Kategori arşivi: AĞUSTOS 2011 SAYISI – AUGUST 2011 ISSUE

Mehmet Günyeli : Kader Denizi




KADER DENİZİ


Mehmet Günyeli




Mehmet Günyeli ve Bejan Matur’un “Kader Denizi” başlığı altında sunduğu sergi İstanbul 2010 Avrupa Kültür başkenti Sanat Limanı’nda 2010 Temmuz ayında, Ankara Cer Modern’de 2011 Ocak ayında izleyicinin beğenisine sunuldu.



Günümüz dünyasının en ağır dramlarından olan Mültecilik konusunu işleyen sergi, Mehmet Günyeli’nin soyut fotoğrafları ve Bejan Matur’un bir tragedya gibi kurguladığı şiirlerinden oluşuyor. Kaçak göçmenleri taşıyan tekneleri soyut bir anlatım diliyle belgeleyen fotoğraflara, Matur’un şiiri eşlik ediyor.



Mehmet Günyeli’nin, minimal fotoğraf diliyle oluşan kareler, kaçak göçmenlerin terk ettikleri teknelerin üstündeki renkli boya izlerini içeriyor. Bu renkli ve soyut izler kaçak göçmenlerin çok farklı kültürleri ve adsızlığı ile örtüşüyor. Görsel malzemenin sağladığı dolaylı ve şiirsel anlatım izleyicinin zihninde bu kadersizliğe ilişkin kalıcı izler bırakmayı amaçlıyor.



Günyeli ve Matur’un işbirliği, günümüzün siyasal ve ekonomik krizlerinin bir sonucu olan “insan ticareti” denilen bu suça ortak eleştirel bir bakış öneriyor.



Sergi 54. Venedik Bienali sırasında, Venedik’te Beral Madra ve Vittorio Urbani’nin küratörlüğünde sanata tahsis edilmiş kutsal bir mekan olan Oratorio di San Ludovico’da, uluslararası izleyicinin dikkatine sunuluyor.





Kader denizi


Hiçliğin


Ölümün.





Çünkü bu deniz,


Taşıyacak bizi.



Çünkü melek,


Gelecektir.





İnsan, karşılaşma içinde olandır


Sınırdır çünkü


Ve ölüm.





Çünkü merhamet,


Kıyıdan alınmıştır


Dalganın soluğundadır


Merhamet.


Yaklaşmadıkça


İncelen,


Yeryüzüdür.





Bütün sabahların


Ruh içre olduğu.


Bütün meleklerin


Kanatlandığı


Ve tüketmediği


Oluşu.


Bu deniz


Kanat seslerinden sağır


Çeker insanı.


Derinlere çekerek


Ruhu başlatır.


Ve ilk olana bağlar.


İlk olanın sebebine.


Taşların yüzünde


Buğdaylar gülümsüyor.


Taşların yüzünde


El olan arzu



Durmadan varılan yer,


Bir kıyı değildir artık!





Kıyıya yüzün


Diyor kaptan!


Bu bir emir


Değildir!


Bir vaat bu


Duyun.


Size verilmiş


Tek şey.


Dünya kıyıda olandır çünkü.


Size gösterilen değil.


Kaptan gidin diyor


Geleceğiniz orada


Burada değil”¦





Kaderin diziminde başlayan


Ve hedefe ilerleyen


Büyük hata bu.





Çünkü kaymakta olan yer


Ayaklarımızdan çok önce


Ruhlarımızdan kaymıştır.





Ve kaptan


Yüzün kıyıya diyor


Gidin”¦


Çünkü kollar


Yönelir hayata.


Nefesin kanatlarıdır kollar.


Kudret tükendiğinde


Artık derinlere çağıran


Soluğun


Duasıdır.


Kabarcıklar arasında


Büyüyen


Uzak kıtaların aç soluğudur.


Gözdür kabarcıklar arasında


Bize eşlik eden.





Şimdi melek


Kanatlarını çekiyor


Varlığımdan.


Beni ölüme taşıyacak


Gelmiş!







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Mehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader DeniziMehmet Günyeli : Kader Denizi

Asena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür Yaşa



For English: Please Scroll Down and Read the Page ↓



ÖZGÜR YAŞA!




Hapşırdı bir kadın. İrkildik… Hapşırana “Özgür yaşa” diyenin sesi ile… Cezaevinde ‘Çok Yaşa’manın değil ‘Özgür Yaşa’manın daha değerli olduğunu anlayan bir grup kadının arasında, ne kadar şanslı üç kadın olduğumuzu anladık o an”¦



Cezaevi idaresinin onlara meslek kazandırmak yaşamlarını anlamlı kılmak için yapmış olduğu faaliyetleri görüntülemeye çalıştık elbet. Ama idare ne kadar çaba sarfederse sarfetsin onlar için kafes, altından da olsa kafesti işte!



Her ne kadar bedenen yer almasalar da her bir fotoğraf karesinin ardında, annelerine verilen cezayı çeken ve dünyayı cezaevinden ibaret zannederek büyüyen onlarca çocuğun ürkek bakışlarını ise hafızalarımızdan silmek kolay olmayacak”¦



O kadınları belki kendileri, belki de kader mahkum etmişti, kim bilir? Sormadık hi甦 Önyargısız çektik ve hak eden herkes için “Özgürlük” diledik bu karelerde”¦



Çalışmada yer alan fotoğrafçılar ”Altınoran düşünce ve sanat platformu” üyesidir.




LIVE FREE!*




A woman sneezed. And we got startled”¦ by sound of the one saying “Live free!” That moment, amongst a group of women who realized that “Living free” is more vital than “Living long” in prison; we realized how lucky three women we were”¦



Of course, we tried to view the activities organised by the prison’s administration to provide them with occupation, and make their lives meaningful. However, no matter what the administration does, the prison was still a cage even if it was made of gold!


Although they won’t exist physically, it won’t be easy to erase from our memories, behind each frame the timid looks of tens of children, who served their mothers’ sentence, and grew up thinking that the world consisted of the prison”¦



Who knows, themselves or perhaps their fates imprisoned those women? We didn’t ask it anymore”¦ We shot without prejudice, and wished “Freedom” for everyone, in these frames”¦



*In Turkey people used to say “Çok yaşa (Live long – or Long live)” meaning “God bless you”, to one who sneezes.





























Nazan GÖKKAYA



Küçük bir Anadolu şehrinde doğdum. Sinemaların tiyatroların olmadığı, sergilerin açılmadığı bir dönemde büyüdüm. Fikirlerinden ve dünya görüşünden çok etkilendiğim, hayatımın en değerli insanı yeğenim Arda ile on yıldır yaşadığım Adana’da fotoğraf ile tanıştım. Değerli hocam Haluk Uygur’un ileri fotoğraf teknikleri ve felsefesi atölyesini bitirdim.Altınşehir Adana dergisinde yazılarım yayınlanmakta.



Fotoğrafı; Farklılıkları ve farkındalıkları sağladığı, sıradanlığı ortadan kaldırdığı, bazen bir fotoğraf projesi ile “özgürlüğü” bazen ücra bir köyde yaşlı bir teyzenin hayat hikayesi ile “yaşamı” öğrettiği için çok önemsiyorum.




I was born in a small Anatolian city. Grew up in a period devoid of Cinemas, Theatres and Galleries. I was introduced to photography by my most valued nephew Arda who’s ideas and world perspective I admire greatly. I then attended the studio of my esteemed teacher Haluk Uygur who has a very refined photograph technique and philosophy.



I have high regard for photography, because sometimes with a photoghraphy project it has taught me “to be free” and somtimes with the lifestory of an old lady in a remote village it has taught me about “life”.




Asena AVLUK



1977 Kadirli/Osmaniye doğumlu.



Adana barosuna kayıtlı olarak avukatlık yapmaktadır. Ünlü fotoğrafçı Dorothea Lange’in “Bir kişi, yarın sanki kör olacakmışçasına fotoğraf makinesini kullanmalıdır.”sözünü okuduğu anda, hayattaki bazı anlara kendi bakış açısını ekleyerek, ölümsüz kılmak istediğini fark edip, fotoğraf sanatına merak sardı… Adana Barosu Fotoğraf Kulübünde aldığı temel eğitimin ardından, 2008 yılında AFAD 90. Dönem temel eğitim kursunu tamamladı. Sn. Harun Topal’ın BAKAÇ-2 fotoğraf atölyesini ve ardından Sn.Haluk Uygur’un İRİS Temel Fotoğraf ve Sanat Felsefesi atölyelerini tamamlayarak çeşitli karma sergiler için fotoğraf üretti. Halen Altın Oran Düşünce ve Sanat Platformu bünyesinde fotoğraf çalışmalarına devam etmektedir.




Born in 1977 in Kadirli, Osmaniye.



She practices Law in Adana. Became interested in photography the minute she read the quote by famous photographer Dorothea Lange that “A person needs to use a camera as if they will become blind the next day”, and felt by adding her perspective to certain moments in life can make a lasting impression. After receiving a course with the Adana Bar Association Photography Club, she further completed the 2008 AFAD 90.Donem basic photography course. She then attended Harun Topal’s BAKAC-2 Photography Studio followed by Haluk Uygur’s IRIS Photography and Art Philosophy Studio and upon completion created numerous photos for combination gallery displays. She continues her photography work at Altin Oran Creativity and Art Platform.




Zülal ELMALI



1969 yılında K.Maraş Andırın’da doğdu. 1996 yılında Adana Barosuna kayıt olarak başladığı avukatlık mesleğini halen sürdürmektedir. Fotoğrafa 2008 yılında AFAD 90.Dönem Temel Fotoğraf Eğitimi ile başladı, ardından Harun Topal’ın Bakaç-2 atölyesine katıldı.




Born in 1969 at K.Maras Andırın. Was accepted in to the Bar at Adana 1996 and still continues to practice law to the present day. Took up photography in 2008 with AFAD 90. Donem Basic Photography Course, and followed on at Harun Topal’s Bakac-2 Studio.






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Asena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür YaşaAsena Avluk, Nazan Gökkaya, Zülal Elmalı : Özgür Yaşa

Avukat Özlem Bora ile Fotografta Telif ve Etik Konulu Söyleşi



AVUKAT ÖZLEM BORA İLE FOTOGRAFTA “TELİF” VE “ETİK” KONULU SÖYLEŞİ




Fotografla tanışıklığınızın nerede ve nasıl başladığını, nasıl bir seyir izlediğini ayrıntılı olarak öğrenebilir miyiz?



1991 yılından beri Ankara’da avukatlık yapıyorum. Avukatlık mesleği, belli bir disiplini gerektiren ve duygusallığı kaldırmayan bir meslek. Türkiye’nin önde gelen şirketlerinin avukatlık işlerini ve danışmanlığını yapıyorum. Bir taraftan da icra avukatıyım. Zor ve hata affetmeyen bir işiniz olunca, nefes alma ihtiyacı hissediyorsunuz. İşimin zorluklarından bir an olsun uzaklaşmak için, hobi olarak fotoğrafçılığa başladım.



