it’s on the computer. Hold the camera as still as possible. It’s better to spend some time in one place than covering a whole area. Go back to a place that you like and spend some more time there. I have a dive site in the south of the Red Sea that I visit regularly. It has red anemones and I can spend whole dives just with one anemone. In the end it really pays off. Look a lot at other people photos. Look at the light they use. Look at old artists and how they used the light. And of course you need a lot of luck”¦



Happy Bubbles, Dray van Beeck




Röportaj (interview by) : Birgül Erken, Değer Erken
Çeviri (translation by) : Şebnem AYKOL






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Dray Van Beeck ile RöportajDray Van Beeck ile RöportajDray Van Beeck ile RöportajDray Van Beeck ile RöportajDray Van Beeck ile RöportajDray Van Beeck ile RöportajDray Van Beeck ile RöportajDray Van Beeck ile RöportajDray Van Beeck ile RöportajDray Van Beeck ile RöportajDray Van Beeck ile RöportajDray Van Beeck ile RöportajDray Van Beeck ile RöportajDray Van Beeck ile RöportajDray Van Beeck ile RöportajDray Van Beeck ile RöportajDray Van Beeck ile RöportajDray Van Beeck ile Röportaj

Aëla Labbé : Geçmiş Günlerin Anıları


For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



GEÇMİŞ GÜNLERİN ANILARI


OLD TIMES SOUVENIRS


Aëla Labbé




Geçmiş günlerin hatıraları bir anılar koleksiyonu, yitik zamanların nostaljik bir yansıması, masumiyetin ve düş gücünün kaynağı çocukluktaki hayatın mevsimleri (“toska po uterjannomu raju” Rusça “Cennet Bahçesi’ nin melankolik pişmanlığı”) hareketli ve şiirsel bir zaman arşivi yaratabilmek için yarı uyanık oluş ve unutulmuş objeler.



Old times souvenirs is a collections of memories, a nostalgic reflexion about lost moments, seasons of life with childhood as a reference of innocence and imaginary, (In Russian “toska po uterjannomu raju” melancholic regret of the garden of Eden), half asleep beings and forgotten objects to create a moving and poetic archive of time.




Çeviri (translation by) : Şebnem AYKOL







































Aëla Labbé
24 yaşında, kendi kendini eğitmiş Fransız fotoğrafçı ve modern dansçı.



Onun işlerine bakan herkes, rüyalar dışında hiç varolmamış geçmiş bir dönemin kalıntılarına bakarmış gibi hissediyor.



Fotoğrafları ikonik, romantizm, duygular, karanlık, rahatlık, tehlike, anlamsız ve güzelliklerle ile donanmış. Yakaladığı duygudurumlar karmaşık ve üçboyutlu; anlam dünyasından geliyor diyebilirsiniz. Sürükleyici ve büyüleyici.



Aëla, fotoğrafı, ilk tutkusu dansın devamı gibi algılıyor; adeta koreografi gibi, mekanda vücut dilinin belirli vurguları ve etkileyici gücüyle vücutları kompoze ediyor.



Çalışmalarında, nostalji, çocukluk, hayaller, aşk, hatıralar, melankoli ve tekrarlanan temalar var. Fotoğraflarına mizansen ve zamansızlık boyutunu katabilmek için, çoğunlukla eski ve tozlu objeler kullanıyor. Işık ve detaylar çok önemlidir.



Hayal gücünün devamlılığını; dans, sinema, tiyatro, resim, edebiyat ve müziğin yanısıra yaşadığı yer, seyahatleri ve kendi ailesi, özellikle de onun başrol oyuncuları haline gelen kız ve erkek kardeşlerinin çocukları gibi farklı kaynaklardan sağlıyor.




Aëla Labbé


Aëla Labbé is a 24- year-old self-taught photographer & contemporary dancer from France.



Whenever one looks at her work one feels as though one is looking at relics from some bygone era that never existed, except in dreams.


Her photographs are iconic, and full of romanticism, emotions, darkness, comfort, danger, absurdity, and beauty. The moods that she captures are complex and three-dimensional; you can tell it comes from a place of meaning. Spellbinding & fascinating.



She conceives photography as a continuation of dance, her first passion, composing with bodies in the space with a special emphasis on the body language and its expressive power, just like in choreography.



Nostalgia, childhood, dreams, love, memories, melancholia are recurrent themes in her works. She often uses old and dusty objects to create sets and give this timeless dimension to her photographs. Light and details are very important.



The flow of her inspiration comes from different springs: dance, theatre, cinema, painting, literature and music, as well as the place she lives in, her travels and her own family, especially her brothers and sisters’ sons & daughters who have become her main protagonists.



Email: aelanlfr@hotmail.fr


Website: http://www.flickr.com/photos/aela/






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Aëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin AnılarıAëla Labbé : Geçmiş Günlerin Anıları

Dhiraj Singh : Belirsiz Kimlik


For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



Belirsiz Kimlik


Uncertain identity


Dhiraj Singh




Dünya toplumu Keşmir’i, Hindistan ya da Pakistan prizmasından görüyor. Hiç kimse onun bin yıllık köklü tarihindeki şanlı “Keşmir Kimliği” ile ilgilenmiyor. Keşmir’ deki isyan yılları toplum üzerinde, yeni nesilleri belirsizlik içinde bir kimlik arayışına iten çok olumsuz bir etki yaratmıştır.




The World community sees Kashmir trough the prism of either India or Pakistan. Hardly anyone is concerned with the ‘Kashmiri’s identity, deeply rooted in its glorious history spanning thousand of years. Decades of insurgency have taken a heavy toll on the very fabric of society in Kashmiri, leaving the new generation groping for an identity of their own.




Çeviri (translation by) : Berna AKCAN
















Dhiraj SINGH Hakkkında


Dhiraj Singh Bombay-Hindistan’da yaşayan bir serbest fotoğrafçıdır. Mesleği grafik tasarımcılıktır ama etrafındaki dünyayı keşfetmek için fotoğrafçılığa yönelmiştir. 2007 ortalarından itibaren profesyonel olarak çalışıyor ve Hindistan’dan hikayeler üzerine odaklanmaya başlamıştır.



Çalışmaları ; Newsweek, Vanity Fair, Lens Blog (NYT), Guardian, The Wall Street Journal, MSNBC, L’Espresso, Respekt, Burn Magazine, The Boston Globe, New York Times, Los Angeles Times, L’Equipe, Life.com, Verve Photos ve diğerlerinde yayınlandı.



Dhiraj son olarak NPPA’de En İyi Fotomuhabirliği Ödülü’nde Sesli Slideshow dalında mansiyon aldı. Foundry Workshop 2009’da birinci, Çin Uluslararası Basın Fotoğrafçılığı Ödülü 2009’da “Savaş ve Felaket” kategorisinde üçüncü ve “Asya Medya Ödülleri” 2008 Spot Haberlerde üçüncü oldu.



Çalışmaları; Willy-Brandt-Haus Gallery, Berlin- Almanya, Centrum Dzialan Tworczych 1500 m2-Gallery-Varşova- Polonya, NCPA, Bombay, Global Gallery Sidney, Avustralya’da sergilendi.Finlandiya Ulusal Denizcilik Müzesi’nde de fotoğraflarından oluşan daimi bir serge yer almakta.



Aynı zamanda Bombay-Hindistan’daki Udaan Fotoğrafçılık Okulu’nun da ortak kurucusudur.



www.dhirajsingh.com





Dhiraj Singh



About Dhiraj SINGH



Dhiraj Singh is an independent photographer based in Mumbai, India. A graphic designer by profession, he turned to photography to explore the world around him. He has been working professionally since mid 2007 and began by focusing on stories from India.



His work has been published in Newsweek, Vanity Fair, Lens Blog (NYT), Guardian, The Wall Street Journal, MSNBC, L’Espresso, Respekt, Burn Magazine, The Boston Globe, New York Times, Los Angeles Times, L’Equipe, Life.com, Verve Photos and others.



Dhiraj recently won the Honorable Mention in Feature Audio Slideshow at NPPA, Best of Photojournalism Award-2010, first place at Foundry Workshop-2009, third place in the “war and disaster” category at the China International Press Photo Award-2009 and third place in Spot News at “The Asia Media Award” 2008.



