Kategori arşivi: AĞUSTOS 2009 SAYISI – AUGUST 2009 ISSUE

Alptekin Baloğlu : Denizden Boğaziçi



1966 Bursa doğumlu Alptekin Baloğlu, mimarlık eğitimi almış. Uzun yıllardır basım sektöründe çalışan Baloğlu,1994 yılından beri sualtında fotoğraf çekiyor.




Alptekin Baloğlu

Uluslararası ve ulusal yarışmalarda 47 ödülü bulunan fotoğrafçı, 2005 yılında İspanya’da yapılan ve Türkiye’nin ilk kez katıldığı 10. Dünya Sualtı Fotoğraf Şampiyonası’nda 25 ülkeden 50 fotoğrafçının arasından, balık kategorisinde Altın madalya alarak Dünya Şampiyonu olmuş.




Baloğlu’nun 1999 yılında yayınladığı “Sualtından Yansımalar” adındaki ilk kitabı, sualtı yaşamının fotoğraflarla tanıtıldığı ilk Türkçe kitaptır. Bunu takiben 2003 yılında yayınladığı “Sualtının Yıldızları” adındaki kitabı ile Fransa’da yapılan 30. Dünya Sualtı Görüntüleme Festivali’nde “Dünyanın En İyi Sualtı Kitabı” ödülünü kazanan Baloğlu, aynı yıl, Malezya’da yapılan “Celebrate the Sea” Festivali’nde de “Denizlerin En İyi Kitabı” ödülünü de almıştır.




2006 yılında, yıllardır üzerinde çalıştığı “İstanbul’un Sualtı Yaşamı” adındaki projesini hayata geçirdi. İki kıtayı birleştiren İstanbul’un gizemli sualtı yaşamını ilk kez belgeledi ve milyonlarca kişi ile paylaştı. İstanbul’un Sualtı Yaşamı projesi, Taksim Meydanında bir ay açık kalan bir açık hava sergisi, 224 sayfalık bir kitap ve 80 dakikalık bir belgesel filmden oluşan çok kapsamlı bir çalışma olarak, çevre koruma bilincini arttıran bir proje olarak büyük ilgi gördü.




2006 yılında “Deniz’de 24 Saat” adındaki proje ile Bodrum Küçük Resif’inin 24 saatini sualtında belgelemiş ve bu fotoğraflardan oluşan farklı bir sergi ile izleyicilerin dikkatini sualtına çekmiştir. Gece dalışında çekilen fotoğrafları sergi alanında kurulan karanlık bir çadır içinde sergilemiş ve izleyicilere verdiği fenerler ile gece dalışında kendi gördüğü gibi izlemelerini sağlamıştır. Açtığı tüm sergilerde ve kitaplarda özel gözlüğü ile bakıldığında üç boyutlu görülen 3-D fotoğraflar kullanmış ve bu konuda da dünyada bir ilki gerçekleştirdi.



Alptekin Baloğlu, İstanbul, Berlin, Moskova, Barselona, Brüksel, Antibes ve Paris olmak üzere 11 kişisel sergi açarak sualtı dünyasını tanıtma çalışmalarına devam etmiştir.



Avustralya, Papua Yeni Gine, Malezya, Tayland, Burma, Sudan, Mısır, Maldivler, Belize, Galapagos Adaları, Endonezya, Filipinler, Fransa, İspanya ve Türkiye’de 80.000 in üzerinde sualtı fotoğrafı çeken Alptekin Baloğlu ile son olarak gerçekleştirdiği ve büyük ilgi gören ‘‘Denizden Boğaziçi’’ projesi üzerine konuştuk.





Birçok fotoğraf sanatçısı, İstanbul ve Boğaziçi’nin güzelliklerini fotoğrafları ile ölümsüzleştirdiler. Bir sualtı fotoğrafçısı olarak siz Boğaziçi’ne farklı bir gözle baktınız. Daha önce kimsenin yapmadığı bir şeyi yaptınız. Sarayları, camileri, yalıları, balıkçıları, vapurları Boğaziçi’nin tüm güzelliklerini su üstünden yansıtan fotoğraflar çektiniz. ‘‘Denizden Boğaziçi’’ projenizin ortaya çıkışından bahseder misiniz?



Bu projeden önce ‘‘İstanbul’un Sualtı Yaşamı’’ konulu projeyi 2006 yılında yaptık ve dalışın yasak olduğu boğazda dalış yapma şansı bulduk. Bu dalışlar sırasında suyun yüzeyine çıktığım anlarda boğaza bu açıdan bakma şansım oldu. Boğaza suyun üstünden bakan çok azdır. Dalmadığınız sürece vapurdan ya da kayıktan bakarsınız. Farklı bir bakış açısı ile baktığın vakit, masaya bile yere yatıp baktığında nasıl farklı görüyorsan denizin altından ilk çıkış anında boğazın görüntüsüyle karşılaşmak çok etkileyiciydi. Dünyada ‘‘Yarım-yarım’’ dediğimiz fotoğraf tekniğini kullandım. Daha çok tropik denizlerde altta balıklar suyun üstte kara manzarasının görüldüğü bir teknik. Bir şehri, o şehrin kültürünü, mimarisini, sosyolojik yapısını bu şekilde görüntüleyen hiç olmadı, benim gördüğüm takip ettiğim kadarıyla. Dolayısıyla ben de dedim ki; evet ben böyle fotoğraflar çekeceğim; ama durağanlığını da yok etmem gerek. Bunun içinde bir şeyler daha yapamam gerekiyor. Bu yüzden de suyun içerisindeyken bu fotoğraflardaki etkiyi verebilmek mümkün değildi.




Bir yıl boyunca düşünerek teknik alt yapısını hazırladım. Yeni bir ekipman çıktı ortaya.



Su geçirmez kılıf kullandım. Bu kılıfın arka kısmına bir kamera yerleştirdim. Çekimler esnasında vizörün ne gördüğünü yukarıdan LCD ekrandan izledim. Çok farklı bir teknik geliştirerek bunları yapabiliyorsunuz. Bu çekimleri tekne üzerinden dalmadan yaptım. Çok deneme yanılma yöntemini kullanarak yaptım. Hayal edip bunları birleştirerek farklı yöntemleri uyguladım. 120 bin kare fotoğraf çektim. Yağmur yağarken, yaz, kış çekim yaptım.




‘‘Denizden Boğaziçi’’ projenizin fotoğraflarından oluşan bir de kitap yayınladınız, bize bu kitaptan bahsedebilir misiniz?



Bu çektiğim fotoğraflarda sanki bir balığın gözünden bakış hissi var. Aslında bu benim kendi hayal ettiğimi görmek istediğimi tecrübelerimi sentezleyerek çektiğim fotoğraflar. Kitap piyasaya çıktı. Proje ‘’Denizden Boğaziçi’’ kitabı hem web sitemde ve hem kitapçılarda bulunabilir.


Kitabın metinlerinde; Boğaziçi’nin mitolojisi, tarihi yapısı, ne tür canlıların yaşadığından bahsettiğimiz ana giriş bölümü var. Ondan sonra da tamamen fotoğraflar ve o fotoğrafların nerde çekildiğinin belirtildiği bölümler var.




Sualtında iyi bir dalıcı olmak, iyi bir fotoğrafçı olmak dışında verimlerinizin değerlendirilmesi aşamasında ciddi bir ekip desteğine ihtiyaç duyulacağı kanısındayım. Bu çalışmaları tek başınıza mı yaptınız? Yoksa bir ekip mi kuruldu?



Tek başıma hazırladım. Yani tabi çekimler sırasında tekne vardı ve teknenin kaptanı vardı.



Denizden Boğaziçi projesi tamamen bireysel bir çalışmaydı. Sualtı dalış fotoğrafçılığında ise muhakkak en az iki kişiden oluşan bir ekip olmalı.




Bu çalışmalar sergilendi mi?



Neo Marina alışveriş merkezinde sergilendi. Şu anda hala orada sergilenmeye de devam ediyor. Ben bu çalışmayı en çok İstanbul 2010 Kültür Başkenti yapısında görmek istiyorum. Bu fotoğrafların İstanbul’a gelen yerli ve yabancılarla doğru bir şekilde buluşmasını sağlamak istiyorum. Bu fotoğrafların kullanılmasını hayal ediyorum. Bunun içinde bazı temaslara başladım. Hakikaten İstanbul’un tanıtımında bu fotoğrafların kullanılmasını hayal ediyorum, istiyorum.




Bu projeyi devam ettirecek misiniz?



Bu proje sadece Boğaziçi’ni gösteren bir proje, ancak, İstanbul bir deniz şehri. Dolayısıyla Topkapı, Haliç, Kadıköy, Moda gibi birçok bölge var. Ben bütün İstanbul’u fotoğraflamaya zaten başladım bile. Bütün İstanbul’u tamamlamak üzere halen devam ediyor çalışmalar.




Bu proje için dışarıdan destek aldınız mı?



Ben bir firma için ya da bir sipariş üzerine bu projeyi yapmadım. Bu projeyi Alptekin Baloğlu’nun bir projesi olarak oturdum, hayal ettim. Hiç destek olmadan bütün bu çekimleri gerçekleştirdim. Daha sonrasında ise hayalim olan bu projeyi kitap ve sergi yapmaktı amacım. Bunun için sponsor aramaya başladım. Bu fotoğrafları bir reklam ajansına götürdüm ve onlarda çok beğendi. Bir alkollü içecek firmasının yeni ürününün lansmanında kullanıldı. Firma görür görmez altı tanesini kiraladılar. Tam doğru zamana denk gelmiş. Ben bu kadar büyük bir reklam kampanyası olacağını düşünmemiştim.


Böylece ilk defa bir sualtı fotoğrafçısının projesi reklam kampanyasında kullanıldı. Çok ciddi ve büyük bir kampanya oldu. Çok da olumlu tepkiler aldık. Bu sualtı fotoğrafçılığı açısından bir ilk. Bunun bir süreci açmasını umuyorum. Yine bu projenin yayınlanan kitabından 200 adedini bu firma satın aldı.




Ben öncelikle kendim için fotoğraf çekiyorum. Benim için tatmin edici olduğu sürece paylaşıyorum ve paylaştıkça, tepkiler de olumlu olduğu zaman -işte o anda- diyorsun ki: “Bu dünyada iz bırakma adına doğru bir şeyler yapıyorum.”




Bu projeyi gerçekleştirirken, dalış ve fotoğraf ekseninde başınızdan geçen ilginç olayları anlatır mısınız?



Çok ilginç bir olay yaşamadım. Ekipman bazen suya düşüyordu, dalıp alıyordum. Ama inanın bu fotoğrafları çekebilmek o kadar ciddi bir yorgunluk, o kadar ciddi bir efor ki anlatamam. Kollarım 30 dalış yapmış kadar yoruluyor bu fotoğrafları çekerken.




Sizin bir de matbaacılık yönünüz var. Sappi kağıt firmasının 13 yıldır düzenlediği “Sappi Dünyada Yılın Matbaası” ödülünü, sahibi olduğunuz A4 Ofset kazandı. Bu başarının öyküsünü kısaca anlatır mısınız?



Baskı konusunda başarılı bir özgeçmişim var. 15 yıldır fotoğraf çekiyorum, 25 yıldır matbaacılık yapıyorum. Avrupa’nın en iyi matbaası ödülünü geçen yıl kazandık. Sonrasında da ‘‘Dünyanın En İyi Matbaası’’ ödülünü kazandık. Bu da yine Türkiye’de ilk defa bir matbaanın kazandığı bir ödül oldu. Zaten fotoğraf kitabı gibi konularda da özellikle de siyah beyaz fotoğraf baskısı konusunda birçok ilk baskıyı biz yaptık. Örnek vermek gerekirse: Ara Güler’in “Ara’ dan 70 Yıl Geçti” kitabının ilk baskısını biz yaptık. Renk rötuşlarını biz yaptık. Bu yayın A4 Ofset’in öncü olduğu noktalardan biri. Başka fotoğrafçılarımızın da yine siyah-beyaz fotoğraf baskılarını yaptık. Ayrıca A4 Ofset olarak sınırlı sayıda sanatçı baskıları yapıyoruz.


Sevdiğimiz bir fotoğrafçıyı belirliyoruz, onun bir portfolyosunu seçiyoruz ya da kendisinden istiyoruz. Siyah-beyaz veya renkli. O portfolyoyu 50-70 gibi boyutlarda çok özel baskı teknikleri ile basıyoruz. Bunların 150 adet baskısını yapıyoruz. Sonra bütün bu basılan işlerin kalıpları Noter huzurunda imha ediliyor. 151. bir daha basılamasın diye. Koleksiyon amaçlı kullanılıyor.100 tanesi toplu bir şekilde bir firmaya veriliyor. Firmada belki bunu bir yılbaşı hediyesi olarak özel müşterilerine dağıtıyor. Şimdiye kadar, yalnızca fotoğraf sanatçısı olarak Mehmet Kısmet, Arif Aşçı gibi isimlerin portfolyosunu yaptık. Matbaa sektöründe de fotoğrafçıyı destekleyen, geri besleyen ekonomik bir geri dönüş olması gerekiyor.




Çevreye olan duyarlılığı artırmak ve çevre koruma bilincinin gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla yaptığınız çalışmalarla sualtı fotoğrafçıları arasında az sayıda isimden birisiniz. Ayrıca bu tür sosyal projelerin zorluğunu biliyoruz. Bu anlamda hem önemli bir iş yapmış; hem de kendinizi rakiplerinizden farklı bir yere koymuşsunuz. Bu alanda yapmayı istediğiniz yeni projeler nelerdir?



2010 İstanbul’a sunulması benim için çok önemli. Bu projeyi yurtdışında Venedik, İsviçre’nin gölleri gibi başka yerlerde yapmayı planlıyorum. Ve elbette ben bir sualtı fotoğrafçısıyım. Denizleri tanıtabilmek içinde birçok proje yaptım. Ve yapmaya da devam ediyorum. Denizleri tanıtabilmek içinde birçok proje”¦


‘‘100 Soruda Denizin Sırları’’ Çocuklara denizi daha iyi tanıtabilmek için soru, o sorunun cevabı ve onun fotoğraflarından oluşan bir yapıda oluştu kitap. ‘‘Deniz neden mavi?’’, ‘‘Yengeç neden yan yürür?’’, ‘‘Balıklar konuşur mu?’’, ‘‘Balıklar su içer mi?’’ Bir kitap ve sergi”¦ İnteraktif bir sergi hedefim, Anadolu’daki denizi görmemiş çocuklara ulaşmayı hedefliyorum. Tırla bir gezi düzenlemeyi ve o sergiyi dolaşanlara sergi sonunda kitabın hediye edilmesi gibi bir projeyi hayata geçirmek istiyorum. Sponsor bulabilmek adına çalışıyoruz. Bu projenin bu sene hayata geçmesini umuyorum, maalesef denizleri çok tanımıyoruz ve birilerinin de denizlerimizi tanıtması gerekiyor.




Size göre iyi fotoğrafın tanımı nedir? Sualtı fotoğrafçılığı ciddi bir disiplinle teknik ve estetik arayışları ile kurulan bir yapı ve temelinde sanat fotoğrafında olması gereken unsurların da aranması gereken bir alan bize göre. Siz artık bu konuda otorite bir isim olarak, yarışmalarda jüri olduğunuz da düşünülürse bu konudaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?



Öncelikle her zaman için iyi bir fotoğraf kendisini diğerlerinden hemen ayırır. Çok fazla tartışmaya ve düşünmeye gerek yoktur. Eğer birçok fotoğrafa bakıyorsanız onların içinden bir tanesi sizin kalbinizde cız eder. İşte bu iyi fotoğraftır; ancak kimin için iyidir? Kimin kalbinde o hissi yaratıyorsa onun için iyidir. O yüzden matematiği yoktur fotoğrafın. Fotoğraf, görsel bir iletişim şeklidir. Görsel iletişimde de karşıdan bakan kişi kültürü, hayata bakışıyla o fotoğrafa bakar. O yüzden yarışmalarda jüride olduğum vakit, önce bütün fotoğrafları seyrederim. Daha puanlamalar, tartışmalar olmadan benim için 1., 2. ve 3. o zaman ortaya çıkar. Ve her zaman tahminlerime yakın sonuçlar olur.




Sualtı fotoğrafçılığına gönül vermiş olanlara neler söylemek istersiniz?



Sualtı fotoğrafçısı suyun içinde olduğu için misafir olduğunu unutmamalı. Misafir derken de kendine ait bir ortamda yaşamadığını oranın bütün o güzelliklerine rağmen su üstüne uygun bir canlı olduğunu anlamalı demek istiyorum. Saygı duyup zarar vermeyen yapıda olması önemlidir. İyi bir sualtı fotoğrafçısı sualtı yaşamını çok çok iyi tanıyor olmalıdır. Su altındayken hangi canlıyı aradığını bilecek. Hangi karides mercanda yaşıyor bilecek. Yoksa 40 dakikalık dalış boşa gider. Dünyada ”Bu dalış da kötü geçti; hiçbir şey göremedim.” demek kadar saçma bir şey yoktur. Nasıl veya neye baktığınızı bilmeniz gerekiyor. Bu da çok fazla bir tecrübeyi, teknik bilgiyi, dalış bilgisini, okumayı, dünyayı ve festivalleri takip etmeyi gerektiriyor.




Günümüzde birçok fotoğrafçı var. Ben ne çekeyim diyenlere tavsiyeniz nedir?



Sanatta hiç bir zaman için son nokta yoktur. Hep bir değişim vardır. Farklı bakış açıları vardır. Mesela resim tarihine baktığınızda niye Mona Lisa farklı ve önemli bir resim olduğunu düşünmek gerekir? Çünkü ondan önce yapılanlardan çok daha farklıdır. Mona Lisa’nın arka planındaki o manzaranın perspektif yaklaşımının ondan önceki dönemlerden çok farklı bir açıyla yapıldığından dolayı o tablo bu kadar önemlidir. Küçücük bir farktır. Ama bu detay sanat tarihinde bir şeyleri değiştirmiştir. İşte fotoğrafta böyledir. Dolayısıyla hiçbir zaman için bunun sonu yok. Mühim olan ona farklı bakışı getirebilmek veya onu yapabilmek. Hep söyleriz ”Ben de yapardım”, ”Ben de gitseydim fotoğrafı çekerdim””¦ v.s. Ama yapılmıyor. O zaman senin bu sözü hiçbir zaman için söylemeye hakkın yok. O işi gerçekleştiren kişi hayalini uygulamak için makineyi taşıyor, zaman harcıyor, uğraşıyor.