Önce, AFSAD’da Temel Fotoğraf Eğitimi ve Karanlık Oda eğitimi aldım. Ardından Gökhan BULUT Soyut Fotoğraf Atölyesi’ne katıldım. Dijital fotoğraf konusunda Melih ÖZBEK’den, fotoğrafda kompozisyon konusunda da Hüseyin TÜRK’den ders aldım. Yurtiçi ve yurtdışında birçok karma sergi ve fotoğraf gösterisine katıldım. Eşimin de fotoğrafla ilgilenmesi ve mühendis yönüyle fotoğrafın teknik konularına hakimiyeti benim işimi çok kolaylaştırdı. Zamanla tatillerimiz fotosafarilere dönüştü. Fotoğraf benim için hem işimin bir parçası, hem de vazgeçilmez bir tutku olarak hayatıma renk katıyor.



Bir hukukçu olarak “Telif” konusuna eğilmenizde şaşılacak bir şey yok elbette. Ne var ki, telif konusuna ilginiz; bu konuda seminerler verip, söyleşiler gerçekleştirerek, fotografçılara son derece hayati önemi olan çok yararlı bilgileri taşıma gayretine dönüşünce, hiç şüphe yok ki herkes nezdinde ve elbette ki bizim görüşümüzce, samimi bir övgüyü ve teşekkürü fazlasıyla hak etmiştir. Hal böyle iken, fotograf merakına ilişkin serüveniniz yanında, “telif” konusunu bu derece ciddi ele almanız konusunda güdüleyici, itici faktörler neler oldu, bu araştırma ve hazırlıklara ilişkin gelişmeler nasıl gerçekleşti?



Öncelikle, güzel sözlerinizden dolayı teşekkür ediyorum. Günümüzde yazıdan çok görsel malzeme tüketilmektedir. Bir gazete ortalama 90 adet fotoğraf ile çıkmaktadır. Okuyucu gazetenin her makalesini okumasa dahi, her fotoğrafına muhakkak göz gezdirmektedir. Sosyal paylaşım ağlarında her salisede çok sayıda görsel malzeme el değiştirmektedir. O fotoğrafın kim tarafından üretildiği konusu üzerinde hiç durulmamaktadır. Ne yazık ki fotoğraf ihlalleri çoktur ve fotoğrafların izinsiz ve isimsiz kullanılması konusuna yeteri kadar önem verilmemektedir. Bu duruma dijital fotoğrafçılığın henüz çok yeni olması da etkendir. Dijital fotoğrafçılık, fotoğrafın kopyalanmasını inanılmaz boyutta hızlandırmıştır. İnsanımız henüz dijital fotoğrafçılık ile meşguldür, ancak dijital fotoğrafçılığın sıkıntıları ile er ya da geç karşılaşacaklardır. Bu bağlamda hem fotoğrafçı, hem de avukat kimliğimle, tarafıma danışanların haklarını öğrenince çok şaşırdıklarını itiraf etmeliyim. Profesyonel fotoğrafçılarda dahi haklarını bilmeyen ve aramayanların sayısı o kadar çok ki. Fotoğrafların ne büyük zorluklarla üretildiğini bildiğim için, hakkaniyet duygum beni bu konularda çalışmaya ve araştırma yapmaya sevk etti.




Özlem Bora


Şu ana dek, telif-etik konularına ilişkin nerelerde seminer verdiniz, Seminerlerinize ilgi nasıl? Düşündüğünüz, arzu ettiğiniz yahut olması icap eden bir kalabalığa ulaşabiliyor musunuz? Seminerleri izleyici bakımından değerlendirebilir misiniz? İlgi az ise, neden? İlgi yoğun ve kalabalık ise, neden? İlgiyi yahut ilgisizliği neye bağlıyorsunuz?



Günümüzde bilginin paylaşılması çok önemli. Benim avukat ve fotoğrafçı olarak iki ayrı kimliğimle yıllardır edindiğim bilgi ve tecrübeyi paylaşmak gibi bir misyonum var. Bu misyon aynı zamanda bir mutluluk kaynağı. AFSAD, FSK, Dijital Akademi ve AFSAK’da seminerler düzenledik. Seminerlere ilgi, iyi bir boyutta. Ben bir nevi koruyucu hekimlik yapıyorum. Yani, fotoğraf çekerken nelere dikkat edilmesi gerekli ve çekmiş olduğumuz fotoğrafdan para kazanma amacı güdüyorsak, hangi konuların üzerinde durulmalı gibi konular üzerinde duruyorum.



Özellikle fotoğraflanan kişilerin hakları konusunda çok soru alıyorum ve her seminerde şaşırtıcı birçok sorunla da karşılıyorum. Bu bağlamda bilgi düzeyime katkı verdiği için ve karşılıklı bilgi paylaşımı olduğu için bu tür seminerleri çok önemsiyorum. Bu konuda ciddi bir boşluk olması, hukuki konuların fotoğraftan da anlayan bir kişi tarafından gündeme getirilmesi ilgiyi artırıyor. Fotoğrafın izinsiz ve isimsiz kullanımı çok yaygın olduğu için ve amatör ya da profesyonel birçok fotoğrafçı haklarından haberdar olmadıkları için ilginin giderek artacağını düşünüyorum.



Ülkemizde pek çok insan kendi hakları konusunda yeteri kadar ilgili ve bilgili değil maalesef, ancak başımızdan kötü bir tecrübe geçtiği zaman bilgilenmek ve profesyonel yardım almak zorunda kalınıyor, sanatın bir dalı olan fotografla uğraşan bizlere Telif ve Telif Hakları ile ilgili olarak neler söylemek istersiniz, bu konudaki hukuki düzenlemeler ilk ne zaman yapılmış, ülkemizde durum nedir?



1910 tarihli Hakkı Telif Kanununda fotoğrafla ilgili bir düzenleme bulunmamakta idi. Sadece fotoğrafla ilgili değil, resim, heykel gibi güzel sanat eserleri ile ilgili de bir düzenleme bulunmamakta idi. Fotoğraf eserleri ile ilgili asıl düzenleme 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) ile başlamıştır. Ayrıca, haksız rekabet hükümlerine göre Türk Ticaret Kanunu ve Borçlar Kanunu’na göre fotoğraf korunmaktadır. Ülkemizde hukuki boyutta fotoğrafın sanat olduğu bir gerçektir. Fotoğraf eseri, yaratıcısının hayatta olduğu sürece korunduğu gibi, ölümünden itibaren de 70 yıl boyunca koruma altındadır.



Ayrıca, telif tazminatı hakkında da bilgi vermek isterim. Şöyle ki, fotoğraf eseri sahibinin yazılı izni olmadan kullanılırsa FSEK 68. maddeye göre rayiç bedelin üç katı tutarında tazminat talep edilebilir. Burada rayiç bedel takdir edilirken varsayımsal sözleşme bedeli dikkate alınır. Yani, fotoğrafı çeken kişi kendi rızası ile fotoğrafı o çalışmada mesela bir kitap kapağında kullanılmasına izin vermiş olsa ve bu konuda bir sözleşme yapmış olsa idi, sözleşme bedeli ne olurdu? İşte bu rayiç bedelin 3 katına kadar tazminat talep edebiliyorsunuz. Ayrıca manevi tazminat talep edebiliyorsunuz. Talep edilen maddi ve manevi tazminata faiz işletilmesini talep etmek de yasalarımıza göre mümkün. Tabii ki, fotoğrafınız izinsiz olarak kullanıldığı için eylemin durdurulmasını ve mahkeme kararının da gazetede yayınlanmasını isteme hakkı vardır.



Fikir ve Sanat Eserleri kanununda tanımlanan eser ve eser çeşitleri ile ilgili bilgi verebilir misiniz, fotoğraf hangi tür eser olarak kabul edilmiştir?



5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 1.maddesinde eser kavramı tanımlanmış olup, ilim ve edebiyat eserleri, musiki eserleri, güzel sanat eserleri ve sinema eserleri; eser olarak kabul edilmiştir. Kanunumuza göre, fotoğraf, sahibinin hususiyetini taşıyorsa ve estetik unsurlar içeriyorsa, güzel sanat eseri olarak kabul edilmektedir. Eğer fotoğrafta estetik yoksa, ancak teknik ve ilmi mahiyet taşıyorsa ilim ve edebiyat eseri olarak kabul edilmektedir. Ayrıca belirtmek isterim ki, eser mahiyetinde olmasa dahi FSEK 84. maddeye göre fotoğraf koruma altındadır. Görüldüğü gibi Türk Hukukunda fotoğrafta ciddi bir koruma sözkonusudur, diyebiliriz.



Fotoğraf eseri tescili nereden ve nasıl yaptırılabilir?



Deklanşöre bastığımız andan itibaren, fotoğraf üzerindeki haklarımız başlar. Fotoğrafın tescil zorunluluğu yoktur. Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu tescil makamı olarak Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı göstermiştir. Fotoğraf tescil ettirmek istenirse ilgili Bakanlıkta bir taahhütname imzalanıp, bir bedel (2011 yılı için TL.77,44 dır) ödenerek fotoğrafın tescili mümkündür.Tescil edilmekle copyright (c) işaretini de fotoğraflarınızda kullanabilirsiniz. Fotoğrafın noter kanalı ile de tescili mümkündür. Bir fotoğrafın tescili, hak doğurucu değildir. Başka bir ifade ile ispat açısından hüküm ifade eder.



Ülkemizdeki meslek birlikleri hakkında bilgi verebilir misiniz?



Ülkemizde meslek birliği olarak GESAM’ı örnek verebiliriz. Fotoğraf hakkında çok ihlaller ve ihtilaflar olduğu halde, çok az sayıda durumun yargıya taşındığını görüyoruz. Bu tespit; fotoğrafçının bilgi eksikliği ile daha organize çalışmak gerektiğine ve güçlerin birleştirilmesinin gerekliliğine işaret ediyor bence.



Bildiğiniz gibi pek çoğumuz internetteki paylaşım sitelerinde, kendi web sayfamızda vs. fotograflarımızı paylaşıyoruz ve paylaştıktan bir süre sonra da başkalarınca kopyalanıp, kullanılıp kullanılmadığını takip etmiyoruz veya edemiyoruz, bu konuyla ilgili neler söylemek istersiniz, fotografçılar olarak nelere dikkat etmeliyiz?



Bu konuda bir kısım bilgisayar programları var, ancak henüz çok pahalı. Zamanla internette her şeyin takibinin çok kolaylaşacağını düşünüyorum. Halen de elektronikte her şey bir iz bırakmakta ve teknik takibi mümkün kılmaktadır. Sosyal paylaşım ağları olsun, kişisel yazışmalarda olsun, fotoğraflarınızı paylaşırken özellikle düşük çözünürlükte hazırlayın ve isimlerin silinmesi çok kolay olsa da isimsiz fotoğraf yüklemesi yapmayın. Bir de çok önemli bir konu, fotoğraflarınızı paylaşmak konusunda cömert olmayın. Bırakın biraz arşivinizde fotoğraflarınız biriksin ve değerlensin. Tabii ki bu konu gündem ile ilgili fotoğraflar için geçerli değil. Zira o tür fotoğraflarda eskime söz konusu olur. Bir de fotoğrafın alenileşmesi dediğimiz bir konu var. Yani, fotoğrafı paylaştığınız andan itibaren fotoğraf alenileşir ve hukuken koruma başlar. Fotoğrafı paylaştığınızda özellikle takip etmek ve iz sürmek gerekiyor.