His work has been exhibited at Willy-Brandt-Haus Gallery, Berlin, Germany, Centrum Dzialan Tworczych 1500 m2-Gallery-Warsaw, Poland, NCPA, Mumbai, Global Gallery in Sydney, Australia and The National Maritime Museum, Finland has a permanent collection of his images. Recently his images of Mumbai have been prominently used in “The Complete Photographer”, a masterclass book from Dorling Kindersley on photography, featuring prominent photographers from across the world.



Also he is a co-founder of Udaan School of Photography, Mumbai, India.








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Dhiraj Singh : Belirsiz KimlikDhiraj Singh : Belirsiz KimlikDhiraj Singh : Belirsiz KimlikDhiraj Singh : Belirsiz KimlikDhiraj Singh : Belirsiz KimlikDhiraj Singh : Belirsiz KimlikDhiraj Singh : Belirsiz KimlikDhiraj Singh : Belirsiz KimlikDhiraj Singh : Belirsiz KimlikDhiraj Singh : Belirsiz KimlikDhiraj Singh : Belirsiz Kimlik

Şenol Erdener : IŞIK SIZ




Şenol bey merhaba, Fotoritim’e hoş geldiniz”¦.



İstanbul Fotoğraf Merkezi’nde Lecia Fotoğraf Galerisi’nde sunduğunuz “IŞIK SIZ” serginizin ardından sizi ağırlıyoruz.



Teşekkür ederim, bu fotoğrafça buluşmamızdan mutluluk duydum.



Öncelikle serginiz nasıl geçti, nasıl tepkiler aldınız izleyicilerden?



Sergi beğeniyle izlendi. İzleyiciler özellikle, sevdiğim ışıklardaki fotoğraflarımın anlatımını ilgi çekici bulduklarını aktardılar. Sergimde en keyif verici anlar, yeni dostlarla tanışmış olmanın verdiği mutluluk ve fotoğrafları izleyenlerin en kısa sürede Doğu Karadeniz yaylalarını ziyarete gelmeyi istemeleri oldu.





Sanırım bu sizin ikinci kişisel serginiz idi. Fotoğrafla ilgilenmeye ne zaman başladınız ve o günde bugüne fotoğrafçılık yaşamınız nasıl gelişti, anlatır mısınız?



Evet, bu ikinci kişisel sergim. Fotoğrafçılık yaşamım için; fotoğrafa doğdum diyebiliriz. Sevgili babamın fotoğraf merakı daha ilköğretim çağlarımda beni fotoğrafla tanıştırdı. Manuel makine ayarlarına hakim olmaya başladığım orta okul yıllarımda filmlerin önemini de anlamaya başlamıştım. Dijitalin yaygınlaşmasına kadar durağan bir fotoğraf dönemi geçirdikten sonra, 2006 yılından itibaren kendimi geliştirmek için çeşitli eğitim ve atölyelere katıldım. Dernek içi ve dışı pek çok fotoğraf etkinliğinde yer aldım. Ulusal yarışmalarda dereceler kazandım, çeşitli karma sergilerde fotoğraflarım sergilendi ve ilk kişisel sergimi Mayıs 2010’da Trabzon Sanatevi’nde “Ve Zaman Durdu” adıyla açtım. Fotoğraf sunumlarım Trabzon ve İzmir’de fotoğraf severlerle buluştu. Fotoğrafçılık için karşıma çıkan her fırsatı değerlendirerek kendimi geliştirmeye çalıştım, çalışmaktayım.





İstanbul Fotoğraf Merkezi’nin yakın kapanacağını duydum. Bu konuda düşünce ve duygularınız nelerdir?



Öncelikle fotoğrafın mutluluğunu içinde yaşayan bir fotoğraf dostu olarak, bu tarz haberlerin hiç olmamasını dilediğimi belirtmek isterim. Ülkemizde fotoğrafa katkısı büyük olan İFM’nin kısa süre önce öğrendiğim bu üzücü haberi, herkesi olduğu gibi beni de derinden yaraladı. Fotoğrafa değer katan böyle özel bir mekanı yitirmek üzüntü verici.





Işık sız serginizi oluşturma fikriniz ve fotoğraf/ışık konusunda yakaladığınız fotoğraf öznenizi anlatır mısınız?



Bu sergimde konu olarak Trabzon yayla hayatını aktarmayı seçtim. Sevdiğim ışıkları yaylalardan fotoğraflarıma yansıtabilmek kolay olmadı. Sabahın ilk ışıklarında yayla hayatı uykudayken çekime başlamak bana fotoğrafça keyif veren anlardandı. Yaylalardaki ilk ışıkların sızdığı bu anlar bana, sergime “IŞIK SIZ“ adını vermemde ilham kaynağı oldu. Fotoğraflarımda büyük keyif aldığım, ışık sız anlardaki beni çeken etkiyi hep arar oldum. Artık ışık sız fotoğraflar çekerek yaşamı yorumlamalarım daha bir ivme kazanmıştı.



Ve “IŞIK SIZ”



Fotoğraflarımdaki ışığı, seçtiğim her yeni konuda daha da geliştirmek en büyük mutluluğum olacaktır.





Yöreniz bir fotoğrafçıya ne gibi farklı alanlar sunuyor?



Trabzon’da ilkbaharın gelişiyle, yaylalarımızdaki yaşamlar ve doğa ilgi çekici olur. Sis ve yağmurun, bazen de açık bulutsuz gökyüzündeki sert güneşin olumsuz etkileri biz fotoğrafçıları üzer, fakat doğru zamanda doğru yerde bulunmayı öğrendikçe, yaylalarımızdaki çekimlerin keyfi bir başkadır.



Balık av yasağı bitince, limanlarımızda şenlikler başlar ve fırtınalı günler de dahil ilgi çekici kompozisyonlar fotoğraflara yansır.



Kış dönemlerinde gökyüzü griyle kaplanınca, aradığım ışıklar için uzun bekleyiş dönemleri yaşamak zorunda kalırım ve fırsat buldukça aradığım ışığı bulmak için yer değiştirir, seyahat ederim.





Siz fotoğraflarınızda ekseri hangi alanlar üzerine yoğunlaşıyorsunuz?



Tematik etkide insansız ve/veya insanlı hayatı anlatan fotoğrafları, sevdiğim ışıklarla geliştirmeyi amaçlıyorum. Belgesel çekimlerde kurgu yapmak yerine, doğru andaki sevdiğim ışıkla gerçek hayattan doğal anı yansıtan, hayatın tam içinden çekimleri seviyorum ve fotoğraflıyorum. Sanatsal etkideki belgesel fotoğraflar ilgi odağım diyebilirim.





Tam zamanlı bir işte çalışmak fotoğrafçıları bu uğraşlarında zaman yarattıkları ya da yetemedikleri, akıllarında yapmak istedikleri çok şey kalan veya kısıtlı halde hobi tarzında ilgilenebildikleri bir duruma sürüklüyor. Siz hem kendi fotoğraf çalışmalarınız hem de dernek faaliyetleri içindesiniz. Öte yandan atölyelere de katıldınız”¦ Bu bağlamda fotoğrafçı olup gün içinde fotoğrafçı olamamak gibi bir çelişki yaşıyor musunuz? Nasıl zaman ayırıyorsunuz? Ve fotoğraf üzerine diğer paylaşım ve çalışmalarınızdan da bahseder misiniz?



Son 3 – 4 sene içinde fotoğrafa olan sevgimden dolayı zamanın bana yetmediği çok anım oldu. Fotoğrafı tam gün yaşamayı gönülden arzuluyorum. Gerek dernek faaliyetlerinde aktif yer almak, gerek fotoğrafça tüm paylaşımlara katılmak için pek çok imkansız durumu zorluyorum. Yoğun tempodaki iş ve fotoğraf koşuşturmalarımı planlı bir şekilde organize ederek, hepsine gereken önemi vermeye çalışıyorum ve genelde bunda başarılı da oluyorum.



Aslında gün içindeki kısıtlı fotoğrafçılık durumu beni üzse de; her an yanımdaki fotoğraf makinemle, fotoğraflamaya devam ediyorum. Bu durumun hobi tarzını yansıtmasında bir sakınca görmüyor, yakaladığım özel anların mutluluğunu yaşıyorum.






