Kategori arşivi: AĞUSTOS 2008 SAYISI – AUGUST 2008 ISSUE

A. Aubrey Bodine : Fotoğraf Efsanesi



A. AUBREY BODINE (1906 – 1970)


A. Aubrey Bodine, dünya fotoğraf çevrelerince 20. yüzyıllın en iyi fotoğrafçılarından biri olarak kabul ediliyor. Resimleri yüzlerce saygın gösteride ve müzede sergilendi ve gerilimin üst düzeye çıktığı rekabet ortamlarında dahi en yüksek ödülleri aldı. Fotoğrafları Sunday Sun’da, sayısız kitap ve dergide, takvimlerde, duvar resimlerinde ve evlerde görülür oldu.



Aubrey Bodine’nin fotoğraf kariyeri 1923 yılında, Baltimore Sun’da çalışırken Thomas Viaduct’un fotoğraflarını Sunday gazetesi editörüne teslim ettiği zamanlarda başladı. Baştan sona kadar Aubrey Bodine haber, ünlüler, alışılmadık yerler ve merak uyandıran olaylar gibi her çeşit hikayeyi fotoğraf makinesiyle çeken bir gazeteciydi. Bu ona bölgede seyahat etme ve işin bütün inceliklerini öğrenme fırsatı verdi. Bu deneyimlerden çiftçilik, midyecilik, avcılık, sabunculuk, demircilik, saatçilik, kiremitçilik gibi düzinelerce meslek; gemi ve uçak pilotları, köylü halk, şehirli halk, tahta kulübeler, kiliseler, vagonlar, tren motorları gibi ilgi çekecek her şey hakkında belgesel niteliğinde fotoğraflar çıktı. Daha da ötesi, belgesel nitelikli bu fotoğraflar çok kaliteli, sanatsal tasarımı ve ışık efektleriyle sıradan gazete fotoğraflarından çok üstün.




A. Aubrey Bodine, 1950


Dünyaca ünlü foto muhabiri A. Aubrey Bodine , 50 yıl (1920’den 1970’te ölene dek) Baltimore Sun için çalışmış, resimsel tarz kullanan bir fotoğrafçıdır . Dünyadaki fotografik çevrelerde A. Aubrey Bodine, 20. yüzyılın en iyi resim gibi çeken fotoğrafçısı olarak kabul edilir. Onun fotoğrafları yüzlerce saygın sergide, çok sayıda müzede sergilenmiştir ve en iyi yarışmalarda dereceler almıştır. Fotoğrafları Sunday Sun’da, pek çok kitap ve dergide, takvimde, duvar resimlerinde ve ev dekorasyonunda kullanılan çerçeveli baskılarda görülebilir.

World-renowned photojournalist A. Aubrey Bodine, a photographer in the pictorialist style, who worked at the Baltimore Sun for 50 years – from 1920 until his death in 1970. In photographic circles around the world, A. Aubrey Bodine was regarded as one of the finest pictorialists of the twentieth century. His pictures were exhibited in hundreds of prestigious shows, in scores of museums, and he won awards against top competition. His photographs were seen in the Sunday Sun, numerous books and magazines, on calendars, as murals, and as framed prints decorating homes.

Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com



Ama Bodine’nin yeteneği ve hırsı bundan çok daha derinlerde. Resimlerini ulusal ve uluslararası yarışmalara gönderdi ve büyük ödülleri kazandı. Bodine fotoğrafçılığın yaratıcı bir alan olduğuna inandı ve Maryland Institute College of Art’ta sanat okudu. Fotoğraf makinesi ve karanlık oda onun için ressamın fırçası, heykeltıraşın keskisi gibiydi.



Bodine romantik bir fotoğrafçı ve bu onun konu seçimlerine yansıyor (eski zamanlar, eski insanlar, doğa güzellikleri, bir birey olarak insan) Resimler kısmen tonlama, kısmen de açık kıvrımlar ve doğal perspektifle kazanılan düşük tansiyon sayesinde genellikle sessiz bir ruh halinde.




Bodine at Work, Bodine Çalışırken, 1949


Bodine ödül kazanan Akçaağaç Şerbeti Toplama ya da Gözlemeler olarak bilinen fotoğrafını büyütücü sehpada çerçevelerken.


Bodine frames the award winning image called Gathering Maple Syrup, also known as Calling All Pancakes, in the enlarger easel.


Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com



Bodine daima araçlarıyla deneyler yapar ama çok az hata yapar. En iyi fotoğraflarından bazıları fotoğraf makinesinin vizöründe ortaya çıkmış. Diğer durumlarda negatifleri boyayarak, çizerek, kırparak aklındaki efekti oluşturuyor. Bodine’nin bu teknikleri kullanmadaki mantığı, tıpkı bir ressam gibi modele bakarak çalışıyor ve kendi ruh haline, oranlarına ve tasarımına uyan özellikleri seçiyor olmasından kaynaklanıyor.



Bodine için, ‘Resim nesnedir, nesneye ulaşma şekli değildir.’ Bu nedenle, ‘O resim çekmiyor, resim yapıyor.






A. AUBREY BODINE (1906 1970)



In photographic circles around the world, A. Aubrey Bodine was regarded as one of the finest pictorialists of the twentieth century. His pictures were exhibited in hundreds of prestigious shows, in scores of museums, and he won awards against top competition. His photographs were seen in the Sunday Sun, numerous books and magazines, on calendars, as murals, and as framed prints decorating homes.



Aubrey Bodine’s photographic career began in 1923 when as an office boy with the Baltimore Sun he submitted photographs of the Thomas Viaduct at Relay to the editor of the Sunday paper, and they were published. From first to last Aubrey Bodine was a newspaperman covering all sorts of stories with his camera news events, famous people, unusual places and curious activities. This gave him opportunities to travel throughout the region and learn about it in every tide, wind, weather and season. Out of this experience came remarkable documentary pictures of farming, oystering, hunting, soap boiling, blacksmithing, clock making, bricklaying and dozens of other occupations, and student nurses, Amish children, pilots of ships and planes, country folk and city folk, wood sheds and cathedrals, wagons and railroad engines, and, in short, almost everything of interest. Moreover, the documentary pictures are of the very finest quality, often artistic in design and lighting effects far beyond the usual standard of newspaper work.




Bodine’s Artful Touch, Bodine’nin Rötüş Dokunuşu, 1949

Bu portre, Aubrey Bodine’yi ” Akçaağaç Şerbeti Toplama” fotoğrafının son düzenlemelerini yaparken gösteriyor.

This self-portrait of Aubrey Bodine shows him adding final touches to a photograph called “Gathering Maple Sap.”


Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com



But Bodine’s talent ran deeper than this, and so did his ambition. He submitted photographs to national and international salon competitions and consistently won top honors. Bodine believed that photography could be a creative discipline, and he studied the principles of art at the Maryland Institute College of Art. The camera and the dark room equipment were tools to him like the painter’s brush or the sculptor’s chisel.



Bodine was a romantic pictorialist and this shows in his choice of subjects the old times and the old things, the beauties of nature, man as an individual, and similar ideas. The pictures are usually quiet in mood partly because of the subdued tones and partly because of a low tension design made of open curves and natural perspective.





A. Aubrey Bodine – Self Portrait, A.Aubrey Bodine’in portresi, 1958


Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com





Not the least of Bodine’s artistic ability was his craftsmanship. He was always experimenting with his tools, but seldom made a mistake. Some of his best pictures were literally composed in the viewfinder of the camera. In other cases he worked on the negative with dyes and intensifiers, pencil marking, and even scraping to produce the effect he had in mind. He added clouds photographically, and made other even more elaborate manipulations. Bodine’s rationale for all these technical alterations of the natural scene was simply that, like the painter, he worked from the model and selected those features which suited his sense of mood, proportion and design. The picture was the thing, not the manner of arriving at it. He did not take a picture, he made a picture.




www.aaubreybodine.com




Conowingo Dam, Conowingo Barajı, 1936



1936′daki sel, saniyede 5,700,000 galonun üzerindeki miktarı ile Susquehanna’da şimdiye kadar rapor edilenlerin en büyüğüydü.! Gerçekten gidiş gelişe elverişli herhangi bir nehirde bilinen en büyük seldi. Dev Conowingo hidro-elektrik santrali, saniyede 20,500 küp suyun geçmesini sağlamak için elli büyük kapısı ve üç tahliye kapağını açmıştı.
The 1936 flood was the greatest ever reported on the Susquehanna; over 5,700,000 gallons a second! Indeed it was the greatest known for any navigable river. The giant Conowingo hydro-electric power plant opened its fifty large gates and the three regulating gates, allowing 20,500 cubic feet of water per second to pass.


Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com




Team Work, Takım Çalışması, 1953



Aşağı batı kıyısında, Heys ve Hays öküz-sürücülerinin kırbaç sesleri, baharın ilk sesleridir. Prens Frederick’in yakınındaki çiftliğinde, Joseph Sunderland, öküzüyle ağaçlık arsasından getirdiği bir kütüğü taşıtmakta. Hem Calvert hem de St. Mary ilçelerinde hala bu tarz işler için hayvanlar kullanılıyor.
Down on the lower Western Shore the Heys and Haws of the Ox-Driver and the crack of his whip are the first sounds of spring. On his farm, “Levels”, near Prince Frederick, Joseph Sunderland drives his oxen in with a log from his wood lot. In both Calvert and St. Mary’s counties a few of these animals are still in use for draft work.


Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com




The Avenue, Cadde, 1936



Roland Caddesi’nden Cavacos Eczanesini, Yeni Sistem Fırıncılığı ve “Büyük Bölünme” adlı tamamı sesli filmin gösterimde olduğu Ideal Tiyatro’sunu gösteren bir manzara.
Hampden viewed from Roland Avenue showing Cavacos Pharmacy, The New System Bakery, and Ideal Theatre showing “The Great Divide”, an all talking movie.


Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com




Seneca Rocks Climbing School, Seneca Kaya Tırmanış Okulu, 1943


Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com




Chesapeake Bay Bridge Tunnel, Chesapeake Koyu Köprü Tüneli, 1964



Maryland’in aşağı doğu kıyısını Norfolk yakınında Virginia’ya bağlayan köprü tüneli yapımı.
Construction of the bridge-tunnel connecting the lower Eastern Shore of Maryland to Virginia near Norfolk.


Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com




Tattoo Parlor, Dövme salonu, 1934


Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com




Engine 824, 824 no.lu Lokomotif, 1950



Batı Maryland Trenyolu
Western Maryland Railway


Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com




Winter in Mount Vernon Place, Vernon Dağı’nda Kış, 1950


Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com




Ice Boating, Buzda Botla Gezinti, 1961



Deep Creek Gölü’nde buz botu.


Ice boat on Deep Creek Lake.


Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com




Farmer, Çiftçi, 1950

Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com


Amish Man, Amish Adam (ABD’nin Pennsylvania ve Ortabatı eyaletleri’nde ve Kanada’da yaygın olan bir Protestan mezheptir), (1960)



Çarşamba ve Cumartesileri Hugesville’in 3 mil güneyindeki St. Mary eyaletinde 7 dönüm araziyi elinde tutan büyük çiftçi pazarından bir sahne.


A scene at the great farmer’s market held Wednesdays and Saturdays on a 7 acre tract in St. Mary’s county about 3 miles south of Hughesville.

Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com


Amish Boys, Amish Çocuklar, 1957



Amish çocuklar küçük kırmızı okullarının dışında oturuyorlar.


Amish boys sitting outside their little red school house.

Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com


Statehouse from Chancellor Court, 1950



En eski eyalet meclisi binası”¦ Annapolis’teki Hükümet binası, hala kullanılan en eski meclis binasıdır. Aslında Maryland’in başkentinde inşa edilen üçüncü meclis binasıdır; ilki 1697’de yapılmıştı. Bugünkü bina 1772’den beri duruyor ve Amerika tarihinde pek çok önemli olaylara sahne olmuştur. 23 Aralık 1783’de George Washington, Eski Senato Odası’nda komisyondan istifa etti. Kongreler Aralık 1783’den Haziran 1784’e dek orada yapıldı ve Paris’te müzakere edilen İngiltere ile barış antlaşması orada imzalandı. Kubbe, elde kesilmiş ve tahta çivilerle birbirine tutturulmuş tahtadandır.


Oldest State Capitol ”¦ The State House in Annapolis is the oldest state capitol still in use. Actually it is the third state house to be built in Maryland’s capital city; the first was erected in 1697. The present building dates from 1772 and has been the scene of many important events in American history. On December 23, 1783, George Washington resigned his commission in the Old Senate Chamber. Congress met there from November 1783 to June of 1784 and ratified the signing of the treaty of peace with England, which had been negotiated in Paris. The dome is of hand hewn wood held together with wooden pins.

Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com


Smokey Joe, Dumanlı Joe, 1946



Bacasından tüten kalın siyah duman nedeniyle “Dumanlı Joe” olarak bilinen Philedelphia Feribotu, Baltimore ve Doğu Kıyısındaki Love Point arasında her hava koşulunda düzenli seferler yapmıştır. Kurtarmaları ile efsanevi bir üne kavuşmuş ve bir şiirle ölümsüzleştirilmiştir.


The Ferry Philadelphia, better known as “Smokey Joe” because of the thick cloud of black smoke that trailed from her stack, plied between Baltimore and Love Point on the Eastern Shore, in all sorts of weather. She achieved a legendary reputation for her rescues and was immortalized in the ballad which began, “Ol’ Cap’n Perry of the Love Point Ferry.”

Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com


Pound Netters, Ağlar, 1955



Bu tip ağlar büyük ve karedir; Alt tarafı kapalı ve üst kenarları, onları onu suyun üstünde tutan kazıklara bağlanır . Huni şekilli ağlar onu suyun altına götürür ve buraya giren balıklar esas “ağda” tuzağa düşürülür .Bu kayıkçılar Susquehanna sığlıklarında çalışıyor.


This type of net is large and square; it is closed at the bottom and its upper edges are tied to stakes which hold them above water. Funnel-shaped nets lead into it beneath the surface and fish entering these are trapped in the main “pound”. These watermen are working the Susquehanna Flats.

Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com


Boys Swimming in the Patapsco River, Patapsco Nehri’nde yüzen çocuklar, 1933



Bu fotoğraf, 610 gazeteyi temsil eden fotoğrafçının katıldığı ulusal bir yarışmadan seçilmiş 100 haber fotoğrafına dikkat çeken bir makaleyle, 1950’de Sun Dergisi’de yayınlanmıştır.


This photograph appeared in the Sun Magazine in 1950 with an article highlighting 100 news photos that had been selected in a national competition from photographers representing 610 newspapers. The aim of the competition was to select images “depicting America’s free children.”

Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com


Big Wheels, Büyük Tekerlekler, 1950

Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com


Lord, Hear My Prayer, Tanrı’m Duamı Duy, 1950



Bu fotoğraf 1950’lerde çekildi ve yurtdışında 24 salonda gösterime sunuldu. Bengal’de birincilik ödülü, Ghent’te madalya ve Güney Afrika’da bir plaket kazandı. Işık ve gölgenin kontollü kullanımına bir diğer iyi örnektir.


This photograph was made about 1950 and hung in 24 salons, most of them abroad. It won first prize in Bengal, a medal at Ghent, and a plaque in South Africa. It is another fine example of controlled use of light and shadow.

Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com


Oyster Tonger, 1948



DÜNYANIN EN ZOR İŞİ… Koyun dibinden elle istiridye toplamak sert, soğuk ve kaba bir iştir. Adamlar bazen 24 feet uzunluktaki tırmıklarla denize çıkarlar. Toplama işinin çoğu, tırmık saplarının buz tuttuğu soğuk sularda yapılır. Tırmığın dişleri alttan istiridyeleri kazır. Elle toplayanlar için özel alanlar vardır ve burada tarama aletlerine izin verilmez.Eğer biri diğerinin hakkını ihlal ederse tartışma çıkar. Bu fotoğraf 1949 Ocak ayında Sun Dergisi’nde Tilghman Adası,Maryland makalesi ile birlikte yayınlandı.


THE MOST DIFFICULT JOB IN THE WORLD ”¦ Tonging oysters by hand from the bay bottom is tough, cold, rugged work. Men go out in small boats with rakes on the ends of handles which sometimes measure twenty-four feet in length. Most of the tonging is done in the cold weather when ice frequently forms on the handles. The teeth of the rake scrape the oysters off the bottom. Special areas are set aside for the hand tongers; dredgers are not allowed there. If either finds the other infringing an argument ensues. This photograph appeared in a January 1949 Sun Magazine article that identified the setting as Tilghman Island, Maryland.

Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com


Thomas Point Light, Thomas Deniz Feneri, 1950



Chesapeake ve ona karışan sularda yayılmış olan, denizcileri her türlü havada uyaran ve rehberlik eden deniz fenerleri farklılıklar gösterir. Cesapeake Körfezi’ne Güney Nehri girişinde yer alan Thomas işaret ışığı, 1825’te inşa edildi ve hala çalışıyor. Chesapeake’deki son, insanlı deniz feneri 1986’da otomatikleştirilmiştir. Bu fotoğraf A. Aubrey Bodine’in yazdığı ve Bodine & Associates tarafından basılan Chesapeake Körfezi ve Gelgit’te yer almıştır.


Scattered throughout the Chesapeake and its tributaries are a great variety of lighthouses that have warned and guided mariners in all sorts of weather. Located at the South River entrance to the Chesapeake Bay, the Thomas Point Light was built in 1825 and is still in operation. The last manned lighthouse on the Chesapeake, it was automated in 1986. This photograph appeared in Chesapeake Bay and Tidewater by A. Aubrey Bodine, published by Bodine & Associates.

Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com


Blessing the Hounds, Tazıları Kutsama, 1945



Baltimore’daki tilki avı öncesinde av köpeklerini kutsama.


Blessing the hounds before the fox hunt in Baltimore County.

Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com


Saltwater Cowboys, Tuzlusu Kovboyları, 1950



CHINCOTEAGUE’nin vahşi midillileri. Deniztarağı kazıcıları, istiridyeciler ve balıkçılar, Virginia’nın Doğu kıyısının Atlantik tarafında yer alan Assateague Adası’nda vahşice koşan midilli sürülerini toplamak için senede bir kere kovboyluk yapıyorlar. Botlardaki ve at sırtındaki adamlar midillileri, Assategaue’den Chincoteague Adası’na 400 feet uzunluktaki kanalda yüzdürürler.Orada her yıl Ponny Penning olarak bilinen etkinlikte, küçük kaba tüylü midilliler açık artırma ile satılır. Bazen 100 kadarı satılır ve 125 $ elde edilir. Geleneğe göre midilliler, yüzlerce yıl evvelki gemi kazasındaki İspanyol atlarının soyundan gelmektedir. Diğer bir açıklama da onların, Virginia çiftliklerinde başıboş dolaşan midillilerin yavruları olduğudur. Çok satan bir çocuk kitabı ve filmi, adı “Misty” olan bir midilli hakkındadır.



CHINCOTEAGUE’S WILD PONIES ”¦ Clam diggers, oystermen and fishermen turn cowboys once each year to roundup the ponies that run wild on Assateague Island which is on the Atlantic side of Virginia’s Eastern Shore. The men, in boats and on horseback, make the ponies swim the 400-foot channel from Assateague to Chincoteague Island. There, in a famous summer event known as Pony Penning, the small, shaggy ponies are auctioned off. Sometimes as many as 100 are sold, and some bring $125. According to tradition, the ponies are descendants of Spanish horses that were shipwrecked off the coast hundreds of years ago. Another explanation is that they are offspring of ponies that strayed from Virginia plantations. A best-selling children’s book and a movie were based on the life of a pony named “Misty”.

Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com


Eclipse over Mt. Vernon Place, Vernon üzerinde tutulma, 9 Temmuz, July 9, 1945



Bu tutulma, Baltimore üzerinde saat 7:15’den 8:49’a kadar izlenebildi. Bodine bu olayı kayıt edebilmek için kızılötesi film kullandı.


This eclipse was visible over Baltimore from 7:15 AM to 8:49 AM. Bodine used Infrared film to record the event.

Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com


Wash Day, Temizlik Günü, 1945



MERDİVENLER, Baltimore’un beyaz merdivenleri şehrin belirgin özelliği haline gelmiştir ve ziyaretçileri şaşırtmaktadır. Çoğu, yakınlardaki taşocağından çıkarılan beyaz mermerdendir ve ev sahipleri onları parlak tutmak için birbirleriyle rekabet ederler. Her binada, onların biri tarafından ovulmadığı gün nadirdir. Daha eski evlerde binlerce adımın oluşturduğu oyuklar oluşmuştur. Doğu Baltimore’daki Penrose Caddesinde 2000 bina vardır.


STEPS-AND STEPS … The white steps of Baltimore have become the city’s trademark and a marvel to visitors. Most of them are white marble, from nearby quarries, and homeowners vie in keeping them bright. In any block, there is seldom a day that someone is not out scrubbing them. On the older houses, the scraping of countless thousands of footsteps has worn grooves in the stone. 2000 block of Penrose Avenue in West Baltimore.

Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com


Crooked Trees, Eğri Ağaçlar, 1960



Bu fotoğraf Garret’teki Backbone Dağı’nda çekilmiştir. 1960’dan 1967’ye kadar dünya çapında ve Amerika’nın her yerindeki sergilerde 67 defa yer almıştır. Ödüller, madalyalar ve 15 den fazla da onur ödülü kazanmıştır.


This image was made on Backbone Mountain in Garrett County. It was accepted more than 67 times in Salon exhibitions from 1960 through 1967 around the world and across America, winning honors, medals and Honorable Mention more than 15 times.

Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com


Journey’s End, Yolculuğun Sonu, 1950



Yukarı Baltimore limanındaki Patapsco Havuzu’nda römorkların yol gösterdiği bir şilep.


A freighter is being guided by tugboats in the Patapsco Basin, Upper Baltimore Harbor.

Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com


Making A Lick, Yalayıp Geçmek, 1933



Bir tarama aleti, istiridye kumulunda bir tekne tarafından boydan boya çekildiğinde buna yalayıp geçmek denir. Tarağın dişleri kumulun dibini kazır ve istiridyeleri torbaya doldurur. Torba yeterince dolduğunda yardımcı motor onu güverteye çekerek boşaltır. Doğru biçimde çalıştırılan tarama aleti, yolu üstündeki her istiridyeyi yakalayacaktır. Bir tekne, bir defada iki tarama aleti kullanır. Bu tekne Thomas Clyde’dır. Fotoğraf A. Aubrey Bodine’in yazdığı ve Bodine & Associations tarafından basılan Benim Maryland’imde yer almıştır.


When a dredge is dragged across an oyster bar by the towing vessel – this is called making a lick – the teeth of the dredge dig into the bar and force the oysters into the bag. When the bag is reasonably full, a donkey engine pulls it up on deck where it is dumped. A properly operated dredge will catch practically every oyster in its path. A vessel uses two dredges at a time. This skipjack is the Thomas Clyde. The photograph appeared in My Maryland, by A. Aubrey Bodine, published by Bodine & Associations.

Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com


Choptank Oyster Dredgers, Choptank İstiridye Tarama Aletleri, 1948



Bu fotoğraf Sun Dergisi için çekilmiştir. Büyük tekne Maggy Lee, ufuktaki küçük olan Lucy Tyler’dir. Fırtına yüzünden Bodine fotoğraf çekmekte zorluk yaşamıştır ve filmi banyo ettiğinde bu fotoğrafı görünce şaşırmıştır. 1949’da Popular Fotoğrafçılık Ulusal Yarışması’nda 5000 $’lık birincilik ödülünü kazanmakla kalmayıp Kanada, İsveç, Güney Afrika, Hong Kong, Fransa, Filipinler,İtalya, Portekiz ve Amerika Birleşik Devletleri’nde ödüller almıştır.


This photograph was taken while on assignment for the Sun Magazine. The large skipjack is the Maggie Lee, the small one on the horizon is the Lucy Tyler. Because of the stormy weather, Bodine had a difficult time photographing and was surprised to find this image when he developed the film. Not only did it win the $5,000 first prize in the 1949 Popular Photography national contest, but it was also awarded medals in Canada, Sweden, South Africa, Hong Kong, France, the Philippines, Italy, Portugal, and all across the United States.

Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com


The Ward Brothers, Ward Kardeşler, 1966



Ward kardeşler Steve ve Lem, dünyaca ünlü su kuşu heykeltraşıdırlar. Çeyrek yüzyıl kadar önce çok yoğun oldukları bir yıl kardeşler, tanesini 1.25 $’a sattıkları 800 av taburesi ürettiler. Bugün Lemy’nin “süslü ördek“ olarak adlandırdığı bir çifti 500 $kadar getiriyor ve bir buçuk yıllık sipariş listesi dolu. Bu adamlar kaybolan bir sanatın ustaları.


The Ward brothers, Steve and Lem, are world famed as waterfowl carvers. In a busy year about a quarter century ago, the brothers turned out 800 shooting stools which sold for $1.25 each. Today a pair of what Lem calls his “fancy ducks” will bring as much as $500, and he is a year and a half behind in filling orders. The men are masters of a disappearing art.

Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com


Rowing at Ebb Tide, Ebb Akıntısında Kürek Çekmek, 1944



Maryland Havre de Grace yakınında çekilen bu fotoğraf Amerika Fotoğraf Topluluğu tarafından 1944’de “yılın en iyi fotoğrafı” seçildi. Bodine son sergi baskısından evvel, negatife yoğun bir rötuş yaptı. Amerika’da ve dünyada 32 salon yarışmasında kabul edildi. 17 defa ilk 10’a kaldı, 3 defa birincilik, onur ödülü ve madalya aldı. Bu fotoğrafın iyi bir örneği Baltimore Sanat Müzesi’ndedir.


Taken near Havre de Grace, Maryland, this photograph won “best picture of the year” in 1944 from the Photographic Society of America. Bodine did extensive retouching to the negative before he made his final exhibition print. It was accepted in 32 salon competitions across America and around the world. It finished in the Top Ten seventeen times, receiving three First Place awards, an Honorable Mention, and a Medal. A fine example of this photograph is in the Baltimore Museum of Art.

Photograph by A. Aubrey Bodine Ӣ (c) Copyright Jennifer B. Bodine Ӣ Courtesy of www.aaubreybodine.com




Çeviri (translated by) : Berna AKCAN







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

A. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf EfsanesiA. Aubrey Bodine : Fotoğraf Efsanesi

James Gritz : Khampa



James Gritz : Khampa


Bu proje, yok olan Tibet yaşam tarzı ve kültürünün bir portresidir.