Fotografçının ilgi alanına giren konulara ilişkin, kamu veya özel hakların yeterince bilinmediği aşikâr. Örneğin, gezdiğimiz gördüğümüz yerlerde üzerinde fazlaca düşünmeden, hiç tereddüt göstermeden rastgele insanların fotograflarını çekiyoruz. Onların da hakları olduğu, olabileceği pek akla gelmedi bu güne dek. Konu olarak aynı zamanda insan eliyle yapılmış bir zenaat ürünü, bir mimari yapıt, bir yontu, bir tablo da seçilmiş olabilir. Fotografçının konu olarak seçtiği insan, sanat-mimari eser, zenaat ürünü, yahut kamuya dair başka bir şeyin hakları konusunda bilgi aktarabilir misiniz? Her iki durumda da, fotografçıyı kısıtlayan, yahut kısıtlaması gereken şeyler nelerdir? Fotografçı nelere özen göstermelidir?



Fotoğraf çekerken dikkat edilmesi gereken kurallar olarak çekim tekniği, doğru pozlama, netlik, kadraj gibi teknik konular ile kompozisyon, renk gibi estetik konular ilk akla gelen konulardır. Oysa ki, çekim sırasında sorgulanması gereken bir önemli konu da; tespit edilmiş olan fotoğrafın yasal olup, olmadığıdır.



Misal olarak, askeri bölgelerde güvenlik sebebiyle fotoğraf çekimi yasaktır. Toplantılarda ve yürüyüşlerde genel olarak fotoğraf çekilebilir. Ancak kişilik haklarına saldırı mahiyeti taşıyan bir fotoğraf ya da fotoğraf altı yazısı hukuken korunamaz. İzinsiz fotoğraf çekmek, sınavda fotoğraf çekmeye benzer. Özellikle, FSEK 86.maddeye dikkat çekmek isterim. FSEK 86.maddesine göre eser mahiyetinde olmasa dahi bir kişinin izni olmadan fotoğrafının çekilemeyeceğini düzenlemiştir. Aksi halde BK 49 ve TCK 197 ve 199. maddeleri uygulanacaktır. Ayrıca özel hayatın gizliliği gibi önemli konularda TCK’da birçok hüküm bulunmaktadır.



Teleobjektif ile çekilen portre çekimlerinde net alan derinliğinin düşük olması ve kişinin haberi olmadığından, en doğal halinin yakalanması sözkonusu olduğundan, etkileyici fotoğraflardır. Ancak, sıradan bir vatandaşı dahi fotoğraflarken izin alınması gerekliliği vardır. Gizli kamera, teleobjektif ve elektronik müdahalelerde, yasa hükümleri ve etik kurallar asla unutulmamalıdır. Misal olarak, fotoğrafın esaslı bir unsuru ile ilgili değilse, kadraj düzenlemesi, başka bir ifade ile crop hoş görülebilir. Ancak fotoğraf birleştirilmesi ile kişilik haklarına ve özel hayata müdahalede bulunursanız kendinizi yargı karşısında bulabilirsiniz.



Fotoğrafçının konu olarak bir mimari eseri ya da sanat eserini seçmiş olmasında da, o eserlerin de FSEK kapsamında korunduğunu unutmamak gerekir. Her somut olayda fotoğraflanan kişi ya da nesnenin hukuki boyutu değerlendirilmelidir.



Eser sahibi telif hakkı olarak belirleyeceği bedel ile ilgili olarak hangi hususları dikkate almalı, bu bedel için belirlenmiş bir alt veya üst limit var mıdır?



Pozlama, netlik, kadraj gibi teknik konular ile kompozisyon, renk gibi estetik konular incelenerek kompozisyon ve konu değerlendirilmesi de yapılarak serbest piyasada taraflar fotoğraflarının mali boyutunu tespit ederler. Burada bir sınırlama yoktur ve konuyu arz – talep dengesi olarak düşünmek gerekir.



1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 27. maddesi uyarınca herkes vücuda getirdiği her türlü bilim, edebiyat ve sanat eserlerinden doğan manevi ve parayla ölçülebilir menfaatlerinin korunmasını isteme hakkına sahiptir.



Fotoğraf eseri sahibinin yazılı izni olmadan kullanılırsa FSEK 68.maddeye göre rayiç bedelin üç katı tutarında tazminat talep edilebilir. Burada rayiç bedel takdir edilirken varsayımsal sözleşme bedeli dikkate alınır. Yani, fotoğrafı çeken kişi kendi rızası ile fotoğrafı o çalışmada mesela bir takvimde kullanılmasına izin vermiş olsa ve bu konuda bir sözleşme yapmış olsa idi, sözleşme bedeli ne olurdu? İşte bu kıstasa göre telif tazminatı hesabı yapılmaktadır.



Son dönemlerde yaşanan bazı hukuki problemler fotografçıların insan fotografı çekerken iki kez düşünmelerine veya geri adım atmalarına yol açtı. İnternette de çeşitli sözleşmeler dolaşmakta. Bu sözleşmelerden kimini siz de incelemişsinizdir muhakkak. Sözünü ettiğimiz türden sözleşmelerin sağlam temelleri olduğu söylenebilir mi? Eksikleri varsa nelerdir? Sakıncalı yönleri varsa nelerdir? Nasıl bir model sözleşmesi yapılmalı. Önereceğiniz bir model sözleşmesi varsa, bizimle ve fotograf kamuoyuyla paylaşır mısınız?



Özellikle sözleşmelerin internetten indirilip, kullanılmasına karşıyım. Çünkü çoğu tercüme sözleşmeler ve Türk Hukuku’na uymadığı için ileride ciddi sıkıntılar yaratabilir. Arşivimde lisans ya da model sözleşmeleri de dahil fotoğrafla ilgili birçok sözleşme bulunmakta, ancak her somut olayda olayın özelliliğine uygun sözleşme yapılması gerekir. Bu durum, bir doktorun hastayı görmeden ilaç yazmasına benzer. Uzmanlardan görüş alınması çok önemli.



Avrupa’yı, Amerika’yı, Japonya’yı yahut Dünyanın başka yerlerini dikkate aldığımızda sanatta veya özel olarak fotografta “telif” – “etik” konularında hangi noktadayız? Başkaları (bizden daha çağdaş veya daha geride olanlar bakımından) nerede, biz neredeyiz? Bulunmamız gereken yere olan mesafemiz dikkate alındığında, neredeyiz? Daha ne kadar yol almamız gerek? Ne gibi hukuki düzenlemelere ihtiyacımız var? Mentalite olarak durumumuz nedir? Aşılması gereken merhaleler nelerdir? Lütfen hem hukuki bağlamda, hem de fotografçı olarak yaklaşımlarımız bağlamında bir durum değerlendirmesi yapıp, eksiklerimiz nasıl tamamlayabileceğimize ve hatalarımızı nasıl düzeltebileceğimize ilişkin görüşlerinizi paylaşır mısınız?



Kanadalı Portre fotoğrafçısı Napoleon Sarony fotoğrafçılığın telif hakkı gerektiren yaratıcı bir eylem olarak kabul edilmesi için ilk yasal savaşı başlatan kişidir. Çekmiş olduğu fotoğraf için 1884 yılında 12.000 ABD Doları tazminat alarak emsal teşkil etmiştir. Fikir ve sanat eserlerinin korunması ile ilgili ilk uluslararası metin 1886 yılında İsviçre’nin Bern kentinde imzalanmıştır.



Fotoğraf sanatı yönünden dünyaya baktığımızda, misal olarak Fransa’da sanat daha ön planda iken, Almanya’da daha çok fotoğrafın telif hakkı ön plandadır. Yani, her ülkenin kültür ve sanatsal yönü ile şekillenen bir tarihi vardır. Ülkemizde fikri hukukun gelişimi batıdaki gelişmeye benzer bir seyir izlemiş, ancak zaman itibariyle geç kalınmıştır. Bunun nedeni ise basım sanatı icrasının batıdan yaklaşık 300 yıllık bir gecikme ile kabul edilmesidir. Ülkemizde ilk matbaayı 1727 yılında İbrahim Müteferrika kurmuştur. İbrahim Müteferrika aslen Macar asıllı olup, sonradan müslüman olmuş, Osmanlı Devletinde çeşitli kademelerde önemli hizmetlerde bulunmuştur.



Günümüze dönecek olursak; özellikle son zamanlarda dijital fotoğrafçılığın gelişmesi, her eve bir fotoğraf makinesinin girmesi ve fotoğrafa ilginin artması ile fotoğraf bir ivme kazanmıştır. Bu konuda fotoğraf sanatı ile ilgili çalışan dernek ve kurumların da hakkını vermek lazım. Ülkemizdeki mevzuata baktığımızda ise fotoğrafın sanat olarak kabul edildiğini ve korunduğunu görüyoruz. Yasalarımıza göre, fotoğrafdan fotoğraf sanatçısının hayatı boyunca ve ölümünden sonra da 70 yıl boyunca mali yönden kazanç elde etmesi mümkündür. Bir hukukçu ve fotoğrafçı gözü ile yasalarımızda fotoğrafın ciddi anlamda korunduğunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim. Peki, sorun nerede? Sorun henüz fotoğrafçıların haklarını bilmemelerinde ve haklarını aramamalarında. Fotoğraf konusunda ihtilaflar ve ihlaller çok fazla, ancak mahkemelere baktığımızda çok azının mahkemelere yansıdığını, genelde sineye çekildiğini görüyoruz. Bu durum tabir-i caizse fotoğraf hırsızlığını teşvik ettiği için kabul edilemez. Dükkânını bir yangında kaybedene kadar çalışmış 40 yıllık esnaf babamın bizlere zaman zaman hatırlattığı bir söz var; “Gezen çakal, yatan kurttan daha iyidir”. Toplum olarak daha fazla çalışmaya, üretmeye, eğitime ihtiyacımız var. Gerçek bir fotoğraf sanatçısı, siyaseti de takip edecek, ekonomiyi de. Ayrıca, yasaları da özümsemiş olacak. İlla ki üniversite mezunu olunması şart değil. Ancak çok okuyan, çok düşünen ve çok gözlemleyen bir kişi iyi bir fotoğraf üretebilir.



Çoğunlukla aklımıza telif konusu gelir de, etik konusu daha fazla entelektüel bir alanmış gibi düşünülür. Oysa telif adıyla hukuki bir alt yapının oluşmasına neden olan da önemli ölçüde etik tartışmalarıdır. Bize bu konudaki görüşlerinizi açıklayabilir misiniz?