Özellikle planlamış olduğum çekimlerde, hayalini kurduğum kompozisyonları fotoğraflamayı çok daha etkili buluyorum. Halen sürdürmekte olduğum iki projem için dönüşümlü de olsa çekimlerimi sürdürüyor ve araştırmalar yapıyorum. Felsefe ve sanat ile ilgili kitaplar okuyor ve araştırıyorum. İçinde fikirler anlatan, fotoğraflara doğru bir yolculuğa başladım ve devam etmekteyim.





Günümüzde fotoğraf makine ve ekipmanlarına olan ilgi, sizce bir moda m? Zaman içinde başka bir forma mı dönüşecek veya geriye gerçekten fotoğraf sanatına gönül veren insanlar mı kalacak?



Fotoğraf makine ve ekipmanlarındaki değişim ve kolaylıklar tüm insanlığı içine çekiyor. Varsın günümüzde, hatta yarınlarda fotoğraf bir moda olsun herkes çeksin. Bu moda kulvarından sıyrılıp farkındalık yaratanlar, fotoğrafla anlatmayı bilenler ve kalıcı olanlar, fotoğraf sanatında yerini alacaklardır.



Fotoğrafın anlatım gücünü seven ve bilen fotoğraf sevdalıları her zaman farklı bir kulvarda olacaklardır. Fotoğraf sanatı uzun soluklu bir maratondur, bilgi birikimidir ve bir gönül işidir.





Önümüzdeki dönemlerde fotoğraf yolculuğunuzda nasıl ilermeyi ve neler yapmayı planlıyorsunuz?



Eğitimler almaya devam ederek, bilgi birikimimi artırmak en büyük isteğim. Fotoğrafa daha fazla zaman ayırarak, daha sanatsal fotoğraflar çekmek en büyük hedefim. Fotoğrafların anlatımını derinleştirecek, tematik anlatımlı etkilere ulaşacak projelerle tüm dünya insanlarınca anlaşılacak, kabul edilecek güçte fotoğraflara ulaşmayı hedefliyorum. Planlarımda en büyük yeri; fotoğraflarımı çok paylaşmak ve fotoğrafla toplumsal paylaşımlara destek olmak teşkil ediyor.





Röportaj: Levent Yıldız





Şenol ERDENER Hakkında



1967 Trabzon doğumluyum. Karadeniz Teknik Üniversitesi İşletme Bölümü mezunu ve yönetici olarak kozmetik sektöründe çalışmaktayım. Evli ve iki çocuk babasıyım. Fotoforum Derneğinde Temel Fotoğraf, Kompozisyon ve Photoshop eğitimleri aldım. Özcan Yurdalan’ın “Belgesel Fotoğraf” Atölyesine katıldım. Trabzon Fotoğraf Sanatı Derneği Fotoforum ve İzmir İzafod üyesiyim.


Şenol Erdener



Fotoğraf akademisi tarafından süreli yayınlanmakta olan Fotoğraf Notları adlı derginin Trabzon Temsilciliğini yürütmekteyim. Kısa bir süre Fotoforum Basın Yayın Birim Liderliği ve Anadolu Fotoğraf Dergisi Trabzon Temsilcilik görevlerini üstlendim. Çeşitli ulusal yarışmalarda derecelerim ve sergilemelerim oldu. İlk kişisel sergimi 2010 Mayıs’ında Trabzon Sanatevi’nde “Ve Zaman Durdu” adıyla açtım. Fotoğraflarım çeşitli karma sergilerde yer aldı.






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Şenol Erdener : IŞIK SIZŞenol Erdener : IŞIK SIZŞenol Erdener : IŞIK SIZŞenol Erdener : IŞIK SIZŞenol Erdener : IŞIK SIZŞenol Erdener : IŞIK SIZŞenol Erdener : IŞIK SIZŞenol Erdener : IŞIK SIZŞenol Erdener : IŞIK SIZŞenol Erdener : IŞIK SIZŞenol Erdener : IŞIK SIZŞenol Erdener : IŞIK SIZŞenol Erdener : IŞIK SIZŞenol Erdener : IŞIK SIZŞenol Erdener : IŞIK SIZŞenol Erdener : IŞIK SIZŞenol Erdener : IŞIK SIZŞenol Erdener : IŞIK SIZŞenol Erdener : IŞIK SIZŞenol Erdener : IŞIK SIZŞenol Erdener : IŞIK SIZŞenol Erdener : IŞIK SIZŞenol Erdener : IŞIK SIZ

Carsten Bundgaard : Midas Dokunuşu


For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



MİDAS DOKUNUŞU
MIDAS TOUCH


Carsten Bundgaard




Endonezya’daki Sulawesi adası Banda ve Flores Denizleri arasında yer alır ve bir Japon karakterini anımsatan garip bir şekle sahiptir. Adanın en güneydoğu ucunda, Kendari eyalet başkentinden 250 km uzaklıkta, asil dağlar arasında Bombana bölgesi yer alır. Eyaletin kileri olarak kullanılan ve bölgenin en büyük pirinç tedarikçisi olan bölge şimdi kuru bir mezar. Bu yılın başlarında dikilen pirinç yenmeye elverişli görünmüyor. Ağustos 2008’de büyük miktarda altın bulunmuştu ve bölge şimdi çalışkan ellerce boşaltılmış, herkes ayaklarının altında yatan zenginliğin bir parçası olmak istiyor. Altın aramalarının, madenlerin yakınında yaşayan insanlara çok büyük etkileri var. Testler, maden bölgesinden akıp okyanusa dökülen nehrin çok miktarda civa içerdiğini göstermekte (altın madencilerinin altını durulamak için kullandıkları şey) Bir alanda civa seviyesi yasal olandan 500 kat fazla. Bu bölgede yaşayan insanlar için sonuçların ne olacağını sadece zaman gösterecek.



Adım Carsten Bundgaard ve 30 yaşındayım. Danimarka’da yaşıyorum ve ”Fyens Stiftstidende” adındaki bir gazetede çalışıyorum. 2006-2010 arasında Danimarka Gazetecilik Okulu’nda okudum.



Altın madenciliğiyle ilgili bir proje yapmak üzere Endonezya’ya gitmeyi tercih ettim çünkü bir gazetede kısa bir makale okumuştum ve fotoğraflaması kolay, albenili bir hikaye olabileceğini düşündüm. Hayal kırıklığına uğramadım, Endonezya’ya gittim ve Danimarka’dan ayrılmadan evvel bana yardım etmeye gönüllü sivil toplum kuruluşundan iki kişiyle temas kurdum. Onlar olmasaydı hikayeyi yapamayacağımı söylemeliyim, yardımları çok önemliydi. Maden bölgesinde hepberaber 9-10 gün geçirdik ama ben hükümet görevlileriyle konuşmaya ve diğer sıkıcı ama önemli işleri yapmaya çok zaman harcadım.





Carsten Bundgaard





The island of Sulawesi in Indonesia lies between Banda Sea and Flores sea and the strange shape is remeniscant of a Japanese character. At the most south-east end of the island, 250 kilometers from the provincial capital of Kendari, behind the gentle mountains, lies Bombana district. It used to be the province’s larder and supplier of vast quantities of rice to the region, now it’s a dry mausoleum. The rice that was planted earlier this year, looks inedible. In August 2008, huge quantities of gold were found, and now the region has been emptied of hard-working hands – everyone wants a part of the wealth that lies beneath their feet. The quest for gold has vast consequences for the people living close to the mines. Tests have shown that the river runing through the mining area and out to the ocean has lots of mercury in it, something the goldminers use when they rinse the gold, in one area the level of mercury is 500 times higher than the legal amount. Only time will tell what consequenses this will have for the people living in the area.




My name is Carsten Bundgaard and I’m 30 years old, I currently live in Denmark and work at a newspaper called ”Fyens Stiftstidende”. I studied at the Danish School of Journalism from 2006-10.



I chose to go to Indonesia to do a project about goldmining because I had read a short article in a newspaper and I thought that this might be a story with human appeal and also a story that would be quite easy to photograph. I wasn´t disappointed, I arrived in Indonesia and before I left from Denmark I had been in contact with two NGO´s who where willing to help me, and I have to say that if it hadn´t been for them I probably couldn´t have done the story their help was very important. Altogether I spent about 9-10 days in the mining area, but I also spent loads of time talking to government officials and other boring but important stuff.