2005′te bir film ekibi ve birkaç batılı öğrenciden oluşan `Tsoknyi Rinpoche III` ile 3 aylığına Nangchen’ e seyahat ettim. Bu kitap, benzersiz şekilde birbirini saran ve bir zamanlar Tibet’ in bir parçası olan uçsuz bucaksız ve tecrit edilmiş bölgede; tehdit edilen iki kültür olan, `Nangchen` rahibelerinin yaşayan manastır gelenekleri ve `Kham göçebe halkını belgelemektedir.




Kham, Tibet’teki 5 tarihi vilayetten biridir ve yüksekliği, engebeli arazisi, geçilmez yolları nedeniyle yabancılar tarafından nadiren ziyaret edilir. Sıcaklık, içilebilir su ya da su tesisatı yoktur ve elektrik çok kısıtlıdır. Bu kuvvetli ve candan insanları fotoğraflamak için kırsal alanda jiple ve at sırtında yolculuk yaptık. Tsoknyi Rinpoche eşliğinde, Nangchen Rahibelerinin ruhani rehberliğinin varlığı ile onların gündelik yaşamlarını ve Budist egzersizlerini çekmek için eşsiz bir imkâna sahiptik.




1959–1979 Kültürel Devrimi süresince, rahibeler mağaralarda saklanmaya zorlanmış ve Çinliler manastırlarını yıktıkları için dünyevi köy yaşamlarına geri dönmüşlerdir. İzole edilmiş ve aşırı derecede muhtaç şartlarda rahibeler, nesillerden beri gelen eski uygulamalarına sessizce devam etmişlerdir.20 yıl sonra kültürel devrim sona erdiğinde, Nangchen rahibeleri mağaralarına dönmeye ve manastırlarını yeniden inşa etmeye başlamışlardır.




Bugün 3000’den fazla rahibe, 35 egzersiz merkezi ve inziva yerinde, bin yıldan fazla zamandır kırılmamış olan ruhani iletim zincirini devam ettirerek, gelişmiş yoga metotları ile gece gündüz alıştırma yapmaktadır. Bazıları elli yıldan uzun zamandır kalabalıktan uzakta, kendi başlarına meditasyon yapmakta ve pek çoğu en gelişmiş yoga pratiklerinde (tummo gibi- içsel kızgınlık egzersizi ve Naropa’nın 6 yogası gibi diğer egzersizler) ustalaşmış.




Rahibeler çok zorlu fiziksel koşullarda yaşarlar. Manastırdaki 3 veya 4 rahibenin beraber paylaştığı tek odalı evleri; ilkel, topraktan yapılmış, ısıtma ve elektrikten yoksundur. Tibet’in dondurucu soğuğunda tek ısınma kaynakları, Tibet öküzü gübresini yakmaktır. Çin’in en fakir insanlarından olan ailelerinin onlara tedarik ettikleri şeyler de çok azdır.




Kham’daki rahip sınıfı dışındaki insanlar için yaşam aynı derecede tehlikelidir. Öküz kılından çadırlarda hayvan sürüleri ile ilgilenerek yaşarlar. Bir dolu fırtınası, 1000 öküzü öldürebilir ve bütün ürünü silip yok edebilir. Hiç bir doktor veya klinik yoktur, en ufak bir enfeksiyon kolaylıkla ölüme götürebilir. Bugün onların yerli yaşam şekilleri, modernleşen Çin’in acımasız ilerleyişinde kaybolmanın sınırındadır. Pek çok Khampalı, çok sevdikleri midillilerini motosiklet almak için satmış ve pek çokları, yeni inşa edilen Çin şehirlerinde yaşamak için geleneksel göçebe varlıklarını satmaktalar.




Nangchen’deki manastırların varlığı Khampa halkı üzerinde yoğun bir etkiye sahiptir. İnançları ve alışkanlıkları vasıtasıyla rahibeler, içsel huzur, sevgi ve şefkat gibi hissedilir meziyetler geliştirdiler. Manastırlarla kuşatılmış köyler daha uyumludur ve şiddet ve alkol çarpıcı biçimde azalmaktadır. Bu, ruhani etkinin gücüne ait somut bir örnektir.






This project is a portrait of a vanishing Tibetan lifestyle and culture.



In 2005 I traveled for three months through Nangchen with Tsoknyi Rinpoche III, a film crew and a few other western students. This book documents two uniquely intertwined and threatened cultures in a vast and isolated region which was once part of Tibet; the living monastic tradition of the Nangchen Nuns and the nomadic people of Kham.




Kham is one of the five historic provinces of Tibet and is rarely visited by foreigners due to its high altitude, rugged terrain, and often impassable roads. There is no heat, potable water or plumbing and little electricity. To photograph these rugged and open-hearted people we traveled through the countryside by jeep and on horseback. Accompanying Tsoknyi Rinpoche, the current spiritual guide of the Nangchen Nuns, we were given unique access to the their daily activities and the heart of their Buddhist practice.




During the Cultural Revolution, from 1959-1979, the nuns were driven to hiding in caves or back into secular village life as the Chinese destroyed their nunneries. Isolated and in extremely deprived conditions the nuns silently continued the ancient practices of their lineage. After 20 years when the cultural revolution had ended the Nangchen nuns began returning from their caves and rebuilding their monasteries.




Today more than 3,000 nuns practice advanced yogic methods day and night, carrying on a thousand year old unbroken chain of spiritual transmission in more than 35 practice centers and hermitages. Some have practiced meditation in solitary retreat for more than fifty years and many have become adept at the most advanced yogic practices, like tummo – the practice of inner heat and other practices of the 6 yogas of Naropa.




The nuns live in very challenging physical conditions. Their one-room homes in nunneries, usually shared by three to four nuns, are primitive, earthen structures lacking heat or electricity. Burning yak dung is often their only source of warmth through the frigid Tibetan winters. Their provisions, contributed by their families who are some of the poorest people of China, are meager.




Life for the laypeople of Kham is equally perilous. They live in yak hair tents tending their herds of livestock. A hailstorm can kill 1,000 yak and wipe out an entire crop. There are no doctors or clinics and a small infection can easily lead to death. Today their indigenous way of life may be on the verge of disappearing into the relentless advance of a modernizing China. Many Khampa have already traded their beloved ponies for motorcycles and many more are trading their traditional nomadic existence for life in newly constructed Chinese towns.




The presence of the nunneries in Nangchen has a profound influence on the Khampa people. Through their faith and practice the nuns have developed palpable virtues, such as inner peace, love and compassion. The communities and villages surrounding the nunneries are becoming more harmonious, as violence and alcoholism have dramatically declined. This is a tangible example of the power of spiritual influence.










James GRITZ Hakkında



James Gritz 1950’de Philedelphia’da doğdu ve Washington Üniversitesi Karşılaştırmalı Din ve İngiliz Edebiyatı’ndan mezun oldu. 1973 senesinde Minor White’ın bir öğrencisinin yönetiminde karanlık odada çalışmaya başladı. Son 40 yıldır seyahat etmekte ve fotoğraf çekmektedir. Yıllarca su altı, vahşi yaşam ve seyahat fotoğrafçılığı konusunda uzmanlaşmıştır. Şu sıralar basın ve güzel sanatlar fotoğrafçılığıyla ilgileniyor. Çalışmaları, mekânın özünü ve portreleri, dokunaklı bir biçimde insan hallerinin çeşitliliğini göstermekte.



James Gritz şu anda Colarado Boulder’da oturmakta. Diğer yerlerin yanı sıra daha çok Hindistan, Nepal, Kamboçya, Ladakh, Afrika, Meksika ve Avrupa’da çekim yapmıştır.



Seçilmiş Yayınlar



James Gritz’in çalışmaları dünyada pek çok kitap ve dergide basılmıştır. Bunlar: Outside Magazine, New Age Journal, Worth, Diversion, National Geographic (on-line), Audubon, Bodhi Magazine, GEO, Okyanuslar (Harper Collins-yardımcı ve foto editörü) ve Balinanın Ruhu (Voyager Press), “İnsanın Kitabı” (Scribner 1994, kitap kapağı) ve daha pek çok”¦



Güncel Çalışmalar



James Gritz 2000 senesinden beri Hindistan, Nepal ve Tibet’te çalışmaktadır. Hindistan çalışması, öncelikli olarak kutsal yerler ve hacla ilgilidir. 33 yıldan fazla bir zamandır Tibet Budizm öğrencisi olarak James kendini, yok olan Tibet kültüründen kalanları belgelemeye zorunlu hissediyor. Nangchen rahibeleri ve Khampa halkı hakkında bir kitap üzerinde çalışıyor. Gritz, Nangchen’e Yolculuk belgesel filmine yardım etti. Chariot Productions’dan Victress Hitchcock’un, 2006’da Missoula’daki Big Sky Belgesel Film Festivali’nde oynayan Tsoknyi Nangchen Rahibeleri Koruma Projesi. Gritz, film ekibiyle birlikte tanıtım fotoğrafçısıydı ve 28 dakikalık filmde görülebilir.



Ödüller



Altın Madalya,Denver Yönetmenler Kulübü, Kategorisinde En İyi


PIA Ödülleri (Sualtı Takvimi)


Amerikan Takvim Derneği En İyi Masa Takvimi


Nature “En İyi Dergi”


Skala/PDN Siyah&Beyaz


Kodak. “Fotoğrafçılar Forumu”


Uluslararası Renkli Film Ödülleri 2007


Black&White Dergisi, Haziran 2008



Sergiler



Atmosferik Araştırmalar Ulusal Merkezi (kişisel sergi)


Sakina Müzesi-Kansas (jüri gösterisi)


Denver Üniversite Galerisi (kişisel sergi)


Sande Webster Galerisi, Philedelphia,2007


Blink Galeri, Boulder, (Temmuz 2007)


St. Julian, Boulder,(Yaz 2007)


Saintonge Galerisi, Missoula (Ekim 2007)


Highlands Galeri , Boulder (Kasım 2007)



Temsilcilik



Sande Webster Gallery, Philadelphia, PA


Getty Image Gallery, London


Blink Gallery, Boulder, CO


Camera Obscura, Denver CO


Gallery Saintonge, Missoula, MT

www.jamesgritz.com




About James GRITZ



James Gritz was born in Philadelphia in 1950 and graduated from Washington University with BA’s in Comparative Religion and English Literature. He started working in the darkroom in 1973 under the direction of a student of Minor White. He has been traveling and making photographs for the last four decades. For many years he specialized in underwater, wildlife and travel photography. Currently, he is concentrating on editorial and fine art photography. His work speaks of the essence of place and his portraits poignantly communicate the diversity of the human condition.



James Gritz currently resides in Boulder, Colorado. He has photographed extensively in India, Nepal, Cambodia, Ladakh, Africa, Mexico and Europe as well, among other places.



Selected Publications



The work of James Gritz has been published in books and magazines around the world including: Outside Magazine, New Age Journal, Worth, Diversion, National Geographic (on-line), Audubon, Bodhi Magazine, GEO, Oceans (Harper Collins-contributor and photo editor) and Spirit of the Whale (Voyager Press), “The book of Man” (Scribner 1994, book cover) and many others.



Current Work



James Gritz has been working in India and Nepal and Tibet since 2000. The work India is primarily related to sacred sites and pilgrimage. Having been a student of Tibetan Buddhism for more than 33 years, James feels compelled to document what is left of the vanishing Tibetan culture and is currently working toward a book on the Nangchen nuns and Khampa people. Gritz assisted with the documentary film Journey to Nangchen: Tsoknyi Nangchen Nuns Preservation Project by Victress Hitchcock of Chariot Productions, which played at the 2006 Big Sky Documentary Film Festival in Missoula. Gritz was a Still Photographer with the film crew and can be seen in the 28-minute film.



Awards



Gold medal, Art Directors Club of Denver, Best of Division


PIA Awards (Underwater Calendar)


Best Desk Calendar in the American Calendar Association.


Nature’ Best Magazine”


Scala/PDN Black & White


Kodak, “Photographers Forum”


International Color Awards 2007


Black and White Magazine, June 2008




Exhibitons



National Center For Atmospheric Research (solo exhibit)


Salina Museum- Kansas (juried show)


Denver University Gallery (solo exhibit)


Sande Webster Gallery, Philadelphia, PA – 2007


Blink Gallery, Boulder, CO (July 2007)


St. Julian, Boulder, CO (Summer 2007)


Gallery Saintonge, Missoula, MT (October 2007)


Highlands Gallery, Boulder, CO (November 2007)




Representation



Sande Webster Gallery, Philadelphia, PA


Getty Image Gallery, London


Blink Gallery, Boulder, CO


Camera Obscura, Denver CO


Gallery Saintonge, Missoula, MT




Çeviri (translated by) : Berna AKCAN








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

James Gritz : KhampaJames Gritz : KhampaJames Gritz : KhampaJames Gritz : KhampaJames Gritz : KhampaJames Gritz : KhampaJames Gritz : KhampaJames Gritz : KhampaJames Gritz : KhampaJames Gritz : KhampaJames Gritz : KhampaJames Gritz : KhampaJames Gritz : KhampaJames Gritz : KhampaJames Gritz : KhampaJames Gritz : KhampaJames Gritz : KhampaJames Gritz : KhampaJames Gritz : KhampaJames Gritz : Khampa

Mustafa Sabri Türkay : Gökyüzümden



Kıymetli fotoğraf dostlarım,



Merhabalar”¦



İsmim Mustafa Sabri Türkay. Sizlere iyi dileklerimi ve saygılarımı sunuyorum.