Fotoğrafın her alanında etik kurallar vardır ve tartışılmalıdır. Ben sunumlarımda özellikle bu kuralları tartışmaya açıyorum. Çektiği mantar fotoğrafının başkası tarafından çekilmemesi için üzerine basan kişiye doğa fotoğrafçısı denemez. Kuşların göç yollarını tehdit eden ya da yuva fotoğrafları çeken kişiye de kuş fotoğrafçısı denmesi zordur. Teleobjektifle ya da gizli kamera ile çalışan kişiye portre fotoğrafçısı denebilir mi? Amerika’da gökdelen tepelerine yuva yapan ve hayatını orada geçiren yırtıcı kuşların fotoğrafları hakkında dahi haklı olarak etik tartışmalar yapılmaktadır. Yarı evcilleşmiş aslanların fotoğraflarında gönül rahatlığı ile yaban hayatı fotoğrafıdır diyebilir miyiz? Sadece fotoğraf çekiminin değil, dijital manipülasyonların da kanunlara ve etik kurallara uygun olması gerektiği unutulmamalıdır. Misal olarak karısını öldürmekten yargılanan sporcu O. J. Simpson’un fotoğrafını mevcut ten renginden daha koyu bastığı için Time Dergisi ırkçılıkla suçlanmıştır.



Gazeteci Kevin CARTER’a 1994 yılında Pulitzer ödülü kazandırmış olan aç Sudanlı çocuğun içler acısı hali ve arka planda bekleyen akbabadan oluşan fotoğraf karesi, etik kuralların sorgulanması için iyi bir örnektir. Kevin CARTER bir gazeteci sorumluluğu ile bu fotoğrafı tüm dünyaya duyurmuştur. Ancak, gazetecinin o çocuğu neden kurtarmadığı konusundaki vicdan azabı, onu aynı yıl intiharla ölümüne kadar götürmüştür. Her şeyde olduğu gibi fotoğrafta da, etik kuralların sorgulanması gerektiğine inanıyorum.



Themis, Yunan mitolojisinde adalet tanrıçasıdır. Themis’in elindeki “Kılı甝 adaletin verdiği cezaların caydırıcılığını ve gücünü, “Terazi” adaleti ve bunun dengeli bir şekilde dağıtılmasını simgeler. “Kadın” olması bağımsızlığı ifade eder. Ayrıca tanrıçanın gözü bağlıdır, bu da tarafsızlığı ifade eder.



Amatör ya da profesyonel tüm fotoğraf tutkunlarının Themis’i ürkütmeden fotoğraf çekmesi asıl gaye olmalıdır.



Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ediyor, çalışmalarınızda başarılar diliyoruz. Son olarak ne söylemek istersiniz?



Ben teşekkür ediyorum. Dorothea Lange’in çok sevdiğim bir sözü ile sonlandırmak isterim; “Bir kişi yarın sanki kör olacakmışçasına fotoğraf makinesini kullanmalıdır.”




Söyleşi: Ebru TEKEREK ERTUĞ






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Avukat Özlem Bora ile Fotografta Telif ve Etik Konulu SöyleşiAvukat Özlem Bora ile Fotografta Telif ve Etik Konulu SöyleşiAvukat Özlem Bora ile Fotografta Telif ve Etik Konulu SöyleşiAvukat Özlem Bora ile Fotografta Telif ve Etik Konulu Söyleşi

Nehir Ağırseven : Emeğin Silüeti




EMEĞİN SİLÜETİ


Nehir Ağırseven




Artık tek fotoğrafın başarısı tarihe karıştı. Günümüzün çağdaş fotoğrafçıları artık uzun soluklu projeler peşinde koşuyorlar.



Doğru olan da bu değil mi? Fotoğrafçılığın kendisi de uzun soluklu ve disiplinli bir çalışmayı gerektirmiyor mu?



Günümüzün gelişen dijital teknolojisinin sağladığı imkânlara güvenip “iyi fotoğrafçı” olma sevdasına kapılanlar, hasbelkader çektikleri birkaç iyi fotoğrafın havasına ve yine şans eseri kazandıkları bir iki ödülün başarısının arkasına ahkâm kesme dönemi geride kalıyor.


Fotoğrafçılık, disiplinli bir çalışma ve üretim anlayışı ve kalıcı projeler gerektiriyor artık. Projesi olan, güzel bir konseptle bu çalışmasını sunabilenler ön plana çıkıyor.



İşte Nehir Ağırseven böyle bir çalışması ile dikkatleri çekiyor.“Emeğin Silüeti” hoş ve etkili bir seri olarak karşımızda”¦



Nehir Ağırseven, aylardır inşaat inşaat dolaşıyor. Işığı ve çalışma anlarını takip ediyor. Bu iş kolunda çalışan emekçileri diğer yönleriyle değil sadece silüetleriyle fotoğraflıyor. Çektiği fotoğraflar içinden titiz bir seçim ve işleme ile oluşturduğu çalışmaları benzer bir kurgu içindeve insanın gözünü okşayan bir anlayışla bizlerle buluşturuyor.



Bir emekçinin iş anındaki silüetlerinin nasıl da şematik bir etkiyle estetik ve şık görüntülere dönüşebileceğinin ders niteliğindeki örneklerini de veriyor bu arada bizlere.



İnşaatların onlarca kargaşasının içinde yakaladığı silüetleri titiz bir ayıklama ile gökyüzü ile bütünleştirip olağanüstü sadeleştirme örnekleri ile seyri keyif veren asılası fotoğraflara dönüştürüyor.



Hem hayatın içinden emeğin önemini vurgulayan ve hem de bunları fotografik bilgi ve anlayışla olağanüstü biçimsel ve renksel bütünlük içinde bize aktaran Nehir Ağırseven, işte seri çalışmaların insanı bıktırmadan daha da keyifli izlemelere dönüştürmesinin başarılı örneğini de gözlerimizin önüne sermeyi başarıyor.



Son dönem fotoğrafçılardan olmasına rağmen sabırla öğrenmeye ve kendini aşmaya çalışan Nehir Ağırseven, titiz kompozisyonları ve güçlü tekniği ile uzun soluklu başarının da müjdesini de veriyor.



Nehir Ağırseven’in burada sadece bir kısmını verdiğimiz “Emeğin Silüeti” projesinin önemli sergilere dönüşerek ses getirici bir çalışma olarak fotoğraf arenası içindeki yerini sağlamlaştıracağına inanıyorum.



Enver ŞENGÜL





















Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Nehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin SilüetiNehir Ağırseven : Emeğin Silüeti

Mustafa Karakaya : Göçkuşağı




Merhaba,


Montajı üzerinde çalışırken görüştüğümüz Nevin’in “Aşka Boyandım” klibini tamamlamışsınız. Çekimler nasıl geçti?



Kapadokya, her mevsim fotoğraf ve sinema ile ilgilenenlere güzel pozlar verir aslında. Fakat hala gereken özenin gösterilmemesinden şikayetçiyim desem yalan olmaz. Eğer bu eşsiz doğal film platosu kendi haline terk edilirse, buralarda belki de yapay platolar kurulması kaçınılmaz olacak. Çok iç karartıcı bir giriş oldu herhalde ama maalesef birilerinin dikkatini çekmek gerekiyor. Yakın zamanda Türkiye’de dört ilde sinema ve film komisyonları kurulacak. Artık bu sektör de kurumsallaşma yoluna girdi diyebiliriz.





Nevin’in klip çalışmasına az da olsa değinecek olursak; herkesin bildiği peribacaları ile iç içe bir çekimden kaçındım doğrusu. Kapadokya bölgesinin sinema, dizi sektöründe ve medyada sık sık yer bulduğu peribacaları dışında en az onlar kadar değerli bulduğum taş evleri var. Klibin ana sahneleri de işte böyle bir evde geçiyor. Daha çok görselliğin ön plana çıktığı klibin ana temasını, ilahi aşkı arayan bir kişinin feryatları oluşturuyor. Bu arada klibin Power Turk müzik kanalında yayınlandığını da belirtmek istiyorum




“Herkes sinema yapabilsin, bu iş sinemacıların elinden alınsın” diyorsunuz. Nasıl olacak bu?



Öncelikle sinema ve telif hakları genel müdürlüğü, zaten piyasada tanınmış ve ilk filmlerini çekebilmiş yönetmenlere değil de bir şeyleri başarmış fakat ilk filmlerini bir türlü çekemeyen yönetmen adaylarının elinden tutarak olabilir. Yani bu iş birilerinin tekelinden artık çıkmalı. Ben ‘herkesin söyleyeceği bir söz vardır’ diye düşünüyorum. Kimi bunu bale yaparak dile getirir, kimisi de heykel. Fakat söyleyeceği sözü olanların elinden mutlaka tutulmalı…



Yerinde duramayan ve mevcut hal ile yetinmeyen bir kişiliğiniz var. Bundan sonraki hedefiniz nedir; uzun metraj bir çalışma mı?



Sınırlarımı aşmak istiyorum. Devamlı düşünce halindeyim. Üretmek, artık yaşam felsefem haline geldi. Bağımsız çalıştığım için projelerimin tüm aşamalarında ister istemez yer alıyorum. Bir yönetmen sadece oyunla ilgilenir. Eğer oyuncunu o gün sete gelip gelemeyeceğini düşünürse konsantrasyonu bozulabilir. Buraya nereden geldim? 24 nisanda ilk uzun metraj sinema filminin ilk iki sahnesini çektim. O gün sabah saatlerinde filmde kullanacağım otobüsün çalışıp çalışmadığını kontrol ettim. Otobüsün konaklayacağı benzin istasyonunun sahibi ile görüşmeye gittim. Kafam kazan gibi, patlamak üzereydi. Bir yandan çekim senaryosunu yetiştirmem gerekiyordu. Çabuk yaşlanacağım galiba…




Fotoğraf bir yönetmen olarak size neler kattı?



1999 yılında Marmara Üniversitesinde sinema eğitimime başlarken, hocalarımız bir slr fotoğraf makinesi almamızı istediler. Belli sayıda fotoğraf karelerinden bir olay örgüsü anlatmak sinema ve fotoğrafı buluşturmamı sağladı. O zamanlar dia çekiyorduk. Filmli fotoğraf makinelerinin bitişine ve dijitalin her şeye bir anda hakim oluşuna tanık oldum. O geçiş döneminde okul sürecimi tamamladım. Bir saniyelik film görüntüsünün oluşması için 24 kare fotoğraf çekmemiz gerektiğini söylemek biraz klişe olacak ama fotoğrafın her şeyin temeli olduğunu anlamak için bunu söylemeden geçmemem gerekiyor heralde. Fotoğraf, bana videonun o sınırsız imkanlarını ‘har vurup harman savurmamam’ gerektiğinin öğretti. Beni gereksiz uzayan planlardan korudu diyebilirim. Anlatmam gereken olayı ya da olguyu fotoğraf sadeliğinde anlattırdı bana.




Belgesel daha çok ilginizi çekiyor diyebilir miyiz? Canlandırma belgesel ne demek? Seyircinin daha çok merakını ve alakasını çeken bir tür diyebilir miyiz?