Çeviri (translation by) : Berna AKCAN































Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Carsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas DokunuşuCarsten Bundgaard : Midas Dokunuşu

A.Tufan Palalı : Ankara Metrosu





Tufan bey merhaba… İlk olarak kendinizden ve bugüne dek süregelen fotoğraf yolculuğunuzdan bahseder misiniz?



1970 Konya doğumluyum. Fotoğraf ile ilk tanışıklığım ortaokul yıllarımda babamın “Kodak Instamatic” makinesi ile oldu. Babam makinesi ile oynamama kızmayınca birkaç sene sonra, bu sefer yine babamın “1963 model Kodak Retinette” makinesini kurcalamaya başladım. Üniversite yıllarımda daha iyi fotoğraflar çekmek istiyor olmalıyım ki “John Hedgecoe/Her Yönüyle Fotoğraf Sanatı” isimli bir kitap almışım; O yıllarda fotoğrafla ilgili bilinçli bir yaklaşım içinde olmadığımdan bu gelişigüzel gelişim başıboş bir şekilde devam etti. Elimde her zaman bir fotoğraf makinesi oldu; ama sorgularımla, makinemi aynı doğrultuda kullanabileceğimi keşfetmem için 2007 yılının Nisan ayına kadar beklemem gerekmiş. Bu tarihte, arkadaşım Aktuğ Göller’in ürettiği fotoğrafları izlemem, o ana kadar fotoğraf ile ilgili olarak devam etmiş olan bu başıboş ilerleyişi tümüyle değiştirdi. O ana kadar düşüncelerimi kalem aracılığı ile ifade etmeye çalışıyorken, bunu bir makine aracılığı ile de yapabilme düşüncesi beni bütünüyle sarstı.



O tarihten sonra benim için makine, “yeryüzü” dediğimiz bu yerde gerçekleşen tuhaf, komik ve gizemli gidişe dâhil olmanın bileti oldu. “Daha çok görmek, daha çok anlamak ve daha çok hissetmek” kaydetmekle mümkün olunca, onu bir daha yanımdan hiç ayırmadım.



Ve elbette tutku; tutkunuz yoksa, zaten boş verin!… Tutku derken burada; Leonard Freed “Dancing School”, Sıtkı Fırat “Seher Vakti”, Eve Arnold “Marlene Dietrich” fotoğraflarında, Ara Güler “Eski Galata Köprüsünde Sabah Işıklarında Bir Salepçi, 1957“, Frida Kahlo “Henry Ford Hospital”, Van Gogh “Yıldızlı Gece” yapıtlarında, Kubrick ve Yiğit Özgür’ün ürettiklerinde, Mercury ve Coverdale’in sesinde, Ali Değer’in işini ele alışında, Baudelaire’in kaleminde hissettiğim tutkudan bahsediyorum.



Önceleri, fotoğrafı algılayışımda daha detaycı ve grafiksel bir anlayışım varken şimdilerde doğal olanın ve detay yerine genel ifadeyle ilgilenmemin ruhuma daha çok hitap ettiğini görüyorum. Başlangıçta hep güzele yöneldim (yarışmalara gönderdiğim fotoğraflar v.b.), sonraları gerçekliği de sorguladım (er meydanında, beyaz düşler v.b.). Aslına bakarsanız her ikisine de yönelik çalışmalarım halen devam ediyor ama ilgim hep gerçekliğin yeniden sunumunda takılı kaldı.



Şimdilerde, fotoğraf çalışmalarıma kendi belirlediğim bir disiplin içersisinde devam ediyorum. Masa başında bir teorisyen, sahada ise bir işçi gibi olmayı seviyorum. Tekniğe önem vermem (çünkü o zaten mükemmel olmalıdır). Bazı fotoğraflar izliyorum; kompozisyon kurallarına sadık kalınarak çalışılmış ancak ruhu olmayan. Bu iş böyle olmamalı diye düşünüyorum. Bana göre asıl önemli olan teoridir, çünkü sınırsızdır. Ne kadar ilerleyeceğiniz ne kadar düşünebildiğinizle ilişkilidir.



Fotoğraf çekmeye her zaman bir fikirle başlarım. Ekipmanımı hazırlar ve uygulamaya çıkarım. Bazı sürprizler planımda değişikliğe sebep olsa da, başladığım bir çalışmayı hiçbir olumsuz koşulun engellemesine izin vermeyecek bir biçimde donanırım. Her zaman daha iyisinin olabileceğini kabul ediyorum ama iş bittiğinde elimden geleni yapmış olduğuma inanmayı istiyorum, dürüstçe ve net”¦



Çalışmalarımı sunmak konusuna gelince; yazdığı ama yayınevinden uzun süre cevap alamadığı bir dönemde Aytuğ Uslutekin ile yaptığımız bir sohbetimizde kitabının yayınlanabilmesi için ısrarcı olmak istemediğinden bahsetmesi, benim de “yayın konusu” üzerine düşünmemi sağladı. Kafka, “biz nesneleri aklımızdan çıkartmak için fotoğraflarız” derken de kastettiği aynısıydı. Kaldı ki bir çalışma iyi ise, bir desteğe ihtiyaç duymadan kendi yolunu çizecektir ve er ya da geç hak ettiği değere ulaşacaktır çalışma bunu başaramıyorsa atın çöpe gitsin; ona destek olmak o çalışmayı aşağılamaktan (en fazla bir “kitsch” olmasına katkı sağlamaktan) öteye taşıyamaz.


Metro projesi fikri kafanızda nasıl canlandı. Sizi bu çalışmaya iten gözlem ve düşünceleriniz neler oldu?



Metronun grafik özellikleri başlangıçtan beri dikkatimi çekerdi. Bu sebeple İstanbul ve Ankara metrolarında zaman zaman görsel kaydederdim. İlk kayıtlarım, Barış Alkur’dan etkilenmeme paralel olarak daha çok grafik özellikler taşıyordu.



Daha sonra, grafik detaylar yanında, gürültülü şehir ortamından nispeten sessiz ve loş olan metro’ya inmenin metro yolcuları için neler ifade edebileceği ile ilgilenmeye başladım. Aynı dönemde, Evans’ın çalışmalarına rastladım, çok etkilendim. Sonrasında John f. Conn, Bruce Davidson ve Haluk Çobanoğlu’nun gerçekleştirdiği metro çalışmalarında neleri ortaya koymak istediklerini irdeledim.



Sonrasında, metro ve yolcuları arasındaki ilişkiye daha yakından dahil olabilmek için onları bir makine ile kaydetmeye karar verdim.




A.Tufan Palalı


Çalışma planladığınız şekilde gitti mi? Önceden hayal ettiğiniz karelere ulaşabildiniz mi? Ya da an’ların sürprizleri içinde çekimler esnasında keşifler mi gerçekleştirdiniz?



Metro içerisinde fotoğraf çekmek yasak olduğundan, bu projeyi rahat yürütebilmek için izin almaya karar verdim. Resmi izinlerin alınması ile geçen iki aylık süreç sonunda, 6 ay süre ile metroda çalışabileceğime ilişkin izin mektubunu aldığım günün sabahı kendimi metroda buldum. 6 ay sonra yeniden yeryüzüne çıktığımda bu kez elimde bir dolu görsel vardı.



Metro’da gerçekleştirdiğim anket çalışmaları, projemi yönlendirmemde yardımcı oldu. Sahada çalışırken sürprizler de vardı ama tümü planlı çalışmalardı.



Tüm bunların sonucunda, metroyu; kendi kontrolümü devre dışı bırakarak yaptığım bir seri çekimden, fotoğraflarla oluşturulan bir kısa filme kadar, belirlediğim 7 ayrı kategoride çalıştım. Fotoğraflardan başka; anket çalışmalarından çıkan istatistikî sonuçlar, çalışma günlüğü ve çalışma içinde gelişen kayıt teknikleri de projenin diğer çıktıları oldular.



Hangi dönemlerde ve nasıl zamanlarda çalıştınız? Halen devam ediyor musunuz?