Alptekin Baloğlu, İstanbul Boğazı’nda çektiği 120 bin fotoğraf karesinin içinden en güzelleriyle bizi buluşturdu. Boğaza usta bir elden ve gözden çıkmış görüntülerle bambaşka bir açıdan bakmanın keyfini sizlerle paylaşalım istedik. Bu güzel paylaşımı için Alptekin Bey’e teşekkür ederken, ‘‘Denizden Boğaziçi’’ projesinin devamını sabırsızlıkla beklediğimizi ekliyoruz.




Röportaj: Şebnem EVREN







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.

Alptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden BoğaziçiAlptekin Baloğlu : Denizden Boğaziçi

Michael Kenna : Büyük Sessizlik



Michael Kenna : Büyük Sessizlik




November Clouds, Mont St Michel, France, 2000




Fotoğraf dünyasında huzur ve sadelik açısından iyi tanınan isimlerden birisiniz. Çalışmalarınız sırasında aynı rahatlatıcı ve dinlendirici duyguları hissediyor musunuz?



Çocukken Katolik yatılı papaz okulunda yedi sene geçirdim. Orada pek çok dini tören, eğitim ve Latincede “Magnum Silentium” adı verilen “büyük sessizlik” anlamına gelen bir şey vardı. Her gün kimsenin konuşmadığı uzun zamanlar oluyordu. Geçmişi düşündüğümde bundan büyük huzur duyuyorum. Geçen uzun zamandan sonra şimdi yine tek başıma eğitici, uzun sessizliklerden hoşlanıyorum. Böyle rahatım. Çok geveze biri değilim. Saygı göstermeye inanırım ve herkese saygı duyarım. Her şey, insan ruhunun bir temel karakteristiği olmalı. Diğerleri ile huzur içinde olmak için kendimizle huzur içinde olmamız gerektiğini düşünüyorum. Yalnız olmak bir lüks ve aynı zamanda korkutucu. Yaşamımızı ses, koku, görüntü, dokunuş, insanlar, bilgi, eğlence vb gibi uyarımlarla doldurmak bazen daha kolaydır. Sessiz bir manzara harika bir şeydir – en azından benim zihnimde. Gezegeni gürültü ve kargaşa ile doldurmamız çok üzücü.




Above the Abreuvoir, Marly France, 1996



Hayal; gece, yalnızken, yıldızlı gökyüzü altında sessizliği dinler, dünyanın yavaşça hareket etmesini izlerken, tüm duyular ayaktayken, düşünürken, hayal ederken, rüya görürken ortaya çıkar. Kamera kayıt eder, yaratır. Belgeler, gözün göremediğini görür- biriktirilmiş zaman. Büyük bir arazinin ortasında olduğunuzu düşünün; çok güzel tek bir ağacın üzerine kar yağıyor. Her taraf bembeyaz ve düşen karın yumuşak sesi dışında sessiz. Yahut kızgın dalgaların kırılması, gün doğmadan evvel, beyaz kumlara karşı, gökyüzünde bulutlar, yavaşça yükselen güneşin ufuktaki kızıllığı. Bir şeylerin bir araya geldiği anlar vardır, şartlar, yerler, özne, durum, içsel bağlantılar; tek ve özel anlar. Böyle bir zamanda bulunmak ve bunların o sahnede kaynaşması ihtimaline sahip olmak bir ayrıcalık, hayali bir canlandırma. Tanımlamayı kışkırtan bir deneyim. Rahatlatıcı ve dinlendirici değil mi? Evet, bence yaşamı geçirmek için harika bir yol ve ben bu yolu bulan çok şanslı biriyim.




Desert Clouds, Study 2, Merzouga, Morocco, 1996


Fotoğraflarınızda sıklıkla bulutlar ve gökyüzünü görüyoruz ve gerçekten bu bulutlar bize huzurlu duygular hissettiren ana kaynak. Bulutsuz bir fotoğraf yaptığınızı sorsam bu ilk anda size eksiklik mi hissettirir? Bulutları kaplayan başka şeyler var mı?



Uzun pozlama yaptığımda özellikle bulutları çekiyorum. Arkalarında bıraktıkları motifleri ve izleri görsel olarak büyüleyici buluyorum. Bulutlar, çok hoşlandığım özel bir ruh halini ve atmosferi yaratmaya yardım ediyor. Yine de hiç bulut olmayan pek çok fotoğrafım da var. Bir fotoğrafçı olarak bana verilen ya da verilmemiş olanla çalışmayı önemli buluyorum ve minnettarım. Sınırlamalar yaratıcı meselelere götürür ve yokluk aslında varlığı anımsatır.




Copacabana Beach, Rio de Janeiro, Brazil, 2006



Sizi uzun pozlamalarınız ve gece çekimlerinizle tanıyoruz. Fotoğraflarınız için herhangi bir özel teknik ya da ekipman kullanıyor musunuz? Çalışmayı en sevdiğiniz ekipmanlarınız ve en çok kullandıklarınız hangileri?



Şu anda eski ve yıpranmış Hasselblad kameralar kullanıyorum. Bunlar tamamen manuel, pil yahut dijital göstergeleri yok. Zorlu şartlarda çalışabiliyorlar ve genellikle sağlamdırlar. Çok yönlüdürler ve çok uzun saatler çalıştığım için bence önemli olan bir özellik, çok ağır değildirler. Tam çerçeve basabileceğim ya da istediğim gibi kesebileceğim uygun ölçüde negatifler alıyorum. Bu kameraları son 25 yıldır kullanıyorum, o nedenle birbirimizi çok iyi tanıyoruz. Bu arkadaşça çalışan atlarla olmaktan çok mutluyum. İyi arkadaşız! Gerçekten başkasına ihtiyacım yok – lensler, sağlam iyi bir üçayak, örtücüyü açık tutmak için deklanşör kablosu, bir ışıkölçer ve belki sıcak giysiler de lazım tabii ki!




Falaise d’ Aval La Nuit, Etretat France, 2000



Kişisel çalışmalarım için dijital ortamı kullanmıyorum bu nedenle en son kamera teknolojilerini yakalayamadım. Bazen ticari işler yaptığım ve bazı müşteriler bitmiş ürün olarak taramaları istediği için dijital rötüşlere orta derecede yakınım. Manzaralarda yaptığım çoğu şeyin bir monitörde çok daha kolayca ve çabuk yapılabileceğinin bilincindeyim. Açıkça abartılmış ve rötüşlenmiş “mükemmel” bilgisayar görüntülerini çok sık görüyorum ama birçoğu açıkça gerçekdışı ya da gerçek üstü. Çok ilgi çekici değiller. Bana göre, aslında gerçek olmayan ve gerçekten inanılmaz derecede uzak bir şeyler var. Ben hala, dijital olmayan dünyanın sınırlamalarını ve eksikliklerini tercih ediyorum ve belki de kendi çalışmalarımı kendim yapmaya devam etmemin son derece önemli sebeplerinden biri de budur. Bir baskı yaparken verilmesi gereken pek çok teknik ve estetik kararlar var – yaratıcılık için uçsuz bucaksız bir potansiyele sahip. Karanlık odada tek başıma olmayı büyüleyici ve ilham verici buluyorum. Baskı süreci sonunda, bakış açımla ilgili bilgi verir ve değer katar, daha sonra fotoğraf. Belki de yapabileceğim kadar uzun süre, artık eskimiş olan gümüş işlemini yapmaya devam edeceğim. Bu da, geleneksel film, kağıt ve kimyasallar üretildiği sürece mümkün demektir. Daha sonra benim için, modern teknolojiyi anlamak ve adapte olabilmek için zorlu bir öğrenme süreci olacak. Ama asıl gerçek, ben yeni numaraları öğrenmeyi veya yeni ekipmanları kullanmayı inatla reddeden yaşlı bir köpek gibiyim.




Bosphorus Bridge, Istanbul, Turkey, 2006



Nitelikli ve iyi fotoğraflar çekmek için pahalı ekipmanlara sahip olmak gerektiğini düşünüyor musunuz?



Tamamen değil. Ucuz, plastik bir kamera ile çektiğim pek çok fotoğrafım var. Bir fotoğrafçının gözü ve aklı özel bir ekipmandan çok daha önemlidir.



2008 yılında Türkiye’de bir serginiz oldu. Türkiye’deki fotoğraf sanatı ve Türk fotoğraf kültürü hakkındaki fikrinizi öğrenmek istiyorum.



Maalesef Türkiye’de Türk fotoğrafçılarının işlerini göremeyecek kadar kısa kaldım. Bu soruyu cevaplayamadığım için özür dilerim.




Four Birds, St[1]. Nazaire, France, 2000



Sizin gibi bir ustayı dergimiz aracılığıyla Türk insanına sunmak bizim için memnuniyet verici. Çalışmalarınızı izlemeye devam edeceğiz. Gelecekteki projeleriniz nelerdir?



Bana ilginç gelen ve izleyicilerimin paylaşmak isteyeceğini umduğum işleri yapmaya çalışıyorum. Fotoğrafladığım yerler arkadaşlar gibidir. Projeler yaşamımda sürekli yer alıyorlar. Onları düşünmeye yahut dert etmeye çok fazla zaman harcamıyorum. Tüm süreç benim için memnun edici. Günün ya da gecenin sıra dışı zamanlarında, dünyayı büyüleyici yerlerde(fotoğraf çekmiyor olsam da orda olmayı isteyeceğim) deneyimleyerek, dışarıda olmayı seviyorum. Seyahat etmeyi seviyorum ve bütün hepsi beraberinde geliyor. Film işlemeyi sevmiyorum ama şansıma etrafta hala bazı mükemmel laboratuvarlar var. İlk denemeleri görmek her zaman heyecan vericidir. Düzeltme, baskı işi yapma, son baskıların yapılması meseleleri, hatta ilk baskıya rötüş bunların hepsi zevkli ve son derece keyif verici. Daha sonra baskılar sergilenir, belki başkalarından tepkiler gelir ve belki bir kitap basılır. Bunların hepsi şaşırtıcı şeyler.




Lake Bridge, Hongkun, Anhui, China, 2008



Bazen iyi yaşanmış bir hayatın tüm yönlerini dengelemeyi ve önceliklendirmeyi zor bulurum. Çünkü bir gün içinde yahut bir yaşam içinde istediğim herşeyi yapmaya yetecek kadar dakikalar ya da yıllar yok ne yazık ki. Geçen bir kaç yıl Brezilya, Çin, Çek Cumhuriyeti, Mısır, İngiltere, Fransa, Georgia, Hong Kong, Hindistan, İtalya, Japonya, Küveyt, Meksika, Norveç, Umman, Panama, Polonya, Rusya, Güney Kore, Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri, ABD ve Vietnam gibi pek çok ülkede fotoğraflar çektim. Her yer, yoğun odaklanılabilecek potansiyele sahip. Ama zaman kısıtlamaları sebebiyle düzenleme yapmalıyım. Bu ülkelerin bir kısmından, devam edecek olan bir seri hazırlamaya başladım Fotoğrafçılık, içerdiği epeyce işle son derece büyüleyici, harika bir ilgi alanı ve ben bunun bir parçası olmaktan çok heyecan duyuyorum.

Röportaj: Atakan DÜRÜST
Çeviri : Berna AKCAN



Michael Kenna : Great Silence





Giza Pyramids, Study 5, Cairo, Egypt, 2009



You are one of the well known names in the photography world, in means of peace and simplicity. Do you feel the same comforting and soothing emotions during your studies?



I spent seven years in a Catholic seminary boarding school when I was a boy. There was a lot of ritual and discipline, and something called “Magnum Silentium,” which is Latin for “great silence”. There were extended periods everyday when nobody talked. In retrospect, I was quite comfortable with that. In long distance running, something I like to do now, there is also discipline and long periods of solitary silence. I am comfortable with that also. I am not a good chatterer. I believe reverence and respect for everybody and everything should be a fundamental characteristic of the human spirit. I think that in order to be comfortable with others, it is necessary to be comfortable with ourselves. It is a luxury be alone, and it also can be frightening. It is sometimes easier to fill our lives with stimulation – sounds, sights, smells, touch, people, information, entertainment, etc. A quiet landscape is a wonderful thing – at least in my mind. It would be sad to fill up the planet with our noise and clutter.




Full Moon Set, Chausey Islands, France, 2008



Imagine being out at night, alone, under starry skies, listening to silence, watching the world slowly move, all senses alive, thinking, imagining, dreaming. The camera is recording, creating, documenting, seeing what the eye cannot see – cumulative time. Imagine the sensation of being in the middle of a large field, as the snow falls on a single, exquisite tree. White all around, silent, except for the soft sound of falling snow. Or, the crashing of angry waves, pre dawn, against white sand, clouds in the sky, a glow on the horizon from the slowly wakening sun. There are moments when things come together; conditions, place, subject matter, inner connections; moments that are singular and special. It is a privilege to be present at such times and to have the possibility to integrate into the scene and subjectively interpret. It is an experience that defies description. Comforting and soothing? Yes. I think it is a wonderful way to go through life and I am a very lucky person to have found this path.




Nine Boats, Andakarnnazi Beach, Kerala, India, 2008



We mainly see sky and clouds in your photographs and in fact these clouds are the main source of the peaceful feeling felt by us. If I ask you a cloudless photo by you, would you feel deficiency at the first moment? Are there any objects covering the clouds?



I am strongly drawn to clouds, particularly when I am making long exposures. I find the patterns and trails they leave behind to be visually fascinating. Clouds can help create a particular mood and atmosphere that I enjoy. However, I have many photographs where there are no clouds. As a photographer I find it is important to work with and appreciate whatever I am given, or not given. Limitations often lead to creative challenges, and absence can actually suggest presence.




Temple of Heaven, Beijing, China, 2008



We know you for your long exposures and night shots. Do you have any special technique or equipment that you use for your photographs? What are your favourite equipments to work within and which ones do you predominantly use?



Right now I use pretty old and battered Hasselblad cameras. They are fully manual, no batteries or digital displays. They can function in extreme conditions and are generally reliable. They are versatile and don’t weigh too much, which is an important consideration for me as I work very long hours. I get a decent sized negative which I can print as a whole frame or crop as required. I have used these cameras for the last 25 years so we know each other quite well. I am very happy with these friendly work horses. We are good friends! I really dont need much else – lenses of course, a good sturdy tripod, cable release to lock the shutter open, a light meter and perhaps warm clothes!




Setting Sun, Beijing, China, 2008



I don’t use the digital medium for my personal work so I am not caught up in the latest camera technology. I am reasonably familiar with what is possible with digital retouching as I am sometimes commissioned to do commercial work, and most clients these days require scans as the finished output. I am fully conscious that a lot of what I do in the landscape can be more easily and quickly done on a monitor. I see “perfect” computer images, obviously enhanced and retouched, more and more frequently, but for the most part they are so obviously unreal, or surreal, they are not so interesting. For me, there is something intrinsically unauthentic and unbelievable in their distance from reality. I still prefer the limitations and imperfections of the non digital world and perhaps that’s one of the reasons I think it is vitally important I continue to print my own work. There are many technical and aesthetic decisions that need to be made when making a print – it has vast potential for creativity. I find it both fascinating and inspirational to be alone in the darkroom. The printing process ultimately informs and enriches the way that I see, and subsequently photograph. I will probably stay with the aging silver process for as long as I can, which means as long as traditional film, paper and chemicals are manufactured. Then it will take a steep learning curve for me to understand and be able to adapt to modern technology. But the underlying truth is that I am like an old dog who stubbornly refuses to learn new tricks, or use new equipment!




Skyline, Study 1, Istanbul, Turkey, 2006



Do you think it is necessary to have expensive equipments to shoot qualified and good photographes?



Not at all. I have many photographs that I have made with a very cheap plastic camera. The eye and mind of an individual photographer is far more important than any particular equipment.



In 2008, you had an exhibition in Turkey. I want to learn your opinions about the vision of the photographic art in Turkey and the culture of Turkish photography?



I was, unfortunately, only in Turkey very briefly so was not able to see the work of Turkish photographers. My apologies for not being able to answer this question.




Ortakoy Mosque, Istanbul, Turkey, 2006



It is our pleasure to present a master like you to Turkish people through our magazine, and we will go on following your studies. What are your projects for the future?



I try to make work that I personally find interesting and hope that my viewers want to share. The places I photograph are like friends. Projects continually appear in my life. I don’t spend a lot of time thinking or worrying about them. The whole process is satisfying for me. I love being out at odd times of the day and night, experiencing the world in fascinating places where I would want to be even if I wasn’t making photographs. I love traveling and all that comes with it. I dislike processing film – but fortunately there are still some excellent labs around. Seeing the first proofs is always exciting. Editing, making work prints, the challenge of making final prints, even retouching the first print, all these stages are enjoyable and immensely satisfying. Then the prints are exhibited, perhaps there are reactions from others, and maybe a book will be published. It is all quite amazing.




Twenty Sticks, Kohoku, Honshu, Japan, 2003



Sometimes I find it difficult to juggle and prioritize all the aspects of a life well lived as there are not enough minutes in a day or years in a lifetime to do everything that I would like to do. Over the past few years I have photographed in many countries, including: Brazil, China, Czech Republic, Egypt, England, France, Georgia, Hong Kong, India, Italy, Japan, Kuwait, Mexico, Norway, Oman, Panama, Poland, Russia, South Korea, Turkey, United Arab Emirates, USA, and Vietnam. Each place has the potential for a concentrated focus. But because of time constraints I must edit. I have started ongoing series from a number of these countries, and I may well explore further in others. Photography is immensely challenging, with a good deal of work involved, but it is a wonderful pursuit and I am absolutely thrilled to be a part of it.




Interview by Atakan DÜRÜST


Translation by Berna AKCAN








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Michael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük SessizlikMichael Kenna : Büyük Sessizlik

Özgün Emre Can : Fotokapanlar



Dr. Özgün Emre Can ile Söyleşi


“Foto Kapanlar”




“Yaşamını vahşi yaşama, doğa araştırmalarına ve doğa korumaya adamış bir arkadaşımız Dr. Özgün Emre Can ile sohbet edeceğiz.”




Foto kapana yakalanan bir geyik.




Özgün Emre Can kimdir? Bize biraz kendinizden söz eder misiniz?



1973 yılında Ankara’da doğdum. Jacques-Yves Cousteau belgeselleri izleyerek ve hayvanları gözlemleyerek büyüdüm. Uzmanlık alanım büyük etoburlar olarak adlandırdığımız kurt, bozayı gibi memeli türleri. Yaklaşık 15 yıldır Türkiye etoburları üzerine araştırma çalışmaları gerçekleştirdim. Bunlar arasında kurt, bozayı, sırtlan ve yaban kedisi üzerine Türkiye’deki ilk bilimsel saha araştırmaları var. Anadolu leoparına yönelik Çevre ve Orman Bakanlığı’nın görevlendirmesi ile ilk resmi saha araştırmalarını gerçekleştirdim. 2001 yılında başlayan bu çalışmamız devam ediyor.