Çok genç yaşlarda idealim olan sevgili mesleğime kavuşmanın hiç tükenmeyen heyecanı ile 33 yıldır uçmaktayım. Uzun yıllardır özel sektörde Kaptan Pilot olarak çalışıyorum. Amatörce, şüphesiz birçoğumuz gibi senelerdir fotoğrafla ilgiliyim fakat çok değerli fotoğraf dostlarımın yardımları ve son üç senedir amatörlüğümün mesafe aldığının farkındalığı ile fotoğraflarımı paylaşmanın doyumsuz keyfini yaşıyorum.



Fotoritim değerli yetkililerinin beni çok onore eden önerilerine ve sevgili dostum, kardeşim Sn. Kazım ÇAPACI’nın esirgemediği desteğine yürekten teşekkürler. İzleyeceğiniz fotoğraf serimi yoğun sezonun çok yorucu geçen programında istediğim seviyede zaman ayıramamamın sıkıntısı ile hazırladım. Umarım beğenirsiniz.



İlk serimde gelin sizleri çok severek 33 senedir içinde olduğum mesleğimin mükemmel getirisi; üçüncü boyuttan ve şartlar müsait olduğunda amatörce kadrajladığım kareler ile gökyüzümde gezdireyim…



Sayın yetkililer uygun görürler ise bundan sonraki serilerde de yukarılardan uzunca yıllardır gözlediğim ve bir bakıma belge niteliğinde Anadolu’muzdaki ağaçsızlığın, kuraklığın ve tarım alanlarındaki su kullanımı ile ormanlarımızı korumadaki yetersiz planlamaların zaman içerisindeki etkilerinin hangi inanılmaz boyutlara ulaştığını gösteren fotoğraflarımı paylaşacağım. Ayrıca bu çalışmamı sizlere mukayese amaçlı Avrupa’nın en batısından doğu sınırımıza kadar olan kuzey yarım kürenin ılıman iklim kuşağındaki tüm bölgede yıllardır kaydettiğim fotoğraflarımla yapacağım.




Şimdi üçüncü boyutta, deniz seviyesinden 11 Km. yükseklerde geziye hazır mısınız? Tamam, öyleyse, şimdi emniyet kemerlerinizi bağlayın lütfen.



Sevgili Eşime ithafen”¦




Çok sevgili uçağımın kalkışının yerden izlenmesi ayrı bir keyiftir.



Aslında aşağılarda gece olmaktayken, batıya hızla ilerlemenin doyumsuz keyfiyle izlersiniz gün batımının bulutlardaki yansımalarını.



Yukarılara tırmandıkça gökyüzünün inanılmaz coşkulu mavisinin altındaki yatay sıcak ışığın sihirini.



Ve 11 km. yükseklikten aşağıları tamamen kaplayan bulutların günbatımıyla ortaklaşa geceyi başlatmasını.



Bulutların, sıcak ışıkla yıkandığında sürekli değişen görünümleri içerisinde pan flüt nağmelerini dinlercesine uçmak.



Sonrada tül bulutların kızıllığının içine dalmak enfes bir histir.



Günbatımında üzerinden geçilen denizlerin kızıla boyanmasını izler, yorgun nehirlerin parlamasını takip edersiniz.



Kimi zaman Marmara denizi üzerinde Kapıdağ Yarımadası’nın zarif çizgilerini izlersiniz.



İki kıtayı birleştiren güzeller güzeli Şehr-i İstanbul doyumsuz tarihinin ışıltılarını sunar.



Yurdu için canını veren Aziz Şehitlerimizi saygıyla anarak, daha bir farklı izlersiniz Çanakkale boğazını.



Batıya, Avrupa’nın çatısı Alp Dağları’na yaklaşırken, gece kendisini daha bir parlement maviden kızıla doğru boyar.



Aşağılarda yüksek basınç sayesinde yoğun pus etkisi yatay ışığın çok faklı görüntüleri sunmasını sağlar dağlarda.



Alp dağları bir başka gizemli olurlar.



Ve sanki başka dünyaları sunarlar görünümleriyle.




Ve bambaşka dolu dolu renkleri izlersiniz aşağılardaki geceyle birlikte.



Gece sürprizlerle doludur gökyüzü. Aşağılarda dünyanın en güzel şehirlerini siyah kadifenin üzerine serilmiş, taşları pırıl pırıl yanan mücevher kolye olarak izlerken.



Bir meslektaşınız geçer yanınızdan gecenin içine doğru.



Doğanın mükemmel gücünü izlersiniz yanı başınızda, aşağılarda yağan yağmuru düşünür, sistem biraz daha doğuya kaysa da, benim barajlarımı da doldursa dersiniz.



Ve sonra sabahı karşılarsınız. Güneşin ufukta sıcak ışıklarıyla kızıla boyadığı deniz; sahildeki sarp yamaçların gölgelerine tuval olmaktadır.



Güneş önce yüksekleri, dağları yıkamaya başlar taze ışıklarıyla.



Yüce dorukları bir ayrı güzellikte sunar size.



Kah saklandığı bulutların arkasından saçar huzmelerini gökyüzünün maviliklerine,



Kah aşağıları karartan bulutların arasında bulduğu boşluklardan süzer güçlü hüzmelerini…



İnsanı tatlı bir melankoliyle sarıveren maviliğin içerisindeki boşluğun yumuşak ritminde buluverirsiniz kendinizi.



Tül bulutların derin mavinin içerisindeki ebru desenli dağılımlarını bulursunuz yanı başınızda, huzur duyarsınız o anı izlemenin keyfiyle birlikte.



Aşağılarda, uzaklarda sabah sisinin gizemli görüntüleri ışığın dansıyla büyüleyiverir sizi.



Karşı ışıkta vadileri ve akan nehirleri pırıl pırıl izlemeye başlarsınız.



Ve sizi hayal dünyanızın derinliklerine alır götürür ışığın yıkadığı tepeler ve vadiler.



Uzaklara, sisin içine dalıp gider; dağların arasında dolaşır, zirvelere tırmanırsınız Alp Dağları’nı izlerken.



Diğer uçaklar aynı rotada bir üstünüzdedirler; jet motorlarının üflediği sıcak havanın etkisi ile bir anda buharlaşan ve yine - 65 derecelerdeki ortamda aniden kristalleşen zarif “contreil” görüntüleri sunarak.



Bazen de altınızda süzülmektedirler aşağılardaki bulut tabakalarını fon yaparak…



Kimileri de tam aksi yönde aynı çizgi üzerinde karşılaştığınızda selamlamaktadır sizi.



Siz zaman zaman da kendinizi izlersiniz ışığın doğru açısı ile bulutlara yaklaştığı anlarda.



“Cumuluform” bulutlar her an değişen şekilleri sunarlar, aşağılardan göründüğünden çok farklı değildir aslında.




İzlerken zevk alırsınız, ama sarsılmamak için de olabildiğince kaçınırsınız.



Yer yüzeyini neredeyse bir battaniye gibi örterek dağların üzerinde dev dalgaları oluşturduklarında ise son hava durumlarını daha sık incelersiniz.



Alçak basınç ve sıcak cephe olduğunda; Işığın en estetik halini izlettirirler.



Yüksek basınç ve soğuk cephe geçişlerini de pırıl pırıl görüntüleri sunarak yeryüzü coğrafyasında harikalar yaratırlar.



Kendi adıma en çok suyun üzerindeki yansımalarını doyumsuz bir keyifle izlerim.



Uzaklardan heybetli zirveleriyle insanı büyüleyen dağları yukarılardan izlemek bir yandan dünyamızın ne kadar küçük olduğunu düşündürür,



Bir yandan da medeniyetin sağladığı imkanları kullanmanın doyumsuz keyfini.



Her mevsimde büründüğü farklı örtüsü ile çok ayrı özellikte ve güzelliktedir dağlarım, göllerim, nehirlerim…



Eve dönüş rotasında ise sizi doyumsuz estetik görünümüyle Beydağları karşılar.



Torosların heybeti hiç bıktırmadan büyüler doyumsuz görünümüyle”¦



Ve hoş geldiniz evinize… İyi inişler.


Kıymetli Fotoğraf Dostlarıma, iyi dileklerimle saygılarımı sunuyorum.



Mustafa Sabri TÜRKAY







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Mustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : GökyüzümdenMustafa Sabri Türkay : Gökyüzümden

Timurtaş Onan “Zamansız” : İstanbul, İnsanlar Kuş Misali Sergisi ve Ayın Konuğu İzzet Keribar




Merhaba sevgili fotoğraf dostları,



Bana ayrılan bu sayfada her ay eski ve yeni çalışmalarımdan bir sergi ile birlikte, popüler kültürden uzak kendi köşesinde yüreğiyle fotoğraf üreten yurt içi ve yurt dışından sanat fotoğrafçılarından sergiler ile Türkiye fotoğrafına düşünsel ve yazın anlamında katkıda bulunmuş kişilerden ürünler sergilemek istiyorum. Popülaritesini, maddi ya da sosyal konumunu kullanarak basın ve medyada sıkça yer alan kişilerin ve dünyada tröstleşmiş fotoğraf kuruluşlarının bize pompalanan işlerinden uzak bir köşe olacak.



Fotoğraf sanatı ile ilgili görüşlerimden ve eleştirilerimden oluşan birkaç paragrafla başlamak istiyorum,



Toplumumuz bir kişiyi sevdiği zaman ona her şeyi yakıştırıyor. O artık her şey olabilir; fotoğrafçı olur, şarkıcı olur, yani Süpermen misalidir. Aman ne esprili, ne efendi çocuktur. Bir kaç sıradan fotoğraf çeker, konsept çalıştım deyip görüntülere anlam yükler. 30–40 yılını bu sanata vermiş insanlar varken birdenbire jürilerde belirir.



Bazı kişilerde bugünlerde dernek yönetimlerinde yer aldıktan sonra (Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri gibi) kendilerini her konuda belirleyici kişi olarak görüyorlar nedense. Bu tür davranışlar kendini fotoğraf sanatına adamış kişilere zarar vermektedir. Bir derneğin yönetiminde yer almak özveriyle dernek faaliyetlerinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesine yardımcı olmak içindir. Belirli bir grubun amacına hizmet edemez. Yönetimde olmak kişiyi fotoğraf sanatında bir yere getirmez. Kişi fotoğraf sanatında ancak ürettiği yapıtların kalıcılığı ile anılır.




Fotoğraf; reklamcılık, pazarlama, coğrafya dergileri ve gazetelerden tıp sektörüne kadar birçok alanda kullanılmaktadır. Ama biz burada, sanatsal amaçla üretilmiş fotoğraftan bahsedeceğiz dostlarım. Fotoğraf üretiminde bazı kavramlar çok karışmaktadır. Bir profesyonel maddi gelir sağlamak kaygısıyla bir turizm şirketinin, endüstri kuruluşunun ya da bir beldenin, cami ya da kilisenin sipariş üzerine fotoğraflarını çektiği zaman bu zanaattır. Sipariş bir işin sanat olamayacağı gibi sanat fotoğrafı üreten kişi de profesyonel bir tanıtım fotoğrafçısının imaja yönelik işlerini aynı kalitede üretemeyebilir. Sanatsal kaygı ve zanaat fotoğrafta amaç olarak ayrı kavramlardır. Ama ikisi de gereklidir ve birbirlerine katkıları vardır. Bir profesyonel tanıtım fotoğrafçısı ticari bir iş çekerken sanatsal birikimi varsa işe bazı estetik değerler ya da farklı fikirler katabilir veya zanaat yönü iyi olan bir sanat fotoğrafçısı bazı durumlarda teknik handikaplar yaşamaz. Daha sonraki aylarda bu konuyu biraz daha açmak istiyorum.



Fotoğraf yetenek, kültürel donanım, teknik bilgi ve çok yoğun bir çabayla elde edilir. Uzun bir yaratma sürecinin sonucudur, yani her sanat dalında olduğu gibi yeni bir şeye varlık kazandırma sürecinin. Müdahalesiz veya müdahaleli her iki haliyle de üretildiğinde farklı etkiler barındıran bu sanat son yıllarda birçok çağdaş sanat sergilerinde de, ana materyal olarak kullanılmaktadır. Fotoğrafın sanat olabilmesi için çekilen doğayı ya da durumları belgeleyip başkalarının önüne getirmek yetmez. Çekilen olay ya da nesnelerin başkalarının görmediği bir biçimde görülüp değerlendirmesidir. Yani bir çarpışma sonucu kişinin kendi dünyası ile ve kendi travmaları ile o dönemin sosyal ve kültürel yapısının yansımaları sonuçtaki görüntüye yansır. .Fotoğrafta üretimin anlamı hafta sonu fotoğrafçılığı ya da boş zamanlarını değerlendirme biçimi olmamalıdır. Rastlantılara dayalı fotoğraflar kalıcı bir özellik taşımazlar. Fotoğrafta biçim ve mesaj kaygısı yoksa sıradan bir manzara veya durum fotoğrafı olmaktan ileri gidemez



Fotoğrafa gönül vermiş amatörlere gelince; onlar tatillerini ve boş vakitlerini değerlendirip fotoğrafta deneyim sahibi oluyorlar. Zamanla aralarından ciddi fotoğrafçılar çıkıyor.



Yeter ki “ben yaptım oldu” demesinler. Fotoğrafları yakınları veya bazı ticari fotoğraf kuruluşlarınca övgüyle karşılanabilir. Bu noktada durup biraz düşünmeleri gerek.



Hak edilmemiş alkış kalp para gibidir. Toplayana er geç zarar verir.