Metro ile ilgili çalışmalarımın bütününden bahsedersek bu iş 2008 yılı Aralık ayında metroda gerçekleştirdiğim bir kurgu çalışmasına kadar uzanır. Ama şu anda sunduğum bu proje kapsamında “izinli” olarak deklanşöre ilk bastığım tarih 29 Ocak 2010.



Çalışmam kış, ilkbahar ve yaz aylarını kapsadığı için, çalışma tarihi aralığının da isabetli olduğunu düşünüyorum.



Projemin takriben ortalarına geldiğimde, sürenin yeterli olup olmayacağı konusunda kuşkularım vardı ama 15 Haziran 2010 tarihinde saha çalışmasını tamamladığımda, ek bir süreye ihtiyacım olmadı.



Sonuç olarak, belirlediğim hedeflere ulaştım ve metroda fotoğraf kaydetmek benim için sona erdi. Çalışmamı bitirmeye karar vermenin beni hüzünlendirdiğini itiraf etmeliyim ama bir işin zamanı geldiğinde noktalanması gerektiğine inanıyorum. Şimdilerde, şehrin diğer bir yakasında sürdürdüğüm projelerimin içindeyim.



Metro insanı dersek, sizin cümleleriniz ile gözlem ve deneyimlerinizi alabilir miyiz, oradaki ruh halleri ve insan davranışlarına dair?



Anket çalışmalarımda, metroyu mezara benzetenlere, hatta metro’dan korkanlara rastladım. Kimi de metroyu eğlenceli buluyordu. Hız düşkünü olduğu için metroyu seven birine bile rastladım.



Anket sorularında (metro ne renktir, hangi müzik türü ile bağdaşır v.b.) karşılaştığım farklı cevaplar kimi zaman beni şaşırtsa da; insanların sahip olduğu farklı algıların onların yaşamlarını nasıl etkilediğini deneysel olarak görmemi sağladı. Ayrıca; farkında olunmasa da metro ulaşımı sağlarken, şehir insanını şehrin gürültüsünden biraz da olsa kurtarıp, onun nefes almasını sağlayan bir araç.



Karşılaştığım kimi durumlar, metronun ulaşımı sağlarken kendine göre yaşamlar barındıran ve besleyen bir yer olduğunu gösterdi. Tıpkı metroda tanıştığım Hasan’ın metro ile ilişkisi gibi”¦ Belirli bir alanı fotoğraflamaya çalışırken önüme geçerek, makinemin görüşünü kapattığı zaman fark ettim Hasan’ı. Önce bir arkadaşını bekliyor sandım ve gitmesini bekledim. Gitmedi, zaman zaman turnikeye uzanıp orada bırakılan boş biletlere bakıyordu. Bu adam bu biletleri ne yapıyor olabilirdi merak edip, sordum. Elimde makineyi fark edince çekindi önce, sonra anlattı ayaküstü. Kirasından, çocuklarından ve hayatta tutunmaya çalıştığından bahsetti. Hasan, yolcuların bitirip attığı biletleri alıyordu ve bu biletlerin 75 dakika içerisindeki yeniden kullanımından faydalanıp, tasarruf ediyordu”¦



Anlatacaklarımı Nietzsche’nin fotoğrafa bakış açımı çok etkileyen şu sözü ile bitirmek istiyorum; “Bir şeyi güzel halde tecrübe etmek, onu mecburen yanlış yaşamak demektir”.

Röportaj: Levent Yıldız



Ankara Metrosu


Ankara Subway


A.Tufan PALALI



Bu fotoğraflar 2009-2010 yıllarında, Ankara metrosunda* kaydedildi.


Bir gün, metro ve yolcuları arasındaki ilişkiye daha yakından dahil olabilmek için metro ve yolcularını fotoğraf makinemle kaydetmeye karar verdim.


Farklı mevsim ve saatlerde gerçekleştirdiğim bu kayıtlarda kimi zaman kendi bakışımdan sıyrılıp, çevreye günlük bir yolcu gözüyle bakmaya çalıştım.


Bu işi, bir kayıtçı olmanın yanında kimi zaman bir istatistikçi, bir anketör ve bir araştırmacı olarak sürdürdüm.


Şimdi, yeryüzüne çıkma zamanı”¦


Elbette fazlası var ama bir an önce sözü fotoğraflara bırakmak istiyorum. İşte ilk seri”¦



*Ankara metrosu; Ankara’da metro (yer altı treni); şehrin iki farklı bölgesine yolcu taşıyan “ankaray” ve “metro” isimleri ile anılmaktadır.




All these photographs have been taken in the Ankara Subway* in 2009 and 2010.


One day I wanted to get a closer view of the relationship between the subway and its passengers and so I decided to record this relationship with my camera.


In these photographs, taken in different seasons and times of the day, I tried to separate myself from my own perspective and look through the eyes of a regular daily passenger.


I carried out this work not only as a recorder of images but also as a statistician and surveyor.


Now, it’s time to go out into the world”¦


There is, of course, much more to say but I want to leave the speaking to the photographs; so here is the first series”¦



*Ankara subway; In Ankara there are two subway systems, the “Ankaray” and the “Metro” carrying passengers to two different regions of Ankara




Author: A.Tufan Palalı


www.tufanpalali.blogspot.com


Translator: Tuğba Gücer


Editor: Cathryn Bond Hoard
































FOTORİTİM ARŞİVİNDEN

A.Tufan Palalı : Göz Göze





Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

A.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara MetrosuA.Tufan Palalı : Ankara Metrosu

David Dector : Tek Fotoğraflık Film


For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



TEK FOTOĞRAFLIK FİLM


THE MOVIE OF ONE SHOT


David Dector





Sadeliği nedeniyle siyah-beyaz fotoğrafçılığı tercih ediyorum. Bana göre iyi bir siyah beyaz fotoğraf yapmak iyi bir renkli fotoğraf yapmaktan daha kolay. Siyah beyaz fotoğrafın algımıza doğrudan hitabetmesini seviyorum.



Belgesel fotoğrafçılıktan beklenen şeye inanmıyorum. Bir fotoğrafta “gerçeklik” diye bir şey yoktur. Her kare kendi gerçekliğini yaratır ve sonunda gördüğümüz şey, sınırsız olasılıkların sadece bir tanesidir. Fotoğraf yapmak alışılmış nesnelerle sonsuz doğaçlama yapmak gibidir.



Daha önce söylediğim gibi; iyi fotoğrafçılık tek karelik film gibidir. Şu anda fotoğrafta aradığım şey yalnızca “gizemdir”.



Siyah-beyaz Kodak film tri-x 400, t-max 400, t-max 3200 kullanıyorum, kendim banyo ediyorum. Nikon F90x, FM2 ve Leica M7 kullanıyorum.Lens tercihim 24 mm ve 35 mm. Hiç bir zaman flaş kullanmam. Var olan ışık benim için çok kıymetlidir.



Kendimi en yakın hissettigim fotoğrafçılar:


Sebastiao Salgado


Eugene Richards


Michael Ackerman


Mario Giacomelli


Jindrich Streit





I choose black-and-white photography because of its simplicity. In my opinion it’s easier to make a good black-and-white photo than a good color photo. I also love that direct way a black-and-white image makes to our perception.



I don’t believe in what is supposed to be documentary photography . There is no such thing as “reality” in a picture. In each frame photograph creates its own reality, and what we finally see is the only one of infinite possibilities. Making photos is like endless improvisation with familiar objects.



Once I said that good photography is like a movie made of one shot. Now what I look for in photography is only “the secret”. I use b/w Kodak film tri-x 400, t-max 400, t-max 3200, I develop myself. Nikon cameras F90x and FM2 and Leica M7. Preferable lens – 24 mm and 35mm. Never use a flash. The magic of available light is too precious to me.



The photographers I feel closest to are:


Sebastiao Salgado


Eugene Richards


Michael Ackerman


Mario Giacomelli


Jindrich Streit



Çeviri (translation by) : Berna AKCAN






















David Dector
1961’de Moskova’da doğdu.
1975’den beri Kudüs’te yaşıyor.

David, İslami çalışmalar yaptığı Hebrew Üniversitesi’nden mezundur.