Gece, yaban domuzu sürüsü.




Yaşama bakışınız nasıl?



Sanırım katı ve gerçekçi. Dünya’da olup biteni anlamak zor. Tarih, kan ve gözyaşı ile yazılmış. Aynı gökyüzü altında New York’tan, Nepal’e bu kadar farklı yaşantıların; bu kadar zenginlikle, sefaletin bir arada olmasını anlamak zor. Dünya sanki tek bir gezegen değil gibi. Ve her şey göreceli. Yaşama bakış açımla ilgili bazı anahtar kelimeler verirsem daha iyi anlaşılabilirim: Jane Goodall, Desmond Morris, Jared Diamond, Queen, Jethro Tull, Eddie Vedder, Sean Penn, Alfredo James (Al Pacino), Robert Redford, Gary Larson ve Rowan Atkinson (Mr. Bean). Yaşam hiç bitmeyen bir yolculuk gibi”¦ Ben de hayatın anlamının uzun yolculuklara çıkmak olduğuna inanıyorum, hem gerçek hem de mecazi anlamda.




Boz ayı (Artvin)




Doğa Derneği’nde Büyük Memeliler Araştırma ve Koruma Koordinatörü olarak görev yapıyorsunuz? Çalışmalarınızdan biraz bahseder misiniz?



Doğa Derneği çatısı altında kurt, bozayı, sırtlan gibi büyük etobur türlerin ekolojileri, Türkiye’deki durumları ve koruma öncelikleri üzerine çalışmalar yürütüyorum. Bazı çalışmaları bizzat gerçekleştirirken Türkiye’nin değişik alanlarında gerçekleştirilen bazı çalışmaları da yönetiyorum.




Kurt.




Doğa araştırmaları ve koruma çalışmaları konusunda uluslararası çalışmalarınız var ve Türkiye’yi uzmanlık konunuzda uluslararası düzeyde temsil ediyorsunuz. Türkiye’de yaşayan bir araştırmacı olarak bunu nasıl başardınız?



Türkiye’de gerçek anlamdaki ekoloji araştırmalarının tarihi çok yeni. Özellikle yaban hayatı ekolojisi, büyük etoburların ekolojisi ile ilgili araştırmalar ise henüz başlangıç aşamasında. Benim şansım kendi çabalarımla öğrencilik yıllarından itibaren alanlarında dünyanın sayılı bilim insanları ile çalışmış ve onlardan çok şey öğrenmiş olmak. 1998 yılından, bugüne kadarda vahşi yaşam biyolojisi konusunda dünyanın önde gelen bilim adamlarından Prof. Dr. Wilfried Buetzler (Almanya) ile kurtlar ve ayılar, Prof. Dr. Dave Mech ile (ABD) kurtlar, Dr. John Beecham (ABD) ile ayılar üzerine çalışmalar yaptım. Büyük memeli türlerinin foto kapanlar (harekete ve ısıya duyarlı kameralar) yardımı ile çalışılması tekniğini yaşayan en büyük doğa korumacı kabul edilen Dr. George Schaller’den (ABD) 2002 yılında öğrendim. Vahşi yaşam araştırmacılığında usta, kalfa, çırak ilişkisi vardır. Okuyarak bir şeyler öğrenebilir, diplomalarınız ve sertifikalarınızdan oluşan bir kolleksiyon yapabilirsiniz. Ama en iyilerle, ustalarla çalışırsanız iyi olabilirsiniz. Onlarla aynı havayı solumak ve birlikte çalışmak algılarınızın kapılarını açar; daha iyi görür, daha iyi duyar ve koku alırsınız. Mesele bir konunun sadece teknik tarafını öğrenmekle bitmiyor. Konunun felsefesini, özünü kavramak herkes için mümkün olmuyor. Ciddiye alınmak için üretmek ve dünyadaki çalışmalara bir katkı koymanız gerekiyor.




Çalışma sahalarından biri: Karabük, kış.




Sizin bir sunumunuzu izlemiştim. Foto kapanlarla ilgili”¦ Bu projenizden bahseder misiniz?



Bahsettiğiniz çalışma Türkiye’nin en önemli ilk üç orman alanından biri olan Yenice Ormanları’nın (Karabük ili) büyük memelilerinin araştırılması üzerineydi. Bu çalışma Türkiye’deki ilk sistematik foto kapan çalışmasıydı. Bir yıl süresince proje alanında kurt, bozayı, yaban kedisi, tilki, karaca ve yaban domuzu türlerinin ekolojisini araştırmıştım. Yenice Ormanları bugün geçmiş tarihte yaptığımız bir çalışma sayesinde dünyada memeli türleri için en önemli alanlardan biri olarak kabul ediliyor.




Dijital foto kapanı kontrol ederken.





Foto kapan (tip 1)




Foto kapanların çalışma prensibi nedir. Görüntüler nasıl elde ediliyor?



Foto kapanlar, pasif sensörlü modeller, temel olarak içinde bir fotoğraf makinesi ve harekete ve ısıya duyarlı bir algılayıcının (sensör) olduğu bir kutudur. Ama bazı modellerde foto kapan iki parçadan oluşur, bunlar aktif sensörlü modeller olarak adlandırılır. Harekete ve ısıya duyarlı olan algılayıcının önünden bir canlı geçtiği zaman, uyku halinde bekleyen sistem uyanır ve fotoğraf makinesi fotoğraf çeker. İlk yıllarda sadece filmli makineler varken artık dijital makineler yaygınlaşıyor. Marka ve modele göre farklı boyut ve güçlerdeki piller sistemin güç kaynağıdır. Bu şekilde sistem araziye uygun şekilde yerleştirildikten sonra bir gözlem istasyonu vazifesi görür. Gördüğü her şeyi –teknik bir sorun olmazsa- kaydeder. Foto kapanların genelde kusursuz çalıştığı sanılır. Foto kapanların çalışma verimini, modelin tasarımı, ortamdaki sıcaklık ve nem, kullanılan piller gibi çeşitli faktörler etkiler.




İyi kamufle edilmiş bir foto kapan.





Foto kapan (tip 2)




Filmli mi? Yoksa dijital makinelerle mi çalışıyorsunuz?



Hem filmli hem de dijital foto kapanlar kullanıyorum. Tercih biraz araştırmacının veya fotoğrafçının ne istediği ve şartlarla ilgili. Filmli makinelerin avantajları arasında elde ettiğiniz pozitif veya negatif filmi istediğiniz ebatta bastırabilme var. Filmi elinizde tutmak ve arşiv yapmak çok farklı bir duygu. Ben aynı duyguyu binlerce fotoğraftan oluşan dijital arşivimden alamıyorum. Marka ve modele bağlı olmakla birlikte özellikle kış aylarında filmli makineleri tercih ediyorum. Ama filmli makinelerin dezavantajları 36 kare çelebilmesi ve film, banyo ve baskı maliyetleri. Ciddi bir foto kapan çalışmasında (ister fotoğrafçılık amaçlı, ister bilimsel araştırma amaçlı) film maliyeti, banyo ve baskı maliyeti önemli bir gider oluşturur. Dijital foto kapanların en önemli avantajı hafıza kartının kapasitesine ve pil tüketimine göre bir kaç yüzden bir kaç bine fotoğraf çekebilmesi.




Bozayı (Karabük)




Foto kapanları genellikle ne kadar süre ile arazide bırakıyorsunuz ve pil ömürleri ne kadardır?



Bu çalışmadan ne elde etmek istediğime göre bir kaç haftadan bir yıla kadar olabiliyor. Foto kapanların pil ömürleri foto kapanın modeline, pilin marka ve tipine, çalışma alanındaki sıcaklık, nem gibi koşullara ve gece mi gündüz mü çalıştığınıza göre değişiyor. Standart bir foto kapanın pilinin en az 15 gün süre için yeterli olması gerekir.




Ormanda iki foto kapan yerleştirildikten sonra (soldaki ve sağdaki ağaçlara dikkat)




Foto kapanların konulduğu bölgelerin yakınına hayvanları cezbetmek ve oraya çekmek için herhangi bir yem, ses veya koku kullanıyor musunuz?



Foto kapanları araştırma amaçlı kullandığım için hayvanları foto kapanın olduğu alana çekmek için hiç bir şey kullanmıyorum. Foto kapanlar benim için bir gözlem aracı. Doğa araştırmalarında temel kurallardan biri gözlemlediğiniz canlıyı ki bu bir kurt da olabilir, leopar da veya bir kız böceği de, etkilememektir. Fotokapanlar’dan elde ettiğimiz her kare aslında bizim için bir veri. Bu verilerin analizi basitten karmaşığa çeşitli istatistikî yöntemler kullanarak mümkün. Bunu yapabilmek için de – istatistikle ilgili gerekçelerden dolayı – hayvanların hareketlerini etkilemiyor olmanız şart. Fakat fotoğraf, yani sadece görüntü almak ise amacınız çeşitli yöntemlerle civardaki hayvanları foto kapanlara yönlendirmek mümkün.




Kurt, sürüdeki diğer kurtlara bakıyor.




Şu ana kadar foto kapanlarla Anadolu’da nerelerde çalıştınız?



Fotokapanlar kullanarak, çeşitli çalışmalar kapsamında 2002 yılından bu yana Türkiye’nin birçok bölgesinde çalıştım. İlk aklıma gelenler: İzmir, Antalya, Bolu, Karabük, Kastamonu, Erzurum, Kars, Rize, Artvin. Yeri gelmişken belirteyim, bu çalışmaları Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile işbirliği içinde gerçekleştirdim.




Yavru yaban domuzu.




Bu güne kadar Anadolu’da foto kapanlarla bilmediğimiz veya çok nadir rastlanan hangi canlıları görüntülediniz?



Yenice Ormanları’nda fotoğrafladığım yaban kedileri ve bozayılar önemli. Bu iki tür Türkiye’de nadir yani ender rastlanan türler değil. Ancak Yenice Ormanları, her iki türün Türkiye’deki en önemli popülasyonlarını barındıran alanlarından biri. Üstelik burada alışık olduğumuzdan daha iri ve sağlıklı bireyler yaşıyor. Anadolu leoparına yönelik de çok çaba sarfettik ama sanırım yakında onu da fotoğraflamayı başaracağız.




Yavru boz ayı.



Hiç vahşi hayvanlar tarafından tahrip edilen veya insanlar tarafından çalınan foto kapanlarınız oldu mu?



Özellikle ağaç ve kaya sansarları bazı model foto kapanların dışında yer alan plastiklere karşı ilgili oluyor. Benim bir kaç foto kapanımın bu plastik kısımları sansarlar tarafından yendi. Foto kapanlar bazen kaçak avcılık yapan bilinçsiz avcıları fotoğraflayabiliyor. Bu durumlara bu kişi veya kişiler kendi görüntülerinin delil oluşturacağını düşünerek foto kapanlara zarar verebiliyor. Ama dijital makineler sessiz ve bazı modellerde gözle fark edilmeyen ışık kaynağı var, bu makineleri ormanda insanların fark etmesi daha zor.




Yaban domuzu sürüsü.




2008 yılında dünya çapında en prestijli doğa fotoğrafı yarışmalarından birisi olarak gösterilen BBC Wildlife Photographer of the Year’da foto kapanlarla çekilmiş bazı memeli görüntüleri ödül aldı. Bu tür çekimlerin doğa fotoğrafı statüsünde yer aldığını gösteren, bir belge niteliğinde olan bu yarışmanın, ilgili sonuçları hakkında düşünceleriniz neler? Yani fotoğrafçısının deklanşörü başında bulunmadığı bu tür çekimleri diğer doğa fotoğrafları ile kıyaslayabilir misiniz?



Foto kapanlar kullanarak çekilen fotoğraflar ilk kez yarışmalara gönderildiği ve sergilendiği dönemlerde bu fotoğraflar yaban hayatı fotoğrafı değildir şeklinde tartışmalar oluyordu, sanırım temelde sizin bahsettiğiniz gerekçeden ötürü. Dijital fotoğraf makineleri çıktığında yapılan tartışmalar benzeri. Zaman hızla akıp gidiyor. Teknoloji hızla her alana giriyor, girmek zorunda, bu ihtiyaçtan doğuyor. Başlangıçta hep bir reddediş yaşıyor insanoğlu, alışkanlıklar kolay değişmiyor. Foto kapan kullanarak “fotoğraf” çekmek kolay değil. Öncelikle iyi bir iz sürücü olmalı, fotoğraflamak istediğiniz türü tanımalısınız. Foto kapanı yerleştirirken ilgilendiğiniz türün örneğin bir kurt veya ayının, orada olsa nasıl yürüyeceğini, nereye basacağını ve nasıl poz vereceğini öngörmeniz lazım. Daha sonra foto kapanlarınızın verimli çalışmalı ki -bu cihazlar marka ve modele göre, mevsime göre, ortamın ısısına göre çok farklı sonuçlar verir- doyurucu bir sonuç elde edebilesiniz. Bütün bunlar çok kolay değil. Ama ben burada uzun uzun tartışmayı çok gerekli görmüyorum. Önemli olan fotoğraf çekerken haz duymak ve fotoğrafa bakanlara bir şeyler hissettirmek değil mi? Sonuçta işin özü hayatı yakalamak ve sabit tutmak değil mi? Bu konuyu felsefi olarak değil de teknik olarak tartışabilirim. Ben veri toplamak amaçlı fotoğraf çektiğim için fotoğrafçı olduğumu düşünmedim. Beğendiğim fotoğraflar elde edersem hediye ederim, duvarıma asarım, en fazla kitap yapar, sergi açarım. Hepsi bu. Foto kapanlar aracılığı ile bir fotoğrafçının tanık olamayacağı anları kaydetmek mümkün ama sanırım fotoğraf alanında hiç bir makine, bir insanın yerini alamaz. Yapay zekâ, insan zekâsının yerine geçebilecek bir şey değildir.




GPS tasma takılı erkek ayı, anestezinin etkisinde uyurken.





Artvin’de GPS tasmalı boz ayıları sinyalle takip ederken.




Kaç kişilik bir ekip bu projeyi yürütüyor? Bu projede neyi hedefliyorsunuz?



Şu anda zamanımın önemli bir kısmını Doğa Derneği Bozayı Araştırma ve Koruma Projesi alıyor. Bu proje Çevre ve Orman Bakanlığı ile işbirliği içinde yürütülüyor. Proje ekibimiz başta Doğa Derneği Büyük Memeliler Araştırma ve Koruma Sorumlusu Eray Çağlayan olmak üzere toplam dört kişiden oluşuyor. Bu ekibe Çevre ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nden ayrıca 3 uzman da katılıyor.




Karacalar.




Elde ettiğiniz sonuçları, fotoğrafları nasıl değerlendiriyorsunuz?



Yıllardır süren çalışmalar sonucunda Türkiye büyük memelileri üzerine ciddi bir görsel arşiv oluştu. Bu, Türkiye’deki ilk görsel arşiv. Çok zaman aldığı için henüz tam olarak arşivi düzenleyemedim. Fotoğrafların (dijital ve film) gruplanması, yorumlanması gerekiyor. Foto kapan çalışmalarından elde edilen fotoğrafların (verilerin) ek bilgiler eşliğinde yorumlanması sonucu araştırdığımızın türün ekolojisine ve dağılımına yönelik yorumlar yapmamız mümkün oluyor.




Röportaj: Funda GÖNENDİK


Fotoğraflar: Özgün EMRE CAN










Özgün EMRE CAN Hakkında

1997 yılında ODTÜ Biyoloji Bölümünden biyoloji diploması, 1999 yılında CIHEAM, Fransa’dan Akdeniz Ekosistemleri Yönetimi konusunda uzmanlık diploması, yine CIHEAM’dan 2000 yılında kurt ekolojisi üzerine yüksek lisans diploması aldı. Aynı yıl ODTÜ Biyoloji Bölümünden ikinci bir yüksek lisans derecesi daha aldı. Foto kapanlar konusundaki doktora çalışmasını ODTU Biyoloji Bölümünde Prof. Dr. İnci Togan yönetiminde 2008 tamamladı. 2000-2005 yılları arasında Doğal Hayatı Koruma Derneği ve WWF Türkiye’de uzmanlık alanına giren çalışmaları başlattı. Yurtiçindeki ve yurtdışındaki çalışmaları WWF, Wildlife Conservation Society (WCS), Large Herbivore Foundation (LHF), World Society for the Protection of Animals (WSPA) gibi uluslararası doğa koruma kuruluşları tarafından desteklendi. Yurt içinde ve yurt dışında yayınlamış makaleleri, ulusal ve uluslararası kongrelerde bildirileri bulunmakta.



Özgün Emre Can



Halen Doğa Derneği’nde Büyük Memeliler Araştırma ve Koruma Koordinatörü olarak görev yapıyor. Doğa koruma konusundaki uluslararası bilimsel referans kurum olan International Union for the Conservation of Nature (IUCN) Ayı Uzman Grubu Güney Asya Uzman Grubu eş-başkanı ve IUCN Ayı-İnsan Çatışması Uzman Grubu Türkiye uzmanı, IUCN Kurt, Kedi ve Sırtlan Uzman Grupları’nda Türkiye uzmanı olarak yer alıyor. Dünyada ayı türleri üzerine çalışan bilim insanlarının meslek örgütü olan International Association for Bear Research and Management (IBA)’de koordinasyon komitesi üyesi. 2008 yılında doğa koruma konusunda çalışan bilim insanlarının meslek örgütü olan Society for Conservation Biology (SCB) Avrupa Bölümü’ne yönetim kurulu üyesi olarak seçildi.












Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Özgün Emre Can : FotokapanlarÖzgün Emre Can : FotokapanlarÖzgün Emre Can : FotokapanlarÖzgün Emre Can : FotokapanlarÖzgün Emre Can : FotokapanlarÖzgün Emre Can : FotokapanlarÖzgün Emre Can : FotokapanlarÖzgün Emre Can : FotokapanlarÖzgün Emre Can : FotokapanlarÖzgün Emre Can : FotokapanlarÖzgün Emre Can : FotokapanlarÖzgün Emre Can : FotokapanlarÖzgün Emre Can : FotokapanlarÖzgün Emre Can : FotokapanlarÖzgün Emre Can : FotokapanlarÖzgün Emre Can : FotokapanlarÖzgün Emre Can : FotokapanlarÖzgün Emre Can : FotokapanlarÖzgün Emre Can : FotokapanlarÖzgün Emre Can : Fotokapanlar

Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası



Mesleğinize giden süreci anlatabilir misiniz? Fotoğrafçı olmaya ne zaman karar verdiniz? Benim mesleğim bu olacak demenizdeki etki ve etkenler nelerdi? Eğitim ve iş hayatınız ile süre giden aşamalarda ne gibi gelişim ve değişimler yaşadınız?