Türkiye’de bu ayrımı genel anlamda maddi imkansızlıklar belirliyor. Fakat Avrupa ve özellikle Amerika’da kısa film ve belgesel için Türkiye şartlarında bir uzun metraj sinema filmi kadar bütçe ayrıldığına şahit oluyorum bazen. Bu da can sıkıcı bir durum. Mübadele ile ilgili bir dönem filmi yapamadığım için belgesele 1920’lerde geçen bir sahne serpiştirdim. Bu da filmi, belgesel ve kurmacanın birleştiği ‘doküdrama’ denilen bir alt türe oturttu. Tabi belgesel sinema bir yerden sonra tekdüzeliğe düşebiliyor ve seyirciyi kaybetme ve anlatmak istediğinizi aktaramama gibi sorunlarla karşılaşıyorsunuz. Bu olumsuzluğu farklı yöntemler kullanarak giderebilirsiniz. Ben canlandırma belgeseli seçtim; festival ve yarışmalarda, filmden sonra jüri üyeleri ve seyircilerle yaptığım sohbetlerde de bu yöntemin belgesel sinemada daha çok kullanılması gerektiği sonucuna vardım.




Göçkuşağı’nı çekmek zihninizde nasıl oluştu ve nasıl hayata geçirdiniz?



2008 yılında, doğduğum şehirden, 1924 yılında zorunlu göç nedeni ile Yunanistan’a giden rumların torunlarının yaşadığı, Selanik’in ilçe belediyesi olan Neapoli Belediye Başkanının daveti ile başladı her şey. Balkan festivaline gittik. Dört kişilik Türk kafile, otobüsün geri kalanı ise atalarının topraklarını ziyarete gelmiş Yunanlılar. Meriçi geçerken çok heyecanlıydım. Detaylara girmek istemiyorum anlatacak çok şey var aslında. 1924 yılında Konya Sille’den göç etmiş (o zamanlar yedi yaşında) Anastasi Leptidu ile evinde sohbetimiz projenin başlama noktasıdır diyebilirim. O günleri ve yaşananları onun ağzından dinledikten sonra mübadelenin öteki yüzünü oluşturan Türkler hakkında bir araştırma yapmaya karar verdim. Türkiye’ye döndükten hemen sonra birinci kuşak Türk mübadilleri bulmak üzere, neredeyse Nevşehir ve Niğde’de gitmediğim köy ve kasaba kalmadı. İnsanlardan genelde duyduklarım ‘keşke beş sene önce gelebilseydin’ oldu. Artık birinci kuşak mübadil bulmak neredeyse imkansız gibiydi. Bulduklarımdan bazılarının kulağı işitmiyordu, bazıları ise hafızasını tamamen yitirmişti. Röportaj yapabileceğim beş kişiyi belirledim ve sonra çekim aşaması. Burada bize sonsuz yardımlarda bulunan rehberimiz ve dostumuz Dimitri’nin adını anmadan geçmek istemiyorum.



Çekimleri nerelerde yaptınız?



Röportajları Nevşehir ve Niğde’nin kasaba ve köylerinde yaptık. Canlandırma çekimlerini ise Nevşehir Ürgüp’e bağlı Mustafapaşa kasabasında gerçekleştirdik.




Belgeseldeki küçük oyuncu kimdir? Nasıl çalıştınız birlikte?



Sezen, oyunculuk konusunda hiç bir deneyimi olmayan, fakat ne istediysek harfiyen yerine getirebilen bir çocuk. Adeta büyümüş de küçülmüş bir havası var. Çok fazla gülmüyor diğer çocuklar gibi çocuksu bir duruşu yok. Yüzündeki ifadeden çok etkilendim. Beni çok fazla yormadı ayrıca. Bir kaç deneme çekiminden sonra sette hiç yabancılık çekmedi. Tabi burada ailesi ve abisi Ahmet’in destekleri yadsınamaz.




Filmler için müzik biraz sıkıntılı olabiliyor. Bu konuyu nasıl seçiyor ve çözüyorsunuz? Amatör müzik yapan gruplara bu konuda iletmek istedikleriniz olabilir mi?



Kısa film ve belgesel yapmaya çalışanların karşısına çıkan en büyük problemlerden birisi müziktir. Eğer filme özgün bir müzik yapmak isterseniz, hele bunun içerisinde bir de akustik kayıtlar varsa işler giderek zorlaşacak demektir. Kısa film ve belgesel alanında çalışan arkadaşların genelde maddi sıkıntıları vardır. Bu yüzden profesyonel bir stüdyoya girip kayıt yapmak da öyle her babayiğidin harcı değildir.



Akustik kayıt yapma taraftarıyım. Nitekim ‘Göçkuşağı’nda da bu böyle oldu. Klarinet, ud, mısır darbuka, keman, bağlama kayıtlarını akustik aldık. Tabi zaman zaman elektronik çözümlerden de faydalandık. Bu konuda hemen hemen bütün projelerimde benimle birlikte kafa yoran, filmlerimin müzik direktörlüğünü yapan Fuat kardeşime teşekkür etmeden geçmeyi düşünmüyorum. Müzik ve özellikle alt yapı konusunda doğuştan yetenekli.



Ben kısa film ve sinema yapmaya çalışanların müzikle ilgilenmesinin, onlara çok şey katacağını düşünüyorum. Diğer alanlarda (edebiyat, resim, fotoğraf v.s.) olduğu kadar müzik kulağının olması bir yönetmene elbette çok yardımcı olacaktır. Nitekim Nezih Ünen ‘Anadolu’nun Kayıp Şarkıları’nda’ olduğu gibi.



Eğer filme çok uygun düşen bir müzik keşfi yapılmışsa, kesinlikle müziğin sahibi ile iletişime geçilmeli. Üzerinde çalıştığım İran belgeseli için araştırma yaparken Debhka Fantasia adlı grubun bir parçasının filmin atmosferine çok uygun olduğunu fark ettim. Mail aracılığı ile iletişim kurdum. Müziği kullanmak konusunda izin aldım. Onlarda bana filmin ticari olup olmadığını sordular. Sonunda izni aldım. Bunun gibi alternatifler değerlendirilebilir.




Nevşehir’de olmak ve oradan bu çalışmaları yapmak, dışarıya açılmak zor oluyor mu?



64. Cannes Film Festivali’nde, görüntü yönetmenliğini üstlendiğim 18 dk. lık ‘OYUN’ adlı kısa film diğer beş kısa filmle birlikte yarışacak. Olaya buradan baktığımızda kişinin bulunduğu mekanın bir yere kadar önemli olduğunu bir yerden sonra yaratıcılığın kişinin kendisine kaldığını anlayabiliriz. Açıkçası İstanbul’da kaldığım on seneden sonra projelerime daha çok vakit ayırabildiğimi düşünüyorum. Bunun yanında kısa film, belgesel ve sinema sektörü, TV sektörü gibi (en azından) çabuk tüketilebilen bir sektör değil. Sürümü olmayan bir mecra. Bu yüzden projelerin olgunlaşma aşamasında kafanın dingin olması bence en önemli noktalardan birisi. Kapadokya, bu anlamda benim için çok önemli. Bir diğeri, artık mesafeler çok kısaldı. Nevşehir’den İstanbul’a sabah gidip akşam yemeğine tekrar geri dönebiliyorum.



Göçkuşağı için en çok ses getiren ve başarılar elde eden çalışmanız diyebiliriz belki de? Gösterimlere katıldınız mı? Nasıldı seyirci tepkisi ve size gelen yansımaları?



Film 4. Boston Türk Filmleri Festivali’nde gösterildi. Ardından Türkiye’de çeşitli ödüller aldı ve festivallere katıldı. JCI İstanbul Crossroads 4. Uluslararası kısa film festivalinde 1. oldu. Daha sonra Ankara’da düzenlenen 2. Rofife Kısa film festivalinde 1.lik aldı. Bunlar dışında da çeşitli dereceleri var. 12. Uluslararası 1001 Belgesel Film Festivali belgeselin en çok izleyici ile buluştuğu festivaldi. Çünkü en çok geri dönüşü bu festivalden sonra aldım. Göçkuşağı, bir yandan tüm dünya milletlerini ilgilendiriyor, daha dar kapsamda bakarsanız Rumları ve Türkleri ilgilendiriyor. Görünen öykü, Türklerin ve Rumların öyküsü gibi görünsede alt metinde vatanından koparılan ve zorla göçe tabi tutulan insanların hikayesi bu bir yerde. Hiç adil olmayan bir durum. Gösterimlerden sonra benim gibi düşünen insanlarla tanıştım ve bana belgeselin samimi olduğunu söylediler. Hatta belgeseldeki birinci kuşak mübadillerle birlikte seyircilerden, duygu yoğunluğu yaşayıp ağlayanlar bile olmuş.



http://www.facebook.com/video/video.php?v=1165539495934&comments


http://www.facebook.com/video/video.php?v=1167491544734&comments



http://www.facebook.com/video/video.php?v=1169413912792&comments





www.mustafakarakaya.net




Röportaj: Levent YILDIZ






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Mustafa Karakaya : GöçkuşağıMustafa Karakaya : GöçkuşağıMustafa Karakaya : GöçkuşağıMustafa Karakaya : GöçkuşağıMustafa Karakaya : GöçkuşağıMustafa Karakaya : GöçkuşağıMustafa Karakaya : GöçkuşağıMustafa Karakaya : GöçkuşağıMustafa Karakaya : Göçkuşağı

Damla Yedisan : Samatya




Ψαμάθεια, Psamatya, Samatya


Yazı: Onur Doğan


Fotoğraflar: Damla Yedisan




İstanbul’un Bizans’ı en iyi hatırlayan ve hatırlatan semti Samatya. Bir köşesine kıvrılmış, kaderine boyun eğen dar bir sokak; İçkalpakçı Çıkmazı. Bir tarafta dizilmiş iki-üç katlı eski evler, bir tarafta surlar, bir diğer tarafta da demiryolunu ayıran istinat duvarı.



Buranın tarihi, göçlerin tarihi aslında. Kim bilir kimler gelip kimler gitmiştir yüzyıllardır ama, son 60 yıla bakmak bile yetiyor göç acısını hissetmeye.



Önce 6-7 Eylül olayları vuruyor semti… Hala Rum ve Ermeni izlerini görmek mümkün ya evlerde, kendilerini görmek neredeyse imkânsız. O korkunç geceden sonra sürgün oluyor, evleriyle, dükkânlarıyla, kiliseleriyle beraber hatıralarını da bırakıp gidiyor gayrimüslimler. İstemeye istemeye…



Ama İstanbul bu, neresi boş kalmış ki burası kalsın? Bu sefer de doğudan; Mardin’den, Malatya’dan, Bitlis’ten, Diyarbakır’dan iş bulurum diye düşleyenler, köyü boşaltılanlar, hatıralarını ayrıldıkları yerde bırakıp, dolduruyor sokağı. Ama hemen hepsi memleketinin özlemini duyuyor. Onlar da sürgün ediliyor aslında, hayat koşulları tarafından. İstemeye istemeye yerleşiyorlar Samatya’ya.