2006’da fotoğrafçı Julia Komissaroff ile birlikte Kudüs Fotoğrafçılık Semineri’ni açtılar.


David, fotoğrafçı ve karate öğretmeni olarak çalışmaktadır.




David Dector was born in Moscow in 1961.


He has lived in Jerusalem since 1975.


David graduated from Hebrew University where he did Islamic Studies.


The photographer has travelled around Asia. He writes poetry and short stories.


In 2006 together with the photographer Julia Komissaroff they opened the Jerusalem Seminar of Photography.


David works as a photographer and а karate teacher.



www.daviddector.com






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

David Dector : Tek Fotoğraflık FilmDavid Dector : Tek Fotoğraflık FilmDavid Dector : Tek Fotoğraflık FilmDavid Dector : Tek Fotoğraflık FilmDavid Dector : Tek Fotoğraflık FilmDavid Dector : Tek Fotoğraflık FilmDavid Dector : Tek Fotoğraflık FilmDavid Dector : Tek Fotoğraflık FilmDavid Dector : Tek Fotoğraflık FilmDavid Dector : Tek Fotoğraflık FilmDavid Dector : Tek Fotoğraflık FilmDavid Dector : Tek Fotoğraflık FilmDavid Dector : Tek Fotoğraflık FilmDavid Dector : Tek Fotoğraflık FilmDavid Dector : Tek Fotoğraflık FilmDavid Dector : Tek Fotoğraflık Film

Zafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli Kenti



Mardin: Güneydoğu’nun Gizemli Kenti


Zafer Buna




Serüvenim başlayalı bir yıl oldu. 2 saate yakın süren uçak yolculuğunun sonlarına yaklaştığımda yoğun bir toz bulutunun ardından sarı – yeşil tonlarındaki Mezopotamya görünüyor. Uçaktan dışarı adım attığımda yüzüme vuran sıcak yel ile kendime geliyorum. Neyse ki birkaç gün sonra dağılan toz bulutunun ardından Mezopotamya ovasının tüm güzellikleri gözler önüne çıkıyor.




Ovadan şehre doğru baktığımda yüksek bir tepenin yamacına kurulmuş, heybetli bir görünüşü olan şehir gelen misafirleri selamlar gibi duruyor”¦ Gelmeden önce yaptığım araştırmalardan aklımda kalan ilk satırlar doğruluğunu gösteriyor. “Gündüz seyranlık, gece gerdanlık”¦” Havanın kararmasıyla o güzel gerdanlık ortaya çıkıyor. Mardin kalesini neredeyse çepeçevre saran şehir, ışıkların yanması ile gerdanlığını sergilemeye başlıyor.




Fotoğraf meraklılarının asla aç kalmayacağı bu şehir, öncelikle eşsiz mimarisi ile sizleri büyülüyor. Dar sokakları, taş evleri, medrese, kilise ve camileri ile tarihe tanıklık eden bu medeniyetler beşiği, son yıllarda kabuğunu kırarak hızla ilerleme kaydetmeye devam ediyor.






Anadolu yaylasının güneydoğu ve doğu sınırları içinde yer alan ve doğunun diğer büyük illerinden Diyarbakır’a yakın olan Mardin ve çevresi, Avrupa ile Asya’nın doğal geçidi olarak Diyarbakır’dan daha fazla jeopolitik öneme sahip bir konumda yer alıyor. Bulunduğu konum itibariyle birçok devlete ev sahipliği yapmış olan Mardin zaman içerisinde bir medeniyetler beşiği olarak farklı kültürlerin bir araya geldiği adeta bir açık hava müzesi haline gelmiş.




Ermeni mimar Lole’nin eseri olan postane binası, şehre gelen misafirlerin öncelikli durağı. Geçtiğimiz bahar aylarından itibaren Artuklu Üniversitesi tarafından Turizm İşletmeciliği ve Uygulama Oteli olarak kullanılmaya başlanmış.





Mardin’in en eski camisi olan Ulu camii, Artuklu döneminden kalma eşsiz başka bir eser. 1885’te meydana gelen depremde iki minareden bir tanesi yıkılmıştır.




Mardin’in tarihi yapılarının en büyüklerinden olan Kasımiye Medresesi, aktif olduğu dönemde pozitif bilimlerin öğretildiği bir eğitim merkezi olarak kullanılmış. Mardin genelinde olduğu gibi bu mimari yapıda da Artuklu etkisi oldukça belirgin.





İki katlı olarak inşa edilen medresenin avlusunda küçük bir havuz bulunuyor. Medresede eğitim öğretimin devam ettiği yıllarda, yıldızların havuz üzerindeki yansımasından faydalanılarak astronomi dersleri verilmiş. Halk arasında havuzu besleyen çeşmenin “Hayat Çeşmesi” olduğuna inanılıyor. Suyun çıkması ile birlikte hayat başlar, havuza giden yolda gençlik orta yaş ve yaşlılık dönemleri yaşanır. Havuzdan çıkan su Mezopotamya’ya dökülerek toprağa karışıyor.





1385 yılında inşa edilen Zinciriye medresesi doğu ve batısında kenarlarında dilimli kubbeleri olan anıtsal kapılarıyla, cami, türbe ve diğer ek yapılarıyla oldukça geniş bir alana yayılarak Mardin’in diğer simge yapılarından biri olarak çıkar karşımıza.




Eski postane binası gibi bu medrese de Mardin Artuklu Üniversitesi tarafından kullanılmaya başlanmış.




Eski postane binasının karşısında yer alan Şehidiye Camii, şerefeye çıkarken çift merdivenleri ile helezonik yapıdadır. Cami yanındaki çay bahçeleri şehre gelen ziyaretçilerin bir numaralı dinlenme yeri olup uçsuz bucaksız ova manzarasında içilen mırraların tadı kolay kolay unutulmaz.




Mor Mihayel Kilisesi 185 yılında inşa edilmiştir ve hala bozulmadan günümüze kadar gelmiş bölümleri bulunmaktadır.




Muhteşem mimarisi ile dikkat çeken Deyrul Zafaran Manastırı bugün de Süryani Kilisesi’nin önemli dini merkezlerinden biridir. Mardin Metropoliti’nin ikametgâhı olan Manastır, dünyanın dört bir yanına dağılmış Süryaniler tarafından dua ve bereket almak için ziyaret ediliyor. Aynı zamanda yılın her bölümünde binlerce yerli ve yabancı turist, kısa veya uzun bir yol kat ederek Manastır’ı ziyaret ediyor.




Mardin’deki Süryani nüfusun büyük bir bölümü Midyat ilçesinde ve köylerinde yaşıyor. Bu sebeple Midyat’ın köylerinde sıklıkla kiliselere rastlamak mümkün. Dargeçit yolu üzerinde Anıtlar Köyü’nde eşsiz mimarisi ile görenleri büyüleyen ve halen aktif olarak kullanılan Meryem Ana kilisesi bunlardan sadece biri. Ziyarete gittiğinizde köyün gençleri sizlere gönüllü olarak rehberlik ediyor.






Yıllar boyunca bu semalarda kilise çanları, ezan sesleri beraber yankılanmış. İlk kez bir paskalya bayramını burada izleme imkânım oldu. Güneşin ilk ışıklarıyla birlikte kilisede ayin başlıyor. Herkes en şık kıyafetleri ile gelmiş. Bir kaç saat sonra biten ayin sonrasında sokaklarda bir telaş”¦ Bir akşam önceden özenle hazırlanan yumurtalar dağıtılıyor. Kimisi sade, kimisi büyük bir özenle boyanmış. Her zaman olduğu gibi bayram heyecanını en çok çocuklar yaşıyor. Sokak aralarında kapıları çalan küçük gruplarla karşılaşıyoruz. Ayaküstü yaptığımız tatlı sohbetlerde şunu öğreniyorum; Burada paskalya bayramında Müslümanlar Süryanileri ziyarete giderek sevinçlerini paylaşırmış. Aynı şekilde Süryaniler de diğer dini bayramlarda Müslümanlara ziyarete gelirmiş”¦





Ve sokaklar, insanlar”¦ İki yıldır burada pek çok misafir ağırladım. Oluşan ortak düşünce şu oldu: “Beklediğimizin üzerinde.” Fotoğraf için girip çıkmadığımız yer kalmadı, her defasında hoş geldiniz denerek kabul edildik, bardak bardak çaylar ikram edildi. Herkes memnun olarak ayrıldı. Paylaşmayı bilen, paylaşmayı seven insanlarla tanıştık. Zöhre ana bunlardan sadece bir tanesi. Midyat sokaklarında tandır başında karşılaşıyoruz Zöhre Ana ile. Yanında bulunan komşusu söylediklerimizi tercüme ediyor. Daha yeni pişmiş ekmeklerden bir tanesini hemen bölüştürüyor bizlere.