11 yaşımdayken de küçük bir fotoğraf makinem vardı; ama tabii ilk ciddi başlangıç, 1999. Sadece doğanın fotoğraflanır olduğuna dair yanılgım, ilk olarak Marmara Üniversitesi’nde müfredat dışı bir fotoğraf anlayışına dahil olmamla kırıldı. Fotoğraf çekmek artık, bizleri insana, sokaktaki hayata vardıracak önemli bir “yol arkadaşı” idi ve benim sokakla bağımı kurmama yardımcı olması, o bağı şekillendirmesi, daimi bir sorular güruhunu vazgeçilmez kılması benim için çok etkileyiciydi. Aslolanın yanıt bulmak değil, sorular soracak kadar rahatsız olmak olduğunu fark ettirmişti bana fotoğraf. Ve en azından benim için, hayatın 9 ile 6 arasında bir ofiste geçmemesi gerektiğini fark ettirmişti. Hobi olamayacak kadar yer kaplamalıydı ve dolayısıyla işim haline geldi. Bu süreçte, fotoğrafın toplumsal hikayeler kadar öznel hikayelerin de tanığı olması gerektiğini; hatta kimi zaman toplumsal paydası da olabilecek öznel hikayelerimizin de fotoğraflanması gerektiğini gördüm. Bu, ayni zamanda fotoğrafçının daimi bir yüzleşme halinde olabileceğine dair de umut veren bir çıkarımdı ve fotoğrafçıyı kendine sürekli teğet geçerek sadece başkalarının hayatlarına tanık olmak gibi kaçışlara müsait bir ruh halinden de uzakta tutan bir durumdu. İşte tam bu haliyle “hoş geldi”.



“Foto-röportaj” ülkemizde son dönemlerde giderek fotoğrafçılar arasında yayılıyor, diyebiliriz sanırım? Ancak bu çalışmaların halkla buluşmasında medyasal olarak sıkıntılar var üstelik yazı okumak yerine resimlere, fotoğraflara bakmayı tercih eden geniş bir kitle varken? Bu “yer bulamama” veya “sunulamama” durumları için düşünceleriniz nelerdir?



Evet, foto-röportaj denince hala akla “fotoroman”ların geldiği bir yerdeyiz. Portre denince de geniş açı ile deforme edilmiş yüceltilmeye çalışılmış bizle göz kontağı muhakkak kuran fotoğrafları anlıyoruz. Klişeler, birikimin az olduğu yerlerde doğar. Alışılmadık olan ise her zaman reddedilir. Böylece, her yeni gelişen karakter, o klişelerin izini sürer durur. Yayın organları da doğrunun esasında bu olduğunu onaylarcasına, farklı dilleri sunumları diskalifiye eder. Bunun yanında eğer yeterli mecranın olmamasından söz ediyorsak, foto-röportajcıların alt-bilinçte reddedilmeye müsait ağırlığı olan ve görülmemesi temenni edilen konuları çalışması da önemli bir etken. Bu coğrafyaya dair dertlerimiz var; ancak yurt dışındaki yayın organları tarafından buyur ediliyoruz çoğunlukla”¦



Sizce, fotoğrafçı gerçekleri aktarmakla yükümlü müdür? Ya da olanı olduğu gibi aktarmakla? Fotoğraf ve onda gerçekleri sorgulama nasıl bir dengedir? Bu bir köşe yazarı gibi kendi perspektifinden olayları yorumlama, aktarma hürriyeti midir?



Fotokopi makinesi gibi olamayacağımız aşikar! Ama üretirken, hammaddemiz “gerçek” ise, sorumluluklarımız çok derinde ve hassas dengeler üzerine kurulu. Bu hayatla dalga mı geçmek istiyoruz? Buna alet ettiğimiz “fotoğraflanan” ne kadar dalga geçebiliyor peki kendi hayatı ile? Birinin kahrı olduğunu mu yansıtıyoruz fotoğrafa? O kahır, ne kadar O’nun, ne ile örülü? Hayattan aldığımız ipuçlarını, göndermeleri olan ipuçlarını bir zemine oturtuyoruz, evet. Bazen, bir hayat kadının sahip olamayacağı o aileye, anneliğe dair, kendisinin bile henüz fark etmediği bir sızıya işaret ediyoruz. Fotoğrafçının sezgilerinin, dünyayı değerlendirmesinin çok önemli bir yer tutmasından bahsediyorum. Bu rol, çok baskınken, gerçekle çetin ve adaletli bir savaş sürebilmenin tek yolu, “fotoğrafçı” kimliğiyle yaşayan bireylerin samimi, donanımlı ve egosunu çokça sıfırlamış olabilmesi… Fotoğraflamak, özne ile çetin ve adaletli bir savaşı gerektirmez mi? Ben ne göstereceğime dair kararımı daha çekmeden verebilir miyim? İmkanı var mı? Son zamanlarda çok duyuyoruz: ”Var olan gerçekliği bırakıp kendi gerçekliğini yaratan önemli fotoğrafçı X”¦” İşte burada fotoğraflanan kişiler ile bir yüzleşmenin bir savaşın olamadığı, dünyada daha çok yer kaplama arzusu var fotoğrafçının! Halbuki, bize lazım olan naiflik! Kendini artırma değil, eksiltebilme yetisi”¦



Yurt dışında da eğitim aldınız… Ülkemizdeki eğitim ile karşılaştırdığınızda neler söylemek istersiniz? Ve yurtdışındaki sanatsal-mesleki şartlar ile buradaki farklılıklar var mı? Var ise neler?



Ben, İsvec ekolüne 3 ay kadar tanık oldum,o kadar.. İyi niyetliliği ile yola çıkan ve buradan oraya 12 öğrenciyi götürmenin her yolunu deneyen sonunda da bulan Halil Koyutürk başta olmak üzere, birçok önemli fotoğrafçı ile paylaşımlarımız oldu. Bu, önemli bir deneyimdi. Kompleksiz, paylaşımcı bir ruh haline tanıklık ettik. Klasik “altın oran”ı öğütleyen akademik anlayıştan uzaktaydık, her ne kadar bir okul bünyesinde olsak da! Önemli bir fark da; iki farklı coğrafya arasında üretilen işlerde bireysel hikayeler - toplumsal hikayeler dengesinin bir türlü yerini bulamamasıdır. Özetle burada sunulan işlerde birey yok, orada birey çok!!! Burada, hayatın layıkıyla yakalanabileceğine dair inancın yolu, her cephe için geçerli, hep bireylerin hayatta kapladığı yeri sıfırlamaktan geçti. Nazım Hikmet bile, şiirlerinde her aşktan bahsedişinde yoldaşlarını üzebiliyordu belki de”¦ Ama maalesef, toplumsal süreçlere giden yol, bireyin içgüdülerini, yalpalamalarını, kendi hikayelerini es geçtiği işlerden gelemedi. Bir kuşağın, yarısı eksik kaldı sanki. E, İsveç’te de tam tersi: insanlar hikayelerini o kadar önemsiyorlar ki, ufuk açıcı olmaktan uzak, eleştirilme riskini ortadan kaldıracak kadar “ben yaptım oldu” tavrı… Kuzey fotoğrafının yaygın bölümünde görülen özneye mesafeli tavır, aslında, fotoğrafçıya sorgulanamaz dokunulamaz bir alan yaratma çıkarcılığını da bilinçaltında kapsıyor gibi.



Photo Araf’a ne zaman ve neden katıldınız? Sizce benzeri fotoğrafçı ajanslarının ülkemizde çoğalması fayda sağlar mı? Ayrıca bu tür çalışmalar nasıl teşvik edilebilir?



Photo Araf, Ocak 2006 tarihinde benle beraber Coşkun Aşar, Gökşin Varan Ve Haluk Çobanoğlu tarafından kuruldu. Örgütlenmek, her ne kadar yalnız yapılması makbul olan bir iş yapıyor olsak da önemliydi. Sadece, yan yana geldiği zaman bir söylemi olan işleri birlikte sunmak açısından bile gerekli bir oluşum. Yayın organlarını veya sunumun yaygınlaşmasını değiştirebilecek gücü olup olmadığını soruyorsanız, zaman gösterecek.



Çalıştığınız yayın organlarında “editoryal fotoğrafçılık” da yapıyorsunuz… Bu konumu biraz açabilir misiniz? Fotoğrafçı ve yazar (gezi-araştırma) nasıl bir ortak iş gerçekleştiriyorlar?



Bunlar, ne olduğunu tanımlamış yayın organları için talep üzerine üretilmiş işler. Editoryal işlerde, ne olursa olsun –şükür ki- yakamızı bırakmayacak “özgün dilimiz”in, yayın organının taleplerini de gözettiğini bilerek çalışıyoruz. Yazar- fotoğrafçı işbirliği ise konuya dair konuşurkenden ziyade susarken çok önemli! Size yaşam alanı tanıyan bir yazar düşlemek her fotoğrafçının hakkı… Tabii, günümüzde editörler de fotoğraf seçimlerinde şu dar alana sıkışabiliyorlar: Yazıda geçenlerin direkt tamamlayıcısını aramak! Metin, fotoğrafı; fotoğraf da metni uçurabilecek, bağlamını genişletebilecekken, uçmamaya özen gösteren bir editörler grubu, çoğu kez yorucu olabiliyor. Jean Genet’in Bruno Barbey’in Filistin fotoğrafları üzerinden, fotoğraf – edebiyat, fotoğraf – aktivist hareket ilişkisine dair verdiği çarpıcı örnek artık geride kaldı.



Bir fotoğraf projesinde ilginizi ne çeker, sizi ne heyecanlandırır? Başlangıçtaki duygu ve düşüncelerinizi aktarabilir misiniz?



Sorularımın ve rahatsızlıklarımın çokluğu tek önemli etken”¦ Sonrasında, en önemli evre, ilk kilit fotoğrafların ortaya çıkmaya başladığı evredir. Bir grup fotoğraf pusulanız olur ve konuyu hangi noktadan göreceğinizi, hangi ruh hallerini bulmanın konuyu tanımlamak adına daha çok yol göstereceğini açık eder.



Bundan sonraki dönemlerde ne gibi fotoğraf projeleri yapmayı düşünüyorsunuz? Ve gelecekte bulunmak istediğiniz durum nedir?



Biz biraz da ürettiğimiz işleri ve aynı zamanda ruhumuzu da nadasa bırakıyoruz sanki. Bu devrin ana karakterinden, “hız” gerekliliğinden uzak durmaya çalışıyoruz. Üretilmiş projelerin sunumundaki telaşsızlık, belki de onların sadece “şimdiki zaman” ile kavgalarının olmamasındandır”¦ Dolayısıyla, ilk önce uzun zamandır üretilmiş ancak sunulmamış işlerin kendine bir yol çizmesi, sunulması gerekiyor: Yolda olan ilk proje, kaybedenler kulübü, 100 yillik spor kulubü Vefa Spor’a dair fotoğraflar.



Sonrası zaten yaşamaktan ibaret”¦ Her gün sancısı, gülümsemesi ve keşifleri bol bir hayat yaşıyoruz. Bu yoğunluk, bir vücuda kavuşuyor, kavuşacak ve biz de yarın sizinle tekrar konuşup adlarına “yeni fotoğraf projeleri” diyeceğiz.



Röportaj: Levent YILDIZ





GECE VARDİYASI


Burcu Göknar




İki kız kardeş, ailenin tüm kadınlarının önceki kuşaklardan beri sürdürdüğü bir işi devralmıştı: İstanbul’un gece kulüplerinde işe başladıklarında, ikisi de dansözlük yapıyordu ve 11 yaşındaydılar. Evin masraflarını karşılamak için bazen bir gecede 5-6 farklı yerde sahne alıp, sabah eve dönüyorlardı.



Zamanla iki kardeşin hayat standartları farklılaşmaya başladı. Biri aynı çember içinde kalırken; diğeri “yükseliş” e geçti. Artık küçük kardeş, TV programlarından birinde bilinen bir dansöz; büyük olanı ise küçük gece kulüplerinde şarkıcı”¦





Kardeşlerden küçüğü Didem, sahnede. İstanbul, Beyoğlu. 2003




Didem, evde yeni sahne elbisesini deniyor. İstanbul, Kuştepe. 2003




Küçük kızkardeş, saclarını uzatmak için perukçuda bekliyor. Gece hayatında çalışanların çoğu, paralarını “güzelleşmek” için harcıyor. İstanbul, Beyoğlu. 2003




Didem, kendi evinin bulunduğu mahallede. İstanbul, Kuştepe. 2003




Didem, sahnede gösterisini sunuyor. İstanbul, Harbiye. 2003




Didem, sahneye çıkmadan önce makyajını tazeliyor. İstanbul, Harbiye. 2003




Didem, sahnede gösterisini sunuyor. İstanbul, Harbiye. 2003




Gece hayatında çalışan bir çok kişi, gecede 5-6 farklı yerde sahne alıyor ve birinden diğerine yetişmeye çalışıyorlar. İstanbul, Harbiye. 2003




Kızkardeşler, işten sonra evlerindeler. Didem dans ederek ve ablası Çilem şarkı söyleyerek ailelerini geçindirmeye çalışıyorlar. İstanbul, Kuştepe. 2003




Öğleden sonra “kahvaltı”… Günün büyük bölümünde uyuyup, ancak aksama doğru uyanıyorlar. İstanbul, Kuştepe. 2003




Abla Çilem evinde. İstanbul, Kuştepe. 2003




Kızkardeşler, evlerinde. İstanbul, Kuştepe. 2003




Çilem ve kuzeni. İstanbul, Kuştepe. 2005




Gündüzleri uykudan kalan dar vakitte tek sosyalleşme imkanı, aile içi ile sınırlı… Çilem, kuzeninin doğumgününde. İstanbul, Kuştepe. 2004




Ailenin tek para kaynağı olan iki kız kardeş, iş öncesi hazırlanıyorlar İstanbul, Kuştepe. 2003




Çilem, bir gece kulübünden diğerine yetişmeye çalışıyor. İstanbul, Levent. 2003




“Sanatçı”, tüm müşterileri dolaşıp istedikleri şarkıyı sormak zorunda! Karşılığı ise patlatılan sahte şampanyalar veya yağdırılan peçeteler. İstanbul, Levent. 2005




Çilem, sahne arkasında. İstanbul, Levent. 2003




Çilem. İstanbul, Levent. 2005




Çilem. İstanbul, Harbiye. 2005




Eski bir şarkıcı olan anneleri, çok ender de olsa sahneye çıkıyor. İstanbul, Beyoğlu. 2005




Çilem ve Didem’in anneleri. İstanbul, Kuştepe. 2003




Anne ile bir tartışma sonrası… Didem ve Çilem için mahalle, ailedeki her tartışmadan sonra kaçılan ikinci bir ev gibi. İstanbul, Kuştepe. 2003




İki kardeş, afiş çekimi için fotoğrafçıda.. İstanbul, Beyoğlu. 2004




Çilem, bir düğünde kuzeniyle beraber sahnenin kenarında. İstanbul, Kuştepe. 2005




Zamanla iki kardeşin hayat standartları farklılaşmaya başladı. İstanbul, Beyoğlu. 2005




Didem’in yeni evi. İstanbul, Sisli. 2005




Didem, “yükseliş”e geçip kendine ait bir eve taşınırken; diğeri aynı çember içinde kaldı. İstanbul, Sişli. 2005




Artık küçük kardeş, TV programlarından birinde bilinen bir dansöz; Çilem ise küçük gece kulüplerinde şarkıcılığa devam ediyor. İstanbul, Kuştepe. 2005




Didem ve yanında çalıştığı ünlü şarkıcı, konser öncesi provada. İstanbul, Harbiye. 2005




Didem’in “yeni” arabası için kurban kesiliyor. İstanbul, Kuştepe. 2005




Didem, TV programı öncesi lüks bir kuaförde. İstanbul, Harbiye. 2005




Eski kuşak bir dansöz ve Didem prova yapıyor. İstanbul, Sişli. 2005




Didem’in yeni evi. İstanbul, Sişli. 2005




İstanbul, Harbiye. 2003






Burcu GÖKNAR Hakkında



1980, İstanbul doğumlu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’ nden 2002 yılında mezun oldu. MİHA’da(Marmara İletişim Haber Ajansı) fotoğrafçı ve fotoğraf editörü ve Associated Press Istanbul Bürosu’nda stajer olarak çalıştı. 2004’de İsveç Kuzey Fotoğraf Okulu’nda öğrenim gördü. Aralarında National Geographic Türkiye’nin de bulunduğu çeşitli yayın organları için foto-röportajlar üretti. Serbest fotoğrafçı olarak çalışıyor ve İstanbul’da yaşıyor.



Sergi:


-Sardunya-İtalya MENOTRENTUNO_II Young European Photography (Kişisel Sergi) Eylul 2008


-9. Uluslararası İstanbul Bienali(Karma Sergi),2005


-IFSAK 17.Uluslararası Fotoğraf Günleri(Karma Sergi),2001



www.photoaraf.com










Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası Burcu Göknar ile Söyleşi : Gece Vardiyası

Dask Dogay 2009 : Edremit



DASK DOGAY 2009


“Edremit”




Ayak izinden başka bir şey bırakma… Anılardan başka bir şey götürme… Zamandan başka bir şey öldürme… Görüntüden başka bir şey alma…



Sloganıyla yola çıktığımız ülkemizdeki en özgün ve kapsamlı fotoğraf yarışması DOGAY (Doğada Görüntü Avcılığı Yarışması), DASK (Doğa Araştırmaları Sporları ve Kurtarma Derneği) tarafından düzenlenmektedir.




Bir fotoğraf yarışmasının tüm aşamalarının aynı ortamda, üç gün içinde gerçekleştirildiği DASK DOGAY 1995’ten bu yana her yıl değişik bir yöremizde düzenlenmektedir.



fotoğrafların çekimi,


filmlerin banyosu,


yarışacak fotoğrafların seçimi,


seçici kurulun değerlendirmesi ve


ödül töreni bu süreçte tamamlanmaktadır.




Yarışmacılar kendilerine verilen işaretli filmlerle ve kartlarla çekim yapmaktadır.