-Montaigne




Sevgilerimle


Timurtaş ONAN







İSTANBUL : İNSANLAR KUŞ MİSALİ

“Timurtaş Onan’ın 80′li, 90′lı yıllarda çektiği fotoğraflarından oluşan İstanbul : İnsanlar Kuş Misali adlı kitap yakında yayına çıkacak. Bu bölümde kitaba konu olan sergiye ait çalışmaları sunuyoruz.”


TİMURTAŞ ONAN’DAN DURUM HİKAYELERİ



Kokunun insanı geçmişe götüren tuhaf bir yanı vardır. Soğuk kış günlerinin ayazında burnumuza gelen kömür kokusu, ilk kez girdiğimiz bir evde dolaplara konmuş lavantanın içine gizlendiği nevresimi aşıp kenini bize duyuran esansı, aktarın önünden geçerken etrafımızı saran baharat kokusu, bilmediğimiz bir sebepten, zamanını tam kestiremediğimiz bir eski an’ımıza götürür. Halüsünatif, kendi derinliğinde boşluk hissi yaratan, isim koyulamayan bir duygu verir. Çekilirken güneşi arkamıza aldığımızdan bir kısmı beyaz çıkmış bir çocukluk fotoğrafımıza, annemizin vatkalarını düzelterek yürüdüğü bir semt pazarına, ailenin yaşlılarından birinin evinde yaptığımız; sobanın üzerinde kızartılan ekmek kokusunun mahmurluğumuzu arttırdığı bir kış sabahına götüren kokular… Timurtaş Onan’ın, “İstanbul; İnsanlar Kuş Misali” isimli kitabı, insanda o nereden geldiğini bilmediğimiz kokunun etisini yaratıyor; içinden ne zaman geçtiğimizi hatırlayamadığımız bir anımıza götürüveriyor. Anıların hep sepia, siyah- beyaz ya da buğulu hatırlandığı filmlerin aksine, çıplak gözle bakıldığında görülebilecek bir canlılıkla, görmenin yerini ansızın diğer duyu melekelerine bırakan bir fotoğraf kitabı bu.



İstanbul’un kartpostallarda yer alan, vazgeçilmez simgelerinin; Boğaz Köprüsü’nün, Galata ve Kız Kulesi’nin, Yeni Cami’nin, Haydarpaşa’nın suluboyayla yapılmış bir fon hissi yarattığı bu fotoğraflarda sembollerle insanlar yer değiştirmiş. Fotoğraf çekerken, “Pardon biraz çekilir misiniz? Arkanızdaki binanın fotoğrafını çekeceğim,” diye ricada bulunulan herkes var bu fotoğraflarda; bu kez başroldeler. Sait Faik’in, Firuzan’ın, Tomris Uyar’ın kahramanlarına benziyorlar. Durum hikayelerindeki kahramanların o naif, mütevazı, kendi halinde kişilerinin; poz vermeden, fotoğraflarının çekildiğinden habersiz, “Çekiyorum, gülümseyin!” ihtarından uzak, içinde köyler kasabalar barındıran bir şehre dağılmış kendi hikayelerini yaşarken yansıyan görüntüleri, bakanı da peşine takıp kendi öyküsüne tanık ediyor. Kitaptaki fotoğraflar, yakalanmış anlar olmaktan çıkmış; sayfayı çevirdiğinizde de akmaya devam ediyor sanki: Karaköy- Haydarpaşa vapurundan inenler evlerine dağılıyor, eski zamanlarımızdan hatırladığımız bir Ford dolmuşun şoförü hareket etmek için beklediği son müşteriyi de bulup yola koyuluyor, rıhtımda kovalamaca oynayan üç erkek çocuk, siz kitaptaki diğer fotoğraflara bakmayı bitirene dek, büyüyüp birlikte balık tutan üç delikanlı oluyor”¦.



Timurtaş Onan, fotoğraflarında da sıkça yer alan güvercinler gibi insanların, semtlerin arasında dolaşıp öykülerine tanık oluyor ve gördüklerini fotoğraflara bakanları da o hikayenin içine çekerek aktarıyor. Onun kendi kendine tutturduğu bir ıslığın hafifçe kulağımıza gelmesi gibi bu fotoğraflar. Durum hikayelerini okurken o diyaloglardaki sadeliğin insana duvarları ince yan daireden konuşulanları duyuyormuş hissi veren doğallığı, kurgulanmamış havası verecek kadar ustaca yapılmış kurgusu gibi.



“İstanbul; İnsanlar Kuş Misali”, hafıza tazeleyen bir anı kitabı, durum öyküsü anlatan bir fotoğraf kitabı. Figüran olarak görmeye alıştığımız insanların başrolde olduğu bu kitap, İstanbul’un yakın tarihine de yaşanmışlıkları ön plana alarak ışık tutuyor. Timurtaş Onan’ın, gözden kaçanları, altını çizmeden ön plana çıkaran tarzının etkileriyle örülü bu kitabın fotoğraf meraklılarında kendine has bir yeri olacağına inanıyorum.



Seray ŞAHİNER











































































AYIN KONUĞU : İZZET KERİBAR



Bu ay köşeme konuk ettiğim sanatçı, hem eserleriyle hem de zarif kişiliği ile beni daima etkileyen ve örnek almaya çalıştığım değerli İzzet Keribar.




Farklı Yaklaşımlar



“Son yıllarda modern sanat müzelerine daha fazla ilgi duymaya başladım. Modern sanat bienallerini ve galerileri, eskisine göre daha sık ziyaret ediyorum. Ve gözüme takılanları, insan ögesiyle birlikte, detaylar keşfederek, bakışları, hareketleri, gölgeleri, yürüyüşleri sergilenen sanatle birlikte görmeye çalışarak fotograflamak çok sevdiğim bir tutku haline geldi.



Bu küçük portfolyoda bu çalışmalardan bazı örnekler sunuyorum.



Örnekler çoğalırsa, belki bir gün daha geniş kapsamlı bir çalışma yapabileceğim.”


İzzet Keribar

























Gelecek Sayıda : Dışardakiler – Timurtaş Onan













Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan Timurtaş Onan

Bob Krist : Fransız Polinezyası



Bob Krist, daha çok National Geographic Traveler, Smithsonian ve Islands gibi dergiler için serbest çalışan bir fotoğrafçıdır. Bu görevler sebebiyle yedi kıtaya gitti ve Yılın Fotoğrafları, İletişim Sanatları, Dünya Basın Fotoğrafı gibi ödüller kazandı. İzlanda’da bir buzulda gemisi karaya oturdu, Güney Hindistan’da saldırgan boğalar tarafından neredeyse çiğneniyordu ve Trinidad’da bir ‘Vodoo’ töreni sırasında bir kılıçla şövalyelik unvanı aldı. Amerikan Seyahat Yazarları Topluluğu’nca 1994, 2007 ve bu yıl tekrar 2008 kongresinde “Yılın Seyahat Fotoğrafçısı” ünvanını kazandı. 2000’de çalışmaları, New York Magazin Fotoğrafçılığı Eisenstaedt Ödülü’nü aldı.



Bob’un ‘Tuscany’de’ adlı kitabı (Broadway Books, NY) yazar Frances Mayes ile ortak çalışmasıdır ve bölgenin fotoğraflarını içeren 270 sayfalık bir kitaptır. New York Times en çok satanlar listesinde bir ay kalmıştır. Aynı zamanda Caribbean, Caribbean’ın Portresi ve Aşağı Ülke kitaplarının fotoğraflarını da çekmiştir: Savana’ya Çarliston (Grafik Sanatlar Merkezi Yayıncılık), New York’ta bir Fotoğraf Turu (Photo Secrets Yayıncılık, San Diego) ve Bucks Eyaleti İzlenimleri (Old Mill Prodüksiyon, New Hope PA.)





Bob Krist

Fotoğrafçılıkta olduğu kadar yazarlıkta da başarılı olan Bob, hem National Geographic Traveler hem de Outdoor Photographer dergilerine seyahat fotoğrafçılığı hakkındaki yazılarıyla katkıda bulunmaktadır. Yerin Ruhu adlı kitabı: Seyahat Fotoğrafçısının Sanatı (Amphoto Books, NY) Amerikan Fotoğrafçı Dergisi tarafından “seyahatle ilgili bugüne dek okuduğumuz en iyi kitap” olarak nitelendirildi. Washington DC’de, “National Geographic’de canlı yayın” adlı halen devam etmekte olan programda konuşma yapmaktadır. Maine ve Santa Fe Fotoğraf Atölyelerinde, National Graphic ve Linblad Keşif Seferlerinde fotoğraf dersleri vermektedir.



Eski bir profesyonel aktör olan Bob, Ulusal Vahşi Yaşam Prodüksiyon tarafından Outdoor Life Network’te yayınlanan En İyi Doğa Fotoğrafçılığı adlı 13 bölümlük bir dizide ve Cablevision’da yayınlanan “MagRack” dizisinin Fotoğrafçılık Yakın Çekim bölümünde sunuculuk yapmıştır. Mayıs 2005’den beri PBS Özel Restorasyon Hikayelerinde ev sahipliği yapıyor. Bob, New Hope Pensilvanya’da, eşi Peggy ile yaşamaktadır. Matthew, Brian ve Jonathan adlı 3 çocukları vardır.





Bob KRIST


BobKrist@aol.com




Bob Krist is a freelance photographer who works regularly on assignment for magazines such as National Geographic Traveler, Smithsonian, and Islands. These assignments have taken him to all seven continents and have won awards in the Pictures of the Year, Communication Arts, and World Press Photo competitions. He has been stranded on a glacier in Iceland, nearly run down by charging bulls in southern India, and knighted with a cutlass during a Trinidad voodoo ceremony. He won the title of “Travel Photographer of the Year” from the Society of American Travel Writers in 1994, 2007, and again this year at the 2008 convention. In 2000 his work was honored at the Eisenstaedt Awards for Magazine Photography in New York City.



Bob’s books include In Tuscany (Broadway Books, NY), which features 270 pages of his photographs of the region and is a collaboration with author Frances Mayes. It spent a month on the New York Times bestseller list. He also photographed the coffeetable books Caribbean and Portrait of the Caribbean and Low Country: Charleston to Savannah (Graphic Arts Center Publishing) , A Photo Tour of New York (Photo Secrets Publishing, San Diego), and Impressions of Bucks County (Old Mill Productions, New Hope PA).



An accomplished writer as well as a photographer, Bob is a contributing editor at both National Geographic Traveler and Outdoor Photographer, where he writes a travel photography column. His how-to book Spirit of Place: The Art of The Traveling Photographer (Amphoto Books, NY) was hailed by American Photographer magazine as “the best book about travel photography we’ve ever read.” He lectures in Washington DC as part of the ongoing “Live at the National Geographic” series. He teaches photo workshops for the Maine and Santa Fe Photo Workshops, National Geographic Expeditions, and Linblad Expeditions.



A former professional actor, Bob hosted Nature’s Best Photography, a 13-part series for National Wildlife Productions on the Outdoor Life Network, and Photography Close Up, one of Cablevision’s “MagRack” series. Starting in May 2005, he will host the PBS special Restoration Stories. Bob lives in New Hope, Pennsylvania, with his wife Peggy. They are the parents of three sons, Matthew, Brian, and Jonathan.




Bob Krist


BobKrist@aol.com





Çeviri (translated by) : Berna AKCAN



FRANSIZ POLİNEZYASI (FRENCH POLYNESIA) – BOB KRIST


Aerial view of the motus and lagoon of Bora Bora.


Bora Bora lagününün havadan görünümü.



A waterlily in an ornamental pond.


Süs gölündeki bir nilüfer.



Aerial view a speedboat making its way through the lagoon of Bora Bora.


Bora Bora lagününe doğru giden bir sürat teknesinin havadan görünümü.


A waitress at Bora Bora Nui Resort.

Bora Bora Nui Resort’taki garson kız.


A view of Mount Mouaroa and Opunohu Bay in Moorea, French Polynesia.

Fransız Polinezyasındaki Moorea’da bulunan Mouaroa Dağı ve Opunohu Koyu.


A sting ray in Moorea.

Moorea’da çarpan bir vatos balığı.


A Sabre Squirrelfish in the shallow coralheads in the Bora Bora lagoon.

Bora Bora lagünündeki mercan sığlıklarındaki bir Sabre Squirrelfish.


A rainbow off Bora Bora in French Polynesia.

Fransız Polinezyasındaki Bora Bora açıklarında bir gökkuşağı.


A couple exchange a kiss after their Polynesian wedding ceremony.

Polonezya düğün merasiminden sonra birbirini öpen bir çift.


Fire dancers at Tiki Village in Moorea, French Polynesia.

Fransız Polinezyası, Moorea’daki Tiki Köyündeki ateş dansçıları.


Kayaking over a large coral head in Moorea, French Polynesia.
Fransız Polinezyası, Moorea’da mercan kayalığı üstünde kanoyla gezinti.

Local guide and folklorist Patrick Tairua prepares to weigh anchor.

Yöresel rehber ve halkbilimci Patrick Tairua demir alma hazırlığı yapıyor.


Local kids jump off the dock at Vaitape Harbor in Bora Bora.

Yöre çocukları Bora Bora Vaitape Limanında iskeleden atlıyorlar.


Black Pearls are raised in beds off the islands of French Polynesia.
Fransız polinezyası adaları açıklarındaki yataklarda yetiştirilen siyah inciler.

Shark, stingrays, and reef fish in the Bora Bora lagoon.