Ama yine de, iyi kötü sürüyor burada hayat. İstanbul’un “fazla gelişmiş” karmaşasından uzak, herkesin birbirini tanıdığı, sokaklarda çocukların beraber oynadığı, bisiklete bindiği, kedilerin araba altında kalma korkusu olmadan özgürce gezindiği bir yer Samatya”¦ İşsizlik gırla, gelir seviyesi çok düşük ama çabalıyor insanlar tutunmak için. Pek çoğu İstanbul’da kalmak zorunda olduğundan, burada yaşamaktan memnunlar. Burası onların evi artık. Ama sürgün yine yaklaşıyor…



Kentsel Dönüşüm adı altında gerçekleşen tahribat ve yıkımdan, tarihi doku kadar insanlar da nasibini alıyor. Samatya da “listeye alınmış” durumda, bekliyor”¦ Üstelik bu sefer, o büyük geçmişten ne var ne yoksa süpürülecek gibi görünüyor.
























Damla YEDİSAN Hakkında



1986 yılında İstanbul’da doğdu. 2009’da İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-Sinema-Televizyon bölümünden mezun oldu. 2009-2010 arasında Galata Fotoğrafhanesi’nde belgesel fotoğraf eğitimi aldı. Çeşitli işleri karma sergilerde yer buldu. Dizilerde set fotoğrafçılığı yaptı. Şu sıralar ise freelance fotoğrafçılıkla uğraşıyor.



damla.yedisan@gmail.com


Damla Yedisan






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Damla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : SamatyaDamla Yedisan : Samatya

KAFSİD Kapadokya Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği




Kapadokya Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği (KAFSİD) Başkanı Mustafa KARAKAYA ile Röportaj



Röportaj: Füsun Demiray (TEKİN ERTUĞ ATÖLYESİ; Mayıs-Haziran 2011)


Fotoğraf Sanatı Kurumu (FSK) Derneği





Mustafa Karakaya (Fotoğraf: Özge Karakaya)




Derneğinizin yeni kurulan bir dernek olduğunu biliyorum, Kuruluş aşamasını ve derneğinizle ilgili kısa bir bilgi verebilir misiniz?




Evet derneğimiz çiçeği burnunda bir sivil toplum örgütü. 15.05.2008 tarihinde kuruldu. Dernek kuruluşunda aslında en büyük sıkıntımız ve bizi yavaşlatan şeyler dernekçiliği ve prosedürleri bilmediğimizden kaynaklanıyordu. Bu aşamada Sn. Sami Türkay’a derneğimize yapmış olduğu katkılardan ötürü sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Eğer onunla tanışmasaydık, belki de halâ çok gerilerde, kendi dünyamızda bir şeyler üretmeye çalışıyor olacaktık. Fakat Sami Bey Kafsid’in bir uç beyi olarak bize hizmet verdi ve derneğimizin ulusal boyuta taşınmasını sağladı.



Derneğimizin resmi sitesi www.kafsid.org ,sitede üyelerimizin portfolyoları yayınlanmakta ve istedikleri zaman fotoğraf ekleyebilmektedirler. Bununla birlikte yapılan çalışmalar ve etkinlikler de sitede duyurulmaktadır.



2 ayda bir yayınlanan etkinlik bültenimiz var.



Şu an derneğinize kayıtlı kaç üyeniz bulunmakta ve üyelik koşullarında neler aramaktasınız?



Şu an için 98 üyemiz var. Fotoğraf için temel fotoğraf eğitimi almış olmak şartını arıyoruz. Hazırladığı portfolyosunu yönetim kurulunda değerlendiriyoruz ve üyeliğine karar veriyoruz.




Cafer Gezer




Derneğiniz sanatın birçok dalı ile uğraşanları kucaklaşmayı başarmış bir dernek. Derneğinizin kuruluş amacı içerisinde böyle bir misyon yüklenmiş miydiniz?



En kaba tabiri ile ilk aşamada fotoğraf ve sinemaya ilgi duyan (tabi ki sadece fotoğraf ve sinema ile sınırlamadık. Sanatın hangi dalı olursa olsun kapımız herkese açıktı.) herkesi bir çatı altında toplamak ve onların tanışmasına olanak sağlamaktı. Sonraları fotoğraf ve sinema sanatı dışında farklı sanat disiplinleri ile ilgilenen arkadaşlarımız bizimle irtibata geçti. Bunun nedeni ise bu tarz oluşumların Nevşehir’de çok yetersiz ve sınırlı olmasıydı.



Kuruluş amacımıza ulaştığımızı düşünüyorum. Bunu da 98’e yakın üyemiz arasında minyatürden heykeltıraşa, müzisyene farklı sanat dallarından üyelerimizin ortak noktaları fotoğraf.




Şule Kuşarhan




Derneğinize ait dernek faaliyetlerini yürütebileceğiniz bir mekânınız var mı? Derneğinizin gelir kaynakları nelerdir?



Tüm faaliyetlerimizi yürütebileceğimiz bir mekâna sonunda kavuştuk. Yaklaşık iki yıldır Nevşehir Belediyesi’nin Kapem (Kapadokya Eğitim Merkezi) binasında faaliyetlerimizi sürdürüyorduk. Fakat tüm üyelerimizin ortak isteği olan sadece Kafsid’e ait bir yer arayışı bizi harekete geçirdi. En büyük problemlerimizden biri olan mekân sıkıntısını çözmüş bulunuyoruz. Eğitim salonu, karanlık oda, toplantı salonu ve teras katından oluşan derneğimizin yeni mekânı Nevşehir’de sanat sohbetlerinin yapıldığı bir mekân aynı zamanda.



Eğitim programlarından elde edilen gelirler ve aidatlar. Aidatlarımızı düzenli olarak toplayamadığımız için sıkıntı yaşıyoruz. Tamamı derneğe ait bir mekânın olmamasının da ana nedeni bu diyebilirim.




Fikriye Şeref Tuğcu




Dernek üyelerinin faaliyet ve aktivitelere katılımı nasıldır? Katılım oranı düşük ise, bunun sebebini neye bağlıyorsunuz? Katılımı nasıl sağlıyorsunuz?



Katılım oranı derneğin ilk kurulduğundan bu güne istenilen artışı sağlayamadık. Fakat şu an itibari ile de umutsuz değiliz. Üyelerimiz etkinliklerde kendi ürünlerini ve sonuçlarını görmek istiyor. Bu doğrultuda dışarıdan seminere ve eğitime gelen sanatçı dostlarımızın yanında üyelerimizin ürünlerinin paylaşılmasına gayret ediyoruz. Haftanın belirli günlerinde etkinliklerimiz oluyor. Mail grubu aracılığı ile duyurumuz yapıyoruz.



Bulunduğunuz bölge doğa ve tarihin dünyada en güzel bütünleştiği yerlerden birisi. Bu şansınızı fotoğraf sanatı adına nasıl değerlendiriyorsunuz?



Yaşadığımız bölge Türkiye’nin ve dünyanın doğa harikalarından biri. Kapadokya bir dünya markası ve en çok turist çeken bölgelerden biri olması nedeni ile fotoğraf ve sinema alanında doğal plato görevi görmekte. Bu konuda çok fazla mütevazı olmaya gerek yok, cennette yaşıyoruz diyebilirim. Durum böyle olunca insanlarda güzel olanı yansıtma özelliği ortaya çıkıyor. İnsanlar fotoğraf çekmek istiyor, çekiyor da. Fakat bunu daha profesyonel yapmak istiyor. İşte tam o anda derneğimiz devreye giriyor ve asıl görevini gerçekleştiriyor.




Hasan Gökhan




Dernek üyelerine ilişkin genel bir değerlendirme yapabilir misiniz? Meslek dağılımları, fotoğraf çalışmalarının hangi alanlarda yoğunlaştığı gibi.




Üyelerimizin büyük bir çoğunluğunu büyük şehirlerde kültürel aktiviteler ile haşır neşir olan ve Nevşehir’e gelen öğretmenler, üniversite öğrencileri ve diğer memurlar oluşturuyor.



Gezi fotoğrafı, stüdyo fotoğrafçılığı, karanlık oda çalışmaları, pinhole, macro fotoğrafçılık, portre fotoğrafçılığı, Kapadokya ve kültür fotoğrafçılığı bu alanların başlıcalarıdır.



Fotoğraf eğitimi verebilen kaç üyeniz bulunmaktadır? Bu eğitimler sonrasında dernek faaliyetlerine devam etme oranı nedir?



Eğitim grubumuz;



Eğitim koordinatörü, temel fotoğraf eğitimi-Fatmagül Sevi


Stüdyo fotoğrafçılığı-Ali Güneş


Dijital Fotoğrafçılık-Ahmet Özyurt


Makro Fotoğrafçılık-Cafer Gezer


Temel fotoğraf eğitimi-Şule Kuşarhan



Dernek bünyesinde verilen seminerlere katılanların, eğitim sonrasında derneğe devam etme oranı % 50 gibi ortalama bir rakama tekabül ediyor”¦




Hasan Temur




Derneklerin önemli bir kısmında her ay periyodik olarak gerçekleştirilen, Ayın Fotoğrafı, Ayın Portfolyosu, Ayın Kitap Okuması ve bunun gibi etkinliklerden hangilerini gerçekleştirebiliyorsunuz? Yahut bunlara benzer periyodik etkinlikleriniz var mıdır?



Ayın fotoğrafı seçimi yapıyoruz, ayın fotoğrafı dernek bülteninde kapak fotoğraf olarak basılıyor. Bunun dışında her ay şehir dışından gelen bir fotoğraf sanatçısı ile fotoğraf okuma yapıyoruz



Her ay düzenli olarak en az iki fotoğraf sanatçısını, üyelerimiz ile buluşturuyoruz. Ayrıca fotoğraf ve sinema ile ilgili dokümanları onlarla paylaşıyoruz. Uygulama çekimlerine çıkarak, teorik bilgilerinin yanı sıra pratiklerinin de gelişmesine katkıda bulunmaya çalışıyoruz.



Dernek faaliyetleri içerisinde sergi, sohbet vs gibi etkinliklere konuk bulma konusunda çok sorun yaşamıyoruz. Tabii ki Sami Türkay’ın bu konuda bize verdiği desteği yadsıyamayız.




Yusuf Özuğurlu




Dernek faaliyetleri içersinde sergi, sohbet vs gibi etkinliklere konuk bulma konusunda ne gibi zorluklarla karşılaşmaktasınız?



Tabi her yerde olduğu gibi bu bölgede de sponsor bulma sorunu karşımıza çıkıyor. Yoksa etkinlik ve konuk anlamında bir sıkıntımız yok. Şehir dışından gelecek konuklarımız için ulaşım sponsoru bulamadık. Konaklama anlamında ise Hotel Seven Brothers çalışanlarına, Fatih Bey’e ve derneğimizin genel sekreteri Nurettin Mantar’a sonsuz teşekkürler.