Her yarışmacı;


aynı ortamda,


aynı iklim ve ışık koşullarında,


aynı zaman diliminde,


eşit sayıda fotoğraf karesi çekerek yarışmaktadır.




Ülkemizin doğal, kültürel, tarihi ve sosyal özelliklerinin, basın yayın ve katılımcılar vasıtası ile, ülke geneli ve uluslararası platformda tanıtımını sağlayarak, bölgenin ekonomisine de katkıda bulunur.



Çok sayıda fotoğraf ile fotoğraf sanatçılarının arşivlerinde, web sayfalarında, sergilerinde ve birçok dergi yayın ve diğer medyatik ortamlarda tanıtımına olanak sağlar.



Her yıl çeşitli ülkeler ve yurtiçinden fotoğrafçıları ülkemizin farklı bir yöresinde bir araya getirir.




DASK DOGAY ortamı, fotoğrafçıların birbirleriyle tanışmalarına, bilgi ve deneyim aktarmalarına olanak sağlamaktadır.



Ø Düzenlendiği yöredeki yerel kurum ve kuruluşların da aktif katılımı ve desteğinin sağlandığı yarışmada, yöre yaklaşık 3000-5000 kare fotoğraf ile ortalama yüz dolayında fotoğraf sanatçısı tarafından belgelenmektedir.



Ø Her yıl nerede düzenleneceği fotoğraf camiası tarafından büyük bir merakla beklenen DOGAY Fotoğraf Yarışması, 28 ilde fotoğraf sanatçılarının örgütlendiği fotoğraf dernekleri kanalıyla tüm Türkiye’ye duyurulmaktadır.





Doğa etkinliklerine toplumu yakınlaştırarak, çevre bilincinin gelişmesine katkıda bulunmak da amaçlarından biridir.



DASK DOGAY’da düzenlendiği yörenin şartlarına göre bölgenin doğasının tanıtımı ve doğal zenginliklerin muhafazasına yönelik olarak çevre bilincinin arttırılması ve doğanın korunması amacıyla etkinlikler de düzenlenmektedir.




Çocuklarımıza fotoğrafı sevdirmek…



DASK DOGAY`ın hedeflerinden birisi de çocuklara fotoğraf sanatını sevdirmek ve bazıları için bu sanatın ilk defa, farkında olmalarını sağlamaktır.



Yarışma niteliğini çocuklar için değiştirerek daha çok eğitim amaçlı olan bir etkinlik haline getirmiş bulunmaktayız. Yarışma yapılan bölgedeki çocuklara, sponsorlarımız aracılığı ile fotoğraf makinesi temin ederek fotoğraf çekimini özendirmekteyiz.




DASK DOGAY’da; düzenlendiği yörenin şartlarına göre çeşitli yan etkinlikler de yapılmaktadır. Böylece yarışmacılar ve beraberindekilere çeşitli olanaklar sağlanmaktadır. Rehberler eşliğinde çevre gezileri, yürüyüşler, tekne gezileri, kır koşusu, yön bulma yarışması, dinletiler, saydam gösterileri, akşamları ateş başında yapılan sohbetlerle dolu bir hafta sonu geçirilmektedir.



Yarışma sırasında düzenlenen yan etkinliklerin herkese açık olması, yarışmacıların neredeyse 3 katı bir izleyici topluluğunun katılımını sağlamaktadır.




Doğada Görüntü Avcılığı Yarışması Bu Yıl



15-19 Mayıs 2009 tarihleri arasında Altınoluk, Güre ve Zeytinli Beldeleri; muhteşem doğal güzelliklere sahip Kazdağları, zeytin cenneti, yurdumuzun oksijen çadırı; Afrodit`in yıkandığı termal suları ve Sarı Kız`ı ile ünlü; Balıkesir ilinin güzel ilçesi Edremit’de düzenlendi.




Zeytinli, Güre ve Altınoluk Belediyeleri, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Zeytinli Fotoğraf Derneği ve sponsorlarımızın katkılarıyla gerçekleştirilen yarışmada 34 adet ödül verildi.



Türkiye, İran ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden toplam 194 yarışmacı katıldı. Yabancı yarışmacıların yanı sıra bu sene Avusturya ve Macaristan’dan iki tane de yabancı seçici kurul üyesi jürimizde görev aldı.




Bunların 69’u saydam, 110’u dijital ve 57’si çocuk dogay bölümüne katıldı ve iki gün boyunca 15.000’e yakın kare çekerek Kaz dağları ve bölgesini belgelediler.



Anadolu’ya özgü öğeler içeren yarışmada, üçüncüsü düzenlenen ÇOCUK DOGAY bölümüne ise 8-14 yaş grubundan; 10’u Zeytinli 22’si Altınoluk, 4’ü Güre ve diğer illerden gelen çocuklarımız olmak üzere toplam 57 çocuğumuz yarışmaya katıldı.




Yarışma üç ana bölümde düzenlendi. Saydam Dogay- Sayısal Dogay- Çocuk Dogay



Saydam Dogay ‘da yarışmacılar iki gün boyunca kendilerine verilen 2 adet 36’lık saydam filmle çekim yaptılar.




Saydam Dogay’da Yarışmacılar Genel Doğa, Makro Doğa ve Yerel yaşam Kategorilerinde istenen özelliklere göre fotoğraf verdiler.



Sayısal Dogay’da ise Doğa Manzara- Soyut Soyutlama- Monochrome Serbest Konu kategorilerinin özelliklerine göre fotoğraf verdiler.




Çocuk Dogay da fotoğraf çekimini yaklaşık 20 kişilik bir Dask ekibi ve eğitmenlerle birlikte 57 çocuğumuzla birlikte fotoğraf çektik.



Bu yarışmada 32′ si yöre halkından, Zicev’in Zihin Ergo – Sum Fotoğraf Atölyesinden ve anne babaları ile Türkiye’nin dört bir tarafından gelen çocuklarımız da vardı.




Fotoritim Dergisi 2007 yılından beri yarışmamızın destekçisi olarak aramızda yer almıştır. 2008 yılından beri de Fotoritim Dergisi Başarı Ödülü olarak bir fotoğrafa ödül verilmektedir. DASK olarak dergide yapılan duyuru yayın ve destekleriniz için çok teşekkür ederiz.



Yüzlerce fotoğrafçının gözünden Anadolu’nun bu eşsiz beldesini birlikte izleyelim”¦



Funda Gönendik


DASK DOGAY Düzenleme Kurulu Üyesi





Yarışmada ödül alan, sergilemeye veya DASK arşivine seçilen fotoğrafların DASK ve DASK’ın belirleyeceği sponsorları dışında hic bir yerde kullanılamaz, çoğaltılamaz ve yayınlanamaz. Yayınlanması durumunda DASK’tan izin alınması gerekmektedir.


Ödül Alan Fotoğraflar





Osman Önder


SAYDAM DOGAY – Genel Doğa – Birincilik Ödülü





Hossein Sadri Noubarzad


SAYDAM DOGAY – Genel Doğa – İkincilik Ödülü





Rauf Akbaba


SAYDAM DOGAY – Genel Doğa – Üçüncülük Ödülü





Amir Reza Borhani


SAYDAM DOGAY – Genel Doğa – Mansiyon





Turan Sezer


SAYDAM DOGAY – Makro Doğa – Birincilik Ödülü





Muhsin Divan


SAYDAM DOGAY – Makro Doğa – İkincilik Ödülü





Muhsin Divan


SAYDAM DOGAY – Makro Doğa – Üçüncülük Ödülü





Tamer Dikmenler


SAYDAM DOGAY – Makro Doğa – Mansiyon





Fikret Özkaplan


SAYDAM DOGAY – Makro Doğa – AFSAD Özel Ödülü





Osman Önder


SAYDAM DOGAY – Yerel Yaşam - Birincilik Ödülü





Önder Bakay


SAYDAM DOGAY – Yerel Yaşam – İkincilik Ödülü





Şerafettin Öztekin


SAYDAM DOGAY – Yerel Yaşam – Üçüncülük Ödülü





Ali Mahdavi


SAYDAM DOGAY – Yerel Yaşam – Mansiyon





Ali Reza Vahid


SAYDAM DOGAY – Yerel Yaşam – Güre Belediyesi Özel Ödülü





Yüksel Şan


SAYDAM DOGAY – Yerel Yaşam – Necmettin Külahçı Özel Ödülü





Bahadır Akman


SAYISAL DOGAY – Doğa Manzara – Birincilik Ödülü





Sema Kosoğlu Karlıova


SAYISAL DOGAY – Doğa Manzara – İkincilik Ödülü





Gülnur Beçseli


SAYISAL DOGAY – Doğa Manzara – Üçüncülük Ödülü





Tayfun Çiftçi


SAYISAL DOGAY – Doğa Manzara – Mansiyon





İlker Şahin


SAYISAL DOGAY – Doğa Manzara – Altınoluk Belediyesi Özel Ödülü





Emre Soytürk


SAYISAL DOGAY – Soyut/Soyutlama – Birincilik Ödülü





Belgin Özkoç


SAYISAL DOGAY – Soyut/Soyutlama – İkincilik Ödülü





Dilek Demiröz


SAYISAL DOGAY – Soyut/Soyutlama – Üçüncülük Ödülü





Osman Önder


SAYISAL DOGAY – Soyut/Soyutlama – Mansiyon





Osman Önder


SAYISAL DOGAY – Soyut/Soyutlama – Fotoritim Dergisi Özel Başarı Ödülü





Taner Kıral


SAYISAL DOGAY – Monochrome – Birincilik Ödülü





Tamer Günal


SAYISAL DOGAY – Monochrome – İkincilik Ödülü





Haşim Kılıç


SAYISAL DOGAY – Monochrome – Üçüncülük Ödülü





Ayşin Köktürk


SAYISAL DOGAY – Monochrome – Mansiyon





Hossein Sadri Noubarzad


SAYISAL DOGAY – Monochrome – Zeytinli Belediyesi Özel Ödülü





Birce Köktürk


ÇOCUK DOGAY – Başarı Ödülü





Deniz Ergüney


ÇOCUK DOGAY – Başarı Ödülü





Emiralp Emek


ÇOCUK DOGAY – Başarı Ödülü





İmren Uslu


ÇOCUK DOGAY – Başarı Ödülü





Aslıhan Sarıbıyıkoğlu


ÇOCUK DOGAY – Seçici Kurul Özel Ödülü





Sergilemelerden Seçmeler




Ödüllü fotoğraflar dışında burada yayınlanan fotoğraflar DASK DOGAY 2009 arşivine bölgeyi anlatması bakımından sergileme ve arşivleme amaçlı yaklaşık 500 kare fotoğraf arasından seçilmiştir. Tüm fotoğraflara www.dask.org.tr adresinden ulaşılabilir.





Kazım Çapacı


SAYISAL DOGAY- Soyut/Soyutlama- Sergileme




Handan Aydın


SAYISAL DOGAY – Soyut/Soyutlama- Sergileme




Gökhan Koçak


SAYISAL DOGAY – Soyut/Soyutlama – Sergileme




Ayşin Köktürk


SAYISAL DOGAY – Soyut/Soyutlama – Sergileme




Özkan Sur


SAYISAL DOGAY – Doğa Manzara- Sergileme




Haydar Yarkın


SAYISAL DOGAY – Doğa Manzara- Sergileme




Handan Aydın


SAYISAL DOGAY – Doğa Manzara- Sergileme




Yavuz Yaman


SAYISAL DOGAY – Monochorome – Sergileme




Tamer Günal


SAYISAL DOGAY – Monochorome – Sergileme




Fikret Özkaplan


SAYISAL DOGAY – Monochorome – Sergileme




Asuman Ergüney


SAYISAL DOGAY – Monochorome – Sergileme




Ali Reza Vahid


SAYISAL DOGAY – Monochorome – Sergileme




Haydar Yarkın


SAYISAL DOGAY – Dask Arşivi




Erhan Er


SAYISAL DOGAY – Dask Arşivi




Cevdet Aykut Taner


SAYISAL DOGAY – Dask Arşivi




Cevdet Aykut Taner


SAYISAL DOGAY – Dask Arşivi




Aynur Özgül


SAYISAL DOGAY – Dask Arşivi




Aynur Özgül


SAYISAL DOGAY – Dask Arşivi




Turan Sezer


SAYISAL DOGAY – Dask Arşivi




Turan Sezer


SAYISAL DOGAY – Dask Arşivi




Turan Sezer

SAYISAL DOGAY – Dask Arşiv



Oya Necla Kurtaran


SAYDAM DOGAY – Dask Arşivi




Muhammad Abbaszadeh


SAYDAM DOGAY – Yerel Yaşam – Sergileme




Hüseyin Sabri Noubarzad


SAYDAM DOGAY – Dask Arşivi




Hüseyin Sabri Noubarzad


SAYDAM DOGAY – Dask Arşivi




Seher Soydan


ÇOCUK DOGAY – Sergileme




Celal Shemsazeran


SAYDAM DOGAY – Dask Arşivi




Celal Shemsazeran


SAYDAM DOGAY – Dask Arşivi




Ayşen Eren


SAYDAM DOGAY – Yerel Yaşam – Sergileme








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Dask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : EdremitDask Dogay 2009 : Edremit

Anna Hurtig : Hayali Oyun




1972 Stockholm İsveç’de doğan ve halen orada yaşayan Anna Hurtig, fotoğraf ve sanata her daim ilgi duymuştur.



Üç çocuk annesi olunca da doğal olarak çocukları fotoğrafları için ilham kaynağı olmuşlardır.



Çalışmaları SHOTS ve F-Stop dergilerinde yayınlandı. ”Hayali Oyun” adlı çalışmasının iki fotoğrafı ABD’de Aklın Gözleri sergisinde, Collorada Güzel Sanatlar ve Fotoğraf merkezinde sergilenmiştir.



”Fotoğrafçılık benim için hikaye anlatmanın ve duyguları uyandırmanın bir yolu. Fantazilere dayanan, hem gerçek hem de gerçeküstü görüntüleri yaratmak için makinemden bir araç olarak faydalanıyorum. Hikaye anlatma deneyimimde, anılarımı ve gündelik çevreme ait gözlemlerimi bir araya getirdim. Bu düşünceleri oluşturmak ve görüntüye dönüştürmek için bilinç ve bilinçaltıma dayandığımdan hikaye gelişmeye devam ediyor. Amacım, sonuç üstünde doğrudan kontrol sahibi olacağım bir düzenleme yaparak anıların dikkat çekmesini sağlamak. Bu süreçte kendi içimde kendimi daha fazla buldum.



”Hayali Oyun” inandırmak, oynamak ve dünyamızı keşfetmekle ilgili bir çocuğun hayat dolu gözlerinden görülmüş bir seridir. Tüm sihir ve şaşırtıcılığın büyümeyle ilgisi vardır.


Anna Hurtig



Anna Hurtig was born in 1972 in stockholm, sweden where she currently lives and work. She has always had an interest in photography and art .



Since being a mother of three children, they have naturally become her main source of inspiration for her photography.



Her work has been published in SHOTS magazine and F-Stop magazine. Two of her images from ”imaginaryplay” has been exhibited at The minds eye exhibition, at the center for fine art photography in CO, USA.



”Photography for me is a way to tell a story and evoke a feeling. I utilize my camera as a tool to create imagery that is in both real and surreal, laced in fantasy. In my attempt to tell a story I combine my memories and observances of my everyday surroundings. The story continues to grow as I rely on my conscious and subconscious to invent and transfer those thoughts to an image. My goal is to relive a memory by arranging a scene that I ultimately have direct control over the outcome. It’s from that process I find myself being most present in myself.”



The series ”Imaginaryplay” is about make belive, playing and exploring our world, seen through the fresh eyes of childhood. All the magic and bewilderment that comes with growing up.



Çeviri (translation by) : Berna AKCAN




HAYALİ OYUN


IMAGINARYPLAY


Anna Hurtig























Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Anna Hurtig : Hayali OyunAnna Hurtig : Hayali OyunAnna Hurtig : Hayali OyunAnna Hurtig : Hayali OyunAnna Hurtig : Hayali OyunAnna Hurtig : Hayali OyunAnna Hurtig : Hayali OyunAnna Hurtig : Hayali OyunAnna Hurtig : Hayali OyunAnna Hurtig : Hayali OyunAnna Hurtig : Hayali OyunAnna Hurtig : Hayali OyunAnna Hurtig : Hayali OyunAnna Hurtig : Hayali OyunAnna Hurtig : Hayali OyunAnna Hurtig : Hayali OyunAnna Hurtig : Hayali OyunAnna Hurtig : Hayali Oyun

Birgül Erken : Bali



Bali’m





Sualtı fotoğrafçılığına dikkat geliştirdiğimizden bu yana uygarlığın odağında çok uzaklardaki adalara, tropik denizlere karşı ilgimiz de attı. Birer yeryüzü gezgini oluverdik kısa sürede.



Geçtiğimiz yıl kurban bayramında da dünyanın en büyük adalar topluluğu olan Endonezya’nın Bali Adası’na gitmeye ve dalış odaklı bir tatil yapmaya karar verdik.



O sıralar Endonezya’da depremler ve terörist saldırılardan dolayı bir takım çekinceler doğdu. Son anda planı değiştirenler Bali Adası’ndan vazgeçip başka planlar yaptılar. Biz ise Bali’ye gitme konusunda ısrarlıydık. Sonuçta yalnızca iki kişilik bir tur organizasyonu ile Bali’nin tadını çıkarmaya karar verdik.



Singapur’da bir gecelik mecburi konaklamadan sonra nihayet adaya vardık.



Ayak bastığımız andan itibaren ilk izlenimimiz harika idi. Önce sesler sonra kokular sardı çevremizi. Çiçek kokuları”¦



Vurmalı ağırlıklı yerel enstrümanların ritmi ile kocaman bavullarımızı ardımıza katıp sallana sallana adayı selamladık.



Görünürde sadece iki Türk yolcu bizdik. Oysa dönüş yolunda karşılaşacağımız çok sayıda vatandaşımıza da şaşıracak, hatta sevinecektik.



İner inmez dolarlarımızı Endonezya Rupiahı ile değiştiriyoruz, ama sonrasında acele etmenin pişmanlığını yaşayacağız. Çünkü adada daha uygun Change Officeler bulabiliyorsunuz. Hem de daha hesaplı”¦




Ada insanları güler yüzlü ve sevimliler. Mısır’da olduğu gibi sırnaşık değiller. Çabucak havasına giriyoruz adanın.



Burayı seçmeden önce arkadaşlardan görüş almıştık. “Bir kere giden mutlaka yeniden gitmek ister” yorumu ilginç bir biçimde herkesçe tekrarlanmıştı.