Bora Bora lagünündeki köpek balığı, vatoslar ve mercan balıkları.


The fruit carrying race on Bora Bora.

Bora Bora’da meyve taşıma yarışı.


Roonui is a well known specialist in Polynesian tattooing.

Roonui Polinezya dövmeciliğinde çok iyi tanınan bir uzman.







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Bob Krist : Fransız PolinezyasıBob Krist : Fransız PolinezyasıBob Krist : Fransız PolinezyasıBob Krist : Fransız PolinezyasıBob Krist : Fransız PolinezyasıBob Krist : Fransız PolinezyasıBob Krist : Fransız PolinezyasıBob Krist : Fransız PolinezyasıBob Krist : Fransız PolinezyasıBob Krist : Fransız PolinezyasıBob Krist : Fransız PolinezyasıBob Krist : Fransız PolinezyasıBob Krist : Fransız PolinezyasıBob Krist : Fransız PolinezyasıBob Krist : Fransız PolinezyasıBob Krist : Fransız PolinezyasıBob Krist : Fransız PolinezyasıBob Krist : Fransız PolinezyasıBob Krist : Fransız PolinezyasıBob Krist : Fransız PolinezyasıBob Krist : Fransız PolinezyasıBob Krist : Fransız Polinezyası

Abdullah Coşkun : İki Yıllık Hasretin Yol Hikayesi



“2 yıllık hasretin yol hikayesi”, İstanbul’da Adliyede güvenlik güçlerinin götürdüğü babasını öpmek isteyen, izin verilmeyince de ağlayarak Türkiye’yi gözyaşlarına boğan 7 yaşındaki Oğuz ve kardeşlerinin, İstanbul’dan babalarının Cezaevinde kaldığı Edirne arasındaki 3 saatlik hasret dolu yolculuğunu konu alıyor.



Oğuz ve kardeşleri, 2 yıl önce bir gece akşam yemeğindeyken eve gelen polisler tarafından götürülen babalarını bir daha hiç görmemişlerdi. Babaları Edirne F tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunuyordu. Oğuz babasının duruşmasının olduğu gün Beşiktaş’ taki İstanbul Adliyesi’ne gitti. Jandarmalar babasını mahkemeye götürürken, güvenlik şeridini aşarak babasına doğru koştu. “Bırakın öpeyim” diye haykırdı ama babasını öpmesine güvenlik güçleri izin vermedi. Adliyede bulunan gazeteciler olayı saniye saniye görüntüleyince akşam haber bültenlerini izleyenler bu olay karşısında gözyaşlarına hakim olamadı.



Haberleri izleyen Adalet Bakanı olayın ertesi günü Oğuz ve kardeşlerinin babalarını görmeleri için Edirne F Tipi Kapalı Cezaevine gitmelerine izin verdi. Bunun üzerine Oğuz ve kardeşlerinin İstanbul’ dan Edirne’ye olan 3 saatlik yolculuğu başladı. İşte bu fotoğraflar, Oğuz ve kardeşlerinin 2 yıllık hasretinin 3 saatlik yolculuğa nasıl sığdırıldığını belgeliyor.



Gerçek bir yaşam öyküsü”¦




Abdullah COŞKUN























Abdullah COŞKUN Hakkında



1981 yılında Adana’da doğdu. Üniversite eğitiminin ardından yerel ve ulusal medya kuruluşlarında muhabir olarak çalıştı. Fotoğrafa mesleği dışında ayrı bir ilgi duyduğundan bu alanda birçok atölyeye katılarak eğitimler aldı. Çukurova Üniversitesi Radyo TV Bölümü’nde temel fotoğraf derslerine eğitmen olarak girdi. Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü’nün Sosyal Riski Azaltma Projesi’nin (SRAP) desteklediği “İnisiyatif Kültür Merkezi” bünyesindeki “An Fotoğraf Topluluğu”nun kurucuları arasında yer aldı. Uluslararası bir haber ajansında foto muhabiri olarak çalışmalarını sürdüren Coşkun, yurt içi dünya gündemindeki sıcak olay bölgelerinde fotoğraflar çekerek başarılı bir portfolyo oluşturmaya çalışıyor.





FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :

Abdullah Coşkun : Sıfır Noktasında Çoban Olmak
Abdullah Coşkun : Gidenlerin Ardından






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Abdullah Coşkun : İki Yıllık Hasretin Yol HikayesiAbdullah Coşkun : İki Yıllık Hasretin Yol HikayesiAbdullah Coşkun : İki Yıllık Hasretin Yol HikayesiAbdullah Coşkun : İki Yıllık Hasretin Yol HikayesiAbdullah Coşkun : İki Yıllık Hasretin Yol HikayesiAbdullah Coşkun : İki Yıllık Hasretin Yol HikayesiAbdullah Coşkun : İki Yıllık Hasretin Yol HikayesiAbdullah Coşkun : İki Yıllık Hasretin Yol HikayesiAbdullah Coşkun : İki Yıllık Hasretin Yol HikayesiAbdullah Coşkun : İki Yıllık Hasretin Yol HikayesiAbdullah Coşkun : İki Yıllık Hasretin Yol HikayesiAbdullah Coşkun : İki Yıllık Hasretin Yol HikayesiAbdullah Coşkun : İki Yıllık Hasretin Yol HikayesiAbdullah Coşkun : İki Yıllık Hasretin Yol HikayesiAbdullah Coşkun : İki Yıllık Hasretin Yol HikayesiAbdullah Coşkun : İki Yıllık Hasretin Yol Hikayesi

Şule Tüzül : Yalnız Bir Opera : Fotoğraf Can Çekişiyor




FOTOĞRAF CAN ÇEKİŞİYOR

O’na”¦





Dua niyetine… (Fotoğraf: Faika Berat Pehlivan)


“Dönüp ardıma bakıyorum


Yoksun sen


Ey Sanat! Her şeyi hayata dönüştüren”¦” *




Fotoğrafa dair her ne varsa yalnızlık. Fotoğraf, fotoğrafçı, izleyici. Binlerce izleyicinin bir fotoğrafa hayranlık konusunda buluşması, ne fotoğrafın ne de fotoğrafçının yalnızlığını değiştiriyor. İzleyiciler”¦ Onlar”¦ Bir fotoğrafta kendileri ile karşılaşma ihtimalinin hazzının peşinde koşarak yalnızlıktan sıyrılmayı umut eden yalnızlar ordusu”¦



Doğru nedir? Siyah mı, beyaz mı? Bizi acıtanlar mı, sevindirenler mi? Bulutların üstüne çıkartan mı, yerin dibine indiren mi? Suskumuz mu, sözcüklerimiz mi? Gördüklerimiz mi? Ya görmediklerimiz, duymadıklarımız, hissetmediklerimiz? Ya hissedemediklerimiz!… Kalabalıkların peşinde koştuğunun, biz de peşine takıldığımızda mı ulaşacağız ulvi doğruya, sadece bizim içimizden, yani tek bir kişinin içinden seslenen sesi dinlediğimizde mi?



Hatalarımızı ve yanlışlarımızı, neden doğrularımız kadar sevemiyoruz?… Kusur ki, en çok yakışandır insana”¦ İnsan en çok o zaman insan”¦ Değil mi?…



Kendimize, yaşamın koca bir yanılsamadan ibaret olmadığını kanıtlamak için, ürettiğimiz sorular ve cevaplarla tükettiğimiz koca bir ömür var. Çoğu zaman yanıt basit ve tektir; bazen aşktır, bazen düşler”¦ Elbette, tüm bunları yazarken, yaşamla bir kavgası, derdi olan, varolduğunu önce kendine kanıtlama çabası içinde olan insanlar sözkonusu olan. Yoksa sabah sekiz akşam beş, bir ev bir araba oldu mu, gerisi tamam diyen, akşamları tv dizileri izleyerek varoluş terapisini tamamlayan, duyarlılığını ekran karşısındaki gözyaşları ile tatmin eden insanlar konumuz dışında. Onlar yaşamın anlamını buluvermişler bile, biz kendi işimize bakalım”¦



Bazen de omuzlarımıza yığılan sorular altında eziliyoruz, zihnimiz ve algılarımız tıkanıveriyor, duruyoruz. Tutunacak birşeyler arıyoruz. Sadece ve sadece sağlam bir şeylere tutunmak istiyoruz. İşte böyle zamanlardan birinde; “Fotoğraf yaşamdan daha gerçektir, aksini kim iddia edebilir ki! Ve insan ancak, gerçeğin ne kadarına katlanabilirse o kadarını yaşar!” diyerek fotoğrafa tutunduğumda, hiç tereddütsüz inandığım fotoğrafın gücünü sözcüklerin hamuruna katıp, sonsuz bir gevezeliğin içinde buluvermiştim kendimi. Fotoğrafın gölgesinde kalan sözcüklerin yanına ilişip, sözcükler gibi fotoğrafa sığındım.



Benim sığındığım fotoğrafın kuralları yok. Tanımını belirleyen uzman ve otorite de yok. İyi-kötü, usta-amatör, bilgili-cahil kavramları yok. Fotoğrafla ilgili çoğunluğun ağzından düşürmediği “etik” sözcüğü benim sığındığım fotoğrafın sınırlarından içeri giremiyor, çünkü sınırları da olmayan bir fotoğrafa sığındım ben. O kadar sınırsız, o kadar özgür!… Fotoğrafa dair ne varsa, ancak o fotoğrafa baktığınızda görebilir ve anlayabilirsiniz, çünkü herşey sadece o fotoğrafa dair. Saldırısı ve savunması içinde. O kadar kendinden emin, o kadar tavizsiz, o kadar umarsız!”¦



Fakat ben sanmıştım ki;


Fotoğrafın gücü herşeyin üstündedir, fotoğrafçısını da izleyicisini de korur, kollar”¦


Fotoğraf bir duadır, Tanrı en çok fotoğrafın dualarını dinler”¦


Fotoğraf bağırır, herkes olmasa da, birileri muhakkak duyar, gelir”¦


Fotoğraf bir suskudur, ruhunu yaşamın kirinden pasından arındırmak isteyenler bu suskuya sığınır, arınır”¦


Fotoğraf inatçıdır, ne kadar üstüne gidersen git asla geri adım atmaz”¦


Fotoğraf hümanisttir, tepki verir, taraf tutar, ama kimseye el kaldırmaz”¦



İyi ama, ne kadar çok kirlenmişiz, ne kadar çok!… Sanatın ve fotoğrafın olmadığı bir coğrafyada boğazımıza kadar kirlenmişiz. Siz, bu coğrafyada sanatın ve fotoğrafın varolduğuna mı inanıyorsunuz? Hangi sanat! Hangi fotoğraf! Durun durun, “evet inanıyorum!” demekle olmuyor bu işler, önce bana bu coğrafyayı anlatın. Hepimizin tutkuyla sevdiği bu “yalnız ve güzel” ülkeyi anlatın bana. Ondan sonra fotoğrafa gelelim.



Şimdi elimde grenleri bol siyah beyaz bir fotoğraf, kara kara düşünüyorum. Sihirli aynalardan medet uman masal kahramanları gibi, omuzlarım çökük, bir umut fotoğrafa bakıyorum. Fotoğraf bana bakıyor. Herkesin düştüğü yanılgıya ben de düşüyorum: bütün sorumluluğu ve beklentimi fotoğrafa yüklüyorum. Fotoğraf “yapma!” diyor”¦ Yapma!



D.H. Lawrence “Toplumun iğdiş edilmiş duyarlılığını sarsmayan hiçbir resim yapmam!” dediğinde ve toplumun iğdiş edilmiş duyarlılığını sarstığında başına neler geldi bilmiyorum. Benim de tutkuyla sevdiğim bu coğrafyada ise, o duyarlılığa dokunma cüreti gösterildiğinde neler olduğunu biliyorum.



Gölgesine sığındığım, yaşamın uçurumlarında düşmemek için tutunduğum fotoğraf bugün can çekişiyor. Sığınmışlığım; üzgün ve çaresiz, bu yüzden öfkeli ve isyan ediyor”¦



Şule TÜZÜL


Temmuz, 2008



* Şiir: Yalnız bir Opera, Kitap: Yaz Geçer, Murathan Mungan







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Şule Tüzül : Yalnız Bir Opera : Fotoğraf Can ÇekişiyorŞule Tüzül : Yalnız Bir Opera : Fotoğraf Can Çekişiyor

Erdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbul



Ulaşılması zor bir kentti İstanbul; ‘ekmek kapısı’ oluşu ve sanal dünyasındaki ışıltılı yansımaları hep çekim gücü oldu bu kent için. Bir de popülist yaklaşımların etkisi ve kışkırtmasıyla bu kente ‘kapağı atmak’ adeta bir kurtuluşla eş anlamlı oldu.




Sessizce gelip kentin kıyısına yerleştiler; ne iş olursa yaptılar; birçok meslek onların buluşuydu. Hemşerileriyle aynı mahallede, kıraathanede, işyerlerinde birlikte oldular; İstanbul’un içinde yaşıyorlardı ama hep dışında kıyıda-köşede kalmak tercihleriydi; bunu kültürlerini korumak, bu kentte var olmak adına yaptılar. Hep kapalı kaldılar, uzak durdular bu kente; İstanbul onlara o kadar uzaktı ki? İşleri gereği kente indiler; bir de hastalıklarında… Sokaktaki çocuk Gülhane Parkı’na bir bayram günü gitmişti; İstanbul onun için sadece oturduğu sokak ve Gülhane Parkı’ydı; bir de sünnet olduğunda ailesi onu Eyüp Sultan’a götürmüştü. Yaşadığı bu kentte köyünün yaşamı, yaylasının suyu-havası rüyalarını süsler olmuştu! Ama tatillerde köylerine gittiklerinde yaşıtlarının gözünde onlar artık birer İstanbulluydu! Kendilerine göre farklılaşmış yaşam tarzlarıyla onlar artık o köylü olamazlardı: “İki arada, bir derede” kalmışlardı.