Hayatını sanata ve sanatçıya adamış gönüllü olarak etkinliklerimize destek veren dostlarımız gelecekte de bizi yalnız bırakmasınlar. Çünkü dernekçilik biraz da insanların birbirlerine verdiği pozitif enerji ile yürüyor.




Melek Türkyılmaz




Derneğinizde bir kütüphane var mıdır? Türkiye ve Dünya’da isim sahibi fotoğrafçılarla, yeni kuşak fotoğrafçıları üyelerinize tanıtma konusunda çalışmalarınız var mıdır?



Bu konu belki de en sığ kaldığımız konulardan bir tanesi diyebilirim. Bu dakikadan sonra kesinlikle böyle bir tanıtma çalışmasını etkinliklerimiz arasına yerleştirmeliyiz. Fakat sinema konusunda İFSAK’tan Yalçın Savuran ile birlikte Reha Erdem sineması üzerine bir çalışma yaptık.



Ancak, Türkiye’nin çeşitli yerlerinden irili ufaklı birçok fotoğraf ve sinema derneğinden gelen dergi, kitap ve dokümanlar ile bir kütüphane oluşturma çabası içerisindeyiz. Bu konuda bizden desteklerini esirgemeyen ve kütüphanemize değerli çalışmalarını gönderen fotoğrafçı dostlarımıza teşekkür etmek istiyorum.



Derneğiniz bünyesinde hangi eğitimleri veriyorsunuz?



Temel Fotoğraf+photoshop eğitim


Pinhole Eğitimi


Kısa film ve belgesel eğitimi



Bugüne kadar bu alanlarda eğitimler verildi. Yeni dönemde dijital fotoğrafçılık ve photoshop konularında ileri düzey fotoğrafçılık eğitimi vermeyi düşünüyoruz. Temel fotoğraf eğitimine katılan üyelerimizden artık yeni talepler alıyoruz. 6. dönem temel fotoğraf eğitimini tamamladık ve artık belirli bir seviyeye ulaşmış olanları bir üst seviyeye taşımak gerekiyor.




Mustafa Karakaya




Bölgenizin tanıtımına ve yaşamına kurum olarak ne gibi katkı vermektesiniz? Buna ilişkin projeler düşünüyor musunuz?



Bugüne kadar eksikliği hissedilen bir sivil toplum kuruşlunu hayata geçirmek öncelikle Kapadokya bölgesi için daha sonra Nevşehir için büyük bir hizmet diye düşünüyorum. Bunu da salt kendi fikirlerimden yola çıkarak değil, geri dönüşlerden anlıyorum.



Yakın gelecekte fotoğrafa ve sinemaya dair iki projemiz mevcut. Birincisi Kapadokya fotoğraf buluşması, diğeri ise Kapadokya Film Festivali.




Tahir Uzun




Fotoğraf atölyelerinin fotoğraf dernekleri bünyesinde oluşturulmasına nasıl bakıyorsunuz?



Atölye çalışmaları derneklerin nefes alıp vermesini sağlayan akciğer görevi görmekte diye düşünüyorum. Birlikte bir ürün meydana getirmenin dayanılmaz hafifliği atölye çalışanlarını sarıp sarmalıyor çünkü.



Bütün sanat dallarında olduğu gibi kişinin o sanat dalında ehil olmasının yolu atölye çalışmalarından geçiyor. O işi pratik yaparak öğreniyorsunuz çünkü. Teori bir yere kadar”¦




Nermin Cengiz




Derneğiniz bünyesinde atölye çalışmaları yürütülmekte midir? Bu konuya gerçekleştirilen veya gerçekleştirilmesi planlanan atölye çalışmalarına ilişkin bilgi verebilir misiniz?



Tekin Ertuğ Atölyesinin çalışmalarını KAFSİD etkinlikleri kapsamında izledikten sonra neden bizde bir atölye çalışması yapmıyoruz diye kendi kendimize sorduk. Temel fotoğraf eğitimi almış üyelerimiz bir araya geldik ve bir konu belirledik.



Yakında yok olacak Nevşehir kalesi çevresindeki eski Nevşehir yani şehrin ruhu adlı bir atölye çalışması en yakın zamanda başlayacak.




Yasin Reçber




Dernek üyelerinin üye portfolyolarını oluşturmaları ya da bir proje kapsamında çalışmalarını yürütmeleri konusunda desteğinizi nasıl sağlıyorsunuz?



Dernek üyelerimizin internet ortamında kendi portfolyalarını oluşturabilmeleri için www.kafsid.org sitesine üye olmaları yetiyor.



Yine üyelerimizin fotoğraflarını satışa sunabilmeleri için istock benzeri bir web sitenin alt yapı çalışması sürüyor.



Proje anlamında ise öncelikli olarak fikir bazında, eğer maddi anlamda destek bulabilirsek de maddi anlamda üyelerimizin yanında olmaya çalışıyoruz.




Nurettin Mantar




Bulunduğunuz bölgede fotoğraf sanatının gelişimine derneğiniz nasıl katkı sağlamaktadır?



Bizimle irtibata geçen üyelerimizi ve potansiyel üyelerimizi doğanın eşsiz güzellikleri ile buluşturmak için sık sık geziler düzenliyoruz. Gezilere katılanların çalışmaları fotoğraf okuma günlerinde hayat buluyor ve sanatseverler kendi ürünlerini başkaları ile paylaşıyor. Kısacası fotoğraflar dijital depolama alanlarından çıkarak hayat buluyor.



Etkinliklerimizi yerel basın aracılığı ile paylaşıyoruz. Derneğimizin basın sözcüsü İsrafil Baran, tüm etkinliklerimizin halka duyurulmasında büyük gayret gösteriyor. Bunun dışında giderek genişleyen bir mail grubumuz var. İki ayda bir yayınlanan bültenimizde duyurularda kullanılan bir diğer materyal.



Bunun dışında, Türkiye’deki diğer fotoğraf ve sinema dernekleri ile devamlı irtibat halindeyiz. Dışarıdan hocalarımız geliyor, seminer, fotoğraf okuma ve ayın fotoğrafı konularında bizlere yardımcı oluyor. Nevşehir Üniversitesi’ndeki fotoğraf ve sinema kulüpleri ile ortak çalışmalar yürütüyoruz.



Sosyal sorumluluk projeleri düzenliyoruz. Kentsel dönüşüm çerçevesinden kaybolacak olan eski Nevşehir, kale ve civarına düzenlediğimiz fotoğraf gezisi sergiye dönüşecek ve bir de katalog bastıracağız. Bu doğrultuda insanlarımızın az da olsa bilinçlenmesine katkıda bulunacağımızı düşünüyorum. Kısacası suya sabuna dokunacağız biraz.




Süleyman Borlak




TFSF’ye üye misiniz? Değilseniz üye olmayı düşünüyor musunuz? Böyle bir üst kurum üyeliği hakkında ne düşünüyorsunuz?



Federasyon üyeliği derneklerin yurt dışına açılan bir penceresi niteliğinde. Yaşadığımız yeri düşündüğümüzde kesinlikle yurt dışı ile bağlantılı çalışmalar yapmamız gerekiyor. Bu doğrultuda üyelik kaçınılmaz.



Deneyimli derneklerden beklentileriniz var mıdır? Varsa nelerdir?



Bugün olduğu gibi ileride de yardımlarını bekliyoruz. Bu tarz atölye çalışmaları derneklerin isminin duyulmasında çok faydalı. Böyle bir imkânı sağladığı için Tekin Ertuğ atölyesine teşekkürler.




Yaşar Alan




İleriye dönük ne gibi plan ve projeleriniz vardır?



Fotoğraf ve sinema alanında büyük projelere önderlik etmek ve çözüm ortağı olmak başlıca amacımızdır. Fakat büyük projeler büyük ve deneyimli ekip ve ekipman gerektiriyor. Eğer bunlardan herhangi birisi ya da her ikisi eksik olursa organizasyona anlamında çok büyük sıkıntılar çekilebiliyor. Bu sonuca katıldığım kısa film festivallerinde ulaştım. Çok profesyonellerini de gördüm, sadece festival yapmak için yapanları da.



Yardımınız ve cevaplarınız için teşekkür ederiz”¦








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

KAFSİD Kapadokya Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği KAFSİD Kapadokya Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği KAFSİD Kapadokya Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği KAFSİD Kapadokya Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği KAFSİD Kapadokya Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği KAFSİD Kapadokya Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği KAFSİD Kapadokya Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği KAFSİD Kapadokya Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği KAFSİD Kapadokya Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği KAFSİD Kapadokya Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği KAFSİD Kapadokya Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği KAFSİD Kapadokya Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği KAFSİD Kapadokya Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği KAFSİD Kapadokya Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği KAFSİD Kapadokya Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği

A. Agâh Öncül : İnsanlar ve Şekiller




İNSANLAR VE ŞEKİLLER


A. Agâh ÖNCÜL




“Cisimler ve Şekiller” * adlı çalışmada şeklin daha çok nesnel yönlerini ön plana çıkartmıştım. Bu çalışma ise şeklin, cisim-şekil-insan üçlemesi tabiri diye söz edilebilecek daha çok hayatımızdaki şekilleri ön plana çıkartmak ve fotoğraftaki yerinin önemini açıklamak olacaktır.



Cisim ve şekilden bahsedildiğinde, tanımın içerisinde öne çıkan en önemli unsur insan duyusudur. İnsanoğlunun duyuları olmasa, zaten cisimlerin ve onların şekillerinin de hiçbir özelliği ve önemi olamazdı. Bu bağlamda cisim-şekil ve insan döngüsü daha farklı bir algı ve anlatım konusudur. Şekil, bazen insanın etrafında gezinirken, bazen de insanın kişiliğinin ta kendisi olmuştur. Örneğin bir insanın, masasındaki nesneleri nasıl düzenleyip bir araya getirdiği, karşısındaki insanda oluşturduğu şekilsellik duyusuyla, kişinin karakterini de özetleyebilmektedir.



Son zamanlarda insanların birbirlerine “şekilcilik” gibi ithamda bulunmaları, aslında ne kadar tekdüze bir hayata doğru gidildiğinin bir kanıtıdır. İnsanların hiçbirinin şeklinin genel olarak aynı olmasına rağmen, ayrıntılarda birbirlerine hiç benzememeleri bu döngünün doğasını açıklamaktadır (örnek; parmak izi, suret) . Hiç kimseye “saçın niye düz / kıvırcık?” diye sorma hakkımız yoksa “niçin saçını sol/sağ/geri/ön tarafa tarıyorsun?” diye de soramayız. Bu olgu var oluşun gizemidir. Ve de böylesine bir sorgu, insan hayatına bir katkıda bulunamaz. İnsanoğlu tabiî ki şekle var oluşundan beri önem vermektedir. Ama bu şekil belirleme ve sorgulama soyut konularda hep kısır kalmıştır. Siyaset, din, sanat gibi sorgulanamaz soyut kavramlarda soyut taraflar oluştuğunda, şekil olarak belirtilen imgeler bazen yüzyıllarca değişmeyebilmektedir. Ama yüz yıl önce üretilen bir cisim ile (örnek: otomobil, kalem, tencere) yaşadığımız yılda üretilen aynı cismin, şeklinde nasıl ki büyük bir değişimin olduğu bu konunun ispatıdır. Bahsedilen bu imgeler yalnızca şeklin, cisimde değil soyut kavramlarda da olabildiğini göstermekte. Burada insanın, bulunduğu çevreden etkilenmesinin önemi, altı çizilerek tekrar vurgulanmalıdır. Cisimlerdeki şekil farklılığı insan hayatında da büyük bir olgudur.