Gerçekten hem sualtında hem de su üstünde çok doyurucu zenginliklere sahip, yeryüzü cenneti tabirine çok yakışan bir yer burası. Kumsalın, denizin, canlı çeşitliliğinin ve bitkilerin renk renk bambaşka bir havası var. Ada’nın turizm potansiyeli oldukça gelişmiş olsa da, özünden, geleneklerinden, göreneklerinden ve inançlarından ödün vermemesi çok güzel.




Bu muhteşem doğada günde iki üç dalış yapmayı planlıyoruz. Ancak bir süre sonra hem dalıp fotoğraf çekme özgürlüğümün elimden alınışı, hem de adanın gizemli çağrısı sadece dalışlarla enerjimi tüketip adayı gezemiyor oluşum huzursuz ediyor beni. Dalış için yapılan on günlük plan eziyet haline geldiğinde tüm bunları bir yana bırakıp ertesi gün bir araba kiralayıp gerçek Bali’ye yolculuğum başlıyor. Öncesinde akşam kısa bir çevre turu ile Sanur Bölgesi’ni keşfe çıkıyorum. Sanur’un merkezinde “Fine Art 10” adıyla on sanatçının açmış olduğu bir galeriyi geziyorum. Galerideki Dollar adındaki ressam arkadaş, özgün resimleri ve Bali’de sanat konusunda kısaca bilgi veriyor ve gezip görebileceğim her yeri ayrıntısıyla anlatıyor. Arkadaş canlısı güleç yüzlü biri Dolar. Adadaki pek çok insan gibi”¦



Bedıgul’da çok büyük ağaçlar ve harika çiçekler olduğunu;



Ubud’ta kültürel zenginliği beğeneceğimi;



Karang Asem’de dağ havası alıp iyi yemekler yiyebileceğimi;



Teganan’da bozulmamış, doğal yapısını korumuş, geleneksel Bali’yi görebileceğimi;



Kintamani’de dağ havası ve göl manzarasını sevebileceğimi;



Kuta denilen yerin eğlenceli olduğunu söyledi.




Truyan denilen yerde ise farklı seremonilerle büyük ağaçlara, kafataslarına..vs tapınan insanların varlığından bahsetti. Ancak bu bölgeye rehberler pek götürmezler diye de ekledi.



Gerçekten de değişik inanışları ve farklı tapınma biçimleri olan Truyanlılar nedense rehberlerce bölge insanları agresif ve tehlikeli diye adlandırıldı hep. Ne yazık ki çok meraklandığım halde Truyan’a gidemedim.




Akşam yemeklerini orkidelerin ve tropik ağaçların arasındaki havuz başında canlı müzik eşliğinde yiyoruz. Oldukça romantik bir yer burası. Mistik bir havası ve gizemli doğasıyla balayı çiftlerine de cazip bir mekân olma özelliği taşıyor. Tropikal iklimin neşeli geleneksel dansçıları, ufuk çizgisine dek lacivertten maviye ve maviden beyaza uzanan sınırsız renkleriyle okyanusun muhteşem heybeti, kokularıyla, çiçekleriyle ve meyveleriyle cömertçe yaşamın içinde olan her türlü bitki, aromatik yağlar ve kokulu mumlar eşliğinde yaptıracağınız Bali masajı”¦ ve daha neler neler”¦ Bizim bu muhteşem seçeneklere ayıracak vaktimiz yok. Sadece fotoğraf avcısıyız ve adayı fotoğraflarla her biçimde kuşatmak niyetindeyiz.






Karada ilk günüm, yerli rehberim Wayan ile yola çıkıyoruz. Tropikal meyvelerden kocaman bir tabak mideye indirmeden kahvaltı tamamlanmıyor burada. Hem meyve suyu hem de meyveler hiç aşina olmadığımız enfes tatlar vaat ediyor.




Bali’de trafik soldan akıyor ve o kadar çok motosiklet var ki, üstelik daracık yollarda araç kullanmak gerçekten zor bir iş.



Uzakdoğu kültüründe din çok önemli. Bali’ye de Tanrılar Adası diyorlar. Nereye giderseniz gidin, onların dinlerine duyduğu saygıyı ihtişamlı tapınaklarından anlayabilirsiniz. Ama daha da ilginci insanların gündelik yaşamlarına tanrılara sunulan hediyeler ve dualarla her evin bahçesinde bulunan aile tapınağında başlamaları oluyor. Muz yapraklarından yapılmış “ofrin” denilen küçük sepetçiklerde birkaç çiçek, biraz bisküi, pirinç ve tütsü ile sabah seremonisi gerçekleştiriliyor.




11.yy’da inşa edilmiş olan Pura Besakih Tapınağı adada mutlaka görülmesi gereken bir yer. Bali’ye gidip de “Ana Tapınak” olarak adlandırılan bu tapınağı görmeden dönmemeli. Tapınaklara girmeden önce turistlere uzun bir anvalop etek veriyorlar ve üzerine de zıt renkte bir kemer bağlıyorlar.




Bali’de bir kuru bir de ıslak dönem var. Bizim ziyaretimiz ıslak dönemde gerçekleştiği için ekvatora 60 km uzaklıktaki ada, tropik yağmurlara teslim oluyor.. Bu yüzden şemsiye kiralayan küçük çocuklar peşiniz sıra sizinle geliyorlar çoğu zaman. Ama rahatsız edici bir tavırları yok. Sadece şemsiyeyi başka birinden alırsanız çok darılıyor küçük kızlar




İnsanlar turistlere çok alışıklar ve hemen hepsi İngilizceyi iyi kötü konuşabiliyor.



Öğle yemeğinde rehberin yönlendirdiği bir yerde yemek yiyoruz. Adada hemen hemen bütün yemeklerde pirinç kullanılıyor. Yol boyunca gördüğümüz pirinç tarlaları ise fotoğrafik açıdan da çok hoş.





Bol bol deniz mahsülleri ile donatılmış yemekleri arasından seçim yapabilmek çok zor. Bildiğimiz sigara böreğinin içinde bile çeşit çeşit deniz ürünü ve sebze oluyor ve bunun adına “spring roller” diyorlar. Bu benim aperatif için ilk tercihim oluyor bu yemek.



Yemekte dinlediğimiz müzik de ilgimi çekiyor. Geleneksel giysileri ile hizmet veren güler yüzlü garsonlardan müzik albümünün ismini öğrenip hemen o gün içinde bu albümü ediniyorum. Sonrasında araştırdığımda oldukça ünlü bir grup olduğunu öğreniyorum ve internette bu grubun sitesine de ulaşıyorum: http://sabilulungan.org/d/?q=About



Gün boyu yakıcı güneş, bir başlayıp bir kesilen muson yağmurları bitkileri coşturuyor. Kakao, muz ve farklı tropik meyve ağaçları yanı sıra çok büyük heybetli ağaçlar yol boyunca şaşırtıcı bir gürlükte yanı başımızdan akıyor.




Bali’de her yerde büyük su paklarında çok çeşitli çiçeklerle dolu. Rutubetten yemyeşil yosunlar içinden bin bir çeşit çiçeğin, kelebeğin peşinde günlerce fotoğraf çekebilir makroya ilgi duyan fotoğrafçılar burada. Özellikle su içinde yaşayan Buda için çok önemli olduğu söylenen Lotus her yerde karşımıza çıkıyor.




Gündelik hayatta da farklı şekillerde kullanılan lotus sembolü Budistler için lotusun ne kadar özel olduğunu anlatıyor.



En eski Budist sutralardan birinde, lotus yapraklarının üstündeki çiğ damlacıkları ve lotus tohumları arzuyla kirlenmemiş hayatı ifade ettiği söyleniyor. Lotus tohumunun içindeki besleyici beyaz özsuyu, “insanların Budist doğasına” benzetilirmiş.




Lotus her şeyden önce, onu diğer bitkilerden ayıran ve Budist bir simge haline getiren, ekolojik bir özelliğe sahip. Mevsimler bir döngü içinde hareket ederken, çiçekler de çiçek açıp ölürler. Ancak bitkilerin pek çoğu önce çiçek açıp çiçeklerini döktükten sonra meyve verirken, lotus meyvesi olgunken çiçek açar. Bu nedenle Budistler, lotusun geçmişin, şimdinin ve geleceğin biraradalığının bir ifadesi olduğunu düşünmüştür.



Buda, her şeyin – geçmiş, şimdi ve gelecek; cennet ve cehennem; uzay ve zaman; zengin ve yoksul; ucuz ve değerli – eşit olduğunu vurgulamıştır.




Dönüşe bir gün kala dalışlar sona erdiği için eşim de benimle geliyor. Kültürel zenginliği ile gezilecek yerlerin toplandığı bölge olan Ubud’da “Maymunlar Ormanı”nı görmek istiyoruz. Maymunlar adanın geleneksel danslarında da çok kullanılan bir figür. Bu ormanda maymunlar kutsal sayılıyor. “Monkey forrest” denilen yerde ve içinde tapınak da olan bu görkemli ormanda yaşıyorlar. Bu arada elinizde kazara yiyecek, içecek bir şey varsa göz açıp kapayıncaya dek bir tanesi üstünüze tırmanıp elinizde ne varsa kapıp aynı hızla bir ağaca kaçıyor. Maymunlara muz verirken birkaç maymun omzunda oturup şımarıklık yapıyor. Bir ara ne olduysa maymunlar birbirini kıskanıp eşimin kafa derisini ısırıyor ve kanayan kafasına rağmen tepki vermeyin uyarısıyla yürüyüp aradan uzaklaşıyoruz. Hayvan sevgisini abartınca acılı ve kanlı bir tecrübe yaşamış oluyoruz. Yine birlikte gittiğimiz Bali Bird Park ve Bali Zoo adanın en ilginç hayvanlarını görebildiğimiz yerler oluyor.



Bali Adası’nın sanat merkezi de Ubud Bölgesi’nde bulunuyor. Ubud kasabasından duvarınıza asacağınız resimler, aksesuarlar çok uygun fiyata alınabiliyor. Ayrıca gümüş işçiliğinin de oldukça incelikli yapıldığı bu kasabada adanın mercanları ve değerli taşlarıyla işlenen gümüş tasarımları gerçekten çok şık. İmalathanelerinde gezerken fotoğraf çekmeye izin verseler de satış mağazasında fotoğraf çektirmiyorlar.




Kintamani’de yağmur ve sis göl ve dağı sakladığı için küçük bir mola verip o bölgeden fotoğraf açısından eli boş dönüyoruz.



Bugünü telafi etmek için yol boyunca gördüğüm okullarda, kenarda köşede kalmış mahalle aralarında portreler yakalamaya çalışıyorum. Bir ara çeltik sulama kanallarında yüzen çocuklar gözümüze ilişiyor. Çıplaklıklarına aldırmadan atlayıp zıplayarak kanalda yüzmek eğlenceli bir oyun onlar için.



Bali’ye özgü tanıdık görüntülerden biri de horoz dövüşleri olmalı. Horozunu özenle yıkayıp gururla poz veriyor bu işin meraklıları.




Okullar saat 11.00 olmadan dağılıyor. Yollara dökülen öğrencilerin vesaiti tabanvay”¦



Öte yandan seremonilerin her gün özel günler ve bayramların sık sık olduğu adada özel giysileri ile salınan çoklarına rastlamak mümkün. Yüzlerine pirinçler yapıştırıp tapınaklara giden Hindulara sepetler dolusu hediyeler veriliyor olmalı ki seremoniden gelen insanlar ofrin denilen sepetleri ile yürüyorlar yol boyunca.





Bu sepetleri taşıdıkları gibi pek çok şeyi başlarının üzerine yerleştirip götürüyor kadınlar. Bu aynı zamanda zarafet dersi gibi bir şey bence. Hem de iskelet sistemini güçlendiren bir şey gibi duruyor.




Dalışlar devam ederken kıyıdan gelen ezan sesi üzerine Müslüman azınlığı sorguluyorum. Adada gerçekten çok az Müslüman var. Cami ise bildiğimiz anlamda bir formda değil. Çok farklı bir mimari ile yapılmış.



Camiyi görebilmek için kıyıya çıkıp dalışları sonlandırmamız gerektiğinden, merakımı ertelemek zorunda kalıyorum. Karada yaptığım gezilerden birinde sapsarı bir örtü ile başı sıkıca bağlanmış bir kız çocuğu ile annesine rastlamak suretiyle adadaki ilk Müslümanla karşılaşmış oluyorum.




En güzel portrelerimi ise Teganan’da çekiyorum. Teganan bozulmamış bir kasaba. O gün herkes topluca hamama gitmiş olmalı ki saçlarından sular damlayarak peştamalları ile aşağıdan bir yerlerden geliyorlar. Bir süre sonra yağmur başladığında kocaman muz yaprağı kesip şemsiye olarak kullanıveren insanlar bu çabucak başlayan aniden biten tropik yağmurlara aldırış etmeden yürüyorlar.





Dokuma tezgahları, el sanatları her evde yaşatılıyor. Leyla ile Mecnun gibi Bali’nin aşıkları Rama ve Şhita’nın uzun bir aşk öyküsünü anlatan figüratif çalışmalar bazen bir papirüs üstünde; bazen de ağaç oymacılıkta karşımıza çıkıyor. Maskeler de buranın vazgeçilmezleri arasında, çünkü gerek tiyatral danslar, gerekse gölge oyunu Bali’nin klasiklerinden.




Bu arada Bali’de dalış için en uygun mevsimin Aralık ayı olmadığı kesin. Yağmurlar bir yandan fizibiliteyi olumsuz etkiliyor. Öte yandan adanın karakteristik mola mola balığı da bu dönemde görülemiyor. Bir köpek balığı dışında ilk günler istediğimiz biçimde geçmediği için sonraki günler Tulanben’de dalmak için yer değişikliği yapacağız bu yüzden.




Ben yine Tulanben’de de karadan devam ediyorum gezilerime. Dalışlarda olan bitenleri ve karadaki maceraları akşam yemeğinde paylaşıyoruz. Benim için keyifli geçen su üstü fotoğrafları, Değer(eşim) için sualtında mola mola özlemiyle biraz eksik bir pazıl gibi boşlukta kalıyor.




Bir türlü göremediğimiz mola mola için Ağustos ayının en iyi zaman olduğu düşüncesi ile adaya yeniden gelmeyi aklımıza koyuyoruz. Çünkü Bali’de Ağustos’ta deniz soğuyor ve 23–24 dereceye düşüyor ve canlı çeşitliliği artıyor. Adaya veda etmeden önce geleneksel dansları izlemek için fırsatlar yaratıp bu arada dalış ekipmanlarının kurumasını sağlıyoruz. Gerek geleneksel yaşamıyla, gerek verdiği hizmetle, gerek tarihiyle, gerekse son derece güler yüzlü, sıcak halkıyla çok beğendiğimiz adadan ayrılırken Ağustos ayında kaldığımız yerden devam etmeyi hayal ediyoruz.



Bundan sonra Bali’mi özlemekle geçen bir süreç başlıyor J



Birgül ERKEN



Kaynak:


http://www.populerbilgi.com/bitki/biyomimetik_lotus.php







FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :


Birgül Erken : Akvaryum
Birgül Erken : Yaşayan Marmara Sualtı Görüntüleme Yarışması
İçimizden Biri : Birgül Erken
Birgül Erken – Değer Erken : Su”yakarış”an Su Perisi
Birgül Erken : Asi Yeşil, Derin Mavi
Birgül Erken : Ölüdeniz Fotoğrafçılar Buluşması
Birgül Erken : Üzümlü’de Dastar
Birgül Erken : Yamaç Paraşütü
Birgül Erken : Heraklia






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved


www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.
Use By Author Permission Only.

Birgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : BaliBirgül Erken : Bali

Sarah Saudek : Portfolyo




“Kadın ve erkek arasındaki farklılıklara bayılıyorum. Onlar olmaksızın söylenecek hiçbir şey olmazdı.” Görülüyor ki, Sarah Saudek’in medya söyleşilerinden birinde söylediği bu sözler aynı zamanda net bir biçimde onun yaratma ilkesidir. Adı geçen söylemin yeni bir şey olmadığına dikkat çekilecek olursa; erkek ve kadınlar arasındaki farklılıklar tüm dünya literatürünün, resmin ve diğer sanat dallarında belirleyici olmuştur, kadın ve erkek arasındaki farklılıklara dayanarak insanoğlunun tüm varoluşu inşa edilmiştir. Önemli olan bu farklılığın ele alınışıdır, işte tartışmasız sanatçının kararına bağlı olan tek şey budur. Kimilerine göre bunun tek bir açıklaması var, bu sanatçının kendi hüsranlarının ve şeytanlarının bir projeksiyonudur ve hala bazıları için ilgi odağında durmaktadır. Sarah Saudek için erkek ve kadının arasındaki farklılıklar konusu tüm bunlardan öte hayatın onun kamerasına sunduğu lezzettir.



Şöyle de düşünülebilir, sanatçının fotoğrafladığı aşk, mutluluk, mutsuzluk, kıskançlık, kayıp, hayal kırıklığı, neşe ve umut gibi herşey, aslında kendinde tanımladığı şeyler. Bununla birlikte, mutluluğunu ve gözyaşını, bir çeşit psikoterapi olarak yüksek sesle dünyaya duyurmak ihtiyacı içinde olmayışının nedeni de, içinde duyarlı ve güçlü olmasındandır. Aslında Sarah, edindiği tecrübeleri, kendi hassas iç benliğinde saklar ve zamanı geldiğinde onu adeta, önceki tecrübenin yoğunluğunu aktaran ve Sarah’dan da genel bir hava taşıyan bir resimmişçesine özel rafine bir yol ile açığa çıkarır. Fotoğraf artık kendi başına artık Sarah’nın hikayesi değildir ama onunla tanımlanabilecek herhangi kimsenin hikayesidir. Ve belki de Sarah Saudek’in fotoğraflarının bu kadar çok insanı etkilenmesinin ve onlar tarafından değer görmesinin nedeni de budur. Çoğumuzun gizli rüyalarını da gizemli hikayeler gibi anlatan bu fotoğraflar nedendir bilinmez, ama şükür ki siyah beyaz ifade edilmiştir.