Kent onlar için ne anlama geliyordu? Onlar nereliydi? Her sokak başında “hemşerim memleket neresi” sözünü duymayanımız var mı? On yıllarca bu kentte yaşadıkları halde neden hala İstanbullu olamadılar; yoksa bu kent mi onları dışladı.




Hep toplu halde, bir arada yaşadılar; aynı lehçeyi konuştular; birbirleriyle kız alıp verdiler; aralarına, sokaklarına, mahallelerine “yabancıyı”(!) sokmadılar. Hemşerilik kültürüyle yaşadılar. Kendilerinden sonra gelecek kuşaklar nasıl yaşayacaklar dersiniz; İstanbullu, bu kentli olabilecekler mi?




İstanbul’un kıyısındaki mahallelerde, sokaklarda, sur diplerinde, köprü altlarında, bir cami avlusunda ya da bir türbe girişinde objektifimi her çevirişimde yukarıdaki sorular yordu beni. Eyüp’ten Eminönü’ne değin Haliç kıyısı sokakları, Küçükpazar’ın Tahtakale’nin izbe sokakları ve hanları; cami avluları, türbe girişlerinde donup kalan fotoğraf karelerinin her biri soru işareti.


İstanbul’un -20 yıldır gezdiğim- birçok sokağında gözle görülür bir doku değişimi olmuştu. Ayvansaray, Fener ve Balat’ın “madamları” yitmiş, gitmiş, yerine farklı kültürlerin “göç insanları” gelmişti. Yaptığım çalışmalarla İstanbul’un farklı bir yüzü ortaya çıktı: Kentin farklı bir kesitinin günlüğünü anlatan fotoğraflar… Yeni yüzyılda hala yanıtını veremediğim birer soru işareti olan İstanbul kentine uzak insanların, insanlara uzak İstanbul kentinin kara kutuda donup kalan ‘resimleri’…




Erdal YAZICI


























FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :

Erdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Çocuk Dünyam
Erdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Bir Çarşı Günlüğü
Erdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Başlarken

Siyah Beyaz : Erdal Yazıcı
Erdal Yazıcı : Deprem






Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Erdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbulErdal Yazıcı : Anlar, Hikayeler : Uzak Kent İstanbul

Tansu Gürpınar ile Doğa : Sulak Alanlar



DOĞAL ÇEVRE VE FOTOĞRAF


SULAK ALANLAR




Eğer çevrenizde bir aydınlanma, poz değerinde bir yükselme, etrafınızda bir ferahlama hissederseniz; ya da kuş seslerinin çoğaldığı, su şırıltısının, dalga sesinin, çağlayan uğultusunun kolayca işitilebildiği bir noktadaysanız, bir sulak alanın kıyısında veya yakınındasınız demektir.




Beyşehir gölü ve Dedegöl dağları – Konya

Bilindiği gibi su yaşamın temel unsurlarından biridir. Bu yüzden insanlar ilk çağlardan beri suya yakın olmayı kendileri için bir zorunluluk olarak görmüşler, köylerini, kentlerini, bağlarını, bahçelerini, sanayilerini, kısacası uygarlık adına geliştirdikleri her şeyi su kıyısında veya su ile kolayca ilişkilendirilecek şekilde kurmuşlar ve düzenlemişlerdir.



Su, her canlı varlık için yaşamsal önem taşırken fotoğrafçılar için farklı anlamlar ve olanaklar ihtiva etmektedir. Şöyle ki:




Abant gölü – Bolu

Işık yoğunluğu: Deniz, göl ve benzeri durgun su alanları, özellikle sakin havalarda, doğal bir ayna işlevi görürler. Üzerlerine düşen ışığı yansıtarak ışık yoğunluğunun artmasına neden olurlar. Ayrıca açık su alanlarında doğal ışığın objelere ulaşmasını engelleyen şeyler yoktur. Bu nedenlerle anılan yerlerde poz değeri bozkırlara, tarım alanlarına, ormanlara göre daha yüksektir.




Bir kış günü Afatlar deresi – Bolu

Yansıma: Durgun sulardaki yansıma biz fotoğrafçılara yaratıcı imkanlar sağlar. Sudaki yansımalar ressamları, müzisyenleri de etkilemiş ve esin kaynağı olmuştur.




Tuz gölü – Aksaray

Açık alan: Sulak alanların bize çok doğal gelen bu özelliğinden çoğu kez fark etmeden yararlanırız. Örneğin ağaçların sık olduğu bir orman içinde belirli bir ağacı görüntülemekte güçlük çekerken, aynı ağacın göl ya da ırmak kenarında olması halinde, en az bir cephesi açıkta olduğu için onu kadraj içinde kolayca belirgin hale getirebiliriz.




Nallıhan Kuşcenneti – Ankara

Doğal bitki ve hayvan varlığı: Sulak alanlar organik madde üretimi açısından tropikal ormanlara eşdeğer ekosistemlerdir. Bu nedenle bitki ve hayvan varlığı bakımından zenginlik gösterirler. Özelilikle büyük kuş topluluklarının varlığı sulak alanların en dikkat çekici özelliklerinden biridir.




Sultansazlığı ve Doğu Toroslar – Kayseri



Kısacası sulak alanlar fotoğrafçıların rahat ve zevkle çalışabilecekleri yerlerdir. Genel olarak sulak alan tanımı ve ülkemizdeki sulak alanlardan örnekler vermeden önce tarihçesinden kısaca bahsetmek yararlı olacaktır.



Sulak alanlar çevreci düşünce ve yaklaşımların dünya üzerinde ilk el attığı konulardan biridir. Sığ göllerin, sazlıkların kurutulması, Ondokuzuncu ve Yirminci yüzyılların sıtma hastalığı ile mücadele stratejisinin bir parçası olduğu kadar, topraksız köylülere toprak dağıtma siyasetinin de temelini oluşturuyordu. Bu yüzden Dünyamızın her tarafında drenaj işlemine tabi tutuldular. Bu alanların ekolojik olarak çok değerli olduklarını önce bilim adamları ve kuş gözlemcileri fark ettiler.


Nemrut krater gölü – Bitlis



İncelemeler, sulak alanların, çevrelerinin su rejimlerini düzenlediklerini, balıkçılık, hayvancılık, için olanak sunduğunu, bilimsel, estetik, rekreasyonel, signetik ve sportif değerler taşıdığını ortaya koydu. 1967 Yılında Uluslararası Doğa Koruma Birliği ( IUCN ) ile Türkiye Tabiatını Koruma Cemiyeti Ankara’da “Sulak Alanlar Ekoloji Teknik Toplantısı” düzenlediler.




Şavşat Karagöl – Artvin

Dünyanın ünlü bilim ve iş adamlarının katıldığı bu tarihi toplantının sonuç kararlarından biri de sulak alanların Dünya ölçeğinde korunması için uluslararası bir sözleşme hazırlanması idi. Dört yıllık bir hazırlıktan sonra sözleşme 1971 yılında İran’ın Ramsar kentinde imzalanarak hükümetlerin onayına açıldı.




Seyfe gölü – Kırşehir

Kısaca Ramsar Sözleşmesi olarak bilinen sözleşmenin açık adı “Özellikle Sukuşları Yaşama Ortamı Olarak Uluslararası Öneme Sahip Sulak Alanlar Hakkında Sözleşme”dir.



Ramsar Sözleşmesi sulak alan tanımını şöyle yapmaktadır: “doğal ya da yapay, geçici veya sürekli, suları durgun veya akıntılı, tatlı acı veya tuzlu, denizlerin gelgit hareketlerinin çekilme devresinde derinliği altı metreyi geçmeyen bütün sular, sazlıklar, bataklıklar ve turbalıklardır.” Sözleşme metninde sukuşu tanımı ise şöyledir: “ ekolojik olarak sulak alanlara bağımlı olan kuşlardır.”




Sultansazlığı ve Erciyes dağı – Kayseri

Yukarıdaki tanıma ülkemizdeki bütün göller, lagünler, akarsular, sazlıklar, bataklıklar ve turbalıklar girdiği gibi, denizlerimizin özellikle nehir ağızlarına rastlayan kesimleri de sulak alan tanımı içindedir. Bu sulak alanların bazıları ise Ramsar kriterlerine göre uluslararası önem taşımaktadır. İsimlendirecek olursak, Beyşehir gölü, Eğirdir gölü, Burdur gölü, Manyas gölü, Uluabat gölü, Tuz gölü, Van gölü, Seyfe gölü, Sultan sazlığı, Akyatan ve Yumurtalık lagünleri, Gediz deltası ( İzmir Kuşcenneti) Balık gölü, Karine dalyanı ilk sıralarda yer almaktadırlar. Göller bölgesinde yer alan göllerimizde doğal peyzajlarının güzelliği öne çıkarken, kıyı bölgelerindeki göl ve lagünlerde kuş ve balık varlığının zenginliği dikkat çekmektedir.




Beyşehir gölünde çevresinde atol bulunan bir ada – Konya

Türkiye, sulak alanların korunmalarını ve değerli birer ekosistem olarak yönetilmelerini öngören Ramsar Sözleşmesini 1971 yılında imzalamış ve 1994 yılında onaylamış olmasına rağmen, ne yazık ki sulak alanlarımızın kaybı devam etmektedir. Su kaynaklarını yönetmekle görevli ve sorumlu kuruluşların bu konuda ciddi hatalar yaptığı sadece sulak alan kaybından değil, son yıllarda ülkemizin bazı bölgelerinde yaşanan su sıkıntılarından da anlaşılmaktadır. Fotoğrafçıların, özellikle de doğa fotoğrafçılarının doğal varlıkların yaşatılması için önemli katkılar sağlayabilirler. Sulak alanların değerlerinin ve güzelliklerinin yanı sıra sorunlarını da fotoğraflamaları, gösterilerinde, sergilerinde, yazılarında bunlara yer vermeleri toplumda bilgilenmeyi, farkındalığı artıracaktır.




Ulubat gölü ve nilüferler – Bursa

Yukarıda da belirtildiği gibi, sulak alanlar, fotoğrafı çekilecek objelerin bolluğu, ışık yoğunluğu ve çekim ortamının ferahlığı nedenleriyle, biz fotoğrafçıların severek çalıştığı yerler arasındadır. Eğer doğa fotoğrafçısıysanız, kuşları, böcekleri görüntülemeyi seviyorsanız, sazların, kamışların, kındıraların çizgisel yapıları size çekici geliyorsa, peyzajları, yansımaları, geniş ufukları, çoşan çağlayan suları, ya da tam aksi, sükunetin en derinini anlatan görüntüleri kaydetmek istiyorsanız sulak alanlar istediklerinizi size cömertçe sunacaktır.

Tansu GÜRPINAR




FOTORİTİM ARŞİVİNDEN :

Tansu Gürpınar ile Doğa : Doğal Çevre ve Fotoğraf
Tansu Gürpınar ile Doğa : Doğa Fotoğrafı







Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

Tansu Gürpınar ile Doğa : Sulak AlanlarTansu Gürpınar ile Doğa : Sulak AlanlarTansu Gürpınar ile Doğa : Sulak AlanlarTansu Gürpınar ile Doğa : Sulak AlanlarTansu Gürpınar ile Doğa : Sulak AlanlarTansu Gürpınar ile Doğa : Sulak AlanlarTansu Gürpınar ile Doğa : Sulak AlanlarTansu Gürpınar ile Doğa : Sulak AlanlarTansu Gürpınar ile Doğa : Sulak AlanlarTansu Gürpınar ile Doğa : Sulak AlanlarTansu Gürpınar ile Doğa : Sulak AlanlarTansu Gürpınar ile Doğa : Sulak AlanlarTansu Gürpınar ile Doğa : Sulak Alanlar

John Chervinsky : Kavramsal Natürmortlar






Bir Perspektif Deneyi

John Chervinsky’nin Kavramsal Natürmortları

Bir bakış açısı, kavrayış ve anlayışın yerine kullanıldığında tehlikeli bir lüks olabilir.


””Marshall McLuhan



Her öznel olgu, aslında tek bir bakış açısına bağlıdır ve objektif, fiziksel bir teorinin o bakış açısını terk edeceği kaçınılmazdır.


””Thomas Nagel



Lensler ve kameralar, çalışan bir fotoğrafçı için ticari araçlardır ama sanatçılar için insana ilişkin çok değerli simgesel olanakları nakleden görüşlere ait olduğundan optiklerin alanıdır, İnsani bilgiyi ve algıyı yaymamızı destekleyen bir vasiyet olarak durabilir. O, aynı zamanda bizim zaaflarımızı sembolize edebilir ve böylece insani durumları daha iyi anlamamızı sağlayabilir. Olasılıklar; 1 ) Miyopluk eğilimimiz, 2 ) İnsanların resmi tesadüfen görmeye ait genel eğilimi, 3 ) Sabit bir bakış açısından türemiş yanılsama ile etkilenen kapasitemizi içerir.