Fotoğrafçı, insanı karelerken; insanın bulunduğu ortamın yanı sıra ortamın da özelliğini, şeklini ön plana çıkartabildiğinde ifadeyi daha da güçlendirmiş olacaktır. Bu yöntemle de şekil ve insanı ilişkilendirecektir. Böylece insanın gündelik yaşantısını, izleyiciye cisimlerin ve şekillerin içindeki ilişkisiyle, duruşuyla farklı yaşantı ve değerlerle başka bir dünyadan sunmuş olacaktır.




* (Fotoritim e-dergi 2011 Nisan sayısı)



























Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

A. Agâh Öncül : İnsanlar ve ŞekillerA. Agâh Öncül : İnsanlar ve ŞekillerA. Agâh Öncül : İnsanlar ve ŞekillerA. Agâh Öncül : İnsanlar ve ŞekillerA. Agâh Öncül : İnsanlar ve ŞekillerA. Agâh Öncül : İnsanlar ve ŞekillerA. Agâh Öncül : İnsanlar ve ŞekillerA. Agâh Öncül : İnsanlar ve ŞekillerA. Agâh Öncül : İnsanlar ve ŞekillerA. Agâh Öncül : İnsanlar ve ŞekillerA. Agâh Öncül : İnsanlar ve ŞekillerA. Agâh Öncül : İnsanlar ve ŞekillerA. Agâh Öncül : İnsanlar ve ŞekillerA. Agâh Öncül : İnsanlar ve ŞekillerA. Agâh Öncül : İnsanlar ve ŞekillerA. Agâh Öncül : İnsanlar ve ŞekillerA. Agâh Öncül : İnsanlar ve ŞekillerA. Agâh Öncül : İnsanlar ve ŞekillerA. Agâh Öncül : İnsanlar ve Şekiller

İsmail Volkan Gülüm : Gri Moskova




GRİ MOSKOVA


İsmail Volkan Gülüm




Birçoklarının aklına geldiğinin aksine şekerleme kaplı binaların olduğu bir şehir değil Moskova; Şekerleme kaplı birkaç yapının haricinde oldukça solgun bir metropol aslında. Yaptığım on beş günlük gezinin yaklaşık on iki gününde güneş ve mavi gökyüzünü görememiş bir insan olarak altını çizerek söylüyorum ki “gri” bir şehir burası. Belki de mart ve nisan ayları arasında yaptığım seyahat iklim koşullarının etkisiyle böyle bir izlenim bıraktı bende ancak suratı asık pek çok insan da bu savımı doğrular nitelikte.



Gri gökyüzü altında renkli sokaklara sahip bir şehir burası, kozmopolit yapının içerisinde bireyselliğini korumaya ve hayata tutunmaya çalışan insanlar sokakları doldurmuş durumda.



İçki hayatın bir parçası ancak her daim sarhoş dolaşan insanlar topluluğu yaşamıyor oralarda. Sabahın çok erken saatlerinde birçok insanın elinde votka, bira ya da kanyak şişelerini görmek mümkün fakat içkinin bu kadar merkezi bir rol oynamasında iklimin de etkisini göz ardı etmemek gerekli. Aşağıdaki fotoğraflar sabah saat on ile on bir arasında çekilmiştir ve bu görsellerden de anlaşılabileceği gibi gece hayatının sabaha yansımasının yanı sıra ısınmak için alkol alma yoluna başvuran da çok sayıda insan vardır.



Mart ve nisan aylarında orada olmanıza rağmen bir Akdenizlinin tahammül sınırlarının çok ötesinde olan soğuğa maruz kalmanız da çok olası.



Moskova’ya giden insanların birçoğunda olduğu gibi, şehrin mimarisi bende de hayranlık uyandırdı. Şehre girdiğiniz andan itibaren bir Türkiyeli olarak “bütün belediye başkanlarımız bu şehri gezmeli” demekten kendinizi alamıyorsunuz. Bu cümleyi hem mimari hem de şehir planlaması için söylemek geçiyor içinizden. Özellikle Sovyet yapıları olan bu mimari eserler şehrin belli başlı noktalarında boy göstermekte. Bunlardan en dikkat çekeni ise şehrin yedi tepesine Stalin tarafından inşa ettirilen ve halk tarafından “Yedi Kız Kardeş” olarak adlandırılan binalardır. Bu yedi bina bugün farklı amaçlarla kullanılmakta: Moskova Devlet üniversitesi, Dış İşleri Bakanlığı, Ukrayna Oteli vs.



Şehirde ciddi bir trafik sorunu olmasına rağmen şehircilik adına atılabilecek tüm adımlar atılmaya çalışılıyor gibi. Şehrin metro ağı ve bu ağın her bir istasyonu görülmeye değer. Rusya’da yaşayan insanlar, her gün milyonlarca insanın kullandığı bu ulaşım sistemini Sovyet lider Lenin’e borçlular. Öyle ki her istasyonun girişinde “bu eser Lenin’imize aittir” gibi bir ibare bile bulunmakta.



Şehirden ayrılırken biriktirdiğiniz anıların yanı sıra göremediğiniz, duyamadığınız, tadamadığınız özetle deneyimleyemediğiniz çok sayıda potansiyel anıyı da ardınızda bırakmak zorunda kalıyorsunuz. Depresif bir şehir Moskova ve de çok gri fakat ilginç olan, “Gri Moskova”dan ayrıldıktan sonra “acaba buralar yaz aylarında nasıl olur?” Gelip bir daha mı gezsem?” diye onlarca bahanenin zihninizde sıralanıyor olmasıdır.



Not: Fırsatları değerlendirmektir bazen yaşamı değerli kılan. Bu foto belgesel de aslında böyle bir fırsatı değerli kılabilmenin ürünü. Bu nedenle tüm bu fotoğraf dizisi sevgili ve biricik yeğenim, yavru aslan, Torpak’a adanmıştır. Bu görsel ve yaşantısal ürünler bir doğumun bana armağanı olduğu için ben de bunları o ‘yenidoğan’a armağan ediyorum.

































İsmail Volkan GÜLÜM Hakkında



1987 yılında Antakya’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nü bitirdi ve şu anda aynı bölümde Klinik Psikoloji alanında doktora eğitimine devam etmekte. Yaklaşık altı yıldır fotoğrafla yoğun bir şekilde ilgilenmesine rağmen sadece son üç yıldır fotoğraf çekmekte.



www.volkangulum.com


volkanglm@gmail.com






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

İsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskovaİsmail Volkan Gülüm : Gri Moskova

Tekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada’da Yapıldı




“DOGAY” BU KEZ İĞNEADA’DA YAPILDI





DASK (Doğa Araştırmaları, Sporları ve Kurtarma Derneği) tarafından 11-22 Mayıs 2011 de 15. cisi yapılan DOGAY (Doğada Görüntü Avcılığı Yarışması) Kırklareli’ nin Demirköy ve İğneada ilçelerinde gerçekleştirildi.



Bir fotograf yarışması olmakla birlikte, daha çok bir fotograf şenliği atmosferinde gerçekleşen DOGAY, oldukça uzun soluklu bir etkinlik olduğunu, on beşincisini gerçekleştirmekle, bir bakıma kanıtlamış da oldu.



DOGAY etkinlikleri sırasında gözlemlediğimiz dikkate değer oldukça önemli bir şey de, yarışmacı olmadığı halde etkinliğe katılan insan sayısının hayli kabarık olmasıdır. Bu durum, yapılan etkinliğin şölen havasını anlatan önemli bir veridir.



DOGAY organizasyonunu binbir emekle gerçekleştiren DASK yöneticileri ve üyeleri ile gönüllülerinin yarattıkları çok özel bir atmosferden söz ediyoruz aslında. Yarışmaya katılmayı düşünmediği halde birçok insanın bu etkinliği izlemek, kıyısında bir yerinde yer almak yahut o çok özel havayı teneffüs etmek üzere orada bulunmalarını başka bir şeyle açıklamak hayli zordur. O nedenledir ki, organizasyonu gerçekleştiren ekibin DOGAY da çok özel fotografik bir atmosfer oluşturulduklarını rahatlıkla söyleyebiliyoruz.



İğneada’ nın merkez alındığı bu etkinlikte; KKTC, Yunanistan, Bulgaristan, İran, Rusya, Çin, Filistin, Ürdün gibi ülkelerden de 73 yarışmacı yer aldı. Ülkemizden katılan yarışmacılarla birlikte yarışmacı sayısı toplam 170 kişi idi.



Etkinliğini şölen havasını vurgulamak bakımından, yarışmacılar dışından da etkinlik nedeniyle buraya gelen insan sayısının 800 ün üzerinde olduğunun DASK yöneticileri tarafından deklare edildiğini söylemekte yarar var.



Etkinliğin en şenlikli bölümü de “Çocuk DOGAY” olsa gerektir. Yörede yaşayan çocuklar ve etkinliğe çeşitli illerden ebeveynleriyle gelip katılan çocukların sayısı toplam 141 idi. Ayrıca bu etkinlik, yurtdışından gelen katılımcıların ve Seçici Kurul Üyelerinin beraberlerinde getirdikleri oldukça güzel gösterilerle / sunumlarla renk kazandı.



Neresinden baksanız, böyle bir organizasyon, gerçekleştiği yöreye küçümsenemeyecek katkılar verir. Aynı zamanda katılımcılara da, belki daha önce hiç uğramadıkları böyle güzel bir yurt köşesine bu vesile ile gitmelerini sağlayarak, katkı sunmuştur DOGAY. Bir yarışma şemsiyesi altında da olsa, her yaştan pek çok fotografçıyı buluşturması, fotograf dünyamıza bir başka kıymete değer katkıdır.



DOGAY’ın gerçekleşmesinde katkısı bulunan bütün Kamu Kurum ve Kuruluşları ile Özel Kurum ve Kuruluşların her kademedeki Yöneticilerini ve Personelini, Sivil Toplum Kuruluşlarının Yöneticilerini ve Üyelerini ve DASK Yöneticilerini, Üyelerini ve destek veren gönüllüleri tebrik ediyoruz. Öyle sanıyoruz ki, yarışmacı olsun – olmasın, bu organizasyon vesilesi ile etkinliğin gerçekleştiği yerleri gelip gezen herkes unutulmaz keyifli ve heyecanlı anlar yaşamıştır.



Tekin ERTUĞ




Dask Dogay 2011 – Fotoğraflar : Ebru Tekerek ERTUĞ












































Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Tekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da YapıldıTekin Ertuğ : Dogay Bu Kez İğneada'da Yapıldı