Bu sanatçının fotoğrafa 32 yaş gibi oldukça geç bir yaşta başladığı doğrudur. Onun hayat ve yaratım partneri Jan Saudek, onu kendi üretimini yapmaya teşvik etmiştir, ancak muhtemelen belirleyici olan, kişisel tecrübelerinin içindekileri dışa vurmayı istemesidir. Sarah eline geçen şansları değerlendirmeyi seven bir kişidir ve fotoğrafta da aynı durumu korumuştur. Kendi ülkesi, kendi tarzında fotoğrafçılık yapmak istediğinde, yeteneği karşısında onu Jan Saudek’in taklitçisi olarak adlandırmıştır. Dünyanın bu durumdan haberi yoktur ve Sarah başlangıcından bir yıl sonra, “Erotik Fotoğrafın Ustaları” isimli prestijli yayına katılım için Londra’da Carltonbooks Yayınevi tarafından davet edilir. Bir süre sonra 2004 ‘de votka üreten şirket Absolut için reklam fotoğrafları üretmiştir; çok prestijli bu iş onu Andy Warhol, Helmut Newton veya Jan Saudek gibi ondan önce sanatın ikonları haline gelmiş kişilerle ilişkilendirmiştir.



Tarihte de pek çok kez kanıtlandığı gibi dışarıdaki dünya, yeteneği evdeki insanlardan daha çok takdir etmektedir. Sarah’a göre fotoğraf çekmek, nefes almak, yemek yemek ve sevmek kadar önemlidir. İyi ki böyle düşünmektedir ki, artık sevgilisi Jan Saudek’in taklitçisi değil, toplumun gözleri önünde “gerçek” bir fotoğrafçı olmuştur. Sarah’ın başına gelen en önemli şey, üç çocuk annesi olmasıdır. Daha da güçlenmiş ve çekici hale gelmiş ve bu mesajı fotoğraflarına yansıtabilmiştir. Prag’da Old Town Hall’daki “Aşkın Portreleri” isimli bahar sergisi, daha önce başkalarının onun hakkında düşündüğü şeyleri doğrulamıştır. Sarah yeteneğini, çocuklar veya kadınlar temalı duygusal fotoğraflarla harcamamış ve ayrıca erkeklerle yarışa girmek isteyen kadın fotoğrafçıların sıkça başına gelen zor insan maskesini de takmamıştır.



Sarah’nın sekiz yıl boyunca çok uzun bir yol kat ettiği çok açıktır. Bu gün kreasyonları daha netleşmiştir ve onun fotoğraflarında yeni ve beklenmedik temalar bulabiliriz. Çocukların dünyası onun algısını daha açık ve hassas duruma getirmiştir. Değişmeyen tek şey fotoğrafa başladığı noktada oluşturduğu temel birikimidir. Dünyaya ve üzerinde yaşayanlara keyif ve anlayışla bakar ve onun fotoğraflarından, her gün, günün nasıl olduğuna bakmaksızın, neşe ve gurur akar. Bir kadın olmaktan gurur duyar, kendi değerini ve erkeklerin zayıflıklarını bilir, ama bunun yanı sıra, erkeklerin dünyada yaratılmış en iyi şey olduğunu düşünür. Erkek ve kadın arasındaki farklılıkları sever çünkü eğer bu farklılıklar olmasaydı Sarah Saudek fotoğrafları da olmazdı…





”žI adore the differences amongst men and women. Without them there would be nothing to say.“ It seems that this sentence which Sarah Saudek uttered in one of her interviews for media is also a certain motto of her creation. It is possible to object that mentioned statement is nothing new in any way; because of the differences amongst men and women uderlines the whole of world literature, painting and also other kinds of art, upon the differences between men and women the whole existence of a mankind is founded. The thing is how to take hold of this difference, and that is without discussion only the artist‘s decision. For someone it has an ultimate meaning, for others it means a projection of his/her frustration and demons, and yet for some it stands at the verge of the interest. For Sarah Saudek the differences amongst man´s and woman´s element above all delicacy which life offers to her camera.



It is possible to presume that all what this artist photographs she also recognised herself, love happy and unhappy, jealousy, loss, disappointment, joy and hope. However she is likewise sensitive and strong inside that is why she does not need her happiness or tears to shout out loud to the world for some kind of a psychotherapy. On the contrary Sarah saves her experience in her sensitive innerside and when the time is right she lets them out to the world in a special refined way like beautiful paintings that keep the intensity of the previous experience but also talk about her generally. The photograph itself is not anymore the story of Sarah but anybody who could identify with it. And it is maybe the reason why the photographs of Sarah Saudek influenced so many people and are also cherished by them. They are spelled out thanks to the reason they are black and white, they tell a mysterious story as well as picture a secret dream of so many of us.



It is no mistake that this artist started to photograph quite late at the age of thirty-two. Her creative and intimate partnership with Jan Saudek invited her to her own production, the key decision probably was that her own experience wanted to show what is inside. Sarah is a person who loves to grab the chances and with photographs she did the same. Despite her talent her country did not understand that she wants to photograph in her own way and called her the plagiarist of Jan Saudek. The world did not hear that and Sarah after a year of her debut was invited to participate in the prestigious publication “Masterpieces of Erotic Photography” of the publishing house Carltonbooks in London. Some time later in 2004 she created the advertising photographs for a company that produces vodka Absolut; work so prestigious linking her to the icons of art who created it before her e.g. Andy Warhol, Helmut Newton or Jan Saudek.



The outside world as many times in history proved to appreciate the talent sooner than people at home. For Sarah photographing has the same importance as breathing, eating and loving. Thanks to her commitment she became a ‘real’ photographer that in the eyes of a public, not anymore the plagiarist of her beloved Jan Saudek. The most important thing that happened to Sarah was that she became a mother of three children. She became stronger and more attractive and she sent this message into her photographs. Her spring exhibition at the Old Town Hall in Prague named The Portraits of Love confirmed what the others already thought before. Sarah did not crush her talent in sentimental photographs with the theme of children or women and also did not put on her the mask of a hard person what happens so often to the ladies-photographers who want to compete in the world of men.



It is clear that Sarah during last eight years walked a long way. Today her creation is much more clearer and we can find in her photographs new and unexpected themes. The children´s world made her perception much more clearer and vulnerable. The thing that had not changed is the basic deposit she took when she started to photograph. She looks at the world and his inhabitants with amusement and understanding and from her pictures still flows joy and pride from every single day no matter what the day is like. She is proud to be a woman, she knows her price and also man´s weaknesses but despite them she thinks that men are the best thing that this world created. She loves the differences amongst men and women because if there were not any there would not be any photographs of Sarah Saudek”¦

Çeviri (translation by) : Şebnem AYKOL

































Sarah SAUDEK (Sára SAUDKOVÁ) Hakkında


Sara Saudkova, Çek fotoğrafçılar arasında farklı bir yerdedir. Ekonomi Üniversitesi’nden mezun olup, bir televizyon programına ev sahipliği yapan, çokça literatür çalışması hazırlayan, ünlü eşi Jan Saudek’e hem menajerlik hem de modellik yapan sanatçı, otuz iki yaşına dek, fotoğraf çekmeye başlamamıştır. Bugün, 5 yıldan sonrasında, onun fotoğrafa başlaması açıktır ki, öylesine bir heves değil, ama gözle görülür başarılı gidişatına eşlik eden büyük bir aşkın başlangıcıdır.



Sadece bir yıl sonra (!) Sara’nın çalışmaları (2000’de) ilk kez sahneye çıktı, bazı fotoğrafları Londra’daki Carlton Books yayınevi tarafından Masterpieces of Erotic Photography/ Erotik Fotoğraf Başyapıtları kitabında yayınlanmak üzere istendi. Aynı yıl içinde, Çek Cumhuriyeti, Zlin’deki Masson Gallery’de ilk sergisini açtı. Sonra, 2002 sonbaharında, ilk ve çok başarılı monografisini bastırdı (2003 yılında tekrar basıldı), ve aynı zamanda, Prag’da Pyramida Gallery’de gerçek anlamda ilk kişisel sergisini açtı. Giriştiği her iş büyük bir adanmışlık ve Rönesans tarzında yapılmıştır.



Gerçekten de Sara’nın fotoğraf dünyasına girişi bir dizi Rönesans özelliği taşımaktadır. O dönemin ressamları öğrencilerine kendi sanat tekniklerini öğretmiş ve kendi kreatif sırlarını onlara geçirmişlerdir, Jan Saudek kendi sanatının en bireysel yolları ile öğrencisine rehberlik etmiştir. Sara “ Maestro Jan’ın tekniklerinden mezun oldum – ve daha iyi bir okul olamaz” der. Ünlü Rönesans ressamlarının öğrencileri gibi, kendi yeteneğinin ölçüsü nispetinde, ya kendi Usta’larının ayak izlerini takip edecek ya da Usta’nın önüne serdiği birikimden faydalanarak kendi bireysel tarzını inşa edecektir, bunun yanısıra Çek fotoğrafçılığının içinde kendi başkalığını sergilemek gibi bir meydan okuma ile de yüzleşmek zorundadır. Ve tümüyle de bunu başarmıştır.



Belki daha iyi bilinen bir isim bazı şeyleri daha kolaylıkla yapabilir ancak o zaman da dayatmaların ve beklentilerin ağırlığını taşımak gerekir. Taşıdığı ismiyle, Sara Saudkova, kendi ayakları üstünde duramadığı takdirde, “Etekli Saudek” olarak anılma riskini göze almıştır. Ama bunun çok ötesine geçerek; isminden neredeyse bağımsız bir karakter olabildiğini kanıtlamıştır. Aşk, tutku, yalnızlık, çocukluk ve yetişkinlik arasındaki dalgalanmalar gibi- annelik ve ebeveyn olmakla zenginleşen tüm temalar üzerinden sayısız hikayeyi fotoğraflayarak, sahneler yakalamıştır. Bunun yanı sıra, Sara bu görüntülerin her birini duygusal klişeye düşmemeleri için özgürleştirmiştir, görüntüleri mizahi bakışla, ateşli oyunlarla, erotizm ve şiirsellik ile, gerçeküstü ruh durumları ve ışık oyunları ve hepsinin üzerinde müphem bir gülümseyişle donatarak görüntülemiştir. Akıl çeler, hayrete düşürür, büyüler, ama bunu cinsiyeti haksız bir avantaj olarak kullanarak sağlamaz, çünkü bilir ki, aşk oyununda, güç dengesini belirleyen gerekli silahlara her iki taraf da sahiptir. Ayrıca onun kadınları, genç kızları eğer edilgen bile olsalar, gelişim göstererek sonuçta ne olduğunu iyi bildikleri için erkeklerle savaşmaya ihtiyaç duymazlardı.



Sara Saudkova yeni teknolojiye çok fazla güvenmez. Bu nedenle eski moda bir fotoğraf makinası ile çalışır ve Saudek’in onu karanlık odanın simyası ile tanıştırmasını önemser. Basit rafine bir stili vardır ve bu da Jan’ın öğrencisi olduğu dönemin üzerine, her geçen gün ilerleme kaydederek kendi güçlü ifadesini oluşturduğunun göstergesidir. Kompozisyonları, görüntüyü sembolik anlamda zenginleştirecek son dakika detayların kullanımına esneklik tanıyan, mükemmel bir biçimde çok doğal kurgulanmıştır. Çoğunlukla insan vücuduna ait formların ve kontürların keşife açık yönlerini vurgulamaya yardımcı olan ışıkla sihir yaratır. İşte bu kesinlikle, şehvete davetiye çıkarmayan ama çok da cüretkar hayvani güzelliğin keyfidir. Sara sıklıkla başkalarının daha önce tümüyle gözden kaçırdığı yerlerde güzelliği keşfeder- çünkü onun modelleri mevcut estetik normlarla örtüşmemektedir. Sadece nü’ler yoktur, başka şeyler de vardır. İzleyicisini tümüyle farklı düzeylere gizemli still life çalışmaları veya hayret verici izlenimci ruh hali ile alıp götürür.



Duyarlılık ve katılığın birleşimi; insan hikayelerinin renkleri gibi, tasvirlerinin de dokunaklığı; mizah ve şiirselliğin yanısıra uygulanmış zanaat, Sara Saudeka’nın fotoğraflarının özünü oluşturur. İnsanı yakalayan yaratım coşkusu ve fikirlerini hayata geçirebilme hızı övgüye değerdir. Yarın da, bir sonraki ay da, ve önümüzdeki yirmi veya elli yılda üzerine bir şeyler söyleyebileceği, kanlı canlı ve yapmacıksız tasvir ettiği dünya olgusu iyi ki var…




1967 Çek Cumhuriyeti’nde doğdu.


Prag Univesity of Economics’nden mezun oldu (Çek Cumhuriyeti)


Prag’da yaşıyor (Çek Cumhuriyeti)


Fotoğrafçı Jan Saudek’in “Sağ kolu”


Jan Saudek’in asistanı iken, Jan Saudek onu fotoğrafın gizemi le tanıştırdı “Daha iyi bir okulun olmadığını düşündüğüm Ustam Jan bana fotoğraf zanaatını öğretti…”


Usta tarafından 1999’a kadar fotoğrafları çekildi.


Çalışmaları “Serbest Kreasyon” (sipariş üzerine olmayan) olarak özveriyle çalışılmıştır; Fotoğraflar kendi özel hayatını Hayat- Aşk, İlişkiler, Tutku, Yalnızlık, Beklentiler gibi sahnelemeler (kurgulama) ile belgelemektedir.



About
Sarah SAUDEK (Sára SAUDKOVÁ)


Among Czech photographers, Sára Saudková is distinctive. She didn’t begin to pursue photography until she was thirty-two, by which time she had completed her studies at the University of Economics, hosted a television show, created several literary works, and performed the roles of both model and manager for her famous partner, Jan Saudek. Today, after five years, it is clear that her initial venture into photography was not a casual affair, but the beginning of a great love, which has escorted her towards significant success. Just one year (!) after Sára’s work debuted (in 2000), the Carlton Books publishing house in London requested some of her photographs for their book, Masterpieces of Erotic Photography. In the same year, the Masson Gallery in Zlín, Czech Republic, organised her first exhibition. Then, in the fall of 2002, she published her first, and very successful, monograph (reprinted in 2003) and, at the same time, she opened the first truly representative exhibition of her photography at the Pyramida Gallery in Prague. Everything she pursues is done with abandon and a Renaissance style.


In fact, Sára’s entry into the world of photography has had a number of Renaissance attributes. As painters from that era taught their students their own art techniques and passed down their creative secrets, Jan Saudek guided his student in the intimate ways of his art. She says, “I graduated from the teachings of the Maestro Jan – and there is no better school.” And as the students of a renowned Renaissance painter would, depending on the degree of their talents, either follow in the footsteps of their Master or build their own unique style upon the foundation which he laid, she has also had to face the challenge of demonstrating her distinction within Czech photography. And she has achieved exactly that.



Perhaps a well-known name can make some things easier, but it always carries the weight of obligation and expectation. With her name, Sára Saudková took the risk that if she failed to stand on her own, she would be know as “Saudek in a skirt”. But she has gone far beyond that: She has proved to be such a character that she would very likely have asserted herself regardless of her name. She grasps the scenes she photographs as infinite stories played out through themes of love, passion, solitude, the oscillation between childhood and adulthood — all currently enriched by motherhood and parenting. However, Sára liberates each of them from the ballast of sentimental clichés, and portrays them with salutiferous optics full of humour, fierce playfulness, eroticism and poetry, surrealistic moods and light irony, over which there is a witting smile hovering. She allures, mystifies and bewitches, but she provides neither sex with an unfair advantage, because she knows, in the game of love, both have the necessary weapons to maintain the balance of power. And even if her women and girls are all but passive, they do not need to fight with men since the result is known well in advance.



Sára Saudková does not trust new technology very much. This is why she works with an old-fashioned camera and why she appreciates how Saudek initiated her into the alchemy of the darkroom. Her style is refined yet simple and it shows more and more of her progress from being Jan’s student to having her own substantive expression. Her compositions are perfectly set yet feel very natural, which often enables the use of minute details that enhance the image with symbolic meanings. She plays magic with light which serves to underline the inventiveness of forms and contours that are taken mainly from the human body. It is exactly this amazement with animal beauty, which will not permit a label of lasciviousness on any, even very audacious, scene. Sára very often discovers beauty in places others would completely overlook it – that is because her models are women with proportions that don’t correspond to current aesthetic ideals. But there are more than just nudes. She can transport her audience to completely different levels using a mysterious still life or perhaps a miraculously impressionistic natural mood.