Burada, anlatım için özellikle Natürmortun uygun bir araç olduğuna inanıyorum. Eğer, sanat tarihinde, insanın görsel algısıyla ilgili olarak bilinen herhangi bir tek tür varsa, o, şüphesiz natürmorttur. Özellikle, 17inci yüzyıl Hollandalı sanatçıları, cansız nesne resimleri vasıtasıyla realizmi zirveye getirdiler. İlginç bir şekilde, optik aletlerin bu işin büyük kısmının üretimine yardımcı olduğu kuramı, sanatçı David Hockney tarafından ortaya kondu ve tartışmalara yol açtı. Ayrıca, o dönem süresince var olan hümanizm silsilesi, benim projemin ana konusu olarak yansıtılmaktadır. Benim ilgi alanlarım; sebep ve inanç arasındaki çatışmaları, sebep ve duygu arasındaki çatışmaları, genetik çağın etik konularını, teknolojinin suistimalini ve şahsiyetsizleştirilmesini, şaşırtıcı varoluş çıkmazını kapsar ama bunlarla sınırlı değildir.



Benim natürmortlarım, bilimsel bir sunumda veya sanal fizik deneylerinde sunulabilecek şekilde tasarlanır. Fiziksel dünya ve sanal kurgular arasında gerilimler yaratmak için karatahtadaki tebeşir çizimleri gerçek nesnelerle yan yana konulur. Tebeşirin yanıltıcı etkisini yaratmak için kameranın görüşünü, iki doğru-açılı karatahtanın ufuk noktasına doğru yöneltirim. İşaretler, üç boyutlu alana (Zorunlu perspektifte)çizilir böylece kameranın sabit bakış açısından, derinliğe sahipmiş gibi ve boşlukta veya fotoğrafın yüzeyinde yüzüyormuş gibi görünür.



İzleyiciyle işbirliği yapma gayretiyle, şekiller açık uçlu bir taslak şekli oluşturmak için simgesel olarak tasarlanır. Benim niyetim, tebeşir çizimleri ve karatahtalar ile çalışmayı, fikirler dünyasına yerleştirmektir; eğitici olması için tasarlamak değildir. Ben işi, daha ziyade kolay cevapları olmayan şaşırtıcı sorular olarak görürüm. Niyetim, tek bir dar perspektifi ifade etmek değildir, ama diğer şeylerin arasında, öyle yapmanın yanlış olduğu ortaya çıkar.






An Experiment in Perspective

The Conceptual Still Lifes of John Chervinsky

A point of view can be a dangerous luxury when substituted for insight and understanding. -Marshall McLuhan



Every subjective phenomenon is essentially connected with a single point of view, and it seems inevitable that an objective, physical theory will abandon that point of view. –Thomas Nagel



Lenses and cameras are the tools of the trade for a working photographer, but it is the field of optics, as it relates to human vision, that can carry with it multivalent symbolic possibilities for the artist. It can stand as a testament to our expansion of human knowledge and perception. It can also symbolize aspects of our weaknesses, thus leading to a greater understanding of the human condition. Possibilities include, 1) our propensity for myopia, 2) the prevalent human tendency to see pattern in randomness, 3) our capacity to be swayed by illusion derived from a fixed point of view.



It is my belief, that the still life is a particularly apt vehicle of expression here. If there were any single genre, in the history of art, that was known to deal with human visual perception, surely it would be the still life. In particular, 17th century Dutch artists brought realism to it’s zenith through their paintings of inanimate objects. Interestingly, it has been controversially theorized by artist David Hockney, that optical devices aided much of the production of that work. Further, the thread of humanism that runs through that period is reflected in the subject matter of my project. My areas of interest include, but are not limited to, conflicts between reason and belief, conflicts between reason and emotion, ethical issues in the genomic age, the misuse and dehumanizing aspect of technology, the confounding dilemma of existence”¦



My still lifes are intended to be presented in the manner of a science demonstration or imaginary physics experiment. Chalk markings on blackboards are juxtaposed with real objects to create tensions between the physical world and the imaginary constructs that we use to define it. To accomplish the illusory effect of the chalk, I point a view camera toward the horizon point of two right-angle chalkboards. Markings are drawn into the three-dimensional field (in forced perspective) such that, from the fixed point of view of the camera, they appear to have depth, or to be floating in space, or on the surface plane of the photograph.



In an effort to engage collaboration with the viewer, the images are conceived symbolically, to form an open-ended framework. While it is my intent that the chalk markings and blackboards place the work into the world of ideas, it is not intended to be instructional. Rather, I see the work as posing questions without easy answers. My intent is not to express a single, narrow perspective, but to among other things, expose the fallacy of doing so.





Abstract Implosionism

A Little Bit Of Atmospher

All Watched Over…

Analysis

Angle Of Repose

Continuum I

Design

Flux

In Motion … At Rest

Invention

Music Theory

Neon

Reflection

The Black Box

The Gravity Of Mars

The Great Mormon

The Hand Of Man

The Pitfalls Of Measurement

Time Machine

Work






John CHERVISNKY Hakkında

John Chervinsky’nin çeşitli mühendislik geçmişi, onun halen devam etmekte olan kavramsal natürmort serilerinde apaçık görülmektedir. Şu anda uygulamalı fizik ve biyolojik araştırmaların karışımı olan The Harvard Nanopore Grubu için çalışmaktadır. Grubun esas amacı, DNA’nın bir anlık sıralaması için bir gün kullanılabilecek yeni bir aletin geliştirilmesidir. Chervinsky, bir parçacık hızlandırıcısını çalıştırmak için 18 yıl harcadı ve Harvard’da ve Lawrance Livermore Ulusal Laboratuarı’nda içinde parçacıkların gezindiği doğrusal hızlandırıcı içindeki bir hattı tasarlayıp inşa etti. NASA’nın yurtdışındaki Chandra Röngten ışını gözlemevi’ndeki aynalar üzerinde dağılan protonlarla ilgili araştırmalarda kullanılacak aletleri tasarladı. Hızlandırıcı teknolojisini sanat analizinde kullandı ve Harvard Fogg Sanat müzesi ve Boston’daki Gardner Müzesi’nden İsabella Stewart ile birlikte çalıştı.



Devam etmekte olan Perspektifte Bir Deney adlı fotograf serisinde, John Pfahl gibi kendinden evvelki kişilerin, görsel algılamanın metaforik yönlerini araştırmaya başlamalarından ilham almıştır. Peer Galeri (New York), Blue Sky Galeri (Portland) ve Griffin Fotoğraf Müzesi (Winchester) gibi dikkate değer yerlerde pek çok kişisel sergi açmıştır. Mac Arthur’un şair arkadaşı Thylias Moss ile işbirliği yapmıştır. Çalışmaları pek çok özel koleksiyonun yanı sıra; Polaroid ve Sadakat ortak koleksiyonunda Spenser Müzesi’nde (Lawrence), Portland Sanat Müzesi’nde, Harvard Meslek Okulu (Cambridge), Wright Eyalet Üniversitesi Sanat Müzesi’nde (Dayton) yer almıştır.



John Chervinsky (photograph by Saul Robbins)



About John CHERVINSKY


John Chervinsky’s diverse engineering background is evident in his ongoing series of conceptual still-lifes. He currently works in The Harvard Nanopore Group, a melding of applied physics and biological research. The group’s core mission is the development of a novel device that may one day be used for instantaneous sequencing of single-stranded DNA. Chervinsky has also spent 18 years running a particle accelerator, has designed and built beamlines at Harvard and Lawrence Livermore National Laboratory, and designed instrumentation used to study proton scattering on mirrors used aboard NASA’s Chandra X-ray Observatory. He has used accelerator technology in the analysis of art, and collaborated with Harvard’s Fogg Art Museum and the Isabella Stewart Gardner Museum in Boston.



His ongoing series of photographs, An Experiment in Perspective, was inspired by predecessors such as John Pfahl, as he sets out to explore the metaphoric aspects of visual perception. He has had numerous solo exhibitions at noteworthy venues such as Peer Gallery (New York, NY), Blue Sky Gallery (Portland, OR) and The Griffin Museum of Photography (Winchester, MA). He has collaborated with MacArthur Fellow poet, Thylias Moss, his work is held in the corporate collections of Polaroid and Fidelity, The Spenser Museum of Art (Lawrence, KS), The Portland Museum of Art (Portland, OR), Harvard Business School (Cambridge, MA), Wright State University Art Museum (Dayton, OH), as well as in numerous private collections.



Upcoming or Current:


Gelecek ve Güncel Sergiler:



Clark Gallery, Staged with Cynthia Greig, Nancy Hill and Kathleen Volp, Lincold, MA, through July 19, 2008


Massachusetts Institute of Technology (in conjunction with the PRC), Solo Exhibition, September 2007- August 2008


Spencer Museum of Art, Time/Frame, Group Exhibition, Lawrence, KS, August 2008 – December 2008


Museum of Fine Arts, Houston, PhotoForum Exhibition, 2 Prints, September 2008 – January 2009


Visual Communications Quarterly, Feature Portfolio, Fall 2008


Georgia Southern University, Solo Exhibition, Statesboro, GA, 2009



Selected Solo Exhibitions:


Seçilmiş Kişisel Sergiler:



Peer Gallery, Solo Exhibition, New York, NY, October 2007


Blue Sky Gallery, Portland OR, December 2006


BF Annex, 450 Harrison Avenue, Boston, MA, February 2006


Griffin Museum of Photography, Winchester, MA, July 2005


Photoeye, Santa Fe, NM, Photographers Showcase, Ongoing (On-line Exhibition).



Selected Group Exhibitions:


Seçilmiş Karma Sergiler:



Benham Gallery, Two Person Show, Seattle, WA, April, 2008


Photo Eye Gallery, 3 Prints, Santa Fe, NM, October 2007


FotoFest, International Discoveries Exhibition, 12 Prints in a Group Exhibition, Houston, TX October, 2007


Photographic Resource Center, 11/06-1/07 – PRC|POV, PRC, Boston MA Nominated by Barbara Hitchcock.


Photography Now, 2006 – Wright State University, Dayton, OH.


Limited Fork Poetics Experience, September 06, In Collaboration with poet Thylias Moss, Ann Arbor, MI


International Photographic Juried Exhibition, Center for Photographic Art, Carmel CA Juror: Arthur Ollman


Focused! 2005, Photographic Center Northwest, Seattle WA. Juror: Mary Virginia Swanson.


National Juried Exhibition 2005, Griffin Museum of Photography, Winchester, MA, Juror: Andy Grundberg.


2004 National Juried Photography Competition, Camera Club of New York, Honorable Mention; Juror: Ralph Gibson.


PHOTO LAB(oratory), artSPACE@16 Gallery, Malden MA. Juror: Leslie Brown.


International New Talent Photography Exhibition 2003, 70NW Gallery, Milford PA, Juror: Patrick Sellitto.


Photographic Resource Center Members Exhibition 2003, PRC, Boston MA, Juror: Chris Enos.



Grants:


Bağışlar:



Somerville Arts Council, Artist Fellowship Grant, Somerville, MA, 2008



Print:


Baskı:



Harvard Magazine Harvard Portrait Article, April, 2008


PDNedu, Three Paths to Publishing Your Photo Book, Susan Reich, Vol. 6 Issue 2/Fall 2007


Salamander – a magazine for poetry, fiction and memoirs, cover and 8 image high quality inset, December 2005.



Other:


Diğer:



Members Print Program Contributor, Photographic Resource Center, Boston, MA, Invitational.


Top 50 Photographers, Critical Mass, 2005 and 2006.



Collections:


Koleksiyonlar:



Spencer Museum of Art, Lawrence, KS


Portland Museum of Art, Portland, OR


Polaroid Collection, Waltham, MA.


Fidelity Investments, Boston, MA


Harvard Business School Collection, Cambridge, MA



chervinsky@seas.harvard.edu


www.chervinsky.org




Çeviri : Berna AKCAN








Tüm Hakları Saklıdır © All Rights Reserved

www.fotoritim.com Sitesinde Bulunan Yazılı ve Görsel Eserlerin Bütün Hakları ve Sorumluluğu Eser Sahiplerine Aittir.


All Images and Text Published in www.fotoritim.com are Copyright © Protected by The Author, All Rights Reserved.


Use By Author Permission Only.

John Chervinsky : Kavramsal NatürmortlarJohn Chervinsky : Kavramsal NatürmortlarJohn Chervinsky : Kavramsal NatürmortlarJohn Chervinsky : Kavramsal NatürmortlarJohn Chervinsky : Kavramsal NatürmortlarJohn Chervinsky : Kavramsal NatürmortlarJohn Chervinsky : Kavramsal NatürmortlarJohn Chervinsky : Kavramsal NatürmortlarJohn Chervinsky : Kavramsal NatürmortlarJohn Chervinsky : Kavramsal NatürmortlarJohn Chervinsky : Kavramsal NatürmortlarJohn Chervinsky : Kavramsal NatürmortlarJohn Chervinsky : Kavramsal NatürmortlarJohn Chervinsky : Kavramsal NatürmortlarJohn Chervinsky : Kavramsal NatürmortlarJohn Chervinsky : Kavramsal NatürmortlarJohn Chervinsky : Kavramsal NatürmortlarJohn Chervinsky : Kavramsal NatürmortlarJohn Chervinsky : Kavramsal NatürmortlarJohn Chervinsky : Kavramsal NatürmortlarJohn Chervinsky : Kavramsal NatürmortlarJohn Chervinsky : Kavramsal Natürmortlar