Mardin sokaklarında çocuklar gönüllü birer model. Size rehberlik yapmak, civarı gezdirmek için birbirleri ile yarışıyorlar.




Bakırcılar çarşısını ilk kez gezenler için farklı bir modeldir Süleyman Amca. Takım elbisesi, şapkası, elindeki sarı tespihi, rekor kıracak pala bıyıkları ve ciddi duruşu ile hemen dikkatleri üzerine toplar.




Pek çok yer gezmiş, dön dolaş yine kürkçü dükkânına dönmüş. Gülmeye küsmüş neredeyse”¦ Bir gün doğru zamanda deklanşöre basıp çektiğim fotoğrafını hediye ediyorum. Aradan bir buçuk ay geçiyor. Mardin’e ziyarete gelen bir fotoğrafçı arkadaş Süleyman Amca’yı fotoğraflıyor. Elinde fotoğrafı, derin düşüncelere dalmış bir halde”¦




Sıcaklar bastırınca evlerde durulmuyor. Damların üstünde devam ediyor hayatlar”¦




Dar sokaklarda çeşitli kapı örnekleri mevcut. Kâh Türkçe kâh Arapça yazıların bulunduğu kapılarda farklı farklı taş işçiliğinin örneklerini görmek mümkün.





Mardin’de irili ufaklı çok sayıda örneği bulunan abbaralar, aynı ailenin farklı parsellerini ve sokakları birbirine bağlar. Genellikle aile isimleriyle anılır.




Bu karanlık geçitlerden geçip de “Bir evin misafir odasının altından geçtiğinizi” duyduğunuzda hayranlığınız bir kat daha artar bu gizemli şehire”¦




Mardin’in en önemli simgelerinden biri güvercin. Kentte yaklaşık üç bin kişi güvercin yetiştiriyor. Bunun üçte ikisi meraktan güvercin beslerken, üçte biri ise ticari amaçla bu işle ilgileniyor.




Güneş batmaya dönünce evlerin üstlerinde özenle yetiştirilen kaliteli güvercinleri bulmak mümkün. Saatlerce havada kalması, taklacı olmasıyla neredeyse bir araba fiyatına alıcı bulabiliyor.




15 ırkı bulunan Mardin güvercinini almak için yurtiçinde büyük şehirlerden gelenlerin yanı sıra Suriye, Suudi Arabistan, Almanya hatta Dubai’den gelen müşteriler mevcut.




Dar sokaklara araç giremediği için pek çok eşya eşekler ile taşınıyor. Belediyeye ait “Kadrolu Eşekler” mevcut. Sokak başlarında biriken çöp yığınları bu eşeklere yüklenerek toplanıyor.




Bıttım, melengiç ve defne”¦ Mardin’den ayrılmadan önce alınması gereken sabun çeşitleri. Özellikle Bıttım sabunu saç dökülmesini önleme özelliği ile yoğun bir talep görüyor. Yabani fıstık (Bıttım) yağından üretilen ve tamamen doğal olan bu sarı renkteki sabun pek çok devlet başkanı ve ünlü kişilerce özel olarak sipariş ediliyormuş.




Gelişen teknoloji ile birlikte ayakta kalmaya çalışan mesleklerden biri de bakırcılık. Uzun yıllardır babadan oğla aktarılarak gelen bu mesleği tekrar canlandırmak için yoğun bir çaba söz konusu. Sosyal Destek Programı (Sodes) projesi kapsamında bu işi öğrenerek sürdürebilecek gençler yetiştirilmeye çalışılıyor.




Vakti zamanında Müslüman ve Hıristiyanlar beraber yaparmış bu işi. Sabah namazının ardından başlayan çalışma günbatımına kadar sürermiş. Artık usta sayısı yok denecek kadar az, pek çok ürün el işçiliği ile değil kalıplara döküm yapılarak kolayca imal ediliyor. Bu durum da mesleğin günden güne gerilemesine sebep oluyor.




Şahmeran efsanesinin çıkış yeri Mezopotamya. Mardin’de de bu efsaneye güçlü bir inanış var. Bakır tepsilere veya cam üzerine işlenen Şahmeran figürünü evlerin duvarlarındaki süslerde ya da çay tepsilerinde görmemiz mümkün.




Kısaca gümüş tel işleme sanatı anlamına gelen “telkari”, ince tel haline dökülen gümüşün bükülmesiyle oluşturulan küçük motiflerin bir araya getirilmesi ile yapılan, tümüyle el işçiliğine dayalı bir sanattır. Telkari sanatı ile yaygın olarak kolyeler, yüzükler, bileklikler, tütün kutusu, sigara ağızlıkları, aynalar, tepsiler, kemerler, küpeler, anahtarlıklar, isimlikler, düğmeler ve vazolar yapılabiliyor.




Saç teli inceliğindeki altın veya gümüş teller ile yapılan bu eserler, ince işçiliği ve büyük bir ustalık gerektiren tasarımlarıyla tüm bayanların gözdesi.




Mardin ve Midyat ilçesi, telkarinin doğup büyüdüğü yer olarak hafızalarda yerini çoktan kazımış durumda. Sayıları bugün bir elin parmakları kadar azalan ustalar, sanatı yaşatmak ve geleceğe taşımak için çalışmalarını sürdürüyor. Her el sanatı gibi gün geçtikçe kan kaybeden Telkari Sanatı’na Mardin Valiliği destek veriyor. Sanatın sürekliliğinin sağlanması için ilde genç ustalar tarafından işlenen telkariler, Avrupa’daki moda evlerine kadar götürülecek. Böylece geleneksel el sanatı, broşür dağıtımından uluslararası fuarlara kadar birçok hizmetten faydalanmış olacak. Bugün el kalemi ile parlatma işlemi Mardinli ustaların bir geleneği olarak devam etmektedir.








Zafer BUNA Hakkında



1983 Çanakkale, Ezine ilçesi, Geyikli Beldesi doğumlu İlk ve orta öğrenimini Geyikli’de, lise öğrenimini de Çanakkale’de tamamladıktan sonra sınıf öğretmenliği bölümünde okumak üzere İzmir’e yerleşti.4 yıllık eğitim sonrasında Anadolu yollarındaki macerası başladı. Afyon, Manisa, Mardin’de görev yaptı.


Zafer Buna



İlk makinesini 2007 yılında aldıktan sonra fotoğraf eğitimlerini tamamlayarak yavaş yavaş ilerlemeye başladı. Hızlı akıp giden hayat içerisinde gözüne takılan belgesel ve manzara karelerini fotoğraflamakta. Halen Mardin’de sınıf öğretmeni olarak görev yapmaktadır.


zaferbuna@yahoo.com






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Zafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli KentiZafer Buna : Mardin, Güneydoğu’nun Gizemli Kenti

Marti ve Miano: Fotoğrafçılık ve Dalış Onların Tutkusu




Marti ve Miano: Fotoğrafçılık ve dalış onların tutkusu.


Online olarak bize dünyadaki maceralarını anlatıyorlar.



Marti ve Miano (Martina Gambirasi and Massimiliano Muratore) Cenovalı genç ve dalgıç bir çifttir. 2000 yılından beri evliler ve dünyayı keşfe o zaman başlamışlardır.