A combination of sensitivity and stiffness; the colour of human stories as well as the poignancy of their portrayals; humour and poetry – that is, besides a perfectly executed craft, the essence of Sára Saudková’s photographs. Her joy of creation is catching, and the speed of her ability to implement her ideas is commendable. Thanks to the fact that the world she is portraying is full-blooded and non-affected; she will certainly have something to say tomorrow, next month, and in twenty or fifty years”¦




Born 1967 in Czech Republic


Graduated at University of Economics in Prague (Czech Republic)


Living in Prague, Czech Republic


”žThe right Hand“ of Photographer Jan Saudek


As the Assistent of Jan Saudek he introduced her to Mystery of Photography: ”žMaster Jan taught me the Craft of Photography, for there no better School exists”¦“


The Autor is taking her Pictures since 1999


She is dedicating her Work exclusive for ”žfree Creation“ (not made-to-order): staged (stylised) Photographs are documenting her privacy Life – Love, Relationships, Desire, Loneliness, Expectations”¦



Exhibitions:



Galery Krisal, Geneve (Swiss) – 2000


Galery Masson, Zlín (CR) – 2000


Photographic Galery G 4, Cheb (CR) – 2001


Galery Michalský dvor, Bratislava (SR) – 2001


Galery Mona Lisa, Olomouc (CR) – 2002


Východoslovenská galéria, Koş¡ice (SR)- 2002


Galery Pyramida, Prague (CR) – 2002


Chateau galery Chagall, Karviná (CR) – 2003


Prague House of Photography, Prague (CR) – 2003


Gallery Chagall, Ostrava (CR) – 2004


Gallery MANES – Art Fair Praha – 2004 (CR)


FOMA Bohemia, Hradec Kralove (CR) – 2004


FOTO ART FESTIVAL, Bielsko-Biala – 2005


Galerie A3, Moskva – 2005


Výtvarné centrum Chagall, Karviná – 2005


Výtvarná síşˆ Viléma Wünscheho, Havíş™ov – 2006


Old Gallery – Association of polish photographer, Warszaw (Poland) – 2006


Dş¯m fotografie, ğŒeský Krumlov (CR)- 2006


Int.Photobiennale, Brescia (Italy) – 2006


IN FOCUS, Köln (G) – 2006


Fotomuseum, Leipzig (G) – 2006


Staromğ›stská radnice (Old Town Hall), Prague (CR) – 2007


City Museum, Pilsen (CR) – 2007


Museum of Vysoğina, Jihlava (CR) – 2007


Castle of Josef Barton-Dobenin, Nove Mğ›sto nad Metuji (CR) – 2007


Gallery ş palíğek, Brno (CR) – 2007


Palaice Hybernia, Praha (CR) – 2007


Castle Gallery, Kladno (CR) – 2007


Palais de Tokyo, Paris (F) – 2008


Kotva, Praha (CR) – 2008


Citygallery Frenş¡tát p. R. (CR) – 2009


Museum Rýmaş™ov (CR) – 2009


Velvet Kelly Gallery, ş½ilina (SK) – 2009


Vltavotýnské výtvarné dvorky, Týn nad Vltavou (CR) – 2009



Project:



Photograph made for ABSOLUT Vodka ”žAbsolut Sarah“, 2003



- Included in Artcollection of Absolut Company



Portraits of Prague Chamber Philharmony – 2006, 2007



Fashion-portfolio for french BC magazine of design and art, 2008




Books:



”žMasterpieces of Erotic Photography“, Carltonbooks London (UK) – 2000


”žSára Saudková“ – Monography, published by BB ART Prague (CR) – 2002


”žSára Saudková“ – Monography (2. extended Edition), published by BB ART Prague (CR) – 2003



”žBlack and White“ – Edition ”žSEX“ (Magazine for Fine Art Photography), Sydney (Austrálie) – 2003


”žSara Saudkova“ – catalogue, published by Kant, Praha (CR) - 2005


Postcardbook, published by Saudek.com. Ltd., Prague (CR) – 2006


”žPodoba lásky“ (Face of Love“)- monography, Saudek.com Ltd., Prague (CR) – 2007


Calendar 2008 – Saudek.com, Praha (CR) – 2007


Calendar 2008 – BB ART, Praha (CR) – 2007


”žVeğery s fotografem“ (Nights with photographer) – book, IDIF, Praha (CR) – 2007


”žAKT“ (Nude) – book, ZONER Press, Brno (CR) – 2007


”žSára Saudková-photographs“ – catalogue, Hybernia, Praha (CR) – 2007


”žBe Contemporary“ – magazine of design and art, Paris (F) – 2008


”žFOTOGRAFOS“ – photomagazine Athens (GR) – 2009











Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Sarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : PortfolyoSarah Saudek : Portfolyo

Mehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak Özgürlüktür


USAT (Uludağ Üniversitesi Sualtı Topluluğu)





Uludağ Üniversitesi Sualtı Topluluğu, 1992 yılında sualtı dalış sporuna gönül vermiş 20 öğrenci tarafından kurulmuş ve 1994 yılında rektörlük bünyesinde öğrenci topluluğu olarak Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı çatısı altına girmiştir. Kurulduğu yıldan bu yana üniversite öğrencilerine sualtı dünyasını tanıtmak ve sevdirmek amaçlı ağırlıklı olarak dalıs ve kimi dönemlerde de yüzme ve su sporları eğitimleri vermiş, dalış gezileri ve eğitici paneller düzenlemiştir.



Topluluğumuzun öncelikli hedefi üniversite öğrencilerine, ardından da Bursa ve Türkiye genelindeki bireylere sualtını tanıtmak ve sevdirmektir. Ortak paydamız olan dalışın eğitimini vererek, bu sevgiyi artırmak ve birlik olup daha iyi işlere imza atmak için tüm üyelerimizle birlikte gönüllü olarak çalışıyoruz.



Gönüllülük isteyen projelerimizin başında ise Dalmak Özgürlüktür geliyor. Bu projenin amacı, Uludağ Üniversitesi’nde ve Bursa’da bulunan engellilere yüzme, donanımlı dalış eğitimi vermek, onların bu projeyle birlikte sosyal yaşamda ve sportif faaliyetlerde daha etkin olmalarını sağlamak, diğer yandan projeye gönüllü olarak katılan üniversite öğrencilerini engellilik ve engelliler konusunda daha bilinçli, duyarlı bireyler haline getirmektir.



2004 yılından bu yana gerçekleştirilen bu proje, biz gönüllüler olarak çocukların tüm engellerine rağmen başarmak duygusunu tatmalarını sağlamak, ailelerinin gözlerindeki sevinci, umudu görebilmek adına her geçen yıl gittikçe artan üye sayımızla, daha büyük ve etkili bir şekilde devam ediyor.



Projeyi fotoğraflayan Mehmet Dağ’ın renkli ve Engin Yavaş’ın siyah/beyaz karelerinden oluşan bu çalışma, bizim yaşadığımız mutluluğu sizlerle paylaşmak için düzenlendi.







Suyla Yazılan Fotoğraflar




Yaşam sularda başladı. Dünyanın evriminde su daima belirleyici oldu. İnsanlar su ile temizlendi, su ile kutsandı, su ile kötülüklerden arındı. Bazen koca birikintiler oldu, okyanuslara kadar uzandı yolu; bazen çağlayıp önüne ne geldiyse sürükleyip götürdü. Ve sonra su iyi gelmeye başladı insanların ruhuna. Bazen yanında şıkırtısını dinlediler, bazen de içinde gülüp eğlendiler. Su ile kesiştirdiler yollarını, su ile ferahlayıp, sıcak-soğuk demeden su ile iyileştiler.



İki fotoğrafçı, Mehmet Dağ ve Engin Yavaş… Önce suyun kenarında, sonra da tam içinde buldular kendilerini. Çevrelerinde cıvıl cıvıl çocuklar vardı. Yaşamın daha az duyulan notalarını üfleyen, farklı salınımlarla diğerlerinden ayrılan, varoluşun bağrına bastığı seçilmiş çocuklar… Şimdi bir yazgıyı, suyun içinde ters yüz etmek için fotoğrafçı ağabeyleriyle karşı karşıyaydılar.



Su bu kez fotoğrafçılarla, engelli çocukları birleştirmişti. Suyla olan birlikteliklerini saptamaya, anları yakın tarih yapmaya gönüllü ağabeyleri vardı yanlarında. Kimi zaman sırtlarında tüpleriyle havuzun içinde, kimi zaman da havuzun kenarında ellerinde makineleriyle oradan oraya koşturuyorlardı. Herşey bu anları ölümsüzleştirmek; heyecanı, coşkuyu ve verilen çabayı anlatmaya en yakın kareleri yakalayabilmek içindi.



Mehmet Dağ ve Engin Yavaş, “Dalmak Özgürlüktür” başlıklı proje kapsamında engelli çocukların suyla olan terapilerini fotoğraflarına başarıyla taşımışlar. Mehmet Dağ’ın havuzdaki yaşamla bire bir örtüşen renkli fotoğrafları ve Engin Yavaş’ın da masalsı siyah beyazları, aynı yerde iki farklı bakışı bizlere başarıyla sunuyorlar.



Bu konuları saptamak, büyük hassasiyet gerektirir. Fotoğraf ve fotoğraf sanatının kendisi, sosyal projelerde daima ikinci planda kalır; kalmalıdır da. Estetiğin çok ileri noktalara taşınması, seçilip ele alınan konunun büyüklüğünü ve önemini de zedeler. Artık bakılan, konunun kendisi değil; yalnızca renkler, biçimler ve çarpıcı kompozisyonlardır.



Tam tersi olduğunda ise; teknik ve estetik fotoğrafın altında ezilir. Fotoğrafta anlatılan konu ve saptanan an hiç bir yere tutunamamakta ve çerçevenin içinde oradan oraya savrulmaktadır. Fotoğrafın çekilme nedeni; çekilme biçimi ve niteliğinden dolayı arka planda kalmıştır. Hem amaç fotoğraf üzerinden iletilmemiş, hem de saptanış biçiminden dolayı konuya karşı negatif bir etki oluşturmuştur. Yani biçim, anlamı ve iletilecek konuyu ötelemiştir. Engelli çocukları fotoğraflamanın en önemli püf noktası, o çocukların herhangi bir engel grubunda olmayan çocuklar gibi saptanmasıdır. Altı -daha derin- çizilecek her nokta, fotoğrafı başka yere taşıyıp okunmasını zorlaştırabilir.



Uludağ Üniversitesi Sualtı Topluluğu, 5 yıldır engelli çocuklara yüzme ve dalış sporları dersi veriyor. Gönüllü olarak yürütülen bu sosyal sorumluluk projesinde suyla özgürleşen, suyla sosyalleşen çocuklar, yaşamlarının en güzel anlarını periyodik olarak geldikleri TED Koleji’nin havuzunda yaşıyorlar.



Türkiye’de Ercan Tutal’ın öncülüğünde başlayan engellilerle dalış, geçen yıllar içinde daha fazla önem kazanmıştır. Bu süre içinde, hem terapi, hem spor hem de öğrencilerin özgüvenlerinin gelişmesi konusunda büyük adımlar atılmıştır.



Su: Evrenin dört ana maddesinden biri. Thales’in sevinci… Ve şimdi de çocukları bir anne gibi yeniden kavrıyor, kaldırıp yanaklarından öpüyor Mehmet’in ve Engin’in fotoğraflarında. Bir daha… Bir daha!




Merih AKOĞUL


Fotoğraf Sanatçısı, Yazar










« Mehmet DAĞ »


























« Engin YAVAŞ »






















Mehmet DAĞ Hakkında


Bursa’da yaşıyor ve halen özel bir firmada Makina Mühendisi olarak yöneticilik yapmakta. 2004 yılından bu tarafa fotoğrafla yoğun bir şekilde ilgileniyor.



BUFSAD Bursa Fotoğraf Sanatı Derneği üyesi. Üyesi olduğu dernek bünyesinde çeşitli faaliyetler sürdürmekle beraber bireysel olarak da fotoğraf çalışmalarına devam ediyor.İnsan ve sosyal yaşam ağırlıklı fotoğraflar çekiyor. Fotoğrafları yurtiçi ve yurdışındaki yarışmalarda sergileme ve başarı ödülleri aldı.



İlk kişisel sergisini 02-12 Ocak 2008 tarihleri arasında Bursa’da açtı. Bu sergide; farklı hayatları belgelemek ve insanların dünyayı algıladıkları pencereleri çoğaltmak amacıyla iki ayrı bakışı birarada gösteren, Bursa’da yaşanan farklı iki dünyaya ait izlenimleri ‘Eskici Pazarı’ ve ‘Kömür Karası’ isimli iki portfolyo halinde Tayyare Kültür Merkezi’nde izleyicilere sundu. Bu sergi daha sonra Bursa’da Korupark Alışveriş Merkezi’nde sergilendi. Ayrıca karma sergilere katıldı ve fotoğraf gösterileri yaptı.



Kömür Karası portfolyosunun gösterisi ile katıldığı Fotogen Sami Güner Kupası’nda başarılı bulundu.



Bir yıldız dalıcı brövesi sahibi ve DOĞADER Scuba Topluluğu üyesi.



mehmetdag@mynet.com


www.mehmetdag.com



Engin YAVAŞ Hakkında


Doğum yılı 1980, Bursa Uludağ Üniversitesi Güzel Sanatlar Resim Bölümünü bitirdi. Üniversite yıllarında yerel bir gazetede reklam fotoğrafları çekerken, (2002) Ufat (Uludağ Üniversitesi Fotoğraf Topluluğu) ile tanıştı. Bu dönemde 2 yıl süren ‘’dökümcüler’’ (2004) projesini bitirdi Çeşitli karma sergilere katıldı ve enstalasyonlar yaptı. Bu arada “Zamana Sıkışmış” (2007) adlı ikinci kişisel sergisini açtı.

Hayatını reklam ve moda fotoğrafları çekerek kazanmaktadır.



enginyavas@gmail.com


www.enginyavas.com








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Mehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak ÖzgürlüktürMehmet Dağ ve Engin Yavaş : Dalmak Özgürlüktür

Dick Sanders : Kırmızı Kapı



Kırmızı Kapı



1995’te Güney Kaliforniya’dan, La Golandrina Cervezeria’yı (Bir bira salonu) keşfettiğim Meksika sınır kasabası olan Tijuana’ya 3 saat süren bir seyahat yaptım. Bu bar fahişelerin çalıştığı bir yerde bulunmaktaydı. Barın iki kırmızı deri kapılı girişi içeriyi caddeden ayırıyordu. İnsanlar dışarıda yürüyor ve içeriyi gözetliyorken, içeride kadınlar dansediyor ve erkekler onları ayartmaya çalışıyordu.



Aynı açıdan pek çok defa, insanlar içeri girer çıkarken girişi fotoğraflamaya karar verdim. Müşteriler ve her gün gelen geçenlerin hareketleri ile bir yaşam hikayesi anlatıp anlatamayacağımı görmek istedim. Ama başladıktan bir kaç dakika sonra, barın etrafında gezinen fahişeler ve köşedeki yiyecek satıcısı işlerine engel olduğum için sinirlendiler. Oradan ayrılmamı istediklerini açıkça belirttiler.



Başka bir gün, para ve sigara ile geri geldim, bana fotoğraf çekerken bir kaç dakikalığına anlayış gösterdiler. Devam eden haftalarda dört defa daha gittim ve her seferinde onlar öfkelenip ayrılmamı istemeden evvel bir kaç poz çekiyordum. Bu kısa foto seansları süresince pek çok ilginç şey gördüm: fahişelerle pazarlık eden adamlar, sendeleyen sarhoşlar, dolaşan genç çiftler ve aileler, bardan iki adamın kavgası, kutsal kitaptan alıntı yapan bir papaz. Tek hayal kırıklığım; ben oradayken tanık olacağıma emin olduğum hiç bir bebeğin doğmamış oluşu.



“Kırmızı kapı” adını verdiğim bu çalışmadan 24 tanesini gösteri için seçtim. Fotoritim Bana onların çoğunu sunabilmem konusunda çok nazikti. İzlediğiniz için teşekkürler, yorumlarınızı bekliyorum.



Red Door



In 1995, I drove 3 hours from my home in Southern California to the Mexican border town of Tijuana, where I discovered the La Golandrina Cervezeria (The Swallow Beer Bar). This bar was located in an area where prostitutes work. Two red leather flaps at the bar’s entrance separated the interior from the street. Inside, women danced and enticed men, while outside dozens of people walked by or peeked in.



I decided to photograph the entrance many times from the same viewpoint, showing the people coming and going. I wanted to see if I could tell a “story of life” in the actions of the patrons and everyday passersby. But within a few minutes of starting, the prostitutes who hung around the bar’s entrance, and also a food vendor on this corner, became upset with me for disrupting their business. They made it clear they wanted me to leave.



I returned on another day with money and cigarettes to hand out, and they tolerated me for a few minutes while I made a few more pictures. And then I returned four more times in the following weeks, and each time I was able to shoot for a few minutes before they became upset and demanded I leave.



During these brief photo sessions I saw many curious things: men bargaining with prostitutes; drunks staggering out of the bar; young couples and families strolling by; a fight between two men from the bar; a preacher quoting from the holy book. My only disappointment was that no baby was born on this corner while I was there, although I’m sure in time I might have witnessed that, too.



From these photos, I selected 24 for a show I called “The Red Door.” Fotoritm has been very kind to display most of them. Thank you for looking and I welcome your comments.



Çeviri (translation by) : Berna AKCAN





























Dick SANDERS Hakkında

Fotoğrafa olan düşkünlüğüm, 6. yaşgünümde bir Kodak Brownie aldığımda başladı. 13 yaşında, evdeki banyoda, geceleyin ilk karanlık odamı yaptım. Ve ergenlik yıllarım süresince serbest fotoğrafçılık yaparak biraz para kazanma girişiminde bulundum.


20’lerimin başlarında, film yıldızlarının portreleri ile ünlü Hollywood fotoğrafçısı Sid Avery’nin yanında asistan olarak işe başladım. Daha sonra, ses kaydı yapılan Hollywood artistlerinin portrelerini çekerek müzik endüstrisinde serbest fotoğrafçı olarak çalıştım.



30′lu yaşlarımda, kendi işimi sürdürebilmek için ticari fotoğrafçılığı bıraktım ve artık fotoğrafçılığı para ile karıştırmak istemiyordum.



1990’ların başlarında, Sanatsal işlerim için konu olarak “sokak portreciliğini” seçtim. 1995’de “Kırmızı Kapı” serimi yaptım. 1997 ve 1998’de “Sam’in Marketinden Portreler” serimi gerçekleştirdim. 2006’dan 2008’e dek “Sokaktaki Yüzler” serimi yaptım. Şu an, Los Angeles’ta “Siyah Melekler” adlı yeni bir sokak portresi serim üzerinde çalışıyorum.



Evim Kaliforniya La Quinta’da, eşim Jane ve Türk kedimiz Teddy ile yaşıyoruz.




Dick Sanders


About Dick SANDERS


I took a keen interest in photography when I received a Kodak Brownie camera for my 6th birthday. I set up my first darkroom at age 13 in a bathroom in our home at night. And during my teen years I attempted to earn a little money doing freelance photography.



In my early 20s I got a job as assistant to Hollywood photographer Sid Avery who was best known for his portraits of movie stars. Later, I worked as a freelance photographer in the music industry, making portraits of Hollywood recording artists.



I quit commercial photography in my 30s to pursue personal work, no longer wanting to mix photography with money.



In the early 1990s, I chose “street portraiture” as the focus of my fine-art work. In 1995, I made “The Red Door” series. In 1997 and 1998, I made the “Portraits at Sam’s Market” series. From 2006 through 2008 I made the “Faces On The Street” series. I am currently working on a new street-portrait series in Los Angeles, called “Black Angeles.”



I make my home in La Quinta, California with my wife, Jane, and our Turkish cat, Teddy.




dick.sanders@verizon.net
www.dicksanders.com

www.photoeye.com/dicksanders










Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Dick Sanders : Kırmızı KapıDick Sanders : Kırmızı KapıDick Sanders : Kırmızı KapıDick Sanders : Kırmızı KapıDick Sanders : Kırmızı KapıDick Sanders : Kırmızı KapıDick Sanders : Kırmızı KapıDick Sanders : Kırmızı KapıDick Sanders : Kırmızı KapıDick Sanders : Kırmızı KapıDick Sanders : Kırmızı KapıDick Sanders : Kırmızı KapıDick Sanders : Kırmızı KapıDick Sanders : Kırmızı KapıDick Sanders : Kırmızı KapıDick Sanders : Kırmızı KapıDick Sanders : Kırmızı KapıDick Sanders : Kırmızı KapıDick Sanders : Kırmızı KapıDick Sanders : Kırmızı KapıDick Sanders : Kırmızı KapıDick Sanders : Kırmızı KapıDick Sanders : Kırmızı KapıDick Sanders : Kırmızı Kapı