Pek çok ülkeyi ve zemini araştırdılar; geniş Avustralya’nın küçük bir parçasını (Queensland), Costa Rica’daki Fernando de Noroha adasını ihmal etmeden Brezilya’nın bir kısmının (Ceara) denizden denize uzunluk ve genişliğini, bir kaç kez Kızıl Deniz’i (Mısır, Suudi Arabistan ve Sudan), Endonezya’nın güzel Sulaweshi adalarından Bali, Flores ve görülmeye değer Komodo Marine Park’ı, artık Batı Papua olarak adlandırılan vahşi ve uzak Irian Jaya’yı, cennet takımadaları Raja Ampat’ı, Filipinler’in bazı adalarını ve Cebu Adasındaki şaşırtıcı Moalboal yarımadasını, Boholl’un ötesindeki ufacık ve eşsiz Balicasag Adalarını, fantastik Apo adasını ve Negros adalarındaki Dumaguete’i, Mindoro adasındaki Puerto Galera’yı, Maldivler’deki küçücük Asdu’yu, Male North, Male South, Ari North, Ari South ve Rasdoo’yu, güzel Malezya ve Borneo takımadalarını (tabii ki Mabul, Kapalai ve Sipadan dahil), Fransız polinezyasına ait emsalsiz sekiz adayı (Tahiti, Moorea, Huahine, Raiatea, Tahaa, BoraBora, Rangiroa, Tikehau), Tayland’ın hemen hemen heryerini, ve tabii ki harika Akdenizimizin büyük bir bölümünü…



Bu seyahatleri için valizlerinde balıkadam kıyafetleri, paletler, maske ve tabii ki fotoğraf makinası bulunmakta. Birkaç yıllığına rafa kalkmış bu aile tutkusu hayatın garip cilvesiyle beklenmedik şekilde yeniden hayata geçti. Özetle; bu, dalgıçlar arasında yetişen Martina’nın, kocası Massimiliano ile tanıştıktan sonra dalmaya geri dönüşünün hikayesidir.



Güzel yerlere seyahat ve keşfetmeye dair büyük arzuları, denize ve onun sonsuz güzelliklerine olan sevgileri onları kendi “sualtı” siteleri olan SCUBACQUEANDO’yu tasarlayıp kurmaya yöneltti.



Internet sitesinin amacı; dalış tutkunları için sadece bir referans olmak değil, aynı zamanda kitle turizmi tarafından daha az rağbet edilen yerlere gitmek isteyenler için haber ve bilgi koleksiyonu oluşturmaktır.



SCUBACQUEANDO’da onların seyahatlerinin hikayelerini bulabilirisiniz. Ve okurken, karada ve sualtında çekilmiş pek çok fotoğrafla onları yeniden yaşama şansına sahip olabilir, onların dalış maceralarından keyif alıp gezegenimiz üzerindeki en güzel dalış noktalarına nasıl ulaşabileceğinizle ilgili haberler ve faydalı bilgiler edinebilir, deniz biyolojisi ve orada burada keşfedilmiş çeşitli antikalarla ilgili bazı notları görebilirsiniz.



SCUBACQUEANDO kesinlikle, Marti ve Miano gibi maceraya ve sadeliğe seyahat etmeyi seven, yöre halkı arasında bulunmaktan hoşnut olan kişilere hizmet eden bir internet sitesidir.



SCUBACQUEANDO, 2.0 kullanıcı alanıyla; üyelerinin işlerinin reklamını yapabildikleri, fotoğraflarını yayınlayabildikleri, gerçek bir web topluluğuyla iletişim kurabilecekleri ve dalış gibi deneyimlerini paylaşabilecekleri bir foruma ve tatil seyahatlerini organize edebilecekleri bir kısıma, Sualtı Fotoğrafçılığı ve Sualtı Safarisine ayrılmış bir bölüme sahip, online olarak dalış dünyasında alışveriş yapabilecekleri ve sadece online olarak daha fazlasını bulabilecekleri bir internet sitesidir.




Çeviri (translation by) : Berna AKCAN



Marti ve Miano




Marti and Miano: photography and diving, their passions.


On-line tell us about their adventures around the world.



Marti & Miano (Martina Gambirasi and Massimiliano Muratore) are a young couple of divers from Genoa, married since 2000, when it also began their great adventure around the world!



They have explored many countries and their backdrops, such as a small part of the extensive Australia (Queensland), a portion of Brazil (Cearà) without neglecting the island of Fernando de Noronha, Costa Rica in length, breadth , from sea to sea, the Red Sea (Egypt, Saudi Arabia and Sudan) several times, the beautiful Indonesian islands of Sulawesi, Bali, Flores and the spectacular Komodo Marine Park, the wild and remote Irian Jaya, now called West Papua and the wild and remote Irian Jaya, now called West Papua and Raja Ampat, the archipelago of paradise; some islands of the Philippines and the amazing Moalboal Peninsula on Cebu Island, the tiny and superlative Balicasag Island off Bohol, the fantastic Apo Island and Dumaguete on the island of Negros, Puerto Galera on the island of Mindoro; the very small Asdu in the Maldives, Male North, Male South, Ari North, Ari South and Rasdoo; the beautiful peninsular Malaysia and Borneo, including of course Mabul, Kapalai and Sipadan; eight islands of incomparable beauty belonging to French Polynesia (Tahiti, Moorea, Huahine, Raiatea, Tahaa, BoraBora, Rangiroa, Tikehau), almost all of Thailand and of course a good part of our wonderful Mediterranean Sea!!



Wetsuit, fins, mask and camera of course these are the baggage with which to turn their travels. A family-dormant passion for some years but which, for those strange cases of life, back to relive unexpectedly. In summary this is the story of Martina, brought up in an environment of divers, and returned to diving after meeting with her husband, Massimiliano.



Driven by the desire to share their immense desire to travel and discover wonderful places and their growing love for the sea and its infinite wonders, have designed and built their “underwater” website: SCUBACQUEANDO.



The website aims to be not only a reference for lovers of diving, but also a collection of news and information for those wishing to travel to places less frequented by mass tourism.



On SCUBACQUEANDO can indeed find the stories of their journeys “do-it-yourself” and not… and through the readings you will have the chance to relive them with the many photographs that they have taken in land and under the water, you can enjoy their adventures in the diving world, learn news and useful information about diving and how to reach the most beautiful diving locations on the planet, know some notes of marine biology and various curiosities that have discovered wandering here and there.



SCUBACQUEANDO is certainly a website that has much to offer to all those who love to travel as Marti & Miano into adventure and simplicity and appreciate the pleasure of being among the local people, all seasoned with a minimum of spirit of adaptation.



SCUBACQUEANDO is a website 2.0 with a User space as all the members who will have the opportunity to advertise their business and also publish your photos, a Forum where you can communicate and share experiences like diving into a true Web Community, a section where you can organize your Travel Vacation, a space dedicated to Underwater Photography and the Underwater Photo Safari, a Shopping area where you can easily make purchases on-line targeted to the world of diving and a lot more than you can only find online!




www.scubacqueando.com


























Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Marti ve Miano: Fotoğrafçılık ve Dalış Onların TutkusuMarti ve Miano: Fotoğrafçılık ve Dalış Onların TutkusuMarti ve Miano: Fotoğrafçılık ve Dalış Onların TutkusuMarti ve Miano: Fotoğrafçılık ve Dalış Onların TutkusuMarti ve Miano: Fotoğrafçılık ve Dalış Onların TutkusuMarti ve Miano: Fotoğrafçılık ve Dalış Onların TutkusuMarti ve Miano: Fotoğrafçılık ve Dalış Onların TutkusuMarti ve Miano: Fotoğrafçılık ve Dalış Onların TutkusuMarti ve Miano: Fotoğrafçılık ve Dalış Onların TutkusuMarti ve Miano: Fotoğrafçılık ve Dalış Onların TutkusuMarti ve Miano: Fotoğrafçılık ve Dalış Onların TutkusuMarti ve Miano: Fotoğrafçılık ve Dalış Onların TutkusuMarti ve Miano: Fotoğrafçılık ve Dalış Onların TutkusuMarti ve Miano: Fotoğrafçılık ve Dalış Onların TutkusuMarti ve Miano: Fotoğrafçılık ve Dalış Onların TutkusuMarti ve Miano: Fotoğrafçılık ve Dalış Onların TutkusuMarti ve Miano: Fotoğrafçılık ve Dalış Onların TutkusuMarti ve Miano: Fotoğrafçılık ve Dalış Onların TutkusuMarti ve Miano: Fotoğrafçılık ve Dalış Onların TutkusuMarti ve Miano: Fotoğrafçılık ve Dalış Onların Tutkusu